
Seyda Feyzullah Konyevi
@SeydaMFKonyevi • 17,923 subscribers
İnandığınız gibi yaşamazsanız, Yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. (Hz.Ömer radiyallahu anh) Resmi hesap
Shorts
Videos

Geçen haftaki sohbetimizde, bazı hurafecilerin Allah azze ve celle’ye yönelttiği "hulûl ve mekan" iddialarını çürütürken, bir ayet-i kerimenin mealinin ardından "Allah'ın semada oluşu" gibi bir cümle kurmuştuk. Onların kendi yaptıkları hulûl ve mekan iddiasına bir cevap niteliğinde olan sohbetimizden bir tane cümleyi aldılar, 'Aha Allah'a mekan isnad etti.’ dediler. Haşa! Biz zaten Allah azze ve celle'nin zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu anlatıyoruz. Ben daha önce de "Allah arşta mıdır, zatıyla mıdır?" gibi tartışmalara girmedim. Çünkü Allah’ın zatı hakkında konuşmak, tartışmak yanlıştır. Biz ne kadar tarif etmeye çalışırsak çalışalım, O bizim hayalimizin ve idrakimizin dışındadır. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi, akıllar ve kalpler O'nu kavrayamaz. Bizler hissi ve maddi bir alemde yaşadığımız için, görmediğimiz bir şeyi ancak gördüklerimizle kıyas ederek hayal edebiliriz; oysa Allah düşündüğümüz hiçbir şeye benzemez. Bu yüzden İmam Malik rahmetullah aleyh bu konularda konuşmaya bidattir buyuruyor. Çünkü sahabe-i kiram; ayet nazil oldu, hadis-i şerifler geldi. Sustular. O zaman biz de susmamız lazım demek istiyor. Bizim bu konudaki akidemiz elbette ki Ehl-i Sünnet ulemalarımız, alimlerimizin akidesidir.
Seyda Feyzullah Konyevi15,856 Aufrufe • vor 6 Tagen

Bazıları diyor ya, 'Benim şeyhimin sözü ayet, hadis gibidir.’ Neuzubillah Ayet Allah'ın kelamıdır. Ayeti inkar etmek küfürdür. Mürşidinin sözünü inkar etmek ise küfür değildir. Şeyhin sözü hüküm olarak bağlayıcı da değildir. Allah azze ve celle'nin dinine uygunsa alınır, uygun değilse alınmaz! Bitti. Kimden gelirse gelsin... Bizim yolumuz budur elhamdülillah. Biz zaten Allah ve Resulünün yolu için buradayız. Allah ve Resulünün yolu için saadatlara intisap ettik. Haşa onlara rağmen değil.
Seyda Feyzullah Konyevi11,556 Aufrufe • vor 4 Tagen

Mürşid bir insandır ve acziyeti ortadadır; yer, içer, hasta olur ve nihayet ölür. Ayet-i kerimede Allah Resulü muhatap alınarak; "Sen öleceksin. Onlar da ölecekler" buyurulur. Güzel bir şiirde de denildiği gibi: "Eğer dünya kalsaydı, Rasulullah'a kalırdı." Onlar mürşidleri için "ölmedi" diyorlar. Defnettiniz ya o gün, ölüm başka nasıl bir şeydir? O'nun zatından başka her şey yok olacaktır. Biz kimiz ki? Hepimiz imtihan varlıklarıyız. Peygamber Efendimiz dahi tevhid için geldi. En büyük peygamber bile, "Ben sadece bir beşerim" diyorken, siz bir veliyi nasıl ilahlaştırabilirsiniz? Akli olarak da hulûl fikri akıl dışıdır: Bir mürşid öldüğünde "Allah'a ne oldu?" sorusu ortaya çıkar. "Allah da öldü" derlerse küfürdür; "Allah oradan ayrıldı" derlerse Allah hakkında değişim ve intikal düşünmek yine küfürdür. Aynı anda birden fazla mürşide hulûl iddia edilirse, birden fazla İlah inancı doğar. Allah'ın ilmi ve zatı sonsuzdur. Bir insan bedeniyle sınırlanması O'nu yaratılmışlara bağımlı kılar ki bu da O'nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını bildiren es-Samed sıfatına aykırıdır. Gerçek ehli sünnet ve ehli tasavvuf da bu konuyu reddetmiştir. Mürşid-i kamilleri sadece bir vesile, bir rehber olarak görmüş; ona ilahi vasıflar atfetmeyi şirk saymışlardır. İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat'ında şöyle buyurur: "Haşa, Hak subhanahu'nun bir şeye hulûl etmesi veya bir şeyle birleşmesi kesinlikle söz konusu değildir." Tevhid akidesinin özü şudur: Allah-u Zülcelal birdir, yaratıcıdır. Şeyh, mürşid, veli ancak Allah'ın salih bir kuludur, dostudur. Ona duyulan saygı, Allah'ın hatırı için olan meşru muhabbet sınırında kalmalıdır. Biz onu Allah için seviyorsak, Allah'a rağmen ilahlaştırmamamız lazım. Bu sınırı aşan her inanç; Kur'an, sünnet ve icma ile batıldır; insanı İslam dairesinin dışına atar. Allah-u Zülcelal hepimizin imanını muhafaza eylesin. Bize hakkı hak olarak gösterip uymayı, batılı da batıl olarak gösterip uzak durmayı nasip eylesin. Bizi ehli hurafeden uzak tutsun ve razı olduğu şekilde istikamet üzere kendi yolunda yürütsün.
Seyda Feyzullah Konyevi11,061 Aufrufe • vor 8 Tagen

İslam şeriatında hüküm açıktır. Vefat eden kimsenin dünya mükellefiyeti sona ermiştir. Kalem kalkmış, mürekkep kurumuş, defter dürülmüş, imtihan tamamlanmıştır. Falan ölü bizi yönetiyor, orduları sevk ediyor, ekonomiyi düzeltiyor vs... Bu gibi iddialar İslam akaidi ile bağdaşmaz. Eğer vefat eden; tercih ediyor, irade gösteriyor ve hayatta olanların fiillerini yönetiyor olsaydı bu onun hâla teklif altında olduğu ve imtihanda olduğu anlamına gelirdi. Yönettiği olaylardan dolayı hesaba çekilmesi gerekirdi. Ama Rabbimiz rahmetiyle perdeyi kapatmış, ölümle beraber kulun dünya vazifesini bitirmiştir. Bir insanın vefatından sonra yaptığı sadaka-i cariyeler ile sevabı gelir, ilmin bereketi sürer, dua alır ama o artık perdenin arkasındadır.
Seyda Feyzullah Konyevi24,054 Aufrufe • vor 22 Tagen

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: “Benim hayatım sizin için hayırlıdır; çünkü benimle konuşur, vahiy ile muhatap olursunuz. Vefatım da sizin için hayırlıdır. Çünkü amelleriniz bana arz olunur. Güzel amellerinizi gördüğümde Allah'a hamd ederim. Kötü amellerinizi gördüğümde ise sizin için Allah'tan mağfiret diler, istiğfar ederim.” Bazıları bu hadis-i şerifi alıp diyorlar ki, ‘Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatta olmadığı halde bizim amellerimiz ona arz olunuyor ve bize dua ediyor’ Resulullah Efendimiz hepimize dua ediyor zaten. O zaman hiçbir şekilde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra halife olmamalıydı. Asıl yönetici o olmalı ve bitmeliydi. Kıyamete kadar bu duayı yapacak zaten bize. Niye siz sofi oldunuz o zaman? Ya da Hazreti Ebubekir'den itibaren neden halife seçildi? Manevi miras neden şimdiye kadar devam etti? Neden o zaman denilmedi? Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizim amellerimiz ona arz olunuyor; güzelse şükrediyor, güzel değilse istiğfar ediyor. Fakat bu yönetmek değil. Sadece ona arz olunuyor ve o da dua ediyor.
Seyda Feyzullah Konyevi21,330 Aufrufe • vor 24 Tagen

Sözlük anlamıyla hulûl; bir yere inmek, yerleşmek ve bir şeyin içine girmektir. İslami ıstılahta ise ikiye ayrılır: Cismani (Zati) Hulûl: İlahi zatın bir bedene veya nesneye maddi olarak girdiği inancıdır. Ruhani (Sıfati) Hulûl: İlahi ruhun veya sıfatların bir insana geçmesi, o insanın ilahi vasıflar kazanması iddiasıdır. Bunu, "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın" hadisiyle karıştırmamak gerekir. Kulun kendi gayretiyle nefsini terbiye edip Allah’ın razı olduğu şekilde yaşaması tamamen farklı bir şeydir; hulûl ile hiçbir alakası yoktur. Bugün bazı sapkın şahıslar, tasavvuf kisvesi altında şeyhlerine ilahi konumlar yükleyerek hulûl inancını mürşidlerine uyarlamaktadırlar. Geçmişte Müslümanlar arasına sokulan bu bidat ve fitne, günümüzde yeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu fitneye karşı uyanık olmalıyız. Bu kişiler "Biz hulûl kelimesini kullanmıyoruz" diyerek kendilerini savunabilirler. Ancak bir kişinin kullandığı terim değil, yaptığı işin mahiyeti önemlidir. Küfür eylemi içindeki birinin "Niyetim bu değildi" demesi ne kadar geçersizse, hulûlü tarif edip adını koymamak da o kadar geçersizdir.
Seyda Feyzullah Konyevi12,495 Aufrufe • vor 13 Tagen

“Biz tarikatların kökünü kazıyacağız.” diyenlerle beraber hareket eden bazı güruhlar var. Sapkınlıkları ve hırsları sebebiyle en büyük zararı tasavvuf ve tarikatlara veriyorlar. İşte tam da böyle zamanlarda anlıyorsun ki; “Biz tarikatların kökünü kazıyacağız" diyen İslam düşmanları tarikatlara böyle zarar verecekmiş...
Seyda Feyzullah Konyevi11,480 Aufrufe • vor 12 Tagen

Şuna emin olun... Ben bazı insanların istediği tasavvuf tablosunu çizebilirim. Bazı insanların istediği gibi boyun eğip; elimizi kolumuzu bağlayalım, tesbihimizi elimize alalım zikrimizi çekelim; Gazze'yi, Doğu Türkistan'ı, Myanmar'ı ve dünyanın diğer bölgelerindeki acı çeken kardeşlerimizi duymayalım diyebilirim. Tasavvufu böyle zannediyorlar. Tasavvuf Resulullah'ın ahlakı değil miydi? Tasavvuf O'nun hayatı değil miydi? Neden o zaman biz kendimizi kandırıyoruz? Bu nefsin oyunudur. Sofilere soruyorum: Allah aşkına; Gazze'deki katliamı insanlara, yetkililere duyurmak; onları harekete geçirmeye çalışmak, aynı zamanda boykot yapmak senin virdine engel mi oluyor? Bunlar senin hatmene engel mi oluyor? Neden susarsın? Daha eline kılıç bile verilmemiş. Sen cihad meydanına bile çıkmamışsın. Sadece dilinle ya da belki bir yürüyüş olsa yürüyüşe gideceksin, yürüyeceksin. Zor bir şey de değil. Şu anda bizim yapabileceğimiz bu kolay şeyleri bile yapmıyorsak, nefsimizi dinliyorsak Allah korusun hepimiz yuvarlanır gideriz.
Seyda Feyzullah Konyevi150,065 Aufrufe • vor 10 Monaten

İçindeki makam ve dünya hırsı öyle bir körlük, öyle bir sarhoşluk vermiş ki kendi koltuğu uğruna hem kendisinin hem de başkalarının ahiretini mahvediyor. Mahmud Efendi hazretlerinin ölmediğini söylüyor. Siz o gün kimi defnettiniz o zaman? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bile vefat etmişken, ayette açıkça "Sen de öleceksin, onlar da ölecek" buyrulmuşken, nasıl 'ölmedi' dersin? Üstelik bu zat, sanki o esnada oradaymış gibi bu yetkilerin verildiğine şahitlik ediyor! Diyor ki: "Efendi Hazretleri bazı ihvanına alenen gözüküyor, onlarla görüşüyor ve bize zahiren talimat veriyor. Biz de ne talimat verirse onu yapıyoruz." Yani yarın bir gün bir pislik yapsa, suçu direkt Mahmud Efendi’ye atacak; şu anda zaten onu yapıyor. Bir de utanmadan, 'Kalan ömrümde benden yararlanın' Haşa, Allah korusun! Yararlanamazsınız, ancak yaralanırsınız. Taki Osmani Hocaefendi'ye, esmerliğinden ötürü laf atmıştı. Taki Osmani'nin tırnağının nuru onda yoktur! Bunlar Bilal-i Habeşi’yi görseler ne diyeceklerdi? Fikri Efendi hazretleri için de aynısını yapıyorlar. İşte böyle helak olmuşlar; bataklığın içinde çırpındıkça batıyorlar!
Seyda Feyzullah Konyevi11,372 Aufrufe • vor 15 Tagen

Adı Mürşid, soyadı Haznevi... Bu kişi, Suriye'deki Haznevi ailesindendir, doğru. Ama Haznevi ailesiyle tasavvufi anlamda, İslami hizmetler anlamında zerre kadar alakası yoktur! Bunu Haznevilerden istikamet ehli olup da hizmet edenleri aklamak için söylüyorum. Hakikaten de onun, onlarla hiçbir ilgisi yoktur. Ailesi bununla çok uğraştı. Onu oradan çekip koparmak için çok mücadele ettiler. Ancak muvaffak olamadılar. Çünkü bu bahsettiğimiz kişi, ypg-pkk saflarındadır. Allah azze ve celle ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Nuh aleyhisselam gibi bir diriden, oğlu kafir olan bir ölüyü çıkarır. Ebu Cehil gibi bir ölüden Hazreti İkrime gibi bir sahabe, bir diri çıkarır. Bu, onların (ypg'dir, sdg'dir, pkk'dır… Bir sürü isimleri var ama hepsi aynı!) propaganda sorumlularından birisidir. Bildiğiniz sarıklıdır, cübbelidir. Sarığı bizim sarığımızın iki katıdır(!) Ama bu iş ne sarıkla olur, ne kürkle olur, ne cübbeyle olur. Bu iş istikametle olur, bu iş takvayla olur. Allah ve Resulü ne demişse ölçü budur bizim için. Onun dediklerini naklederken dahi insan irkiliyor… Diyor ki: 'Eğer kabul edilecekse ben buradan israile bir yardım çağrısında bulunabilirim. Ne zamana kadar Müslümanlara kurban olacağız? 'Eğer benim vatanım elimden gitmişse, elin vatanına lanet olsun. Eğer benim annem yaşamayacaksa elin annesi de yaşamasın.’ Bakın iyi dikkat edin! Bu sözler... Ben bu kişinin ismini söylemeden önce söyleseydim, siz herhalde bunu ancak bir kafir söylemiş zannederdiniz. Ama bunun adı Müslüman! Ya da kendini öyle gösteriyor bilmiyoruz. Allah bilir. Zira söylediği şeyler bir Müslümanın söyleyebileceği şeyler değil. Kendini Müslüman saymıyor mu bu adam! 'Gazze ve Filistin'e ne zamana kadar kurban olacağız?' diyor. Gazze ve Filistinlilerin annesi ağlasın diyor. Halbuki Gazze'ye şimdiye kadar hiç kurban olmamış! Zerre kadar yardımı da dokunmamış. Hep köstek olmuş. Hep israille işbirliği içinde olmuşlar. Öyle bir konuşuyor ki sanki herkes onlara katliam yapıyor da bundan dolayı feryat figan ediyorlar. Halbuki kendileri isyan ediyor. Kendileri hadlerini aşıyorlar. Hadsizlik ediyorlar. İsyan çıkarıyorlar. Fitne ve fesat çıkarıyorlar... Orada devlet diye bir şey yok. amerikanın onlara oraya tahsis ettiği, ‘Burası senin devletin, al bir devlet kadar da sana silah veriyorum. Ne zaman istikrar olsa kargaşa çıkar.' dediği bir yer. Bunun için verdi o silahları. Nerde senin devletin oluyor? O zaman her şehir kendine bir devlet kursun. Müslümanların istikrarı böyle nasıl olacak? Nerde huzur olacak?
Seyda Feyzullah Konyevi68,067 Aufrufe • vor 5 Monaten

Suriye üzerine düzenlenen sefer öncesi ordunun Curf denilen yerde toplandığı gün, Hazreti Ebubekir, Usame radıyallahu anhın ordusuna bir ferman buyuruyor. Bu ferman, İslam fetihlerinin ve savaşlarının ahlakını gösteren nadide metinlerdendir. Müslümanın savaşta nasıl davranması gerektiğini çok net ve kısa ifadelerle ortaya koyuyor. Bu emirler yalnızca o orduya değil, kıyamete kadar bütün Müslümanlara hitap ediyor. Allah Resulü’nün sallallahu aleyhi ve sellem dönemiyle başlayan, Hulefa-i Raşidin devrinde devam eden bu emirler bugün de geçerlidir. Bunlar eskimeyen, her çağda canlı kalan emirlerdir. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh buyuruyor ki: ➤ Allah yolunda kafirlerle savaşın. ➤ Hainlik etmeyin. ➤ Sözünüzde durun. ➤ Ganimet malına zarar vermeyin. ➤ Korkup kaçmayın. ➤ Fesat çıkarmayın. ➤ Emirlere karşı gelmeyin. ➤ Çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürmeyin. ➤ Meyve ağaçlarını kesmeyin. ➤ Yemek ihtiyacı dışında hayvanları boğazlamayın. ➤ Yolda gördüğünüz herhangi bir hayvanı sebepsiz yere öldürmeyin. ➤ Manastırlara çekilmiş kimselere dokunmayın. ➤Size ikram edilen yemeği Allah’ın adını anarak yiyin. Bu, bütün insanlığa kıyamete kadar ders veren bir fermandır. Bütün çağlara savaş ahlakını öğreten bir ölçüdür.
Seyda Feyzullah Konyevi34,980 Aufrufe • vor 2 Monaten

Veliler Kabirden Dünyayı Yönetebilir mi? Son zamanlarda yine bazı fitneler çıkarmaya başladılar. Mahmud Efendi hazretleri ile ilgili, "Mahmud Efendi hazretleri bizi kabirden yönetiyor..." diyorlar. Çok büyük bir laftır bu! Mahmud Efendi hazretlerini ters psikoloji ile küçültmeye çalışmaktır! Kendilerini, akidelerini, imanlarını zaten tehlikeye attılar. Bir de buna inanmayanları haşa ayeti inkar etmekle itham ediyorlar. Bu nasıl Tasavvuf? Bu nasıl Müslümanlık? Böyle bir tarikat yoktur! Biz bu tarikata niçin girdik? İmanımızı kurtarmak için. İmanımızı, yerlerde süründürmek için değil! Ona buna peşkeş çekmek için değil! Onun menfaatine vermek için değil! Yazıktır, günahtır. İman kıymetlidir. Dünyanın en en en kıymetlisidir. İman olmazsa biz ne yaparız ki?.. Bir mürşidin vefat ettikten sonra feyzi, bereketi ve nispeti olabilir. Ama 'O oradan yönetiyor' demek, milleti 'ahmak' yerine koymaktır! Milleti 'avanak' gibi görmektir! Bunlar insanı şirke kadar götüren şeylerdir. Allah-u Zülcelal'e has olan sıfatları bir kula isnad etmek, herkesin cüret edebileceği bir şey değildir! Bunu söyleyebilmek için Allah'tan korkmuyor olmak lazım. Korkmuyorsa bunu yapabilir. Allah'tan korkan bir insan bunu yapamaz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi geçmiş, onlar hepsi vefat etmiş, onlar gerçek ölü!... -Onların nazarında- Bütün sahabeler gerçek ölü, bütün evliyalar gerçek ölü, hiçbirisi yönetmiyor; bunun mürşidi yönetiyormuş! Onlar için neden bunlar söylenmedi? O zaman o Müslümanlar, Müslüman değil miydi haşa. Bu sözler Mahmud Efendi hazretlerini yüceltmek değildir! Mahmud Efendi hazretlerine karşı insanların nazarında, kalbinde ona bir soğukluk ve kin güttürmektir! Dahası, Ehli Sünnet’in kalesine girip içerden kaleyi yıkmaktır! Bunu yapanları Ehli Sünnet’in kalesi zannedenler var. Allah onları ıslah etsin. Onlar da ders alsınlar. Uyansınlar! Kıyamet gününde bize "Niye uyarmadınız?" diye de sormasınlar.
Seyda Feyzullah Konyevi124,083 Aufrufe • vor 1 Jahr

Onlar da biliyor ki vefat eden zât, canlıları yönetmiyor. Onlar da bunu çok iyi biliyor. Ama bir rüya uydururlar, zuhurat görürler, zulumat görürler vs. vs. bu şekilde birbirlerini idare ediyorlar. Allah hidayet etsin. Allah-u Zülcelal sonumuzu hayır eylesin, bizi istikamet üzere bu yolu hakkıyla yürüyenlerden eylesin. Saadat-ı kiramların kıymetini hakkıyla bilenlerden eylesin. Ne aşırı ne de hafife alan… Orta yol ki o yolda Fahr-i Kâinat’ın buyurduğu gibi: “Her işin en hayırlısı vasat olanıdır.” Ne ifrat, ne tefrit… İkisinin arasında bir yol yürümemizi Rabb’im hepimize nasip eylesin ve bu şekilde bizim kurtuluşumuzu ihsan eylesin. Ölçülü bir şekilde, dengeli bir şekilde Allah-u Zülcelal bizi bu yolun sonuna kadar sağa sola savrulmadan yürüyenlerden ve akıbeti hayırlı olanlardan eylesin. (Âmin)
Seyda Feyzullah Konyevi10,515 Aufrufe • vor 19 Tagen

ŞİA AKİDESİNDEN NEFRET EDİYORUZ DİYE İSRAİL'İN ONLARI VURMASINA GÜLECEK MİYİZ? İran ile akidevi olarak her ne kadar birbirimize ters isek de, onlar sahabe-i kirama saygısız ise de, karşılarında yahudiler, hristiyanlar var. Yahudiler, ‘Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Hristiyanlar, ‘Hazreti İsa Allah’ın oğludur’ derler -haşa-. Onların söylediklerinden gökler titrer, Arş-ı Âlâ titrer. Bunun için yahudiler İran’dan daha şiddetlidir. Biz burada zalim-mazlum şeklinde bakmak zorundayız. Yine içlerinde birçok ehl-i kıble Müslüman var. Küfre gitmemiş olanlar vardır. Küfre gitmemiş olanlardan maksat, akidevi anlamdadır. Sapkın olmayanlar da var. Yani çok aşırı derecede gidenler de var, arada olanlar da var. Dolayısıyla aşırı derecede olanları zaten insan bir şey diyemiyor, Allah’a bırakıyor. Ancak diğerlerine insan gerçekten üzülüyor. Bir de bunların içerisinde çoluk çocuklar vardır. Allah-u Zülcelal bunun için İran’ı da yahudiye karşı, İsrail’e ve Amerika’ya karşı muzaffer kılsın. İran’la ilgili bazı insanlar, onların mezheple ilgili sıkıntıları olduğundan dolayı, akidevi sıkıntıları olduğundan dolayı, Suriye’de yaptıkları zulümlerinden dolayı onlara sanki dua etmek istemiyorlar gibi davranıyorlar. Bu yanlış bir şeydir. Çünkü Suriye’de yaptıkları zulmün cezasını sen kafirden bekleme. Cezasını vermek istiyorsan, o zaman kendin verseydin! O zaman verseydin! Madem bu kadar adalet istiyorsun… Devletler olarak söylüyorum. Halk olarak kimse bir şey yapamaz. Devletler olarak bunu isteseydiniz! İran’ın Suriye’de yaptıklarına biz de o zamanlar tepki gösteriyorduk, itiraz ediyorduk. Fakat bunlar yetmedi, yetmiyordu. Devletler bir şeyler yapmalıydı o zaman. Suriye’de 1 milyondan fazla insan katledildi. Bütün devletler izledi. Şimdi de İran, o izleyen devletlerdeki amerika üslerini vuruyor. Bütün Müslüman ülkelerinde -biz de dahil- bu üsler var. O zulüm ise o zulüm ile bu mazlumiyeti karıştırmamak lazım. Şimdi bir insan dün bir suç işledi. Bugün başka bir suç işlemişse ya da bugün suç işlememiş… Dün birini döven bir kişi bugün; bir başkasından dayak yiyor. Siz bunu kısas yerine sayabilir misiniz? Sayamazsınız. Çünkü henüz o mahkemeye çıkmadı. Bu ayrı bir olaydır. Burada zalim ile mazlum da farklı olabilir. Dünkü zalim, bugün mazlum da olabilir. Dolayısıyla bugün İran mazlumdur. Amerika ona direkt geliyor, vuruyor. İsrail kendisi geliyor, vuruyor. İşte böyle bir durumda o zamanki suçları ile bu zamanki mazlumiyetleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Yanlıştır bu. Kaldı ki şu anda amerika onların sivil yerlerini de vuruyor. Bu da yazık. O çocukların ne suçu var? Suriye’deki katliamda İran’daki okulların ne suçu var? Orada okullar bombalanıyor ve küçücük, minnacık çocuklar ölüyor. Hiç haberleri bile yok. Belki Suriye olaylarını bile duymamışlardı. İran için, İran’ın galibiyetini istemek bizim imanımızın gereğidir. Onlar ehl-i kıbledir diyoruz, Müslümandır diyoruz. Kafire karşı Müslümanları desteklemek farzdır. Ayet-i kerimede dahi Rumlar ile Farslar zikredilir. Rum Suresi’nde geçer. Orada dahi ehl-i kitabın mecusilere galibiyetinden dolayı mü’minlerin sevineceği buyurulmuştur. Bu bizim için bir yoldur. Mecusi ateşe tapandır. Ehl-i kitap ise hristiyan veya yahudilerdir. Bakın, mecusilere karşı ehl-i kitabın kazanmasıyla mü’minlerin sevinmesi isteniyor. Şimdi burada da Müslüman ile ehl-i kitap var. Müslüman, ehl-i kitaptan Allah’a daha yakındır. Müslümanın galip olmasını sevmen gerekir. Az önce dediğimiz gibi bunların da akidesi bozuk. Biliyoruz. Ama onların akidesi ile yahudinin akidesini bir tutabilir miyiz? Sahabeye saygısızlık yapmaları, küfür etmeleri ayrı; “Hazreti Üzeyir Allah’ın oğludur” demek ayrı. Birisi kuldur, sahabedir; diğeri Allah celle celalühü... Bazı Müslüman kardeşlerimizde şöyle bir korku var: 'Eğer onlara dua edersek, sanki onlara meyil etmiş, onların tarafına geçmiş oluruz. E yapalım mübarek! Madem yarın bir gün böyle bir propaganda yapmalarından, bu durumu kullanmalarından korkuyoruz; o zaman gel, biz de onlarla birlikte amerikayı, israili durduralım. Saldıralım o zaman! Madem böyle bir çekincen var, o halde biz de destek verelim ki yarın bir gün onlara verecek bir cevabımız olsun. Biz Sünniyiz elhamdülillah! Şiayı sevmeyiz, Şia akidesini sevmeyiz! Hatta nefret ederiz. Ancak Şiaya karşı diye kalkıp Yezid’e “Hazreti Yezid” de demeyiz. Çünkü o Yezid ki Allah belasını vermiştir deriz. Ehl-i beyti öldürmüştür. Biz Sünniyiz elhamdülillah. Fakat vasatı korumak zorundayız. Ama bazıları sırf şiaya inat olsun diye Yezid’i yüceltmeye kalkıyor. Böylelerine “siz de Yezidiniz de yerin dibine batsın” denilir. Sünnilik, Şiiliğin karşıtlığı değildir. Sünnilik İslam’ın ta kendisidir. Sahabe-i kiramın tamamını kuşatan bir akidedir. Hepsine saygı gösterir, hiçbirine dil uzatmaz. Biz deriz ki Hazreti Ali haklıydı. Ama Hazreti Muaviye’ye de dil uzatmayız. Çünkü o da sahabeydi. İçtihad etti, hatalıydı ama biz burada susarız. Haddimizi biliriz. İşte Şiiler burada durmuyor, devam ediyor. Bizim farkımız haddimizi bilmemizdir. Haddini bilmek her zaman güzeldir. Ama Yezid sahabe değildir, ona söz söylenir. Allah onu kahretsin. Allah-u Zülcelal ehl-i beytin hakkını ondan alsın. Kim Yezid’e “hazret” diyorsa Allah ona hidayet versin, basiret versin. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede buyuruyor ya: “Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” Biz şia akidesini sevmiyoruz diye onların mazlumiyetine gülecek miyiz? Gülemeyiz. Bu bize yakışmaz. İnsanlığa da yakışmaz, bizim akidemize de yakışmaz. Doğru değildir.
Seyda Feyzullah Konyevi34,727 Aufrufe • vor 3 Monaten

‘Tasarruf’u iki manâda düşünebiliriz. Birincisi mutlak tasarruftur. Kainatta dilediğini yapan, sebepleri ve neticeleri yöneten, mutlak hakimiyet sahibi olmak... Bu yalnızca Allah’a mahsustur. Çünkü O, el-Melik’tir; mülkün mutlak sahibidir. O, el-Müdebbir’dir; her işi hikmetle çekip çevirendir. Bu manayı bir mahlûka vermek en hafif ifadeyle haddi aşmak, şirke giden kapıyı aralamaktır. Rububiyet bölünmez; mutlak kudret yalnız Allah’ındır. İkinci manâ ise tasavvuf erbabının kullandığı ıstılahî manâdır. Bu, mecazî bir kullanımdır; feyiz, bereket ve nispet anlamındadır. Birinci manâdaki tasarruf ne İslâm’da ne de hakiki tasavvufta kabul edilir. Tasavvuf ehlinin kastettiği tasarruf, güneşin balçığa tesiri gibidir. Güneş, “Ben şu balçığı kurutayım” diye irade göstermez; fakat balçık güneşin karşısında durduğu için kurur. O güneş Allah'ın dostudur, evliyadır, velidir. Allah-u Zülcelal kendi yarattığı o güneşine hem sıcaklık hem ışık özelliğini verir. İşte evliyanın kabrindeki hali de böyledir. O dünyadaki ibadethanesinde; Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle, 'Sıbgatullah' yani Allah'ın boyası boyanmıştır, ruhunu işlemiştir. Vefat ettikten sonra o boyanın ışıltısı, feyzi ve bereketi devam eder. Onu ziyaret eden, ona muhabbetle yönelen talip tıpkı balçığın güneşe durduğu gibi Allah'ın izniyle o manevi bereketten nasipdar olur. Velinin artık bir iradesi yoktur; fakat onun üzerinden akan rahmet pınarı kesilmemiştir. O, adeta rahmetin aktığı bir kanal gibidir. Mevlana hazretleri bu durumu şöyle ifade eder: “Güneşin ışığı duvara vurur ama duvar ben ışık saçıyorum diyemez. Veliler de böyledir. Onlarda görülen güzellik, Hakk’ın nurunun yansımasından ibarettir.” Tasavvuf kitaplarında sıkça geçen ayna, cilalanma ve yansıma misalleri de bu hakikati anlatır.
Seyda Feyzullah Konyevi12,385 Aufrufe • vor 25 Tagen

Bazı meclislerde öyle anlatılar dinleriz ki insan hayrete düşer. "Falan zat vefat etti ama hâlâ bu ümmetin gemisini yürütüyor, müridlerini sevk ve idare ediyor" denir. Kimi zaman aşırı muhabbetten, kimi zaman da menfaat peşindeki insanların istismarından dolayı Allah dostlarına öyle makamlar nispet edilir ki, sanki perdenin ötesindeki işleri bizzat onlar yönetiyormuş gibi gösterilir. İşte burada ince ve tehlikeli bir çizgi vardır. Çünkü muhabbet, Kur'an ve sünnet ölçüsüyle tartılmadığında hakikatin üzerine perde olur. Bir Allah dostunu sevmek insanı yüceltir; fakat ölçüsüz sevgi fark ettirmeden haddi aşırır. Bazen hakikatin içindeki küçük bir doğru büyütülür, süslenir ve sonunda başka bir hakikatin üstünü örter. Kimi insanlar velileri sevme adına farkında olmadan uluhiyet sınırına yaklaşırken, kimileri de bu aşırılıklara tepki gösterip bütün maneviyat kapılarını inkâr eder. Oysa hakikat bu iki uç arasında hikmetli bir yoldur. Evliyaullah'ın ruhaniyetinden gayri ihtiyari taşan bir feyiz, bereket ve manevi cazibe vardır. Mürid ile mürşid arasında yahut Allah dostlarını sevenlerle onlar arasında bir nispet oluşur. Kalpteki talep ve arayış, Allah'ın o kulları üzerinden akıttığı feyiz ve bereketten istifade etmeye vesile olur. Fakat bu hakikat; cahil, aşırı duygusal veya menfaat peşindeki kimselerin elinde suistimal edilir. Allah'ın o kulu üzerinden akıttığı rahmet sanki velinin kendi mülküymüş gibi sunulur. Böylece kulluk makamındaki bir insan, farkında olarak ya da olmayarak rububiyet makamına yaklaştırılır. Neuzübillah. Oysa hakiki mürşid, ilahi feyzin sadece bir aynasıdır. Feyiz ve bereket mürşidin kendisinden değil, Allah azze ve celle'den gelir. Kalbini cilalamış olan o zat, sadece o nuru yansıtan bir vesiledir. Asıl kaynak Allah'tır. O rahmet, nur ve bereket Allah'tan gelir; sonra o salih kul üzerinden ümmete akseder.
Seyda Feyzullah Konyevi12,764 Aufrufe • vor 27 Tagen

MÜ'MİN, KARDEŞİNİN DERT ORTAĞIDIR Bir bütün olarak, o dertle mücadele ederseniz baş edersiniz. Ama hepiniz ayrı ayrı; ayrı bir dert üstlenirseniz hepiniz ezilirsiniz. Öyleyse şunu da unutmayalım! Mü'min kardeşin, komşun, acı çekiyorsa bil ki o acı senin kapında da bekliyordur. Senin kapını çalacak o! Bugün Gazze'de, Doğu Türkistan'da, Sudan'da, Yemen'de nice mazlum kardeşlerimiz var. Belki biz seferlere çıkamıyoruz. Ancak sefere ve cihada çıkanlara yardımcı olabiliriz. Müslüman halklar kendi yöneticilerini yönlendirerek, teşvik ederek, baskı yaparak, kamuoyu oluşturarak kardeşlerinin derdine derman olmaya çalışabilirler Mazlum Müslümanlara başta silah yardımı yapılması lazım. Sonra onlara infak yardımı yapılmalı. Dua yardımı yapılmalı. Haykırışlarımızla meydanlarda her türlü desteği sağlamalıyız. Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah-u Zülcelal de kıyamet gününde onun sıkıntısını giderir.” Biz de kardeşlerimizin sıkıntısını giderdiğimizde kurtuluşa ereceğiz. Allah azze ve celle ayet-i kerime, “Tebliği yapan, hayra çağıran, emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münkerde bulunan bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır” buyuruyor. Sen tebliğ yaptığında, bir insanı Cennet’e kazandırdığında aslında sen kazanmış oluyorsun, sen kurtuluşa eriyorsun. Yani biz Gazze'ye yardım ederek, onları değil; kendimizi kurtarmış olacağız. Öyleyse biz, kendi çağımızın kurtarma seferlerine katılmalıyız. Cihada hazır olma seferine, cehalete karşı ilim seferine, mazluma nefes olma seferine ve garibe, fakire, miskine infak etme seferine katılmamız gerekir.
Seyda Feyzullah Konyevi79,777 Aufrufe • vor 9 Monaten

Selahaddin Eyyubi rahmetullahi aleyh Kudüs'ü kılıçla aldı. Fatih Sultan Mehmed rahmetullahi aleyh İstanbul'u toplarla, dualarla fethetti. Demek ki zahiri güç olmadan olmuyor. Allah-u Zülcelal dilerse bulutsuz yağmur yağdırır. Ancak bulutu göndermeden yağdırmıyorsa; o bulutu yağmura bir sebep kılıyorsa, Müslümanların izzetini de Müslüman'ın kılıcına bağlamış. Müslüman'ın izzetinin sebebi kılıcıdır. O kılıç, sadece zahirle kalmayacak. Kılıç bir kanattır. Mü’minin ikinci kanadı da imanıdır, maneviyatıdır. Bu ikisi her zaman beraber olacak. Sadece dua ile tarlanı ekip biçemiyorsun. Zahiren gayret etmen gerekiyor. Cihad, şeref ve izzetin için daha çok gayret gerekiyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hangi savaşı kılıçsız kazandı? Eşref'ül mahlûkat idi. Allah'tan isteseydi, ki bazen istedi ama kendisi oturmazdı. Bedir Savaşı’nda Allah Resulü istedi, dua etti. Melekler yardıma geldi. Buna rağmen hiçbir sahabe, "Melekler zaten savaşıyor" deyip evlerine dönmediler. Düşmanlarını öldürdüler, kendileri şehid düştüler.
Seyda Feyzullah Konyevi89,620 Aufrufe • vor 10 Monaten
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Ey Ümmetin Davudi Sesi, Ey Ebu Ubeyde, Bu imtihan dünyasında sen de diğer şehitler gibi, Mahzun ve dargın gittin ümmetin sessizliğinde... Giderken, hasmı oldun Gazze'ye sırtından vuranlara, sırtını dönenlere. Ama Mutlak sevgiliye kavuşunca, Şeb'i arus gibi sanki, gülümsemişsin. O tebessümün var ya bir görseydin, çiçekler açtı, çatlamış dudaklarda, kurumuş kalplerde. Şimdi Cennetlerde kufiyeni çıkartıp büyük bir iftiharla gezebilirsin. Şehadetin Mubarek Olsun Yiğit Adam #EbuUbeyde
Seyda Feyzullah Konyevi55,131 Aufrufe • vor 6 Monaten
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah Teala şöyle buyurmuştur” dedi: “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdetâ) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38) Bu hadis-i kudsi’nin bize olan ikazıyla Menzil sofilerini Allah için uyarmak istiyorum. Oradaki bazı sofiler; diğer mürşidlerin sofilerine hatta diğer mürşidlere karşı edeplerini muhafaza etmiyorlar. Geçenlerde gördüğümüz bazı görüntüler bunu gösteriyor. Bu çok üzücü bir durumdur. O sofiler bir defa önce sofiliklerini tazelemeleri gerekiyor. Bazı sofiler kalkmışlar başka bir mürşidi protesto ediyorlar… Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Bu hadis-i kudsi’yi bilmiyor musun? Senin Gavs-ı Sani olarak kabul ettiğin zatın halifesine kalkmış, 'Yok şöylesin, yok böylesin' şeklinde ifadeler kullanıyorsun. Senin ne haddine! Bırak sorunu büyükler çözsün. Senin çözeceğin bir durum değil o. Sofilerin çözeceği şeyler değil. Sofiler kendi sofiliklerine bakmalı. Sofiler kendi sofiliklerini bırakmamalı. Sen oraya kazanmak için geldin. Başka bir mürşide laf atmak için, edepsizlik yapmak için gelmedin. Menzil'i bozmaya da hakkın yok! Menzil sadece Menzil'in malı değil, tüm ümmetin malıdır. Hakikaten de bütün kalbimle söylüyorum. Oraya bağlı olan olmayan oranın bozulmasını istemez. Çünkü güzel hizmetler yaptılar, yapıyorlar elhamdülillah. Allah-u Zülcelal oradaki o üç mürşidin de yollarını açık eylesin. Onları muhafaza eylesin. Allah-u Zülcelal'den onların yine kardeş olarak birlik ve beraberlik içerisinde hizmetlerini daim etmesini niyaz ediyoruz. Bizi üzüyor, tüm ümmeti üzüyor; düşmanı da sevindiriyor bu durumlar. Onun için bu hadis-i kudsi’yi de unutmasın sofiler. Sakın ha sakın... İsterseler bu sözlerimden dolayı beni kınasınlar, ister kınamasınlar ama kınasalar da kınamasalar da ben onlara şunu söylüyorum: "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyen peygamberlerin sözünü söylüyorum. Peygamberler ümmetine bunu derlerdi. "Ben size güvenilir bir nasihatçıyım" diyorlardı. Biz o peygamberin sözünü söylüyoruz size. Bu nasihatte bulunuyoruz. "Din nasihattir" buyruluyor. "Velilerimden birine düşmanlık eden kimseye ben harb ilan ederim" diyen Allah'a karşı senin ne haddin var! Sen ne yapmaya çalışıyorsun? Neye göre? Hangi cesaretle bunu yapıyorsun? Oturup kafanı iki elinin arasına al. Hangi cesaretle sen bu fiili yapıyorsun? Git netanyahuyu protesto et! Sen nasıl bir şeyhi protesto ediyorsun? Bunu yapan bir de güya sofi. Allah ıslah etsin! Böyle sofilik mi olur? Zaten sofiliği düştü, böyle sofilik olmaz. Kalkıp başka şeyhe laf atacak, başka şeyhe edepsizlik yapacak. Elli senelik, yetmiş senelik sofi olsan hiçbir şeysin. Sofilere ayrıca şu tavsiyede de bulunuyorum: Başka cemaatleri bölen insanlardan bazı hoca kılıklılar, menfaatperestler sofileri gaza getiriyorlar. ‘Şu mübarek haklı, öbür mübarek haksız’ diyerek kavga ettirmeye çalışıyorlar. İsmailağa'yı bozdu yetmiyor şimdi orayı bozmaya çalışıyor. Ey mübarekler! Siz kendisi batıla düşmüş olan, kendi tarikatını bozan bir insandan nasıl tarikatınız için tavsiye alabilirsiniz, onun gazına gelebilirsiniz? Böyle bir insan kalkıp size iyilik yapar mı? Kendi mürşidine ihanet eden bir insan sizin mürşidinize mi dürüstlük, sadakat gösterecek. Bilmelisiniz bunu. Onun için oradaki sofi kardeşlerimize tavsiyemizdir: Birbirinize karşı edebinizi muhafaza edin, haddinizi aşmayın. Kim ne derse desin sizin kurtuluşunuz sükunetinizdir.
Seyda Feyzullah Konyevi116,042 Aufrufe • vor 1 Jahr