Edip Yüksel, J.D.'s banner
Edip Yüksel, J.D.'s profile picture

Edip Yüksel, J.D.

@edipyuksel184,686 subscribers

🕊️ Peacemaker 👨‍🏫 Philosopher 🧠 Inventor 🔩 Engineer 🟠 Polymath📙https://t.co/N1CXvf7uIK 📘 https://t.co/EJqBcf0m6e ⚙ https://t.co/idp2PQiYU1

Shorts

Turning Zara 360° 🤓

Turning Zara 360° 🤓

71,893 Aufrufe

Zara Gray Yuksel and Mom 🎶🥁🎶 🥁 🎶 🥁 🎶 🥁 🎶

Zara Gray Yuksel and Mom 🎶🥁🎶 🥁 🎶 🥁 🎶 🥁 🎶

15,152 Aufrufe

Videos

edipyuksel's profile picture

PKK’yi Üreten, Destekleyen ve Besleyen Devlet Edip Yüksel 31 Ekim 2024 Bu detaylara hiç gerek yok. PKK, Kürtlerin varlığını inkar eden, dilini ve kültürünü yok eden, Kürt halkına bölücü ve militarist politikasıyla zulmeden faşist derin devletin ürettiği, 40 yıldır Kürt ve Türk çocuklarını katlederek beslediği ve desteklediği bir örgüttür. Sonradan kontrolden çıksa da “aman terör” diye Kürt halkının insan haklarını gasp etmek için bahane olarak kullanmıştır. Derin devlet, yağma ve talanlarını, hırsızlıklarını, beceriksizliklerini, ihanetlerini arka plana düşürmek için istediği zaman ön plana çıkardığı bir dikkat dağıtma ve toplum mühendisliği aracıdır PKK. İsrail içen Hamas ne ise, TC için PKK odur. En büyük terör örgütleri devletlerdir. Halklarını korkutmak için ürettikleri küçük silahlı örgütleri ürettikten sonra onları abartıp korkunç katliamlar ve yolsuzluklar işlerler. Bu gerçeği görmedikçe, tapındığınız NATO üyesi, dünyanın en büyük ordularından sirine sahip, dünyanın en sofistike savaş jetlerine ve istihbaratına sahip devletinizin neden 40 yıldır küçük bir silahlı örgütle baş edemediğini açıklayamazsınız. Bu devlet istese PKK’yi en fazla 4 ayda bitirebilirdi. Ama istemiyor. Kürt ve Türk kanı derin devlet için sürekli akmalıdır ki iktidarlarını ve ihanetlerini “Aman Terör” yaygarası arasında rahatlıkla sürdürsünler. Tapındığınız devlet her türlü ihanetin, terörün, katliamın, dolandırıcılığın, hırsızlığın, yağma ve talanın elebaşıdır. Devletlerine tapınan hiçbir halk mutlu olamaz, iflah bulamaz. Devlet adamlarını hesaba çek. Güdülen reaya olmaktan vazgeç. Onurlu bireylerden oluşan, özgürlük, adalet ve barış için dayanışma halinde mücadele veren bir topluma dönüş. Nerde devlet yüce orda milet cüce! kmd

Edip Yüksel, J.D.

406,337 Aufrufe • vor 1 Jahr

edipyuksel's profile picture

Reşad ile Son Birkaç Gün Edip Yüksel 17 Temmuz 2023 Burada kısmen tanık olduğunuz tartışma 22:52 ayetinin bir tecellisi oldu. Reşad'ın o sözlerine ve izleyen tartışmalardaki yanlış tavrına tepki gösterdim. 1989 yılının büyük bir kısmında her gün, 739 E 6th St, Tucson, AZ 85719 adresindeki Tucson Mescidindeki ofisimde Türkçe Kuran çevirisi üzerinde çalışıyordum. Amerika’nın en iyi mobilya mağazalarından birine sahip olan mimar AbdülHay Parnian adlı arkadaşımın hediye ettiği harika bir masanın üzerindeki Macintosh bilgisayarda Türkçe Kuran çevirimi bitirmek için uğraşıyordum. Reşad IBM bilgisayar kullanıyordu ama ben o yıllar Macintosh tercih ediyordum. O zamanlar IBM bilgisayarları kullanmak sıkıntılı idi. 1989 yılında Macintosh çok pahalıydı. Reşad, 2000 (iki bin) dolardan fazla ödeyerek bana bir Macintosh almıştı. Çeviriyi bir iki ayda bitirmemi bekliyordu. Reşad çok hızlı ve uzun saatler çalışan biriydi. Bu beklentisi realist değildi… Reşad da Mescid ’in Kuzey kanadındaki ofisinde İngilizce çevirisinin üçüncü baskısı üzerinde düzeltmeler yapıyordu. Lisa Spray, Mescidin karşı sokağındaki Arizona Üniversitesinde çalışıyordu. Öğle yemeği için Mescide gelirdi. İşten çıktıktan sonra da Mescide gelip birkaç saat Reşad’a editörlük, halkla iletişim ve benzeri ofis işlerinde yardımcı oluyordu. Lisa, Tanrının 19 sistemiyle çağımız insanına gönderdiği mesajını insanlara iletmek için istikrarlı bir biçimde gayret eden yiğit bir kadındı. Reşad ile Yatsı namazına kadar her gün yaklaşık 10-12 saat çalışıyorduk ve ayetler üzerinde tartışıyorduk. Reşad Mecit’e sabah namazında gidiyordu. Ben ise bir iki saat sonra çalışmaya başlıyordum. Behruz Mofidi adındaki bir münafığın 26 Ocak 1990 günü Cuma hutbesinde dile getirdiği bazı tavsiyeler o geceki toplu Kuran çalışmamızı etkileyip büyük bir tartışma çıkarmıştı. O tartışmada Mescitte bulunan yaklaşık 50-60 kişi üç gruba bölündü. Behruz’u destekleyenler, beni destekleyenler, ve kararsızlar. Mescitteki hutbelerin yaklaşık yarısını Reşad verirdi. Genelde Reşad bir sonraki hutbeyi verecek kişiyi belirlerdi. Bazen biri hutbe için gönüllü olurdu. Kuran çalışmaları da sürekli Mescid’e katılanlar tarafından idare edilirdi. Kuran çalışmasına öncülük edecek kişi, kadın veya erkek, bir hafta öncesinden belirlenirdi. 1989 yılında Mescitte Reşad’dan sonra en çok hutbe veren iki kişiden biri idim. Diğeri de Abdullah Arık adlı ODTÜ mezunu mühendis arkadaşımızdı. Behruz California'dan misafir geldiği için Reşad, son Cuması olacak toplantının hutbesini onun vermesini istedi. Behruz, Sünni/Şii geleneğinden aşina olduğumuz bir geleneği önerdi. Eski bir Şii idi ve eski dininin ve geleneğinin etkisinden tam olarak kurtulmamıştı. Bizim de bundan sonra Reşad'a ismiyle hitap etmememizi, Reşad odaya girince önünde ayağa kalkmamızı tavsiye etti hutbesinde. Namazdan hemen sonra Mescitteki müminler hutbeyi protesto etti. Hatta, kimya profesörü Dr Mahmoud Sabahi ve birkaç arkadaş yüksek sesle tepki gösterdi. Behruz’a katılıp katılmadığını sordular Reşad’dan. Reşad müminleri haklı buldu. Kendisine sadece Reşad diye hitap etmede devam etmelerini, ayağa kalkmamalarını istedi. Ancak aynı gecenin toplu Kuran Çalışmasında çıkan tartışmada, Reşad'ın Behruz Mofidi Shirazi ve Behruz’u destekleyen Douglas Brown ve Kay Emami gibi birkaç diplomalı cahile ve Muhteşem Erişen gibi birkaç münafığa meyletmesi beni çok rahatsız etti. Bu yüzden cumartesi günü, Mescide gitmedim. Reşad ile olan bağımı koparmayı düşünüyordum. Bu benim için ciddi teolojik, kişisel, psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar üretecekti. Ama, 1 Temmuz 1986’da dinimi sadece Allah’a özgülemeye karar vermiş ve sadece O’na teslim olmuş biri olarak bu sınavı kaybetmeye niyetim yoktu. Tüm zorluklarına rağmen benzeri bir kararı alacaktım. Rabbime olan güvenim tamdı. Cumartesiyi eşimle birlikte geçirdim. O da benim gibi Cuma günü ve gecesi gelişen olaylardan şok olmuştu. Benden önce Reşad ile tanışmış ve her Cuma mescide giden ve hatta sabah erken işe giderken yolu üzerindeki Mescitte durup dua eden ve Kuran okuyan bir mümin idi. O da benim gibi hayal kırıklığı yaşıyordu. 1989’un Eylül’ünde evlenmiştik. Daha dört ay dolmamıştı. Eşimle birlikte Mescitten yaklaşık 5 mil uzaktaki Tangelwood Apartments kompleksinde 5’inci Street’e bakan bir apartman dairesinde yaşıyorduk. O günler daha çalışmaya ve para kazanmaya başlamamıştım. Ful-time Türkçe Mesaj çevirisi üzerinde çalışıyordum. Evimin kirasını, su ve elektrik masrafını Reşad bizzat üstlenmişti. Eşim de hastanede diyet uzmanı olarak çalışıyordu. Pazar günü Lisa Spray beni Mescitten telefonla aradı. Lisa Mescid'e gelmemi istiyordu. Olumsuz cevap verdim. Reşad’a kızgın olduğumu söyledim. Münafıklara meyletmişti. Lisa, Reşad'ın benimle görüşmek istediğini söyledi. İsrar edince otobüsle Mescid'e gittim. Reşad ile teke tek yüzleştim. Cuma gecesi söylediklerinin ve duruşunun Kuran'a aykırı olduğunu tekrarladım. Reşad hiç beklemediğim şekilde bana katıldığını ve tövbe ettiğini söyledi. Bu habere çok sevindim. Birlikte tövbe ettik. O anda 22:52 ayetinin tecellisini yaşadığımızı fark ettim. Aynı gece, yatsı namazından sonra ben ve Reşad Mescid’i tam terk edecekken FBI’dan olduklarını söyleyen iki sivil polis Mescid’e geldi. Reşad’ı öldürmek isteyen bir grubun varlığını haber verdiler. Salt Lake City’de polis aramasında şüpheli bir grubun evinde Mescidin krokisini bulmuşlar. Reşad’ı dikkatli olması için uyardılar. Polisler ayrıldıktan sonra Reşad bana “Lütfen, bunu Mecide gelen halka anlatma. Şeytan onları korkutmak ister” dedi. Ben de söz verdim. O anın ve konuşmanın, Reşad ile son görüşmem olacağı hiç aklıma gelmemişti. Kendisiyle cihatta yoldaşlık ve ayrıca baba ve oğul ilişkisine benzer bir ilişkimiz vardı. Benim Amerika’ya vize alarak gelmem için sponsor olmuş, ABD’ye geldiğimde tüm masraflarımı karşılayacağını taahhüt etmiş ve hatta tüm mal varlığını ve gelirini beyan etmişti (o belgeler hala yanımda duruyor). Reşad daha sonra eşimi istemem için benimle babasının evine gitmişti. Daha sonra, Eylül ayında United Submitters International’ın Tucson’ın kuzeyindeki Oracle köyü tesislerinde yaptığı yıllık konferansında nikahımı da kıymıştı. Kısacası, Reşad hem benim Sünni şirkinden ve rezaletinden kurtulmama vesile olmuş, hem hicret etmemde büyük yardımları dokunmuş, evlenmeme yardım etmiş ve daha sonra beni her yönüyle desteklemiş en yakın arkadaşımdı. Yani, polisin getirdiği bu haber beni hemen harekete geçirmesi gerekiyordu. Ama aksine hiç tepki gösteremedim. Akıncılar lideri olarak yaşadıklarım, kardeşim Metin’i genç yaşta kahpe kurşunlara kaybedişim, yıllarca ceza evlerinde işkence ve zulüm görüşüm ve özellikle son yıllarda yaşadıklarım beni bu tür haberlere ve uyarılara karşı duyarsız hale getirmişti. Sünni dinini terk edip dinimi sadece Allah’a özgülemeye karar verdiğim 1 Temmuz 1986’dan sonra ölüm fetvaları ve tehditleri almış, defalarca saldırıya uğramış ve hatta birkaç suikast teşebbüsü atlatmıştım. Bu yüzden, 28 Ocak 1990 gecesi Mescitte tanık olduğum polis uyarısını ve Reşad’ın bunu gizlememi istemesini normal bir olay olarak algılamıştım. Yani, 1976-1990 arasında yaşadığım trajik olaylara adapte olurken “haşlanmış kurbağa sendromuna” yakalanmıştım. Ölüm fetvaları ve tehditleri alan Reşad’ın da benzeri bir psikolojiyi yaşadığını sanıyorum. Halbuki normal bir insan FBI’nın bu haberinden sonra en yakın arkadaşının, gönüldaşının, ensarının, yoldaşının güvenliği için hemen harekete geçer. Mescid’in etrafında diğer arkadaşlarıyla birlikte nöbet tutardı… Daha sonra öğrendim ki ertesi gün Somalili arkadaşım Mahmud Abib ile konuşmuş ve ondan bir tabanca almıştı. Reşad bir dahaki Cuma'ya yetişemeyecekti. 31 Ocak 1990 Çarşamba sabahı, El-Kaida ile bağlantılı birkaç Sünni tarafından katledilecekti. Maalesef, 31 Ocak 1990 sabahı güneş doğmadan önce Mescid’in Euclid sokağına bakan kapısından girer girmez Mescid’e daha önce girip saklanan iki Sünni müşriğin saldırısına uğruyor ve beline koyduğu tabancayı kullanma fırsatını bulmuyor. Birkaç ay sonra, Behruz Reşad’a iftira ederek 19 Mayıs 1990’da Suudi Arabistan’a meteor düşeceği kehanetini üretecekti. Mesciddeki münafıklar ve eleştirel düşünmesini bilmeyen birkaç ahmak Behruz’un peşine takıldı. Behruz, Muhteşem, Kay, Douglas ve birkaç hadisçi-sünnetçi bu yalanı gazetelere ve televizyon şirketlerine gönderdiler. Hatta söyleşiler yaptılar. Bu ayrı ve uzun bir hikâye… Kısacası, tarih tekerrür etti. #ediMak

Edip Yüksel, J.D.

76,570 Aufrufe • vor 2 Jahren

Keine weiteren Inhalte verfügbar