Sinan Meydan's banner
Sinan Meydan's profile picture

Sinan Meydan

@SMEYDAN • 704,613 subscribers

Historian,Author,(MA).İÜ Ed.Fak.Tarih; İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih ve YÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü; Cumhuriyet gazetesi

Shorts

Bu ülkenin çocukları bağımsız ve çağdaş bir ülkede özgür,onurlu, rahat yaşasınlar diye tüm ömrünü türlü düşmanlarla mücadeleye adadı.Onun,emperyalizme karşı bağımsızlık,saraya karşı ulusal egemenlik mücadelesi sonunda çocuklarımız bağımsız vatanda bir laik Cumhuriyete sahip oldu.

Bu ülkenin çocukları bağımsız ve çağdaş bir ülkede özgür,onurlu, rahat yaşasınlar diye tüm ömrünü türlü düşmanlarla mücadeleye adadı.Onun,emperyalizme karşı bağımsızlık,saraya karşı ulusal egemenlik mücadelesi sonunda çocuklarımız bağımsız vatanda bir laik Cumhuriyete sahip oldu.

416,257 Aufrufe

30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Büyük Zafer'e yakışır bir zafer de Cumhuriyetimizin spor sahalardaki dünya markası kızlarımızdan geldi.🇹🇷 17 Yaş Altı Kadın Milli Voleybol Takımımız Akdeniz Oyunları Şampiyonu oldu.🏆 Tebrikler Cumhuriyetimizin kızları...👏

30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Büyük Zafer'e yakışır bir zafer de Cumhuriyetimizin spor sahalardaki dünya markası kızlarımızdan geldi.🇹🇷 17 Yaş Altı Kadın Milli Voleybol Takımımız Akdeniz Oyunları Şampiyonu oldu.🏆 Tebrikler Cumhuriyetimizin kızları...👏

33,613 Aufrufe

Atatürk'e neden mi büyük saygı duyuyoruz? Atatürk'ün büyüklüğü, Atatürk'ün Türk ulusu için önemi, kişisel inancından veya inançsızlığından değil, vatanı bağımsızlığına, ulusu egemenliğine, kadını haklarına kavuşturmasından ve tüm yurttaşların çağdaş hukuk önünde eşit, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde ulus olduğu, üreten, kendi ayakları üstünde duran, tam bağımsız, laik, çağdaş bir ulus devlet kurmasından kaynaklanır. Atatürk'e nedeni büyük saygı duyuyoruz? Varlık yokluk savaşımız Türk Bağımsızlık Savaşı'nı örgütleyip, yönetip zaferle sonuçlandırdığı için saygı duyuyoruz. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek yüz yıllardır kendini Allah'ın yer yüzündeki gölgesi olarak gören saray saltanatına karşı, ulusun egemenliğini sağladığı için saygı duyuyoruz. Yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son verip borçlu bağımlı düzeni yıkıp kendi ayakları üstünde duran tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurduğu için saygı duyuyoruz. İnsan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarını benimsediği için saygı duyuyoruz. Kadına insanlık onuruna uygun haklar tanıdığı için saygı duyuyoruz. "En hakiki mürşit ilim ve fendir" diyerek her yönüyle laik, çağdaş bir cumhuriyet kurduğu için saygı duyuyoruz. "Yurtta barış dünyada barış diyerek" savaşı, yıkımı değil, barışı yücelttigi için büyük saygı duyuyoruz. Atatürk, büyük çoğunluğu Müslüman olan Türk ulusunun vatanını, canını, namusunu, özgürlüğünü ve inancını emperyalizmin baskısından kurtarmıştır. İşgalci Yunanlılar camileri yakmış, Muslümlanları katletmiş, hatta Eskişehir'i işgal ettiklerinde ezanları susturmuşlar ve Ayasofya'ya çan takmayı bile düşünmüşlerdi. Atatürk'ün örgütlediği ve bizzat başkomutan olarak yönettiği Türk Bağımsızlık Savaşı'nın kazanılması sayesinde sadece vatan değil, bu topraklarda yaşayan halkın, dolayısıyla Müslümanların canı, malı, namusu, onuru ve inancı da kurtuldu. İşte bu nedenle dün ve bugün bu topraklarda aklı başında, onurlu ve yurtsever her yurttaş (ve dolayısıyla Müslümanlar ) Atatürk'e minnettardır. Atatürk'ün din konusundaki kişisel tutumu bu gerçeği değiştirmez. Atatürk'ün devrimleri dine değil, dinciliğe, yobazlığa, cehalete, geri kalmışlığın kaynaklarını kurutmaya yöneliktir. Devletin, insan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarıyla yönetilmesi, fesi çıkarttırmayı ve uygar biçimde giyinmeyi amaçlayan kılık kıyafet devrimi, Türkçe'ye uymayan Arap harflerinin yerine Türkçe'ye uyan harflerin kabulü, (harfler kutsal değildir) eski tartı, ölçü vb bırakılıp yenilerinin alınması, yozlaşmış tarikatların, tekke ve zaviyelerin kapatılması, soyadı kanununun kabulü, bozulmuş medreselerin kapatılması, tarih boyu siyaset kavgalarının aracı olmuş dini bir gerekliliği de olmayan hilafetin kaldırılması, çağdaş okulların açılması, vb devrimler, hiçbiri din karşıtı değildir. Evet, bunların hepsi bağnazlığa, yobazlığa karşıdır. Ayrıca Atatürk herkesin anlaması için Kur'an-ı Türkçe'ye çevirtmiş, din dilini Türkçeleştirmiş, savaşta zarar görmüş ve tarihi değeri olan yüzlerce camiyi tamir ettirmiş, dini bayramlar kutlanmış, isteyen namazını kılmış, orucunu tutmuştur. Zorla kadınların baş örtülerinin çıkarıldığı, şapka takmayanların asıldığı, camilerin ahır yapıldığı, haccın yasaklandığı gibi iddialar yobaz yalanlarıdır. Kısacası, Atatürk'ün büyüklüğü, az inanması, çok inanması veya inanmamasından değil (bu Atatürk'ü ilgilendirir) vatanın bağımsızlığını, ulusun egemenliğini sağlamasından, aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünü sağlamasından, kadınlara haklar vermiş olmasından, bilime ve sanata önem vermesinden, kuldan birey, tebadan yurttaş, ümmetten ulus çıkarmasından, yurttaşların eşit olduğu, tam bağımsız, laik ve çağdaş bir devlet kurmasından kaynaklanır. Bakmayın siz ham yobazın sayıklamalarına! Bugün İslam dünyasının içler acısı halini gören Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı aklı başında her Müslüman, Atatürk'e duacıdır. Atatürk düşmanı yobaz bunları anlar mı? Hiç sanmam! Anlasa yobaz olmazdı.

Atatürk'e neden mi büyük saygı duyuyoruz? Atatürk'ün büyüklüğü, Atatürk'ün Türk ulusu için önemi, kişisel inancından veya inançsızlığından değil, vatanı bağımsızlığına, ulusu egemenliğine, kadını haklarına kavuşturmasından ve tüm yurttaşların çağdaş hukuk önünde eşit, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde ulus olduğu, üreten, kendi ayakları üstünde duran, tam bağımsız, laik, çağdaş bir ulus devlet kurmasından kaynaklanır. Atatürk'e nedeni büyük saygı duyuyoruz? Varlık yokluk savaşımız Türk Bağımsızlık Savaşı'nı örgütleyip, yönetip zaferle sonuçlandırdığı için saygı duyuyoruz. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek yüz yıllardır kendini Allah'ın yer yüzündeki gölgesi olarak gören saray saltanatına karşı, ulusun egemenliğini sağladığı için saygı duyuyoruz. Yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son verip borçlu bağımlı düzeni yıkıp kendi ayakları üstünde duran tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurduğu için saygı duyuyoruz. İnsan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarını benimsediği için saygı duyuyoruz. Kadına insanlık onuruna uygun haklar tanıdığı için saygı duyuyoruz. "En hakiki mürşit ilim ve fendir" diyerek her yönüyle laik, çağdaş bir cumhuriyet kurduğu için saygı duyuyoruz. "Yurtta barış dünyada barış diyerek" savaşı, yıkımı değil, barışı yücelttigi için büyük saygı duyuyoruz. Atatürk, büyük çoğunluğu Müslüman olan Türk ulusunun vatanını, canını, namusunu, özgürlüğünü ve inancını emperyalizmin baskısından kurtarmıştır. İşgalci Yunanlılar camileri yakmış, Muslümlanları katletmiş, hatta Eskişehir'i işgal ettiklerinde ezanları susturmuşlar ve Ayasofya'ya çan takmayı bile düşünmüşlerdi. Atatürk'ün örgütlediği ve bizzat başkomutan olarak yönettiği Türk Bağımsızlık Savaşı'nın kazanılması sayesinde sadece vatan değil, bu topraklarda yaşayan halkın, dolayısıyla Müslümanların canı, malı, namusu, onuru ve inancı da kurtuldu. İşte bu nedenle dün ve bugün bu topraklarda aklı başında, onurlu ve yurtsever her yurttaş (ve dolayısıyla Müslümanlar ) Atatürk'e minnettardır. Atatürk'ün din konusundaki kişisel tutumu bu gerçeği değiştirmez. Atatürk'ün devrimleri dine değil, dinciliğe, yobazlığa, cehalete, geri kalmışlığın kaynaklarını kurutmaya yöneliktir. Devletin, insan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarıyla yönetilmesi, fesi çıkarttırmayı ve uygar biçimde giyinmeyi amaçlayan kılık kıyafet devrimi, Türkçe'ye uymayan Arap harflerinin yerine Türkçe'ye uyan harflerin kabulü, (harfler kutsal değildir) eski tartı, ölçü vb bırakılıp yenilerinin alınması, yozlaşmış tarikatların, tekke ve zaviyelerin kapatılması, soyadı kanununun kabulü, bozulmuş medreselerin kapatılması, tarih boyu siyaset kavgalarının aracı olmuş dini bir gerekliliği de olmayan hilafetin kaldırılması, çağdaş okulların açılması, vb devrimler, hiçbiri din karşıtı değildir. Evet, bunların hepsi bağnazlığa, yobazlığa karşıdır. Ayrıca Atatürk herkesin anlaması için Kur'an-ı Türkçe'ye çevirtmiş, din dilini Türkçeleştirmiş, savaşta zarar görmüş ve tarihi değeri olan yüzlerce camiyi tamir ettirmiş, dini bayramlar kutlanmış, isteyen namazını kılmış, orucunu tutmuştur. Zorla kadınların baş örtülerinin çıkarıldığı, şapka takmayanların asıldığı, camilerin ahır yapıldığı, haccın yasaklandığı gibi iddialar yobaz yalanlarıdır. Kısacası, Atatürk'ün büyüklüğü, az inanması, çok inanması veya inanmamasından değil (bu Atatürk'ü ilgilendirir) vatanın bağımsızlığını, ulusun egemenliğini sağlamasından, aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünü sağlamasından, kadınlara haklar vermiş olmasından, bilime ve sanata önem vermesinden, kuldan birey, tebadan yurttaş, ümmetten ulus çıkarmasından, yurttaşların eşit olduğu, tam bağımsız, laik ve çağdaş bir devlet kurmasından kaynaklanır. Bakmayın siz ham yobazın sayıklamalarına! Bugün İslam dünyasının içler acısı halini gören Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı aklı başında her Müslüman, Atatürk'e duacıdır. Atatürk düşmanı yobaz bunları anlar mı? Hiç sanmam! Anlasa yobaz olmazdı.

105,086 Aufrufe

9 Eylül'ün, kurtuluşun 104. yıl dönümü kutulu olsun. 🇹🇷 9 Eylül 1922, İzmir'in kurtulduğu gündür; İzmir Marşı'ndaki ifadeyle İzmir'in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gündür. 9 Eylül 1922, sadece İzmir'in kurtulduğu değil, aynı zamanda Anadolu'nun kurtulduğu, tüm Türkiye'nin kurtuluş kapılarının ardına kadar açıldığı gündür. Türkiye'mizin hâlâ vatan olarak kalmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'ün, silah arkadaşlarının ve kahraman Mehmetçiğin anısına saygıyla...

9 Eylül'ün, kurtuluşun 104. yıl dönümü kutulu olsun. 🇹🇷 9 Eylül 1922, İzmir'in kurtulduğu gündür; İzmir Marşı'ndaki ifadeyle İzmir'in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gündür. 9 Eylül 1922, sadece İzmir'in kurtulduğu değil, aynı zamanda Anadolu'nun kurtulduğu, tüm Türkiye'nin kurtuluş kapılarının ardına kadar açıldığı gündür. Türkiye'mizin hâlâ vatan olarak kalmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'ün, silah arkadaşlarının ve kahraman Mehmetçiğin anısına saygıyla...

27,064 Aufrufe

"FİLAN VE FALAN ŞEYHİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ İLE MADDİ VE MANEVİ SAADET ARAYANLAR" “Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin yaydığı ışık karşısında filan ve falan şeyhin yol göstericliğiyle maddi ve manevi saadet arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni camiasında varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir." (Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925, Kastamonu) (Konuşmanın tamamı için bkz: Atatürk'ün Bütün Eserleri, C.17, s. 294) Atatürk bu sözleri 100 yıl önce söylemişti. "Filan ve falan şeyhin yol göstericiliği ile maddi ve manevi saadet arayanlar" Fetöler sizin eseriniz. Fetö ve türevleri ile birlikte yol yürüyenler sizsiniz. Fetö tehdidine karşı halkı uyarıp uyandırmaya çalışanlar, Fetö'nün ipliğini pazara çıkaranlar ise Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi Atatürkçü, Kemalist aydınlardır. Öldürüldüler.

"FİLAN VE FALAN ŞEYHİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ İLE MADDİ VE MANEVİ SAADET ARAYANLAR" “Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin yaydığı ışık karşısında filan ve falan şeyhin yol göstericliğiyle maddi ve manevi saadet arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni camiasında varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir." (Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925, Kastamonu) (Konuşmanın tamamı için bkz: Atatürk'ün Bütün Eserleri, C.17, s. 294) Atatürk bu sözleri 100 yıl önce söylemişti. "Filan ve falan şeyhin yol göstericiliği ile maddi ve manevi saadet arayanlar" Fetöler sizin eseriniz. Fetö ve türevleri ile birlikte yol yürüyenler sizsiniz. Fetö tehdidine karşı halkı uyarıp uyandırmaya çalışanlar, Fetö'nün ipliğini pazara çıkaranlar ise Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi Atatürkçü, Kemalist aydınlardır. Öldürüldüler.

150,059 Aufrufe

Cumhuriyetimizin spor salonlarındaki dünya markası A Milli Kadın Voleybol Takımımız bir kere daha finalde. 🇹🇷 Tebrikler Cumhuriyetimizin aydınlık yüzü... 👏 Yeni bir şampiyonluğa sadece bir maç uzaktayız. 🏆

Cumhuriyetimizin spor salonlarındaki dünya markası A Milli Kadın Voleybol Takımımız bir kere daha finalde. 🇹🇷 Tebrikler Cumhuriyetimizin aydınlık yüzü... 👏 Yeni bir şampiyonluğa sadece bir maç uzaktayız. 🏆

26,097 Aufrufe

Mustafa Kemal'in askerleriyiz! 🇹🇷 Bu topraklarda "Mustafa Kemal'in askeri olmak" suç değildir, olamaz. Mustafa Kemal'in askeri olmak tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nden yana olmak demektir. Mustafa Kemal'in askeri olmak onurdur. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyen teğmenlerimiz onurumuzdur. Mustafa Kemal'in askerlerinin Mustafa Kemal'in ordusundan atılmasını ulusal vicdan asla kabul etmeyecektir. Biz de hepimiz #Mustafakemalinaskerleriyiz

Mustafa Kemal'in askerleriyiz! 🇹🇷 Bu topraklarda "Mustafa Kemal'in askeri olmak" suç değildir, olamaz. Mustafa Kemal'in askeri olmak tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nden yana olmak demektir. Mustafa Kemal'in askeri olmak onurdur. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyen teğmenlerimiz onurumuzdur. Mustafa Kemal'in askerlerinin Mustafa Kemal'in ordusundan atılmasını ulusal vicdan asla kabul etmeyecektir. Biz de hepimiz #Mustafakemalinaskerleriyiz

172,054 Aufrufe

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yüz yılındaki en büyük başarılarından biri kadını sınırlandıran bağları parçalayıp -tüm gerici baskılara rağmen- kadınların eşit ve özgür biçimde her alanda hayata katılmasını sağlamış olmasıdır. Bugün İslam dünyasında kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Türkiye'dedir. Türkiye'de kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Atatürk'ün Aydınlanma Devrimi'nin, Laik Cumhuriyet'in eseridir. Atatürk şöyle demişti: "Bizce Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır." "Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." Ve Cumhuriyetimizin 100.yılında kadın voleybol milli takımımız dünya ve Avrupa şampiyonu olup "omuzlar üzerinde göklere yükseldi." Atatürk'ümüzle, laik Cumhuriyetimizle, başarılarıyla göğsümüzü kabartan, bayrağımızı en yükseğe çıkaran kadınlarımızla gurur duyuyoruz.👏

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yüz yılındaki en büyük başarılarından biri kadını sınırlandıran bağları parçalayıp -tüm gerici baskılara rağmen- kadınların eşit ve özgür biçimde her alanda hayata katılmasını sağlamış olmasıdır. Bugün İslam dünyasında kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Türkiye'dedir. Türkiye'de kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Atatürk'ün Aydınlanma Devrimi'nin, Laik Cumhuriyet'in eseridir. Atatürk şöyle demişti: "Bizce Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır." "Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." Ve Cumhuriyetimizin 100.yılında kadın voleybol milli takımımız dünya ve Avrupa şampiyonu olup "omuzlar üzerinde göklere yükseldi." Atatürk'ümüzle, laik Cumhuriyetimizle, başarılarıyla göğsümüzü kabartan, bayrağımızı en yükseğe çıkaran kadınlarımızla gurur duyuyoruz.👏

185,515 Aufrufe

Uğur Mumcu, Mustafa Kemal'i laikliğe yönelten ana nedeninin Kurtuluş Savaşı sırasında dininin İngilizlerin elinde kullanıldığını görmekten kaynaklandığını ileri sürer. Evet, ana nedenlerden biri gerçekten de budur. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz işbirlikçisi Saray Hükümeti,(Padişah Vahdettin ve Damat Ferit hükümetleri) fetvalarla, idam fermanlarıyla, Anzavur'la, Hilafet Ordusu'yla iç savaş çıkarıp kardeşi kardeşe kırdırdı. İngilizlerin ve Sarayın dini kullanarak halkı kışkırtmaları ile Kurtuluş Savasina karşı çok sayıda padişahçı isyan çıktı. Bununla birlikte Atatürk'ü laikliğe yönelten ana nedenlerden biri de aklın, düşüncenin ve vicdan özgürlüğünün ve bilimin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, devletin insan aklının ve tecrübesinin eseri hukuk kurallarıyla yönetilmesini sağlayarak ulusun egemen olduğu çağdaş, uygar bir düzen kurmaktı.

Uğur Mumcu, Mustafa Kemal'i laikliğe yönelten ana nedeninin Kurtuluş Savaşı sırasında dininin İngilizlerin elinde kullanıldığını görmekten kaynaklandığını ileri sürer. Evet, ana nedenlerden biri gerçekten de budur. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz işbirlikçisi Saray Hükümeti,(Padişah Vahdettin ve Damat Ferit hükümetleri) fetvalarla, idam fermanlarıyla, Anzavur'la, Hilafet Ordusu'yla iç savaş çıkarıp kardeşi kardeşe kırdırdı. İngilizlerin ve Sarayın dini kullanarak halkı kışkırtmaları ile Kurtuluş Savasina karşı çok sayıda padişahçı isyan çıktı. Bununla birlikte Atatürk'ü laikliğe yönelten ana nedenlerden biri de aklın, düşüncenin ve vicdan özgürlüğünün ve bilimin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, devletin insan aklının ve tecrübesinin eseri hukuk kurallarıyla yönetilmesini sağlayarak ulusun egemen olduğu çağdaş, uygar bir düzen kurmaktı.

54,100 Aufrufe

Türk milleti Atatürk'le özdeşleşmiştir, bütünleşmiştir, müthiş bir duygu bağı kurmuştur, o bağı koparmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Türk milleti Atatürk'le özdeşleşmiştir, bütünleşmiştir, müthiş bir duygu bağı kurmuştur, o bağı koparmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

154,767 Aufrufe

Saltanat ile cumhuriyetin farkı. Sarayın kapısında kul olmakla Cumhuriyetin bağrında yurttaş olmanın farkı. Sultan ile Cumhurbaşkanının farkı. Milletinin sinesinden çıkan Mustafa Kemal Atatürk'ün farkı... 👇

Saltanat ile cumhuriyetin farkı. Sarayın kapısında kul olmakla Cumhuriyetin bağrında yurttaş olmanın farkı. Sultan ile Cumhurbaşkanının farkı. Milletinin sinesinden çıkan Mustafa Kemal Atatürk'ün farkı... 👇

62,906 Aufrufe

Yakup Kadri ve "Yaban"daki Kemalist “...Bekir Çavuş: – Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. – Onlar kim? – Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... –İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? –Biz Türk değiliz ki, beyim. –Ya nesiniz? – Biz İslamız, elhamdülillah... Bekir Çavuş'la artık daha ziyade konuşmağa mecalim yok. Asılmış bir adam gibi başım göğsüme düşüyor. Bunalıp kalıyorum. Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir.” “… Ve arkadaşlarına Rumca bir şeyler söyleyerek beni gösterdi. – Siz bir subaysınız öyle mi? – Ne zaman? Nerede? – Umumi harpte, muhtelif cephelerde bulundum. – Kolunuzu nerede kaybettiniz? – Çanakkale'de... dedim. – Ha ha, öyle ise siz mükemmel bir Kemalist'siniz: – Bir Kemalist mi? Evet. Fakat, Çanakkale'de harp ettiğim için değil, sade bir namuslu Türk olduğum için…” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, 2013, s.153, 184) Video: Kronik Doküman

Yakup Kadri ve "Yaban"daki Kemalist “...Bekir Çavuş: – Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. – Onlar kim? – Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... –İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? –Biz Türk değiliz ki, beyim. –Ya nesiniz? – Biz İslamız, elhamdülillah... Bekir Çavuş'la artık daha ziyade konuşmağa mecalim yok. Asılmış bir adam gibi başım göğsüme düşüyor. Bunalıp kalıyorum. Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir.” “… Ve arkadaşlarına Rumca bir şeyler söyleyerek beni gösterdi. – Siz bir subaysınız öyle mi? – Ne zaman? Nerede? – Umumi harpte, muhtelif cephelerde bulundum. – Kolunuzu nerede kaybettiniz? – Çanakkale'de... dedim. – Ha ha, öyle ise siz mükemmel bir Kemalist'siniz: – Bir Kemalist mi? Evet. Fakat, Çanakkale'de harp ettiğim için değil, sade bir namuslu Türk olduğum için…” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, 2013, s.153, 184) Video: Kronik Doküman

87,244 Aufrufe

Atatürk döneminde kadın kıyafeti konusunda "Şapka Kanunu" gibi bir devrim kanunu çıkarılmadı.(*) Sadece bazı belediyelerin aldığı kararlar ile yetinildi. Cumhuriyet Baloları, başta olmak üzere çeşitli balolar, düğünler, toplantılar, okullar, kültür sanat etkinlikleri sayesinde kadınların çağdaş kılık kıyafeti benimsemesine çalışıldı. Atatürk, ayrım yapmadan herkesin, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının Cumhurbaşkanıydı. Atatürk ayrım yapmadan herkesi bizzat dinler, sorunlarını çözmek için bizzat yetkilileri seferber ederdi. (*) Şapka Kanunu'na karşı gelmenin ve şapka takmamanın cezası da idam değildi. Şapkaya karşı çıkan ve şapka takmayan hiç kimse idam edilmedi. Ayrıntı için bkz. 👇

Atatürk döneminde kadın kıyafeti konusunda "Şapka Kanunu" gibi bir devrim kanunu çıkarılmadı.(*) Sadece bazı belediyelerin aldığı kararlar ile yetinildi. Cumhuriyet Baloları, başta olmak üzere çeşitli balolar, düğünler, toplantılar, okullar, kültür sanat etkinlikleri sayesinde kadınların çağdaş kılık kıyafeti benimsemesine çalışıldı. Atatürk, ayrım yapmadan herkesin, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının Cumhurbaşkanıydı. Atatürk ayrım yapmadan herkesi bizzat dinler, sorunlarını çözmek için bizzat yetkilileri seferber ederdi. (*) Şapka Kanunu'na karşı gelmenin ve şapka takmamanın cezası da idam değildi. Şapkaya karşı çıkan ve şapka takmayan hiç kimse idam edilmedi. Ayrıntı için bkz. 👇

50,441 Aufrufe

Atatürk'ün Ankara'ya geldiği 27 Aralık 1919'un 106. yıl dönümünde hep birlikte ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde toplanıp Anıtkabir'de buluştuk. Türk ulusu, Atatürk'ün kurduğu üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik saldırılara karşı dimdik ayakta...

Atatürk'ün Ankara'ya geldiği 27 Aralık 1919'un 106. yıl dönümünde hep birlikte ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde toplanıp Anıtkabir'de buluştuk. Türk ulusu, Atatürk'ün kurduğu üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik saldırılara karşı dimdik ayakta...

40,784 Aufrufe

Lozan Barış Antlaşması'nın 103. yıl dönümünde yurt genelindeki "LOZAN: Onurlu Barış" başlıklı söyleşilerimin sonuncusunu Mersin Gözne'de yaptım. Lozan'a yakışır çok güzel bir söyleşi oldu. Etkinliği düzenleyen Mersin ADD'ye, Mersin Büyükşehir Belediyesine, Mersin ÇYDD'ye, Mersin Eğitim iş'e ve etkinliğe destek olan tüm sivil toplum örgütlerine teşekkür ediyorum. Gözne Güreş Alanını dolduran Mersinlilere de çok teşekkür ediyorum.

Lozan Barış Antlaşması'nın 103. yıl dönümünde yurt genelindeki "LOZAN: Onurlu Barış" başlıklı söyleşilerimin sonuncusunu Mersin Gözne'de yaptım. Lozan'a yakışır çok güzel bir söyleşi oldu. Etkinliği düzenleyen Mersin ADD'ye, Mersin Büyükşehir Belediyesine, Mersin ÇYDD'ye, Mersin Eğitim iş'e ve etkinliğe destek olan tüm sivil toplum örgütlerine teşekkür ediyorum. Gözne Güreş Alanını dolduran Mersinlilere de çok teşekkür ediyorum.

17,088 Aufrufe

Maltepe'de olağanüstü bir kalabalık ve ulusal bir heyecan var. Her yaştan insan, bir birine büyük saygı duyarak yan yana duruyor. Maltepe'de Türk bayrağının gölgesinde toplanan yüz binler, milyonlar hak, hukuk, adalet diyerek, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye haykırarak ulusal egemenliğe, laik, demokratik Cumhuriyete sahip çıkıyor. 🇹🇷 "Egemenlik kayıtsız şartsız milletndir." Hiç bir güç milet egemenliğinin önünde duramaz. Maltepe'de orada bizzat halkın içinde biri olarak gözlemim şu ki, meydandaki milyonların görünmez önderi tartışmasız Mustafa Kemal Atatürk... Türk ulusu yeniden Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde birleşiyor.

Maltepe'de olağanüstü bir kalabalık ve ulusal bir heyecan var. Her yaştan insan, bir birine büyük saygı duyarak yan yana duruyor. Maltepe'de Türk bayrağının gölgesinde toplanan yüz binler, milyonlar hak, hukuk, adalet diyerek, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye haykırarak ulusal egemenliğe, laik, demokratik Cumhuriyete sahip çıkıyor. 🇹🇷 "Egemenlik kayıtsız şartsız milletndir." Hiç bir güç milet egemenliğinin önünde duramaz. Maltepe'de orada bizzat halkın içinde biri olarak gözlemim şu ki, meydandaki milyonların görünmez önderi tartışmasız Mustafa Kemal Atatürk... Türk ulusu yeniden Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde birleşiyor.

53,667 Aufrufe

HATAY KURTULDU. YAŞA, VAR OL ATATÜRK 5 Temmuz 1938 Salı.Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birliği sabah 06.00 gibi Hatay'a girdi. On binlerce Hataylılar daha geceden sokağa fırlamıştı.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. Detay için: 📌Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay 📌Atatürk'ün Savaşsız Antlaşma Yöntemi ve Hatay Sorunu 📌Tarihten Ders Almak, Konu Demografi 📌Son Adım 📌Hatay'da İşgal ve Direniş

HATAY KURTULDU. YAŞA, VAR OL ATATÜRK 5 Temmuz 1938 Salı.Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birliği sabah 06.00 gibi Hatay'a girdi. On binlerce Hataylılar daha geceden sokağa fırlamıştı.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. Detay için: 📌Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay 📌Atatürk'ün Savaşsız Antlaşma Yöntemi ve Hatay Sorunu 📌Tarihten Ders Almak, Konu Demografi 📌Son Adım 📌Hatay'da İşgal ve Direniş

59,061 Aufrufe

Videos

SMEYDAN's profile picture

Gerçek şu ki, Cumhuriyet, Atatürk'ün devrimci iradesinin eseridir. 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması için verilen önergeler Anayasa, Adalet ve Şeriye komisyonlarının ortak toplantısına gönderildi. Ancak özellikle Şeriye Komisyonu üyesi hocalar direniyorlar, uzun konuşmalar yapıyorlar, hatta açıkça “hilafet ve saltanatın birbirinden ayrılmayacağını, bu nedenle saltanatın korunması gerektiğini” savunuyorlardı. Hiç kimse de cesaret edip bu iddialara yanıt veremiyordu. Komisyon toplantısı uzayınca M. Kemal (Atatürk), Meclis Komisyonu Salonuna girdi, bir sıranın üzerine çıkarak şu konuşmayı yaptı: "Efendim; hâkimiyet (egemenlik) ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim gereğidir diye, görüşme ve tartışmayla verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır... Şimdi de Türk milleti artık dur diyerek, hâkimiyet ve saltanatını fiilen kendi eline almış bulunuyor. (…) Söz konusu olan, millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla belirtmekten ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes konuyu doğal olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat belki de bazı kafalar kesilecektir. İşin ilim yönüne gelince, hoca efendilerin merak ve endişeye kapılmalarına yer yoktur.” (...) “Bu konuda ilmi açıklamalarda bulunayım dedim ve uzun uzadıya birtakım açıklamalar yaptım. Bunun üzerine, Ankara milletvekillerinden Şeriye Komisyonu üyesi Beynamlı Hoca Mustafa Efendi, ‘Affedersiniz efendim. Biz konuyu başka bakımdan ele alıyorduk; açıklamalarınızla aydınlandık’ dedi. Konu sonunda karma komisyonca kabul edilerek çözüme bağlandı.” (Nutuk, s.468) Eğer Atatürk'ün bu devrimci iradesi olmasaydı 1920'lerde ne saltanat kaldırılabilir ne de cumhuriyet ilan edilebilirdi.

Sinan Meydan

24,432 Aufrufe • vor 3 Tagen

SMEYDAN's profile picture

✔️Cumhuriyetimiz bir günde kurulmadı. ✔️Bizim Cumhuriyetimiz sıradan bir Cumhuriyet değil, LAİK CUMHURİYET'tir. Atatürk, 1920-1937 yılları arasında adım adım, aşama aşama laik bir Cumhuriyet inşa etti. "Memnuniyetle tekrar görüyorum ki LAİK CUMHURİYET ESASINDA BERABERİZ. Zaten BENİM SİYASİ HAYATTA BİR TARAFLI OLARAK DAİMA ARADIĞIM VE ARAYACAĞIM TEMEL BUDUR." (Atatürk, 1930) 23 Nisan 1920'de üzerine saray gölgesi düşmeyen ilk meclisimiz TBMM açıldı. Böylece "Tanrı'nın yer yüzündeki gölgesi" anlayışıyla siyasal sistemin en tepesinde yer alan dinsel temelli saray-sultan egemenliğinin yerini, tamamen bu dünyaya ait "millet egemenliği" aldı. Egemenligin, gücünü Tanrı'ya dayandıran saraydan alınıp millete verilmesi, tepeden tırnağa laik bir siyasal tutumdur. 20 Ocak 1921'de "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyen Teşkilatı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası) kabul edildi. Böylece aslında adı konmamış da olsa cumhuriyete geçildi. 1 Kasım 1922'de SALTANAT kaldırıldı. Böylece SARAY siyasal denklemden çıkarıldı. (Sarayın siyasal denklemde olduğu hiç bir rejim cumhuriyet değildir) 29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildi. 3 Mart 1924'te Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı kapatıldı. Din ile siyasetin ayrılması yönünde çok önemli bir adım atıldı. Siyasal düzenin laikleşme süreci başladı. 3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla tüm okullar milli eğitime bağlandı, medreseler kapatıldı, eğitim laikleştirilmeye başlandı. 3 Mart 1924'te, sultana dinsel dokunulmazlık kazandıran HALİFELİK kaldırıldı. Cumhuriyetin laiklesmesi yolunda en güçlü adımlardan biri atıldı. 8 Nisan 1924'te şeriat mahkemeleri kapatıldı. Hukuk düzeninin laikleşme süreci başladı. 5 Kasım 1925'te çağdaş, laik hukuku uygulayacak hukukçuları yetiştirmek için Ankara Hukuk Mektebi kuruldu. 25 Kasım 1925'te ve 3 Aralık 1934'te kılık kıyafet devrimi yapıldı. Kılık kıyafetin, örneğin fesin, dinsel sembol olduğuna yönelik algı değiştirilmek istendi ve dinsel kıyafetlerin ibadethaneler dışında giyilmesinin önüne geçilmek istendi. Bu çerçevede laiklikle ilgili bir devrimdi. 17 Şubat 1926'da Türk Medeni Kanunu kabul edilerek kadınlara Medeni hakları verildi. Hukukun laikleşmesi için atılmış en güçlü adımlardan biri Medeni Kanun'dur. Çünkü dinsel hukuk gerekçe gösterilerek kadının temel haklarını elde etmesine engel olan eski düzen tamamen değiştirildi. 1 Kasım 1928'de yeni Türk harfleri kabul edildi. Arap yazısının ve harflerinin kutsallığı algısının kırılmak istenmesi bağlamında bu da laiklikle ilgilidir. 10 Nisan 1928'de Anayasa LAİKLEŞTİRİLDİ. 1930, 1933 ve 1934'te kadınlara siyasal haklar verildi. Dinsel ve geleneksel gerekçelerle kadınların siyasal sistemin dışında tutulmasına karşı çıkılması da laik bir adımdır. 5 Nisan 1937'de LAİKLİK anayasaya girdi. Böylece Atatürk, 1920-1938 yılları arasında adım adım, aşama aşama LAİK CUMHURİYET inşa etti. Gerçek şu ki Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET bir günde inşa edilmedi.

Sinan Meydan

32,068 Aufrufe • vor 7 Tagen

SMEYDAN's profile picture

🔴 Cumhuriyet düşmanının iddia ettiği gibi Harf Devrimi olduğu için bir gecede cahil kalmadık, tam tersine Harf Devrimi sayesinde cehaletten kurtulduk. #HarfDevrimi Türkiye'de 1 Kasım 1928'de 1353 sayılı "Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun" kabul edildi. Yasa, 3 Kasım 1928 günü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Harf Devrimi öncesinde yapılan 1927 nüfus sayımına göre Türkiye'de halkın yaklaşık % 90'ı Arap harfleriyle okuma yazma bilmiyordu. Nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan kadınlarda okuma yazma oranı birçok ilde % 0 (sıfır) ile % 2 arasında değişiyordu. Yani "Harf Devrimi oldu, bir gecede cahil kaldık, dedemizin mezar taşını okuyamaz olduk!" söylemi koca bir palavra. Harf Devrimi öncesinde toplumun % 90'ı hiçbir şey okuyamıyordu. 1928'de Harf Devrimi yapıldı. Türkçenin yapısına uymayan bu nedenle okuma yazmayı güçleştiren Arap Alfabesi yerine Türkçenin yapısına uygun Latin kökenli Yeni Türk Alfabesi kabul edildi. Yeni harfleri halka öğretmek için önce Başöğretmen Atatürk, bir yurt gezisine çıktı. Gittiği şehirlerde halka yeni harfleri bizzat öğretti. 1929 başında Millet Mektepleri kuruldu. Olağanüstü bir okuma-yazma seferberliği sonunda 1935 yılına gelindiğinde Türkiye'de Yeni Türk Alfabesiyle okuma yazma bilen yurttaşların sayısı toplamda % 20'ye yaklaştı. Genç Cumhuriyet köylere okul ve öğretmen göndermek için de seferberlik başlattı. Bunun için Köy Öğretmen Okulları, Köy Egitmenleri ve Köy Enstitüleri projeleri geliştirildi. Kısıtlı olanaklara karşın binlerce köye okul ve öğretmen gönderildi. Bugün, Harf Devriminin üstünden 100 yıl geçmeden Türkiye'de okur-yazar oranı % 98'i bulmuş durumda. Gerçek şu ki, Harf Devrimi sayesinde 100 yıl dolmadan tarihimizin en yüksek okur-yazar oranına ulaştık. Yeni harflerle kolayca yazılan ve okunan güzel Türkcemiz, hem ortak iletişim aracı hem de Türkiye'de bilimin ve edebiyatın ifade aracı olmaya devam ediyor.

Sinan Meydan

12,556 Aufrufe • vor 3 Tagen

SMEYDAN's profile picture

Zavallı İsmet Özel👇 1) "Mustafa Kemal, Savaşı kazanma ihtimali sıfır olduğu için 'Attan düştüm!' deyip kolunu sardırıp Sakarya'da savaş meydanını terk etti, Ankara'ya döndü!" diyerek gerçeğin üstünde tepiniyor. Oysa gerçek şu: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralanmışsa da bu onu 12 Ağustos’ta cephede olmaktan alıkoyamamıştır. Doktorların tüm itirazlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, yarasını sardırıp o kırık kaburgası ile cepheye dönmüştür. 13 Ağustos 1921’de yürüyüşe geçen Yunan Ordusu, ilk defa 17-18 Ağustos’ta Türk Ordusu ile karşılaşmıştır. Yunan Ordusu, Türk kuvvetlerinin sol kanadını kuşatarak bu kısmını yok etmek ve Ankara’ya ulaşmak amacıyla 23 Ağustos’ta 100 km’lik cephede savaşı bütün şiddeti ile başlatmıştır. Yani şairin iddiasının aksine Sakarya Muharebesi başlarken Mustafa Kemal Paşa cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi boyunca da karagahta kalmış ve savaşı bizzat idare etmiştir. 2) "Türklerin savaşı kaybedeceğini anlayan Mustafa Kemal, 'bu benim başarısızlığım sayılmasın!' diye cepheyi terkedip Ankara'ya döndü, Sakarya Savaşında bulunmadı," diyen şair yine gerçeği çarpıtıyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, düşmanın Polatlı'ya dayandığı, herkesin savaşın kaybedildiğini düşündüğü o günlerde, Meclis'in, kendisine yönelik "Başkomutan ol, cepheye git" çağrıları üzerine Meclis'in yetkilerinin de geçici bir süreyle (3 ay) kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı kabul edip, TÜM SORUMLULUĞU KENDİ ÜZERİNE ALIP cepheye gitti. Yani şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, tüm milletin sorumluluğunu, tüm meclisin sorumluluğunu en zor zamanda kendi üzerine aldı. Eğer, Mustafa Kemal Paşa, şairin dediği gibi "Bu benim başarısızlığım sayılmasın!" diye düşünseydi, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlığı kabul edip Meclisin, milletin tüm sorumluluğunu hiç üzerine almaz, bu büyük yükün altına hiç girmezdi. Oysa o her şeyi göze alarak bu sorumluluğu aldı. Şair söylemiyor ama,Sakarya Meydan Muharebesi kaybedilseydi, cephede olup olmadığına bakılmaksızın, tek sorumlu Mustafa Kemal Paşa olacaktı. Çünkü 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanuna göre Sakarya'da tek sorumlu ve olağanüstü yetkili başkomutan oydu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, "Attan düştüm, yaralıyım, Ankara'da kalacağım!" dediğine ilişkin hiçbir kayıt da yoktur. "Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Ankara'daydı", dolayısıyla savaşı yönetmedi! iddiası ise "Büyük Taarruz'da Başkomutan İsmet Özel'di!" iddiasından farksızdır. 3) "Atatürk Meclis'e dilekçe verip Gazi ünvanı istemiş" diyerek de şair gözümüzün içine bakarak açıkça gerçeği diri diri mezara gömüyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının aksine, Mustafa Kemal, dilekçe yazıp "Beni Gazi ve Mareşal yapın!" demedi. Sakarya Meydan Muharebesi'nin, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, ''Batı Cephesi Komutanı'' Edirne milletvekili İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Kozan milletbekili Fevzi (Çakmak) Paşa, imzalarıyla, 15-16 Eylül 1921'de Meclise gönderdikleri tarihi bir önergeyle, Mustafa Kemal Paşa'ya ''Müşirlik'' rütbesi ile ''Gazilik'' unvanı ''verilmesini' önerdiler. (Belgelere bakınız.) Yani şairin iddiasının aksine Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi ve Mareşallik rütbesi verilmesi isteği İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'dan geldi. Ve Meclis bu isteği kabul ettiği için 19 Eylül 1921 tarihli 153 numaralı kanunla Mustafa Kemal Gazi ve Mareşal oldu. İsmet Özel gibi Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı tipler, hiç yüzleri kızarmadan akıllarınca tarihi çarpıtıp gerçekdışı iddialar ortaya atıp Atatürk'ü değersizleştirerek hem iktidarın "Yeni Türkiye" dediği yapıya Atatürk'süz yeni bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar hem de böylece imanlarının daha da kuvvetleneceğini sanıyorlar! Ancak bu tür çarpık tezlerle ne Atatürk değerinden bir şey kaybeder, ne de bu tiplerin zayıf imanları kuvvetlenir. Olan kendilerine olur, zamanla toplum içine çıkacak yüzleri kalmaz, kalmadı da. Zavallı İsmet Özel...

Sinan Meydan

730,060 Aufrufe • vor 2 Jahren

SMEYDAN's profile picture

"Türkiye Cumhuriyeti kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." (Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, 1930) 1924 Anayasasından bu yana Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, Türkiye halkı, din ve ırk farkı olmaksızın hep birlikte "Türk Milleti"ni oluşturur. (Bkz. 1924 Anayasası 88. madde) Anayasada yurttaşlık bağı anlamında kullanılan ve hukuk karşında eşit haklara sahip yurttaşların ulusal kimliği durumundaki "Türk Milleti" ifadesini ısrarla etnik kökene indirgeyip Türkiye'deki bir, iki veya üç etnik kökeni ayrı ayrı "yurttaşlık bağı" ve "ulusal kimlik" olarak tanımlamaya kalkmak örneğin milleti-ulusu "Türk-Kürt-Arap" biçiminde tanımlamaya kalkmak, bir taraftan ülkedeki diğer etnik unsurları yok saydığı için hukuk önünde eşitlik ilkesine aykırı olacaktır, diğer taraftan toplumu etnik temelde ayrıştıracaktır. Türkiye Cumhuriyeti 1923 Lozan Antlaşması'ndan ve 1924 Anayasasından beri çok uluslu bir imparatorluk değil, bir ulus devlettir. 103 yıl sonra seçilmiş üç etnik kökenin yeni kimlik haline getirilmesi durumunda artık bir ulustan ve ulus devletten söz edilmez. Bu devlet artık çok uluslu bir devlet olacaktır. "O zaman Türk Milleti de demeyelim, başka bir şey diyelim! Türkiyeli diyelim!" demek ise Türk milletinin ulusal kimliğini silmeye kalmaktır. Dünyada hangi bağımsız devlet ve egemen ulus buna izin vermiştir? Örneğin bugün Avrupa'da ve dünyada, içinde değişik etnik kökenden yurttaşların yaşamadığı homojen bir devlet bulmak olanaksızdır. Buna karşın bugün Almanya'da "Alman demeyelim Almanyalı diyelim" , İngiltere'de "İngiliz demeyelim İngiltereli diyelim" , Fransa'da "Fransız demeyelim Fransalı diyelim" biçiminde ulus kimliği silmeye kalkan bir yaklaşım var mıdır? Ayrıca şunu herkes bilmelidir ki Türkiye'de "Türk milleti" kavramı masa başında veya referandumla ulusal kimlik olmadı. Türk milleti, devletler kuran zaferler kazanan köklü tarihiyle, zengin kültürüyle, ortak iletişim aracı diliyle, gerektiğinde tasada, kıvançta, savaşta, zaferde birleşmesiyle; Çanakkale'den Dumlupınar'a vatan için toprağa düşen şehitler sayesinde uluslaştı. 1923 Lozan Antlaşması'ndan, 1924 Anayasasına, 1926 Medeni Kanunundan 1961 Anayasasına, hatta bugünkü anayasamıza, Türkiye'de yurttaşlar etnik köken ve din farkı gözetilmeden laik hukuk önünde eşittir. Uygulamada sağlanamayan eşitliğin baş sorumlusu ise siyaset kurumu ve siyasi karar vericilerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 103 yıldaki en büyük başarılarından biri -içeriden ve dışarıdan tüm ayrıştırma ve bölme çabalarına karşın- Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tüm farklılıklarıyla ay yıldızlı bayrağın gölgesinde hep birlikte "Türk Milleti" potasında birleşmiş olmasıdır. Bir terör örgütünün, etnik ayrılıkçı siyasetin ve Cumhuriyeti bir türlü içselleştirememiş iktidar ve yandaşları ile "Aman oy kaybederiz!" kaygısı taşıyan bazı muhalefet partilerinin ve bazı siyasilerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin 103 yıllık üniter, laik ulus devlet modelini zayıflatacak hamleleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni geri dönülmez bir siyasi ve toplumsal karmaşaya sürükleme potansiyeline sahiptir.

Sinan Meydan

43,514 Aufrufe • vor 1 Monat