Enes Doğan's banner
Enes Doğan's profile picture

Enes Doğan

@enes_dogan024414,774 subscribers

Tevhid ve Genç Muvahhid dergilerinde yazar. https://t.co/bHvuF1nVYi https://t.co/1biyIikOoF https://t.co/JJkGnErsBp

Shorts

İhsan Hoca'nın "Sünnete-Sirete gidelim" çağrısına ithafen paylaşıyorum. Acaba İhsan Hoca'nın Yusuf (as) hakkındaki değerlendirmeleri mi daha bütüncül ve usule uygun, yoksa aşağıda her iki peygamberin (Muhammed sav. ve Yusuf as.) uygulamasını-sünnetini toplayan, her uygulamayı yerli-yerinde ele alan değerlendirme mi? "Kureyş, Allah Resûlü’ne (sav), başlarına yönetici olmasını veya onlarla birlikte yönetime iştirak etmesini teklif etti. Allah Resûlü (sav) bu teklifi reddetti. Teklifleri şuydu: “Ey Muhammed, biz sana haber gönderdik ki, seninle konuşa­lım. Vallahi biz Araplardan bir adam bilmiyoruz ki senin kavminin başına getirdiğin şeyi kendi kavminin başına getirmiş olsun. And ol­sun ki sen babalara hakaret ettin, dini ayıpladın, ilahlara sövdün, akılları sefihliğe nispet ettin ve toplumu dağıttın. Yapmadığın hiçbir çirkin şey kalmadı. Eğer bu yeni getirdiklerinle mal talep ediyorsan sana mallarımızdan toplarız, öyle ki bizim en zenginimiz olacaksın. Eğer onunla içimizde şeref talep etmekteysen biz seni bize efendi/başkan kılarız. Eğer onunla bir saltanat murad ediyorsan seni melikimiz yaparız. Eğer bu, gördüğün ve sana galip gelen bir cin ise tedavi olman için, sen iyileşinceye kadar mallarımızı harcarız veya seni mazur görürüz." Allah Resûlü de (sav) buyurdu ki: ‘Ben nerede, sizin dedikleriniz nerede? Kendisiyle size geldi­ğim şeyle (davetimle) mallarınızı talep etmiyorum. Ne içinizde şeref talebi için ne de sizin üzerinize meliklik için gelmedim. Fakat Allah beni size resûl/elçi ola­rak gönderdi ve bana bir kitap indirdi. Bana emretti ki, sizin için müjdeleyici ve korkutucu olayım. Böylece Rabbimin risâlâtını/gön­derdiği mesajları size tebliğ ettim. Size nasihat ettim. Eğer size getirdiğim şeyi kabul ederseniz o, sizin dünyada ve ahirette nasibinizdir. Eğer onu reddederseniz Allah’ın emri için sabrederim, tâ ki Allah benimle sizin aranızda hükmünü versin.” (Siret-i İbn-i Hişam, 1/392) Yûsuf’a (as) verilenin bir benzeri Allah Resûlü’ne verilmesine rağmen, neden kabul etmedi? Allah Resûlü’ne yapılan teklif bir bütün olarak okunduğunda şu anlaşılır: Kureyş, “Şayet bu davetten amacın yönetici olmaksa, daveti bırak seni yönetici yapalım.” demek istiyor. Aslında Kureyş, davetin tamamına değil, Allah Resûlü’nün onların dinine dil uzatmasına karşı. Diyorlar ki “Sen bize karışma; atalarımızın sapık olduğunu, ilahlarımızın batıl olduğunu söyleme, yeter.” Sırf bunun için ona yöneticilik teklif ediyorlar. Allah Resûlü şiddetle reddediyor. Neden? Çünkü ondan tevhidî ilkelerden taviz vermesini, Mekke’de var olan çoğulculuk sistemini onaylamasını istiyorlar. Allah Resûlü (sav) teklifi kabul etse İslam da Mekke’de meşru kabul edilen dinlerden olacak, sahabe eziyet görmeyecek, Allah Resûlü ve ashabı rahatça dinlerini yaşayacak… Ancak o zaman meşru kabul edilen bu din, Allah’ın indirdiği İslam olmayacak. Çünkü içinden “Lâ”sı, kötülüğü inkârı ve şirkten beraati çıkmış olacak. İslam bir bütün olarak Allah’ın dinidir. Tek bir ilkesi bile çıkarılırsa geriye kalan şey, Allah’ın indirdiği din olmaktan çıkar. Yûsuf da (as) Allah Resûlü de (sav) bizim imamımız ve en güzel örneklerimizdir. İkisinin davranışını bir araya getirince şunu anlıyoruz: Kâfirlerin teklif ettiği iktidar, taviz vermeyi gerektiriyorsa reddedilir. Şayet kâfirler mutlak iktidar teklif ediyor ve hiçbir şekilde taviz söz konusu olmayacaksa o zaman kabul edilebilir. Örneğin bugün gayri İslami bir düzen, müminlere dese ki: “Alın, eğitim bakanlığını istediğiniz gibi yönetin.” Müslimler İslami ilkelere göre bakanlığı dönüştürüp ıslah edeceklerse yapabilirler. Fakat günümüzde olduğu gibi göreve başlarken, görev esnasında ve atılan her adımda karşılarına bir yasa, tüzük, yönetmelik koyarak onlardan taviz vermeleri ve batılı onaylamaları istenirse kabul edemezler. Ederlerse ne olur? Sistemi veya bakanlığı kurtaralım derken kendi iman ve ahlaklarını kaybederler. Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın; Yûsuf’un (as) görev talebini delil alarak gayri İslami sistemlerde yer alanlar, kaybetmişlerdir. Sistem onları dönüştürmüş; inanç ve ahlaka dair hassasiyetlerini kaybetmiş, sistemin sair aparatlarından farksız hâle gelmişlerdir. Hatta bazı ülkelerde, mustazaf halk, İslamcılardan(!) önceki dönemi arzular olmuştur. Sistem onları dönüştürürken yalnızca onlara zarar vermemiştir. Onlarla birlikte, temsil ettikleri değerlere de zarar vermiştir. İnsanlar X partisini veya Y bakanını değil, onun kendini nispet ettiği dini eleştirmeye başlamıştır." 🖊️Vahyin Rehberliğinde Yusuf Suresi Tefsiri, Halis Bayancuk Hoca, s. 336-337 Şimdi, sorayım, İhsan Hoca ( İhsan Şenocak ) yaptığı değerlendirmeyle Kur'an'a, Sünnete-Sirete mi gitti, yoksa ideolojik yorumlar mı yaptı? Bir de Mahmud Efendi'den nakil yapalım:

İhsan Hoca'nın "Sünnete-Sirete gidelim" çağrısına ithafen paylaşıyorum. Acaba İhsan Hoca'nın Yusuf (as) hakkındaki değerlendirmeleri mi daha bütüncül ve usule uygun, yoksa aşağıda her iki peygamberin (Muhammed sav. ve Yusuf as.) uygulamasını-sünnetini toplayan, her uygulamayı yerli-yerinde ele alan değerlendirme mi? "Kureyş, Allah Resûlü’ne (sav), başlarına yönetici olmasını veya onlarla birlikte yönetime iştirak etmesini teklif etti. Allah Resûlü (sav) bu teklifi reddetti. Teklifleri şuydu: “Ey Muhammed, biz sana haber gönderdik ki, seninle konuşa­lım. Vallahi biz Araplardan bir adam bilmiyoruz ki senin kavminin başına getirdiğin şeyi kendi kavminin başına getirmiş olsun. And ol­sun ki sen babalara hakaret ettin, dini ayıpladın, ilahlara sövdün, akılları sefihliğe nispet ettin ve toplumu dağıttın. Yapmadığın hiçbir çirkin şey kalmadı. Eğer bu yeni getirdiklerinle mal talep ediyorsan sana mallarımızdan toplarız, öyle ki bizim en zenginimiz olacaksın. Eğer onunla içimizde şeref talep etmekteysen biz seni bize efendi/başkan kılarız. Eğer onunla bir saltanat murad ediyorsan seni melikimiz yaparız. Eğer bu, gördüğün ve sana galip gelen bir cin ise tedavi olman için, sen iyileşinceye kadar mallarımızı harcarız veya seni mazur görürüz." Allah Resûlü de (sav) buyurdu ki: ‘Ben nerede, sizin dedikleriniz nerede? Kendisiyle size geldi­ğim şeyle (davetimle) mallarınızı talep etmiyorum. Ne içinizde şeref talebi için ne de sizin üzerinize meliklik için gelmedim. Fakat Allah beni size resûl/elçi ola­rak gönderdi ve bana bir kitap indirdi. Bana emretti ki, sizin için müjdeleyici ve korkutucu olayım. Böylece Rabbimin risâlâtını/gön­derdiği mesajları size tebliğ ettim. Size nasihat ettim. Eğer size getirdiğim şeyi kabul ederseniz o, sizin dünyada ve ahirette nasibinizdir. Eğer onu reddederseniz Allah’ın emri için sabrederim, tâ ki Allah benimle sizin aranızda hükmünü versin.” (Siret-i İbn-i Hişam, 1/392) Yûsuf’a (as) verilenin bir benzeri Allah Resûlü’ne verilmesine rağmen, neden kabul etmedi? Allah Resûlü’ne yapılan teklif bir bütün olarak okunduğunda şu anlaşılır: Kureyş, “Şayet bu davetten amacın yönetici olmaksa, daveti bırak seni yönetici yapalım.” demek istiyor. Aslında Kureyş, davetin tamamına değil, Allah Resûlü’nün onların dinine dil uzatmasına karşı. Diyorlar ki “Sen bize karışma; atalarımızın sapık olduğunu, ilahlarımızın batıl olduğunu söyleme, yeter.” Sırf bunun için ona yöneticilik teklif ediyorlar. Allah Resûlü şiddetle reddediyor. Neden? Çünkü ondan tevhidî ilkelerden taviz vermesini, Mekke’de var olan çoğulculuk sistemini onaylamasını istiyorlar. Allah Resûlü (sav) teklifi kabul etse İslam da Mekke’de meşru kabul edilen dinlerden olacak, sahabe eziyet görmeyecek, Allah Resûlü ve ashabı rahatça dinlerini yaşayacak… Ancak o zaman meşru kabul edilen bu din, Allah’ın indirdiği İslam olmayacak. Çünkü içinden “Lâ”sı, kötülüğü inkârı ve şirkten beraati çıkmış olacak. İslam bir bütün olarak Allah’ın dinidir. Tek bir ilkesi bile çıkarılırsa geriye kalan şey, Allah’ın indirdiği din olmaktan çıkar. Yûsuf da (as) Allah Resûlü de (sav) bizim imamımız ve en güzel örneklerimizdir. İkisinin davranışını bir araya getirince şunu anlıyoruz: Kâfirlerin teklif ettiği iktidar, taviz vermeyi gerektiriyorsa reddedilir. Şayet kâfirler mutlak iktidar teklif ediyor ve hiçbir şekilde taviz söz konusu olmayacaksa o zaman kabul edilebilir. Örneğin bugün gayri İslami bir düzen, müminlere dese ki: “Alın, eğitim bakanlığını istediğiniz gibi yönetin.” Müslimler İslami ilkelere göre bakanlığı dönüştürüp ıslah edeceklerse yapabilirler. Fakat günümüzde olduğu gibi göreve başlarken, görev esnasında ve atılan her adımda karşılarına bir yasa, tüzük, yönetmelik koyarak onlardan taviz vermeleri ve batılı onaylamaları istenirse kabul edemezler. Ederlerse ne olur? Sistemi veya bakanlığı kurtaralım derken kendi iman ve ahlaklarını kaybederler. Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın; Yûsuf’un (as) görev talebini delil alarak gayri İslami sistemlerde yer alanlar, kaybetmişlerdir. Sistem onları dönüştürmüş; inanç ve ahlaka dair hassasiyetlerini kaybetmiş, sistemin sair aparatlarından farksız hâle gelmişlerdir. Hatta bazı ülkelerde, mustazaf halk, İslamcılardan(!) önceki dönemi arzular olmuştur. Sistem onları dönüştürürken yalnızca onlara zarar vermemiştir. Onlarla birlikte, temsil ettikleri değerlere de zarar vermiştir. İnsanlar X partisini veya Y bakanını değil, onun kendini nispet ettiği dini eleştirmeye başlamıştır." 🖊️Vahyin Rehberliğinde Yusuf Suresi Tefsiri, Halis Bayancuk Hoca, s. 336-337 Şimdi, sorayım, İhsan Hoca ( İhsan Şenocak ) yaptığı değerlendirmeyle Kur'an'a, Sünnete-Sirete mi gitti, yoksa ideolojik yorumlar mı yaptı? Bir de Mahmud Efendi'den nakil yapalım:

12,302 views

Videos

No more content to load