
Sinan Meydan
@SMEYDAN • 707,057 subscribers
Historian,Author,(MA).İÜ Ed.Fak.Tarih; İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih ve YÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü; Cumhuriyet gazetesi
Shorts
Videos

LOZAN, "Onurlu Barış" Türkiye’nin Zaferi, Emperyalizmin Yenilgisi Sevr’den Lozan’a, 1920 Ağustos’undan 1923 Temmuz’una kadar yaklaşık üç yıl içinde Türkiye’nin ve Türklerin kötü kaderi tamamen değişti. Bu, modern insanlık tarihindeki en etkileyici, en şaşırtıcı ve en ilham verici değişimlerden biridir. Lozan Barış Antlaşması bu büyük değişimin uluslararası tescilidir. “Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu, İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür.” (Sir Andrew Ryan) "Lozan Türkiye'nin zaferi, İngiltere'nin hezimetidir... Kimse bunun, Batı için onurlu bir barış olduğunu söyleyemez." (Lloyd George) “Sevr, ölüm halinde hasta olan bir ulusun ‘defin ruhsatı’ gibi yazılmış olabilir. Fakat Lozan, yalnız bu ruhsatı iptal eden değil, aynı zamanda ‘hasta’ olmadığını eylemleriyle gösteren bir ulusun sağlık belgesi olmuştur.” (Arnold J. Toynbee, Kenneth P. Kirkwood, “Türkiye; Bir Devletin Yeniden Doğuşu”) "Nihayet sulh dün imzalandı ve milletimiz dokuz senedir devam eden kanlı, çetin bir mücadeleden sonra yüz binlerce evladının kanı pahasına hak ettiği şerefli bir sulha kavuştu." (Tevhid-i Efkar, 25 Temmuz 1923) LOZAN, "Onurlu Barış" kitapçılarda İnkılâp Kitabevi
Sinan Meydan6,312,915 次观看 • 1 年前

LOZAN'DA LAİKLİĞİ KİM DAYATTI? Daha önce İsrail'de, şimdi Fransa'da bir üniversitede çalıştığı belirtilen Lena Salaymeh adlı bir akademisyen "Lozan'da Türkiye'ye laikliği dayattı!" diyerek açıkça yalan söylüyor. Bu tür yalanlara bizim yobazlardan çok alışığız. Bu nedenle yıllardır bu tür yalanlara yanıt veriyoruz, veriyorum. 2024 yılında çıkan "Lozan: Onurlu Barış" adlı kitabımda Türkiye'nin Lozan'da laik hukuk tezini savunduğunu, buna karşı Batılı ülkelerin çeşitli itirazlar ileri sürdüklerini Lozan tutanaklarından örneklerle anlatmıştım. Özetle Lozan'da laikliği gündeme getiren Batılı emperyalist ülkeler değil, doğrudan doğruya Türk heyetidir. Yani Lozan'da laikliği dayatan bir ülke varsa o da Türkiye'dir. Buna, Batılı ülkeler laik hukukun herkese uygulanamayacağını ileri sürerek İTİRAZ ETMİŞTİR. Türkiye özellikle adli kapitulasyonlardan kurtulup Batı'nın eski hukuk bahanesiyle Türkiye'nin iç işlerine karışmasını engellemek ve BAĞIMSIZ olmak için laikliği savunmuş ve sonunda başarılı olmustur. Türkiye Lozan'da laik hukuk tezini savunarak adli kapitülasyonlardan, konsolosluk mahkemelerinden kurtuldu. Patrikhane'nin hukuki yetkilerine son verebildi. Bu konudaki ayrıntılı bilgi ve belgeler için Lozan: Onurlu Barış adlı kitabıma veya Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık başlıklı yazıma bakılabilir. Sinan Meydan yazdı : Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık | Cumhuriyet 👇
Sinan Meydan26,519 次观看 • 6 天前

5 Temmuz 1938: Türk ordusu (Mustafa Kemal'in askerleri) Hatay'a girdi. İşte o görüntüler: 3 Temmuz 1938 Pazar: Türk ve Fransız hükümetleri arasında Antakya'daki görüşmeler sonuçlandı. Hatay'a 2500 Türk askerinin girmesi kabul edildi. 4 Temmuz 1938 Pazartesi: Türk ordusunun öncü kuvvetleri Hatay'a girdi. 5 Temmuz 1938 Salı: Kurmay Albay Şükrü Kanatlı'nın komutasındaki Türk tugayı sabah 5.00'da Payas'tan, 6.00'da Hassa'dan sınırı geçip Hatay'a girdi. Türk Ordusu'nun geleceğini duyan Hataylılar daha geceden sokağa fırlamış, sınıra hücum ediyordu.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. İskenderun yolu üzerinde Türk köylüleri kadın-erkek ellerinde çiçeklerle, ağlayarak, askerlerin ayaklarına kapanarak Türk Ordusu'nu bekliyordu. Sabırsızlanan halk, otomobil ve kamyonlarla askeri taşımak için yalvarıyordu. Antakya'da şehir tamamen boşalmıştı.Şehrin girişinde 80-100 bin civarında bir kalabalık orduyu bekliyordu.Türk Ordusu şehre girerken tören alanında bir Fransız taburu da selam vaziyeti almıştı.Türk taburu tören alanından geçerken kopan alkış tufanı arasından “Yaşasın Türk askeri… Yaşasın Atatürk…” sesleri yükseliyordu." "Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay" başlıklı yazımdan alıntıdır.
Sinan Meydan95,555 次观看 • 1 个月前

Prof. Ekrem Akurgal: "Atatürk döneminde arkeoloji bir ideolojiydi." Peki, "Cumhuriyet düşmanı" ne diyor? "Atatürk ve Cumhuriyet bizi geçmişimizden kopardı!" diyor. Koca bir yalan! Tam tersine, Cumhuriyet bizi hem kopuk olduğumuz geçmişimizle buluşturdu hem de üzerinde yaşamış olmamıza rağmen bağ kuramadığımız Anadolu'nun tüm geçmiş birikimiyle (tarihiyle, kültürüyle) bağ kurmamızı sağladı. Atatürk bu amaçla Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu, Ankara Dil ve Tarih-Cografya Fakültesini ve çeşitli müzeler kurdu. Yeni tarih kitapları yazdırdı. Türk Tarih Tezi ve Türk Dil Tezi'nin geliştirilmesine önayak oldu.Tarih kurultayları düzenletti. Arkeoloji kazılarına önem verdi ve kazılar yaptırdı. Türkleri aşağılayan Batı'nın ırkçı antropoljisine karşı çıktı. Türk Antropoloji Merkezinin kurulması ve Antropoloji Mecmuasının çıkarılması da bu kapsamda gerçekleştirilmişti. Her şeyden önce Atatürk ve Cumhuriyet ideolojisi, Türk ve Türkiye tarihine sahip çıktı. Hitit'ten Osmanlıya Anadolu'nun binlerce yıllık geçmiş birikimine sahip çıktı. Osmanli tarihi de dâhil Türk ve Türkiye tarihini büyük oranda Cumhuriyet'in yetiştirdiği tarihçiler yazdı ve yazmaya devam ediyor. "Cumhuriyet bizi geçmişimizden kopardı!" öyle mi?
Sinan Meydan48,024 次观看 • 24 天前

AK MİLLİ TAKIM olmuş bu! Hiçbir hükümet devlet değildir! Cumhuriyetimizle yaşıt A Milli Futbol Takımımız sadece iktidar partisini, sadece bir siyasi partiyi veya bir siyasi lideri değil, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde birleşen tüm Türk ulusunu, hepimizi, Türkiyemizi temsil ediyor. 🇹🇷 Oysa bu klip AKP icraatın içinden kilibi, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık seçim klibi gibi olmuş! Demek ki seçim de yakın! Her şeyi siyasete araç yapmak, alet etmek zorunda mısınız? Zaten hemen her konuda ayrıştırılmış toplumumuzu kulüp ayrışmalarına karşın en kolay birleştirebildiğimiz bir konuda "milli takımlar" konusunda da ayrıştırmayın. Yapmayın! Yok, bunu "Artık Türkiye'de parti - devlet özdeşliği var; AKP demek devlet demektir, Türkiye demektir!" anlayışıyla yaptıysanız, şu gerçeği çok iyi bilmisiniz ki, hiçbir hükümet "devlet" değildir, her hükümet gelip geçicidir, "ilelebet payidar kalacak olan" Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Marşa ve yapılan klibe gelince, Türkiye bir savunma sanayi fuarına gitmiyor, Dünya Kupası'na gidiyor, orada futbol oynayacak. Bir spor organizasyonunda Türkiyemizi dünyaya tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, özellikle de misafirperver insanıyla; insanının o engin hoşgörüsüyle, bilime, sanata, spora, hukuka, adalete, demokrasiye, kadın haklarına, çocuk haklarına ve barışa verdiği önemle tanıtmak gerekir. Ne o? Bunlar iyi durumda değil mi? O zaman önce bunları iyileştirmek gerekir. Bu arada bizi birleştiren, ayrıştırmayan bir milli takım marşımız var. 🇹🇷
Sinan Meydan97,566 次观看 • 2 个月前

Türk Bağımsızlık Savaşı'na işbirlikçi sarayı (padişahı) ortak etmek isteyen "saray tarihçilerine" geçen yıl Samsun'dan yanıt vermiştim, bu yıl da Giresun'dan yanıt verdim! 📌Damat Ferit Hükümeti, Mustafa Kemal'i Samsun'a yerel direnişleri örgütleyip ulusal direniş haline getirsin, düşmana karşı silahlı direniş başlatsın diye göndermedi; Karadeniz'de Pontusçu çetelerle çatışan Türkleri durdurmak, Doğu Anadolu'daki şuraların asker toplamasını engelleyip bu şuraları kapatmak, silah ve cephaneyi toplamak için gönderdi. 📌Ayrıca Mustafa Kemal'i Samsun'a, Vahdettin seçip göndermedi. Vahdettin, 1923 Mekke Beyannamesinde, "Mustafa Kemal'i gönderen hükümetin kararına uydum" diyor.
Sinan Meydan97,587 次观看 • 2 个月前

Narkozlu olan sensin! Cumhuriyet büyük bir uyanıştır. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçilirken Türkiye'de 40 bin köyün 37 bininde okul ve öğretmen yoktu. Nüfusun yüzde 80'i köylerde yaşıyordu. Bu nedenle her şeyden önce köylere okul ve öğretmen götürmek gerekiyordu. Cumhuriyet köylere okul ve öğretmen göndermek için de seferberlik başlattı. Bunun için genç Cumhuriyet Köy Öğretmen Okulları, Köy Eğitmenleri ve Köy Enstitüleri projeleri geliştirdi. Genç Cumhuriyet, On binlerce köye okul ve öğretmen götürdü. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçerken Türkiye'de okuma yazma oranlarını biliyoruz. Çünkü 1927 yılında Harf Devrimi öncesinde nüfus sayımı yapıldı. Bu sayımda il il kadın erkek okur yazar sayısı da belirlendi. 1927'de Türkiye genelinde okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 10 civarında... Kadınlarda oran çok daha düşüktü. 1928'de Harf Devrimi yapıldıktan sonra Millet Mektepleri kuruldu. Bir okuma yazma seferberliği ilan edildi. Başöğretmen Atatürk basta olmak üzere Cumhuriyetimizin idealist öğretmenleri 7'den 70'e kadın erkek herkese okuma yazma öğretmeye başladı. 1935'te nüfus sayımı yapıldığında okuma yazma oranının yüzde 20'leri bulduğu görüldü. Ayrıntılar için "Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET" adlı kitabımı öneririm. Cumhuriyete "narkoz dönemi" demek için ya "kara cahil" ya büyük "nankör" olmak gerekir. Sinan MEYDAN
Sinan Meydan147,366 次观看 • 4 个月前

İlber Hoca hayatını kaybetti. Prof. İlber Ortaylı, akademik hayatının ötesinde, Türkiye'de tarihin sevdirilmesinde, tarihe ilginin artmasında çok özel bir yere sahipti. Hiç durmadan okudu, yazdı, çok seyahat etti ve bıkıp usanmadan tarihi ve hayatı anlattı. Tarihin gülen yüzü gibiydi. Yakınlarına, sevenlerine baş sağlığı diliyorum... Rahmetle...
Sinan Meydan163,447 次观看 • 5 个月前

Vahdettin, 17 Kasım 1922'de İngilizlere sığınarak İngiliz Malaya zırhlısı ile Malta adasına KAÇTI. Vahdettin, bazılarının iddia ettiği gibi kardeş kanı dökülmesini önlemek için falan değil, tam tersine Kurtuluş Savaşı sırasındaki İHANETİ nedeniyle çıkan veya büyüyen isyanlarda (iç savaşta) akan kardeş kanının hesabını veremeyeceği için İngilizlere sığınıp Türkiye'den KAÇTI. Vahdettin'in ihanet dosyası icin bkz. 👇
Sinan Meydan39,105 次观看 • 1 个月前

Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET Türkiye’de düşünce ve vicdan özgürlüğünün, ulusal egemenliğin ve demokrasinin, çağdaş hukukun, kadın haklarının, sosyal hukuk devletinin, yurttaşların eşitliğinin, ulus bilincinin, ulusal birlik bütünlüğün, fırsat eşitliğinin, adaletin, liyakatin, bilimin, sanatın, akılcı ve bilimsel eğitimin, ekonomik kalkınmanın, tam bağımsızlığın, uygar yaşamın ve barışın güvencesi “Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet’tir. Türkiye’de Atatürkçü düşünceyi ve laik Cumhuriyet’i savunmak bütün bu değerleri savunmaktır; Atatürk’ün mirasına sahip çıkmaktır. "Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET" bütün kitapçılarda...
Sinan Meydan39,186 次观看 • 1 个月前
1:15
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Atatürk yol göstermeye devam ediyor! "Biz, ekonomik güçlenmenin temelinin de, ancak her ulusun refah içinde yaşamaya ve ilerlemeye hakkı olduğunu kabul eden bir düşünce ile ve bütün ulusların birlikte çalışmalarıyla sağlanabileceği görüşündeyiz..." (Atatürk, 1 Kasım 1932)
Sinan Meydan70,028 次观看 • 2 个月前

"Amerikan Sistemini Uygulamayı Hiç Düşünmedim." Tam 95 yıl önce, 3 Ekim 1930'da, gazetelerde, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk)'ün bu açıklaması çıktı. Atatürk, başkanlık sistemine karşıydı. Kendisinin, cumhurbaşkanlığıyla başbakanlığı birleştirip “başkan” olmasını isteyenlere, 1930 yılı Ekim ayı başında yanıt vermişti. Eğer bir gün başbakan olması gerekirse bu görevi kabul edeceğini, ancak bu durumda “cumhurbaşkanlığını bırakacağını” belirterek şöyle demişti: “Amerikan sistemini (başkanlık) memleketimizde uygulamayı hiç hatırıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz biçimde cumhurbaşkanlığıyla başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim...” (Mustafa Kemal-Atatürk- Vakit, 4 Ekim 1930)
Sinan Meydan75,449 次观看 • 2 个月前

Zavallı İsmet Özel👇 1) "Mustafa Kemal, Savaşı kazanma ihtimali sıfır olduğu için 'Attan düştüm!' deyip kolunu sardırıp Sakarya'da savaş meydanını terk etti, Ankara'ya döndü!" diyerek gerçeğin üstünde tepiniyor. Oysa gerçek şu: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralanmışsa da bu onu 12 Ağustos’ta cephede olmaktan alıkoyamamıştır. Doktorların tüm itirazlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, yarasını sardırıp o kırık kaburgası ile cepheye dönmüştür. 13 Ağustos 1921’de yürüyüşe geçen Yunan Ordusu, ilk defa 17-18 Ağustos’ta Türk Ordusu ile karşılaşmıştır. Yunan Ordusu, Türk kuvvetlerinin sol kanadını kuşatarak bu kısmını yok etmek ve Ankara’ya ulaşmak amacıyla 23 Ağustos’ta 100 km’lik cephede savaşı bütün şiddeti ile başlatmıştır. Yani şairin iddiasının aksine Sakarya Muharebesi başlarken Mustafa Kemal Paşa cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi boyunca da karagahta kalmış ve savaşı bizzat idare etmiştir. 2) "Türklerin savaşı kaybedeceğini anlayan Mustafa Kemal, 'bu benim başarısızlığım sayılmasın!' diye cepheyi terkedip Ankara'ya döndü, Sakarya Savaşında bulunmadı," diyen şair yine gerçeği çarpıtıyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, düşmanın Polatlı'ya dayandığı, herkesin savaşın kaybedildiğini düşündüğü o günlerde, Meclis'in, kendisine yönelik "Başkomutan ol, cepheye git" çağrıları üzerine Meclis'in yetkilerinin de geçici bir süreyle (3 ay) kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı kabul edip, TÜM SORUMLULUĞU KENDİ ÜZERİNE ALIP cepheye gitti. Yani şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, tüm milletin sorumluluğunu, tüm meclisin sorumluluğunu en zor zamanda kendi üzerine aldı. Eğer, Mustafa Kemal Paşa, şairin dediği gibi "Bu benim başarısızlığım sayılmasın!" diye düşünseydi, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlığı kabul edip Meclisin, milletin tüm sorumluluğunu hiç üzerine almaz, bu büyük yükün altına hiç girmezdi. Oysa o her şeyi göze alarak bu sorumluluğu aldı. Şair söylemiyor ama,Sakarya Meydan Muharebesi kaybedilseydi, cephede olup olmadığına bakılmaksızın, tek sorumlu Mustafa Kemal Paşa olacaktı. Çünkü 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanuna göre Sakarya'da tek sorumlu ve olağanüstü yetkili başkomutan oydu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, "Attan düştüm, yaralıyım, Ankara'da kalacağım!" dediğine ilişkin hiçbir kayıt da yoktur. "Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Ankara'daydı", dolayısıyla savaşı yönetmedi! iddiası ise "Büyük Taarruz'da Başkomutan İsmet Özel'di!" iddiasından farksızdır. 3) "Atatürk Meclis'e dilekçe verip Gazi ünvanı istemiş" diyerek de şair gözümüzün içine bakarak açıkça gerçeği diri diri mezara gömüyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının aksine, Mustafa Kemal, dilekçe yazıp "Beni Gazi ve Mareşal yapın!" demedi. Sakarya Meydan Muharebesi'nin, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, ''Batı Cephesi Komutanı'' Edirne milletvekili İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Kozan milletbekili Fevzi (Çakmak) Paşa, imzalarıyla, 15-16 Eylül 1921'de Meclise gönderdikleri tarihi bir önergeyle, Mustafa Kemal Paşa'ya ''Müşirlik'' rütbesi ile ''Gazilik'' unvanı ''verilmesini' önerdiler. (Belgelere bakınız.) Yani şairin iddiasının aksine Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi ve Mareşallik rütbesi verilmesi isteği İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'dan geldi. Ve Meclis bu isteği kabul ettiği için 19 Eylül 1921 tarihli 153 numaralı kanunla Mustafa Kemal Gazi ve Mareşal oldu. İsmet Özel gibi Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı tipler, hiç yüzleri kızarmadan akıllarınca tarihi çarpıtıp gerçekdışı iddialar ortaya atıp Atatürk'ü değersizleştirerek hem iktidarın "Yeni Türkiye" dediği yapıya Atatürk'süz yeni bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar hem de böylece imanlarının daha da kuvvetleneceğini sanıyorlar! Ancak bu tür çarpık tezlerle ne Atatürk değerinden bir şey kaybeder, ne de bu tiplerin zayıf imanları kuvvetlenir. Olan kendilerine olur, zamanla toplum içine çıkacak yüzleri kalmaz, kalmadı da. Zavallı İsmet Özel...
Sinan Meydan629,563 次观看 • 2 年前
