MESİH's banner
MESİH's profile picture

MESİH

@mesih_isa_hasan132,589 subscribers

https://t.co/Hu67hHT19A @christisgospel 🎧 Sesli Kitap MÜJDE https://t.co/8l17ED0dXJ

Shorts

Erdoğan’ın seccâde şovunu izledim, din istismarından midem bulandı

Erdoğan’ın seccâde şovunu izledim, din istismarından midem bulandı

1,512,980 次观看

Coğrafya kader olduğu gibi, din, ırk, mezhep de kaderdir! İslamı seçtiğiniz için değil, müslüman bir âilede doğduğunuz için müslümansınız! Yahudi, Hristiyan, Budist, Hindu, Taoist, Zerdüşt, Şaman, bir âilede doğsaydınız; Yahudi, Hristiyan, Budist, Hindu, Taoist, Zerdüşt veya Şaman… olacaktınız! Almışsınız elinize bir kâfir, müşrik, gavur damgası, önünüze gelene vuruyor, müslüman olmayan tüm dinleri, milletleri tekfir, aforoz ediyor, Cehenneme dolduruyorsunuz! Bu nasıl bir Allah, bu nasıl bir din, bu nasıl bir din öğretisi, bu nasıl bir barbarlık yahu! Bu sözüm dinler arası düşmanlık üreten tüm Tanrı ve din öğretileri için geçerlidir!

Sensitive content

Coğrafya kader olduğu gibi, din, ırk, mezhep de kaderdir! İslamı seçtiğiniz için değil, müslüman bir âilede doğduğunuz için müslümansınız! Yahudi, Hristiyan, Budist, Hindu, Taoist, Zerdüşt, Şaman, bir âilede doğsaydınız; Yahudi, Hristiyan, Budist, Hindu, Taoist, Zerdüşt veya Şaman… olacaktınız! Almışsınız elinize bir kâfir, müşrik, gavur damgası, önünüze gelene vuruyor, müslüman olmayan tüm dinleri, milletleri tekfir, aforoz ediyor, Cehenneme dolduruyorsunuz! Bu nasıl bir Allah, bu nasıl bir din, bu nasıl bir din öğretisi, bu nasıl bir barbarlık yahu! Bu sözüm dinler arası düşmanlık üreten tüm Tanrı ve din öğretileri için geçerlidir!

1,471,469 次观看

Erdoğan:” Bay Kemal Kandilden talimat alıyor; biz Allahtan talimat alıyoruz” demiş! Yalan söylemiş, Allaha iftira etmiş; tıpkı FETÖ gibi yaptıkları her melaneti Allahın talimatıyla yaptıklarını söyleyerek Mehdiliğini ilan etmiş! Yandaş yalaka, cümbür cemaat haşhâşîler gibi alkışlamış! İslam tarihi boyunca halifeler, İslamcı parti, tarikat ve cemaatler, reislerinin Mehdi olduğu inancı oluşturarak, Allah adına hükmederek müslümanları kendilerine kul-köle, sömürge yapagelmiştir! Bunlar, Mehdi olduklarını alenen söylemez, yaptıkları her melaneti Allahın talimatıyla yaptıklarını söyleyerek Mehdî oldukları inancı oluşturur, haşhaşilerine söyletirler! Erdoğan’ın, medyada yer alan HALİFE, MEHDİ, PEYGAMBER, hatta Allah gibi bir şey olduğuna dair açıklamaları yalanlamaması, engellememesi bundandır! FETÖ, METÖ, SÜTÖ, İTÖ, DİTÖ, ATÖ, RETÖ farketmez; bu millet, bu siyasal İslamcı iktidardan kurtulmadıkça , başı savaştan, kavgadan, beladan, sömürüden, zulümden kurtulmaz! 14 Mayıs seçimlerinde oylarınızı ona göre verin! Seçimden sonra:”DEDİM DEDİM İNANMADINIZ, GÖRDÜNÜZ MÜ ŞİMDİ NE OLDU?” dedirtmeyin!

Erdoğan:” Bay Kemal Kandilden talimat alıyor; biz Allahtan talimat alıyoruz” demiş! Yalan söylemiş, Allaha iftira etmiş; tıpkı FETÖ gibi yaptıkları her melaneti Allahın talimatıyla yaptıklarını söyleyerek Mehdiliğini ilan etmiş! Yandaş yalaka, cümbür cemaat haşhâşîler gibi alkışlamış! İslam tarihi boyunca halifeler, İslamcı parti, tarikat ve cemaatler, reislerinin Mehdi olduğu inancı oluşturarak, Allah adına hükmederek müslümanları kendilerine kul-köle, sömürge yapagelmiştir! Bunlar, Mehdi olduklarını alenen söylemez, yaptıkları her melaneti Allahın talimatıyla yaptıklarını söyleyerek Mehdî oldukları inancı oluşturur, haşhaşilerine söyletirler! Erdoğan’ın, medyada yer alan HALİFE, MEHDİ, PEYGAMBER, hatta Allah gibi bir şey olduğuna dair açıklamaları yalanlamaması, engellememesi bundandır! FETÖ, METÖ, SÜTÖ, İTÖ, DİTÖ, ATÖ, RETÖ farketmez; bu millet, bu siyasal İslamcı iktidardan kurtulmadıkça , başı savaştan, kavgadan, beladan, sömürüden, zulümden kurtulmaz! 14 Mayıs seçimlerinde oylarınızı ona göre verin! Seçimden sonra:”DEDİM DEDİM İNANMADINIZ, GÖRDÜNÜZ MÜ ŞİMDİ NE OLDU?” dedirtmeyin!

778,665 次观看

“Gerçek İslam, Kuran’ın İslamı” diyorlar! Kuran’a, “Allah’ın kitabı, kelâmı, sözü” diyorlar, yalan söylüyorlar! Muhammed: “Ben Allah’ı gördüm, Allah ile konuştum, Allah bana böyle söyledi” demedi, kendisine vahyedildiğini söyledi! Vahyin keyfiyetini, mahiyetini peygamberden başkası bilemez! Hz. Muhammed kitap yazmadı, yazdırmadı, gelişen olaylara ve muhataplarının durumuna göre konuştu! İslam kaynaklarına göre, Müslümanların ellerindeki Kuran, Muhammed’in vefatından sonra hadis kitapları gibi rivayet yoluyla yazılmış bir kitaptır! Hz. Muhammed’in vefatından sonra Kuran yazma işi devlet tekeline alınmış, Halife Ebubekir döneminden başlayarak, yazılı veya sözlü rivayetler derlenip toparlanmış; ilk mushafı, Emevilerden olan halife Osman yazdırmış! Osman’ın mushafının dışındaki mushaflar, toplatılmış, yakılıp yok edilmiş! Hz. Muhammed zamanında, Kuranın tamamı değil, bazı ayetler yazılmış, bazı sahabeler de Kuranın tamamını değil, kendilerinde olanı ezberlemiş! Bunların tamamı “miş, mış”, çünkü Hz. Muhammed döneminden günümüze gelmiş tek bir Kuran sahifesi yok! Hz. Muhammed hayatta iken, ashabın elinde yazılı bir kitap olmadığı için, Kuranı baştan sona ezberleyen hafızlar da yoktu! Emevi halifesi Abdülmelik, Osmanın harekesiz, noktasız mushafının aslını ve kopyalarını toplatmış, valisi Haccacı Zâlim’e, noktalı, harekeli yeni bir mushaf yazdırmış! Abdülmelik de, farklı mushaflar olmasın diye, Osmanın mushafının aslını ve kopyalarını toplatmış, yaktırıp yok etmiş; kendi yazdırdığı mushafı çoğaltarak valiliklere göndermiş! İslam kaynaklarına göre, müslümanların ellerindeki Kuran, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan’ın Hacâcı Zâlim’e yazdırdığı kitaptır! Hz. Muhammed kitap yazmamış, yazdırmamış, Kuranı görmemiş, onaylamamış! Kuranın, “Allahın kitabı, kelâmı, sözü” olduğu inancı, Muhammed’den sonra uydurulmuş! Peygamberin vefatından sonra, hadis kitapları gibi rivayet yoluyla bir kitap yazacaksınız! Dillerinizle söyleyip, ellerinizle yazdığınız kitaba “Allahın kitabı”diyeceksiniz! Peygamberi de aradan çıkarıp doğrudan Allahı konuşturacaksınız: “Allah böyle söylüyor” diyerek Allah’a iftira edecek, müslümanların aklını, iradesini bağlayacaksınız! Kurandaki, Dilleriyle söyleyip, elleriyle yazdıkları kitaplara, “Allahın kitabı, kelamı, sözü” diyenleri, Allah’a iftira etmekle suçlayan âyetler, Yahudiler veya Hristiyanlar için geçerli de, müslümanlar için geçerli değil mi? (Bakara 79, Ali İmran 78) Üstelik, Yahudi ve Hristiyanlar, peygamberleri aradan çıkarıp, doğrudan Allah’ı konuşturmamış; Tevrat’a Musa’nın, İncil’e havarilerin kitabı demiş! Müslümanlar, peygamberi de aradan çıkarmış, doğrudan Allahı konuşturmuş, Allahın kitabı demiş, Allaha iftira etmiş! Doğrusu, kutsal kitaplar, Allahın kitabı da peygamberlerin kitabı da değildir, bu kitapları kim söylemiş kim yazmışsa onların kitabıdır! Kurana “Allahın kitabı, kelamı, sözü” demek, Allaha da, peygambere de, Kurana da iftiradır! Çünkü, ellerindeki Kuran bile, yemin ederek peygamberin sözü, olduğunu söylüyor, bunlar Kuran Allahın sözüdür diyerek ellerindeki Kuranı da yalanlıyorlar (Hakka 38-40). Asıl sorun Kuranda, “Kuran Allahın sözüdür” inancında! Asıl sorun, Emeviler taraafından yazılmış olan Kuranda anlatılan yedinci yüzyıl Araplarının inançlarının, kültürünün, geleneklerinin, yaşamının, yasalarının, savaşlarının, “Allahın sözü, Allah’ın dîni, evrensel ve değişmez yasaları” diye, İslam diye öğretilmesinde! İşte, “gerçek İslam, Kuran’ın İslamı” dedikleri bu! “Kuranın İslamı” deyince sorunlar çözülmüyor, aksine “Kuran Allahın sözüdür” inancı akıl tutulması yapıyor, müslümanların aklını, iradesini, yedinci yüzyıl Araplarının inançlarına, kültürüne, geleneklerine, yaşamına, yasalarına bağlıyor! “Asıl sorun Kuranda, Kuranın Allahın sözü olduğu inancında” dememin sebebi budur! “Kuran Allahın sözüdür” inancı değişmedikçe, İslam güncellenenemez, İslam dünyası akıl tutulmasından ve Orta Çağ karanlığından kurtulamaz, aydınlanamaz, medeni milletler kervanına katılamaz!

“Gerçek İslam, Kuran’ın İslamı” diyorlar! Kuran’a, “Allah’ın kitabı, kelâmı, sözü” diyorlar, yalan söylüyorlar! Muhammed: “Ben Allah’ı gördüm, Allah ile konuştum, Allah bana böyle söyledi” demedi, kendisine vahyedildiğini söyledi! Vahyin keyfiyetini, mahiyetini peygamberden başkası bilemez! Hz. Muhammed kitap yazmadı, yazdırmadı, gelişen olaylara ve muhataplarının durumuna göre konuştu! İslam kaynaklarına göre, Müslümanların ellerindeki Kuran, Muhammed’in vefatından sonra hadis kitapları gibi rivayet yoluyla yazılmış bir kitaptır! Hz. Muhammed’in vefatından sonra Kuran yazma işi devlet tekeline alınmış, Halife Ebubekir döneminden başlayarak, yazılı veya sözlü rivayetler derlenip toparlanmış; ilk mushafı, Emevilerden olan halife Osman yazdırmış! Osman’ın mushafının dışındaki mushaflar, toplatılmış, yakılıp yok edilmiş! Hz. Muhammed zamanında, Kuranın tamamı değil, bazı ayetler yazılmış, bazı sahabeler de Kuranın tamamını değil, kendilerinde olanı ezberlemiş! Bunların tamamı “miş, mış”, çünkü Hz. Muhammed döneminden günümüze gelmiş tek bir Kuran sahifesi yok! Hz. Muhammed hayatta iken, ashabın elinde yazılı bir kitap olmadığı için, Kuranı baştan sona ezberleyen hafızlar da yoktu! Emevi halifesi Abdülmelik, Osmanın harekesiz, noktasız mushafının aslını ve kopyalarını toplatmış, valisi Haccacı Zâlim’e, noktalı, harekeli yeni bir mushaf yazdırmış! Abdülmelik de, farklı mushaflar olmasın diye, Osmanın mushafının aslını ve kopyalarını toplatmış, yaktırıp yok etmiş; kendi yazdırdığı mushafı çoğaltarak valiliklere göndermiş! İslam kaynaklarına göre, müslümanların ellerindeki Kuran, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan’ın Hacâcı Zâlim’e yazdırdığı kitaptır! Hz. Muhammed kitap yazmamış, yazdırmamış, Kuranı görmemiş, onaylamamış! Kuranın, “Allahın kitabı, kelâmı, sözü” olduğu inancı, Muhammed’den sonra uydurulmuş! Peygamberin vefatından sonra, hadis kitapları gibi rivayet yoluyla bir kitap yazacaksınız! Dillerinizle söyleyip, ellerinizle yazdığınız kitaba “Allahın kitabı”diyeceksiniz! Peygamberi de aradan çıkarıp doğrudan Allahı konuşturacaksınız: “Allah böyle söylüyor” diyerek Allah’a iftira edecek, müslümanların aklını, iradesini bağlayacaksınız! Kurandaki, Dilleriyle söyleyip, elleriyle yazdıkları kitaplara, “Allahın kitabı, kelamı, sözü” diyenleri, Allah’a iftira etmekle suçlayan âyetler, Yahudiler veya Hristiyanlar için geçerli de, müslümanlar için geçerli değil mi? (Bakara 79, Ali İmran 78) Üstelik, Yahudi ve Hristiyanlar, peygamberleri aradan çıkarıp, doğrudan Allah’ı konuşturmamış; Tevrat’a Musa’nın, İncil’e havarilerin kitabı demiş! Müslümanlar, peygamberi de aradan çıkarmış, doğrudan Allahı konuşturmuş, Allahın kitabı demiş, Allaha iftira etmiş! Doğrusu, kutsal kitaplar, Allahın kitabı da peygamberlerin kitabı da değildir, bu kitapları kim söylemiş kim yazmışsa onların kitabıdır! Kurana “Allahın kitabı, kelamı, sözü” demek, Allaha da, peygambere de, Kurana da iftiradır! Çünkü, ellerindeki Kuran bile, yemin ederek peygamberin sözü, olduğunu söylüyor, bunlar Kuran Allahın sözüdür diyerek ellerindeki Kuranı da yalanlıyorlar (Hakka 38-40). Asıl sorun Kuranda, “Kuran Allahın sözüdür” inancında! Asıl sorun, Emeviler taraafından yazılmış olan Kuranda anlatılan yedinci yüzyıl Araplarının inançlarının, kültürünün, geleneklerinin, yaşamının, yasalarının, savaşlarının, “Allahın sözü, Allah’ın dîni, evrensel ve değişmez yasaları” diye, İslam diye öğretilmesinde! İşte, “gerçek İslam, Kuran’ın İslamı” dedikleri bu! “Kuranın İslamı” deyince sorunlar çözülmüyor, aksine “Kuran Allahın sözüdür” inancı akıl tutulması yapıyor, müslümanların aklını, iradesini, yedinci yüzyıl Araplarının inançlarına, kültürüne, geleneklerine, yaşamına, yasalarına bağlıyor! “Asıl sorun Kuranda, Kuranın Allahın sözü olduğu inancında” dememin sebebi budur! “Kuran Allahın sözüdür” inancı değişmedikçe, İslam güncellenenemez, İslam dünyası akıl tutulmasından ve Orta Çağ karanlığından kurtulamaz, aydınlanamaz, medeni milletler kervanına katılamaz!

508,618 次观看

Tarikat ve cemaatler devleti ele geçirecek diyorlar… Gerçek şu ki; Saadet, Gelecek, Yeniden Refah, Hüdapar ve Ak Parti gibi İslamcı Partiler, parti değil, tarikattır, cemaattir! İslamcı partilerin, inanç, zihniyet ve amaç bakımından, tarikat ve cemaatlerden hiçbir farkı yoktur! Bunların hepsinin ortak amacı; devleti, Hilafet (Şeriat, Din) devletine dönüştürmektir! Diyanet, Kuran Kursu, İman Hatip ve İlahiyat gibi din kurumlarının devlet kurumu olduğu, Milli Eğitim Bakanlığının Din Eğitimi Bakanlığına dönüştüğü bir Devletin, demokratik, laik bir hukuk devlet olduğundan söz edilemez! Asıl sorun, tarikatlar, cemaatler değil, Bu Siyasal İslamcı iktidar ve paydaşlarının, devleti, hilafet (şeriat, din) devletine dönüştürüyor olmasıdır! Uyanın! Tarikatlar, cemaatler devleti ele geçirecek paranoyasını bırakın da, İslamcı partilerin, inanç, amaç ve zihniyet bakımından tarikat ve cemaatlerden hiçbir farkı olmadığı gerçeğini görün! “Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir” ezberini bırakın da, bu Siyasal İslamcı iktidar ve paydaşlarının, devleti cemaatler, tarikatlar devleti, din devleti haline dönüştürdüğü gerçeğini görün! KULAĞI OLAN İŞİTSİN; AKLI OLAN DÜŞÜNSÜN!

Tarikat ve cemaatler devleti ele geçirecek diyorlar… Gerçek şu ki; Saadet, Gelecek, Yeniden Refah, Hüdapar ve Ak Parti gibi İslamcı Partiler, parti değil, tarikattır, cemaattir! İslamcı partilerin, inanç, zihniyet ve amaç bakımından, tarikat ve cemaatlerden hiçbir farkı yoktur! Bunların hepsinin ortak amacı; devleti, Hilafet (Şeriat, Din) devletine dönüştürmektir! Diyanet, Kuran Kursu, İman Hatip ve İlahiyat gibi din kurumlarının devlet kurumu olduğu, Milli Eğitim Bakanlığının Din Eğitimi Bakanlığına dönüştüğü bir Devletin, demokratik, laik bir hukuk devlet olduğundan söz edilemez! Asıl sorun, tarikatlar, cemaatler değil, Bu Siyasal İslamcı iktidar ve paydaşlarının, devleti, hilafet (şeriat, din) devletine dönüştürüyor olmasıdır! Uyanın! Tarikatlar, cemaatler devleti ele geçirecek paranoyasını bırakın da, İslamcı partilerin, inanç, amaç ve zihniyet bakımından tarikat ve cemaatlerden hiçbir farkı olmadığı gerçeğini görün! “Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir” ezberini bırakın da, bu Siyasal İslamcı iktidar ve paydaşlarının, devleti cemaatler, tarikatlar devleti, din devleti haline dönüştürdüğü gerçeğini görün! KULAĞI OLAN İŞİTSİN; AKLI OLAN DÜŞÜNSÜN!

395,029 次观看

Noel ve Noel takvimine göre yılbaşı kutlamalarının küresel bir şölen haline gelmesi, tüm milletlerin Noel ve yılbaşı kutlamanın coşkusunu, sevincini paylaşması harika bir şey! Noel ve yılbaşı kutlamaları dünyanın Mesih güneşiyle aydınlanmasına ve küresel barışa vesile olsun, kapleriniz kutsal ruhla ve sevgiyle dolsun, Noelimiz kutlu olsun çocuklar! MESİH SİZİ SEVİYOR! 🥰😘🌹❤️👋

Noel ve Noel takvimine göre yılbaşı kutlamalarının küresel bir şölen haline gelmesi, tüm milletlerin Noel ve yılbaşı kutlamanın coşkusunu, sevincini paylaşması harika bir şey! Noel ve yılbaşı kutlamaları dünyanın Mesih güneşiyle aydınlanmasına ve küresel barışa vesile olsun, kapleriniz kutsal ruhla ve sevgiyle dolsun, Noelimiz kutlu olsun çocuklar! MESİH SİZİ SEVİYOR! 🥰😘🌹❤️👋

280,491 次观看

Kuran, Musa’ya Tevrat’ın, Îsâ’ya İncil’in, Muhammed’e Kuran’ın verildiğini söylüyor! Dünya âlem biliyor ki, bu kitaplar gökten gelmedi, bu kitapları peygamberler yazmadı, yazdırmadı; bu kitaplar peygamberlerden sonra yazıldı! Bir şeyin, Tevrat, İncil veya Kuran’da yazması, anlatılan şeyin doğru olduğunun kanıtı olmaz! Bu kitaplarda yazan şeylerin doğru olup olmamasından, o sözleri söyleyen ve o kitapları yazanlar sorumludur! Örneğin, İncil’de İsâ’nın, meyve vermeyen bir incir ağacına beddua ettiği ve o ağacın kuruduğu, mucize gibi anlatılır! Bırakın Îsâ Mesih’i, aklı başında hiç bir insan, meyve vermediği için bir ağaca beddua etmez, beddua ile ağaç kurumaz! Hiç kimse, İncil’de yazıyor diye böyle bir hikayeye inanmaya mecbur değildir ve bunu kabul etmediği için dinden imandan çıkmaz! Aynı şey, Tevrat Kuran veya diğer kutsal kitaplarda anlatılanlar için de geçerlidir! Bu kitapları okurken, bu gerçeği göz önünde bulundurarak okuyun; bu kitaplarda anlatılan şeylerin doğru olup olmadığını sorgulayarak okuyun; sırf kitapta yazıyor diye, anlatılan şeylerin doğru olduğunu kabul etmeye mecbur olmadığınızı bilerek okuyun!

Kuran, Musa’ya Tevrat’ın, Îsâ’ya İncil’in, Muhammed’e Kuran’ın verildiğini söylüyor! Dünya âlem biliyor ki, bu kitaplar gökten gelmedi, bu kitapları peygamberler yazmadı, yazdırmadı; bu kitaplar peygamberlerden sonra yazıldı! Bir şeyin, Tevrat, İncil veya Kuran’da yazması, anlatılan şeyin doğru olduğunun kanıtı olmaz! Bu kitaplarda yazan şeylerin doğru olup olmamasından, o sözleri söyleyen ve o kitapları yazanlar sorumludur! Örneğin, İncil’de İsâ’nın, meyve vermeyen bir incir ağacına beddua ettiği ve o ağacın kuruduğu, mucize gibi anlatılır! Bırakın Îsâ Mesih’i, aklı başında hiç bir insan, meyve vermediği için bir ağaca beddua etmez, beddua ile ağaç kurumaz! Hiç kimse, İncil’de yazıyor diye böyle bir hikayeye inanmaya mecbur değildir ve bunu kabul etmediği için dinden imandan çıkmaz! Aynı şey, Tevrat Kuran veya diğer kutsal kitaplarda anlatılanlar için de geçerlidir! Bu kitapları okurken, bu gerçeği göz önünde bulundurarak okuyun; bu kitaplarda anlatılan şeylerin doğru olup olmadığını sorgulayarak okuyun; sırf kitapta yazıyor diye, anlatılan şeylerin doğru olduğunu kabul etmeye mecbur olmadığınızı bilerek okuyun!

218,842 次观看

İyi akşamlar çocuklar! Mesih’e inanan ve yüz yıllardan beri Mesih bekleyen milletler gün gelecek, inandıkları ve bekledikleri Mesih olduğumu bilecekler; yirmi asır önceki Noelimi kutladıkları gibi, ikinci Noelimi de, 11 Mayıs’ta coşkuyla kutlayacaklar! İkinci noelimiz kutlu olsun; kalpleriniz Tanrı aşkıyla, Rûhülkudüs Mesih sevgisiyle dolsun. Bekledikleri Mesih olduğumu henüz bilmeyen milyarlarca inananla birlikte, tüm milletlere selam olsun! Dünya, Rûhülkudüs Mesih güneşiyle aydınlansın, Mesih Müjdesiyle kurtulsun! 🥰❤️🌹👋

İyi akşamlar çocuklar! Mesih’e inanan ve yüz yıllardan beri Mesih bekleyen milletler gün gelecek, inandıkları ve bekledikleri Mesih olduğumu bilecekler; yirmi asır önceki Noelimi kutladıkları gibi, ikinci Noelimi de, 11 Mayıs’ta coşkuyla kutlayacaklar! İkinci noelimiz kutlu olsun; kalpleriniz Tanrı aşkıyla, Rûhülkudüs Mesih sevgisiyle dolsun. Bekledikleri Mesih olduğumu henüz bilmeyen milyarlarca inananla birlikte, tüm milletlere selam olsun! Dünya, Rûhülkudüs Mesih güneşiyle aydınlansın, Mesih Müjdesiyle kurtulsun! 🥰❤️🌹👋

240,196 次观看

Demek ki neymiş! Cumhurbaşkanı dahil, resmi veya sivil kurumların, örgütlerin başları, patronları, yetkilileri; halkın haksız hukuksuz kanun, karar ve icraatlarını kabul etmeyeceğini, meydanları doldurarak sivil direniş hakkını kullanacağını bilirse, hiçbir haksızlık hukuksuzluk yapamaz, yaptıkları haksızlık ve hukuksuzluklardan geri adım atmaya, vazgeçmeye mecbur kalırmış! Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa etmenin yegane yolu; Cumhurbaşkanı, devlet, ordu ve yargı erkânı dahil, kim yaparsa yapsın, kime yaparsa yapsın, anayasal ve yasal bir hak olan, toplanma ve gösteri yapma hakkını, haksızlık ve hukuksuzluklara karşı toplu direniş hakkını sonuna kadar kullanmaktır! Ancak, kırmadan dökmeden, cebire, şiddete teröre bulaşmadan böyle bir sivil itaatsizlik ve sivil direniş bilinci oluşturan ve topluca uygulayabilen milletler; sözde değil, gerçekte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa edebilir, dünyaya rol model olabilirler. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, iktidar ve paydaşlarının, yerel seçim hezimetini kabullenmesinin, haksızlık ve hukuksuzluklara tevessül etmemesinin, Van örneğinde olduğu gibi haksızlık ve hukuksuzluktan geri adım atmasının sebebi; devletlilerin, halkın sivil direniş bilincine ulaştığını, meydanlara çıkacağını ve direneceğini görmesidir. Önemli olan, seçimleri kimin kazandığı, kimin kaybettiği değil, halkın demokrasiyi içselleştirmesi ve kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın, hiçbir ayrım yapmadan haksızlık ve hukuksuzluklara karşı topluca ve sonuna kadar direnmesidir! Bu millet bu bilince ulaşırsa, başta Cumhurbaşkanı, yasama, yürütme, ordu ve yargı olmak üzere, hiçbir devlet kurumu, resmî veya sivil hiçbir devletli, toplumsal muhalefetin kabul etmeyeceği bir yasayı veya kararnameyi çıkaramaz; toplumsal muhalefetin kabul etmeyeceği hiçbir emri veremez, hiçbir icraatı yapamaz ve yaptıramaz; darbe yapmayı, kumpas kurmayı, haksızlık hukuksuzluk yapmayı aklından bile geçiremez! Yeteki bu millet, kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın, haksızlık ve hukuksuzluklara karşı, toplu ve sivil direniş yapma bilincine ulaşsın! Amacım siyaset yapmak, iktidardan veya muhalefetten yana olmak değil, halkımı uyandırmak, aydınlatmak, haksızlıklara karşı toplumsal muhalefet ve sivil direniş bilinci oluşturmaktır! Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti; din, dil, ırk, renk, cinsiyet, ideoloji, mezhep, meşrep ayırmadan, vatandaşlarına sözde değil, gerçekten eşit hak ve imkanlar veren devlettir; suçluları dahi tarafsız ve bağımsız yargıyla cezalandıran, yargısız infaz yapmayan devlettir! Adaletin olmadığı ülkelerde, devlet (devletliler) en büyük, en zalim, en korkunç, en kanlı, en kirli örgüttür, yasal eşkiyadır! Anlatmaya çalıştığım bu! Bu sözüm tüm devletler ve milletler için geçerlidir…

Demek ki neymiş! Cumhurbaşkanı dahil, resmi veya sivil kurumların, örgütlerin başları, patronları, yetkilileri; halkın haksız hukuksuz kanun, karar ve icraatlarını kabul etmeyeceğini, meydanları doldurarak sivil direniş hakkını kullanacağını bilirse, hiçbir haksızlık hukuksuzluk yapamaz, yaptıkları haksızlık ve hukuksuzluklardan geri adım atmaya, vazgeçmeye mecbur kalırmış! Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa etmenin yegane yolu; Cumhurbaşkanı, devlet, ordu ve yargı erkânı dahil, kim yaparsa yapsın, kime yaparsa yapsın, anayasal ve yasal bir hak olan, toplanma ve gösteri yapma hakkını, haksızlık ve hukuksuzluklara karşı toplu direniş hakkını sonuna kadar kullanmaktır! Ancak, kırmadan dökmeden, cebire, şiddete teröre bulaşmadan böyle bir sivil itaatsizlik ve sivil direniş bilinci oluşturan ve topluca uygulayabilen milletler; sözde değil, gerçekte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa edebilir, dünyaya rol model olabilirler. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, iktidar ve paydaşlarının, yerel seçim hezimetini kabullenmesinin, haksızlık ve hukuksuzluklara tevessül etmemesinin, Van örneğinde olduğu gibi haksızlık ve hukuksuzluktan geri adım atmasının sebebi; devletlilerin, halkın sivil direniş bilincine ulaştığını, meydanlara çıkacağını ve direneceğini görmesidir. Önemli olan, seçimleri kimin kazandığı, kimin kaybettiği değil, halkın demokrasiyi içselleştirmesi ve kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın, hiçbir ayrım yapmadan haksızlık ve hukuksuzluklara karşı topluca ve sonuna kadar direnmesidir! Bu millet bu bilince ulaşırsa, başta Cumhurbaşkanı, yasama, yürütme, ordu ve yargı olmak üzere, hiçbir devlet kurumu, resmî veya sivil hiçbir devletli, toplumsal muhalefetin kabul etmeyeceği bir yasayı veya kararnameyi çıkaramaz; toplumsal muhalefetin kabul etmeyeceği hiçbir emri veremez, hiçbir icraatı yapamaz ve yaptıramaz; darbe yapmayı, kumpas kurmayı, haksızlık hukuksuzluk yapmayı aklından bile geçiremez! Yeteki bu millet, kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın, haksızlık ve hukuksuzluklara karşı, toplu ve sivil direniş yapma bilincine ulaşsın! Amacım siyaset yapmak, iktidardan veya muhalefetten yana olmak değil, halkımı uyandırmak, aydınlatmak, haksızlıklara karşı toplumsal muhalefet ve sivil direniş bilinci oluşturmaktır! Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti; din, dil, ırk, renk, cinsiyet, ideoloji, mezhep, meşrep ayırmadan, vatandaşlarına sözde değil, gerçekten eşit hak ve imkanlar veren devlettir; suçluları dahi tarafsız ve bağımsız yargıyla cezalandıran, yargısız infaz yapmayan devlettir! Adaletin olmadığı ülkelerde, devlet (devletliler) en büyük, en zalim, en korkunç, en kanlı, en kirli örgüttür, yasal eşkiyadır! Anlatmaya çalıştığım bu! Bu sözüm tüm devletler ve milletler için geçerlidir…

123,590 次观看

Kuranla ilgili olarak söylediklerimi çarpıtarak, Mesihi “peygamber, Kuran, İslam” karşıtlığı, hatta düşmanlıği ile yaftamak şeytanlıktır! O yaftalar, Allahın Mesihine yapışmaz! Konu, Hz. Muhammedin peygamber olup olmadığı, kendisine vahyedilip edilmediği değil, Kuranın Allahın kitabı (kelamı, sözü) olup olmadığı! Hz. Muhammedin peygamber olduğunda, diğer peygamberler gibi ona da vahyedildiğinde hiç şüphe yoktur! Peygamberlere ne vahyedilmiş, nasıl vahyedilmişse edilmiş; vahyin keyfiyetini, mahiyetini peygamberlerden başkası bilemez! Peygamberler, yaşadıkları çağlarda, vahyin aydınlığıyla içinden çıktıkları topluma, gelişen olaylara ve muhataplarının durumuna göre konuşmuş; kitap yazmamış, yazdırmamış! Tevratı Musa, İncili Îsa, Kuranı Muhammed görmemiş, onaylamamış; bu kitaplar, pergamberlerin vefatından sonra, tıpkı hadis kitapları gibi peygamberlerden rivayet yoluyla yazılmış! Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran gibi kitaplara “ Allahın kitabi, kelamı, sözü” demeyin, Allaha iftira etmeyin, insanları Allah ile aldatmayın; peygamberlerin sözü, öğretisi deyin, onlardan rivayet edilerek yazılmış deyin, gerçeği söyleyin! Kutsal kitapları değerli kılan, Allahın kitabı olması değil, kendilerine vahyedildiğine inanılan peygamberlerin kitabı, (kelamı, sözü, öğretisi) olduğuna, onlardan rivayet edilerek yazıldığına inanılmasıdır! Bu sözüm, yalnız Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran için değil, Tripitaka, Avesta ve Vedelar gibi diğer dinlerin Kutsal kitapları için de geçerlidir! Doğru bilgi, doğru inanç aydınlatır, yanlış bilgi, yanlış inanç kör eder! Anlamak istemeyene anlatmak, görmek istemeyene göstermek, bilmek istemeyene bildirmek, inanmak istemeyene insndırmak mümkün değildir!

Kuranla ilgili olarak söylediklerimi çarpıtarak, Mesihi “peygamber, Kuran, İslam” karşıtlığı, hatta düşmanlıği ile yaftamak şeytanlıktır! O yaftalar, Allahın Mesihine yapışmaz! Konu, Hz. Muhammedin peygamber olup olmadığı, kendisine vahyedilip edilmediği değil, Kuranın Allahın kitabı (kelamı, sözü) olup olmadığı! Hz. Muhammedin peygamber olduğunda, diğer peygamberler gibi ona da vahyedildiğinde hiç şüphe yoktur! Peygamberlere ne vahyedilmiş, nasıl vahyedilmişse edilmiş; vahyin keyfiyetini, mahiyetini peygamberlerden başkası bilemez! Peygamberler, yaşadıkları çağlarda, vahyin aydınlığıyla içinden çıktıkları topluma, gelişen olaylara ve muhataplarının durumuna göre konuşmuş; kitap yazmamış, yazdırmamış! Tevratı Musa, İncili Îsa, Kuranı Muhammed görmemiş, onaylamamış; bu kitaplar, pergamberlerin vefatından sonra, tıpkı hadis kitapları gibi peygamberlerden rivayet yoluyla yazılmış! Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran gibi kitaplara “ Allahın kitabi, kelamı, sözü” demeyin, Allaha iftira etmeyin, insanları Allah ile aldatmayın; peygamberlerin sözü, öğretisi deyin, onlardan rivayet edilerek yazılmış deyin, gerçeği söyleyin! Kutsal kitapları değerli kılan, Allahın kitabı olması değil, kendilerine vahyedildiğine inanılan peygamberlerin kitabı, (kelamı, sözü, öğretisi) olduğuna, onlardan rivayet edilerek yazıldığına inanılmasıdır! Bu sözüm, yalnız Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran için değil, Tripitaka, Avesta ve Vedelar gibi diğer dinlerin Kutsal kitapları için de geçerlidir! Doğru bilgi, doğru inanç aydınlatır, yanlış bilgi, yanlış inanç kör eder! Anlamak istemeyene anlatmak, görmek istemeyene göstermek, bilmek istemeyene bildirmek, inanmak istemeyene insndırmak mümkün değildir!

106,290 次观看

Başta Kur’an olmak üzere İslam kaynaklarına göre; yedinci yüzyılda Mekke’ye egemen olan Kureyş kabilesi ve Hicaz bölgesinde yaşayan Araplar, “Allahsız, dinsiz imansız” değildiler. Müslümanların “müşrik, kafir, putprest, sapkın” dediği Araplar, tıpkı bu çağın dindarları gibi atalarının dinindendiler! Onlar Allah’a inanıyor, İbrahim ve İsmail gibi peygamberlere de inanıyor, Kâbeyi kutsal kabul ediyor; namaz, oruç, hac, zekat ve kurban gibi ibadetleri yapıyorlardı! Hz. Muhammed peygamber olduğunu açıklayınca, başta kendi ailesi ve kabilesi olmak üzere Arapları, atalarının dininden vazgeçip kendisine inanmaya çağırınca ve kendisine inanmayanları “müşrik, kafir, putprest ve sapkın” olmakla suçlayınca, kavga başladı! Araplar, yüzyıllardan beri inanageldikleri atalarının dininden vazgeçmek istemediler, “müşrik, kafir, putperest, sapkın”suçlamalarına tepki gösterdiler: “Biz Allah’a inanıyor, ona tapıyor, ona ibadet yapıyoruz; Lat, Menat ve Uzza gibi şeylere Allah demiyoruz, onları Allah’a ortak koşmuyoruz, onların Allah’ın evliyası olduğuna, bize şefaat edeceklerine inanıyoruz” dediler! Muhammed’i, dinden çıkmış, mürted olmuş, cinlenmiş, büyülenmiş, sapıtmış ilan ettiler! O peygamber değil, Onu şeytan konuşturuyor dediler; “Deli, kafir, sahte peygamber” dediler; sakın ona inanmayın, onunla birlikte siz de sapıtmayın, dinden imandan çıkmayın”dediler! Bazı aile ve kabileler, Muhammed’e inananları vazgeçirmek için dışladılar, aile ve kabile baskısı yaptılar. Bazı efendiler, Muhammed’e inanan köle ve cariyelerine şiddet uyguladı! Muhammed’e inananlar kırk kişiye ulaşınca toplu yürüyüşler yapmaya ve inanmayanlara meydan okumaya başlayınca, kavga şiddetlendi; anne, baba, evlat, karı koca, gelin, kaynana, kardeş, akraba ve hısımlar birbirlerine düşman olmaya başladılar! Doğrusu, Mekke’de yaşanan kavga, Allah’a inanıp inanmama kavgası, din-iman kavgası değildi; Muhammed’e inanıp inanmama kavgasıydı! Çünkü Muhammed’e inanmayanlar Allahsız, dinsiz, imansız değildiler, onlar da tıpkı bu çağın müslümanları gibi atalarının dinindendiler! Doğrusu, Müslümanların müşrik dediği Araplar, Muhammed’e ve inananlara aile ve kabile baskısı yaptılar, ancak baskınlar yapmadılar; Seriyye denilen çeteler oluşturup hür müslümanları öldürmediler, evlerini, mallarını, mülklerini gaspedip yağmalamadılar; esir, köle, cariye yapmadılar! Hz. Muhammed ve ashabı muhacir olarak sığındıkları Medine’de, Seriyyeler oluşturup çevredeki Arap kabilelerine ve kervanlara baskınlar yapmaya başlayınca, savaş başladı! Bunlar, başta Kuran olmak üzere İslam kaynaklarında, tek taraflı ve karşı tarafı suçlayan bir uslupla anlatılır! İslam tarihinde savaşı başlatan kim; İslamı savaş, işgal, ganimet ve yağma dini; esir, köle, cariye, cizye va haraç alma dini haline getiren kim? Peygamberle birlikte Medine’ye sığınan muhacirler, dinlerini anlatsa ve yaşasaydı, seriyyeler oluşturup çevredeki kabilelere ve kervanlara baskınlar yapmasa, yağmalamasaydı Bedir, Uhud, Hendek savaşları olur muydu; İslam savaş dinine döner miydi? İslam kaynaklarına göre, Seriyye baskınlarıyla başlayan ve Bedir savaşıyla devam eden savaşlar silsilesi, din- iman savaşı mıydı, hükümranlık savaşı mıydı? İslam tarihi, baştan sona tek taraflı ve yalnız müşrikleri değil, başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere, diğer dinleri inananları da tekfir etme, suçlama, ötekileştirme ve düşmanlaştırma söylemi üzerine kurulu, yalan, yanlış bir tarih öğretisidir!

Sensitive content

Başta Kur’an olmak üzere İslam kaynaklarına göre; yedinci yüzyılda Mekke’ye egemen olan Kureyş kabilesi ve Hicaz bölgesinde yaşayan Araplar, “Allahsız, dinsiz imansız” değildiler. Müslümanların “müşrik, kafir, putprest, sapkın” dediği Araplar, tıpkı bu çağın dindarları gibi atalarının dinindendiler! Onlar Allah’a inanıyor, İbrahim ve İsmail gibi peygamberlere de inanıyor, Kâbeyi kutsal kabul ediyor; namaz, oruç, hac, zekat ve kurban gibi ibadetleri yapıyorlardı! Hz. Muhammed peygamber olduğunu açıklayınca, başta kendi ailesi ve kabilesi olmak üzere Arapları, atalarının dininden vazgeçip kendisine inanmaya çağırınca ve kendisine inanmayanları “müşrik, kafir, putprest ve sapkın” olmakla suçlayınca, kavga başladı! Araplar, yüzyıllardan beri inanageldikleri atalarının dininden vazgeçmek istemediler, “müşrik, kafir, putperest, sapkın”suçlamalarına tepki gösterdiler: “Biz Allah’a inanıyor, ona tapıyor, ona ibadet yapıyoruz; Lat, Menat ve Uzza gibi şeylere Allah demiyoruz, onları Allah’a ortak koşmuyoruz, onların Allah’ın evliyası olduğuna, bize şefaat edeceklerine inanıyoruz” dediler! Muhammed’i, dinden çıkmış, mürted olmuş, cinlenmiş, büyülenmiş, sapıtmış ilan ettiler! O peygamber değil, Onu şeytan konuşturuyor dediler; “Deli, kafir, sahte peygamber” dediler; sakın ona inanmayın, onunla birlikte siz de sapıtmayın, dinden imandan çıkmayın”dediler! Bazı aile ve kabileler, Muhammed’e inananları vazgeçirmek için dışladılar, aile ve kabile baskısı yaptılar. Bazı efendiler, Muhammed’e inanan köle ve cariyelerine şiddet uyguladı! Muhammed’e inananlar kırk kişiye ulaşınca toplu yürüyüşler yapmaya ve inanmayanlara meydan okumaya başlayınca, kavga şiddetlendi; anne, baba, evlat, karı koca, gelin, kaynana, kardeş, akraba ve hısımlar birbirlerine düşman olmaya başladılar! Doğrusu, Mekke’de yaşanan kavga, Allah’a inanıp inanmama kavgası, din-iman kavgası değildi; Muhammed’e inanıp inanmama kavgasıydı! Çünkü Muhammed’e inanmayanlar Allahsız, dinsiz, imansız değildiler, onlar da tıpkı bu çağın müslümanları gibi atalarının dinindendiler! Doğrusu, Müslümanların müşrik dediği Araplar, Muhammed’e ve inananlara aile ve kabile baskısı yaptılar, ancak baskınlar yapmadılar; Seriyye denilen çeteler oluşturup hür müslümanları öldürmediler, evlerini, mallarını, mülklerini gaspedip yağmalamadılar; esir, köle, cariye yapmadılar! Hz. Muhammed ve ashabı muhacir olarak sığındıkları Medine’de, Seriyyeler oluşturup çevredeki Arap kabilelerine ve kervanlara baskınlar yapmaya başlayınca, savaş başladı! Bunlar, başta Kuran olmak üzere İslam kaynaklarında, tek taraflı ve karşı tarafı suçlayan bir uslupla anlatılır! İslam tarihinde savaşı başlatan kim; İslamı savaş, işgal, ganimet ve yağma dini; esir, köle, cariye, cizye va haraç alma dini haline getiren kim? Peygamberle birlikte Medine’ye sığınan muhacirler, dinlerini anlatsa ve yaşasaydı, seriyyeler oluşturup çevredeki kabilelere ve kervanlara baskınlar yapmasa, yağmalamasaydı Bedir, Uhud, Hendek savaşları olur muydu; İslam savaş dinine döner miydi? İslam kaynaklarına göre, Seriyye baskınlarıyla başlayan ve Bedir savaşıyla devam eden savaşlar silsilesi, din- iman savaşı mıydı, hükümranlık savaşı mıydı? İslam tarihi, baştan sona tek taraflı ve yalnız müşrikleri değil, başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere, diğer dinleri inananları da tekfir etme, suçlama, ötekileştirme ve düşmanlaştırma söylemi üzerine kurulu, yalan, yanlış bir tarih öğretisidir!

74,113 次观看

Videos

mesih_isa_hasan's profile picture

“Muhammed yeni bir din getirmemiş, İsrâiloğullarının peygamberlerinin Yahudilere öğrettiği tevhid dinini Araplara öğretmiştir; İslam, Yahudi-Musevi dininin Arap versiyonudur” dediğim için neden kızıyorlar? Muhammed: “Benden önceki kutsal kitaplar, dinler iptal edilmiştir, geçersizdir; ben yeni bir din getirdim” dememiş; aksine ve hiçbir kompleks göstermeden, İsrailoğullarının Kutsal kitaplarını, peygamberlerini tasdik ettiğini söylemiş; onların Yahudilere öğrettiği Tevhid dinini Araplara öğretmiştir! Bu sebeple İslam, ilk defa Muhammed tarafından öğretilen yeni bir din değil, inanç, ibadet ve şeriat esasları bakımından Yahudi-Mûsevi dini ile aynıdır; Yahudi-Mûsevî dininin Arap versiyonudur! Kuran, baştan sona İsrailoğullarının kutsal kitaplarını, peygamberlerini ve din öğretilerini anlatan bir İsrâiliyât kitabıdır! Tevrat ve İncil’de anlatılan peygamber kıssalarını; inanç, ibadet ve şeriat esaslarını, hasılı Yahudi-Mûsevî dininde olanları Kuran’dan ve İslamdan çıkarın, geriye Kuran diye bir kitap, İslam diye bir din kalmaz! KABUL ETSENİZ DE, ETMESENİZ DE, GERÇEK BU! Mesih, önceki döneminde bazı dinî ahkâmı iptal ederek Yahudï-Mûsevî dinini güncellediği gibi, şimdi de bazı dînî ahkâmı iptal ederek İslâmı güncelliyor! Mesih bunu, insanlardan değil Tanrı’dan aldığı bilgi ve yetkiyle yapıyor! Madem DİNDE ZORLAMA YOK, Allah için, din için savaşmaya; kavga, dövüş, düşmanlık yapmaya; küfür, hakaret, alay, iftira etmeye; tekfircilik, aforozculuk, ilkellik, barbarlık yaparak insanlıktan çıkmaya gerek yok! İsteyen inansın, öğretisine kulak versin, aydınlansın; istemeyen inanmasın, Mesih’ten uzak dursun, yoluna gitsin!

MESİH

574,397 次观看 • 3 年前

mesih_isa_hasan's profile picture

Kemalistler yüzyıldan beri;”Atatürk olmasa özgür olamazdınız, Yunan tohumu olurdunuz; dininiz dahil sahip olduğunuz her şeyi Atatürke borçlusunuz” diyor; halka küfrediyor, minnet altında bırakarak aşağılıyorlar! Şimdi İslamcılar da:”Erdoğan olmasa ezanlar susar, bayrak iner, bağımsızlığınızı kaybedersiniz; sahip olduğunuz her şeyi Erdoğana borçlusunuz” diyorlar! Tıpkı M. Kemali ilahlaştıran Kemalistler gibi Erdoğanı ilahlaştırıyor, putlaştırıyor, halkı aşağılıyor, devletin, devletlilerin kulu-kölesi, sömürgesi yapıyorlar! Bir millet, savaşta veya barışta, içlerinden bir lider çıkaramıyor, özgürlüğünü kazanamıyor, sorunlarını çözemiyorsa, VAY O MİLLETİN HALİNE! “Atatürk olmasa, Erdoğan olmasa, şu olmasa, bu olmasa, bu ülke olmazdı, siz olmazdınız, özgürlüğünüzü kazanamazdınız” demek, halkı minnet altında bırakarak aşağılamaktır! Liderleri ilahlaştırmak-tabulaştırmak, putlaştırmak, halkın başına Tanrı kesilmektir! Halkı devletin- devletlilerin, kulu, kölesi, marabası, sömürgesi yapmaktır! Gerçek şu ki, bu milletin M. Kemale de, Erdoğana da, diğer devletlilere de, hiçbir borcu yoktur! Ancak, M. Kemal de, Erdoğan da, diğer devletliler de, sahip oldukları servet, şöhret, saltanat, makam, imkan ve ünvanlarını bu millete borçludurlar! Savaştan sonra padişahlığı kaldırıp Cumhuriyet ilan edeceksiniz!Gâzî meclisi feshedip Osmanlının son dönemindeki çok partili sistemi, padişahlıktan beter bir tek adam tek parti diktatörlüğüne döndüreceksiniz! Hâla bugun dahi, bu 1930 model tek parti, tek adam rejimini anayasanın değiştirilemez şablonu yaparak, devlet gücüyle halka dayatacaksınız! Cumhuriyet diyerek dayatılan bu faşizmi eleştiren Hasan Mezarcıyı “Atatürk düşman” ilan ederek linç edeceksiniz! Cumhuriyet ilan edileli yüzyıl olmuş, siyasetçiler hâlâ:”cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız” diyor; bu “Kemalizm-İslamizm”karması cumhuriyetin demokratik olmadığını itiraf ediyorlar! Kemalistleri de, İslamcıları da uyarıyorum! Bırakın şu Atatürk olmasa, Erdoğan olmasa, şu olmasa, bu olmasa…bu ülke olmazdı, özgür olamazdık; sahip olduğumuz her şeyi liderlere borçluyuz safsatasını da:” Sahip olduğumuz her şeyi YARATANA BORÇLUYUZ, MİLLETE BORÇLUYUZ” deyin! Devletin-devletlilerin, liderlerin kulu, kölesi, marabası, sömürgesi olmaktan kurtulun! Medeni milletler gibi eşit, özgür ve onurlu vatandaşlardan oluşan medenî bir millet olun! Sözde değil, gerçekte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa edin! MESİHİN SÖYLEDİĞİ BU! ANLAMAK İSTEMEYENE ANLATMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR!

MESİH

524,332 次观看 • 3 年前

mesih_isa_hasan's profile picture

Netanyahu Erdoğan'a:" Kudüs sizin değil, bizim şehrimiz. Kudüs her zaman bizim şehrimiz olarak kalacak, asla bölünmeyecek" demiş. Gerçek şu ki: Kudüs ve Filistin toprakları, Yahudilerin anavatanı, Yahudi ve Hristiyanların kutsal topraklarıdır. Müslümanlar için Mekke, Medine ve Hicaz bölgesi ne kadar kutsal ve vazgeçilmezse, Yahudi ve Hristiyanlar için Kudüs ve Filistin toprakları, o kadar kutsal ve vazgeçilmezdir. İslam ülkelerinin Kudüs'ü ikiye bölme, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurma siyaseti, İsrail devleti için bekâ sorunudur. İsrail devleti yıkılmadan Kudüs ikiye bölünemez, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulamaz. Netenyahu'nun Erdoğan'ın şahsında İslam ülkelerine söylediği budur. İran ve Türkiye, Hamas ve Hizbullah gibi örgütler üzerinden İsrail ile vekalet savaşı yapıyor, Gazze halkını kırdırtıyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere, bu dinler arası savaş, katliam ve vahşetin bitmemesinden, en az İsrail kadar İslam ülkeleri de sorumlu ve suçludur. Dünya'da 7 Türk devleti, 22 Arap devleti, 57 İslam devleti ve bir buçuk milyar Müslüman var. Filistinde küçücük bir Arap devletçiği daha kurmak için savaşmaya ne gerek var? Bırakın Yahudilerin de bir devleti olsun. İsrail, Kudüs ve Filistindeki Araplar, ya İsrail'in egemenliğinde, ya da komşu Arap ülkelerinde barış içinde yaşasın. Bir kere daha ve altını çizerek söylüyorum ki, İsrail ve Filistin gibi küçücük bir coğrafyada iki devlet olmaz, olsa bile kalıcı barış olmaz, bu dinler arası savaş vahşeti bitmez. İslam ülkeleri, İsrail devletini yıkma, Kudüs'ü ikiye bölme ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletçiği kurma siyasetinden vazgeçmelidir. İsrail devleti de, vâdedilmiş topraklar hâyâlinden ve siyasetinden vazgeçmelidir! Yalnız bölgemizi değil, dünyayı da yakacak olan bu dinler, mezhepler, halklar arası düşmanlık ve savaş vahşeti bitmelidir.

MESİH

152,527 次观看 • 9 个月前

mesih_isa_hasan's profile picture

Kılıçdaroğlu’nun, yüzyıllardır Sünnî çoğunluğun Müslüman saymadığı Alevî kimliğine, din düşmanı yaftalı CHP’nin genel başkanı olmasına ve kendisine karşı namertçe kullanılan devlet gücüne rağmen %48 oy alması, tarihi bir başarıdır! Kemalistler, Allah ile Atatürk’ü, Kemalizm ile İslamizmi yarıştırdıkları ve savaştırdıkları sürece, yapılacak her seçimi kaybetmeye mahkumdurlar! Refah ve AKP gibi siyasal İslamcı partiler, seçimleri müslümanlar-kâfirler savaşına dönüştürerek iktadara geldiler ve seçimleri müslümanlar-kafirler savaşına dönüştürerek kazanmaya devam ediyorlar! Sorun, yüz yıl önceki tek parti, tek adam diktatörlüğünü: “Cumhuriyet, kurucu değerler, Atatürk ilke ve inkılapları” diyerek, tabulaştırarak, devletin ve anayasanın değiştirilemez ideolojisi, şablonu haline getirerek dayatmaya devam eden siyasi zihniyette! Doğrusu Kemalizm de, İslamizm de; ırkçı, bölücü, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı, dışlayıcı, diktacı, dayatmacı, faşist ideolojilerdir! Bu ülkede Kemaliz, siyasal İslam kavgası devam ettiği ve seçimler müslümanlar-kafirler savaşına dönüştürüldüğü sürece parti, lider, kadro, iktidar değiştirmekle hiçbir şey değişmez, iç barış sağlanamaz; sözde değil gerçekte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa edilemez! Kemalizm ve Siyasal İslam gibi denenmiş, tecrübe edilmiş; sorunları çözmek bir yana, sorunların kaynağı haline gelmiş ve modası geçmiş ideolojiler, siyasetin konusu olmaktan, anayasa, yasa konusu olmaktan çıkmalı, tarihin konusu hâline gelmelidir! Bu ülkenin, sağcılık, solculuk, milliyetçilik, muhafazakarcılık, Türkçülük, Kürtçülük, Atatürkçülük, İslamcılık gibi ırkçı, bölücü, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı, dışlayıcı, diktacı, dayatmacı, faşist zihniyet ve hamasetle siyaset yapmayan, sözde değil gerçekte sosyal demokrat bir siyasî harekete ihtiyacı ver! Evet, bu ülkenin din ile devlet kurum ve işlerini birbirinden ayıran; farklı din, dil, ırk, ideoloji ve mezheplere mensup vatandaşlara, eşit hak ve imkanlar vermeyi, sözde değil gerçekte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti inşa etmeyi amaçlayan sosyal demokrat bir siyasî harekete ihtiyacı var! Amacım siyaset yapmak değil, halkımı aydınlatmak!

MESİH

459,005 次观看 • 3 年前

mesih_isa_hasan's profile picture

İyi akşamlar çocuklar 🥰👋

MESİH

235,959 次观看 • 3 年前

mesih_isa_hasan's profile picture

İbrahim Peygamber zamanında, Tanrıya insan kurban etme geleneği vardı; İbrahim de, geleneğe uyarak oğlunu kurban etmeyi adadı! Çocuk büyüyünce, İbrahim oğluna kıyamamanın sıkıntısı içinde bir rüya gördü! İbrahim rüyasında oğlunu kurban ettiğini görüyor ve oğluna anlatıyor; oğlunun kabul etmesi üzerine onu yatırıp kesmeye kalkıyor; o esnada bir koç görüyor ve gaybdan gelen bir ses, oğlunu kesmekten vazgeçmesini, onun yerine fidye olarak koçu kesmesini söylüyor! Doğrusu, Tevrat ve Kuran’da anlatılan kurban hikayesinin tamamı rüya idi! Din adamlarının anlattığı gibi İbrahim veya herhangi biri rüyasında oğlunu kurban ettiğini gördüğü için kesmeye kalkarsa, ona peygamber değil, deli denir! İbrahim kan ter içinde rüyasından uyandı ve Tanrı’nın insan kurbanı istemediğini, oğlunu kurban etmeyi adamasının yanlış olduğunu anladı, oğlunu kesmekten vazgeçti ve onun yerine fidye olarak koç kurban etti. İbrahim’in kurban kıssası üzerinden, o çağlardaki Tanrı’ya insan kurban etme vahşetine son verilmesi, insanlık adına devrim niteliğinde büyük bir gelişmedir; ancak yirmi birinci yüzyılda, bırakın Tanrı’ya insan kurban etmeyi, hayvan kurban etmeyi dahi Allah istiyormuş, dînî bir mecburiyetmiş gibi anlatmak doğru değildir! Bu sebeple kurban kesme mecburiyetiyle ilgili dînî ahkamı iptal ettiğimi açıkladım; ancak Kurban kesmeyi de yasaklamadım! İsteyen, dînî açıdan mecbur olduğu için değil, gelenek olarak kurban kesebilir veya kurban kesmeden de kurban bayramlarını kutlayabilir; kurbana vereceği parayı ihtiyaç sahiplerine verebilir!

MESİH

205,241 次观看 • 3 年前

mesih_isa_hasan's profile picture

"Noel veya Noel takviminine göre yılbaşı kutlamak bizim dinimizde, kültürümüzde yok" diyorlar! Yalan söylüyorlar. Kur'an, hiçbir peygamberin doğumunu anlatmadığı halde, Meryem'in hamile kalmasını ve Mesih'in doğumunu detaylı bir şekilde anlatıyor. Mesih doğunca, Allah'ın Meryem'e:"Ye, iç, gözün aydın olsun" diyerek Mesih'in doğumunu kutladığını söylüyor. Meryem Suresi:16-26. Noel Mesih'in doğumunu kutlamaktır. Kur'an'a göre ilk Noel kutlayan Allah'tır. “Noel takvimine göre Yılbaşı kutlamanın Mesih ile alakası yok, pagan kültüründen geliyor" diyenler de yalan söylüyorlar. Mîlâdî takvim, Mesih'in doğumunu tarih başlangıcı olarak kabul eden Noel takvimidir. Mîlattan önce (M.Ö) demek, Mesihin doğumundan önce demek, Milattan sonra (M.S.) demek, Mesih'in doğumundan sonra demektir. Mesih'in doğumunu tarih başlangıcı olarak kabul eden Miladî takvim, tüm milletlerin kullandığı evrensel bir takvim haline geldiği gibi, mîlâdi takvime göre yılbaşı kutmak da evrensel bir şölen haline gelmiştir. Noel veya yılbaşı kutlamaları üzerinden Mesih ve Hristiyan düşmanlığı yapmak ilkelliktir, barbarlıktır. İsteyen Noel kutlar, isteyen Noel takvimine göre yılbaşı kutlayarak evrensel şölene katılır. Mâdem Müslümanlar İsâ Mesih'e inanıyor ve madem Kur'an'a göre Allah Mesih'in doğumunu kutluyor! O halde asıl Noel ve mîlâdî takvime göre yılbaşı kutlaması gereken müslümanlardır.

MESİH

43,480 次观看 • 5 个月前

mesih_isa_hasan's profile picture

Takipçilerimden bu uzun tivitimi sıralı tivit gibi düşünmelerini, sonuna kadar okumalarını ve paylaşmalarını rica ediyorum! 1-Hasan Mezarcı’yı “Atatürke (afedersiniz) P…. veya veledi zina diyen adam” olarak algılayan, hâlâ o yalana inananların gerçeği bilmeleri için bu açıklamayı yapma zarureti doğdu! Gerçek şu ki, Hasan Mezarcı hiçbir zaman, hiçbir konuşmasında Mustafa Kemal paşaya: “ P…. Veya veledi zina” dememiştir! Bu algı, Hasan Mezarcı’nın, Mustafa Kemal paşanın Türk milletinin atası olmadığını, yasayla ve devlet gücüyle Atatürk (Türk halkının atası) olarak dayatılmasını kabul etmediğini anlattığı bir konuşmasından kesilip, kopyalanıp, üretilmiş ve Hasan Mezarcıyı halka linç ettirmek için yayınlanmış bir iftiradır! Hâlâ aynı iftirayı ve algıyı yayan o siyaset ve medya teröristleri, Hasan Mezarcı’nın “ Atatürk p…. veya veledi zinadır” dediğini ispat etsinler, Hasan Mezarcı adına ve içtenlikle M. Kemal paşadan da, milletten de binlerce kez özür diler, Allahtan af dilerim! Özür dilemesi gereken Hasan Mezarcı değil, “Hasan Mezarcı Atatürk’e p….dedi, veledi zina dedi” yalanını üreten, yayınlayan, yayan, o yalana inanarak hasan Mezarcıya ağız dolusu küfreden o siyaset ve medya teröristleri ile, hâlâ o yalana inanarak Hasan Mezarcı düşmanlığı yapmaya, ona küfretmeye devam edenlerdir! 2- Gerçek şu ki, Hasan Mezarcı, savaştan sonra padişahlığı kaldırıp, cumhuriyeti ilan edip, padişahlıktan beter bir “ Tek parti, tek adam” diktatörlüğü kuran,tabulaştırılan, ilahlaştırılan, eleştirilemez, sorgulanamaz bir dogma haline getirilerek, hâlâ anayasa ve devlet gücüyle dayatılan “Atatürk ve Kemalizm”dogmasına, tabusuna, diktatörlüğüne karşıydı! Daha da önemlisi, Hasan Mezarcının, seçilmiş bir milletvekili olarak anayasa ve devlet gücüyle halka dayatılan Atatürk ve Kemalizm tabusunu, dogmasını ve dayatmayı eleştirerek, sorgulayarak yıkma; konuşulamazları konuşulabilir, eleştirilemezleri eleştirilebilir, değiştirilemezleri değiştirilebilir hale getirme; tabuları yıkma, zihinsel ve toplumsal değişimin önünü ve yolunu açma misyonu icra ettiği ve o büyük tarihî, siyasî misyonu icra etmek için kendini feda ettiği de, doğrudur! Böyle büyük bir tarihi ve siyasî misyon icra etmeyi “Atatürk düşmanlığı” olarak yaftalayan Kemalizm tarikatının müritleriyle, aklını ve vicdanını kiraya vermiş İslamcı parti, tarikat ve cemaat müritlerinin hiçbir farkı yoktur! Bu vesileyle ve Allahın Mesihi olarak, doksanlı yıllarda İslâmi bir bakış açısıyla konuşan, sırf doğru olduğuna inandığı şeyleri söylediği için hayatını zindanlarda sürgünlerde geçirerek ağır bedeller ödeyen o yiğit Hasan Mezarcı’yı, tek başına icra ettiği o büyük tarihî ve siyasî misyonundan dolayı iftiharla anıyorum:”Hasan Mezarcı, doğrusuyla yanlışıyla, günahıyla sevabıyla öldü gitti; Allah rahmet eylesin, taksiratını affetsin, mekanı cennet olsun” diyorum! 3- Gerçek şu ki, Hasan Mezarcı yerli ve millî bir bakış açısıyla konuşuyordu! Şimdi konuşan Hasan Mezarcı değil, din, ırk, renk, mezhep ayrımı yapmadan tüm milletlere Tanrının nazarıyla bakan, vahyin aydınlığıyla konuşan Mesih! Hasan Mezarcı’da meydana gelen bu büyük değişimin sebebi, halkın Mesihe inanmasından, tezgahlarının yıkılmasından korkan hoca, şeyh ve reis efendilerin “deli” algısı oluşturmak için uydurduğu ve yandaş yalakalarının papağan gibi tekrarladığı “ işkence, iğne” yalanı değil, Mesih olmasından kaynaklanan aydınlıktır! GERÇEK BU! Anlamak istemeyene anlatmak, inanmak istemeyene inandırmak mümkün değildir! İsteyen o yalanlara ve yalancılara inansın isteyen Mesihe ve gerçeğe inansın! GERÇEK BU 👋🥰👋🌹❤️

MESİH

189,531 次观看 • 3 年前