
Amed Dicle
@AmedDicleTR • 22,922 subscribers
journalist/rojnamevan/gazeteci
Shorts
Videos

HPG, Zap ve Metina’daki son duruma ilişkin önemli açıklamada bulundu. Sahadaki durum kritik. Savaş konsepti çerçevesinde AKP ile ittifak kuran Ergenekon ekibi ayak diretiyor. Bunların başında da Levent Ergün bulunuyor. Zaten bu tayfadan biri aşağıdaki videoda ima ediyor. Sahadaki güvenilir kaynaklar da bunu teyit ediyor.
Amed Dicle130,237 Aufrufe • vor 11 Monaten

Baluken: Operasyonlar devam ederse Kongre nasıl toplanacak? Yayının tamamı:
Amed Dicle47,831 Aufrufe • vor 1 Jahr

Sırrı Süreyya Önder, sadece kendi çağının tanığı değil, o çağın vicdanına dokunan bir ruhtu. Hayatını, halkların barış düşüne, mazlumların sesi olmaya ve hakikatin izini sürmeye adadı. Kaleminde isyanın inceliği, mizahında derin bir insanlık, siyasette ise suskunluğa karşı direngen bir dil vardı. Cezaevi hücresinden meclis kürsüsüne, sinema perdesinden halk meydanlarına uzanan ömrü, bir adalet seferiydi. Artık bir cümleden fazlası: bir hafıza, bir destan, bir çağrıdır. Onu toprağa uğurluyoruz; ama sesi, arayışını sürdüren her vicdanda yaşamaya devam edecek.
Amed Dicle39,056 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bitmeyen Melodi: Melek Bazı sesler vardır; yalnızca kulaklara değil, zamanın derin kıvrımlarına, kaderin ince damarlarına siner. Onlar bir ezgiyle başlamaz; bir suskunluğun içinden, bir halkın boğazında düğümlenmiş kelimelerden doğar. Ağır ağır, usul usul… Duyulmazdan gelinenin iç sesi olur, görünmeyene gölge gibi eşlik eder. Çünkü o sesler doğmaz; çağrılır. Yaraların suskunluğundan yükselirler, unutulmak istenenin direnciyle çoğalırlar. Ve bazı insanlar, bir ömre sığmaz. Onlar için zaman dardır, mekân yetmez. Çünkü taşıdıkları yalnızca kendi hikâyeleri değildir. Onların yükü, susturulmuş dillerin, bastırılmış şarkıların, inkâr edilmiş yüzlerin ağırlığıdır. Adımları iz bırakmaz sadece; anlam taşır. Sustuklarında bile konuşur, yok olduklarında bile var olmaya devam ederler. Evdilmelik Şêxbekir… Halkının yüreğinde anılan adıyla: Melek. Bir sanatçı değildi yalnızca. O, bir halkın susturulmuş zamanına düşmüş ince bir çizgi, yasaklı melodilerin kalbinden doğan derin bir çağrının sesiydi. Onun adı, tarihin kenarına itilmiş bir coğrafyada yankılanan içli bir sessizlik; onun sesi, susmaya zorlananların dilinden dökülen son cümleydi. Melek, gözlerden silinmek istenen bir halkın, kulaklarda ölümsüzleşen şarkısıydı. 1968 yılında, Rojava’nın Amudê kentinde dünyaya geldi. Orta halli bir ailenin çocuğuydu, fakat çocuklukla sığmayacak bir düşe, gençlikle taşınamayacak bir ruha sahipti. 1987’de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. Fakat onun elleri yalnızca bedenlere şifa taşımak için değil, halkının yaralı ruhuna söz olmak için de vardı. 1988’de, çoğu tıp öğrencisi olan bir grup arkadaşıyla Koma Amed’i kurdular. O dönemde Kürtçe şarkı söylemek, var olmakla eş değer bir suçtu! Ama Melek susmadı. Çünkü o, sessizliğe teslim olmayı inkâr sayanlardandı. Müzik onun için bir ifade değil, bir direnme biçimiydi. 1990 yılında, İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ne geçti. Ama melodiler onunla birlikte geldi. Aynı yıl çıkan ‘Kulîlka Azadiyê’ albümü, sadece bir müzik çalışması değil, bir halkın bastırılan sesine çevrilmiş içsel bir çığlıktı. Melek’in sesi, toprak altında yıllarca gömülü kalmış cümlelerin yeniden doğuşuydu. Her nota, bir yasaktan kurtulmuş sözdü. Her söz, inkâra yazılmış ince, direngen bir itiraz. Kaleminden dökülen ‘Qiza Halepçe’, yalnızca bir ağıt değildi. Halepçe’de toprağa düşen çocukların, annelerin, kentlerin ardından yazılmış bir hafıza kaydıydı. Kimyasal bombalarla yiten yaşamlar, onun dizelerinde yeniden yankılandı. Bu şarkı, yalnızca bir ağıt değildi; aynı zamanda unutuşa karşı yakılmış bir melodiydi. Onun ezgileri, inkârla yoğrulmuş bir halkın sessiz feryadını taşıyan melodik bir hafızaydı. Ve sonra ‘Rindê’… Bir nehrin dinginliğiyle bir dağın öfkesi aynı seste birleşti. Melek’in sesi, kulakla değil kalple duyulan, insanın derinlerine sessizce sızan bir çağrıydı. Melodileri yalnızca duyguları değil, geçmişi ve geleceği birlikte taşıyordu. O, halkının yükünü yalnızca omuzlarında değil, sesinde taşıyan bir hafıza oldu. Ezgilerinde hem hüzün hem umut, hem yitip gidenin ağırlığı hem de var olmanın ısrarı yankılandı. Melek, halkının dilini, acısını, umudunu, hatırasını bir sese dönüştürerek dağlara yürüdü. Artık sadece bir sanatçı değil; bir yürüyüş, bir yemin, bir ismin ötesinde bir yankıydı. Artık ona Dr. Cuma diyorlardı. Dr. Cuma yüreğinde melodiler, elinde şifa, zihninde halkının yarınlarıyla yürüdü. Ve sonra, Mayıs 1992’de, Maraş’ın Engizek Dağları’nda, sesi gökyüzüne karıştı. Geride bir halk, bir dağ ve bir ağıt bıraktı… Melek’in sesi kayalıklara çarptı, rüzgârla yayıldı; ama orada kalmadı. Artık bir melodi değil sadece; bir annenin gözlerinde, bir çocuğun düşlerinde, bir halkın yürüyüşünde yankılanıyor. Her suskunluğun altına sinmiş bir nefes gibi yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı melodiler dinlenmez; hissedilir. Ve bazı ezgiler asla bitmez. Çünkü o ezgiler, bir halkın hâlâ çarpan kalbidir. Melek, artık bir isim değil; bir çağrıdır. Bir dağın yamacına bırakılmış söz, bir direnişin notalara sinmiş soluğu. Onun sesi, her susturulmuş şarkının ardında yankılanan bitmeyen bir melodidir. Ve şimdi… ‘Kulîlka Azadiyê’ hâlâ çalıyor. Çünkü bazı sesler susmaz. Bazı insanlar gitmez. Bazı şarkılar, hep söylenmeye devam eder.
Amed Dicle36,984 Aufrufe • vor 1 Jahr

“Sayın Öcalan da sürecin önümüzdeki günlerde büyük bir ivme kazanacağını düşünüyor.”
Amed Dicle22,523 Aufrufe • vor 1 Jahr
0:40
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Irak ordusunun YBŞ savaşçılarına yönelik saldırısının ardından sabahın erken saatlerinden itibaren halk ile Irak ordusu arasında gerginlik yaşanıyor. Irak ordusu, halkın YBŞ'ye destek vermesini engellemek amacıyla Şengal'in merkezine çok sayıda asker ve ağır silah konuşlandırdı.- RojNews
Amed Dicle14,238 Aufrufe • vor 1 Jahr