Dr. Zaim Mehmet ŞIHLIOĞLU's banner
Dr. Zaim Mehmet ŞIHLIOĞLU's profile picture

Dr. Zaim Mehmet ŞIHLIOĞLU

@drzaimsihlioglu • 5,307 subscribers

@AnahtarParti İletişimden Sor. Teşkilat Bşk. Yrd. / Dr. Öğr Üyesi / Siyasal İletişim / Eğitim İletişimi / Yeni Medya / Yazar

Shorts

📌İzmir hazır! “İstikbalin Anahtarı İzmir’de…”

📌İzmir hazır! “İstikbalin Anahtarı İzmir’de…”

49,099 görüntüleme

Videos

drzaimsihlioglu's profile picture

SİYASETE, YAVUZ AĞIRALİOĞLU ANJİYOSU Konuşurken dinlenilmediği gibi, yazarken de okunmuyor. Bu yüzden konuşmayanların konuşmaya, yazmayanların yazmaya başladığı günlere şahitlik ettiğimiz için dikkatimizi derli toplu tutmak gerekiyordu. Yazılanları hiç acele etmeden tane tane okumak, konuşanları sabırla tekrar tekrar izlemek gerekiyordu. Şimdi, sözü zâyi etmeden dikkatle birkaç şey söylenebilir. Hatta sözün sonunda söyleyeceğimizi başında söyleyelim: Siyaset okumalarındaki bu “agresifliği”, bütün bu söylenenleri, zihinlerde yaşanan karıncalanmaları, hareketlenmeleri ve canlanmaları Sn. Yavuz Ağıralioğlu ve Anahtar Parti perspektifinden bakınca “müsbet” nazarıyla değerlendirmek gerekir. Çünkü siyasetin tıkanmış damarları yüzünden kısmi felç olmuş, huysuzlaşmış, kutuplaşmış sisteme; “Yavuz Ağıralioğlu anjiyosu” izliyoruz. İzliyorlar. Tıkanan damarlara kan gitmeye başladıkça felç olmuş noktalarda karıncalanmalar başlıyor. İnce ağrılar… Hafif sızlanmalar… Tende renk değişimleri… Beklenmedik hareketlenmeler… Hepsi hayra alâmet. Önce siyasetin, sonra devletin damarları açılacak; millet yavaş yavaş doğrulup yeniden ayağa kalkacak. Hepsi güzelliğe, hayra alâmet. Söylenen doğru söze işaret. Yapılan doğru işe kuvvete dalâlet… ••• İyi de bu kuvvet nerden geliyor? Yoksa ? “2002 ruhu 2026’da tekrar mı ediyor?” Sorunun cevabı “evet” ya da “hayır” değil. Çünkü; 2002 ile benzeyen bir şey yok. 2002 ile aynı olan iki şey var. Birincisi “ihtiyaç” kavramı. Aynı olan şey ihtiyaçların kendisi değil; “ihtiyaç” kavramının kendisi. Yavuz Ağıralioğlu üzerine mıknatıslanan ilginin sebebi, halktaki “ihtiyaç” olgusu. Bu ihtiyacın ne olduğuna geçmeden önce, 2002’de halkın hangi ihtiyacının AK Parti’yi ayağa kaldırdığına bakalım: Nezaketsizlik etmeden, toplumsal karşılık bağlamında ve hataya düşmeden bazı teşbihlerle ifade etmeye çalışalım. 2002’ye kadar siyasetin hâkim parametreleri; pasif, ihtiyar, yorgun, edilgen, pısırık, çok başlılıktan sonuç alamayan güçsüz koalisyonlar, tıkanmış bürokrasi, ekonomik buhran, belirsizlik vs… Ve sonuç: “Kaotik bir bıkkınlık.” Peki 2002’de bu “kaotik bıkkınlık” hangi ihtiyaçlarla umuda dönüştü? Güç, birlik, kuvvet, tek lider, tek iktidar, istikrar, sert çıkışlar, çatık kaşlar, çatallanan sesler, yüzükler… Ya vaatler? Hızlı bürokrasi, adil hukuk, kalkınma programları ve millete patronun millet olduğunun yeniden hatırlatılması… “Yeter, karar milletindir” duygusunun vurgulanması… Sonuç: Başarı. Yıl 2026… Elimizde ne var? Evet, güçlü bir iktidar ama güçsüz millet… Evet, karizmatik bir lider ama sindirilmiş devlet… Evet, koalisyondan kurtarılmış ama ittifaka mahkûm edilmiş hükümet… Evet, çok başlılıktan kurtarılmış ama bütün damarları kayırmacılıkla, yolsuzlukla, adamcılıkla ve torpille felç olmuş bir siyaset… Evet, hızlı bürokrasi ama hesap verme, denetlenebilirlik, bedel ödeme ve adil yargılama mekanizmaları çürümüş bir adalet sistemi… Tuttuğun yerde elinde kalan, entübe hâle gelmiş eğitim… Söylenecek sözün bittiği ekonomi… Darmadağın olmuş değerler, toplum, aile ve huzur… Ve tüm bunların arkasında aslanlar gibi konuşan, dünyaya ayar veren “karizmatik” bir dünya lideri (!) İşte 2026 tomografisinin reçetesini 2002’ye bağlayan nokta burada saklı. Şimdi tekrar bugünün siyasi tomografisine göz atıp Yavuz Ağıralioğlu’nu çekim merkezi hâline getiren diyagrama ve bu noktadaki saldırılara sebep olan rahatsızlığa odaklanacağız. Milletin 2002’de “ilaç olur” diye tercih ettiği reçete, bugün hastalığın kendisi haline geldi. Sebebi ilacın kendisi değil. Doz aşımı idi. Çünkü 2002’de ihtiyaç hissedilip Ak Parti’yi seçtiren gerekçelerin hiçbiri yersiz ya da yanlış değildi. Nitekim bu durum, 2010’a kadar müreffeh bir toplum pratiğiyle kendini gösterdi. Ama kuvvet devletten ve toplumdan kişiye tenzil edildiği andan itibaren her şey değişti, bu yüzden artık sistemi konuşmak, sistemdeki sorunlara odaklanmak en riskli ve zor yol hâline geldi. (>>>)

Dr. Zaim Mehmet ŞIHLIOĞLU

134,123 görüntüleme • 4 ay önce

drzaimsihlioglu's profile picture

Yıllar önce bir akşam, oğlumla Ankada’yız… İlk durağımızda her zamanki gibi “Muhşin dede”sini ziyaret ediyoruz… Kabrinin başında oturduk… Sorular… Sorular… Sorular… Allahım… Bitmiyor… “Baba Muhsin dedem şunu nasıl yapardı?” “Baba Muhsin dedem bunu nasıl söylerdi?” Ve gitmek de istemiyor… Gelenlere sorular soruyor… “Sen dedemi nerden tanıyorsun?” “Sen dedemi gördün mü” Artık belki 1 saatten fazla zaman geçti… Dergahtan ayrıldık… Yürüdük yürüdük… Yemek yedik, tatlı yedik saatler geçti… Hala sorular tabi… Artık otele geçiyoruz hava biraz soğudu… “Eyvah” montu yok… Hem de yeni almıştık… Başladı ağlamaya… Eğildim kucakladım, “sakin ol, nerde unuttuğumuzu hatırladım, Muhsin dedenin mezarının orda” dedim. Üzüntüsü arttı… “Çok insan geliyor oraya, çalmışlardır montumu” dedi… Ağlamaklı… “Merak etme dedim, oraya gelen hiç kimse birinin eşyasını çalmaz…” “Hadi gene gidelim” dedi… Fırladı kucağımdan… Gerisi videoda… … Öyle ölmek ki, şehadetle yücelmek… Öyle sevmek ki, çocuk kalbinde sevilmek… Öyle şeref ki, hep şerefle bilinmek… Öyle gelmek ki, dağlar örten kefenle gitmek… Şad olasın… Cennetle güllerle, Gül kokulu peygamber ile haşrolasın… Allah bizi dünyada olduğu gibi, cennette de aynı sancak altında buluştursun… Başkanım… #MuhsinYAZICIOĞLU

Dr. Zaim Mehmet ŞIHLIOĞLU

74,571 görüntüleme • 1 yıl önce

Daha fazla içerik yok.