
Erdal Engin Karer
@KarerEngin • 25,237 subscribers
Shorts
Videos

Casene Mağarası, birçok tarihi olaya sahne olmuş. 1923'te İngiliz bombardımanından kaçan Şeyh Mahmud Hafid'e sığınak olan mağara, aynı zamanda ilk Kürtçe gazetelerden birinin basıldığı bir matbaaya da ev sahipliği yapmıştı. Süleymaniye'nin 50 kilometre batısında, Surdaş nahiyesi yakınlarında yer alan Casene Mağarası
Erdal Engin Karer288,568 просмотров • 11 месяцев назад

Taksi Şoförünün müzikten rahatsız olabileceğini düşündüğü müşterisi Dengbêj çıkıyor..
Erdal Engin Karer303,194 просмотров • 1 год назад

Yılmaz Güney 'in Umut filminin müziğini yapan kişi Arif Erkin Güzelbeyoğlu imiş..
Erdal Engin Karer114,885 просмотров • 7 месяцев назад

(1965-66 öğrenim yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girer. Bir yıl sonra aynı okula kayıt yaptıran Deniz Gezmiş’in okul arkadaşıdır. Bu yıllardaki tüm önemli öğrenci ve işçi eylemlerinde Necmettin Büyükkaya vardır. Amerikan 6. Filo’sunu protesto eylemlerinde ön sıralardadır) Görselde Deniz Gezmiş'in kol kola olduğu.. Necmettin bize lezzetli bir çiğ köfte yoğurdu. Birlikte yedik, içtik. Zeki Kılıç, Serhat boyu ses tonuyla, Erivan Radyosu Kürtçe kanalının popüler halk şarkısı "Hey Dolabê, Dolabê"yi söylerken Necmettin'le birlikte neşeyle dinlemiştik. Bu verimli ve aynı zamanda keyifli görüşmemiz meğer sonuncuymuş. Necmettin yurda döndü ve sonradan ne yazık ki yakalandığını duyduk (Nisan 1982). 1983 sonu biz Avrupa'ya geçtik. Necmettin'in Diyarbakır Hapishanesinde direnişçilerle omuz omuza, kararlı bir duruşunun olduğunu duyuyorduk. Hatta 12 Eylül 1980 öncesinde de Necmettin birçok Kürt mücadeleciyi sınır ötesine geçirdi ki onlardan biri de yazar Mehmet Uzun'du (1977). Dostum Necmettin'i yani Kak Selah'ı sevgiyle, özlemle anıyorum. Rojan Hazim
Erdal Engin Karer83,375 просмотров • 7 месяцев назад

Şivan Perwer’in “Krivo” adlı karma kasetinin yayınlanmasına öncülük eder ve süpervizörlüğünü yapar. 1992’de Ahmed Arif’in şiirlerini besteleyen; Cem Karaca, Ahmet Kaya, Sadık Gürbüz, Esin Afşar, Rahmi Saltuk’la birlikte, Ahmed Arif’in anısına çıkan kasette yer alır. Koçgiri Bölgesi’nde ağıt söyleyen (ağıt yakıcı) kadınlar vardır. Ağıt yakıcılar düğünler de cenazelerde sanatlarını icra ederler. Bir gün Hasret kendi köyünde bir cenaze haberi alır. “Cenazeye mutlaka gitmem lazım. Kesinlikle Makbule Teyze de gelir ağıt yakar. Koçgiri’nin en güzel ağıt söyleyen kadını” deyip bahsettiği hafta içinde, köye gidip ağıt yakıcı Makbule’yi bulur ve sesini kaydeder. Dengbej Şakiro’yu duyduğunda “Bu adamı bulmam lazım. Yaşıyormuş” diyip Muş’un Varto ilçesinde gider ve orada dinler kendi sesinden Dengbej Şakiro’yu. Hasret’in yaşadığı dönem Kürtçe müziğin Unkapanı’nda ticari olarak kullanıldığı dönemdir. Birçok firmadan teklif geldiği halde reddetmiştir. Çıkan kasetleri dinler ve üzülür: “Yazık ediyorlar, değil mi? Ne yapsak engel olamayacağız” dediği söylenir ve bir şiir yazar bunun üstüne: “Mem talan olur Zin ziyan olur Ben yine bu ellerde Gül dere dere yaşarım”
Erdal Engin Karer112,774 просмотров • 11 месяцев назад

Koçgiri aşiret reisi Mustafa Paşa'nın ani ölümüyle yerine büyük oğlu Alişan Bey mir olur. Alişan Bey, 1921 Koçgiri İsyanı'ndan sonra sürgüne yollanır. Yıllar sonra Koçgiri'ye döner ve İmranlı'da ikamet etmeye başlar. Alişan Bey, 1933'te evine bomba atılarak katledilir ve bu okuduğum kilam "Miro", o dönemde yakılır; günümüze kadar yaşayan, dilden dile gelen bir Koçgiri ağıtıdır. Yitirdiğimiz cümle canlarımızın anısına saygıyla... Cihan Çelik Cihan Çelik
Erdal Engin Karer67,552 просмотров • 7 месяцев назад

Cemile’yi toprağa verdik, biz hâlâ o derin dondurucunun içindeyiz. Donmuşuz...
Erdal Engin Karer156,541 просмотров • 1 год назад

GÜNEY'İN GÖRDÜĞÜ İLK HAKKARİLİ İnsan hayatı tesadüflerle şekilleniyor. Benim de bir tesadüf eseri Yılmaz Abi’yle karşılaşmam hayatımın en büyük dönüşümüne vesile oldu. Aslında ben o filme figüran olma umuduyla gitmiştim. Paris’e gelmemden 1 hafta sonra Yılmaz Güney’in yeni bir film çekmeye başlayacağını ve oyuncular aradığını duydum. Önemli bir beklentim yoktu. Türk, Fransız ve Kürt tiplemelerinde figüranlar aranıyordu. Bir süre çalışıp biraz para kazanmayı umuyordum . Ama daha büyük motivasyonum Yılmaz Güney’i görebilmekti. Çünkü hayatımın en büyük hayallerinden biri Yılmaz Güney’le karşılaşabilmekti. Bir umut seçmelere gittim. Unutulmaz bir andı benim için. Karşılaştık. "Nerelisin?" dedi "Hakkâriliyim" dedim. Hakkâri’de amatör tiyatrolar yaptığımdan bahsettim. Farklı sorular sorarken sürekli "Hakkârili misin?" sorusunu yineliyordu. Üç kez "Hakkârili" olduğumu tekrarladım. Sonra bana bir gardiyan elbisesi istetti. Ben de dayanamayıp sordum. "Yılmaz abi neden üç kez Hakkârili misin diye sordun?" dedim. Yılmaz Abi o meşhur gülüşüyle cevap verdi: "Hakkâri’yi çok duymuştum ama hiç Hakkârili görmemiştim. İnanamadım" dedi Hakkâri şimdi bile çok uzak bir bölge ki 1970’lerde gerçek bir sürgün coğrafyasıydı. Büyükşehirlere çok gidenimiz yoktu. Gidip gelmek çok kolay değildi. Biz Hakkârililer dünyadan izole bir hayat yaşıyorduk Rıza Oylum
Erdal Engin Karer138,541 просмотров • 1 год назад

Hasret Gültekin'in müzik yönetmenliğini üstlendiği "Newroz" serisi, yasal olarak Kürtçe yasağını ilk kez delen çalışmaydı. Kapakta yer alan yaşlı adamın ağzındaki beyaz şerit de bu yasağı belirtmek için konmuştu. Hasret Gültekin bu seride bağlamaları da çaldı. Bakanlık bandrol verirken şart koydu: "Sözlü Klamlar olmayacak" Hasret Gültekin'de kasetin kapağındaki yaşlı adamın ağzına şerit çekti
Erdal Engin Karer83,072 просмотров • 11 месяцев назад

Esat Oktay Yıldıran’ın beynini allak bullak eden rahmetli Hamido’dur Hamido saz çaldığında koğuş arkadaşlarından birisi nöbet tutuyor. Esat Oktay gelince Hamido’ya söylüyor geldi diye, hemen sapı ve lastiği çıkarıyor, kutuyu kenara koyuyor. Esat Oktay koğuşun önünden geçiyor, içeri bir sivrisinek girmezken bir tane bağlamanın sesi geliyor. Esat Oktay içeri giriyor. O bağlamayı verin diyor. Bunlar diyor bağlama diye bir şey yok. İçeri bakıyor, gerçekten bağlama yok Saz çalmasın diye tırnakları çekilen ama yine de direnen bir sanatçı: Hozan Hamido 1980 Mart’ının ilk günlerinde, darbenin hemen öncesinde tutuklanır. Ve vahşi işkencesiyle bilinen Diyarbakır Cezaevi’ne gönderilir. Tam 5 yıl burada Esat Oktay Yıldıran’ın işkencelerine boyun eğmez, 3 kibritle direniş meşalesi olan yoldaşlarıyla birlikte direnir. 92’de Derik’te bu düğünde, binlerce insan vardı. Düğün baskına uğradı, Hamido ablukaya alındı. ‘Sazı yavaş çal, sesi yüksek olmasın sen insanları rahatsız ediyorsun’ diyorlar. Hamido onlara şöyle bir cevap veriyor: ‘Siz insanları öldürürken sessiz mi öldürüyorsunuz? Silahınızdan çıkan kurşunlar sessiz mi çıkıyor?’ Ve tekrar 4-5 gün gözaltında kalıyor.” Kızıltepe’nin tarihi Dinaysir Köprüsü’nde (Taş Köprü) pusu kuruyorlar. 3 araçla silahlı saldırı düzenliyorlar. Hamido yaşamını yitirir..
Erdal Engin Karer174,687 просмотров • 2 лет назад