Fatih HATİPOGLU's banner
Fatih HATİPOGLU's profile picture

Fatih HATİPOGLU

@hatipoglufatihx5,383 subscribers

Shorts

Hangi diller imiş bir bilgi yok henüz bu abinin dedeleri nineleri kim ?

Hangi diller imiş bir bilgi yok henüz bu abinin dedeleri nineleri kim ?

39,364 görüntüleme

"Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı."/Bakara Suresi, 216 Kürtleri bekleyen savaş iç savaştır. Muhterem Barzani de artık buna engel olamayacak! Aşağıdaki harita, PKK/KCK çizgisinin Kürdistan coğrafyasında birleştirmek yerine dilimleyerek nasıl bir "iç sınır" ürettiğini çıplak biçimde gösteriyor; eğer gerçekten "fesih" ve "silah bırakma" iddianız varsa, o zaman lafı bırakın ve sözünüzde durun: DEM Partisi de Türkiye’de "legal siyaset" diyorsanız buyurun orada MHP ile bütünleşin, problem değil; ama Irak Kürdistanı’nı, İran Kürdistanı’nı, Suriye Kürtlerini kendi ideolojik hezeyanlarınıza göre hizaya sokmaya dönük eylem ve pratiklerden derhal vazgeçin; çünkü siz ne "üçüncü yol"sunuz ne dördüncü; siz Kürt milletinin en kritik eşiklerinde meseleyi bulanıklaştırıyorsunuz, sahadaki bedeli daima Kürt milletine ödeten bir hat üretiyorsunuz ve bu çerçevede DEM’in son günlerdeki muğlak ve gereksiz açıklamaları da kime hizmet ettiğinizi ele veriyor: Kaldı ki bu hareketleriniz, bu ikircikli hareketleriniz, her tarafa mavi boncuk veren, el sallayan hareketleriniz durduk yere Türkiye’nin de başını ciddi şekilde belaya sokacak bir pozisyona evriliyor (bütün diplomasi PKK’yi Türkiye’ye bağlı olarak kodladı bile). Türkiye’nin yetkilileri farkında mı bilmiyoruz ama! Hülasa, İran’da oluşacak büyük boşluğun Kürtlerin lehine mi aleyhine mi döneceğini, dışarıdan gazel okuyan saçma sapan ideolojik metinler ve konferanslarınız değil, Kürtlerin somut hedefli mücadelesi belirleyecektir; bu mücadele ne istediğini bilmeyen, soyut ideolojik sloganlara mahkûm, bir Kürd’ü öteki Kürd’e karşı konumlanan şüpheli bir çizgiye saparsa, savaşın çıplak şartları gelir ve Kürtleri acımasızca bir iç savaşa sürükler; ve ezilecek olan da KCK/PKK ve o çevrede hareket edenler olacaktır. O yüzden bugün Rojhilat’a yapılacak tek iş, Kürtlerin ortak çıkarını büyütecek netlikte konuşmak ve netlikte davranmaktır: statü, güvenlik, meşruiyet ve garanti; gerisi, Kürtlerin aleyhine çalışmaktır ve zaman kaybıdır. Bugün küresel anlamda da bölgesel anlamda da olan bitenin sorumlusu Kürtler değil. Bütün hercümerç içerisinde Kürtleri hiç kimseye mayın eşeği olarak kullandırtmamak her Kürd’ün başlıca görevi olmalıdır; hatta Kürtleri seven devlet ve iktidarlar, yönetimler, hükümetler varsa onlar da bu konuda samimi ve duyarlı olmalıdır. Misal olarak Türkiye, bölgedeki milletler için Nuh’un Gemisi olacaksa, tamamen iyi niyetli bir şekilde olmalıdır.

"Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı."/Bakara Suresi, 216 Kürtleri bekleyen savaş iç savaştır. Muhterem Barzani de artık buna engel olamayacak! Aşağıdaki harita, PKK/KCK çizgisinin Kürdistan coğrafyasında birleştirmek yerine dilimleyerek nasıl bir "iç sınır" ürettiğini çıplak biçimde gösteriyor; eğer gerçekten "fesih" ve "silah bırakma" iddianız varsa, o zaman lafı bırakın ve sözünüzde durun: DEM Partisi de Türkiye’de "legal siyaset" diyorsanız buyurun orada MHP ile bütünleşin, problem değil; ama Irak Kürdistanı’nı, İran Kürdistanı’nı, Suriye Kürtlerini kendi ideolojik hezeyanlarınıza göre hizaya sokmaya dönük eylem ve pratiklerden derhal vazgeçin; çünkü siz ne "üçüncü yol"sunuz ne dördüncü; siz Kürt milletinin en kritik eşiklerinde meseleyi bulanıklaştırıyorsunuz, sahadaki bedeli daima Kürt milletine ödeten bir hat üretiyorsunuz ve bu çerçevede DEM’in son günlerdeki muğlak ve gereksiz açıklamaları da kime hizmet ettiğinizi ele veriyor: Kaldı ki bu hareketleriniz, bu ikircikli hareketleriniz, her tarafa mavi boncuk veren, el sallayan hareketleriniz durduk yere Türkiye’nin de başını ciddi şekilde belaya sokacak bir pozisyona evriliyor (bütün diplomasi PKK’yi Türkiye’ye bağlı olarak kodladı bile). Türkiye’nin yetkilileri farkında mı bilmiyoruz ama! Hülasa, İran’da oluşacak büyük boşluğun Kürtlerin lehine mi aleyhine mi döneceğini, dışarıdan gazel okuyan saçma sapan ideolojik metinler ve konferanslarınız değil, Kürtlerin somut hedefli mücadelesi belirleyecektir; bu mücadele ne istediğini bilmeyen, soyut ideolojik sloganlara mahkûm, bir Kürd’ü öteki Kürd’e karşı konumlanan şüpheli bir çizgiye saparsa, savaşın çıplak şartları gelir ve Kürtleri acımasızca bir iç savaşa sürükler; ve ezilecek olan da KCK/PKK ve o çevrede hareket edenler olacaktır. O yüzden bugün Rojhilat’a yapılacak tek iş, Kürtlerin ortak çıkarını büyütecek netlikte konuşmak ve netlikte davranmaktır: statü, güvenlik, meşruiyet ve garanti; gerisi, Kürtlerin aleyhine çalışmaktır ve zaman kaybıdır. Bugün küresel anlamda da bölgesel anlamda da olan bitenin sorumlusu Kürtler değil. Bütün hercümerç içerisinde Kürtleri hiç kimseye mayın eşeği olarak kullandırtmamak her Kürd’ün başlıca görevi olmalıdır; hatta Kürtleri seven devlet ve iktidarlar, yönetimler, hükümetler varsa onlar da bu konuda samimi ve duyarlı olmalıdır. Misal olarak Türkiye, bölgedeki milletler için Nuh’un Gemisi olacaksa, tamamen iyi niyetli bir şekilde olmalıdır.

18,115 görüntüleme

Videos

hatipoglufatihx's profile picture

KIRK YIL SAVAŞIN FATURASINI ÇOCUKLUK VE GENÇLİK BOYUNCA BİZ ÖDEDİK; ŞİMDİ TELAFİ İÇİN EK BÜTÇE! Cumhurbaşkanlığı makamı, kırk yılı aşkın terörün Türkiye ekonomisine doğrudan ve dolaylı maliyetinin 2 trilyon doları aştığını söyledi. Peki bu savaşın en ağır yaşandığı coğrafyaya şimdi ne diyeceksiniz; “geçmiş olsun” mu? Hayır, kabul etmiyoruz! Kürt şehirleri, ilçeleri, köyleri için 10 yıllık özel Hakkı İade, Telafi ve Bölgesel Eşitlenme Yasası çıkarılmalıdır. Çünkü TÜİK’in rakamları ortada: 2024’te kişi başına GSYH İstanbul’da 802.669 TL iken Şanlıurfa’da 188.144 TL, Ağrı’da 194.660 TL, Van’da 203.049 TL’dir; İstanbul–Urfa farkı 4 katın üzerindedir. Farka bakın, insaf! Bizim başımız kel mi? Buna ister tarihî eşitsizlik deyin, ister yanlış kalkınma politikası, ister çatışmanın ağırlaştırdığı geri kalmışlık; sonuçta ortaya çıkan fiilî eşitsizlik inkâr edilemez. Diyarbakır’ı bildiğim için Diyarbakır’ı örnek göstereyim! Diyarbakır’ın 2025 nüfusu 1.852.356’dır; buna karşılık Büyükşehir Belediyesinin 2026 bütçesi yalnızca 20 milyar TL’dir, yani kişi başına yaklaşık 10.800 TL’lik belediye bütçe kapasitesi vardır. 11 bin yahu, sadece 11 bin; sadaka bile değil!!! Misal, İzmir Büyükşehir Belediyesinin 2026 bütçesi 110 milyar TL’dir; 4.504.185 nüfusla kişi başına yaklaşık 24.400 TL’ye denk gelmektedir. Bu karşılaştırma tek başına merkezî bütçe ayrımcılığını kanıtlamaz, tamam; belediyelerin gelir yapıları farklıdır. Ama bize bir gerçeği haykırır: Aynı başlangıç çizgisinde değiliz. O hâlde aynı muamele, aynı bütçe paylaşımı eşitlik değildir. Benim önerim şu: 2026 Merkezi Yönetim Bütçesinin toplam büyüklüğü yaklaşık 18,979 trilyon TL’dir. Bunun yüzde 4’ü, yani yaklaşık 759 milyar TL, çatışmadan ağır etkilenmiş ve gelişmişlik açığı bulunan bölgeler için her yıl ilave telafi havuzuna konulsun ve misal olarak Diyarbakır’ın Türkiye nüfusundaki payı yaklaşık yüzde 2,15’tir; buna başlangıç için 2,5 telafi katsayısı uygulandığında Diyarbakır’a normal bütçe ve yatırımlarının ÜZERİNE yılda yaklaşık 41 milyar TL, on yılda bugünün alım gücüyle yaklaşık 410 milyar TL ilave telafi kaynağı düşer. Bu katsayı mantıklı bir politika önerisidir; kanun yapılırken gelir, SEGE, altyapı, göç ve çatışma yüküyle bilimsel olarak kesinleştirilebilir. Bu parayla Diyarbakır Havalimanı gerçek anlamda uluslararası uçuş merkezine dönüştürülsün; uçuş imkânlarındaki eşitsizlik sona ersin; raylı sistem ve metro inşaatı başlasın; bölgesel demiryolu bağlantıları kurulsun; Dicle Vadisi ve Hevsel, dünyanın büyük nehir şehirlerine yakışır ölçekte, tabiatı katletmeden yeniden tasarlansın; şehir içindeki artık zorunlu olmayan askerî alanlar halka kazandırılsın; su, kanalizasyon, yağmur suyu ve deprem altyapısı yenilensin; sanayi, tarım, teknoloji ve yerel sermaye için ayrı fonlar kurulsun. Bize okul, hastane, yol yapıp “telafi ettik” demeyin, AK PARTİ VE YÖNETİCİLER; bunlar zaten devletin görevidir. Biz normal bütçemizi değil, kaybettiğimiz kırk yılın TELAFİ BÜTÇESİNİ istiyoruz. Terörün 2 trilyon dolarlık hesabını çıkarabiliyorsanız, barışın hesabını da ÇIKARIN. GAP bitsin artık, bu projede bile bir sürü ayrımcılık var da neyse! Demiryolu, lojistik, özel sermaye fonu, gençlik sermayesi, sınır ticareti, doğal kaynak payı, yeni projeler, tarımsal üretim, sanayi üretimi, madencilik, enerji, yerel şirketler, ihracat, teknoloji, yazılım, turizm, hayvancılık, sulama, tarımsal sanayi, fabrikalar, OSB’ler, bölgesel yatırım bankası, genç girişimcilik, köye dönüş, üretim desteği, uluslararası hava ulaşımı, sınır kapıları, Suriye ve Irak ticareti, Ortadoğu pazarları ve ticaret koridorları… Bütün bu yatırım ve projelere, mevcut bütçe ve teşviklerin üzerine ayrıca Telafi Bütçesi’nden ek pay ayrılmalıdır. Futbola, stadyumlara ve benzeri gösteriş harcamalarına ise bu bütçeden tek kuruş verilmemelidir. Bu konuda hakkımızı haram ediyoruz! Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Mehmet Simsek Mehmet Fatih KACIR T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Numan Kurtulmuş Serra Bucak #TelafiYasası #TelafiBütçesi #BarışınBütçesi

Fatih HATİPOGLU

14,241 görüntüleme • 23 gün önce

hatipoglufatihx's profile picture

Tu kurdî dizanî yan na? Bildiğim kadarıyla bu kanal PKK’cıların kanalı ve Mazlum Abdi’yi de Münih’teki güvenlik konferansı temasları neticesinde izlenimlerini almak için programa konuk etmiş. Ama gördüğüm , duyduğum kadarıyla , : konuk Kürtçe konuşuyor, buna rağmen programı Türkçe tercüme ederek yürütüyorlar; sanki ekran başındaki muhatapları Kürtçe bilmiyormuş gibi, sanki Kürtçe anlaşılmıyormuş gibi. Sizce de garib değilmi? Mesela ben Mazlum Kobani’nin her kelimesini ,her cümlesini de anlıyorum. Az evvel Allah kabul etsin bir taziyeye gittim; üstelik AK Parti’ye yakın bir aileydi. Orada herkes Kürtçe konuşuyordu, hemen hemen tek dil de Kürtçeydi, gayet doğal bir akış vardı.herşeye rağmen Yani hayatın içinde Kürtçe bu kadar canlıyken, bu ekran neden Kürtçeyi taşıyamıyor diye düşünmeden geçemeyecek ? Neden Kürtçeyi esas alıp Kürtçe bir yayın omurgası kuramıyor da “Türkçe tercüme”yi mecburi bir format gibi dayatıyor?bulundukları yerde bir yasak mı var? Yok Bir gariplik yok mu bu işte? Bu yayın kime yapılıyor acaba? Kürde mi, Türk’e mi, devlete mi, Avrupa’ya mı? Ve daha önemlisi: Kendini “Kürt davasının medyası” diye pazarlayan bu ekran, niye Kürtçe konuşan bir komutanı bile Türkçe üzerinden dolaştırıp servis ediyor? Bu, dil meselesi değil sadece; böyle bir kriz anında bu aparatlar “kamuoyu mühendisliği”yle bir milleti hem seferber etmesi hem de gerektiğinde görünmez kılması.bu artık saklanamaz bir komplo hemde en hakiki komplo bu..kim yapıyor? Ve bu ara adamlar kim? Sayın Kurtler Kürt meselesinde de yıllardır görülen şey şu: kısmi açılım + sert güvenlik + temsilin tekelleştirilmesi işte buna alet olanlar Avrupa da bu bana çok gerip geliyor. Samimiyet le soruyorum yahu derdiniz ne sizin sizlik bir şey yok ise bırakın bu işleri gidin hayatınızı yaşayın yahu niye alet ediyorsunuz kendinizi?. Kim konuşacak, hangi kelime meşru, hangi sınır aşılmaz… Bunlar Kürt haklarımızin kendisinden öncemi geliyor sizce . Netice: Kürt milletinin talebi “hak” olmaktan çıkıp “idare edilecek risk” muamelesi görüyor. Ve PKK dem Avrupa’da ki Kürt sandıklarımız da bir sadakat ile hizmet ettiriliyor.. Bu Kürtlerin de aleyhine olacak işler .. bundan eminim . Artık şu klik örgüt olmaktan çıkıp normal Kürt olun mecbur da değilsiniz tabiiki!

Fatih HATİPOGLU

21,218 görüntüleme • 6 ay önce

hatipoglufatihx's profile picture

BEDİÜZZAMAN VE ŞAKİRO Ben Şakiro’nun bu parçasını bir “ağıt” diye dinlemiyorum; çünkü bu, gözyaşıyla, nağme ile süslenmiş bir hüzün değil aslında; yüz yıldır Osmanlı bakiyesi Türkiye’de siyasal–dini çevrelerin yazmaya cesaret edemediği, yazmayı ihmal ettiği yahut yazdırılmadığı için yarım kalan İslam ve Kürt davasının en çarpıcı, hatta sansürsüz tek manifestosudur: Ankara’yı bir merkez, “cumhuriyet hocası”nı din düşmanı bir düzenin meşruiyet damgasına, cami–medrese–ders hücresini de, kapılarına vurulan kilidi de bir kurumsal tasfiye prosedürü olarak kayda geçiriyor; yani mesele “bir hatıra” değil sadece, coğrafya dışı bir anlayışın zorla egemenlik faaliyetidir; mesele “bir ağıt, bir türkü” değil, o dönemdeki hukuk ve iktidardır. Bu topraklarda kalem ve söz susturulduğunda, arşivlerimiz, vakıflarımız kapatılıp el konulup mühürlendiğinde, milletin kürsüsü yasaklandığında, işte böyle bir mucize gerçekleşmiş; milletin gerçek hafızasını dengbêj Şakiro unutmadan, eşsiz sesi ile taşımış; hem de mütevazı bir şekilde sadece söylemiş, başka hiçbir şey yapmamış, söyleyivermiş; yüz kitaba, yüz siyasi manifestoya bedel bir şekilde hem de. Şakiro burada, bir milletin boğazına çöken rejim aklını teşhis edip failini, yöntemini ve sonucunu tamamen isimlendiriyor: dinin toplumsal düzen kurucu yerini (gemisini) devirdiler, yerine devletin kendi din memuriyetini koydular, ilim ve irfanın damarını kestiler, diyor; sonra da bize “tarih böyleydi” diye masal anlatanları tek bir parçada yerle yeksan etmiş oluyor; farkında mıydı bu kudretinin, bilinmez. O yüzden bu sanat eseri bende sadece bir duygu patlaması üretmedi, ayrıca bir görev tanımı üretti: Bu manifestoyu dinlerken tarihi de okumak, şerh etmek, kurumsal dile çevirmek ve bugünün siyasetinde İslam’ın hikmetiyle Kürt milletinin haysiyetini aynı cümlede yeniden kurmak zorunda bıraktı. Tam da bu noktada Üstad Bediüzzaman’ı, Şeyh Said davasının yarım kalmış hikâyesinin başka bir cephedeki devamcısı olarak; Süleyman Hilmi Tunahan’ı, Mehmet Zahit Kotku’yu ve Necmettin Erbakan’ı da bu büyük kırılmanın ardından kendi mecralarında yürüyen isimler olarak hatırlamak gerekir. Bu farkındalık ile herkesin bir daha dinlemesi ve o karanlık dönemi daha üst bir seviyede incelemesini tavsiye ederim; o devrin en şanlı, muteber, müsbet davranışını, İslam’ın sarsılmaz davasını, Bediüzzaman Said-i Kürdî’yi de bugün, vefat yıldönümüne, mezarına bile tahammül edemeyenleri bu parçayla herkes anlayabilir. Bugün ona o devirde yapılanları, Said-i Kürdî’nin takipçileri de onun mücadelesini ancak bu şekilde algılayabilirler. O dönemi anlamak için Kürt, Türk bütün Müslümanlara tavsiyem, Şakiro’yu dinlemeleridir; hiçbir manifestoya, siyasal tarih kitabına ihtiyaç bile hissetmeyeceklerdir.

Fatih HATİPOGLU

17,958 görüntüleme • 5 ay önce

hatipoglufatihx's profile picture

İsmail Beşikçi Hoca, mahkemede Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi görüşünü tek tek sıraladıktan sonra açıkça şunu söylüyordu: “Ben bu resmi görüşü kabul etmiyorum. Çünkü bu görüş bilime aykırıdır.” Hoca burada “bilime aykırıdır” derken şunu kast ediyordu: Bu görüş ilme aykırıdır, İslam’a aykırıdır, insanlığa aykırıdır. Vicdana aykırıdır, hukuka aykırıdır, adalete aykırıdır. Psikolojiye aykırıdır, sosyolojiye aykırıdır, antropolojiye aykırıdır. Coğrafyaya aykırıdır, tarihe aykırıdır, kültüre aykırıdır, sanata aykırıdır. Mantığa aykırıdır, felsefeye aykırıdır, ahlaka aykırıdır. İnançlara aykırıdır, milletlerin varlığına aykırıdır, dillerin hakikatine aykırıdır. Eşitliğe aykırıdır, özgürlüğe aykırıdır, kardeşliğe aykırıdır. İnsanın onuruna aykırıdır, hayatın gerçeğine aykırıdır. Bu resmi görüş, hakikatin bütün kapılarını kapatır. Aklın bütün nurunu söndürür. Tarihin bütün şahitlerini susturur. Coğrafyanın bütün dağlarını ve ovalarını kör eder. Milletlerin varlığını silmek ister ama aslında kendi varlığını da inkâr eder; çünkü hakikati inkâr eden bir anlayış, Türk milletinin de geleceğini kemiren bir anlayıştır. Kısacası bu resmi görüş, hakikatin düşmanıdır. Ve hakikatin düşmanı olan her şey, insanlığın düşmanıdır. Yeşili de, kızılı da, klasiği de; hangi renge bürünürse bürünsün, hakikatin duvarına toslayan bu zihniyetin adı Kemalizm’dir. َفَلَا تَعْقِلُونَ (Bakara, 2/44)

Fatih HATİPOGLU

13,522 görüntüleme • 11 ay önce

Daha fazla içerik yok.