
Melih Altınok
@melihaltinok • 455,390 subscribers
https://t.co/sgwSmYfsQO
Shorts
Videos

Yabancı sermaye ürker değil mi Sayın Ülker Bir gün Rahmi Koç'un bile kendisine, "Yav sen ne iyi yaptın, bütün işleri yurtdışına taşımışsın" dediğini anlatan Murat Ülker," Anamın evinde oturuyorum, siz ne anlatıyorsunuz" diyor: "Bu laflar nereden çıkıyor, bilemiyorum ama herkes soruyor, başka nerede evin var? Başka yerde evim yok, aramıyorum, lazım da değil, anamın evinde oturuyorum, çok şükür." Bu "lafların" nereden çıktığı malum. New York Times'tan falan ama geçelim. En azından Türkiye'nin en zengin adamı Ülker şükretmesini biliyor. "Ne kadar şükretse azdır" dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız da. Zira işlerini yurtdışına taşıdığını işitip kendisini tebrik eden Rahmi Bey gibi Murat Bey de Türkiye'de sattığı ürün kalitesiyle dünyanın başka bir yerinde böyle zengin olamazdı. İngiltere'de hiç olamazdı. Ama hiç olmazsa diğer patronlarımızdan Abdullah Kiğılı gibi, "Vallahi ay sonunu zor getiriyorum" diye yakınmıyor. Bu arada Abdullah Bey'in holdinginin yatırımlarını yurtdışına taşıması ve yeni arayışları da hep bu yüzdenmiş. Devletin kapısını da çaldığını anlatan Kiğılı, "Devlet tekstili gözden çıkardı, 6 ay sonra bizi büyük felaket bekliyor" diyor. Tekstil işçisi hiç öyle demiyor ama işçimaliyetleri çok yüksekmiş. Birkaç aya kalmaz maaşlarını ödeyemeyecekleri için mecburen işçileri kapının önüne koyabilirlermiş. Aklıma Putin'in 15 yıl kadar önce başbakanlığı döneminde kendisini fabrikaları kapatmakla tehdit eden, işçilerin maaşlarını ödemeyen patronları bir masa etrafında toplayıp verdiği ayar geliyor. Putin'in tüm Rusya'nın gönlünü alarak ayrıldığı toplantının ardından fabrikalar şakır şakır işlemeye başlamıştı. Ama tabii ki Türkiye'de olmaz böyle şeyler. Burada serbest piyasa ekonomisi var. Sonra yabancı sermaye, TÜSİAD'ımızın, "yerli sermayemizin" ürküttüğü yetmiyormuş gibi daha da ürker değil mi? Hem belki röportaj işe yarar, Abdullah Bey de yine fikir değiştirir. Hatırlar mısınız, 2020 yılında pandemi döneminde de Capital dergisine verdiği söyleşide, önce "54 yıldır bundan büyük kriz görmedim" demişti. Ardından Hürriyet'e verdiği röportajda şunları söylemişti: "O sözleri 4 ay önce söyledim. 100 günde kimsenin hayal edemeyeceği şeyler oldu." Yazının tam burasına Nasreddin Hoca'nın "Biraz da ölelim" fıkrası gider.
Melih Altınok279,304 views • 7 months ago
0:34
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

Tam rehavete kapılacağım, şu buram buram yapmacıklığı görüp…
Melih Altınok950,097 views • 3 years ago

Şener Üşümezsoy, korku tellallığıyla popülerlik peşinde koşan çoğunluğun aksi istikametinde, kendi yolunda yürüyen nadir bilim adamlarından. Zaman kendisini ve duruşunu hep haklı çıkardı. Samimi espirli, şeker gibi de bir insan. Soranın bile cevabını merak etmediği sorulara ya da laf olsun torba dolsun geyiklere tahammülsüzlüğü gayet doğal.
Melih Altınok61,442 views • 9 months ago

Propaganda yok. Montaj yok. Yorum bile yok… Sadece Gazze’de 24 saatin nasıl geçtiği hakkında fikir veren 1 dakikalık özet. Ölmeyi bayılmak sanan, güvenli evinde oturup slogan atan, sivillerin öldürülmesine gerekçe bulan klavye kahramanları iyi izlesin. #GazaUnderAttack
Melih Altınok116,244 views • 2 years ago

Çok da şey yapmamak lazım Bir süredir Özgür Özel'i gömmekle meşgul olan Saraçhane medyası dün de Kemal Kılıçdaroğlu'nu doğruyordu. "Mutlaka aklı başında bir laf etmiştir" diye düşündüm, yanılmamışım. Kemal Bey'in şu cümlelerinden rahatsız olmuşlar: "Terör örgütünün hiçbir şart öne sürmeden silah bırakması ve kendisini feshetmesi; Türkiye Cumhuriyeti'nin sarsılmaz üniter yapısının korunması, toplumumuzun kardeşlik bağlarının daha da güçlenmesi ve ülkemizde kalıcı barış ile huzurun sağlanması adına tarihî bir adım olacaktır. Türkiye, sadece kendi sınırları içinde değil; Kıbrıs'tan Suriye'ye, Doğu Akdeniz'den Balkanlar'a, Kafkasya'dan Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada sözü olan, duruşu olan ve geleceği inşa etme kapasitesine sahip bir ülkedir. Bugün, ayrışma değil birleşme; çatışma değil uzlaşma; geride kalmak değil, gelişen ve değişen dünyada güçlü bir şekilde var olma zamanıdır." Siz söyleyin, bu sözlerde yanlış olan ne var? Kimi huzursuz eder bunları duymak? Biliyorum, aklınıza Muharrem İnce'nin "Şizofren bunlar" isyanı geliyor. İçlerinden nice deha, yazar, sanatçı çıkan akıl hastalarına da haksızlık ya, o ayrı konu... Ama işte bu yüzden CHP genel başkanlarını eleştirirken artık daha toleranslı olmaya çalışıyorum. Zira işleri hakikaten zor. Düşünsenize, 90'larda lümpenlerin elinden düşmeyen erotik Tan gazetesinin siyasi versiyonu olan Sözcü'nün politize ettiği kemik tabanı konsolide etmeye çalışıyorlar. Rakipleri olan siyasiler yanlış yapınca eleştirilirken onlar doğru bir adım atınca linç ediliyorlar. Yapılacak iş değil yani. (Sabah)
Melih Altınok51,703 views • 1 year ago

En güzeli Şener Hoca’nın hikayesi Onca teknolojiye, araştırmaya rağmen bilim fayların kırılacağını, hareket edeceğini bize dakikalar öncesinde bile söyleyemiyor. En meşhur deprem adamları ise bu belirsizliğe karşın fayların aylar, hatta yıllar sonra ne yapacağını anlatıyorlar. Kendilerinden çok eminler. Gelecekten bahsediyorlar ama aslında anlattıkları tarihten ibaret. Zira projeksiyonları hep yüzyıllar önce yaşandığı söylenen depremlerle başlıyor. Abartıya düşkün seyyahların hikâyeleri dışında elimizde sağlıklı veriler olmadığı hâlde yer hareketlerine dair periyotlardan bahsediyorlar. "250 yılda bir olurmuş. Oldu mu da çok büyük olurmuş" falan... Malum pazar geniş. Memlekette deprem travması olan duygusal istismara açık milyonlarca insan var. Bu yüzden tek işi, her gün ağlayarak basına "Deprem olacak diyorum" diye beyanat vermek olan deprem profesörleri bile çıkıyor. İçlerinde en popülerleri de kuşkusuz Celal Şengör. Akademideki pozisyonu Fatih Altaylı'nın basındaki yerine denk düşen Şengör de şöhretini ağzından çıkanlardan sorumlu değilmiş gibi davranmasına borçlu. Sallıyor da sallıyor. Eskiden "Bu kış komünizm geliyor" geyiği vardı, jeoloğumuz 99 depreminden beri "Bu sene değilse seneye" diye korkutuyor. Aşağıdaki video 2000 yılına ait. Arşiv Şengör’ün desteksiz attığı konuşmalarıyla dolu. Hoca, İstanbul 6.2'yle sallanırken de yine sallıyordu. İnsanlar deprem korkusuyla bu soğukta dışarıda gecelerken, "Bu iyi davranan bir deprem, bekleyin 30 kat büyüğü gelecek, İstanbul’dan kaçın" diye felaket tellallığı yapıyordu. Nasıl olsa, "Bu kadar ukalalık yapıyorsun, herkese cahil diyorsun ama hiçbir söylediğin olmadı, bundan sonra sana nasıl itibar edelim" diyen de yok. Elbette camia bunlardan ibaret değil. Ben, "İstanbul depremi bitti, stres azaldı" diyen Profesör Şener Üşümezsoy'un bilimsel hikâyelerini seviyorum mesela. Yarınımızı kestiremediğimiz bir dünyada geleceğe dair felaket senaryolarıyla karamsarlaşacağıma, aynı verilerle "Eğer Marmara'da 7.9'luk, 8.1'lik deprem derseniz ne tarihte olmuştur ne de gelecekte olacak. Öyle olsa katastrofik olarak şehir yok olurdu" diyen Üşümezsoy'un mantığıyla umudumu korumaya çalışıyorum. Evet, tam olarak öyle; bu bir tercih. Ya kötüyü bekleyeceksin ya da iyiyi.
Melih Altınok41,634 views • 1 year ago

Novgorod’da hiçbir şey olmadıysa bile kesinlikle bir şeyler oldu Putin’in Novgorod’daki resmi konutuna bomba yüklü İHA saldırısı yapıldığını iddia eden Kremlin delillerini ABD’ye iletti. Rusların iddiası Batı’da “bahane üretme” diye yorumlandı. Oysa soru şu: Olmayan bir saldırıyı Putin neden “oldu” desin? Putin’in savaşı tırmandırmak için bahaneye ihtiyacı yok. Üstelik iddia doğru değilse Kremlin, kendi eliyle ciddi bir güvenlik zaafı ilan etmiş olur. Bu yüzden en makul ihtimal; sınırlı, sembolik ama son derece hassas bir hedefe yönelik bir girişimin yaşandığı ve büyümeden engellendiği. Putin de bu iddiayı gündeme taşıyarak Batı’ya net bir mesaj veriyor: kişisel güvenliğim kırmızı çizgidir. Peki kim yapmış olabilir? Ukrayna “biz yapmadık” diyor; Kiev’in tek başına Putin’in konutuna uzanacak bir operasyon kapasitesi ise tartışmalı. Tam bu noktada “olağan şüpheli” öne çıkıyor: İngiltere. Londra’nın savaşın Rusya içine taşınmasını savunan agresif çizgisi ve Ukrayna sahasındaki istihbarat etkinliği artık gizli değil. Sonuçta iki ihtimal var: Ya gerçekten bir saldırı oldu ve savaş artık cephelerden çıkıp liderlerin şahsi güvenliğini hedef alan tehlikeli bir aşamaya geçti. Ya da böyle bir saldırı hiç olmadı ve Putin, hiçbir zorunluluğu yokken dünya kamuoyunu yanıltmayı, üstelik Rusya’nın kalbine dair bir güvenlik zaafı algısını bilerek üretmeyi göze aldı. Savaşın bugüne kadarki seyri, ikinci ihtimali değil; tarafların hangi eşikleri yıkmaya hazır olduğunu gösteren ilk ihtimali güçlendiriyor. Artık mesele kimin ne söylediği değil, kimlerin neyi göze alabildiği.
Melih Altınok17,260 views • 5 months ago

Bu genel “gültürlü” kazma sapının adını bilmiyorum. Ama bir kütük en fazla ne kadar işlenebilir diye sorsalar kendisini örnek gösterebilirim. Besim Tibuk, ne zaman denk gelsem, cehaleti, sıkıcılığı ve ukalalığıyla sohbetin içine eden bu takoza nasıl tahammül ediyor, anlamak zor. Kıbrıs’ta canı çok sıkılıyor olmalı. Bu arada Roma tabii emperyalisttir.
Melih Altınok34,273 views • 1 year ago

Kürt pamuk şekeri yemesin! Polisler Cizre’de miting alanına girişte çocuklara pamuk helva dağıtıyorlar. Hem satıcıyı hem çocukları sevindiren bu jest ancak bir faşisti rahatsız edebilir. Popülariteyi Özgür Özel'e hatta Muharrem İnce'ye kaptırdığını gördükçe sertleşen Mansur Yavaş olmuş mesela. Mansur Bey de polise asit atacak kadar aklı uçmuş meczupları aralarına alan, yaşıtları olan polis memurlarını tahrik etmek için her türlü soytarılığı yapan yüzü maskeli "çocuklarına" pamuk helva istiyorsa yapacağı şey belli. Siyasi içgüdülerini kontrol altına alıp, akla "Kürt anasını görmesin" fıkrasını getiren kıyaslamalar yapmayı bırakmalı. Sonra da bir hukukçu olarak önce partisinin "Polis barikatlarını yıkın geçin" diyerek sokaktaki karanlık tipleri cesaretlendiren genel başkanını uyarmalı.
Melih Altınok13,434 views • 1 year ago
