Erhan İdiz's banner
Erhan İdiz's profile picture

Erhan İdiz

@idizerhan88,322 subscribers

@etimoloji Göç, İnsan, Yol, Kelimeler ve Hikâyeler.

Shorts

Aslında planda bana değil, ailesine koşması gerekiyordu. Biz ona bir sürpriz yapalım derken o bize sürpriz yaptı. :) Mustafa (namıdiğer Mışko) :) bundan sonra bir naylonun içerisinde yaşamak zorunda değil. Sayenizde bir evi var. Babası da bizimle çalışacak.

Aslında planda bana değil, ailesine koşması gerekiyordu. Biz ona bir sürpriz yapalım derken o bize sürpriz yaptı. :) Mustafa (namıdiğer Mışko) :) bundan sonra bir naylonun içerisinde yaşamak zorunda değil. Sayenizde bir evi var. Babası da bizimle çalışacak.

1,025,270 次观看

Sevda, 40 yaşında. Sol tarafı tutmuyor. Mısır unu dağıttığımızı duyunca 12 kilometre uzaktaki köyünden çıkıp gelmiş. İki ablası da engelli ve hepsine bir yeğenleri bakıyor. Adamın günlük kazancı bir dolar ve bununla karınlarını doyurmaları bile mümkün değil. Sevda’ya, bizim mısır unu dağıttığımızı nereden duydun, diye sordum. “Akşam vakti bir komşumdan duydum. Hazırlanıp gece 3’te yola çıktım. Yol uzun olduğu için tarlaların arasından gelmeye çalıştım ama karanlıkta kaybolduğum için daha uzun sürdü.” Normalde alıştım bunlara, bu yüzden sarsılmıyorum ama kadın gece 3’te yola çıktım deyince çok kötü hissettim çünkü geldiği yol boyunca bırakın elektriği tek bir el feneri bile yok. Onca yolu, tehlikeyi neden göze aldın dedim, “Başka çarem yoktu” dedi. Ben kötü hissediyordum ama o mutluluktan yerinde duramıyordu. Çünkü bir aya yetecek kadar mısır unu vardı artık. Bizden önce ateşe koyduğu tencereye göz attım içinde sadece kabak yapraklarıyla biraz su vardı. Son iki haftadır bunu yiyorlarmış. Sevda mutluydu ve ben benzeri mutlulukları Türkiye’de her anlattığımda “cehalet mutluluktur.” yakıştırması geliyor ama cehalet hangisi? Emin olamıyorum. Çevrenize bakın lütfen, ne kadar acı çeken insan var. Sosyal medyada gördüğü hayatı yaşayamayan, son model telefon alamayan, istediği gibi tüketemeyen… Bunları küçümsemiyorum çünkü bunlar da gerçek acılar. Fakat dediğim gibi, diğerinin mutluluğunu cehaletten kaynaklı görenler, kendi mutsuzluğunu hangi yüksek bilgilere dayandırıyorlar? İnsanımızı bunca mutsuz eden şey bildikleri mi (herkes üniversite mezunu sonuçta) yoksa saplanıp kaldığımız hastalıklarımız mı?

Sevda, 40 yaşında. Sol tarafı tutmuyor. Mısır unu dağıttığımızı duyunca 12 kilometre uzaktaki köyünden çıkıp gelmiş. İki ablası da engelli ve hepsine bir yeğenleri bakıyor. Adamın günlük kazancı bir dolar ve bununla karınlarını doyurmaları bile mümkün değil. Sevda’ya, bizim mısır unu dağıttığımızı nereden duydun, diye sordum. “Akşam vakti bir komşumdan duydum. Hazırlanıp gece 3’te yola çıktım. Yol uzun olduğu için tarlaların arasından gelmeye çalıştım ama karanlıkta kaybolduğum için daha uzun sürdü.” Normalde alıştım bunlara, bu yüzden sarsılmıyorum ama kadın gece 3’te yola çıktım deyince çok kötü hissettim çünkü geldiği yol boyunca bırakın elektriği tek bir el feneri bile yok. Onca yolu, tehlikeyi neden göze aldın dedim, “Başka çarem yoktu” dedi. Ben kötü hissediyordum ama o mutluluktan yerinde duramıyordu. Çünkü bir aya yetecek kadar mısır unu vardı artık. Bizden önce ateşe koyduğu tencereye göz attım içinde sadece kabak yapraklarıyla biraz su vardı. Son iki haftadır bunu yiyorlarmış. Sevda mutluydu ve ben benzeri mutlulukları Türkiye’de her anlattığımda “cehalet mutluluktur.” yakıştırması geliyor ama cehalet hangisi? Emin olamıyorum. Çevrenize bakın lütfen, ne kadar acı çeken insan var. Sosyal medyada gördüğü hayatı yaşayamayan, son model telefon alamayan, istediği gibi tüketemeyen… Bunları küçümsemiyorum çünkü bunlar da gerçek acılar. Fakat dediğim gibi, diğerinin mutluluğunu cehaletten kaynaklı görenler, kendi mutsuzluğunu hangi yüksek bilgilere dayandırıyorlar? İnsanımızı bunca mutsuz eden şey bildikleri mi (herkes üniversite mezunu sonuçta) yoksa saplanıp kaldığımız hastalıklarımız mı?

311,594 次观看

Bu adam neden tanıtıma milyonlarca lira harcayan kurumlarımızdan daha başarılı? Geçen hikâye eğitiminde bunu örnek verdim. Al yanaklı abimiz internetin yeni yıldızlarından. Her zaman bir elinde telefon diğerinde çanta olur. Hikâye aşağı yukarı hep aynıdır ama bir hikâye vardır. Kurumlarımız gibi peş peşe gelen videolardan slayt yapmıyor.

Bu adam neden tanıtıma milyonlarca lira harcayan kurumlarımızdan daha başarılı? Geçen hikâye eğitiminde bunu örnek verdim. Al yanaklı abimiz internetin yeni yıldızlarından. Her zaman bir elinde telefon diğerinde çanta olur. Hikâye aşağı yukarı hep aynıdır ama bir hikâye vardır. Kurumlarımız gibi peş peşe gelen videolardan slayt yapmıyor.

71,435 次观看

Bu kadının görevi ne biliyor musunuz? Gazze’ye yardım girişlerini engellemek. Üstelik bunu “yavrularını yok etmeliyiz” diyerek yapıyor. İsrailli Sofia Emuna ne yaptığının, neden yaptığının gayet farkında? Yeryüzüne bu kadar aşağılık bir toplum gelmedi.

Sensitive content

Bu kadının görevi ne biliyor musunuz? Gazze’ye yardım girişlerini engellemek. Üstelik bunu “yavrularını yok etmeliyiz” diyerek yapıyor. İsrailli Sofia Emuna ne yaptığının, neden yaptığının gayet farkında? Yeryüzüne bu kadar aşağılık bir toplum gelmedi.

135,283 次观看

Güzel güzel insan hikayeleri paylaşıyorum, arada dayanamayıp PKK’ya girişsem de siyasetin hiçbir türüne değinmek istemiyorum. Fakat bu Ümit Özdağ enikleri neden sürekli tecavüze uğrayacakmış gibi konuşuyorlar. Bütün insani ilişkileri, tarih okumaları hep bir “namus” ekseninde.

Güzel güzel insan hikayeleri paylaşıyorum, arada dayanamayıp PKK’ya girişsem de siyasetin hiçbir türüne değinmek istemiyorum. Fakat bu Ümit Özdağ enikleri neden sürekli tecavüze uğrayacakmış gibi konuşuyorlar. Bütün insani ilişkileri, tarih okumaları hep bir “namus” ekseninde.

43,023 次观看

Eyda, sağır bir annenin albino çocuğu. Babası yok. Vücudundaki pigment eksikliği nedeniyle “beyaz” doğdu. Yaşadığı toplumdaki farklılığı nedeniyle hayatı hiç kolay olmayacak. İlk düşmanı güneş. Eğer güneşte durursa vücudunda oluşan yanıklar onu kanser edecek. Fakat onun için güneşten daha büyük bir tehlike daha var: Cehalet. Bazı Afrika ülkelerinde albinoların uzuvları, şans getirdiği inancıyla kesilip satılıyor. AIDS’i iyileştirdiğine inananlar, onlara tecavüz edip öldürüyor. Zengin olmak isteyenler bir albino öldürmenin hayalini kuruyor. Seçim yarışında olan siyasiler, zaferin bir albino parmağını kesmekten geçtiğine inanıyor. Bazı ülkelerde durum o kadar kötü ki onları özel korumaya alan kamplar kuruluyor. Fakat albinolar için hayat yine de çok zor. Tek suçları, diğerlerinden farklı görünmek. Bu cehaleti anlamak zor. Muhtemelen hiçbirimiz insanın bu kadar vahşi olabilmesine ihtimal vermeyeceğiz. Fakat uzun zamandır fark ettiğim bir şey var: Herkes kendi toplumundaki cehalete kör. Mesela biz, nasıl olur da farklı olduğu için bir albinoya bunların reva görüldüğüne anlam veremeyeceğiz. Fakat yine biz, kendi toplumumuzda (Zonguldak’ta) bir göçmen işçinin yakılarak öldürülme cehaletine mazeret bulacağız. Çünkü hepimiz, kendi cehaletimize körüz.

Eyda, sağır bir annenin albino çocuğu. Babası yok. Vücudundaki pigment eksikliği nedeniyle “beyaz” doğdu. Yaşadığı toplumdaki farklılığı nedeniyle hayatı hiç kolay olmayacak. İlk düşmanı güneş. Eğer güneşte durursa vücudunda oluşan yanıklar onu kanser edecek. Fakat onun için güneşten daha büyük bir tehlike daha var: Cehalet. Bazı Afrika ülkelerinde albinoların uzuvları, şans getirdiği inancıyla kesilip satılıyor. AIDS’i iyileştirdiğine inananlar, onlara tecavüz edip öldürüyor. Zengin olmak isteyenler bir albino öldürmenin hayalini kuruyor. Seçim yarışında olan siyasiler, zaferin bir albino parmağını kesmekten geçtiğine inanıyor. Bazı ülkelerde durum o kadar kötü ki onları özel korumaya alan kamplar kuruluyor. Fakat albinolar için hayat yine de çok zor. Tek suçları, diğerlerinden farklı görünmek. Bu cehaleti anlamak zor. Muhtemelen hiçbirimiz insanın bu kadar vahşi olabilmesine ihtimal vermeyeceğiz. Fakat uzun zamandır fark ettiğim bir şey var: Herkes kendi toplumundaki cehalete kör. Mesela biz, nasıl olur da farklı olduğu için bir albinoya bunların reva görüldüğüne anlam veremeyeceğiz. Fakat yine biz, kendi toplumumuzda (Zonguldak’ta) bir göçmen işçinin yakılarak öldürülme cehaletine mazeret bulacağız. Çünkü hepimiz, kendi cehaletimize körüz.

114,155 次观看

Afganistan’ın kuzeyindeki bir yetimhanede şenlikteydik. Çocuklara hediyeler dağıttıktan sonra birlikte sofraya oturduk. Her biri fotoğrafını çekmem için ayrı şaklabanlık yapıyordu. O an çaprazımda oturan bir çocuğu fark ettim. Gözlerini karşıya dikmiş boşluğa bakıyordu. Bakışı içime öyle bir oturdu ki hemen o havayı dağıtmak için onu eğlendirmeye çalıştım ama ilgilenmedi. Fotoğrafını çekip gösterdim, bakmadı. Bugüne kadar fotoğraf makinesine bakmayan çocuğa ilk kez rastlıyordum. Fakat kafaya takmıştım, onu da güldürecektim. Yemeğin bitmesini bekledim. Çocukların parka akın ettiği esnada onu bir saçağın altına sığınmış halde buldum. Yine gözlerini dikmiş boşluğa bakıyordu. Tekrar fotoğrafını çektim, yine ilgilenmedi. Diğer çocuklar da bana eşlik etti fakat nafile. Ne kafasını çevirip yüzüme bakıyor ne de gülüyordu. Kolilerin içerisinden en iyi oyuncakları çıkarıp verdim, oynamadı. Çocuk ne ağzını açıyor ne de yüzüme bakıyordu. Hani gözlerini kaçırıyor desem o da değil, yüzüme bakarken bile gözleri boşlukta asılı kalıyordu. Bakışları beni çok rahatsız etmişti. Bir çocuk böyle bakamazdı. Hele ki oyuna, oyuncağa ilgisiz kalamazdı çünkü katliamdan kaçan çocukları bile sevindirmişti bu oyuncaklar. Artık emindim, çok kötü bir şey yaşamıştı. Çevredeki birçok kişiye sorsam da bir yanıt alamadım. Kimse çocuğu tanımıyordu. Sonunda yetimhane müdiresine yönlendirdiler beni, baktım çocuk da yanında. Bir tek onun yanında duruyormuş. Durumu anlatınca kadının da gözleri doldu ve anlatmaya başladı. “Babası askerdi ve bir süre önce öldürüldü. Annesi de çocuklarına bakabilmek için yeniden evlendi. Fakat yeni babası bu çocuğu evde istemedi. Bırakacak bir yer de bulamayınca birkaç gün önce buraya getirdiler. Annesini ve kardeşlerini özlüyor..” Sadrettin, 6 yaşındaydı. O yaşlarda bir çocuğun annesinden birkaç dakikalığına ayrıldığını düşündüm. Sadrettin bunu birkaç gündür yaşıyordu ve uzun yıllar yaşayacaktı. Üstelik en acısı da istenmediğini biliyordu. Boğazımdaki düğümü çözmem baya zaman almıştı. Şimdi zaman zaman bu çocuk düşer önüme ve onu her gördüğümde aklıma Sadrettin gelir. Yüzü, yaşı, bakışı, duruşu, her şeyiyle onu andırıyor. Her gördüğümde bir kez daha düğümlenir boğazım.

Afganistan’ın kuzeyindeki bir yetimhanede şenlikteydik. Çocuklara hediyeler dağıttıktan sonra birlikte sofraya oturduk. Her biri fotoğrafını çekmem için ayrı şaklabanlık yapıyordu. O an çaprazımda oturan bir çocuğu fark ettim. Gözlerini karşıya dikmiş boşluğa bakıyordu. Bakışı içime öyle bir oturdu ki hemen o havayı dağıtmak için onu eğlendirmeye çalıştım ama ilgilenmedi. Fotoğrafını çekip gösterdim, bakmadı. Bugüne kadar fotoğraf makinesine bakmayan çocuğa ilk kez rastlıyordum. Fakat kafaya takmıştım, onu da güldürecektim. Yemeğin bitmesini bekledim. Çocukların parka akın ettiği esnada onu bir saçağın altına sığınmış halde buldum. Yine gözlerini dikmiş boşluğa bakıyordu. Tekrar fotoğrafını çektim, yine ilgilenmedi. Diğer çocuklar da bana eşlik etti fakat nafile. Ne kafasını çevirip yüzüme bakıyor ne de gülüyordu. Kolilerin içerisinden en iyi oyuncakları çıkarıp verdim, oynamadı. Çocuk ne ağzını açıyor ne de yüzüme bakıyordu. Hani gözlerini kaçırıyor desem o da değil, yüzüme bakarken bile gözleri boşlukta asılı kalıyordu. Bakışları beni çok rahatsız etmişti. Bir çocuk böyle bakamazdı. Hele ki oyuna, oyuncağa ilgisiz kalamazdı çünkü katliamdan kaçan çocukları bile sevindirmişti bu oyuncaklar. Artık emindim, çok kötü bir şey yaşamıştı. Çevredeki birçok kişiye sorsam da bir yanıt alamadım. Kimse çocuğu tanımıyordu. Sonunda yetimhane müdiresine yönlendirdiler beni, baktım çocuk da yanında. Bir tek onun yanında duruyormuş. Durumu anlatınca kadının da gözleri doldu ve anlatmaya başladı. “Babası askerdi ve bir süre önce öldürüldü. Annesi de çocuklarına bakabilmek için yeniden evlendi. Fakat yeni babası bu çocuğu evde istemedi. Bırakacak bir yer de bulamayınca birkaç gün önce buraya getirdiler. Annesini ve kardeşlerini özlüyor..” Sadrettin, 6 yaşındaydı. O yaşlarda bir çocuğun annesinden birkaç dakikalığına ayrıldığını düşündüm. Sadrettin bunu birkaç gündür yaşıyordu ve uzun yıllar yaşayacaktı. Üstelik en acısı da istenmediğini biliyordu. Boğazımdaki düğümü çözmem baya zaman almıştı. Şimdi zaman zaman bu çocuk düşer önüme ve onu her gördüğümde aklıma Sadrettin gelir. Yüzü, yaşı, bakışı, duruşu, her şeyiyle onu andırıyor. Her gördüğümde bir kez daha düğümlenir boğazım.

112,961 次观看

150 kişiden hiçbiri Hz. Bilâl’i bilmiyor. İlk kez adını duydukları hâlde onu görünce coşuyorlar.

150 kişiden hiçbiri Hz. Bilâl’i bilmiyor. İlk kez adını duydukları hâlde onu görünce coşuyorlar.

67,530 次观看

Bundan sonra yerimiz hep burası. Çiçeğe böceğe gözyaşı döküp binlerce insanın katledilişine destek veren bir iki yüzlülük dünyası. Batı ve her şeyinin düşmanıyım. #GenocideSupporters

Bundan sonra yerimiz hep burası. Çiçeğe böceğe gözyaşı döküp binlerce insanın katledilişine destek veren bir iki yüzlülük dünyası. Batı ve her şeyinin düşmanıyım. #GenocideSupporters

82,689 次观看

Kendime not.

Kendime not.

65,987 次观看

İnstagram’da şöyle bir akım var. Eli kanlı bir diktatörü rahatlıkla alkışlayabiliyorlar. Neden?

İnstagram’da şöyle bir akım var. Eli kanlı bir diktatörü rahatlıkla alkışlayabiliyorlar. Neden?

12,623 次观看

. Fazıl Ahmet’ten herkese mesaj var. Tıklayıp dinleyebilirsiniz. . .

. Fazıl Ahmet’ten herkese mesaj var. Tıklayıp dinleyebilirsiniz. . .

13,619 次观看

Bugün Şemim’e gittik ve istediği tekneyi satın almasını söyledik. Çalıştığı tekneyi almak istedi. Patronuyla uzun bir pazarlıktan sonra 5 bin TL’de anlaştık. Tekne parasını ve geri kalan 3 bin TL’yi Şemim’e uzatınca heyecandan bayılacak gibi oldu. Onun için o kadar uzak bir ihtimalin bu kadar kolay olması dizlerinin bağını çözdü. Burada ne yaparsak yapalım insanların mutluluğu kolay kolay görünmez (un dağıtımındaki dans dışında :). Fakat Şemim’in titreyişini görünce sarıldım hemen. Bayılacak gibi olmasına, mutluluktan olduğu için sevindim ama bir yandan da üzüldüm. Küçük bir dokunuş, bir insanın hayatını sonsuza dek değiştirebiliyor. Ben sırf güzel bir hikâye diye paylaştım. Siz o dokunuşu yaptınız, teşekkür ediyorum. Şemim artık kendi teknesinin kaptanı :) alır almaz ilk işi tur atmak oldu.

Bugün Şemim’e gittik ve istediği tekneyi satın almasını söyledik. Çalıştığı tekneyi almak istedi. Patronuyla uzun bir pazarlıktan sonra 5 bin TL’de anlaştık. Tekne parasını ve geri kalan 3 bin TL’yi Şemim’e uzatınca heyecandan bayılacak gibi oldu. Onun için o kadar uzak bir ihtimalin bu kadar kolay olması dizlerinin bağını çözdü. Burada ne yaparsak yapalım insanların mutluluğu kolay kolay görünmez (un dağıtımındaki dans dışında :). Fakat Şemim’in titreyişini görünce sarıldım hemen. Bayılacak gibi olmasına, mutluluktan olduğu için sevindim ama bir yandan da üzüldüm. Küçük bir dokunuş, bir insanın hayatını sonsuza dek değiştirebiliyor. Ben sırf güzel bir hikâye diye paylaştım. Siz o dokunuşu yaptınız, teşekkür ediyorum. Şemim artık kendi teknesinin kaptanı :) alır almaz ilk işi tur atmak oldu.

17,314 次观看

Videos