Kenan Çamurcu's banner
Kenan Çamurcu's profile picture

Kenan Çamurcu

@Kenancamurcu6,559 subscribers

🌐 İÜ Fars Dili & MÜ Uluslararası İlişkiler (MA) & KOÜ Siyaset Bilimi (PhD c.), İran, İsrail, Türkiye, felsefe, eleştirel Kur'an okumaları 💚🖤 Kocaelispor.

Shorts

Mısırlı futbolcu Muhammed Salah, Müslüman radikallerin aktivizmine hiç katılmıyor. İngiltere'de ona üzerinde "Palestine" yazan formayı imzalatmak isteyen Filistinciye dönüp bakmadı bile. Müslümanlardan aldığı eleştirileri yok sayarak her Christmas'ta ailesiyle kutlama gecesi yapıyor. Müslümanların hassasiyetlerini dayatmasına izin vermemek gerek. Onların değer ve hassasiyet dediği her şey başkası üzerinde tahakküm kurmanın manivelası. Konu din iman değil yani. Komedyen Deniz Göktaş'a açılan soruşturma da tamamen bundan ibaret.

Mısırlı futbolcu Muhammed Salah, Müslüman radikallerin aktivizmine hiç katılmıyor. İngiltere'de ona üzerinde "Palestine" yazan formayı imzalatmak isteyen Filistinciye dönüp bakmadı bile. Müslümanlardan aldığı eleştirileri yok sayarak her Christmas'ta ailesiyle kutlama gecesi yapıyor. Müslümanların hassasiyetlerini dayatmasına izin vermemek gerek. Onların değer ve hassasiyet dediği her şey başkası üzerinde tahakküm kurmanın manivelası. Konu din iman değil yani. Komedyen Deniz Göktaş'a açılan soruşturma da tamamen bundan ibaret.

31,622 просмотров

Videos

Kenancamurcu's profile picture

Allah'ın evreni neden yarattığı sorusuna vaizlerin verdiği cevapların hiçbiri cevap değil. Kanıt olarak gösterdikleri ayetlerin de yaratılış sebebiyle alakası yok. 1) Allah'ın insana ihtiyacı yoksa onu neden yarattığı sorusunun cevabı Zariyat 56 ise, aksine bu ayet, Allah'ın muhtaç olduğunu kanıtlar. Çünkü kendine tapması için canlı yaratan Tanrı, buna ihtiyaç duyuyor demektir. Bu ayet yaratılışın sebebiyle ilgili olmaz. Ayrıca ayet, “evren neden yaratıldı” sorusuna cevap değil, “kime tapılacak” sorusunun cevabı. Klasik teori, ayete, varlığın yaratılmasının sebebi anlamını veriyor ve vurguyu “tapsınlar diye” cümlesine yapıyor. Oysa vurgu “bana” kelimesine. Kaldı ki Zariyat 56'da "insanlar ve cinler" diye bir ifade de yok. Belirtili olarak "O cini ve o insi" geçiyor. Neden belirtisiz "cinler ve insanlar" diye tercüme ediyorlar? Çünkü teoriye uydurmak zorundalar. Cümledeki "ins" kelimesi "insan" anlamına gelmiyor. Lugatlarda yazıyor bunlar. Kur'an'da "insan" kelimesi var. Onun çoğulu "nâs" da var. "Ünas" da insan anlamında. "İns" ise ünsiyet, aşinalık, tanıdık, bilindik anlamına geliyor. "Cin" ise onun zıddı, tanınmayan, bilinmeyen, yabancı demek. 2) "Duanız (seslenişiniz) olmasa Rabbim size niye değer versin" (Furkan 77) şeklinde tercüme edilen ayet, yaratılışın sebebini nasıl açıklıyor? "Allah evreni neden yarattı?" sorusunun cevabı burada nerede? Eğer insanlar dua etsin diye yarattı denecekse bu da yine Allah'ın muhtaç bir tanrı olduğunu gösterir. Birilerinin ona seslenmesine ihtiyaç duyuyordu demek ki. 3) "O, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır." (Mülk 2) ayeti, Allah'ın uçsuz bucaksız evreni (evrenleri) neden yarattığını mı açıklıyor? Andromeda'yı bunun için mi yarattı? Jüpiter'i, Süpernovaları, okyanusun ulaşılmaz derinliklerindeki binbir türlü canlıyı? Tanrı, insanları sınamak ve nasıl davranacaklarını görmek istiyorsa önceden bilmiyor demektir. Önceden biliyor da bunu insana kanıtlamak istiyorsa bunca dolambaçlı işlere niye ihtiyaç duyuyor? İnsan ona hesap mı soracak, bıraksaydı belki farklı davranacağını söyleyip Tanrıyı köşeye mi sıkıştıracak? 4) Hud 119 zaten konuyla hiç alakası olmayan bir ayet. 118'de insanları isteseydi tek ümmet yaratacağını, ama onların, Allah'ın merhamet ettikleri hariç (ayet 119) ihtilaf edip duracaklarını söylüyor. "Bunun için yarattı." diyor. Yani merhametini göstermek için yaratmadı. Burada evrenin, yeryüzünün, canlı hayatın neden yaratıldığı sorusunun cevabı var mı? Klasik yaratılış teorisi, işin içinden çıkamadığı için mevzuyu şöyle bağlıyor: "Yaratıcı olana neden yarattın denmez." Bunu baştan söyleseydi de hiç o kadar zorlamalarla tuhaf izahlara çabalamasaydı. Işık kaynağı güneşin mecburen ışık vermesi gibi, Tanrı da mecburen yaratmak zorunda. Bunun bir sebebi olması gerekmiyor. Sanatkara yaptığı eseri neden yaptığını sormak nasıl abes ise Allah'a da neden yarattığı sormak abes olur! Tuhaf laflar tabii ki. "Bilinmeyen hazineydim, bilinmek istedim" rivayetini yaratılış sebebi olarak kabul edenler sufiler. Bu çok daha anlaşılır bir gerekçe. En azından önceki tuhaf izah denemelerinden daha mantıklı. Fakat bir sorunun cevabının verilmesi lazım: Tanrı kendisinin bilinmesini istediği için insanı yarattıysa onu yaratırken milyonlarca başka türü de aradan mı çıkardı? O milyonlarca türe neden gerek duydu? Neden bilinmek istediği sorusuna hiç girmiyorum. Hulasa, Tanrının evreni, canlı hayatı, insanı neden yarattığını bilmiyoruz. Bu konuda ondan gelen bir bilgi yok. Vaizler de kendi çaplarında sebep bulmaya çalışıyorlar ama hiçbirinin bilgi temeli yok. Kanıtı yok. Ya da şöyle mi yapsak: İlla yaratmaya inanmak isteniyorsa Allah'ın, sahip olduğu özellikler, sıfatlar, nitelikler ve mahiyet ile kendini tutamayıp taştığını (feyz) ve evrimsel süreçle (südur) evrenin, canlı hayatın, insanın ortaya çıktığını söylesek mesela? Bu açıklamanın ateist varoluş teorisiyle aynı olmasının inanca zararı ne? Sonuçta ateistler de teistler de bir yaratıcı olup olmadığını bilmiyor. Ateistler yaratıcı olmasa da ahlaklı ve iyi insan olmaya inanıyor. Eğer bir yaratıcı olduğunu öldükten sonra görürlerse yaşarken savundukları, en fazla felsefi yanılgı olur. Fakat yaratıcıya inananlar, bu inançtan ahlaklı ve iyi insan olmaktan başka sonuçlar çıkarıyorlar. Yaratıcı adına ülkeleri ele geçirmek, toplumlara boyun eğdirmek ve onları köleleştirmek, servetlerine el koymak, kız çocuklarını 9 yaşında evlendirmek, kadına mirastan yarım hisse vermek, onları örtüyle sarmalayıp sosyal hayatta görünmez hale getirmek, Allah adına masum insanların arasına dalıp onlarcasını bombayla öldürmek falan gibi. Yani yaratıcının varlığına inanç onları kötü insanlar yapıyor. Hangisi sakıncalı? İyi ve ahlaklı insan olmaya, insanlara, doğaya, canlı hayata zarar vermemeye çalışan ateist olmak mı, yoksa başkalarına, canlı hayata hükmetmek için yapmadık kötülük bırakmayan teist olmak mı?

Kenan Çamurcu

136,464 просмотров • 25 дней назад

Kenancamurcu's profile picture

Tanrı, insanın hiç gidemeyeceği uzaklıkları niye yarattı, dünyanın yaratılışı neden 4 milyar sene sürdü gibi sorular sorduğumuzda deniyor ya, bu büyüklük ve zaman sana göre. DNA'ya bakıp bunun sadece tasarım sonucu olabileceği söylendiğinde de aynı akıl yürütmeyle denilmeli ki, bu sana karmaşık görünüyor, aslında basit. Dramayı artırmak için altına ses efekti de döşenerek hazırlanmış videodaki iddia şu: DNA'da birlikte çalışmak üzere koordine edilmiş en az 7 ana sistem var. Bu sistemleri inşa etmek için tahminen 130-200 arası benzersiz protein yapı taşı çalışıyor. Mükemmel bir uyum içinde tasarlanmış binlerce protein. Parçalardan biri orada olmazsa DNA ölür. Süreç, mükemmel bir uyum içinde koreografisi yapılmış toplam 7 adımdan oluşuyor. Yani süreç, hem sistemlere hem de onarım talimatlarına, hepsinin aynı anda, bir bütün halinde sahip olmalı. Bu olmadan yaşam ayakta kalamaz. Böyle bir sistem adım adım evrimleşemez. DNA, tam bir onarım sistemi gerektirir; bu sistem olmadan DNA hızla yok olur. Yaşam, DNA olmadan evrimleşemez. DNA'yı kesen bir proteinin, nereyi keseceğini bilmeden evrimleştiğini hayal edin. Güle güle DNA. Bir sistem, mükemmel bir uyum içindeki birden fazla koordineli parça tarafından yürütülen, kesinlikle koreografisi yapılmış bir süreci takip ettiğinde bu, her zaman zekânın sonucudur. Tüm tecrübelerimize göre yaşam tasarlanmıştır. Bunu inkâr etmek düpedüz saçmalıktır. *** Yaşam bir zekanın tasarlaması ise şu DNA sisteminin bu karmaşıklık ve tasarım harikası haliyle dünyada hayatın ortaya çıktığı gün de var olması gerekir. Zaman içinde evrimleşip mükemmelleşmiş olmamalı yani. Tasarım ve yaratılış yanlısı düşünce bunu kanıtlayabiliyor mu? Yahut eldeki en eski fosillerde DNA sisteminin bu karmaşıklığını kanıtlayan örnek var mı? Biyolojinin söylediği şu: - Evrimde parçalar başlangıçta başka bir işlev için evrilmiş olabilir; zamanla bu parçalar bir araya gelerek bugün gördüğümüz karmaşık sistemleri oluşturdu. Yani sistem, tek bir anda "tamamlanmış" olarak ortaya çıkmak zorunda değil. - DNA onarım mekanizması gibi sistemler, "ya hep ya hiç" şeklinde değil, çok daha basit öncül süreçlerden evrildi. İlkel bir tamir mekanizması, kusurlu bile olsa, hayatta kalma şansını artırarak doğal seçilimle zamanla daha verimli hale geldi. - Karmaşık sistemlerin "akıllıca" görünmesi, zekânın değil, milyonlarca yıllık "deneme-yanılma" (mutasyon ve doğal seçilim) sürecinin bir sonucu. Doğal seçilim, işlevsiz parçaları eler ve işlevsel olanları biriktirerek karmaşıklığı oluşturur. Netice itibariyle, "yaratılış" ve "tasarım" varsayımı, açıklayıcı bir bilimsel hipotez sunmak yerine bir "açıklama durdurucu". Bilim, gözlemlenebilir süreçleri inceler; tasarım iddiası ise test edilemez olduğu için bilimsel bir teori değil, teolojik bir inanç sistemi olabilir ancak. Tanrının bütün mesaisinin mükemmel tasarımda yaratmalar olduğu iddiasına yaratılışa inanan filozoflar da itiraz ediyor. İslam düşüncesindeki Meşşai okulu, İbn Arabi benzeri sufiler, Batı düşüncesinde Leibniz'in "mümkün dünyaların en iyisi" tezine karşı çıkanlar ve Tanrı'nın iradesini herhangi bir "mükemmellik" kalıbına hapsetmeyi reddeden William of Ockham gibi iradeci teologlar mesela. Tanrı big bang'le patlamış olabilir, ama evrenler ve yaşam zamana yayılmış halde oluştu, oluşuyor. Mükemmel tarafları da var, berbat kusurları da.

Kenan Çamurcu

90,051 просмотров • 28 дней назад

Kenancamurcu's profile picture

Hamenei, Şii gelenek açısından da, velayet-i fakih doktrini bakımından da, Anayasal olarak da liderliğin şartlarını karşılamıyordu. Humeyni'nin ölümünden sonra Hubrigan Meclisi'nin 4 Haziran 1989'da düzenlediği olağanüstü oturumda yaptığı konuşmayla bu durumu kendisi de itiraf etti. Fakat bu itirafın tevazudan olduğunu zannedenler, Meclis oturumunun sonuna doğru önceden senaryosu hazırlanmış bir tiyatro oynandığını gördü. Hamenei, kendisinin liderlik için uygun isim olmadığını şöyle anlattı: Öncelikle, İslam toplumunda benim gibi birinin [liderliğinin] gündeme gelmesi ihtimali karşısında bile gerçekten kan ağlamak gerekir. Tabii şimdi ben bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Meselede teknik ve esaslı bir sorun var. Ben bunu daha önce Sayın Haşimi'ye [Rafsancani] de söylemiştim. Bundan bir-iki hafta önce bu konu gündeme geldiğinde ve o bana söylediğinde; kesinlikle böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi kendisine ciddi bir şekilde ifade etmiştim. Benim gerçekten bu makama layık olmamamın ötesinde —ki ben bunu biliyorum, belki siz de biliyorsunuz— mesele teknik olarak da sorunlu hale geliyor. Böyle bir liderlik, gerçek bir liderlik değil, sembolik (şekli) bir liderlik olacaktır. Ben ne Anayasa açısından ne de şer'i açıdan, beyefendilerin çoğu için liderin sözünün bağlayıcılığına (hüccet oluşuna) sahip değilim. Bu nasıl bir liderlik olacak? Anayasa, 'merci' diyor; ya fiili bir merci ya da o makama layık bir merci. O konu zaten ortada. Şer'i açıdan da liderin sözünün bağlayıcılığı; ona itaat edecek olan kişinin, o lideri dini konularda uzman (fakih) ve görüş sahibi olarak görmesine bağlıdır. Bakın, daha bu oturumda bile beyefendilerden birkaçı konuşma yaptı ve benim bu konuda uzman (sahib-i nazar) olmadığımı açıkça belirttiler. [Hamenei, burada önceden planlanmış aşamaya geçiyor ve onun liderliğini pazarlayan Kummi'ye pas atıyor] Bu toplantıda ismimi ilk dile getiren Sayın Azeri [Kummi]; ben bir hüküm verirsem kendisi bunu kabul edecek mi? Kesinlikle kabul etmeyecektir! (Hamenei'nin taraftarları bağırıyor: Evet, kabul ederiz! Lider olduktan sonra kabul edilir!) Hamanei (devamla): Hayır efendim, lider olduktan sonra değil... Mesele taklit meselesi değil, hüküm meselesidir. Azeri Kummi (ayağa kalkar ve yüksek sesle): Biz sizi İslam'ın emrettiği üzere 'veliyy-i emir' (yönetici) olarak seçiyoruz. Sizin hükmünüz, konu ister dini ister siyasi olsun, her mümin için bağlayıcıdır. Hatta bu durum, dinen genel bir velayet ve inanç meselesidir. Benim kanaatim budur. Hamanei (Kummi'ye teyit ettiriyor): Yani benim müctehid olmamam durumunda da mı bağlayıcıdır? Azeri Kummi: Eğer müctehid olmasanız bile 'müminlerin işlerini yürüten yetkili' (velayet-i udul-i mü'minin) sıfatıyla bağlayıcıdır. Hamanei (sorunu çözmüş olarak meşruiyetin şartını bypass eden çözümünü gösteriyor): Bu artık 'Velayet-i Fakih' (Fakihin Velayeti) değil, 'Velayet-i Udul-i Mü'minin' (Güvenilir Müminlerin Velayeti) olur o zaman.

Kenan Çamurcu

15,560 просмотров • 3 месяцев назад

Больше нет контента для загрузки