Kutay's banner
Kutay's profile picture

Kutay

@KutayTokk4,462 subscribers

Shorts

Kayserispor - Sivasspor Maç Sonu (Sinan Kurt > Charisis - Cihat - Kamil) Bu ligi hiç takip etmeyen birine iki takımı da seyrettirip, “Bir takım geçen sezonki kadrosundan 9 oyuncuyla devam ediyor, diğer takımın ilk 11’inde ise geçen sezondan sadece 2 oyuncu var. Sence hangisi uzun süredir beraber oynuyor?” diye sorsak, sarı-kırmızılı takımı işaret etmeme ihtimali yok. Beraber oynama alışkanlığı önemli mi? Kesinlikle önemli. Ama iyi oyuncuların beraber oynama alışkanlığı önemli. Sivasspor’un mevcut merkez orta sahası 10 yıl beraber oynasa da bazı şeylerin değişeceğini düşünmüyorum. Charisis’in canı ne istiyor, bir sormak lazım. Charisis mücadele, temas ve baskı kalitesiyle var olan bir oyuncu. Sen mücadele etmeyeceksen seni değerli kılan özelliklerin büyük bölümünü zaten ortadan kaldırmış oluyorsun. Charisis ne zaman saha içi aklıyla öne çıktı? Süper Lig hikâyesinde onu değerli yapan şey top taşıması, dinamizmi, teması ve oyunun fiziksel tarafına yaptığı katkıydı. Bunları vermediği gün geriye ne kaldığını sorgulamak gerekiyor. Sivasspor’un ilk yarıda yakaladığı en önemli pozisyonlardan birinin başlangıcında bile aslında Kayserispor’un organizasyonu var. Kayserispor’un korner organizasyonları bugün dikkat çekerken 37. dakikada organizasyon işlemeyip top kaybedildi ve Sivasspor kontraya çıktı. O anda Sinan Kurt’un rakip ceza sahasının içerisinden kendi ceza sahasına kadar yaptığı geri koşu ve sonrasında gelen müdahale golü engelledi. Tek bir aksiyon iki takımın merkez oyuncuları arasındaki farkı anlatmaya yetiyor. Rakip ceza sahasında hücuma katılan Sinan Kurt, top kaybedildiği anda kendi ceza sahasına kadar dönüp savunma aksiyonunu tamamlıyor. Sivasspor’un saha içi hareketliliği ise çok kötü durumda. Topu ayağına alan oyuncu pas verecek arkadaşını bulmakta zorlanıyor çünkü pas opsiyonu olma isteği çok düşük. Mesele sadece pas kalitesi değil; topa sahip oyuncunun etrafında sürekli yeni açı oluşturacak hareketliliğin olmaması. Kayserispor’un merkez oyuncuları bugün top kazanarak fark yarattı, kenarlara yaklaşarak üçgenler kurdu, ceza sahasına koşu tehdidi gösterdi. Kanat oyuncuları da sürekli Sivasspor savunmasının arkasını tehdit etti. Sivasspor’un kanatları ise daha çok bire birleri zorladı; bazı anlarda bunu tercih etmekten çok, etrafında yeterli hareketlilik ve pas opsiyonu olmadığı için yapmak zorunda kaldı. Bu fark oyunun genel görüntüsünü de belirledi. Bir tarafta topun olduğu bölgeye yaklaşan, birbirine pas açısı oluşturan ve topsuz koşularla rakibin yerleşimini bozmaya çalışan bir takım; diğer tarafta top ayağına geldiğinde çözümü büyük ölçüde bireysel aksiyonda aramak zorunda kalan bir takım vardı. Sivasspor’un takviye yapması şart. Ancak mesele transferleri yaptıktan sonra bitmiyor. Kadro kalitesini yükselttikten sonra oyun olarak da ortaya bir şey koymak gerekiyor. Yeni oyuncular mevcut hareketsizliğin içerisine eklendiğinde bütün problemlerin kendiliğinden çözülmesini beklemek doğru olmaz. İsmet Hoca’nın Sivas ve Kocaeli dönemlerinde ilk golü yediği maçlarda yaşadığı sıkıntılar da burada ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Geçen sezon Sivasspor’la ilk golü yediği 5 maçın 4’ünü kaybetti. Kocaelispor döneminde ise ilk golü yediği 7 maçtan yalnızca 1’ini kazanabildi. Bu tip rakamları tek başına “Hoca geriye düştüğünde maç çeviremiyor.” diye okumak doğru olmaz. Ancak ilk golü yediğiniz anda rakip daha fazla beklemeye, alanları daraltmaya ve sizi yerleşik savunmaya karşı oynamaya zorlamaya başlıyor. Aynı senaryo farklı dönemlerde tekrar ediyorsa, teknik adamın yerleşik savunmaya karşı çözüm üretme kapasitesini ve geriye düştüğünde oyunu nasıl değiştirdiğini sorgulamak gerekir. Bugünkü Sivasspor’un problemi de tam olarak burada büyüdü. Zaten düşük olan saha içi hareketliliğiniz, rakip skor avantajını aldıktan sonra daha da görünür hâle geliyor. Transfer şart ama Sivasspor’un ihtiyacı yalnızca daha iyi oyuncular değil; o oyuncuları birbirine bağlayacak daha iyi bir oyun.

Kayserispor - Sivasspor Maç Sonu (Sinan Kurt > Charisis - Cihat - Kamil) Bu ligi hiç takip etmeyen birine iki takımı da seyrettirip, “Bir takım geçen sezonki kadrosundan 9 oyuncuyla devam ediyor, diğer takımın ilk 11’inde ise geçen sezondan sadece 2 oyuncu var. Sence hangisi uzun süredir beraber oynuyor?” diye sorsak, sarı-kırmızılı takımı işaret etmeme ihtimali yok. Beraber oynama alışkanlığı önemli mi? Kesinlikle önemli. Ama iyi oyuncuların beraber oynama alışkanlığı önemli. Sivasspor’un mevcut merkez orta sahası 10 yıl beraber oynasa da bazı şeylerin değişeceğini düşünmüyorum. Charisis’in canı ne istiyor, bir sormak lazım. Charisis mücadele, temas ve baskı kalitesiyle var olan bir oyuncu. Sen mücadele etmeyeceksen seni değerli kılan özelliklerin büyük bölümünü zaten ortadan kaldırmış oluyorsun. Charisis ne zaman saha içi aklıyla öne çıktı? Süper Lig hikâyesinde onu değerli yapan şey top taşıması, dinamizmi, teması ve oyunun fiziksel tarafına yaptığı katkıydı. Bunları vermediği gün geriye ne kaldığını sorgulamak gerekiyor. Sivasspor’un ilk yarıda yakaladığı en önemli pozisyonlardan birinin başlangıcında bile aslında Kayserispor’un organizasyonu var. Kayserispor’un korner organizasyonları bugün dikkat çekerken 37. dakikada organizasyon işlemeyip top kaybedildi ve Sivasspor kontraya çıktı. O anda Sinan Kurt’un rakip ceza sahasının içerisinden kendi ceza sahasına kadar yaptığı geri koşu ve sonrasında gelen müdahale golü engelledi. Tek bir aksiyon iki takımın merkez oyuncuları arasındaki farkı anlatmaya yetiyor. Rakip ceza sahasında hücuma katılan Sinan Kurt, top kaybedildiği anda kendi ceza sahasına kadar dönüp savunma aksiyonunu tamamlıyor. Sivasspor’un saha içi hareketliliği ise çok kötü durumda. Topu ayağına alan oyuncu pas verecek arkadaşını bulmakta zorlanıyor çünkü pas opsiyonu olma isteği çok düşük. Mesele sadece pas kalitesi değil; topa sahip oyuncunun etrafında sürekli yeni açı oluşturacak hareketliliğin olmaması. Kayserispor’un merkez oyuncuları bugün top kazanarak fark yarattı, kenarlara yaklaşarak üçgenler kurdu, ceza sahasına koşu tehdidi gösterdi. Kanat oyuncuları da sürekli Sivasspor savunmasının arkasını tehdit etti. Sivasspor’un kanatları ise daha çok bire birleri zorladı; bazı anlarda bunu tercih etmekten çok, etrafında yeterli hareketlilik ve pas opsiyonu olmadığı için yapmak zorunda kaldı. Bu fark oyunun genel görüntüsünü de belirledi. Bir tarafta topun olduğu bölgeye yaklaşan, birbirine pas açısı oluşturan ve topsuz koşularla rakibin yerleşimini bozmaya çalışan bir takım; diğer tarafta top ayağına geldiğinde çözümü büyük ölçüde bireysel aksiyonda aramak zorunda kalan bir takım vardı. Sivasspor’un takviye yapması şart. Ancak mesele transferleri yaptıktan sonra bitmiyor. Kadro kalitesini yükselttikten sonra oyun olarak da ortaya bir şey koymak gerekiyor. Yeni oyuncular mevcut hareketsizliğin içerisine eklendiğinde bütün problemlerin kendiliğinden çözülmesini beklemek doğru olmaz. İsmet Hoca’nın Sivas ve Kocaeli dönemlerinde ilk golü yediği maçlarda yaşadığı sıkıntılar da burada ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Geçen sezon Sivasspor’la ilk golü yediği 5 maçın 4’ünü kaybetti. Kocaelispor döneminde ise ilk golü yediği 7 maçtan yalnızca 1’ini kazanabildi. Bu tip rakamları tek başına “Hoca geriye düştüğünde maç çeviremiyor.” diye okumak doğru olmaz. Ancak ilk golü yediğiniz anda rakip daha fazla beklemeye, alanları daraltmaya ve sizi yerleşik savunmaya karşı oynamaya zorlamaya başlıyor. Aynı senaryo farklı dönemlerde tekrar ediyorsa, teknik adamın yerleşik savunmaya karşı çözüm üretme kapasitesini ve geriye düştüğünde oyunu nasıl değiştirdiğini sorgulamak gerekir. Bugünkü Sivasspor’un problemi de tam olarak burada büyüdü. Zaten düşük olan saha içi hareketliliğiniz, rakip skor avantajını aldıktan sonra daha da görünür hâle geliyor. Transfer şart ama Sivasspor’un ihtiyacı yalnızca daha iyi oyuncular değil; o oyuncuları birbirine bağlayacak daha iyi bir oyun.

41,278 Aufrufe

1461 Trabzonspor – Bursaspor Maç Sonu (Tahsin hocam canını sıkma, haftaya Mersin maçı var; 5 atarsın, moralin yerine gelir.) Bursaspor bugün kötü oyundan dolayı mı kaybetti yoksa teknik adam plansızlığından mı kaybetti? Bugün yenilgiye rağmen yapılan transferlerin çok doğru olduğunun altını çiziyorum. Bursaspor bugün yeni transferlerle oyun hızının fazlasıyla arttığını, temponun, baskının ve kalite seviyesinin yükseldiğini gösterdi. Bursaspor’da geldiği günden beri söylüyoruz; çok net şekilde teknik direktör sorunu var. Bursaspor oyun kurarken de hücum ederken de fazlasıyla doğaçlama oynuyor. Bugün rakip 3-4-1-2 ile, çift santraforla ön alan baskısı yapıp seni uzun vurmaya zorluyor ve istediğini alıyor. Senin, çift santrfora karşı bu baskıyı kıracak bir planın yok. Rakip santrafor Enes bağlantıya geliyor, ona uzun vuruyorlar, Enes tüm topları indiriyor ama Bursaspor stoperlerinden biri oyuncunun yanında değil. Bursaspor’da iki stoperden birini rakiple birebir eşleştirecek, büyük takım oyunu oynayacak cesareti göstermek lazım; korkmanın, çekinmenin anlamı yok. Bugün Bursaspor, Batuhan’ın yokluğunu derinden hissettiği bir maç oynadı. Enes Karakuş, Bursaspor stoperlerine çok ciddi bir üstünlük sağladı. Bursaspor 1. bölgeden 2. bölgeye geçişte Eyüp Akcan’ı kullanmak istiyor ama rakip Sami ile birebir eşleşiyor. Eyüp sürekli hareketli olmasına rağmen rakip markajı bırakmıyor. Bursaspor, Rahmetullah üzerinden oyun kurmak yerine ısrarla Barış Gök tarafını kullanmaya çalışıyor. Oysa Rahmetullah topu aldığında kat edeceği mesafe seni zaten 2. bölgeye taşıyacak. Aldığın oyuncunun neleri iyi yaptığını bilmek lazım. Hücum ederken oyuncuların rolleri zaten belli değil. Kenar oyuncuları tamamen kendi isteklerine göre pozisyon alıyor. Soner’e maç öncesi ne görev verildiği belli değil. Buna rağmen Bursaspor bugün maçı kazanacak pozisyonlara girdi, oyunu rakip sahada oynadığı anlar oldu. Ama iki stoperinin vasat oyunu, Barış Gök’ün arkasının adeta otoban olması ve genç kaleci Kerem’in yediği iki hatalı gol maçı kaybettirdi. Oyuncuların kötü günleri olur; o yüzden fazla yüklenmenin anlamı yok. Bugün Bursaspor’un kazanmak için net bir planı olsaydı, bu maçı zaten kazanmıştı. Kenarda Olcay Şahan’a bakıyorum, gözleri dört dönüyor. Maçın içinde. Tahsin hoca ise eli cebinde, adeta ısınmaya çalışıyor. Bursaspor’un hocasının kenardaki duruşu bile tedirgin edici, kimse kusura bakmasın. Haftaya ful tribünler önünde Mersin takımına 5 gol atınca bir şey değişmiyor. Maşallah Tahsin hoca, biraz cesur oynayan her takıma puan bırakıyor. Muşspor geldi, kendi oyununu oynadı, puanı aldı gitti. Gebze maçında Pektemek – Batuhan vura vura kazandı. O gün de söyledim: Pektemek – Batuhan ısrarı devam ederse puan kayıpları gelir. Bursa maçı kimseyi yanıltmasın. “Bursa hocası biraz cesur olsa farklı olurdu” diye yazdım; o günden sonra Gebzespor’un aldığı sonuçlar ortada. 1461 Trabzonspor bugün iki bekini senin yarı sahana gönderip, çift forvet + Sami ve Naim’le 6 kişiyle karşılama yapacak cesareti gösteriyor. Menemen takımı o gün biraz daha kaliteli ya da tecrübeli olsa yine senden puan alacaktı. Biraz cesur oynayan, baskı yapan herkes sana zorluk çıkarıyorsa hocanın özeleştiri yapması lazım. Son olarak Baran’ın sakatlanması da maçı olumsuz etkiledi. İnanılmaz preslerle maça başlamıştı. Bugün sakatlanmasaydı maçın hikâyesi çok farklı olabilirdi. En kısa zamanda sağlığına kavuşmasını diliyorum. 1461 Trabzonspor tarafında, Olcay Şahan’ı cesaretinden dolayı tebrik ederek başlamak lazım. Bugün stoperlerin oyunun içine katılmasıyla alınan bir galibiyet olduğunu düşünüyorum. Samet Yılmaz’ın oyun kurulumunda pas opsiyonu olmak için aldığı pozisyonlar, Mustafa Akbaş’ın top rakipteyken birebir eşleşmeleri çok değerliydi. İki bekin adeta 3’lünün kanat beki gibi kullanılıp rakip sahada konumlanması önemliydi. Sami’nin bahis cezası sonrası bugün fiziksel olarak geriye gittiğini gördüm. Daha erken kenara alınıp Veysel hamlesi daha erken gelebilirdi. +

1461 Trabzonspor – Bursaspor Maç Sonu (Tahsin hocam canını sıkma, haftaya Mersin maçı var; 5 atarsın, moralin yerine gelir.) Bursaspor bugün kötü oyundan dolayı mı kaybetti yoksa teknik adam plansızlığından mı kaybetti? Bugün yenilgiye rağmen yapılan transferlerin çok doğru olduğunun altını çiziyorum. Bursaspor bugün yeni transferlerle oyun hızının fazlasıyla arttığını, temponun, baskının ve kalite seviyesinin yükseldiğini gösterdi. Bursaspor’da geldiği günden beri söylüyoruz; çok net şekilde teknik direktör sorunu var. Bursaspor oyun kurarken de hücum ederken de fazlasıyla doğaçlama oynuyor. Bugün rakip 3-4-1-2 ile, çift santraforla ön alan baskısı yapıp seni uzun vurmaya zorluyor ve istediğini alıyor. Senin, çift santrfora karşı bu baskıyı kıracak bir planın yok. Rakip santrafor Enes bağlantıya geliyor, ona uzun vuruyorlar, Enes tüm topları indiriyor ama Bursaspor stoperlerinden biri oyuncunun yanında değil. Bursaspor’da iki stoperden birini rakiple birebir eşleştirecek, büyük takım oyunu oynayacak cesareti göstermek lazım; korkmanın, çekinmenin anlamı yok. Bugün Bursaspor, Batuhan’ın yokluğunu derinden hissettiği bir maç oynadı. Enes Karakuş, Bursaspor stoperlerine çok ciddi bir üstünlük sağladı. Bursaspor 1. bölgeden 2. bölgeye geçişte Eyüp Akcan’ı kullanmak istiyor ama rakip Sami ile birebir eşleşiyor. Eyüp sürekli hareketli olmasına rağmen rakip markajı bırakmıyor. Bursaspor, Rahmetullah üzerinden oyun kurmak yerine ısrarla Barış Gök tarafını kullanmaya çalışıyor. Oysa Rahmetullah topu aldığında kat edeceği mesafe seni zaten 2. bölgeye taşıyacak. Aldığın oyuncunun neleri iyi yaptığını bilmek lazım. Hücum ederken oyuncuların rolleri zaten belli değil. Kenar oyuncuları tamamen kendi isteklerine göre pozisyon alıyor. Soner’e maç öncesi ne görev verildiği belli değil. Buna rağmen Bursaspor bugün maçı kazanacak pozisyonlara girdi, oyunu rakip sahada oynadığı anlar oldu. Ama iki stoperinin vasat oyunu, Barış Gök’ün arkasının adeta otoban olması ve genç kaleci Kerem’in yediği iki hatalı gol maçı kaybettirdi. Oyuncuların kötü günleri olur; o yüzden fazla yüklenmenin anlamı yok. Bugün Bursaspor’un kazanmak için net bir planı olsaydı, bu maçı zaten kazanmıştı. Kenarda Olcay Şahan’a bakıyorum, gözleri dört dönüyor. Maçın içinde. Tahsin hoca ise eli cebinde, adeta ısınmaya çalışıyor. Bursaspor’un hocasının kenardaki duruşu bile tedirgin edici, kimse kusura bakmasın. Haftaya ful tribünler önünde Mersin takımına 5 gol atınca bir şey değişmiyor. Maşallah Tahsin hoca, biraz cesur oynayan her takıma puan bırakıyor. Muşspor geldi, kendi oyununu oynadı, puanı aldı gitti. Gebze maçında Pektemek – Batuhan vura vura kazandı. O gün de söyledim: Pektemek – Batuhan ısrarı devam ederse puan kayıpları gelir. Bursa maçı kimseyi yanıltmasın. “Bursa hocası biraz cesur olsa farklı olurdu” diye yazdım; o günden sonra Gebzespor’un aldığı sonuçlar ortada. 1461 Trabzonspor bugün iki bekini senin yarı sahana gönderip, çift forvet + Sami ve Naim’le 6 kişiyle karşılama yapacak cesareti gösteriyor. Menemen takımı o gün biraz daha kaliteli ya da tecrübeli olsa yine senden puan alacaktı. Biraz cesur oynayan, baskı yapan herkes sana zorluk çıkarıyorsa hocanın özeleştiri yapması lazım. Son olarak Baran’ın sakatlanması da maçı olumsuz etkiledi. İnanılmaz preslerle maça başlamıştı. Bugün sakatlanmasaydı maçın hikâyesi çok farklı olabilirdi. En kısa zamanda sağlığına kavuşmasını diliyorum. 1461 Trabzonspor tarafında, Olcay Şahan’ı cesaretinden dolayı tebrik ederek başlamak lazım. Bugün stoperlerin oyunun içine katılmasıyla alınan bir galibiyet olduğunu düşünüyorum. Samet Yılmaz’ın oyun kurulumunda pas opsiyonu olmak için aldığı pozisyonlar, Mustafa Akbaş’ın top rakipteyken birebir eşleşmeleri çok değerliydi. İki bekin adeta 3’lünün kanat beki gibi kullanılıp rakip sahada konumlanması önemliydi. Sami’nin bahis cezası sonrası bugün fiziksel olarak geriye gittiğini gördüm. Daha erken kenara alınıp Veysel hamlesi daha erken gelebilirdi. +

34,803 Aufrufe

Karşıyaka, Gökdeniz Tandoğan ile anlaşma sağladı. Karşıyaka’nın 25 yaş altı kontenjanı için doğru bir profile gittiğini düşünüyorum. Adımları çabuk, bir anda hızlanarak rakip kenar oyuncusunu oyundan düşürebilen ve ceza sahasına yaptığı kesmeleri de tehditkâr bulduğum bir oyuncu. Gökdeniz’i ağırlıklı olarak dış koridoru kullanırken göreceğiz. Çizgiye basarak oynamayı seviyor. Uzun ya da şiddeti yüksek paslarda ilk kontrol kalitesi de kötü değil. Top rakipteyken çok agresif baskılara çıkan bir oyuncu değil. Daha çok half-space’i kapatmaya odaklanan bir savunma anlayışı var. Kendi hızının farkında olduğu için rakiple arasındaki mesafeyi zaman zaman fazla açabiliyor. Bazı maçlarda bunun sıkıntısını yaşadı. Rakibe bu kadar rahat orta açma imkânı vermemesi gerekiyor. Birebir savunmada kendi dışına doğru daha başarılı. Rakip iç koridora yöneldiğinde koşuyu takip ediyor ancak hamle zamanlamasında gecikmeler yaşayabiliyor. Bu yüzden merkezin sol içinde oynayan oyuncunun o koridoru doğru kapatması önemli. Bana göre en büyük zaafı ise hava topları. Ceza sahası içinde birebir hava topuna kaldığında ciddi problem yaşama ihtimali yüksek. Bu konuyla ilgili Ankaragücü maçının 37.24. dakikası, Adana maçının 89. dakikası, Erbaa maçının ise 77.45 ve 79. dakika sekansları iyi örnekler. Oyuncunun kutu içi savunmasında problemler var. Pozisyonu seyredip boşta kalan oyuncuya geç reaksiyon verdiği anları göreceğiz. Buna karşılık ceza sahası dışındaki savunmacılığı ve oyun farkındalığı daha yüksek. Rakip kanat oyuncusunun içe girdiği, rakip bekin ise çizgiye basarak Gökdeniz’i kararsız bırakmaya çalıştığı anlarda doğru vücut açısını ve mesafeyi alabiliyor. Boşta kalan oyuncuyu görüp takım arkadaşlarını yönlendirecek farkındalığa da sahip. Karşıyaka taraftarının en çok hoşuna gidecek tarafı ise dinamizmi ve dripling becerisi olacaktır. Özellikle çizgide birebir kaldığında rakibini eksiltme potansiyeli oldukça değerli. Buna karşılık taraftarın en çok tedirgin olacağı bölüm ise ceza sahası içindeki savunma aksiyonları olacak. Sonuçta 23 yaşında bir oyuncudan bahsediyoruz. Elbette eksikleri olacak. Burhanettin hocanın oyuncu gelişimi konusundaki dokunuşlarını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle özellikle savunma tarafındaki gelişimini merak ediyorum. Oyuncunun dribbling kalitesini görebilmeniz için iki sekans bırakıyorum. Burada bir detayın daha altını çizmek lazım. Önünde geniş alan bulduğunda topu taşıma konusunda etkili olsa da, bazı pozisyonlarda topu önüne dürtüş şiddetini ayarlayamadığı ya da mesafe uzadıkça koşu dengesini kaybettiği anlar var. Bu yüzden, yanında rakip varken mesafenin çok uzamadığı, dar-orta alandaki patlamalarında çok daha tehditkar olduğunu söylemek lazım.

Karşıyaka, Gökdeniz Tandoğan ile anlaşma sağladı. Karşıyaka’nın 25 yaş altı kontenjanı için doğru bir profile gittiğini düşünüyorum. Adımları çabuk, bir anda hızlanarak rakip kenar oyuncusunu oyundan düşürebilen ve ceza sahasına yaptığı kesmeleri de tehditkâr bulduğum bir oyuncu. Gökdeniz’i ağırlıklı olarak dış koridoru kullanırken göreceğiz. Çizgiye basarak oynamayı seviyor. Uzun ya da şiddeti yüksek paslarda ilk kontrol kalitesi de kötü değil. Top rakipteyken çok agresif baskılara çıkan bir oyuncu değil. Daha çok half-space’i kapatmaya odaklanan bir savunma anlayışı var. Kendi hızının farkında olduğu için rakiple arasındaki mesafeyi zaman zaman fazla açabiliyor. Bazı maçlarda bunun sıkıntısını yaşadı. Rakibe bu kadar rahat orta açma imkânı vermemesi gerekiyor. Birebir savunmada kendi dışına doğru daha başarılı. Rakip iç koridora yöneldiğinde koşuyu takip ediyor ancak hamle zamanlamasında gecikmeler yaşayabiliyor. Bu yüzden merkezin sol içinde oynayan oyuncunun o koridoru doğru kapatması önemli. Bana göre en büyük zaafı ise hava topları. Ceza sahası içinde birebir hava topuna kaldığında ciddi problem yaşama ihtimali yüksek. Bu konuyla ilgili Ankaragücü maçının 37.24. dakikası, Adana maçının 89. dakikası, Erbaa maçının ise 77.45 ve 79. dakika sekansları iyi örnekler. Oyuncunun kutu içi savunmasında problemler var. Pozisyonu seyredip boşta kalan oyuncuya geç reaksiyon verdiği anları göreceğiz. Buna karşılık ceza sahası dışındaki savunmacılığı ve oyun farkındalığı daha yüksek. Rakip kanat oyuncusunun içe girdiği, rakip bekin ise çizgiye basarak Gökdeniz’i kararsız bırakmaya çalıştığı anlarda doğru vücut açısını ve mesafeyi alabiliyor. Boşta kalan oyuncuyu görüp takım arkadaşlarını yönlendirecek farkındalığa da sahip. Karşıyaka taraftarının en çok hoşuna gidecek tarafı ise dinamizmi ve dripling becerisi olacaktır. Özellikle çizgide birebir kaldığında rakibini eksiltme potansiyeli oldukça değerli. Buna karşılık taraftarın en çok tedirgin olacağı bölüm ise ceza sahası içindeki savunma aksiyonları olacak. Sonuçta 23 yaşında bir oyuncudan bahsediyoruz. Elbette eksikleri olacak. Burhanettin hocanın oyuncu gelişimi konusundaki dokunuşlarını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle özellikle savunma tarafındaki gelişimini merak ediyorum. Oyuncunun dribbling kalitesini görebilmeniz için iki sekans bırakıyorum. Burada bir detayın daha altını çizmek lazım. Önünde geniş alan bulduğunda topu taşıma konusunda etkili olsa da, bazı pozisyonlarda topu önüne dürtüş şiddetini ayarlayamadığı ya da mesafe uzadıkça koşu dengesini kaybettiği anlar var. Bu yüzden, yanında rakip varken mesafenin çok uzamadığı, dar-orta alandaki patlamalarında çok daha tehditkar olduğunu söylemek lazım.

10,760 Aufrufe

Bursaspor’un Legia Varşova forması giyen Elitim ile anlaşması sonrası oyuncunun “6 mı, 8 mi?” olduğu konusunda ciddi bir kafa karışıklığı oluştuğunu gördüm. Sezon başında Legia Varşova 4-1-4-1 dizilimiyle oynarken merkezde Szymanski (6) - Elitim (8) - Kapustka (8) üçlüsü vardı. İlerleyen haftalarda 3-4-3 dizilimine geçildikten sonra ise Szymanski denklemden çıktı, Elitim ve Kapustka oyunun iki yönünü de oynayan merkezlere dönüştü. Yani kağıt üzerinde çift 6 gibi gözükseler de saha içinde hem 6 hem 8 rollerini üstlendiklerini gördük. Kısacası Elitim, hem 6 hem 8 oynayabilen bir oyuncu. Bizim ligimizde 6 numaralar genelde işin sadece savunma kısmında kaldığı için Elitim’in hem hücumda hem savunmada aktif rol alması insanları biraz yanıltmış olabilir. Ama oyuncunun 6 ya da 8 konumlandığı anlarda rolü aslında çok değişmiyor. Szymanski oyun kurma meziyeti yüksek bir oyuncu olmadığı için devamlı stoper arasına girerek ya da bekleşerek oyunu kurmaya çalışıyordu. Elitim ise 8 rolünde oynadığı anlarda bile derine gelip 3-1-6 konumlanmasında oyunu kuran isim oluyordu. 3-4-3 diziliminde ise topa sahip olunan anlarda takımın 3-2-5 konumlanmasıyla, Kapustka ile beraber oyunu yine şekillendiren isimdi. Bursaspor’un Mustafa Er geldikten sonra hücumda 3-2-5 şeklinde konumlandığını daha önce fazlasıyla anlatmıştım. Burada yine hocanın oynatacağı sisteme ve bu yapıya oynamaya alışık bir oyuncu transfer edildiğinin altını çizmek lazım Oyuncu özelliklerine gelirsek; Elitim'in beni fazlasıyla etkilediğini söylemem lazım. Seni direkt ileri taşıyacak bir zekaya ve teknik kaliteye sahip bir oyuncu. 6 rolünde oynarsa, 1. Lig'in en yetenekli 6 numarasını herkes seyretmiş olacak. Topla ilişkisinin üst seviye olmasının yanında, işin defansif kısmındaki katkısı da beni fazlasıyla etkiledi. Geriye dönüşlerdeki koşu temposu, rakip koşuyu takip etmedeki ısrarı ve önde baskı yaparken arkadan yüksek şiddetli koşularla gelip rakibin topla dönmesine izin vermemesi çok önemli artılar. 3-4-3 diziliminde merkezde 2 kişi oynarken, bu ikilinin merkezin tüm pis işlerini yapması, topa sahip olunan anlarda ise bu kadar doğru ve dikine oynayabilmesi büyük iş. Oyuncuyu kafada canlandırmak için şöyle özetleyebiliriz: Top rakipteyken defansif aksiyonların tamamen içinde olan, ön alan baskısında başrol oynayabilecek koşu temposuna sahip, baskıya giderken takım arkadaşlarını da eliyle yönlendiren bir oyuncu. Top ayağına geldiğinde ise pasla hat kırarak seni ileri taşıyabilen bir merkez. Yine duran toplardaki orta kalitesini de akan oyundaki orta kalitesini de fazlasıyla beğendim. Lechia Gdansk maçının 31. dakikasında kestiği ortadan bile kalitesini hissedeceğiniz bir oyuncu. Peki Elitim’den ne beklememek lazım? 8 rolünde oynadığı senaryoda onu pasör 8 gibi izleyeceğiz. Bek-stoper arasına sürekli koşu atıp tehdit yaratan bir profil değil. Yine skor katkısı konusunda da aşırı beklentiye girmemek lazım. Asist ve “asistin asisti” kısmında değerli olacaktır. 6 ya da 8 hangi rolde oynarsa oynasın, omuz omuza çarpışmalarda rakibi fiziksel olarak ezip dağıtan bir oyuncu beklentisi doğru olmaz. Aklıyla savunan, aklıyla hücum eden bir oyuncu olduğunu unutmamak gerekiyor. “Yumuşak merkez” dediğimiz yapı aslında ikili mücadeleyi kaybeden değil, mücadeleye girmek istemeyen oyunculardan oluşuyor. Rakibin koşusuna cevap veremeyen, baskıya doğru açıyla gidemeyen, suni baskılar yapıp kolay kırılan merkezler problem yaratıyor. Elitim’in oyununda ise bu problemleri çok fazla görmüyoruz. 2 video bırakıyorum. 1. videoda Elitim’in geriye dönüşleriyle alakalı bu tarz sekanslar fazlasıyla var. 2. video ise saha içi konumlanma açısından derslik bir gol. Ancak Elitim topu tekte oynamayıp bir kez daha dokunsa bu pozisyon golle bitmezdi. Tekte oynayacak kaliteye ve zekâya sahip olmasının artısını görüyoruz.

Bursaspor’un Legia Varşova forması giyen Elitim ile anlaşması sonrası oyuncunun “6 mı, 8 mi?” olduğu konusunda ciddi bir kafa karışıklığı oluştuğunu gördüm. Sezon başında Legia Varşova 4-1-4-1 dizilimiyle oynarken merkezde Szymanski (6) - Elitim (8) - Kapustka (8) üçlüsü vardı. İlerleyen haftalarda 3-4-3 dizilimine geçildikten sonra ise Szymanski denklemden çıktı, Elitim ve Kapustka oyunun iki yönünü de oynayan merkezlere dönüştü. Yani kağıt üzerinde çift 6 gibi gözükseler de saha içinde hem 6 hem 8 rollerini üstlendiklerini gördük. Kısacası Elitim, hem 6 hem 8 oynayabilen bir oyuncu. Bizim ligimizde 6 numaralar genelde işin sadece savunma kısmında kaldığı için Elitim’in hem hücumda hem savunmada aktif rol alması insanları biraz yanıltmış olabilir. Ama oyuncunun 6 ya da 8 konumlandığı anlarda rolü aslında çok değişmiyor. Szymanski oyun kurma meziyeti yüksek bir oyuncu olmadığı için devamlı stoper arasına girerek ya da bekleşerek oyunu kurmaya çalışıyordu. Elitim ise 8 rolünde oynadığı anlarda bile derine gelip 3-1-6 konumlanmasında oyunu kuran isim oluyordu. 3-4-3 diziliminde ise topa sahip olunan anlarda takımın 3-2-5 konumlanmasıyla, Kapustka ile beraber oyunu yine şekillendiren isimdi. Bursaspor’un Mustafa Er geldikten sonra hücumda 3-2-5 şeklinde konumlandığını daha önce fazlasıyla anlatmıştım. Burada yine hocanın oynatacağı sisteme ve bu yapıya oynamaya alışık bir oyuncu transfer edildiğinin altını çizmek lazım Oyuncu özelliklerine gelirsek; Elitim'in beni fazlasıyla etkilediğini söylemem lazım. Seni direkt ileri taşıyacak bir zekaya ve teknik kaliteye sahip bir oyuncu. 6 rolünde oynarsa, 1. Lig'in en yetenekli 6 numarasını herkes seyretmiş olacak. Topla ilişkisinin üst seviye olmasının yanında, işin defansif kısmındaki katkısı da beni fazlasıyla etkiledi. Geriye dönüşlerdeki koşu temposu, rakip koşuyu takip etmedeki ısrarı ve önde baskı yaparken arkadan yüksek şiddetli koşularla gelip rakibin topla dönmesine izin vermemesi çok önemli artılar. 3-4-3 diziliminde merkezde 2 kişi oynarken, bu ikilinin merkezin tüm pis işlerini yapması, topa sahip olunan anlarda ise bu kadar doğru ve dikine oynayabilmesi büyük iş. Oyuncuyu kafada canlandırmak için şöyle özetleyebiliriz: Top rakipteyken defansif aksiyonların tamamen içinde olan, ön alan baskısında başrol oynayabilecek koşu temposuna sahip, baskıya giderken takım arkadaşlarını da eliyle yönlendiren bir oyuncu. Top ayağına geldiğinde ise pasla hat kırarak seni ileri taşıyabilen bir merkez. Yine duran toplardaki orta kalitesini de akan oyundaki orta kalitesini de fazlasıyla beğendim. Lechia Gdansk maçının 31. dakikasında kestiği ortadan bile kalitesini hissedeceğiniz bir oyuncu. Peki Elitim’den ne beklememek lazım? 8 rolünde oynadığı senaryoda onu pasör 8 gibi izleyeceğiz. Bek-stoper arasına sürekli koşu atıp tehdit yaratan bir profil değil. Yine skor katkısı konusunda da aşırı beklentiye girmemek lazım. Asist ve “asistin asisti” kısmında değerli olacaktır. 6 ya da 8 hangi rolde oynarsa oynasın, omuz omuza çarpışmalarda rakibi fiziksel olarak ezip dağıtan bir oyuncu beklentisi doğru olmaz. Aklıyla savunan, aklıyla hücum eden bir oyuncu olduğunu unutmamak gerekiyor. “Yumuşak merkez” dediğimiz yapı aslında ikili mücadeleyi kaybeden değil, mücadeleye girmek istemeyen oyunculardan oluşuyor. Rakibin koşusuna cevap veremeyen, baskıya doğru açıyla gidemeyen, suni baskılar yapıp kolay kırılan merkezler problem yaratıyor. Elitim’in oyununda ise bu problemleri çok fazla görmüyoruz. 2 video bırakıyorum. 1. videoda Elitim’in geriye dönüşleriyle alakalı bu tarz sekanslar fazlasıyla var. 2. video ise saha içi konumlanma açısından derslik bir gol. Ancak Elitim topu tekte oynamayıp bir kez daha dokunsa bu pozisyon golle bitmezdi. Tekte oynayacak kaliteye ve zekâya sahip olmasının artısını görüyoruz.

10,611 Aufrufe

Amedspor - Manisa FK Maç Sonu (Senden Bir Tane Daha Yok: Dia Saba) Amedspor, Mesut Bakkal döneminin bana göre en iyi oyununu oynadı. Golün geç gelmesi hikâyeyi biraz geciktirmiş olsa da ortaya konan oyun bu maçın kazanılmasını fazlasıyla hak etti. Amedspor’u en fazla eleştirdiğimiz konulardan biri topa sahip olduğu anlarda oyuncular arasındaki mesafelerin fazla olmasıydı. Bu maçta ise topa sahipken çok daha iyi konumlanan, birbirine yakın oynayan bir Amedspor gördük. Savunma hattının öne çıkmaktan çekinmemesi ve oyuna dahil olmasıyla birlikte birçok sekansın 10 oyuncunun aynı kadrajda olduğu bir yapı ortaya çıktı. Amedspor’un hücumdan sonra topu kaybettiği anlarda verdiği reaksiyon da oldukça değerliydi. Topu çok kısa sürede tekrar kazanabildiler. Bu konuda da sezon boyunca ciddi sıkıntılar yaşanıyordu. Takım boyunun kısalması baskı kalitesini doğrudan artırdı. İlk yarıda Erce’nin neredeyse yere yatmadığı, oyunun sürekli rakip sahada oynandığı bir bölüm izledik. Ancak çok fazla çizilmiş hücum seti olmadığı için hücumlar daha çok kenar ortalarına kaldı. Bu ortalarda Amedspor’un ceza sahasına en az üç oyuncuyla girmesi aslında gol ihtimalini artırıyordu fakat Manisa FK yan topları iyi savundu. Burada yanlış bir algı oluşmasın: Amedspor ceza sahasına tek oyuncuyla girip orta kesen bir takım değildi. Ceza sahasına 4-5 oyuncuyla girdiği birçok sekans vardı ve bu oldukça değerli bir detaydı. Kenar ortalarının bu kadar fazla olmasının nedenlerinden biri de Dimitrov’un oyuncu profili. Hoca Dimitrov’u zaman zaman iç koridora sokmak istese de oyuncu orada rahat olmadığı için çoğu zaman tekrar çizgiye yönelip birebir denemeyi ya da orta yapmayı tercih ediyor. Bu transfer yapıldığında da şunu söylemiştim: Dimitrov farklı duygular yaşatacak bir oyuncu. Bir maçta birebirleriyle ya da müthiş ortalarıyla sana maçı kazandırıp “vay be” dedirtebilir, başka bir maçta ise orta kesmek dışında başka bir meziyeti olup olmadığını sorgulatabilir. Merkezleşen kanat rolü olmadığı gibi kanat forvet rolüne de tam ikna olmuş bir oyuncu değil. Bu yüzden onu çizgi rolünün dışına çıkarmak kolay değil. Dimitrov’u değerlendirirken bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. İlk yarıda “az pozisyona girdik” hikâyesine biraz da şöyle bakmak lazım. Dakika 8’de Hasani vurmak yerine Dimitrov’a verse çok erken dakikada skoru alma ihtimali vardı. İkinci yarıda da ilk yarıya benzer bir oyun izledik. Ancak burada hocayı değişiklik konusunda biraz eleştirmek gerekir. Hamleler bana göre geç geldi. Eğer bu maç 0-0 bitseydi hikâyeyi oyun üzerinden değil, geç yapılan değişiklikler üzerinden konuşuyor olacaktık. Çünkü oyun zaten rakip sahada oynanıyordu. Bu ligde hayal ettirdiği şeylerin eşi benzeri olmayan Dia Saba’nın bu kadar geç oyuna girmesine açıkçası şaşırdım. Moreno hamlesini ise doğru buluyorum. Moreno savunma arkası koşu tehdidi yüksek bir oyuncu. Moreno ve Gyan santrforlaşabilen oyuncular ve bu profil çok değerli. Bu oyuncuların koşularına pası atacak bir oyuncuya ihtiyaç vardı ve sahneye çıkan Dia Saba attığı inanılmaz pasla galibiyeti getirdi. Rakibin 10 kişi kaldığı pozisyon da aslında önemli bir sekans. Top rakibe geçtiği anda hemen kazanma isteğinin ne kadar önemli olduğunu net şekilde gördük. Amedspor bekleri, stoperleri ve merkez oyuncuları top rakibe geçtiği anda rakibin ensesinde nefesini hissettirdi. Manisa FK ise rakibi karşılarken oldukça alan odaklı bir savunma yaptı. Amedspor gibi oyuncu kalitesi olan bir takıma bu kadar rahat oyun kurma imkânı verir ve temas etmezsen bunun bedelini ödeme ihtimalin oldukça yüksek. Bugün gol sadece geç geldi. Bu maç aslında dakika 8’de de 1-0 olabilecek, herhangi bir yan topta da 1-0’a gidebilecek, 70-75 arasında da 1-0’ı bulabilecek bir maçtı. Yani bu maçın hikâyesinde zaten 1-0’ın geleceği anlar da işaretler de vardı.

Amedspor - Manisa FK Maç Sonu (Senden Bir Tane Daha Yok: Dia Saba) Amedspor, Mesut Bakkal döneminin bana göre en iyi oyununu oynadı. Golün geç gelmesi hikâyeyi biraz geciktirmiş olsa da ortaya konan oyun bu maçın kazanılmasını fazlasıyla hak etti. Amedspor’u en fazla eleştirdiğimiz konulardan biri topa sahip olduğu anlarda oyuncular arasındaki mesafelerin fazla olmasıydı. Bu maçta ise topa sahipken çok daha iyi konumlanan, birbirine yakın oynayan bir Amedspor gördük. Savunma hattının öne çıkmaktan çekinmemesi ve oyuna dahil olmasıyla birlikte birçok sekansın 10 oyuncunun aynı kadrajda olduğu bir yapı ortaya çıktı. Amedspor’un hücumdan sonra topu kaybettiği anlarda verdiği reaksiyon da oldukça değerliydi. Topu çok kısa sürede tekrar kazanabildiler. Bu konuda da sezon boyunca ciddi sıkıntılar yaşanıyordu. Takım boyunun kısalması baskı kalitesini doğrudan artırdı. İlk yarıda Erce’nin neredeyse yere yatmadığı, oyunun sürekli rakip sahada oynandığı bir bölüm izledik. Ancak çok fazla çizilmiş hücum seti olmadığı için hücumlar daha çok kenar ortalarına kaldı. Bu ortalarda Amedspor’un ceza sahasına en az üç oyuncuyla girmesi aslında gol ihtimalini artırıyordu fakat Manisa FK yan topları iyi savundu. Burada yanlış bir algı oluşmasın: Amedspor ceza sahasına tek oyuncuyla girip orta kesen bir takım değildi. Ceza sahasına 4-5 oyuncuyla girdiği birçok sekans vardı ve bu oldukça değerli bir detaydı. Kenar ortalarının bu kadar fazla olmasının nedenlerinden biri de Dimitrov’un oyuncu profili. Hoca Dimitrov’u zaman zaman iç koridora sokmak istese de oyuncu orada rahat olmadığı için çoğu zaman tekrar çizgiye yönelip birebir denemeyi ya da orta yapmayı tercih ediyor. Bu transfer yapıldığında da şunu söylemiştim: Dimitrov farklı duygular yaşatacak bir oyuncu. Bir maçta birebirleriyle ya da müthiş ortalarıyla sana maçı kazandırıp “vay be” dedirtebilir, başka bir maçta ise orta kesmek dışında başka bir meziyeti olup olmadığını sorgulatabilir. Merkezleşen kanat rolü olmadığı gibi kanat forvet rolüne de tam ikna olmuş bir oyuncu değil. Bu yüzden onu çizgi rolünün dışına çıkarmak kolay değil. Dimitrov’u değerlendirirken bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. İlk yarıda “az pozisyona girdik” hikâyesine biraz da şöyle bakmak lazım. Dakika 8’de Hasani vurmak yerine Dimitrov’a verse çok erken dakikada skoru alma ihtimali vardı. İkinci yarıda da ilk yarıya benzer bir oyun izledik. Ancak burada hocayı değişiklik konusunda biraz eleştirmek gerekir. Hamleler bana göre geç geldi. Eğer bu maç 0-0 bitseydi hikâyeyi oyun üzerinden değil, geç yapılan değişiklikler üzerinden konuşuyor olacaktık. Çünkü oyun zaten rakip sahada oynanıyordu. Bu ligde hayal ettirdiği şeylerin eşi benzeri olmayan Dia Saba’nın bu kadar geç oyuna girmesine açıkçası şaşırdım. Moreno hamlesini ise doğru buluyorum. Moreno savunma arkası koşu tehdidi yüksek bir oyuncu. Moreno ve Gyan santrforlaşabilen oyuncular ve bu profil çok değerli. Bu oyuncuların koşularına pası atacak bir oyuncuya ihtiyaç vardı ve sahneye çıkan Dia Saba attığı inanılmaz pasla galibiyeti getirdi. Rakibin 10 kişi kaldığı pozisyon da aslında önemli bir sekans. Top rakibe geçtiği anda hemen kazanma isteğinin ne kadar önemli olduğunu net şekilde gördük. Amedspor bekleri, stoperleri ve merkez oyuncuları top rakibe geçtiği anda rakibin ensesinde nefesini hissettirdi. Manisa FK ise rakibi karşılarken oldukça alan odaklı bir savunma yaptı. Amedspor gibi oyuncu kalitesi olan bir takıma bu kadar rahat oyun kurma imkânı verir ve temas etmezsen bunun bedelini ödeme ihtimalin oldukça yüksek. Bugün gol sadece geç geldi. Bu maç aslında dakika 8’de de 1-0 olabilecek, herhangi bir yan topta da 1-0’a gidebilecek, 70-75 arasında da 1-0’ı bulabilecek bir maçtı. Yani bu maçın hikâyesinde zaten 1-0’ın geleceği anlar da işaretler de vardı.

13,503 Aufrufe

Sakaryaspor teknik ekibi ve yönetimi bugün Vukovic ile ilgili net bir karar vermek zorunda. “Gitmek istiyor” haberleri doğruysa bu konu bir dakika bile uzatılmamalı. Çünkü bugün sahada takımını resmen 1 kişi eksik oynattı. Bu seviyede, bu formayla bu kadar laubali bir performansın açıklaması olamaz. Rakibin attığı ikinci golden yaklaşık 1 dakika önce yaşanan pozisyonda Vukovic’in geriye dönüşü ve savunma kayışı tamamen göstermelikti. Ne hız var, ne temas var, ne de alan kapatma isteği. Mücadele ediyormuş gibi görünen ama oyuna hiçbir etkisi olmayan hareketler. Bu futbol değil, formalite. Gol olan pozisyonda ise tablo daha da vahim. Ege Bilsel ile birebirde takibi bilinçli şekilde bırakıyor. Rakip oyuncu ceza sahasına kadar rahatça giriyor, şutunu atıyor ve Vukovic ancak pozisyon bittikten sonra kadraja giriyor. Bu bir anlık hata değil, doğrudan sorumluluktan kaçıştır. Sakaryaspor’un asıl problemi de tam olarak burada. Sahada gerçekten mücadele edenlerle, mücadele ediyormuş gibi yapanlar arasındaki uçurum. Takımın enerjisini, direncini ve reaksiyon gücünü aşağı çeken şey taktik değil, bu zihniyet. Bu maçtan sonra konuşulması gereken konu hakem falan değil. Hakem yazmak kolay, asıl zor olan sahada formayı hak etmeyen oyuncuları yazmak. Sakaryaspor medyası artık hakem ezberini bırakıp, bu takımı aşağı çeken oyuncu performanslarını açık açık yazmalı.

Sakaryaspor teknik ekibi ve yönetimi bugün Vukovic ile ilgili net bir karar vermek zorunda. “Gitmek istiyor” haberleri doğruysa bu konu bir dakika bile uzatılmamalı. Çünkü bugün sahada takımını resmen 1 kişi eksik oynattı. Bu seviyede, bu formayla bu kadar laubali bir performansın açıklaması olamaz. Rakibin attığı ikinci golden yaklaşık 1 dakika önce yaşanan pozisyonda Vukovic’in geriye dönüşü ve savunma kayışı tamamen göstermelikti. Ne hız var, ne temas var, ne de alan kapatma isteği. Mücadele ediyormuş gibi görünen ama oyuna hiçbir etkisi olmayan hareketler. Bu futbol değil, formalite. Gol olan pozisyonda ise tablo daha da vahim. Ege Bilsel ile birebirde takibi bilinçli şekilde bırakıyor. Rakip oyuncu ceza sahasına kadar rahatça giriyor, şutunu atıyor ve Vukovic ancak pozisyon bittikten sonra kadraja giriyor. Bu bir anlık hata değil, doğrudan sorumluluktan kaçıştır. Sakaryaspor’un asıl problemi de tam olarak burada. Sahada gerçekten mücadele edenlerle, mücadele ediyormuş gibi yapanlar arasındaki uçurum. Takımın enerjisini, direncini ve reaksiyon gücünü aşağı çeken şey taktik değil, bu zihniyet. Bu maçtan sonra konuşulması gereken konu hakem falan değil. Hakem yazmak kolay, asıl zor olan sahada formayı hak etmeyen oyuncuları yazmak. Sakaryaspor medyası artık hakem ezberini bırakıp, bu takımı aşağı çeken oyuncu performanslarını açık açık yazmalı.

14,437 Aufrufe

Videos

KutayTokk's profile picture

Eskişehirspor, Hasan Kaya transferini bitirdi. Geçtiğimiz sezon 2. Lig’de gösterişsiz ama fazlasıyla faydalı bulduğum iki kanat oyuncusu vardı. Bunlardan biri Hüseyin Afkan, diğeri ise Hasan Kaya’ydı. İki isim de top ayağına geldiğinde heyecan yaratacak profiller değildi. Ancak hücumun final aksiyonlarında sürekli doğru yerde konumlanan oyunculardı. Hüseyin Afkan final paslarıyla, Hasan Kaya ise doğrudan skor katkısıyla öne çıkıyordu. Hasan Kaya geçtiğimiz sezon 11 gol, 3 asistle 14 gole doğrudan katkı verdi. Bahis cezası nedeniyle kaçırdığı maçlar olmasaydı bu rakamın 25’li sayılara ulaşacağını düşünüyorum. Eskişehirspor’un kadrosunda zaten birebir tehdidi yüksek oyuncular vardı. Bu nedenle alınacak kanat oyuncusunun öncelikli özelliğinin birebir değil, skor katkısı ve savunma arkası koşu tehdidi olması gerekiyordu. Aranan profil buydu ve Eskişehirspor’un bu profile uygun doğru isme gittiğini düşünüyorum. Hasan Kaya, iç koridorda konumlanmayı seven ve zihni sürekli savunma arkası koşularında olan bir oyuncu. Bek-stoper arasına yaptığı koşularla rakip savunmayı sürekli rahatsız ediyor. Daha da önemlisi, bu koşuların sonunda işi bitirebilen bir bitiriciliğe sahip. Bu sezon yayınlanan maçlarında rakip kaleyi 35 kez yokladı ve %54 isabet oranı yakaladı. Bu şutların 26’sı ceza sahası içinden gelirken, buradaki isabet oranı ise %58. Yani onu doğru pozisyona soktuğunuz anda hücumun finalini yapabilecek bir oyuncudan bahsediyoruz. İç koridor konumlanmalarındaki tehdidi yalnızca kanal koşularından ibaret değil. Sırtı dönük aldığı toplarda doğru ilk kontrolü ve vücut açısı sayesinde yüzünü kaleye dönmekte zorlanmıyor. Pas kalitesi üst düzey olmasa da pas bağlantılarında rol alabilecek seviyede. Hasan Kaya’nın arkasında dış koridor kullanımı yüksek, hücumcu bir bek olması önemli. Eskişehirspor’un elinde bu profile uygun Murat Şenel gibi bir oyuncunun bulunması da büyük avantaj. Hasan Kaya’dan beklentim sadece yapacağı savunma arkası koşularla skor üretmesi değil. Topla buluşamadığı sekanslarda bile açacağı alanlarla takım arkadaşlarını besleyecek ve hücumun akışını olumlu yönde etkileyecek bir oyuncu olacaktır. Peki Hasan Kaya’dan neleri beklememek lazım? Birebirde çok tehditkâr bir oyuncu değil. İsmail Kulet’in rakibini birebirde yakaladığı anda vurup geçebildiği sekanslara benzer bir beklenti oluşmamalı. Hasan Kaya daha çok dar alanda vücut çalımlarıyla rakibini eksiltmeye çalışan bir profil. Ancak bunu da üst seviyede yaptığını söylemek zor. Final pası konusunda da beklentiyi doğru ayarlamak gerekiyor. Bir alt lige indiği için asist katkısı bir miktar artabilir ancak final pas kalitesi güçlü taraflarından biri değil. Bunun yanında son kararlarında da zaman zaman bencil tercihler yapabiliyor. Karşı karşıya kaldığı bazı pozisyonlarda solundaki boş takım arkadaşını görmek yerine bitirmeyi tercih ettiği sekanslar oldukça fazla. Şunun da altını çizmek gerekiyor; karşı karşıya kaldığı birçok pozisyonda yanında bomboş takım arkadaşı olmasına rağmen tercihini kendi vuruşundan yana kullanıyor. Aliağa maçında attığı üçüncü gol bunun en net örneklerinden biri. Kötü vurmasına rağmen top ağlara gitti ama doğru tercih soldaki boş arkadaşına pas vermekti. Yine Soma maçının 12.43. dakikasında karşı karşıya kaldığı pozisyonda dışarı vurduğu topta da aynı tercih hatasını yaptı. Solunda müsait takım arkadaşı vardı. Bu örnekleri artırmak mümkün. Top rakipteyken ise Aliağa maçındaki savunma isteğinden çok, Mardin maçındaki savunma iştahını sahaya yansıtması gerekiyor. “Bir alt lige indim” psikolojisine girmeden takım savunmasına aynı katkıyı vermesi önemli olacak. Hasan Kaya ile İsmail Kulet arasında güzel bir forma rekabeti bizi bekliyor. Birbirinden oldukça farklı iki profile sahip oyuncunun aynı kadroda bulunmasını önemli bir avantaj olarak görüyorum. Oyuncunun bazı görüntülerini de paylaşacağım. Özellikle topla buluşamadığı sekanslarda bile savunma arkasını koşularına dikkat.

Kutay

20,528 Aufrufe • vor 2 Monaten

KutayTokk's profile picture

Bursaspor yeni transferi Kelechi Iheanacho, neler beklemeliyiz? Oyuncunun bağlantı kalitesinin, şu anki form durumunda bile Avrupa standartlarında olduğunu çok rahat şekilde söyleyebiliriz. Bizde sırtı dönük oynayabilme becerisiyle bağlantı oyunu çoğu zaman aynı şeymiş gibi değerlendiriliyor. Santrfor sırtı kaleye dönük topu alıp geriye servis yaptığında hemen “çok iyi bağlantı oyuncusu” deniliyor. Oysa bir santrforun gerçekten üst düzey bağlantı oyuncusu olup olmadığını anlamak için önce sırtı dönük aldığı topla yüzünü kaleye dönebilme becerisine, ardından da o topu nereye ve nasıl oynadığına bakmak gerekir. Iheanacho sırtında oyuncu varken gönül rahatlığıyla pası atacağın, topa tek dokunuşu ile sırtındaki oyuncuyu oyundan düşürebilecek küçük ama seri adımlara sahip bir oyuncu. Bursaspor sadece bir santrfor transfer etmedi. Aynı zamanda merkezde takımına sayısal üstünlük kazandırabilecek, oyunu taşıyabilecek bir oyuncu aldı. Savunma arkası koşuları da en az bağlantı oyunu kadar değerli. Bağlantıya gelip takımını öne taşıyan ilk dokunuşu yaptıktan sonra koşusuna devam ediyor, ceza sahasına yaptığı ikinci koşularla rakip savunmacıları sürekli karar vermeye zorluyor. Bu nedenle topsuz oyunda da fazlasıyla tehditkâr bir profil. İşin final bölümünde de korkulacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Roma ve Motherwell maçlarında kaçırdığı basit goller paylaşılabilir. Ancak o pozisyonlara nasıl girdiğine, stoperden nasıl kurtulduğuna dikkat etmek gerekiyor. Gol kaçırmak için önce o pozisyonlara girebilmek gerekir. Santrforların gol kaçırması oyunun en doğal parçalarından biri. Bu yüzden bitiriciliği konusunda beni tereddütte bırakan bir durum yok. Top rakipteyken kısmına geçersek; ön alan baskısına katılan ve bu baskıları gerçekçi yapan, amacı topu kazanmak olan oyun iştahı yüksek bir oyuncudan bahsediyoruz. Celtic döneminde top rakipteyken isteksiz olduğu konusu kocaman bir hikaye. Peki Iheanacho’dan ne beklememek gerekiyor? Hava toplarında rakibine belirgin üstünlük kurmasını beklememek lazım. Bence en önemli konu ise şu: Oyun içi katkı vermeme ihtimali neredeyse yok. Merkezde kuracağı bağlantılar, takımına sağlayacağı sayısal üstünlük, savunma arkası koşuları ve hücum akışına yapacağı katkıyla mutlaka fark yaratacaktır. Ancak skor üretme konusunda üzerine gereksiz bir baskı oluşturulmaması gerekiyor. Bu arada bence skor da yapacak ama beklenti çok yükseldiği için sanki her hafta 1 tane sallamazsa tepki olacak gibi hissettiğim için yazıyorum Genel anlamda Bursaspor’un, “1. Lig’de ne işi var?” dedirtecek seviyede bir oyuncuyu Türkiye’ye getirerek çok önemli bir transfer gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Oyuncunun özellikle sırtı dönük topla buluştuğu sekanslardan kesitler hazırladım. Bağlantı oyununda ilk kontrolüyle savunmacısını nasıl oyundan düşürdüğünü ve sonrasında hücumu nasıl devam ettirdiğini bu görüntülerde daha net görebilirsiniz.

Kutay

19,233 Aufrufe • vor 2 Monaten

KutayTokk's profile picture

Bursaspor’un Legia Varşova forması giyen Elitim ile anlaşması sonrası oyuncunun “6 mı, 8 mi?” olduğu konusunda ciddi bir kafa karışıklığı oluştuğunu gördüm. Sezon başında Legia Varşova 4-1-4-1 dizilimiyle oynarken merkezde Szymanski (6) - Elitim (8) - Kapustka (8) üçlüsü vardı. İlerleyen haftalarda 3-4-3 dizilimine geçildikten sonra ise Szymanski denklemden çıktı, Elitim ve Kapustka oyunun iki yönünü de oynayan merkezlere dönüştü. Yani kağıt üzerinde çift 6 gibi gözükseler de saha içinde hem 6 hem 8 rollerini üstlendiklerini gördük. Kısacası Elitim, hem 6 hem 8 oynayabilen bir oyuncu. Bizim ligimizde 6 numaralar genelde işin sadece savunma kısmında kaldığı için Elitim’in hem hücumda hem savunmada aktif rol alması insanları biraz yanıltmış olabilir. Ama oyuncunun 6 ya da 8 konumlandığı anlarda rolü aslında çok değişmiyor. Szymanski oyun kurma meziyeti yüksek bir oyuncu olmadığı için devamlı stoper arasına girerek ya da bekleşerek oyunu kurmaya çalışıyordu. Elitim ise 8 rolünde oynadığı anlarda bile derine gelip 3-1-6 konumlanmasında oyunu kuran isim oluyordu. 3-4-3 diziliminde ise topa sahip olunan anlarda takımın 3-2-5 konumlanmasıyla, Kapustka ile beraber oyunu yine şekillendiren isimdi. Bursaspor’un Mustafa Er geldikten sonra hücumda 3-2-5 şeklinde konumlandığını daha önce fazlasıyla anlatmıştım. Burada yine hocanın oynatacağı sisteme ve bu yapıya oynamaya alışık bir oyuncu transfer edildiğinin altını çizmek lazım Oyuncu özelliklerine gelirsek; Elitim'in beni fazlasıyla etkilediğini söylemem lazım. Seni direkt ileri taşıyacak bir zekaya ve teknik kaliteye sahip bir oyuncu. 6 rolünde oynarsa, 1. Lig'in en yetenekli 6 numarasını herkes seyretmiş olacak. Topla ilişkisinin üst seviye olmasının yanında, işin defansif kısmındaki katkısı da beni fazlasıyla etkiledi. Geriye dönüşlerdeki koşu temposu, rakip koşuyu takip etmedeki ısrarı ve önde baskı yaparken arkadan yüksek şiddetli koşularla gelip rakibin topla dönmesine izin vermemesi çok önemli artılar. 3-4-3 diziliminde merkezde 2 kişi oynarken, bu ikilinin merkezin tüm pis işlerini yapması, topa sahip olunan anlarda ise bu kadar doğru ve dikine oynayabilmesi büyük iş. Oyuncuyu kafada canlandırmak için şöyle özetleyebiliriz: Top rakipteyken defansif aksiyonların tamamen içinde olan, ön alan baskısında başrol oynayabilecek koşu temposuna sahip, baskıya giderken takım arkadaşlarını da eliyle yönlendiren bir oyuncu. Top ayağına geldiğinde ise pasla hat kırarak seni ileri taşıyabilen bir merkez. Yine duran toplardaki orta kalitesini de akan oyundaki orta kalitesini de fazlasıyla beğendim. Lechia Gdansk maçının 31. dakikasında kestiği ortadan bile kalitesini hissedeceğiniz bir oyuncu. Peki Elitim’den ne beklememek lazım? 8 rolünde oynadığı senaryoda onu pasör 8 gibi izleyeceğiz. Bek-stoper arasına sürekli koşu atıp tehdit yaratan bir profil değil. Yine skor katkısı konusunda da aşırı beklentiye girmemek lazım. Asist ve “asistin asisti” kısmında değerli olacaktır. 6 ya da 8 hangi rolde oynarsa oynasın, omuz omuza çarpışmalarda rakibi fiziksel olarak ezip dağıtan bir oyuncu beklentisi doğru olmaz. Aklıyla savunan, aklıyla hücum eden bir oyuncu olduğunu unutmamak gerekiyor. “Yumuşak merkez” dediğimiz yapı aslında ikili mücadeleyi kaybeden değil, mücadeleye girmek istemeyen oyunculardan oluşuyor. Rakibin koşusuna cevap veremeyen, baskıya doğru açıyla gidemeyen, suni baskılar yapıp kolay kırılan merkezler problem yaratıyor. Elitim’in oyununda ise bu problemleri çok fazla görmüyoruz. 2 video bırakıyorum. 1. videoda Elitim’in geriye dönüşleriyle alakalı bu tarz sekanslar fazlasıyla var. 2. video ise saha içi konumlanma açısından derslik bir gol. Ancak Elitim topu tekte oynamayıp bir kez daha dokunsa bu pozisyon golle bitmezdi. Tekte oynayacak kaliteye ve zekâya sahip olmasının artısını görüyoruz.

Kutay

10,611 Aufrufe • vor 3 Monaten

Keine weiteren Inhalte verfügbar