Akasha Oku/yorum's banner
Akasha Oku/yorum's profile picture

Akasha Oku/yorum

@akasatwinflame • 38,497 subscribers

✨Bu sayfaya tesadüfen gelmedin güzel insan. ✨Sabitlenmiş mesajlara girip okuyarak kendini bulabilirsin. ☀️

Shorts

Ağrı yada acı, vücutta bir şeylerin yolunda gitmediğinin mesajıdır. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Eğer narkoz ve ağrı kesici ile sinyali kesersek problemi iyileştirmiş olmuyor tam tersine kronik hale getiriyoruz. Deprem de bir olay değil bir olguydu… Arz’ın biz insanlığa “işler yolunda gitmiyor” mesajıydı. Bu mesajdan önce de bir çok hadise ile mesaj verdi dünyamız bize. Tüm dünyada ve bu toplumun farklı kesimlerinde yıkıcı ve farklı türde depremler yaşandı. Çok acılar çekildi. Biz her seferinde unutup, kendimizi uyuşturup hiç bir şey olmamış gibi gündemimize döndük. Normalleştik(!) Şu anda olduğu gibi. Eğer sinyali kesmeye, kendimizi uyuşturmaya devam edersek daha büyük acılar yaşamamız kaçınılmaz. Çünkü insan ve dünya birbirinden ayrı varlıklar değil. Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin etkileşimli iki parçası. Gök ve yer birbirinden uzak değil. Madde ve manâ birlikte titreşiyor. Kalbimiz dünyanın kalbi ile birlikte atıyor. Yukarda ne varsa aşağıda o oluyor. İçerde ne varsa dışarıya o tezahür ediyor… Hadiseler umursanmadıkça, problemler çözülmedikçe, yaralar sarılmadıkça, insana ve tüm canlılara değer verilmedikçe, başımızı ellerimiz arasına alıp “benim tüm bu olaylarda acaba bir tesirim var mı? İhmal ettiğim yada kaçırdığım bir şey var mı?” demedikçe kaçışımız devam ediyor. Acılar yine içerde kalıyor ve… Gün geliyor patlıyor… Hayat, bize hadiselerin dili ile “akıllanın kendinize gelin” mesajı veriyor. İnsanlık olarak mesajı alabildik mi? En azından Türk toplumu olarak? Yoksa Kura’nı Kerim’de bahsi sıkça geçen kavimlerin durumunu bizzat deneyimliyor muyuz? Hava bize ders verdi… Covid Ateş bize ders verdi… Yangınlar Toprak bize ders verdi… Deprem Sıradakini söylemeye gerek var mı? “Ben artık huzur istiyorum, gülmek eğlenmek, neşelenmek istiyorum.” cümlesindeki gibi bireysel isteklerin kabul edilmediği ve artık eskisi gibi haz vermediği bir döneme girdiğimizi fark edebiliyor muyuz? Kolektif bir döneme girdik. Lütfen artık bunun farkında olalım… Huzuru da felaketi de birlikte yaşayacağız. Hangisini seçersek! Kendisinden başkasının huzurunu, huzursuzluğunu, acısını, mutluluğunu, açlığını tokluğunu düşünmeyen kişi kolektifi idrak edemiyor. Ve bireysellik en büyük felaketimiz oluyor… Arınmamız gerekiyor. Daha çok arınmamız… 700 yıl önce Şeyh Edebali Osman beye şöyle diyordu. “Arın Osmancık Arın. Arın tekliğinden. Kop avuntularından. Öyle insanlar vardır, şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler. Öyle insanlar için dünya çok büyüktür. …………. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir Osmacık… Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler. Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.” Kolektifi hissedemeyen herkesin yalnızlaşacağı…Aradığı aşkı, mutluluğu, güveni, “buldum” dese de…. İstediği evi, arabayı, tarlayı, arsayı, yazlığı, parayı “aldım” dese de eskisi gibi haz alamayacağı dönemlere girdik. Lütfen fark edin. Vücudun bir tarafında acı varken diğer taraflar da mutsuzdur. Ayağınızda diken varsa aklınız oradadır… Devir sonu ve Celalî terbiye… Eğitimin hızlandırıldığı dönemler… Bireysel iyileşmenin yolunun kolektife katkıdan geçtiğinin sopayla da olsa öğretildiği bir dönemdeyiz. Erken idrak edenler bu dönemde daha huzurlu olacaklar… Ölseler bile… Kolektife katkı için bu sayfada olup yazdıklarımı alıntılayıp paylaşan, RT yapan, beğeni ve yorum ile destek veren tüm güzel ruh varlıklarına tekrar teşekkür ediyorum. Sevgilerimle ~akaşa~

Ağrı yada acı, vücutta bir şeylerin yolunda gitmediğinin mesajıdır. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Eğer narkoz ve ağrı kesici ile sinyali kesersek problemi iyileştirmiş olmuyor tam tersine kronik hale getiriyoruz. Deprem de bir olay değil bir olguydu… Arz’ın biz insanlığa “işler yolunda gitmiyor” mesajıydı. Bu mesajdan önce de bir çok hadise ile mesaj verdi dünyamız bize. Tüm dünyada ve bu toplumun farklı kesimlerinde yıkıcı ve farklı türde depremler yaşandı. Çok acılar çekildi. Biz her seferinde unutup, kendimizi uyuşturup hiç bir şey olmamış gibi gündemimize döndük. Normalleştik(!) Şu anda olduğu gibi. Eğer sinyali kesmeye, kendimizi uyuşturmaya devam edersek daha büyük acılar yaşamamız kaçınılmaz. Çünkü insan ve dünya birbirinden ayrı varlıklar değil. Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin etkileşimli iki parçası. Gök ve yer birbirinden uzak değil. Madde ve manâ birlikte titreşiyor. Kalbimiz dünyanın kalbi ile birlikte atıyor. Yukarda ne varsa aşağıda o oluyor. İçerde ne varsa dışarıya o tezahür ediyor… Hadiseler umursanmadıkça, problemler çözülmedikçe, yaralar sarılmadıkça, insana ve tüm canlılara değer verilmedikçe, başımızı ellerimiz arasına alıp “benim tüm bu olaylarda acaba bir tesirim var mı? İhmal ettiğim yada kaçırdığım bir şey var mı?” demedikçe kaçışımız devam ediyor. Acılar yine içerde kalıyor ve… Gün geliyor patlıyor… Hayat, bize hadiselerin dili ile “akıllanın kendinize gelin” mesajı veriyor. İnsanlık olarak mesajı alabildik mi? En azından Türk toplumu olarak? Yoksa Kura’nı Kerim’de bahsi sıkça geçen kavimlerin durumunu bizzat deneyimliyor muyuz? Hava bize ders verdi… Covid Ateş bize ders verdi… Yangınlar Toprak bize ders verdi… Deprem Sıradakini söylemeye gerek var mı? “Ben artık huzur istiyorum, gülmek eğlenmek, neşelenmek istiyorum.” cümlesindeki gibi bireysel isteklerin kabul edilmediği ve artık eskisi gibi haz vermediği bir döneme girdiğimizi fark edebiliyor muyuz? Kolektif bir döneme girdik. Lütfen artık bunun farkında olalım… Huzuru da felaketi de birlikte yaşayacağız. Hangisini seçersek! Kendisinden başkasının huzurunu, huzursuzluğunu, acısını, mutluluğunu, açlığını tokluğunu düşünmeyen kişi kolektifi idrak edemiyor. Ve bireysellik en büyük felaketimiz oluyor… Arınmamız gerekiyor. Daha çok arınmamız… 700 yıl önce Şeyh Edebali Osman beye şöyle diyordu. “Arın Osmancık Arın. Arın tekliğinden. Kop avuntularından. Öyle insanlar vardır, şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler. Öyle insanlar için dünya çok büyüktür. …………. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir Osmacık… Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler. Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.” Kolektifi hissedemeyen herkesin yalnızlaşacağı…Aradığı aşkı, mutluluğu, güveni, “buldum” dese de…. İstediği evi, arabayı, tarlayı, arsayı, yazlığı, parayı “aldım” dese de eskisi gibi haz alamayacağı dönemlere girdik. Lütfen fark edin. Vücudun bir tarafında acı varken diğer taraflar da mutsuzdur. Ayağınızda diken varsa aklınız oradadır… Devir sonu ve Celalî terbiye… Eğitimin hızlandırıldığı dönemler… Bireysel iyileşmenin yolunun kolektife katkıdan geçtiğinin sopayla da olsa öğretildiği bir dönemdeyiz. Erken idrak edenler bu dönemde daha huzurlu olacaklar… Ölseler bile… Kolektife katkı için bu sayfada olup yazdıklarımı alıntılayıp paylaşan, RT yapan, beğeni ve yorum ile destek veren tüm güzel ruh varlıklarına tekrar teşekkür ediyorum. Sevgilerimle ~akaşa~

468,329 views

Aslına dönüyor… Özüne dönüşüyorsun. Her gün yenileniyor ve her an yükseliyorsun… Ruh parçalarını buldun, hepsini özünde topluyorsun… Üst benliğine kavuştun, artık kendini buluyorsun… Vuslata çok az kaldı sabret, İlahi huzurda bekleniyorsun… Hiç bir şeyin eksik değil ve hiç kaybetmedin İçinde olan tüm güzelliklere kavuşuyorsun. Dışarda aramaktan vazgeçtin… Ve içindeki hazineyi buluyorsun. Şimdi uyan ve gülümse Sevdiğine kavuşuyorsun…

Aslına dönüyor… Özüne dönüşüyorsun. Her gün yenileniyor ve her an yükseliyorsun… Ruh parçalarını buldun, hepsini özünde topluyorsun… Üst benliğine kavuştun, artık kendini buluyorsun… Vuslata çok az kaldı sabret, İlahi huzurda bekleniyorsun… Hiç bir şeyin eksik değil ve hiç kaybetmedin İçinde olan tüm güzelliklere kavuşuyorsun. Dışarda aramaktan vazgeçtin… Ve içindeki hazineyi buluyorsun. Şimdi uyan ve gülümse Sevdiğine kavuşuyorsun…

163,351 views

Bazı Eriller sevgiyi gerçekten anlamıyor… Sevgiyi tanımıyorlar bile… Sevmeyi de bu yüzden bilmiyorlar… Çünkü sevgili dişil Senin sevgisiz kaldığını yerlerde o çalışıyordu Senin ilgisiz kaldığın yıllarda o yaşam savaşı veriyordu Senin çiçeksiz kaldığın yollarda o susuz kaldı… Senin çiçek açman için toprak, Senin gül kokman için diken oldu… Şimdi çok küçük bir dokunuşun gerek… O niçin var olduğunu unuttu. Ona hatırlatman gerek kendisini unuttu… Öğrendiklerin ile şifa olman gerek Derdini bile unuttu… O senden sevgi istemez. Erilliği izin vermez. Ona gönlünü vermen gerek. Koşulsuz sevgiyi sunman gerek. Onun Eril olmaya gönüllü olması hata değil. Senin Dişil olman eksiklik değil. Aldığın kadar verecek, verdiğin kadar alacaksın. Ama sana gönülden verirse bereketi ile coşacaksın… Unutma! Onu ittiğin sürece senin de dikenlerin çıkacak.. Ona isyan ettiğin sürece senin çiçeklerin de solacak… Onu dikenli gördüğün sürece senin de baharın olmayacak… Hatırla lütfen! O bilmiyor, bilmediğinden sorumlu tutma! Anlamıyor, anlamadığını başına vurma… İdrak edemiyor, öğrenme şevkini kırma! Gayretini alkışla dişilliğini kullan… Ona güç verildi sana şefkat. Ona muhafızlık verildi sana sadakat! Yaralarına dokun ellerinle şifa kat… Onurunu koru, gücüne güç aşına tat kat! Kolektifin parlayan dişillerine gelen bir hatırlatmaydı. Eril enerjideki kadınlar için idraki zor bir yer… Rabbim yardımcıları olsun. Sevgilerimle ~Akaşa~

Bazı Eriller sevgiyi gerçekten anlamıyor… Sevgiyi tanımıyorlar bile… Sevmeyi de bu yüzden bilmiyorlar… Çünkü sevgili dişil Senin sevgisiz kaldığını yerlerde o çalışıyordu Senin ilgisiz kaldığın yıllarda o yaşam savaşı veriyordu Senin çiçeksiz kaldığın yollarda o susuz kaldı… Senin çiçek açman için toprak, Senin gül kokman için diken oldu… Şimdi çok küçük bir dokunuşun gerek… O niçin var olduğunu unuttu. Ona hatırlatman gerek kendisini unuttu… Öğrendiklerin ile şifa olman gerek Derdini bile unuttu… O senden sevgi istemez. Erilliği izin vermez. Ona gönlünü vermen gerek. Koşulsuz sevgiyi sunman gerek. Onun Eril olmaya gönüllü olması hata değil. Senin Dişil olman eksiklik değil. Aldığın kadar verecek, verdiğin kadar alacaksın. Ama sana gönülden verirse bereketi ile coşacaksın… Unutma! Onu ittiğin sürece senin de dikenlerin çıkacak.. Ona isyan ettiğin sürece senin çiçeklerin de solacak… Onu dikenli gördüğün sürece senin de baharın olmayacak… Hatırla lütfen! O bilmiyor, bilmediğinden sorumlu tutma! Anlamıyor, anlamadığını başına vurma… İdrak edemiyor, öğrenme şevkini kırma! Gayretini alkışla dişilliğini kullan… Ona güç verildi sana şefkat. Ona muhafızlık verildi sana sadakat! Yaralarına dokun ellerinle şifa kat… Onurunu koru, gücüne güç aşına tat kat! Kolektifin parlayan dişillerine gelen bir hatırlatmaydı. Eril enerjideki kadınlar için idraki zor bir yer… Rabbim yardımcıları olsun. Sevgilerimle ~Akaşa~

65,611 views

Şifacılar ve Şifa talebinde olanlar için küçük bir bilgisel… ✨İlmimiz bize ait değildir, bu yüzden sahiplenici bir tutumla “en doğru benim söylediğim, diğerleri yanlış” demek ilim ve şifacı kimliğine uygun bir davranış değildir… ✨Anahtar deliğinden bakıp “bütün kainatı görüyorum” demek, kendisini alim diğerlerini cahil görmek hem tahakküm hem tekebbürdür. İster guru, ister ordinaryüs olsun bu böyledir… Hakikatli bir insan hiç kimseye “cahil” demez çünkü en başta kendisini cahil görür. Ledün ilmi sahibi Hazreti Hızır’ın, Hz. Musa’ya; “senin ve benim ilmimiz şu kuşun gagasındaki su kadar bile değildir” sözü tüm ilim ehli için rehberdir. ✨Diplomalı olmak, yüksek okul okumak, medeni şehirlerde yaşamak, şık giyinmek, ağzı laf yapabiliyor olmak, zeki olmak şifa yöntemlerine büyük paralar harcamış olmak bizi üstün yapmaz… Bazen sadece toprakla çalışan bir insanın irfanı, binlerce kitap okumuş, yurtdışında doktora yapmış, onbinlerce insana danışmanlık yapmış birisini utandırabilir… ✨Bugün doğru dediğimiz şey yarın yanlış çıkabilir… Bugün bilim dediğimiz yarın masal olabilir, bugün tarih dediğimiz yarın yalan olabilir, bugün modern tıp dediğimiz yarın ilkel bir metod olabilir… Fanatik olmaya ve meslek egosuna hiç gerek yok. ✨İlmin izzeti yok mu peki? Elbette var ve oraya edeple girilir. O yüzden eskiler “usulsüz vusül olmaz” demişler. Şifa ve ilim isteyen usül öğrenmesi gerektiği gibi şifacı da o ilmin edebine, rehberliğine uygun etik değerlere sahip olmalıdır. Her şey diploma değildir… ✨Her mesleğin olduğu gibi bu alanların da ehil olanları amatörleri olur. “Ben profesyonel bir amatörüm” diyebilmek bir erdemir. “Ben ve benim ekolüm en doğrudur, bu alanda şöyle master böyle doktora yaptım, binlerce insan elimden geçti benden iyisi yok” yaklaşımı şifacının bindiği dalı kesmesidir… ✨Astroloji, nümeroloji, enerji çalışmaları ve benzer tüm şifacılık alanlarında şifanın gerçek kaynağını kendinden bilen, bu işi rekabet ortamı olarak gören, asıl ilmin kendisine verildiğini düşünen, kendi yöntemlerinden başkasının yanlış bulan, meslektaşlarını karalayan kişi Şifa sayısı da olan kendi 9. Çakrasına zarar veriyordur, farkında değildir. Ve bunun bedelini ağır öder… ✨Şifacılığı geçim kaynağı olarak kullanmak ( izlediğim kadarıyla) parasal kaygılara sebep oluyor. Bu yüzden Şifacı farkında olmadan 8. Çakranın çukuruna düşerek kendi blokajlarını oluşturuyor… “Ya kaçarsa ya ücret alamazsam, ya farklı rakipler çıkar da ben aç kalırsam… Aman benden gitmesin, başka yerden şifa almasın” diyerek dürüstlük ilkesini de çiğnediği için 5. Çakra yani boğaz çakrasına da zarar veriyor… Ayrıca Şifanın gerçek kaynağı olan “El Şafi” esmasının feyzini de alamadığı için kendi 9. Çakrasında azalıyor demektir. ✨Söylemlerinde sürekli başkasının yanlışını anlatan kişide bu kaygıyı görebilirsiniz… Bu tür şifacılara tavsiyem maddi stabilizasyonunu başka bir ( dünyevi) meslek ile sağlayıp şifacılığı geçim kaynağı olarak kullanmamaları olur. “Ben bu işten geçiniyorum, ekmek yemeyeyim mi?”anlayışı şifa etiğine aykırıdır. Çünkü 8 ve 9. Çakrası açık birisine para da ilim de her yerden gelir. İlahi el onu her şekilde destekler. ✨Bazıları zarar veriyor ama? Evet demek ki o hastanın doğru şifayı bulana kadar biraz daha dolaşması biraz daha imtihan olması gerekiyor. En doğru ve mükemmel biz değiliz. Geçmişe bakarsak zarar verdiğimiz bir çok kişiyi görebiliriz. Acemilikte kaç defa yanlış teşhis koyduk? Kaç kişiyi yanlış yönlendirdik bilmiyoruz. İyileşenleri görüp seçici algılama yaptığımız için gidenleri görmüyoruz… ✨Yanlış yöntemler ve yanlış uygulamalar bile dualitenin bir gereği olarak doğruyu gösterdiği için Kuantsal bakabilen bir şifacı yalnız benimki doğru demek yerine “hem o hem bu olabilir” diyebilmelidir. “Hasta iyileşmek isterse hekim iyileştirmek isterse arada kullanılan yöntemin çok önemi yoktur” Bazı insanların sesi, bazı insanların dinlemesi, bazılarının ortamda bulunması bile şifadır… Sevgilerimle ~akaşa~

Şifacılar ve Şifa talebinde olanlar için küçük bir bilgisel… ✨İlmimiz bize ait değildir, bu yüzden sahiplenici bir tutumla “en doğru benim söylediğim, diğerleri yanlış” demek ilim ve şifacı kimliğine uygun bir davranış değildir… ✨Anahtar deliğinden bakıp “bütün kainatı görüyorum” demek, kendisini alim diğerlerini cahil görmek hem tahakküm hem tekebbürdür. İster guru, ister ordinaryüs olsun bu böyledir… Hakikatli bir insan hiç kimseye “cahil” demez çünkü en başta kendisini cahil görür. Ledün ilmi sahibi Hazreti Hızır’ın, Hz. Musa’ya; “senin ve benim ilmimiz şu kuşun gagasındaki su kadar bile değildir” sözü tüm ilim ehli için rehberdir. ✨Diplomalı olmak, yüksek okul okumak, medeni şehirlerde yaşamak, şık giyinmek, ağzı laf yapabiliyor olmak, zeki olmak şifa yöntemlerine büyük paralar harcamış olmak bizi üstün yapmaz… Bazen sadece toprakla çalışan bir insanın irfanı, binlerce kitap okumuş, yurtdışında doktora yapmış, onbinlerce insana danışmanlık yapmış birisini utandırabilir… ✨Bugün doğru dediğimiz şey yarın yanlış çıkabilir… Bugün bilim dediğimiz yarın masal olabilir, bugün tarih dediğimiz yarın yalan olabilir, bugün modern tıp dediğimiz yarın ilkel bir metod olabilir… Fanatik olmaya ve meslek egosuna hiç gerek yok. ✨İlmin izzeti yok mu peki? Elbette var ve oraya edeple girilir. O yüzden eskiler “usulsüz vusül olmaz” demişler. Şifa ve ilim isteyen usül öğrenmesi gerektiği gibi şifacı da o ilmin edebine, rehberliğine uygun etik değerlere sahip olmalıdır. Her şey diploma değildir… ✨Her mesleğin olduğu gibi bu alanların da ehil olanları amatörleri olur. “Ben profesyonel bir amatörüm” diyebilmek bir erdemir. “Ben ve benim ekolüm en doğrudur, bu alanda şöyle master böyle doktora yaptım, binlerce insan elimden geçti benden iyisi yok” yaklaşımı şifacının bindiği dalı kesmesidir… ✨Astroloji, nümeroloji, enerji çalışmaları ve benzer tüm şifacılık alanlarında şifanın gerçek kaynağını kendinden bilen, bu işi rekabet ortamı olarak gören, asıl ilmin kendisine verildiğini düşünen, kendi yöntemlerinden başkasının yanlış bulan, meslektaşlarını karalayan kişi Şifa sayısı da olan kendi 9. Çakrasına zarar veriyordur, farkında değildir. Ve bunun bedelini ağır öder… ✨Şifacılığı geçim kaynağı olarak kullanmak ( izlediğim kadarıyla) parasal kaygılara sebep oluyor. Bu yüzden Şifacı farkında olmadan 8. Çakranın çukuruna düşerek kendi blokajlarını oluşturuyor… “Ya kaçarsa ya ücret alamazsam, ya farklı rakipler çıkar da ben aç kalırsam… Aman benden gitmesin, başka yerden şifa almasın” diyerek dürüstlük ilkesini de çiğnediği için 5. Çakra yani boğaz çakrasına da zarar veriyor… Ayrıca Şifanın gerçek kaynağı olan “El Şafi” esmasının feyzini de alamadığı için kendi 9. Çakrasında azalıyor demektir. ✨Söylemlerinde sürekli başkasının yanlışını anlatan kişide bu kaygıyı görebilirsiniz… Bu tür şifacılara tavsiyem maddi stabilizasyonunu başka bir ( dünyevi) meslek ile sağlayıp şifacılığı geçim kaynağı olarak kullanmamaları olur. “Ben bu işten geçiniyorum, ekmek yemeyeyim mi?”anlayışı şifa etiğine aykırıdır. Çünkü 8 ve 9. Çakrası açık birisine para da ilim de her yerden gelir. İlahi el onu her şekilde destekler. ✨Bazıları zarar veriyor ama? Evet demek ki o hastanın doğru şifayı bulana kadar biraz daha dolaşması biraz daha imtihan olması gerekiyor. En doğru ve mükemmel biz değiliz. Geçmişe bakarsak zarar verdiğimiz bir çok kişiyi görebiliriz. Acemilikte kaç defa yanlış teşhis koyduk? Kaç kişiyi yanlış yönlendirdik bilmiyoruz. İyileşenleri görüp seçici algılama yaptığımız için gidenleri görmüyoruz… ✨Yanlış yöntemler ve yanlış uygulamalar bile dualitenin bir gereği olarak doğruyu gösterdiği için Kuantsal bakabilen bir şifacı yalnız benimki doğru demek yerine “hem o hem bu olabilir” diyebilmelidir. “Hasta iyileşmek isterse hekim iyileştirmek isterse arada kullanılan yöntemin çok önemi yoktur” Bazı insanların sesi, bazı insanların dinlemesi, bazılarının ortamda bulunması bile şifadır… Sevgilerimle ~akaşa~

95,450 views

“Erilin gülümseten erilliği“ Diye bir yıl önce yazılmıştı… Şimdi devamı geldi. Biraz tebessüm biraz idrak ve hakikat içerir… …….. Bak anlaşalım güzelim: Evlendiğimizde benim kazancım bize Senin kazancın sana.. Benim getirdiğim rızkımız, Önüme koyduğun da aşımızdır. Rabbimin bana verdiği hepimizin Sana verdiği ise senindir. Ben ihtiyaçlarımıza harcarım Sen istediğin yere harcarsın. Bana hediyeler alabilirsin Işığımızı görür mutlu olurum… Bazen senden borç da alabilirim Ama sana hesap ödetmem. Rabbim beni böyle yaratmış Darılmam gücenmem. …… Güç kudret bana verilmiş Bolluk bereket sana Dışardaki savaş bana verilmiş Yuvamızı yeşertmek sana… İkimizin düşmanları da (*) bana kalsın Yaralarımı onarmak sana Koşturmak, yorulmak, kazanmak bana Beslemek, korumak, şifalandırmak sana Benim güçsüz olmamı istemezsen Üzerimde tahakküm kurmaya çalışma… Beni zayıf ve ezik görmek istemezsen Yoluma dikilme! Gücümü, şevkimi kırma! Bazen kaba olmam sana sevgisizliğimden değil. Tabiatım böyle… Lütfen kızma ve korkma! Sert olmam, ayakta kalmamız, Ruhsallığın yükselişimiz için gerekli… Gücümü Rabbimden alıyorum, lütfen karşımda durma! Rahman (6) olduğumu bil, Rahim (2) olduğunu unutma! Ve unutma! Simya senin elinde, dönüştüren sensin Bizi kalbinle dönüştür, kusurlarıma bakma! Ben düşmana meydan okurken sen benimle savaşma! Erilim ben sevgili dişilim, erkek olmalıyım. Rahman enerjisindeyim orda kalmalıyım. Güç vermiş Rabbim, gücümü korumalıyım… Benim gücüme muhtaç olman senin zayıflığın değil Senin dokunuşuna muhtaç olmam da benim zayıflığım değil… Dışarda seni korumak hoşuma gider, onur duyarım İçeride ise yanımda olduğunu görmezsem üzülürüm. İçimdeki çocuk büyürken çok yaralanmış olabilir… Ama içindeki yaralı çocukla çok iyi bir arkadaş da olabilir… Çocuksu neşen bana şevk verir şifalanırım Karşıma dikilmen beni zayıflatır yaralanırım… Senden isteğim. İkimiz için de şefkat Onurumu koru, hızıma hız, aşıma tat kat! ~Akaşa~ (*) Evlilik birliğinde dışardaki yükün çoğunu eril aldığı gibi, dışardaki düşmanların ve obsedörlerin de çoğunu alıyorlar dişilden… Lakin onlarla savaşmayı bilmediklerinde zayıf düşüyor, huy değiştiriyor ve bazen de obsedörlerin esiri oluyorlar…

“Erilin gülümseten erilliği“ Diye bir yıl önce yazılmıştı… Şimdi devamı geldi. Biraz tebessüm biraz idrak ve hakikat içerir… …….. Bak anlaşalım güzelim: Evlendiğimizde benim kazancım bize Senin kazancın sana.. Benim getirdiğim rızkımız, Önüme koyduğun da aşımızdır. Rabbimin bana verdiği hepimizin Sana verdiği ise senindir. Ben ihtiyaçlarımıza harcarım Sen istediğin yere harcarsın. Bana hediyeler alabilirsin Işığımızı görür mutlu olurum… Bazen senden borç da alabilirim Ama sana hesap ödetmem. Rabbim beni böyle yaratmış Darılmam gücenmem. …… Güç kudret bana verilmiş Bolluk bereket sana Dışardaki savaş bana verilmiş Yuvamızı yeşertmek sana… İkimizin düşmanları da (*) bana kalsın Yaralarımı onarmak sana Koşturmak, yorulmak, kazanmak bana Beslemek, korumak, şifalandırmak sana Benim güçsüz olmamı istemezsen Üzerimde tahakküm kurmaya çalışma… Beni zayıf ve ezik görmek istemezsen Yoluma dikilme! Gücümü, şevkimi kırma! Bazen kaba olmam sana sevgisizliğimden değil. Tabiatım böyle… Lütfen kızma ve korkma! Sert olmam, ayakta kalmamız, Ruhsallığın yükselişimiz için gerekli… Gücümü Rabbimden alıyorum, lütfen karşımda durma! Rahman (6) olduğumu bil, Rahim (2) olduğunu unutma! Ve unutma! Simya senin elinde, dönüştüren sensin Bizi kalbinle dönüştür, kusurlarıma bakma! Ben düşmana meydan okurken sen benimle savaşma! Erilim ben sevgili dişilim, erkek olmalıyım. Rahman enerjisindeyim orda kalmalıyım. Güç vermiş Rabbim, gücümü korumalıyım… Benim gücüme muhtaç olman senin zayıflığın değil Senin dokunuşuna muhtaç olmam da benim zayıflığım değil… Dışarda seni korumak hoşuma gider, onur duyarım İçeride ise yanımda olduğunu görmezsem üzülürüm. İçimdeki çocuk büyürken çok yaralanmış olabilir… Ama içindeki yaralı çocukla çok iyi bir arkadaş da olabilir… Çocuksu neşen bana şevk verir şifalanırım Karşıma dikilmen beni zayıflatır yaralanırım… Senden isteğim. İkimiz için de şefkat Onurumu koru, hızıma hız, aşıma tat kat! ~Akaşa~ (*) Evlilik birliğinde dışardaki yükün çoğunu eril aldığı gibi, dışardaki düşmanların ve obsedörlerin de çoğunu alıyorlar dişilden… Lakin onlarla savaşmayı bilmediklerinde zayıf düşüyor, huy değiştiriyor ve bazen de obsedörlerin esiri oluyorlar…

55,143 views

✨Ruhsal alemde bir şeyleri değiştirdiğinizde bu durum dışarda mutlaka değişime neden olur. Yada tersinden gidersek, dışardaki her değişim aslında içerde başlamış olan bir domino etkisinin sonucudur. ✨Dışardaki değişimlerin hepsi ruhun bu alemdeki evi olan gönülde başlar. Orası kimine göre kalp kimine göre epifiz bezidir. Her ikisi de mânâda doğrudur. ✨Kendi ruhunuz ile ilgilenmeye başladığınızda içerdeki kayaçları çok az da olsa oynattığınız için dışarda depremler olması normaldir… İçerde küçücük bir “kelebek etkisi” dışarda fırtınalar oluşturabilir. İçerde küçük bir dalga hareketi dışarda tsunamiye dönüşebilir. Çünkü sarkaçın yukarısına müdahale ettiniz. Aşağıda büyük helezonlar oluşacaktır… ✨Tüm yıkımlar da böyledir. İçerde başladığı için dışarda görülmez sanılır. “Kol kırılır yen içinde kalır” denir. Ne kadar gizlense de içerdeki düşüş dışarda elbet bir sarsıntıya ve toz bulutuna neden olur. (Bkz. Osmanlı) ✨Bazen azalır bazen artarsınız, bazen yıkılır, bazen kalkarsınız. Bazen beklemediğiniz insanlar çıkar karşınıza bazen de beklenmeyen siz olursunuz. Bazen terk eder bazen terk edilirsiniz. Ama her ikisi de gönülde başlamıştır haberiniz yoktur. ✨Bazen yerinde doğru bir davranış size büyük hak edişler getirebilir. Bazen de küçük bir yalan, önemsiz sandığınız bir günah, yanlış bir hamle hayatınızı tamamen alt üst edebilir. Ruhunuzun yaptığı kontrat ve yine ruhunuzun tesiri ile o minicik sandığınız hata öngörülemez sonuçlara sebep olabilir. ✨Bu yüzden “hiç beklemiyordum” dediğiniz şey bile içerde başlatmış olduğunuz bir domino etkisinin dışarda görünen hallidir. Siz küçük bir taşı devirdiniz evet… Ama sonuç bu oldu. ✨Her haltı yapıyor, ona neden bir şey olmuyor? diyen kişi çocuk kalmıştır. Okul yıllarında “ona neden bir şey demiyorsunuz öğretmenim?” diyen çocuklar gibi… ✨“O” dediği kişi daha büyük bir belanın içinde olabilir. İlahi sistemin zamana yaydığı bilgeliğini görmüyor, yapanın yaptığı yanına kâr kalır sanıyor. Adaletin hepsini bu dünyada kendi gözünün önünde olması kibri ile bekliyor. Anahtar deliğinden kainatın tamamını gözlemleyebileceğini zannediyor ve bu yüzden çocuk kalıyor… Bir mahkemeyi kübrânın olacağına itimadı yok… İlahi adaleti kendi kantarına göre yorumluyor, İlahi Mîzanı en iyi kendisinin bildiğini zannediyor… ✨“Onun başına neden bir şey gelmiyor?” diyen belki de belanın tam merkezinde… Ve dışarıyı izlemekten belki kendini göremiyor… ✨Görüntü daima aldatır. Hızla yukarı çıkıyor sandığımız kişiler hızla aşağı iniyor da olabilir. Yaşadığımız kürenin bile altı üstü belli değil. Kimin indiğini kimin çıktığını bilmek haddimize de değil… Bu yüzden İlahi Sistemin bilgeliğine güvenmekten başka yol yok. İşte 2023 işte nümerolojide 7 sayısı ve karşılığı olan ahlak: “Maneviyat ve Güven…” ✨İçerde değişim başladığı için o toz bulutunu hepimiz göreceğiz. Ancak dışarda göreceğimiz yıkım da bir illüzyon ve hepimiz için yeni bir imtihan olacak. Dünya yıkılıyor sanıp durumdan istifade etmeye çalışanlar depremdeki yağmacılar ile aynı duruma düşecekler. Depremde twit atıp “göçük altındayım kurtarın” diye fake hesabını büyütmeye çalışanların o yağmacılardan farkı olmadığı gibi… ✨Yıkım ile birlikte ortaya ilk fırlayanlar genellikle fırsat kollayan yağmacılar olur. Sabırla sebatla insan kalmaya devam edenler, şahsî menfaat gözetmeden, ayrım yapmadan milli birlik ve bütünlüğü düşünenler, yaşadığı ne olursa olsun insana canlı cansız varlığa değer verenler “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyebilenler ile yola devam edilecek… Bu saatte gelen bir akıştı Sevgilerimle ~akaşa~

✨Ruhsal alemde bir şeyleri değiştirdiğinizde bu durum dışarda mutlaka değişime neden olur. Yada tersinden gidersek, dışardaki her değişim aslında içerde başlamış olan bir domino etkisinin sonucudur. ✨Dışardaki değişimlerin hepsi ruhun bu alemdeki evi olan gönülde başlar. Orası kimine göre kalp kimine göre epifiz bezidir. Her ikisi de mânâda doğrudur. ✨Kendi ruhunuz ile ilgilenmeye başladığınızda içerdeki kayaçları çok az da olsa oynattığınız için dışarda depremler olması normaldir… İçerde küçücük bir “kelebek etkisi” dışarda fırtınalar oluşturabilir. İçerde küçük bir dalga hareketi dışarda tsunamiye dönüşebilir. Çünkü sarkaçın yukarısına müdahale ettiniz. Aşağıda büyük helezonlar oluşacaktır… ✨Tüm yıkımlar da böyledir. İçerde başladığı için dışarda görülmez sanılır. “Kol kırılır yen içinde kalır” denir. Ne kadar gizlense de içerdeki düşüş dışarda elbet bir sarsıntıya ve toz bulutuna neden olur. (Bkz. Osmanlı) ✨Bazen azalır bazen artarsınız, bazen yıkılır, bazen kalkarsınız. Bazen beklemediğiniz insanlar çıkar karşınıza bazen de beklenmeyen siz olursunuz. Bazen terk eder bazen terk edilirsiniz. Ama her ikisi de gönülde başlamıştır haberiniz yoktur. ✨Bazen yerinde doğru bir davranış size büyük hak edişler getirebilir. Bazen de küçük bir yalan, önemsiz sandığınız bir günah, yanlış bir hamle hayatınızı tamamen alt üst edebilir. Ruhunuzun yaptığı kontrat ve yine ruhunuzun tesiri ile o minicik sandığınız hata öngörülemez sonuçlara sebep olabilir. ✨Bu yüzden “hiç beklemiyordum” dediğiniz şey bile içerde başlatmış olduğunuz bir domino etkisinin dışarda görünen hallidir. Siz küçük bir taşı devirdiniz evet… Ama sonuç bu oldu. ✨Her haltı yapıyor, ona neden bir şey olmuyor? diyen kişi çocuk kalmıştır. Okul yıllarında “ona neden bir şey demiyorsunuz öğretmenim?” diyen çocuklar gibi… ✨“O” dediği kişi daha büyük bir belanın içinde olabilir. İlahi sistemin zamana yaydığı bilgeliğini görmüyor, yapanın yaptığı yanına kâr kalır sanıyor. Adaletin hepsini bu dünyada kendi gözünün önünde olması kibri ile bekliyor. Anahtar deliğinden kainatın tamamını gözlemleyebileceğini zannediyor ve bu yüzden çocuk kalıyor… Bir mahkemeyi kübrânın olacağına itimadı yok… İlahi adaleti kendi kantarına göre yorumluyor, İlahi Mîzanı en iyi kendisinin bildiğini zannediyor… ✨“Onun başına neden bir şey gelmiyor?” diyen belki de belanın tam merkezinde… Ve dışarıyı izlemekten belki kendini göremiyor… ✨Görüntü daima aldatır. Hızla yukarı çıkıyor sandığımız kişiler hızla aşağı iniyor da olabilir. Yaşadığımız kürenin bile altı üstü belli değil. Kimin indiğini kimin çıktığını bilmek haddimize de değil… Bu yüzden İlahi Sistemin bilgeliğine güvenmekten başka yol yok. İşte 2023 işte nümerolojide 7 sayısı ve karşılığı olan ahlak: “Maneviyat ve Güven…” ✨İçerde değişim başladığı için o toz bulutunu hepimiz göreceğiz. Ancak dışarda göreceğimiz yıkım da bir illüzyon ve hepimiz için yeni bir imtihan olacak. Dünya yıkılıyor sanıp durumdan istifade etmeye çalışanlar depremdeki yağmacılar ile aynı duruma düşecekler. Depremde twit atıp “göçük altındayım kurtarın” diye fake hesabını büyütmeye çalışanların o yağmacılardan farkı olmadığı gibi… ✨Yıkım ile birlikte ortaya ilk fırlayanlar genellikle fırsat kollayan yağmacılar olur. Sabırla sebatla insan kalmaya devam edenler, şahsî menfaat gözetmeden, ayrım yapmadan milli birlik ve bütünlüğü düşünenler, yaşadığı ne olursa olsun insana canlı cansız varlığa değer verenler “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyebilenler ile yola devam edilecek… Bu saatte gelen bir akıştı Sevgilerimle ~akaşa~

65,800 views

Sen gönlünü boşa yorma Güzellik Onun nasıl bir hikayesi var hiç bilmiyorsun. Tıpkı kendi hikayeni tam olarak bilmediğin gibi… Bazen bindiği dalı kesiyor Bazen kırıyor incitiyor. Haklı olmanın mutlu etmediğini öğrenene kadar Haklılık davasını yaşayacak. “Haklı olmaktan bıkana kadar” bu döngüyü yaşayacak. Sana düşen sadece güzelce bir sabır… (Yusuf Suresi 83) Ve merak etme sen sabrının ödülünü çoktaan aldın… (Bakara 155) Şimdi nefesine odaklan Varlığına Var oluşuna… Ve sadece gülümse Çünkü kazandın. Sevgilerimle ~akaşa~

Sen gönlünü boşa yorma Güzellik Onun nasıl bir hikayesi var hiç bilmiyorsun. Tıpkı kendi hikayeni tam olarak bilmediğin gibi… Bazen bindiği dalı kesiyor Bazen kırıyor incitiyor. Haklı olmanın mutlu etmediğini öğrenene kadar Haklılık davasını yaşayacak. “Haklı olmaktan bıkana kadar” bu döngüyü yaşayacak. Sana düşen sadece güzelce bir sabır… (Yusuf Suresi 83) Ve merak etme sen sabrının ödülünü çoktaan aldın… (Bakara 155) Şimdi nefesine odaklan Varlığına Var oluşuna… Ve sadece gülümse Çünkü kazandın. Sevgilerimle ~akaşa~

55,496 views

İlahi Dişile not: ( önceki akışın devamı ) Sen savaşçı değil dönüştürücüsün. Kuşatmadan alır savaşmadan fethedersin. Sen içinde ne varsa dışarda tezahür ettirensin. Sen reaktif değil proaktifsin. Olgunluğun ile kazanır, ruhunla yüceltirsin. Sen korkusuzsun, kaçmazsın. Sabırla bekler ödülünü alırsın. Sen Dişilsin, Eril gibi sataşmaz, öfkelenmez ve intikam ile bilenmezsin… Senin işin cedel değil… Senin düsturun mücadele değil Sen muavenetin temsili Sen Yaratanın Rahim ismi tecellisi Ve varlık aleminin şefkât abidesisin… Seni 3B’de dişiliğin, 4B de sabrın… 5B de İlahi dişilliğin güzelleştiriyor… Başka bir şeye dönüşemezsin… Erili öğren ama orada kalma… Kalırsan kendin olamazsın… Kendin olamazsan kendini bulamazsın… Kendini bulamazsan kendini bilemezsin.. Kendini bilemezsen Rabbini bilemezsin Ve İlahi Dişil olamazsın… Sen Dişilliğin ile güzelsin Lütfen orada kal… Lütfen sevgide ve kabul bilincinde kal… Sevgilerimle ~akaşa~

İlahi Dişile not: ( önceki akışın devamı ) Sen savaşçı değil dönüştürücüsün. Kuşatmadan alır savaşmadan fethedersin. Sen içinde ne varsa dışarda tezahür ettirensin. Sen reaktif değil proaktifsin. Olgunluğun ile kazanır, ruhunla yüceltirsin. Sen korkusuzsun, kaçmazsın. Sabırla bekler ödülünü alırsın. Sen Dişilsin, Eril gibi sataşmaz, öfkelenmez ve intikam ile bilenmezsin… Senin işin cedel değil… Senin düsturun mücadele değil Sen muavenetin temsili Sen Yaratanın Rahim ismi tecellisi Ve varlık aleminin şefkât abidesisin… Seni 3B’de dişiliğin, 4B de sabrın… 5B de İlahi dişilliğin güzelleştiriyor… Başka bir şeye dönüşemezsin… Erili öğren ama orada kalma… Kalırsan kendin olamazsın… Kendin olamazsan kendini bulamazsın… Kendini bulamazsan kendini bilemezsin.. Kendini bilemezsen Rabbini bilemezsin Ve İlahi Dişil olamazsın… Sen Dişilliğin ile güzelsin Lütfen orada kal… Lütfen sevgide ve kabul bilincinde kal… Sevgilerimle ~akaşa~

55,822 views

Sayılar, işaretler, saatler, plâkâlar ve tüm eşzamanlılıklar yolu kaybetmemen için işaretti, işaretçiydi mesajdı… Sana yol sapaklarını hatırlattı… Bazıları da şekerleme cinsinden ikramdı… “Doğru gidiyorsun güzellik, böyle devam et” diye iltifattı… “Şimdi neden onlar gelmiyor?” Neden göremiyorum diyorsun. Unutma Güzellik; Yolun her metresine uyarı levhası konulmaz… Kaybolacağın yerlerde çoğalır, Sonra yine azalır… Riskli yerlerde artar, tehlike geçine azalır… Bazen doğru yola girersin levhaya ihtiyaç kalmaz. Yüzlerce kilometreyi güven ve teslimiyet içinde ilerlersin… Bazen de bir patika ya da terk edilmiş bir yola girersin levha kalmaz… Kaybolursun… Şimdi iki durum var karşında… Birincisi: Görünen köy kılavuz istemez. Dosdoğru bir yoldasın ve işaretlere gerek kalmadı. Ana yola çıktın, levhaya ihtiyaç kalmadı… Biri buldun diğer sayılara gerek kalmadı. Özü buldun söze gerek kalmadı… Evini buldun tarife gerek kalmadı… Eğer böyleyse güzel. Ve sen böyle devam et… İkincisi; Ne aradığını unuttun. Kılavuza olsa ne yazar? Yanlış yolda inat ettin işaretçi olsa ne yazar? Ana yoldan saptın, levha kalmadı… Biri unuttun, diğer sayıların anlamı kalmadı… Özünü unuttun, hiç bir sözün kıymeti kalmadı… Evine dönmek istemiyorsun tarif edecek kimse kalmadı… O halde çöz şimdi düğümü… Başına gelenin ne olduğunu kendin yorumla… Neydi formül hatırla. “Başına gelen şey seni Rabbine yaklaştırıyorsa imtihan Rabbinden uzaklaştırıyorsa cezaydı…” Başka tarife gerek var mı? Onunla isen keramete ihtiyacın var mı? Sırat-ı Müstakimi bulduysan Sayılara, işaretlere, eşzamanlılıklara gerek var mı? Cömertliğin şanıdır kerem… Kerim olanın şiarıdır ikram… Bu yüzden hak yolunda olana gelir keramet ikram… Hakikate erenin ikrama ihtiyacı kalır mı? Evine gelmiş olana misafir gibi davranılır mı? Şeker, çikolata, çocukları hoşnut eder… Cülus bahşişi; askere, memura dağıtılır. Padişaha vezire değil… Padişahın cülus’a ihtiyacı var mı? Ulufe bile o makama hakaret olmaz mı? Evet Güzellik… madem ki sordun neden ikrâmlarım kesildi diye… O halde kalbinle oku ruhunla dinle… Onun ikrâmı bitmez.. Lütfu tükenmez… Ne yaşarsan yaşa… Nerde olursan ol.. Neyi deneyimliyorsan orada dur ve kendinle konuş …. Yaklaştırıyorsa güzelce bir imtihan… Uzaklaşıyorsa elim bir ceza… Buradan çıkacaksın sonuca… Sevgilerimle ~Akaşa~

Sayılar, işaretler, saatler, plâkâlar ve tüm eşzamanlılıklar yolu kaybetmemen için işaretti, işaretçiydi mesajdı… Sana yol sapaklarını hatırlattı… Bazıları da şekerleme cinsinden ikramdı… “Doğru gidiyorsun güzellik, böyle devam et” diye iltifattı… “Şimdi neden onlar gelmiyor?” Neden göremiyorum diyorsun. Unutma Güzellik; Yolun her metresine uyarı levhası konulmaz… Kaybolacağın yerlerde çoğalır, Sonra yine azalır… Riskli yerlerde artar, tehlike geçine azalır… Bazen doğru yola girersin levhaya ihtiyaç kalmaz. Yüzlerce kilometreyi güven ve teslimiyet içinde ilerlersin… Bazen de bir patika ya da terk edilmiş bir yola girersin levha kalmaz… Kaybolursun… Şimdi iki durum var karşında… Birincisi: Görünen köy kılavuz istemez. Dosdoğru bir yoldasın ve işaretlere gerek kalmadı. Ana yola çıktın, levhaya ihtiyaç kalmadı… Biri buldun diğer sayılara gerek kalmadı. Özü buldun söze gerek kalmadı… Evini buldun tarife gerek kalmadı… Eğer böyleyse güzel. Ve sen böyle devam et… İkincisi; Ne aradığını unuttun. Kılavuza olsa ne yazar? Yanlış yolda inat ettin işaretçi olsa ne yazar? Ana yoldan saptın, levha kalmadı… Biri unuttun, diğer sayıların anlamı kalmadı… Özünü unuttun, hiç bir sözün kıymeti kalmadı… Evine dönmek istemiyorsun tarif edecek kimse kalmadı… O halde çöz şimdi düğümü… Başına gelenin ne olduğunu kendin yorumla… Neydi formül hatırla. “Başına gelen şey seni Rabbine yaklaştırıyorsa imtihan Rabbinden uzaklaştırıyorsa cezaydı…” Başka tarife gerek var mı? Onunla isen keramete ihtiyacın var mı? Sırat-ı Müstakimi bulduysan Sayılara, işaretlere, eşzamanlılıklara gerek var mı? Cömertliğin şanıdır kerem… Kerim olanın şiarıdır ikram… Bu yüzden hak yolunda olana gelir keramet ikram… Hakikate erenin ikrama ihtiyacı kalır mı? Evine gelmiş olana misafir gibi davranılır mı? Şeker, çikolata, çocukları hoşnut eder… Cülus bahşişi; askere, memura dağıtılır. Padişaha vezire değil… Padişahın cülus’a ihtiyacı var mı? Ulufe bile o makama hakaret olmaz mı? Evet Güzellik… madem ki sordun neden ikrâmlarım kesildi diye… O halde kalbinle oku ruhunla dinle… Onun ikrâmı bitmez.. Lütfu tükenmez… Ne yaşarsan yaşa… Nerde olursan ol.. Neyi deneyimliyorsan orada dur ve kendinle konuş …. Yaklaştırıyorsa güzelce bir imtihan… Uzaklaşıyorsa elim bir ceza… Buradan çıkacaksın sonuca… Sevgilerimle ~Akaşa~

51,427 views

Bir daha böyle güzel sevebilecek miyim? diyorsun... Kaç bin kere o güzel duyguyu tattığını hatırlamadan… Bir daha karşıma böylesi çıkar mı? diyorsun… İçindeki Rabbi bulabilmen için kimlerin yollarına serildiğini göremeden? Bir daha aşık olur muyum? diyorsun… Aşkın kendisi olduğunu bilemeden… Hep diyorum ya Güzellik ! Sen sonsuzu arıyorsun… “Hel Min Mezîd” ile yükseliyorsun… Ama biraz sıkışınca hemen isyan ediyorsun… Sonsuza giden yollara bir güvercin kalbiyle dayanabilir miydin? Defalarca örslerde dövülüp, defalarca yerden yere vurulup, defalarca paramparça kırılıp yeniden toplanmalıydı o kırılgan ve ürkek kalbin…. Taki kırılmayana… Kırmayana… Yorulmayana… Yormayana… İncitmeyene… İncinmeyene… Korkmayana ve İçindeki Rahman’ı bulana kadar… Bu yollara yüreksiz alırlar mı adamı? Cesur olmayan aşk pazarına alınır mı? Düş satanlara aldananlara aşk verilir mi pazarda… Ancak aşkın illüzyonu verilir… Aşka istidadı olmayanı pazar mı mezar mı belli olmayan cellat eline verirler mi? Sen nasıl bir kontrata imza attın onu hatırla güzellik… Sen nasıl bir yolu tercih ettin sonsuz tekamülünde… Her şeyin iyisi güzeli ve tezi olsun derken her şeyin hızlandırıldığı bir çağda, modern olduğu kadar Celalî bir çağda gelmeyi istemedin mi hatırla! Aşka ulaşmak için kaç acının, kaç yokluğun, kaç yanışın, kaç uyanışın içinden geçmeye söz vermedin mi? “Ruhum elest bezminde ruhuyla yaratıldı Gülüm dünyada bensiz ölümlere atıldı” demişti Akaşa. Sadece maşuk muydu ölümlere atılan? Ruhun sonsuz aşk şarabından bir yudum tadıp buraya indiğinde, “Rabbim o ezelde tadını aldığım sonsuz lezzete nasıl varabilirim?” deyip o çileli yolu istememiş miydin? Aşık değil, maşuk değil aşkın kendisi olmak için, nelerden vazgeçeceğini en başında seçmemiş miydin? Bak şimdi Leyla öldü Mecnun da öldü Aşk kaldı yalnızca… Sana istemen ve vazgeçmen gerekenlerin gösterildiği o elest bezminde Bela’ ( Evet ) dememiş miydin? ( Araf 172) Şimdi çırpınıyorsun ya Güzellik… Aşka gidiyorsun korkmana gerek yok… Aşkın kendisi oldun artık utanmana lüzum yok… Cânân dileyen dağdana-i câna düşer mi? Cân isteyen endîşe-i cânâna düşer mi? Girdik reh-i sevdâya cünûnuz, bize namus lâzım değil Ey dil ki bu iş şâna düşer mi? Aşık Nigâri böyle diyordu Fuzuliden ilhamla…. Aşk yolunda iş güç para pul makam mevki değil sadece… Şan şeref bile feda edilecek yeri zamanı gelince. Şimdi tüm sözlerini unutup hem aşk olsun hem de hiç bir şeyim kaybolmasın diyemezsin Güzellik… Sana kontratını hatırlatıyor Akaşa… Bak bülbüller eşlik ediyor seherde akışa… İsmini koyamıyorsun içindeki güzün… Kime ya da neye aşık olduğunu bile unutturdu sana hüznün… Ve unutturdular… Çünkü o vadiyi de geçmem gerekiyordu… “Adlanmamış duygular durur gül tenhasında Arşa erişir hüzün aşkın müntehasında” dizelerini okurken Olcay abiden… Ruhunun sicimlerini tir tir titretiyor kelimeler… Çünkü aşkın namütenahiliğine yaklaşırken pervane gibi yanıyorsun… Dudaklarında bir ıstırap kuruluğu.. Yüzünde hiçlik çöllerinin yanığı… Gözlerinde binlerce yıldır dökülmeyi bekleyen yaşlar… Ve ruhunda uçuşan Ya-Sin kelebekleri gibi Kaf ve Nun tezgahında dokunuyor sözcükler, cümleler… “Kûn!” diyor seninle birlikte o sevda yoluna baş koymuş erenler, aşıklar, arifler… “Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” derken kaç zaman yolculuğu yaptı üstad o aşkın müntehası için kimbilir? Ya sen hangi yolculuğundasın Ya da kaçıncı?.. Şimdi söyle, güzeller buradan geri döner mi? Buradan dönene “Güzellik” denir mi? Ne demişti Barış Abi Güzel sevmeyene adam denir mi? …Aşkla… ~Akaşa~

Bir daha böyle güzel sevebilecek miyim? diyorsun... Kaç bin kere o güzel duyguyu tattığını hatırlamadan… Bir daha karşıma böylesi çıkar mı? diyorsun… İçindeki Rabbi bulabilmen için kimlerin yollarına serildiğini göremeden? Bir daha aşık olur muyum? diyorsun… Aşkın kendisi olduğunu bilemeden… Hep diyorum ya Güzellik ! Sen sonsuzu arıyorsun… “Hel Min Mezîd” ile yükseliyorsun… Ama biraz sıkışınca hemen isyan ediyorsun… Sonsuza giden yollara bir güvercin kalbiyle dayanabilir miydin? Defalarca örslerde dövülüp, defalarca yerden yere vurulup, defalarca paramparça kırılıp yeniden toplanmalıydı o kırılgan ve ürkek kalbin…. Taki kırılmayana… Kırmayana… Yorulmayana… Yormayana… İncitmeyene… İncinmeyene… Korkmayana ve İçindeki Rahman’ı bulana kadar… Bu yollara yüreksiz alırlar mı adamı? Cesur olmayan aşk pazarına alınır mı? Düş satanlara aldananlara aşk verilir mi pazarda… Ancak aşkın illüzyonu verilir… Aşka istidadı olmayanı pazar mı mezar mı belli olmayan cellat eline verirler mi? Sen nasıl bir kontrata imza attın onu hatırla güzellik… Sen nasıl bir yolu tercih ettin sonsuz tekamülünde… Her şeyin iyisi güzeli ve tezi olsun derken her şeyin hızlandırıldığı bir çağda, modern olduğu kadar Celalî bir çağda gelmeyi istemedin mi hatırla! Aşka ulaşmak için kaç acının, kaç yokluğun, kaç yanışın, kaç uyanışın içinden geçmeye söz vermedin mi? “Ruhum elest bezminde ruhuyla yaratıldı Gülüm dünyada bensiz ölümlere atıldı” demişti Akaşa. Sadece maşuk muydu ölümlere atılan? Ruhun sonsuz aşk şarabından bir yudum tadıp buraya indiğinde, “Rabbim o ezelde tadını aldığım sonsuz lezzete nasıl varabilirim?” deyip o çileli yolu istememiş miydin? Aşık değil, maşuk değil aşkın kendisi olmak için, nelerden vazgeçeceğini en başında seçmemiş miydin? Bak şimdi Leyla öldü Mecnun da öldü Aşk kaldı yalnızca… Sana istemen ve vazgeçmen gerekenlerin gösterildiği o elest bezminde Bela’ ( Evet ) dememiş miydin? ( Araf 172) Şimdi çırpınıyorsun ya Güzellik… Aşka gidiyorsun korkmana gerek yok… Aşkın kendisi oldun artık utanmana lüzum yok… Cânân dileyen dağdana-i câna düşer mi? Cân isteyen endîşe-i cânâna düşer mi? Girdik reh-i sevdâya cünûnuz, bize namus lâzım değil Ey dil ki bu iş şâna düşer mi? Aşık Nigâri böyle diyordu Fuzuliden ilhamla…. Aşk yolunda iş güç para pul makam mevki değil sadece… Şan şeref bile feda edilecek yeri zamanı gelince. Şimdi tüm sözlerini unutup hem aşk olsun hem de hiç bir şeyim kaybolmasın diyemezsin Güzellik… Sana kontratını hatırlatıyor Akaşa… Bak bülbüller eşlik ediyor seherde akışa… İsmini koyamıyorsun içindeki güzün… Kime ya da neye aşık olduğunu bile unutturdu sana hüznün… Ve unutturdular… Çünkü o vadiyi de geçmem gerekiyordu… “Adlanmamış duygular durur gül tenhasında Arşa erişir hüzün aşkın müntehasında” dizelerini okurken Olcay abiden… Ruhunun sicimlerini tir tir titretiyor kelimeler… Çünkü aşkın namütenahiliğine yaklaşırken pervane gibi yanıyorsun… Dudaklarında bir ıstırap kuruluğu.. Yüzünde hiçlik çöllerinin yanığı… Gözlerinde binlerce yıldır dökülmeyi bekleyen yaşlar… Ve ruhunda uçuşan Ya-Sin kelebekleri gibi Kaf ve Nun tezgahında dokunuyor sözcükler, cümleler… “Kûn!” diyor seninle birlikte o sevda yoluna baş koymuş erenler, aşıklar, arifler… “Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” derken kaç zaman yolculuğu yaptı üstad o aşkın müntehası için kimbilir? Ya sen hangi yolculuğundasın Ya da kaçıncı?.. Şimdi söyle, güzeller buradan geri döner mi? Buradan dönene “Güzellik” denir mi? Ne demişti Barış Abi Güzel sevmeyene adam denir mi? …Aşkla… ~Akaşa~

43,476 views

Sana minik bir sır daha vereyim. Eğer hakikatli bir arınış istiyorsan Hizmet edeceksin güzellik! Hizmetten hizmete koşturacaksın… “Yarın yaparım” demeden bugün yapacaksın. Elinle, dilinle, kalbinle dokunacaksın insanlara… Paranla, gücünle, emeğin ya da alın terin ile… “Param olunca gücüm olunca yapacağım” demeyecek şimdi koşacaksın… Anda yaşanıyor her şey ve anda yaşıyor herkes. Gelecekteki senden değil şimdiki senden isteniyor hizmet Kontratını görevini bilmesen de hizmete adım atacaksın… Arınmak için bazen ağlamaların yetmeyecek Duaların ve sadakaların yetmeyecek Konuşmaların, itirafların ve özrünü bildirmiş olman yetmeyecek… Hizmete koşacak faydalı işler yapacaksın. ( Mülk 2) Kaç insanı üzdüysen en az o kadar insanın gönlüne dokunacaksın. Kaç gönlü incittiysen en az o kadar kalbi onaracaksın. Kaç kişinin canına kıyıp yok saydıysan, o kadar insana hayat olacaksın… “İyi ki varsın” diyecekler… ama sen “İyi ki VARsın” demeleri için yapmayacaksın. Bu ilahi takdiri insanların ağzından duyduğunda kibre düşmeden daha çok “VAR” olacaksın.. İşine bakacaksın. “Bu benim hizmetim” diyeceksin… Gücünün servetinin artmasını beklemeyeceksin hizmet etmek için.. Su ikram etmek, yetimin başını okşamak, yoldaki taşı kenara kaldırmak, birisinin sırtına dokunmak da olsa hizmet edeceksin… O asırlık yalnızlıktan ve sonsuz tecritten kurtulmak istiyorsan, henüz arınmadığın tüm karmik hikayelerinden kurtulmak istiyorsan Mele-i Ala’ya “Bu Güzellik Hizmet Ehlidir” kaydını yazdıracaksın… “Azdan az çoktan çok demiş” büyükler büyüğüne küçüğüne bakmayacaksın hizmetin… Gelecektekiler gelmedi Geçmiştekileri de hizmet sayacaksın ( ama şikayetsiz) Hizmet gönüllüsü olacak, odun ya da çanta taşıyacaksın… Çorba kaynatacak, çay demleyeceksin. Şimdiye kadar yapmadığın tüm hizmetler için. Her hizmeti aşk göreceksin Aşkı hak edebilmek için Sevgilerimle ~Akaşa~

Sana minik bir sır daha vereyim. Eğer hakikatli bir arınış istiyorsan Hizmet edeceksin güzellik! Hizmetten hizmete koşturacaksın… “Yarın yaparım” demeden bugün yapacaksın. Elinle, dilinle, kalbinle dokunacaksın insanlara… Paranla, gücünle, emeğin ya da alın terin ile… “Param olunca gücüm olunca yapacağım” demeyecek şimdi koşacaksın… Anda yaşanıyor her şey ve anda yaşıyor herkes. Gelecekteki senden değil şimdiki senden isteniyor hizmet Kontratını görevini bilmesen de hizmete adım atacaksın… Arınmak için bazen ağlamaların yetmeyecek Duaların ve sadakaların yetmeyecek Konuşmaların, itirafların ve özrünü bildirmiş olman yetmeyecek… Hizmete koşacak faydalı işler yapacaksın. ( Mülk 2) Kaç insanı üzdüysen en az o kadar insanın gönlüne dokunacaksın. Kaç gönlü incittiysen en az o kadar kalbi onaracaksın. Kaç kişinin canına kıyıp yok saydıysan, o kadar insana hayat olacaksın… “İyi ki varsın” diyecekler… ama sen “İyi ki VARsın” demeleri için yapmayacaksın. Bu ilahi takdiri insanların ağzından duyduğunda kibre düşmeden daha çok “VAR” olacaksın.. İşine bakacaksın. “Bu benim hizmetim” diyeceksin… Gücünün servetinin artmasını beklemeyeceksin hizmet etmek için.. Su ikram etmek, yetimin başını okşamak, yoldaki taşı kenara kaldırmak, birisinin sırtına dokunmak da olsa hizmet edeceksin… O asırlık yalnızlıktan ve sonsuz tecritten kurtulmak istiyorsan, henüz arınmadığın tüm karmik hikayelerinden kurtulmak istiyorsan Mele-i Ala’ya “Bu Güzellik Hizmet Ehlidir” kaydını yazdıracaksın… “Azdan az çoktan çok demiş” büyükler büyüğüne küçüğüne bakmayacaksın hizmetin… Gelecektekiler gelmedi Geçmiştekileri de hizmet sayacaksın ( ama şikayetsiz) Hizmet gönüllüsü olacak, odun ya da çanta taşıyacaksın… Çorba kaynatacak, çay demleyeceksin. Şimdiye kadar yapmadığın tüm hizmetler için. Her hizmeti aşk göreceksin Aşkı hak edebilmek için Sevgilerimle ~Akaşa~

31,394 views

Yargılamayı bıraktıysan korkma! Sen de yargılanmayacaksın … Eleştirmeyi bıraktıysan rahat ol Eleştirenler senin matrixinden dökülecekler … Hor görmeyi terk ettiysen merak etme Sen de hor görülmeyecek, hoş görüleceksin … Küçümsemeyi bıraktıysan Saygı göreceksin… Başkalarının hayatını kurcalamayı, magazini, stalk yapmayı bırakır, sana ve etrafına değer katmayan gündemden uzak kalıırsan senin hayatın da kurcalanmayacak… Birileri kurcalamaya çalışsa da umrunda olmayacak. Dedikoduyu gıybeti bıraktıysan dedikodun yapılmayacak… Yapılsa bile komik gelecek , hatta eğleneceksin… Kınamayı bıraktıysan endişe etme! Seni kınasalar bile etkilenmeyeceksin . Çünkü Rabbin kalbini güçlendirecek . Ve hiç kimseye aldırmayacaksın … Bak nasıl bir müjde veriyor O sonsuz güzellik: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiç bir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi en iyi bilendir. ( Maide 54) Ve o lütuf gelir kapına…O ihsan gelir… Allah’ı göremesen de görüyormuş gibi hareket edersin… Ve tam bu noktada Koşulsuz sevmeyi başarabilirsen (6. Çakra) ikiyi bir edersin. Koşulsuz sevgiye mazhar olur, sevilirsin tüm varlık alemi tarafından… Ve sonra dönüp hikayene baktığında zaten en başından beri Yaratanın koşulsuz sevgisinin içinde olduğunu, O’nun hep yanında olduğunu, hep elinden tutmuş, düştüğünde kaldırmış olduğunu mahcubiyetle görürsün… Artık seni sevmeyen çok az varlık kalır. İnsî ve cinnî şeytanlar. O da dualite gereği… Zaten onları da çabuk fark edersin… Ama biliyorum ki sen onları da sevgiyle secde ettirirsin. Ha gayret güzellik çıkıyorsun oradan. Nereye çıkacak? Nasıl olacak? Ne zaman bitecek? diye de sorma! Bak başladığımızdan beri ne kadar yol geldin. Mucize istiyorsan geldiğin yola bak! Çabanı alkışlıyorum, lütfen gayret et… Güzellik yurduna birkaç adım kaldı. Bu yol muhteşem bir dünyaya çıkacak. Sen neredeysen Cennet orası olacak… Sevgilerimle ~Akaşa~

Yargılamayı bıraktıysan korkma! Sen de yargılanmayacaksın … Eleştirmeyi bıraktıysan rahat ol Eleştirenler senin matrixinden dökülecekler … Hor görmeyi terk ettiysen merak etme Sen de hor görülmeyecek, hoş görüleceksin … Küçümsemeyi bıraktıysan Saygı göreceksin… Başkalarının hayatını kurcalamayı, magazini, stalk yapmayı bırakır, sana ve etrafına değer katmayan gündemden uzak kalıırsan senin hayatın da kurcalanmayacak… Birileri kurcalamaya çalışsa da umrunda olmayacak. Dedikoduyu gıybeti bıraktıysan dedikodun yapılmayacak… Yapılsa bile komik gelecek , hatta eğleneceksin… Kınamayı bıraktıysan endişe etme! Seni kınasalar bile etkilenmeyeceksin . Çünkü Rabbin kalbini güçlendirecek . Ve hiç kimseye aldırmayacaksın … Bak nasıl bir müjde veriyor O sonsuz güzellik: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiç bir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi en iyi bilendir. ( Maide 54) Ve o lütuf gelir kapına…O ihsan gelir… Allah’ı göremesen de görüyormuş gibi hareket edersin… Ve tam bu noktada Koşulsuz sevmeyi başarabilirsen (6. Çakra) ikiyi bir edersin. Koşulsuz sevgiye mazhar olur, sevilirsin tüm varlık alemi tarafından… Ve sonra dönüp hikayene baktığında zaten en başından beri Yaratanın koşulsuz sevgisinin içinde olduğunu, O’nun hep yanında olduğunu, hep elinden tutmuş, düştüğünde kaldırmış olduğunu mahcubiyetle görürsün… Artık seni sevmeyen çok az varlık kalır. İnsî ve cinnî şeytanlar. O da dualite gereği… Zaten onları da çabuk fark edersin… Ama biliyorum ki sen onları da sevgiyle secde ettirirsin. Ha gayret güzellik çıkıyorsun oradan. Nereye çıkacak? Nasıl olacak? Ne zaman bitecek? diye de sorma! Bak başladığımızdan beri ne kadar yol geldin. Mucize istiyorsan geldiğin yola bak! Çabanı alkışlıyorum, lütfen gayret et… Güzellik yurduna birkaç adım kaldı. Bu yol muhteşem bir dünyaya çıkacak. Sen neredeysen Cennet orası olacak… Sevgilerimle ~Akaşa~

29,656 views

Görüyorsun ama konuşmak istemiyorsun Biliyorsun ama bir kelime bile artık israf geliyor sana… Oradan ayrıldıktan sonra bir daha dönmek istemiyorsun… Eski ülke, eski şehir, eski yollar… Eski korkular, eski savaşlar, eski sancılar… Eski sen, eski çevren, eski insanlar… 3B’den kalma son kuruntuların… “Acaba bu yolculukta yanımda olur mu?” diye tutundukların… En sevdiğim dediğin, can dostların, umutların… Hepsi orada kaldı… Şimdi o dostlarınla bile karşılaştığında garip bir sessizliktesin. Sen onların frekansında değilsin. Onlar da senin… Öyle değişti ki aradaki uzaklık artık kilometreler ile değil ışık yılı ile ölçülebilir oldu… Aranızda, sokaklar, caddeler, şehirler, ülkeler vardı. Şimdi yıldızlar, gök adalar, galaksiler doldu… Konuştukları her konu artık sana süflî geliyor. Hâl hareket, tavır, trip… Gündem, ekonomi, ucuz film, klip… Eğlence, moda, magazin, boş bakışlar.. Sahte yüzler, sahtelikler, mış gibi hayatlar… Sen çıkalı çok oldu oradan… Bu yüzden ora’lı değilsin artık. Oralı olan kendine, eski versiyonlarına bile yabancısın… Senin oradan ayrılmanı istemiyor, bu yüzden tüm kapıları tutuyorlardı. Ama sen bir şekilde çıkmayı başardın. Sistemi hackledin bir şekilde ve ayrıldın. Şimdi geriye dönüp baktığında diyorsun ki: “Ben gerçekten orada mıydım?” “Orada yaşamış mıydım” Düş mü gerçek mi tam bilemediğin. Kısmen kanıtları da olan bir hayattı… Geçmiş yaşamlara gerek yoktu. Aynı ömrün içinde yüzlerce geçmiş yaşamın vardı… Ve evet şimdi bir kelime bir ağır geliyor sana o tarafa ait… “İnan sana değil kastım Cahille sohbeti kestim” demek istiyorsun eski versiyonda kalmaya devam edenlere… Biliyorsun yine seni mezbeleliğe, 3B çukurlarına simülasyonun içine çekmeye çalışacaklar… O bilindik hileler ile gelecekler… Diyalektik ile, cerbeze ile, kelime oyunları ile… Senin çoktan vazgeçtiğin heveslerin, tutkuların, hazların ile… Korkular ile, kaygılar, ile, baskı ve şiddetle… Parayla, siyasetle, şehvetle, aşk iksirleri, uyuşturucular veya şöhretle… Fark ettin mi? Alışkanlık eseri arada o tarafa meyletsen bile ruhun artık kanmıyor. Bir zamanlar kendinden, özünden kaçarcasına gittiğin şeyler… gittiğin yerler… gittiğin kişiler de senden kaçıyor… “Çok sevdiğin, ulaşmak için çırpındığın eski mesleğin bile belli bir frekansta iken keyif veriyormuş…” Şimdi için kaldırmıyor. Tutundukça elini yakıyor… Ve soğuyorsun günden güne… Evet Güzellik Yine senin hikayendeyiz. Bana yazmasan da anlatıyorsun. Söylemesen de yazılıyor düşüncelerin bir yerlerde. Akaşayı ne sanıyordun? Düşünceler bile orada kayıt altında demiştik hatırla! Ve astral oyunlarda gidiyorduk bir yerlere… Biz kahraman oluyorduk… Ya da rüyalarda çıkıp geliyordu kahramanlarımız… O çocuk çağımızda bile çağırıyorduk Akaşayı…. İçimiz hala çocuk olsa da… Çocuk değiliz artık büyüdük… O yüzden şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle… Çünkü duyman gerekenler var… Bu yolun bir sahibi, yolculuğun bir gayesi var… Yolun öğretileri ve yolun kudsî rehberleri var… Yolunu kesmek isteyen şakîler yolundan etmek isteyen NPC”ler var… Bu fırtınalı zeminde, bu dağdağalı dünyada yolunu ve yolculuğunu hatırla ve O’na teslim ol… Çünkü: “Hepinizin dönüşü Allah'adır; ( Hud Suresi 4) diyen bir Rabbin var. O, tüm yolculara bizzat rehberlik ediyor… Zihnini burak kalbini dinle, bak ne diyor… “Beni yaratan ve bana hak yolu gösteren, O (Allah)’tır.” ( Şura 78) Zannetme ki başı boş bırakıldın. Seni an be an gören işiten yol gösteren ne diyor… “İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanıyor? ( Kıyame 36) Ne diyordun bana? Sana bir düş getirdim, perdesi açılmamış Lahuti pencereli rüyalar ülkesinden... Sana bir aşk getirdim, dünyaya bulaşmamış Hurilerin gezdiği cennet köşelerinden... ( Bitmeyen Şiir2 ) Biz sadece mekânı değil zamanı da aşmaya, gelenekleri, anlayışları da aşmaya geldik.. Dünyalık değildi aşktan muradımız… Bitmeyen bir aşkı tatmaya geldik… Gerekirse her şeyden geçmeye… Sadece aşkta kalmaya geldik… Sevgilerimle ~Akaşa~

Görüyorsun ama konuşmak istemiyorsun Biliyorsun ama bir kelime bile artık israf geliyor sana… Oradan ayrıldıktan sonra bir daha dönmek istemiyorsun… Eski ülke, eski şehir, eski yollar… Eski korkular, eski savaşlar, eski sancılar… Eski sen, eski çevren, eski insanlar… 3B’den kalma son kuruntuların… “Acaba bu yolculukta yanımda olur mu?” diye tutundukların… En sevdiğim dediğin, can dostların, umutların… Hepsi orada kaldı… Şimdi o dostlarınla bile karşılaştığında garip bir sessizliktesin. Sen onların frekansında değilsin. Onlar da senin… Öyle değişti ki aradaki uzaklık artık kilometreler ile değil ışık yılı ile ölçülebilir oldu… Aranızda, sokaklar, caddeler, şehirler, ülkeler vardı. Şimdi yıldızlar, gök adalar, galaksiler doldu… Konuştukları her konu artık sana süflî geliyor. Hâl hareket, tavır, trip… Gündem, ekonomi, ucuz film, klip… Eğlence, moda, magazin, boş bakışlar.. Sahte yüzler, sahtelikler, mış gibi hayatlar… Sen çıkalı çok oldu oradan… Bu yüzden ora’lı değilsin artık. Oralı olan kendine, eski versiyonlarına bile yabancısın… Senin oradan ayrılmanı istemiyor, bu yüzden tüm kapıları tutuyorlardı. Ama sen bir şekilde çıkmayı başardın. Sistemi hackledin bir şekilde ve ayrıldın. Şimdi geriye dönüp baktığında diyorsun ki: “Ben gerçekten orada mıydım?” “Orada yaşamış mıydım” Düş mü gerçek mi tam bilemediğin. Kısmen kanıtları da olan bir hayattı… Geçmiş yaşamlara gerek yoktu. Aynı ömrün içinde yüzlerce geçmiş yaşamın vardı… Ve evet şimdi bir kelime bir ağır geliyor sana o tarafa ait… “İnan sana değil kastım Cahille sohbeti kestim” demek istiyorsun eski versiyonda kalmaya devam edenlere… Biliyorsun yine seni mezbeleliğe, 3B çukurlarına simülasyonun içine çekmeye çalışacaklar… O bilindik hileler ile gelecekler… Diyalektik ile, cerbeze ile, kelime oyunları ile… Senin çoktan vazgeçtiğin heveslerin, tutkuların, hazların ile… Korkular ile, kaygılar, ile, baskı ve şiddetle… Parayla, siyasetle, şehvetle, aşk iksirleri, uyuşturucular veya şöhretle… Fark ettin mi? Alışkanlık eseri arada o tarafa meyletsen bile ruhun artık kanmıyor. Bir zamanlar kendinden, özünden kaçarcasına gittiğin şeyler… gittiğin yerler… gittiğin kişiler de senden kaçıyor… “Çok sevdiğin, ulaşmak için çırpındığın eski mesleğin bile belli bir frekansta iken keyif veriyormuş…” Şimdi için kaldırmıyor. Tutundukça elini yakıyor… Ve soğuyorsun günden güne… Evet Güzellik Yine senin hikayendeyiz. Bana yazmasan da anlatıyorsun. Söylemesen de yazılıyor düşüncelerin bir yerlerde. Akaşayı ne sanıyordun? Düşünceler bile orada kayıt altında demiştik hatırla! Ve astral oyunlarda gidiyorduk bir yerlere… Biz kahraman oluyorduk… Ya da rüyalarda çıkıp geliyordu kahramanlarımız… O çocuk çağımızda bile çağırıyorduk Akaşayı…. İçimiz hala çocuk olsa da… Çocuk değiliz artık büyüdük… O yüzden şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle… Çünkü duyman gerekenler var… Bu yolun bir sahibi, yolculuğun bir gayesi var… Yolun öğretileri ve yolun kudsî rehberleri var… Yolunu kesmek isteyen şakîler yolundan etmek isteyen NPC”ler var… Bu fırtınalı zeminde, bu dağdağalı dünyada yolunu ve yolculuğunu hatırla ve O’na teslim ol… Çünkü: “Hepinizin dönüşü Allah'adır; ( Hud Suresi 4) diyen bir Rabbin var. O, tüm yolculara bizzat rehberlik ediyor… Zihnini burak kalbini dinle, bak ne diyor… “Beni yaratan ve bana hak yolu gösteren, O (Allah)’tır.” ( Şura 78) Zannetme ki başı boş bırakıldın. Seni an be an gören işiten yol gösteren ne diyor… “İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanıyor? ( Kıyame 36) Ne diyordun bana? Sana bir düş getirdim, perdesi açılmamış Lahuti pencereli rüyalar ülkesinden... Sana bir aşk getirdim, dünyaya bulaşmamış Hurilerin gezdiği cennet köşelerinden... ( Bitmeyen Şiir2 ) Biz sadece mekânı değil zamanı da aşmaya, gelenekleri, anlayışları da aşmaya geldik.. Dünyalık değildi aşktan muradımız… Bitmeyen bir aşkı tatmaya geldik… Gerekirse her şeyden geçmeye… Sadece aşkta kalmaya geldik… Sevgilerimle ~Akaşa~

33,911 views

Karma temizliği için arınmaktan başka yol olmadığını söyleyeyim dostlar… Yalandan, gıybetten, dedikodudan, kınama ve hasetten bahsetmiyorum bile… İçimizden geçtiği anda bile ürperti vermeli günah… Çünkü kendini unutmak demek günah… Ve kendini unuttuğunda insan olmaktan çıkıyor olmak… Arınmak… İyilik - ihsan ile… Tövbe ile arınmak… İstiğfar ile arınmak… Gözyaşı ile arınmak… Helalleşerek arınmak.. Bağışlayarak arınmak… Kabullenerek arınmak… Yardım ederek arınmak… İnsana, hayvana, doğaya destek ile arınmak… Ne kadar çok tökezliyorsak o kadar çok arınmak… Suçlamayı bırakarak arınmak… Nefsi kınayarak arınmak… (Kıyame Suresi 2. Ayet 2. Çakraya bakıyor) İnsanlığımızı fabrika ayarlarına getirene kadar arınmak… Henüz zamanı gelmemiş bilgiler var. Henüz hazır olmadığımız konular var. Sonsuz döngülerden çıkışın başka yolu olmadığını görünce dönüp dolaşıp kendimize sondaj yapmak zorunda kalıyoruz… Küçük Cihadını bitirenler mecburen Büyük Cihada geliyor Sevgilerimle ~akaşa~

Karma temizliği için arınmaktan başka yol olmadığını söyleyeyim dostlar… Yalandan, gıybetten, dedikodudan, kınama ve hasetten bahsetmiyorum bile… İçimizden geçtiği anda bile ürperti vermeli günah… Çünkü kendini unutmak demek günah… Ve kendini unuttuğunda insan olmaktan çıkıyor olmak… Arınmak… İyilik - ihsan ile… Tövbe ile arınmak… İstiğfar ile arınmak… Gözyaşı ile arınmak… Helalleşerek arınmak.. Bağışlayarak arınmak… Kabullenerek arınmak… Yardım ederek arınmak… İnsana, hayvana, doğaya destek ile arınmak… Ne kadar çok tökezliyorsak o kadar çok arınmak… Suçlamayı bırakarak arınmak… Nefsi kınayarak arınmak… (Kıyame Suresi 2. Ayet 2. Çakraya bakıyor) İnsanlığımızı fabrika ayarlarına getirene kadar arınmak… Henüz zamanı gelmemiş bilgiler var. Henüz hazır olmadığımız konular var. Sonsuz döngülerden çıkışın başka yolu olmadığını görünce dönüp dolaşıp kendimize sondaj yapmak zorunda kalıyoruz… Küçük Cihadını bitirenler mecburen Büyük Cihada geliyor Sevgilerimle ~akaşa~

39,971 views

Kitap okuyamıyorsan Kainat Kitabını.. Doğayı, bitkileri, hayvanları, atomları, gezegenleri, yıldızları oku… Kainatın dürülüp bükülmüş konsantresi olan insanı oku… “Hepsini okudum yine çözemedim, eksik bir şeyler var hâlâ” diyorsan eksik olan şeyi kendinde bul… Ve şimdi onu oku. O içindeki noksanlık yalnız sevgiyle tamamlanacak… Tüm yaraların sevgi ile kapanacak… Tüm acıların sevgiyle şifalanacak… Tüm dertlerin sevgi ile son bulacak… Arınmak istiyorum Akaşa, ama nasıl olacak? diyorsun ey güzellik Kalbin ancak bağışlayarak arınacak… Bağışlaman için karşına çıkanlar da sana aynaydı… Kendini bağışlayabilmen için karşındaydı… Çünkü kendi içini göremiyordun Kendinde neyi bağışlaman gerektiğini bilmiyordun… Eğer dışardakini bağışlamayı öğrenirsen; İçinde… derinde… en derinlerde suçladığın kendi versiyonlarını da bağışlamaya yaklaşacaktın… Ama bağışlaman için önce suçlaman gerekecekti… Dışardakiler işte bunu öğretmek için geldi… O “asla affetmem” dediğin kişiler de kendini bağışlamayı öğrenmen için bir elçi olarak gönderildi… O nefretle bakan gözler O öfke kusan bakışlar… O dile gelmeyen sözcükler… Hepsi arınman gereken yerlerini gösterdiler sana… Ne demiştik hatırla: Bir Akademiye seçildin. Sana gezegenin en iyi öğretmenleri gönderildi… Ve şimdi bu satırları okurken soruyorsun O da mı benim öğretmenimdi? diye… Evet, O da… 5B’de iken ruhlarınız sadece frekans düzeyinde anlaştılar… Görme, işitme, koklama, tat, koku yoktu onlar için… Kontratlar tamamen sevgi ve muavenet üzerine yapıldı… Taki uzun bir zaman geçip de dünyaya gelene, nefs sahibi olana, deneyimlerin içine girip yaşayana kadar… (İnsan Süresi 1. Ayet) “Aradığın şey o kitaplarda değil, Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın..” demişti Şems Sadece kitap okuyarak olmadığını gördün güzellik Ama okumadan da olmadığını bil… Aşk imiş her ne var alemde İlim bir kiyl ü kal imiş ancak Sevgilerimle ~akaşa~

Kitap okuyamıyorsan Kainat Kitabını.. Doğayı, bitkileri, hayvanları, atomları, gezegenleri, yıldızları oku… Kainatın dürülüp bükülmüş konsantresi olan insanı oku… “Hepsini okudum yine çözemedim, eksik bir şeyler var hâlâ” diyorsan eksik olan şeyi kendinde bul… Ve şimdi onu oku. O içindeki noksanlık yalnız sevgiyle tamamlanacak… Tüm yaraların sevgi ile kapanacak… Tüm acıların sevgiyle şifalanacak… Tüm dertlerin sevgi ile son bulacak… Arınmak istiyorum Akaşa, ama nasıl olacak? diyorsun ey güzellik Kalbin ancak bağışlayarak arınacak… Bağışlaman için karşına çıkanlar da sana aynaydı… Kendini bağışlayabilmen için karşındaydı… Çünkü kendi içini göremiyordun Kendinde neyi bağışlaman gerektiğini bilmiyordun… Eğer dışardakini bağışlamayı öğrenirsen; İçinde… derinde… en derinlerde suçladığın kendi versiyonlarını da bağışlamaya yaklaşacaktın… Ama bağışlaman için önce suçlaman gerekecekti… Dışardakiler işte bunu öğretmek için geldi… O “asla affetmem” dediğin kişiler de kendini bağışlamayı öğrenmen için bir elçi olarak gönderildi… O nefretle bakan gözler O öfke kusan bakışlar… O dile gelmeyen sözcükler… Hepsi arınman gereken yerlerini gösterdiler sana… Ne demiştik hatırla: Bir Akademiye seçildin. Sana gezegenin en iyi öğretmenleri gönderildi… Ve şimdi bu satırları okurken soruyorsun O da mı benim öğretmenimdi? diye… Evet, O da… 5B’de iken ruhlarınız sadece frekans düzeyinde anlaştılar… Görme, işitme, koklama, tat, koku yoktu onlar için… Kontratlar tamamen sevgi ve muavenet üzerine yapıldı… Taki uzun bir zaman geçip de dünyaya gelene, nefs sahibi olana, deneyimlerin içine girip yaşayana kadar… (İnsan Süresi 1. Ayet) “Aradığın şey o kitaplarda değil, Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın, Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın..” demişti Şems Sadece kitap okuyarak olmadığını gördün güzellik Ama okumadan da olmadığını bil… Aşk imiş her ne var alemde İlim bir kiyl ü kal imiş ancak Sevgilerimle ~akaşa~

33,703 views

Kaç perde kaldı açmadığın? Kaç tepe kaldı aşmadığın? Kaç vadi vardı geçmediğin? Kaç sapak vardı şaşmadığın? Kaç günah kaldı düşmediğin? “Hangi bahane avutur bilmem Hangi günahın bedeli bu Kandırmıyor ne gündüzüm ne gecem Böyle intikam olmaz” dediği gibi… Hangi atamın borcu? diyorsun şimdi… Hangi karmaların sıkışması bu… diyorsun… Şimdi sana elinde tutman için bir sır vereceğim Güzellik! Nasibinse alacaksın değilse uçup gidecek… Hak edişin varsa alacaksın değilse başkasının olacak… “Atalarım” dediğin de sensin.. Başta baban, annen ve yedi kuşak ceddin de… Kendi hikayenden onurlu bir şekilde çıkmayı denemedikçe suçu başkasına atmaya devam edeceksin… Onlardaki acının özünü görebilirsen “Öf bile demeyin” cümlesinin ( İSRA 23-24) mucizesine şahitlik edeceksin… Çünkü Öf dediğinin de sen, kendine hakim olamayıp azarladığın kişinin de sen olduğunu fark edeceksin… Hem nefsen varsın hem hepsinden bir parçasın… Hepsi senin için var, hepsinde senden bir parça var… Hepsiyle özel bir bağın ruhsal bir hikayen var… Nefret ettiğin bir atan varsa özellikle ondan sende bir hisse, dönüştürmen gereken bir haslet var… Nefsine düşüp yaptığı bir zulüm varsa o sorumlu ancak sevginden veya nefretinden sen sorumlusun… Ve onun zulmünü devam ettirmekten… Bütün tepeleri aşmak, Bütün vadilerden geçmek, Bütün perdeleri açmak istersen O hikayelerin içinden de geçirirler seni Güzellik… Ama bu dahi illüzyon. Bu senin beden avatarına hissettirilen duygular, hisler yumağı… Olana çok anlam yükleme… Şikayet edip de büyütme! Hikaye ediyorum deyip de şikayet etme! Sapaklarda dur ve kalbini dinle Günahlar seni çektiğinde “ Ne yapayım ata hikayemi yaşıyorum!” deme… Çünkü sen sadece kendi yaptığından sorumlusun. Andaki güzel tercihlerin ile onları şifalandırıyorsun. Onlar dediğimiz kendi içindeki parçalarını… Ya da acı hikayelere tutunarak kendi hikayeni zorlaştırıyorsun… Şimdi tekâmülündesin… O yüzden başına geliyor tüm bunlar. Ve tesadüfen karşına çıkmıyor bu ve benzer sayfalar, yazılar… Biliyorsun tüm dikey yükselişler zahmetidir… Merdiven çıkarken yorulursun. İpe tırmanırken zorlanırsın Dağa çıkarken nefes nefese kalırsın. Çünkü göğsün sıkışır. Dua et ki En’am suresi 125. Ayetin tokatı gelmesin… Tekamül de dikey bir yükseliş O yüzden acısız olmuyor. Zahmeti ve Rahmeti bir edemezsen Tevhide ulaşamazsın. Tevhide ulaşamazsan tekliği bulamazsın… Tekliği bulamazsan o parçalanmış hikayeni toplayamaz, ayrıldıklarında da birlenemezsin… Sarkaçın en altında savrulma çok fazla. Bırak savrulan savrulsun, sen artık yükseliştesin… Sırrı biraz düşün. Soru sormadan içinde demle… Zihninle değil kalbinle dinle… Bil ki seni yaratan hiç yalnız bırakmadı. Seni her an duyuyor ve seninle… İster dolunay gelsin ister retro… Kim giderse gitsin O hep kalbinde… Sevgilerimle ~Akaşa~

Kaç perde kaldı açmadığın? Kaç tepe kaldı aşmadığın? Kaç vadi vardı geçmediğin? Kaç sapak vardı şaşmadığın? Kaç günah kaldı düşmediğin? “Hangi bahane avutur bilmem Hangi günahın bedeli bu Kandırmıyor ne gündüzüm ne gecem Böyle intikam olmaz” dediği gibi… Hangi atamın borcu? diyorsun şimdi… Hangi karmaların sıkışması bu… diyorsun… Şimdi sana elinde tutman için bir sır vereceğim Güzellik! Nasibinse alacaksın değilse uçup gidecek… Hak edişin varsa alacaksın değilse başkasının olacak… “Atalarım” dediğin de sensin.. Başta baban, annen ve yedi kuşak ceddin de… Kendi hikayenden onurlu bir şekilde çıkmayı denemedikçe suçu başkasına atmaya devam edeceksin… Onlardaki acının özünü görebilirsen “Öf bile demeyin” cümlesinin ( İSRA 23-24) mucizesine şahitlik edeceksin… Çünkü Öf dediğinin de sen, kendine hakim olamayıp azarladığın kişinin de sen olduğunu fark edeceksin… Hem nefsen varsın hem hepsinden bir parçasın… Hepsi senin için var, hepsinde senden bir parça var… Hepsiyle özel bir bağın ruhsal bir hikayen var… Nefret ettiğin bir atan varsa özellikle ondan sende bir hisse, dönüştürmen gereken bir haslet var… Nefsine düşüp yaptığı bir zulüm varsa o sorumlu ancak sevginden veya nefretinden sen sorumlusun… Ve onun zulmünü devam ettirmekten… Bütün tepeleri aşmak, Bütün vadilerden geçmek, Bütün perdeleri açmak istersen O hikayelerin içinden de geçirirler seni Güzellik… Ama bu dahi illüzyon. Bu senin beden avatarına hissettirilen duygular, hisler yumağı… Olana çok anlam yükleme… Şikayet edip de büyütme! Hikaye ediyorum deyip de şikayet etme! Sapaklarda dur ve kalbini dinle Günahlar seni çektiğinde “ Ne yapayım ata hikayemi yaşıyorum!” deme… Çünkü sen sadece kendi yaptığından sorumlusun. Andaki güzel tercihlerin ile onları şifalandırıyorsun. Onlar dediğimiz kendi içindeki parçalarını… Ya da acı hikayelere tutunarak kendi hikayeni zorlaştırıyorsun… Şimdi tekâmülündesin… O yüzden başına geliyor tüm bunlar. Ve tesadüfen karşına çıkmıyor bu ve benzer sayfalar, yazılar… Biliyorsun tüm dikey yükselişler zahmetidir… Merdiven çıkarken yorulursun. İpe tırmanırken zorlanırsın Dağa çıkarken nefes nefese kalırsın. Çünkü göğsün sıkışır. Dua et ki En’am suresi 125. Ayetin tokatı gelmesin… Tekamül de dikey bir yükseliş O yüzden acısız olmuyor. Zahmeti ve Rahmeti bir edemezsen Tevhide ulaşamazsın. Tevhide ulaşamazsan tekliği bulamazsın… Tekliği bulamazsan o parçalanmış hikayeni toplayamaz, ayrıldıklarında da birlenemezsin… Sarkaçın en altında savrulma çok fazla. Bırak savrulan savrulsun, sen artık yükseliştesin… Sırrı biraz düşün. Soru sormadan içinde demle… Zihninle değil kalbinle dinle… Bil ki seni yaratan hiç yalnız bırakmadı. Seni her an duyuyor ve seninle… İster dolunay gelsin ister retro… Kim giderse gitsin O hep kalbinde… Sevgilerimle ~Akaşa~

29,598 views

Biliyorum vefa bekliyorsun benden… Ne diyebilirim ki Sonsuz Güzellik? Ne isteyebilirim artık senden? İlahi aşkın gelmiş kapıma kadar… Hem de bizzat sipariş üzerine Çocukluğumdan bu güne kadar… Gelip de harici bir vücut giymiş Onun suretinde… Onun mânâyı harfinde tecelli ettiğin kadar… Onu göstermesen tanımayacak bilmeyecektim. Mecazi aynama düşene kadar… “Surete aldanma ötesine bak” dediğin için baktım Ey Sonsuz Güzellik… Suretin ötesine geçtim… Orada zaman durdu, mekân bitti.. Orada insanlık, çağlar ve varlık alemi bitti.. Orada karanlığın bile feri kalmadı.. Orada “ben” diye bir şey… Hatta senden başka hiç bir şey kalmadı… O zamansızlık ve mekânsızlık aleminde bile imtihân gördüm… Kaf ve Nun tezgâhında Cennet-Cehennem libasları ve yeni evrenler dokunuyordu… Etrafımdaki sicimler, insicam içinde, yaratım için emir bekliyordu… Varlık elbiselerini giymeden esir aleminde hazır kıta bekliyorlardı… Gönlümün titreyen telleri “Kün” tezgahının çalışmasını izledi… Ama ben sen değilim Rabbim. Ben sadece kulum. Bilirim ki bu da bir imtihan Bu da benim kullukta edep yolum… Bana sunduğun hikayemde “abd”olmaktı niyetim… Tanrıcılık oynayacak değilim. Ne keramete ne istidraca ne mucizeye talibim… Beni halkların nazarında vezir, Senin nazarında rezil etmenden yine sana sığınırım… Senin benim için yarattığına ve bana uygun gördüğün her şeye razıyım… Çünkü sen kullarına asla zulmedici değilsin ( Yunus 55) Sana teslim olmaktan başka yolum olmadığının farkındayım… Edepsizlik edip “oldum” diyemem. Hiç bir zaman da diyemeyeceğim… O tezgâhlarda dokuyorsun on sekiz bin alemin kumaşını… O iplikçikler senin “kün feyekün” emrin ile vücut giyip aramıza geliyorlar… Ve yaratımında ne ortağa ne yardımcıya asla ihtiyacın yok… Ama bazılarımızı geçiriyorsun o tezgâhların başına. “Hadi bakalım benim gibi işle” diyorsun. Bazılarımızı da şahit tutuyorsun… ( Vakıa 59) Kimi tezgâhı sahipleniyor kimi fabrikâyı, kimi kumaşı… Ve gördüm ki orada da sınav bitmiyor… Tekamül bitmiyor… Sen vazife verirsen baş üstüne Efendim. Ama bu tezgâhların sahibi de bekçisi de ben değilim… Bu dağdağalı alemde hiç birini kararında tutamam. Koruyamam… Eğer emanet versen onu bile sana emanet etmekten başka bir şey yapamam… Beni sevdiğin için koruduğunu biliyorum Sonsuz Güzellik. Ve yine sevdiğin için kolladığını… Buna artık hiç şüphem yok. Çünkü diyorsun ki “Kulum beni nasıl tanırsa ona öyle davranırım." Adını andığımdan daha fazla adımı anıyorsun… Çünkü sen Allah’sın kulunu biliyor tanıyorsun… Bir adım gelene on adım gidiyorsun… Seni savunduğumdan fazla beni savunuyorsun. Çünkü sen Allah’sın dostuna daha fazla dostsun… Ve biliyorum ki seni seviyorsam en az benim kadar beni seviyorsun. Çünkü yürüyerek gelene koşarak gidiyorsun… Ve Sen sözünden dönmeyen, vaadinde emin olan, tüm kullarına şah damarından yakın olansın… O halde tüm emanetlerini sana teslim etmeme, senin gözetimine vermeme müsade et… “Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin” Sevgilerimle ~Akaşa~

Biliyorum vefa bekliyorsun benden… Ne diyebilirim ki Sonsuz Güzellik? Ne isteyebilirim artık senden? İlahi aşkın gelmiş kapıma kadar… Hem de bizzat sipariş üzerine Çocukluğumdan bu güne kadar… Gelip de harici bir vücut giymiş Onun suretinde… Onun mânâyı harfinde tecelli ettiğin kadar… Onu göstermesen tanımayacak bilmeyecektim. Mecazi aynama düşene kadar… “Surete aldanma ötesine bak” dediğin için baktım Ey Sonsuz Güzellik… Suretin ötesine geçtim… Orada zaman durdu, mekân bitti.. Orada insanlık, çağlar ve varlık alemi bitti.. Orada karanlığın bile feri kalmadı.. Orada “ben” diye bir şey… Hatta senden başka hiç bir şey kalmadı… O zamansızlık ve mekânsızlık aleminde bile imtihân gördüm… Kaf ve Nun tezgâhında Cennet-Cehennem libasları ve yeni evrenler dokunuyordu… Etrafımdaki sicimler, insicam içinde, yaratım için emir bekliyordu… Varlık elbiselerini giymeden esir aleminde hazır kıta bekliyorlardı… Gönlümün titreyen telleri “Kün” tezgahının çalışmasını izledi… Ama ben sen değilim Rabbim. Ben sadece kulum. Bilirim ki bu da bir imtihan Bu da benim kullukta edep yolum… Bana sunduğun hikayemde “abd”olmaktı niyetim… Tanrıcılık oynayacak değilim. Ne keramete ne istidraca ne mucizeye talibim… Beni halkların nazarında vezir, Senin nazarında rezil etmenden yine sana sığınırım… Senin benim için yarattığına ve bana uygun gördüğün her şeye razıyım… Çünkü sen kullarına asla zulmedici değilsin ( Yunus 55) Sana teslim olmaktan başka yolum olmadığının farkındayım… Edepsizlik edip “oldum” diyemem. Hiç bir zaman da diyemeyeceğim… O tezgâhlarda dokuyorsun on sekiz bin alemin kumaşını… O iplikçikler senin “kün feyekün” emrin ile vücut giyip aramıza geliyorlar… Ve yaratımında ne ortağa ne yardımcıya asla ihtiyacın yok… Ama bazılarımızı geçiriyorsun o tezgâhların başına. “Hadi bakalım benim gibi işle” diyorsun. Bazılarımızı da şahit tutuyorsun… ( Vakıa 59) Kimi tezgâhı sahipleniyor kimi fabrikâyı, kimi kumaşı… Ve gördüm ki orada da sınav bitmiyor… Tekamül bitmiyor… Sen vazife verirsen baş üstüne Efendim. Ama bu tezgâhların sahibi de bekçisi de ben değilim… Bu dağdağalı alemde hiç birini kararında tutamam. Koruyamam… Eğer emanet versen onu bile sana emanet etmekten başka bir şey yapamam… Beni sevdiğin için koruduğunu biliyorum Sonsuz Güzellik. Ve yine sevdiğin için kolladığını… Buna artık hiç şüphem yok. Çünkü diyorsun ki “Kulum beni nasıl tanırsa ona öyle davranırım." Adını andığımdan daha fazla adımı anıyorsun… Çünkü sen Allah’sın kulunu biliyor tanıyorsun… Bir adım gelene on adım gidiyorsun… Seni savunduğumdan fazla beni savunuyorsun. Çünkü sen Allah’sın dostuna daha fazla dostsun… Ve biliyorum ki seni seviyorsam en az benim kadar beni seviyorsun. Çünkü yürüyerek gelene koşarak gidiyorsun… Ve Sen sözünden dönmeyen, vaadinde emin olan, tüm kullarına şah damarından yakın olansın… O halde tüm emanetlerini sana teslim etmeme, senin gözetimine vermeme müsade et… “Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin” Sevgilerimle ~Akaşa~

29,621 views

✨Yolculuğumda nerdeyim Akaşa? ☀️Soru soruyorsan 3B Daha çok sormaya başladıysan 4B… ✨5B de soru yok diyorsun, nasıl? ☀️Evet 5B de dualite bittiği için soru ve cevap aynı anda geliyor. Dert dermanı ile, kabz bast ile, sorun fırsat ile birlikte geliyor… 5B de hastalığa şifa, sıkıntıya vefa, cefaya sefa diyoruz… ✨5B deki bir kişi de sıkıntı çekebiliyor yani? ☀️Peygamberler bile muaf olmadı bu konudan… Sıkıntı ve dertlerin ilahi hediye olduğunu gördüğünde susuyorsun… Şikayet yerine hamd ediyorsun… ✨Sıkışmalar devam ediyorsa? ☀️Hâlâ kalp açılışın devam ediyordur… 3B vazifeleri ile daha çok sıkışacaksın. Bazen halka hizmet yolu ile Hakka hizmet etmiş olacaksın. (Ödevler) ✨3B görevimiz ne zaman biter? ☀️Savaşın bittiğinde… ✨Savaşım ne zaman biter? ☀️Sen onurlu bir ölümü seçtiğinde ✨Onurlu bir ölümü nasıl seçmiş olurum? ☀️Egonu sahibine teslim ettiğinde ✨Onu nasıl yaparım? ☀️Egonun gerçekliğinin Allah’ın zatı karşısında izafi ( hiç )olduğunu idrak ettiğinde… ✨Savaşımın bittiğinin, egomun hiç olduğunun göstergesi nedir. ☀️Sakinlik, kalp huzuru ve mutmain makamı… Haklı olduğunu sandığın tüm konuları umutmuş olman. Zihninden anlık dahi olsa haklılık/suçluluk savaşı geçirmemen… Köşelerinin kırılmış ve esnemiş olması. Su gibi akışkan olman. Mücadele etmeden sorun çözebiliyor olman. ✨5B’ye geçtiğimin en bariz belirtisi ne olacak? ☀️Oraya geçtiğinde belirtiye, işarete tarife gerek kalmayacak. Ama ipucu istersen “Kudret Helvası” tattıracaklar… Bazı işler artık nedensellik ile değil kudretle, hikmetle değil rahmetle, çabayla değil lütufla gerçekleşecek… Oraya geçtiğinde düşüncelerine ve kalbinden geçirdiklerine bile vize-parola uygulayacaksın. Çünkü yaratımın çok hızlı gerçekleştiğine şahit olacaksın… ✨Örnek verir misin? ☀️Eskiden gıybetini ettiğin bir durumu aklından bile geçirmeyeceksin Eskiden alışkanlık ettiğin hataların şimdi aklına geldikçe tövbe edip sadaka vereceksin… Eskiden yargı koyduğun her şeyin artık seninle ilgisinin olduğunu bileceksin. Yargıda bulunduğun her durumun tokat gibi geri geldiğini göreceksin. Eskiden dalga geçtiğin her konu ve kişi için şimdi utanacak ve aklına geldikçe özür dileyip bağışlar yapacaksın. Devam edecek ~Akaşa~

✨Yolculuğumda nerdeyim Akaşa? ☀️Soru soruyorsan 3B Daha çok sormaya başladıysan 4B… ✨5B de soru yok diyorsun, nasıl? ☀️Evet 5B de dualite bittiği için soru ve cevap aynı anda geliyor. Dert dermanı ile, kabz bast ile, sorun fırsat ile birlikte geliyor… 5B de hastalığa şifa, sıkıntıya vefa, cefaya sefa diyoruz… ✨5B deki bir kişi de sıkıntı çekebiliyor yani? ☀️Peygamberler bile muaf olmadı bu konudan… Sıkıntı ve dertlerin ilahi hediye olduğunu gördüğünde susuyorsun… Şikayet yerine hamd ediyorsun… ✨Sıkışmalar devam ediyorsa? ☀️Hâlâ kalp açılışın devam ediyordur… 3B vazifeleri ile daha çok sıkışacaksın. Bazen halka hizmet yolu ile Hakka hizmet etmiş olacaksın. (Ödevler) ✨3B görevimiz ne zaman biter? ☀️Savaşın bittiğinde… ✨Savaşım ne zaman biter? ☀️Sen onurlu bir ölümü seçtiğinde ✨Onurlu bir ölümü nasıl seçmiş olurum? ☀️Egonu sahibine teslim ettiğinde ✨Onu nasıl yaparım? ☀️Egonun gerçekliğinin Allah’ın zatı karşısında izafi ( hiç )olduğunu idrak ettiğinde… ✨Savaşımın bittiğinin, egomun hiç olduğunun göstergesi nedir. ☀️Sakinlik, kalp huzuru ve mutmain makamı… Haklı olduğunu sandığın tüm konuları umutmuş olman. Zihninden anlık dahi olsa haklılık/suçluluk savaşı geçirmemen… Köşelerinin kırılmış ve esnemiş olması. Su gibi akışkan olman. Mücadele etmeden sorun çözebiliyor olman. ✨5B’ye geçtiğimin en bariz belirtisi ne olacak? ☀️Oraya geçtiğinde belirtiye, işarete tarife gerek kalmayacak. Ama ipucu istersen “Kudret Helvası” tattıracaklar… Bazı işler artık nedensellik ile değil kudretle, hikmetle değil rahmetle, çabayla değil lütufla gerçekleşecek… Oraya geçtiğinde düşüncelerine ve kalbinden geçirdiklerine bile vize-parola uygulayacaksın. Çünkü yaratımın çok hızlı gerçekleştiğine şahit olacaksın… ✨Örnek verir misin? ☀️Eskiden gıybetini ettiğin bir durumu aklından bile geçirmeyeceksin Eskiden alışkanlık ettiğin hataların şimdi aklına geldikçe tövbe edip sadaka vereceksin… Eskiden yargı koyduğun her şeyin artık seninle ilgisinin olduğunu bileceksin. Yargıda bulunduğun her durumun tokat gibi geri geldiğini göreceksin. Eskiden dalga geçtiğin her konu ve kişi için şimdi utanacak ve aklına geldikçe özür dileyip bağışlar yapacaksın. Devam edecek ~Akaşa~

23,505 views

Kendi yaralarına çalış güzellik… İnanamayacağın kadar çok yaran var… Parlayan ışığına odaklısın ama Görmek istemediğin nihayetsiz gölgen var. Işığını önce oraya yansıt… Kendi karanlığına yürürsen orada kendini bulursun… Eğer korkmadan ilerlersen şifayı kendinde bulursun… Bazen dışarda gezerken görüyorum seni… Onu mamur etmeye çalışıyorsun… Daha kaç bin deneyim gerekecek değişmeyeceğini öğrenmen için… Ona akıl vermeye çalışıyorsun yapma!… Ona yol göstermeye çalışma… Kendine gösteremedikçe ona şefkât göstermezsin… Hedefin inşa etmek ise kendi evinle başla… Dışardaki binanın bir tuğlasını değiştiremezsin. Çünkü o senin değil… Ama içerdeki Sarayı tamamen değiştirebilirsin. Hatta yıkıp yeniden yapabilirsin. Çünkü o saray senin… Bu yüzden önce senin şifalanman lazım. Şimdi bana soruyorsun: “Peki Akaşa ben degisince O da dönüşüp bana gelecek mi? “ Bak yine dışardasın. Merkezin yine dağılmış… Merkezin yine O olmuş. Yine komşunun bahçesindesin. Senin gemin su alıyor… Sen komşunun direklerini boyamaya çalışıyorsun. Merkezinde kal güzellik… Güçlendiğinde senin olan sana gelir. Merkezine geldiğinde güçlenmiş olacaksın Güçlendiğini de artık sormayışından anlayacaksın. Görüyorsun anlıyorsun Ve deneyimin arttıkça idrak ediyorsun… Kendi bedenin başkasının varlığıyla dolmuyor… Aklında başkasını tutuyorsan olmuyor… Ruh parçalarını merkezinde topla! Onun iyileşmesini bekledikçe kendini de bekletmiş oluyorsun… Onun değişmesini beklediğin sürece kendinden uzaklaşmaya devam ediyorsun. Eskiler; “Kendine gel” derlerdi Bak ne güzel bir yazılım. Kendimden mi gittin ki kendime geleyim? diye sor… Kalbin cevap verecektir zaten. “Evet hem de milyonlarca ışık yılı uzağa gittin…” O yüzden yeri geldi Onu da ittin… Sistem de senin kendine dönmen için onu uzaklaştırdı. Kaza yapmaman için direksiyonu da elinden aldı… Çünkü kontrolü kaybettin… Ya meczup olacaktın ya NPC… Ama şanslısın Güzellik… Kontratlarına binaen Şimdi elinde zayıf da olsa bir beden kaldı… Hadi şimdi yeniden başla… Tevhid ehlinin yardımcısı Allah’tır. Ne kadar tutunursan o kadar Himmet gelir. Tutunacağın başka bir şey olmasın. Köklenmen böyle olacak Güzellik Sevgilerimle ~Akaşa~

Kendi yaralarına çalış güzellik… İnanamayacağın kadar çok yaran var… Parlayan ışığına odaklısın ama Görmek istemediğin nihayetsiz gölgen var. Işığını önce oraya yansıt… Kendi karanlığına yürürsen orada kendini bulursun… Eğer korkmadan ilerlersen şifayı kendinde bulursun… Bazen dışarda gezerken görüyorum seni… Onu mamur etmeye çalışıyorsun… Daha kaç bin deneyim gerekecek değişmeyeceğini öğrenmen için… Ona akıl vermeye çalışıyorsun yapma!… Ona yol göstermeye çalışma… Kendine gösteremedikçe ona şefkât göstermezsin… Hedefin inşa etmek ise kendi evinle başla… Dışardaki binanın bir tuğlasını değiştiremezsin. Çünkü o senin değil… Ama içerdeki Sarayı tamamen değiştirebilirsin. Hatta yıkıp yeniden yapabilirsin. Çünkü o saray senin… Bu yüzden önce senin şifalanman lazım. Şimdi bana soruyorsun: “Peki Akaşa ben degisince O da dönüşüp bana gelecek mi? “ Bak yine dışardasın. Merkezin yine dağılmış… Merkezin yine O olmuş. Yine komşunun bahçesindesin. Senin gemin su alıyor… Sen komşunun direklerini boyamaya çalışıyorsun. Merkezinde kal güzellik… Güçlendiğinde senin olan sana gelir. Merkezine geldiğinde güçlenmiş olacaksın Güçlendiğini de artık sormayışından anlayacaksın. Görüyorsun anlıyorsun Ve deneyimin arttıkça idrak ediyorsun… Kendi bedenin başkasının varlığıyla dolmuyor… Aklında başkasını tutuyorsan olmuyor… Ruh parçalarını merkezinde topla! Onun iyileşmesini bekledikçe kendini de bekletmiş oluyorsun… Onun değişmesini beklediğin sürece kendinden uzaklaşmaya devam ediyorsun. Eskiler; “Kendine gel” derlerdi Bak ne güzel bir yazılım. Kendimden mi gittin ki kendime geleyim? diye sor… Kalbin cevap verecektir zaten. “Evet hem de milyonlarca ışık yılı uzağa gittin…” O yüzden yeri geldi Onu da ittin… Sistem de senin kendine dönmen için onu uzaklaştırdı. Kaza yapmaman için direksiyonu da elinden aldı… Çünkü kontrolü kaybettin… Ya meczup olacaktın ya NPC… Ama şanslısın Güzellik… Kontratlarına binaen Şimdi elinde zayıf da olsa bir beden kaldı… Hadi şimdi yeniden başla… Tevhid ehlinin yardımcısı Allah’tır. Ne kadar tutunursan o kadar Himmet gelir. Tutunacağın başka bir şey olmasın. Köklenmen böyle olacak Güzellik Sevgilerimle ~Akaşa~

20,667 views

Videos

akasatwinflame's profile picture

HASAT ÇAĞI Eski ismiyle Ahir Zaman. Yeni adıyla Devre Sonu… Tüm hikâyelerin sonlanmaya yüz tuttuğu, verilen sürenin tamamlandığı, bitirme sınavlarının ve büyük hesaplaşmaların başladığı çağ. Evet, Ahir Zaman bu yüzden ağır. Tüm geçmiş çağların imtihanları bugün bu çağda yeniden toplanmış, yoğunlaşmış ve sıkışmış durumda. Bir zamanlar bir kavmin başına gelen, şimdi başka bir surette karşına çıkıyor. Firavun’un zulmü, Nemrud’un kibri, Karun’un doyumsuzluğu… Âd kavminin kendini beğenmişliği, Hûd kavminin inkârı, Lût kavminin sapkınlığı… Tüm yarım kalmış hikâyeler toplandı. Tarihte kalmadılar. Hepsi bu çağda toplandı. Tüm Nebilerin, Resullerin nefesi de aramızda… Ve şimdi onlarla aynı havayı soluyoruz. Hak da burada, vahiy de. Bâtıl da burada, küfür de. Biri açıkça konuşuyor, diğeri maske takıp gizleniyor. Biri hakkı söylediği için dışlanıyor, susturuluyor. Diğeri bâtılı süsleyip övdükçe alkışlanıyor. Zulüm de burada, sabır da. Zulüm bazen sesini yükseltiyor, bazen sessizce, sistematik olarak işliyor. Sabır ise hâlâ aynı yerde duruyor: Ne hakkı satıyor ne de bâtıla boyun eğiyor. Çağ değişse de imtihanın özü değişmiyor. Sen hakkın yanında mı duruyorsun, yoksa bâtılın gölgesinde mi? Zulmün şiddetinden mi çekineceksin, yoksa sabrın ağırlığını mı omuzlayacaksın? O anlatılan kavimlerin hepsi burada. Liderleri de aramızda. Firavun da aramızda, Musa da. Ebu Cehil de burada, Ebubekir de. Nemrud da var, İbrahim de. Bedir de yaşanıyor, Hicret de. Anlatılan dersler tarih değildi, masal hiç değildi. Yaşanmakta olandı. Ve şimdi de yaşanıyor. Sen hangisini yaşıyorsun? Hangi kavmin içinde, hangi liderin gölgesinde, hangi imtihanın ortasındasın? Hasat çağı bu… Hem arındırıyor hem de verdiği mühleti tamamlıyor. Ama korkma! Patron mutlu son istiyor… Cennetle müjdelenen bir son. O yüzden sabredenleri müjdele diyor… Ve O kutlu elçinin dilinden “Bir Saadet Asrı yaşanmadan, O’nun nuru tamamlanmadan (asm), sahne kapanmayacak.” Ve yeryüzünde “Allah” diyen oldukça kıyamet kopmayacak. … Bu konuyu bilmesini istediğin herkese gönder… Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

23,152 views • 16 days ago

akasatwinflame's profile picture

İfşa değil… Binlerce yıllık bildiri… HATIRLA Videoda anlatılan senaryo ürkütücü: Sarmallar sıkıştırılıyor, sezgi susturuluyor, insanın Kaynak’la olan bağlantısı kesiliyor. Ömrü kısalıyor, geçmişi siliniyor ve en sonunda nereden geldiğini hatırlamayan bir varlığa dönüşüyor. Fakat asıl mesele burada başlıyor. Yaratan ile kul arasındaki bağ bir konsey kararıyla ortadan kalkacak kadar değersiz değil… Örtülebilir. Unutturulabilir. Gürültünün, korkunun ve dünyanın altında gömülebilir. Ama yok edilemez. Yıldızlara baktığında içinde uyanan o tarifsiz özlem boşuna değil… Nereden geldiğini bilmeden geldiğin yeri özlemen boşuna değil… İnsan, unuttuğu için Yaratan’dan uzak düşmüş sayılmaz. Yaratan ona hep yakın… Hatırlamak ise yeni bir bağ kurmak değil. Zaten var olan bağı yeniden fark etmek… Çöp sanılan yerdeki anahtar uyanır. Susturulan sezgi yeniden duyulur. Kaybolduğu sanılan hatıra yeniden yerini bulur. Tuzak mı kurmuşlar? Merak etme. Onların tuzaklarını sürekli boşa çıkaran biri var… Ve onlar kendilerine kurulan tuzağı görmüyorlar. Seni O’ndan ayırdıklarını sandıkları yerde, aslında yalnızca gözlerinin üzerine bir perde çekmişlerdi. Perde kalktığında kapının hiç kapanmadığını görürsün. Çünkü seni Yaratan’a bağlayan şey onların kurduğu düzen değildi. Onların verdiği isimler değildi. Onların okuttuğu kitaplar değildi. O bağ, senden önce vardı. Senden sonra da var olacak. Sen sadece hatırlayacaksın. Ve hatırladığın anda, sana kaybettirdiklerini sandıkları şeyin hiçbir zaman gerçekten senden alınmadığını anlayacaksın. Sevgilerimle Akaşa Konu içindeki ayetleri fark edenler yoruma eklesin.

Akasha Oku/yorum

16,455 views • 19 days ago

akasatwinflame's profile picture

Olmaz denilen olur merak etme! İmkansız dediğin mümkün olur. Ama sana tutunmamayı öğretiyor Rabbin… Eğitmenin, öğretmenin, tek rehberin, sahibin… Yanlış köklendiğin için… Yanlış zemine tutunduğun Çürük duvara yaslandığın için. Senin tekrar yıkılmanı istemiyor… Ve bırakırsan “en güzelini vereceğim” diyor. Bıraktığının sana tekrar döneceğini düşünüyorsun. Bu “bırakmak” olmuyor… -mış gibi yapıyorsun. Elinle bıraktığını zihninde tutuyorsun. Aklın, fikrin, bilincin, tüm hücrelerin orada… Hâlâ sımsıkı bağların varken “bıraktım” diyorsun. Sistemi kandıramazsın bunu biliyorsun. O halde kendini kandırmaktan da vazgeç… Tutunmaya devam ettikçe elin acıyor. Dayanırım dedikçe kolun ağrıyor. Taşırım dedikçe takatin kesiliyor… Bıraktığında gelecek olana güvenmediğin için Sen bana en iyisini gönder” o zaman belki bırakırım” diyorsun… O’nunla pazarlık halindesin… Bu yüzden gönülden teslim olamıyorsun. Kendini garantiye alıyorsun değil mi? İşte 7. Çakran bu yüzden açılmıyor… Ve bu yüzden aynı döngü tekrarlıyor… Halbuki teslimiyet bu değildi… “İman tevhidi, tevhit teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder.” demişti güzel rehber… Bak şimdi yine ayağına kadar geldi. Üstelik dünyaya gözünü yeniden açmıştın. Nasıl bir heyecan, nasıl bir coşku yaşamıştın? Ardından bir sürü tevafuk ve hediye geldi… Bir çok müjde geldi yağmur gibi… İşaretler yağdı sağanak gibi… Her şey hazırlandı sana göre… Her şey sana yolunu gösterdi. Sen yine ne olduysa bir korkuya kapıldın. 3B’nin yargılarına sorgularına düşüverdin… Şairin: “Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.” dediği gibi bir yerdesin… Yine duramadın… Yine Hızır Musa hikayesinde sorgularda kaldın… Yola devam edeceksin. Ama yoldaşsız kaldın. Olsun Güzellik Artık başka sefere… Bin kere düşsen de yine Hızır makamına çıktığında Yine iki denizin birleştiği yeri bulduğunda, yine o frekansı tutturduğunda yol arkadaşın gelir. Bu sefer belki farklı surette. Olmaz denilen olur merak etme! İmkansız dediğin mümkün olur. Eğer O’na güvenirsen Sana teslimiyeti öğretiyor Rabbin… Öğretmenin, terbiyecin, sahibin… Eğer O’nu dinlersen Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

53,558 views • 2 years ago

akasatwinflame's profile picture

Bilmiyorsan öğrenmeyi dile Bir gün anlatırlar… Anlamıyorsan idrak etmeyi dile Bir gün öğretirler… Unuttuysan, hatırlamayı dile Mutlaka hatırlatırlar… Çünkü çok değerlisin Kendini sakın ucuz ve değersiz görme! Şerefli bir misafirsin, kendini hakir görme! Kendini oku lütfen ( Alak 1) Değerli olan herkese değer verir Değersiz olan hakir görür hor görür… Sana erken yaşta bir çok şey boşuna verilmedi Boşuna yaratılmadı etrafındakiler… Boşuna yaşanmadı o zorluklar ve çileler… Boşuna öğretilmedi o en acı ve en güzel dersler Boşuna seçilmedi o aile ve tercihler… O değersizlik duygusunu dönüştürmedikçe kalbin huzura ermiyor görüyorsun… O duygu senin atalarından alıp da şifalandıracağın bir yara, temizlenmesi gereken bir karma, çözülmesi gereken bir kodlama… Bak ufacık bir delikten kalbine nasıl da acı bir korku düşürüyorsun. Ve o korku altını üstüne getiriyor hayatının… Zehir zemberek ediyor gününü geceni. Değersizliğe düştüğün her an bu korkular kabus oluyor. Hiç bir korkun senden daha büyük değil halbuki… Teslimiyeti ne zannediyordun Güzellik Olaysız, sınavsız ve korkusuzca geçmek mi 7. Çakradan? Hangi rehber bu dediğini yaşadı bir göster? Ya da hangi peygamber? Sen değerlisin Güzellik Kimse bunu söylemese de Sen Rabbinin matmah-ı nazarısın. Sen kainatın küçük bir çekirdeği Alemlerin dürülüp katlanmış bir kitabısın Etrafındaki karanlığı aydınlatmak istiyorsan Önce sen muazzam bir ışık ol… Ve ışık işçisi olmaya talipsen cesur ol! Karanlığın senden kaçacağını bil. Bir damla mum kapkaranlık bir odayı aydınlatır ama dünya kadar karanlığın mumu söndürmeye gücü yetmez. Işık olmak için önce içinin tüm karanlık odalarını aydınlat… Tüm gölgelerini gör ve tüm korkularınla yüzleş… Gölgelerinin ne olduğunu görmüyorsan görmeyi dile… Bir gün mutlaka gösterirler… Korkularından kaçıyorsan cesaret dile Bir gün onu da öğretirler… Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

43,433 views • 1 year ago

Yol arkadaşın Rabbin olsun. O seni terk etmez, sana darılmaz… O öyle bir Vardır ki O’nu bilen ve tanıyan da yok olmaz… O öyle bir dosttur ki kendisi ile yola çıkanı yolda koymaz. O öyle bir Padişahtır ki O’na vezir olan rezil olmaz… O’na yaver olan aciz kalmaz, O’na asker olan mutsuz olmaz… O’na kul olan kimseye dilenci olmaz… O öyle bir Sultandır ki O’nun mülkünde adaletsiz iş olmaz… İmhal eder (mühlet verir ) ama ihmal etmez… O’nun saltanatında O’nun müsade etmediği karmaşa, zulüm olmaz… O izin vermişse elbet bildiği vardır… Mazlumu terbiye eder, mallarını sadaka canlarını şehit hükmüne geçirir ve yanına alır… Zalime ise en ağır hesabı ödetir… O öyle bir Rabdir ki herkesi her an terbiye eder… O’nun okulunda tesadüfün, başıboşluğun, serkeşliğin hadsizliğin haddi olmaz… O bütün işlerini takdir (ölçü) ile yani çok özel hesaplar ile yapar. Onun takdirinin dışında yaprak kıpırdamaz… O halde korkma Güzellik! Planlarını alt üst olmasını, düzeninin yıkılmasını kişilere, olaylara, kör tesadüflere verme… Hiç kimsenin ve hiç bir şeyin haddi değil seni bitirmek, yıkmak düşürmek.. Plânlarını alt üst olmasının bile bir plân dahilinde olduğunu görebilirsen O’na güvenirsin… Çünkü daha iyisini yapman için sana fırsat verecek… Şimdi tüm samimiyetin ve edebin ile O’na dön ve deki “Senin her zaman bir bildiğin var Ey Sonsuz Güzellik Anlıyorum ki; Her şeyimin yıkılmasına müsade ediyorsan her şeyimi en güzel haliyle yeniden kuracaksın… Biliyorum ki; Her şeyi feda etmemi istiyorsan daha fazlasını vereceksin… İdrak ediyorum ki; Senin mülkünde israf yok. Ben de seninim, duygularım da, emeğim de zamanım da senin… Bana yaptığın tüm masraf senin. Tasarrufu da senin… O halde ne emeğimi, ne geçen yıllarımı, ne kazanımlarımı, ne çabamı, ne haykırışlarımı, ne gözyaşlarımı zayi etmeyeceksin… Ben müsrif bir kulunum. Sen Rabbim olan Allah’sın… Ben kendimden emin olamam ama Senden eminim… Kendime bile güvenemem ama sana güvenirim… Kendimden muradımı bilemem ama senin benden muradına güvenirim… Muradın muradımdır Dileğin dileğimdir Efendim” Sevgilerimle ~Akaşa~
0:21

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

akasatwinflame's profile picture

Yol arkadaşın Rabbin olsun. O seni terk etmez, sana darılmaz… O öyle bir Vardır ki O’nu bilen ve tanıyan da yok olmaz… O öyle bir dosttur ki kendisi ile yola çıkanı yolda koymaz. O öyle bir Padişahtır ki O’na vezir olan rezil olmaz… O’na yaver olan aciz kalmaz, O’na asker olan mutsuz olmaz… O’na kul olan kimseye dilenci olmaz… O öyle bir Sultandır ki O’nun mülkünde adaletsiz iş olmaz… İmhal eder (mühlet verir ) ama ihmal etmez… O’nun saltanatında O’nun müsade etmediği karmaşa, zulüm olmaz… O izin vermişse elbet bildiği vardır… Mazlumu terbiye eder, mallarını sadaka canlarını şehit hükmüne geçirir ve yanına alır… Zalime ise en ağır hesabı ödetir… O öyle bir Rabdir ki herkesi her an terbiye eder… O’nun okulunda tesadüfün, başıboşluğun, serkeşliğin hadsizliğin haddi olmaz… O bütün işlerini takdir (ölçü) ile yani çok özel hesaplar ile yapar. Onun takdirinin dışında yaprak kıpırdamaz… O halde korkma Güzellik! Planlarını alt üst olmasını, düzeninin yıkılmasını kişilere, olaylara, kör tesadüflere verme… Hiç kimsenin ve hiç bir şeyin haddi değil seni bitirmek, yıkmak düşürmek.. Plânlarını alt üst olmasının bile bir plân dahilinde olduğunu görebilirsen O’na güvenirsin… Çünkü daha iyisini yapman için sana fırsat verecek… Şimdi tüm samimiyetin ve edebin ile O’na dön ve deki “Senin her zaman bir bildiğin var Ey Sonsuz Güzellik Anlıyorum ki; Her şeyimin yıkılmasına müsade ediyorsan her şeyimi en güzel haliyle yeniden kuracaksın… Biliyorum ki; Her şeyi feda etmemi istiyorsan daha fazlasını vereceksin… İdrak ediyorum ki; Senin mülkünde israf yok. Ben de seninim, duygularım da, emeğim de zamanım da senin… Bana yaptığın tüm masraf senin. Tasarrufu da senin… O halde ne emeğimi, ne geçen yıllarımı, ne kazanımlarımı, ne çabamı, ne haykırışlarımı, ne gözyaşlarımı zayi etmeyeceksin… Ben müsrif bir kulunum. Sen Rabbim olan Allah’sın… Ben kendimden emin olamam ama Senden eminim… Kendime bile güvenemem ama sana güvenirim… Kendimden muradımı bilemem ama senin benden muradına güvenirim… Muradın muradımdır Dileğin dileğimdir Efendim” Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

40,785 views • 1 year ago

akasatwinflame's profile picture

Sonu bilinmeyen Güzellik …. Bizi Eril’in eliyle Sen uyandırdın Efendim. Sen bize sahip olmak kadar bırakmayı da öğretiyordun. Seni duyuyordum. Diyorsun ki; “Sana hayat veririm ve hayatını alırım. Bunda yanlış bir şey yok. Mal mülk verebilirim sonra da alırım bunda da yanlış bir şey yok.. Sana kariyer, iş, mevki verebilirim sonra yine elinden alırım bunda anlaşılmayacak bir şey yok. ~Alacaksan niye verdin~ demeye hakkın yok, çünkü senin hiç bir şeyin yok. Mülkün sahibi benim. Kendini (bensiz) bir varlık olarak addettiğin sürece bu döngüden çıkamazsın… Sana anne baba veririm, zamanı gelir elinden alırım. “Onlar olmadan yapamam” deme! Evlat verir elinden alırım. Evlatsız yapamam deme! “Bundan daha beteri olur mu?” deme, daha beterini sipariş verme! Bağlandığın her şeyi elinden alırım yanlış yere köklenme! Senin döneceğin yer sadece Ben, Rabbine geliyorsun, başka kıbleye dönme! Seni sevdiğim için koruyor ve dönüş yolunu gösteriyorum, başka yollara girip kendini kaybetme! Sevdiğin her şeyi putlaştırıp benim yerime koyuyorsun. “Ama çok seviyorum” diye bağlanıp şirke girme! Sana lütuf olarak verdiğim insanların kıymetini bil, hayatlarını zehir etme! Başkaları için koştururken kendi kul hakkına girme! Tüm insanlar gibi seni de özel, seni de sevgimle yarattım. Gençliğini güzelliğini gücünü kuvvetini ben verdim. Beni unutup her şeyi kendinden bilme… Güzelliğini veren benim, Sanatkâr benim, Sen bir sanatsın. Kibirlenip şeytanın yoluna girme. Güzelliğine güvenip kendi malınmış gibi teşhir etme. Bu esere saygısızlıktır. Eser sahibine ihanettir. Sen kendi elinle yaptığın sanatını işini eserini sergile! Beni unutursan sana kendini unuttururum (Tevbe 67) Kendini unutursan da insan olmaktan çıkarsın. Tıpkı insan olmaktan çıkmış milyarlarcası gibi Sana seni hatırlatmak için imtihanlar veriyorum. Cemal ile uyanmadığında Celal ismimle uyarıyorum. Çünkü seni gözümden düşürmedim. Sen, Onun elinden kaçtığını sanıyorsun. Sebepler planında o giderken Külli irade ile onu elinden alan benim. Anla bu dersi. Devamı sonraki gönderide… ~Akaşa~ Thank you magea.i

Akasha Oku/yorum

40,019 views • 2 years ago

akasatwinflame's profile picture

Sana Romantik bir aşk vadetmiyorum… Ama muhteşem bir yolculuk olacağını söylüyorum. Ve yolun sahibini tanıyabilirsen O süslü ve suni günübirlik tanımların çok ötesinde bir aşkı bulacağını da… Eğer sabır sınavındaysan bunun da lütuf olduğunu bil… “Çünkü sabrı da sevdiklerine veriyor” Tüm yaşadıklarına tekrar bak güzellik! En küçük yaştan beri tekrar bak! Sabrın çıraklığı kimlere veriliyor… Lütfen biraz tarih oku… Haz peşinde koşan hazırcılara mı? Peygamberlere, velilere, ariflere… Aşkın yolculuğuna düşenlere mi? Seni dervişlik yolunda sabırla pişiriyor… Aşıkları, arifleri alıyor o güzellik etabına… Kıvamını artırıyor… Tıpkı Nebiler gibi… Ve seni bu darmadağın çağda ASR suresinin müjdesine davet ediyor… Haz, eğlence oyun ve oynaş değil Sabır kazandırıyor sabır. Onun yanına varabilmenin en güzel edep yolunu öğretiyor… Susarken gülümseyebiliyor musun? Acının yüzüne gülebiliyor musun? Belanın kaşısında imanınla durup “Hepiniz bir olup gelseniz Benim Rabbim var” Diyebiliyor musun… Şu an içinde bulunduğun o dar tünelin 40 yıl ibadet etsen çıkamayacağın mertebeye En hızlı yerden ulaştıran bir solucan deliği olduğunu görebiliyor musun? Zamanı katlıyorsun güzellik sabret… Zamanı senin için büküyor O Sonsuz Güzel! Senin isteyip yapamadığını yaptırıyor Sonsuz iradesi ile… Senin için muradını gerçekleştiriyor senin cüzi iradenin çöktüğü yerde… “Teslim olursan bendesin kulum, merak etme” diyor… O’nun gibi bir Sevgiliyi göremediğine say… O’nunla yaşamadığın güzelliklere say! O’nsuz geçen günlere, aylara yıllara say… Onu için yapamadıklarına say! Secdeye varmadığın Dua için elini kaldırmadığın Huzurunda duramadığın tüm zamanlara say… Ve sabır etabında şikayetsiz ilerle Şikayet değil hikaye bile etme… Tespit yapma ve sakince bekle… “innema eşku bessi ve huzni ilallah“ (Yusuf 86) Diyorsan kendini bu etapta kazanmış bil… Çünkü bu sözü sana Akaşa değil Rabbin söylüyor (Bakara 155) Senin rehberliğini bizzat kendisi yapıyor… Görmen için hissetmen için Ayetlerini an be an indiriyor… Okuman için Mesajını her yerden gönderiyor “Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı” ( Duha3 ) diyor… Daha ne desin ki? O Sonsuz güzellik seni Sonsuzluk yurdunda bekliyor. Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

35,534 views • 2 years ago

akasatwinflame's profile picture

✨Akaşa (Akaşık bilgiler) en yalın anlatımı ile I-Cloud gibi bir alandır… İçinde geçmiş gelecek her şey var. Evrenin arşivi de diyebiliriz. Kuran literatüründe ismi Levh-i Mahfuzdur. Kişisel kayıt alanı da Kiramen Katibin denilen meleklerdir. ( En’am 59- Lokman 34- Yunus 61-Hud 6- İsra58- Hac 70- Neml 1, 75- Sebe 3- Yasin 12- Zuhruf 4 ) ✨Akaşada Tüm evrensel bilgi, kitaplar, keşifler, para, zenginlik, üretimler, paralel yaşamlar, isimler hatta duygular ve düşünceler var. ✨Bazen rüya ile bazen vizyon (yakaza) ile bazen sadece içinde bulunduğunuz ruh hali ile Akaşaya erişim sağlayabilirsiniz ✨Görüler, keşifler, dejavu, kehanet denilen durumlar buradaki bilgiyi okumaktır. ✨Literatürde bu bilgiyi sembolik olarak okuyabilenlere Ehli keşif bunu doğrulayarak çözebilene ise Ehli Tahkik denir. Muhyiddin İbni Arabi Ehli Tahkiktir. Ehli keşif sayısızdır. ✨Bir insana erişim verilmesi onun mübarek, ermiş evliya yada peygamber olduğunu göstermez. Müslüman olmasını da gerektirmez. Bilim insanları içinde çok fazla ehli keşif vardır. ✨ilham ve sezgiler burada olduğu için Dişil Enerji varlıkları daha sık görürler. ✨Bazen bu tür bilgiler kişinin gurur, kibir ve ucb imtihanı olur. Bu yüzden bolca arınması tevazu içinde olması ve yaşantı şeklini evrensel yasalara uyacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Lütfen dikkat! ✨Kişi; “ben uçtum, kaçtım, görülerim açıktır, tüm rüyalarım çıkıyor, sezgilerim çok kuvvetlidir, düşünceni okurum, bana vahiy geliyor, özel bir varlığım” gibi cümleler söylemeye başlamışsa geçmiş olsun. Bilgi edep ve tevazu ile gelmiyorsa kişiye lütuf değil beladır. Çok büyük bir tuzağın içinde olduğunun farkında bile değildir.

Akasha Oku/yorum

46,886 views • 3 years ago

akasatwinflame's profile picture

Ve ma teşeeun… (Tekvir 29) Ey Sonsuz Güzellik Senin bizim için dilediğinden başkasını dileyemeyiz Senin bizim için muradını göstermezsen göremeyiz. Bizim için sakladığın hazineleri bilemeyiz… Ama diyorsun ki; “Kulum beni nasıl düşünürse ona öyleyim, öyle muamele ederim… Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” [Buharî, Tevhid 15; 35; Müslim, Zikr 2, (26 75), Tevbe 1, (2675).] Bunu biz kullarına öğrettiğin için hamd olsun. Karanlık kalplerimizi kelâmınla aydınlattığın için hamd olsun… Bize olması gereken sevgilinin ne olduğunu öğrettiğin için hamd olsun… Kendimizi “aşık” seni “maşuk” zannederdik Meğer Aşık senmişsin Gönüllerimize koyduğun aşk için hamd olsun… Meğer yolculuğun tamamı senmişsin… Bize numunesini verdin aslını göster… Önümüze kurduğun sofraların orijinalini ser… Bize tattırdığın lezzetlerin Cennet versiyonlarını ver. Bizi bitmeyen, gitmeyen sevginle haşret… Bizi yakmayan, ağlatmayan, sararıp solmayan muhabbetin ile muhafaza et… Bizi, azalmayan, eskimeyen, eksilmeyen, o Sonsuzluk yurdunun nimetleri ile karşıla ( Fatiha 6) Sana kavuşma zamanımız geldiğinde de merhametin ile kucakla… Biz seni En Sevgili bilelim sen bize öyle muamele et… Biz sana Ey Sevgili diyelim sen de bizi öyle kabul et… Ve şairin senden muradı gibi “Uzatma bizim dünya sürgünümüzü” Sana gelecek tüm yollarımızı hızlandır… Katından bize yeni yollar aç… Tüm güzellikler adına ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

31,129 views • 2 years ago

akasatwinflame's profile picture

İlişkilerine güven ama unutma! karşındakiler insan ve hata yapabilirler…. Ailene güven ama unutma! Onlar da kusursuz değil hata yapabilirler… Evlatlarına güven ama unutma Onların sahibi değilsin onlar da hata yapabilir Sevdiğine güven ama putlaştırma Unutma o da bir beşer ve hata yapabilir… Kendine güven ama yine unutma Defalarca hata yaptın ve hâlâ doğru yanlışı ayırmakta zorlanıyorsun…. Sisteme güven ve teslim ol (7) Çünkü o sistemin muhteşem bir sahibi var… Allah’a güven ve Korkma! O Ehaddır varlığında ve birliğinde tek olan… O Hakimdir asla hata yapmayan… O Subhandır tüm noksan sıfatlardan ve kusurlardan münezzeh olan… O Sameddir…Doğmayan doğurmayan, uyumayan, unutmayan, hiç bir şeye muhtaç olmayan… O Evvel ve Ahir’dir tüm beşeri hallerimizden uzak olan… Sisteme güvenirsen asla kaybetmezsin Dünya yıkılır sen kurtulursun. Dışarıda kıyamet kopar sen uyursun… O’nun sarayında da uyanırsın… Sisteme güven Güzellik Bin o teslimiyet gemisine Koy şu sırtından indirmediğin çantanı artık yere… Görüyorsun sırtın eğildi ayakların taşımıyor o yükü. Bu gemi seni de beni de yükümüzü de taşır. Korku, endişe, kaygılarını da teslim et. Senin benim derdim ne ki? Daha ötesi var. Bu gemi tüm insanlığın yükünü taşır… Binen bindi ve kurtuldu binlerce yıl boyunca Çünkü bu geminin muhteşem bir sahibi var. Sevgilerimle ~Akaşa~

Oku/yorum

20,277 views • 1 year ago

akasatwinflame's profile picture

Anlatmayacaksın Güzellik… Şikayet etmeyeceksin… Yaşadığın zorlukları anlatıp da değerini düşürmeyeceksin. Değer, değer bilene izhar edilir. Çünkü “cevahir kadrini ancak cevherfürüşan olan bilir…” Senin değerini bilen biliyor Nâdâna anlatmayacaksın…. Senin acını bilsin istiyorsun. Hiç bir zaman bilmeyecek… Çünkü bilmesi için onun “sen” olması gerek… Olamadı olamaz da… Ve acını görsün istiyorsun bazen Bu da kurban bilincinden geliyor… Çocukluğundan… Annesine naz yapan, babasına kendini acındıran böylece aradığı sevgiye ilgiye ulaşmaya çalışan… Sen o yaşadığın her şeyi onun gözüne sokmak istiyorsun bazen… Gecelerini günlerini… Bazen hikaye etmek istiyorsun Hikaye etmek dahi şikayet etmek değil miydi? Bu yüzden hikayeni aşıp, hikayenin üstüne çıkıp tatlı bir keyif alana kadar anlatmayacaksın… Ne zaman ki acılarına kendin de gülmeye başlarsan o zaman anlatabilirsin… Çünkü artık o kurban bilincinden çıkmış acı duvarını delmişsindir… Diyorsun ya bazen “şu halimi görse” Görmesin boşver… Seni yaratan görüyor gayrısına gerek var mı? Sen kendi hikayeni de yaşıyorsun unutma… Ve o da yaşayacak belki aynı belki daha hafif belki daha ağır… En yakınların dahi anlamadı anlamayacak bu yüzden hikaye etmekten vazgeç… Senin içinde yaşadıklarını gösteren bir ayna yok ki dışarda izlenebilsin… Dışardan herkes seni normal bir insan olarak görürken hangi kamera ile çekeceksin içerdeki kabusu ve korku filmini… Kendi filmini mutlu son ile bitirmeye niyet alman gerek… Bu, kabus dolu bir rüyayı fark edip onu yönlendirmek gibidir… O yüzden o gerilim sahnelerini uzatmak yada bitirmek yine senin elinde… Kendi filminin başrolündesin unutma… Kendi filminin yönetmeni Ve kendi filminin senaristi… Lütfen figüran olmayı bırak Daha fazla oyalanırsan izleyicin de sıkılıcak. Sevgilerimle ~akaşa~

Oku/yorum

17,286 views • 1 year ago

akasatwinflame's profile picture

Tamamlanmak önce içerde oluyor… Sonra dışarda… Kendine adım atınca geliyor elçi sonra diğerleri… Kendini bilmekle başlıyor marifet sonra muhabbet ve lezzeti ruhani… Kendi içindeki Rahman ve Rahim (eril ve dişil) buluştuğunda (6. Çakra) ahenk geliyor hayatına ve hayatın ritmi… Sevilmediysen, hiç sevilmemişse içindeki çocuk, kaygılanma ve korkma Güzellik! Bir şey kaybetmiş değilsin. O çocuğu şimdi şu anda en çok sevecek olan sensin… Onu gerçekten sevmeyi başardığında çocuksu ihtiyaçların kalmayacak… Korkmayacaksın sevdiklerin gittiğinde Şımarmayacaksın alkışlanıp sevildiğinde… Küsmeyeceksin tokat yediğinde… Mızmızlık yapmayacaksın istediğini elde edemediğinde… Yokluk yaşamayacaksın her an kendi elinden tuttukça Ve kimseye özlem duymayacaksın sevgide var oldukça. Tüm hırçınlığın ve kızgınlığın sevgisizlikten… Anlık tepkilerin, tartışmaların, diş sıkmaların gereksiz çıkışların ve o zehirli bakışların sadece Obsedörlerin telkini değil… Kendine veremediğin sevgiden ya da sevgisizlikten… O dik başlı o burnu havada tavırların hepsi egodan ve azazilin düştüğü kibirden… Şimdi geriye dönüp sıralı bir şekilde atalarına lanet yağdırabilirsin. Neden sevmediniz l*n beni? diyebilirsin. Ama unutma! geride ve ilerde hiç kimse yok! Bir sen varsın bir de aynaya yansıyan temessüllerin. Kimseyi suçlayacak durumda da değilsin… “Eden bulur” demişler eskiler. Kaderin gizli eli seni adaletle terbiye ediyor… Ve tertemiz arındırıyor şükret. Bu gün başına gelenlerin sadece geçmişin bedeli olduğunu düşündürten nedir sana? Zaman mı? Zaman yalnız bir ölçüydü unutma! Zaman ileri ve geri akabiliyordu. Sen geçmiş masumiyetine bakıp karar verirken nerede zulmettiğini asla göremiyorsun… O yüzden içindeki masum çocuğu cezalandırmaya devam ediyorsun. Cezalandırman bittiğinde dışardaki zulüm de bitecek. Yaratanın sistemini anladığında çok ama çok utanabilirsin… Basiretin açıldığında her iki tarafta da kendini göreceksin… Sadece mazlumun değil zalimin de sen olduğunu öğreneceksin… O utanç belini iki büklüm yapmadan şimdi özür dile… Şimdi İstiğfar ile O’na sığın… O zaman sabır ve rıza ile çaldığın kapıyı arkadan açanın da sen olduğunu göreceksin… Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

18,840 views • 1 year ago