
Molla berxani
@mollaberxani • 1,059 subscribers
Mâtürîdî • Hanefî • Tasavvuf yolcusu • İlim ve irfan peşinde
Shorts
Videos

İhsan Şenocak Hocaefendi de TOKİ 500 bin konut projesiyle alakalı fetvasını yayınladı. Allah kendisinden razı olsun. Kim ne der diye düşünmeden, bu işi insanları memnun etmek için fetva vermeyen hocalardan Allah razı olsun. Özellikle sohbetinden bir bölümü paylaşıyorum, linkini bırakıyorum; tamamını da izlersiniz kardeşlerim. Konuşmasında şunları söyledi: Fetva vermeyenlere “İnsanları düşünmüyorsunuz, fakihlik yapmıyorsunuz” diyecekler, desinler; önemli değil. Faiz, kapitalist sistemin insanları sömürmesidir; buna fetva verilmez. Kim ne derse desin, 15 yıl, 20 yıl enflasyonun ne olacağı belli değil. İnsanları sömürmek için çıkarılmış bir sistemdir. Not: Şûra Fıkıh Kurulumuz, Fatih Kalender Hocaefendiler, TOKİ ile görüşmelerde bulunup, sözleşmenin fıkha uygun, fetvaya uygun hale getirilmesi için girişimlerde bulunmuşlardır.Yarın veya öbür gün bir açıklama yapılacaktır. İnşAllah TOKİ bazı fasid yapan durumları düzeltirler ve bu işi müslümanların gonul rahatligiyla katılabilecekleri bir hale getirirle. Bulaşık suyu gibi olup fetva vermek yerine, hak bildiğini savunup sistemi fıkha uyarlayan hocalardan Allah razı olsun. Bu mesleğe fetva veren hocalara da şunu söylemek istiyorum: Hepiniz ilim sahipsiniz, hepinizin bir dayanağı vardır muhakkak. Çok bir şey demek istemiyorum; lakin bu sisteme uymak için fıkhımızı yaydıkça daha çok meselede fıkhımız zarar görür. Bırakın sert ve kavi duruş sergileyin ki sistem bizim fıkhımıza ayak uydursun. Yoksa akıbetimiz daha kötüye gider.
Molla berxani188,510 görüntüleme • 6 ay önce

Şu ortamı savunanların gerçekten bilgisiz davrandığını düşünüyorum. Ancak bu ortamı savunmak, sadece bilgisizlik değil, büsbütün bir garabettir. Altay’ın verdiği dondurma misaliyle böyle bir ortamı kıyaslayabilmek, gerçekten acayip bir abesle iştigâldir. Bu ortamı savunanlar, eğer bu videoyu görmeden konuştularsa amenna, fakat bu videoyu bildikleri hâlde “bunda dinen bir beis yoktur” diyebiliyorlarsa, o zaman bu söz, dini hassasiyetten nasipsizliğin açık göstergesidir. Sizin dinî hassasiyetiniz bu kadar zayıfsa, “bacımı, eşimi böyle ortamlara gönül rahatlığıyla sokarım” diyorsanız, o başka Ortamdakilerin her biri melek dahi olsa, bu hâl caiz değildir. Peygamber Efendimiz ﷺ, kadın ve erkeklerin aynı kapıdan çıkmalarını uygun görmemiştir. Bu, kadın ve erkeklerin karışık şekilde girip çıkmalarının uygun olmadığını açıkça gösterir. Hâl böyleyken bugün kadın-erkek iç içe, tesettürlü dahi olsa böyle bir ortamı savunmak, Resûlullah’ın sünnetine tamamen aykırıdır. İlk fotoğrafta erkeklerin önde, kadınların arkada olduğu ve nispeten daha düzenli bir ortam görünüyordu; fakat diğer fotoğraflarda tam bir karma, iç içe geçmiş bir hâl mevcut. Ne tesettür tam uygulanmış, ne arada bir perde veya ayrım var, ne de giriş çıkışlar ayrı… Vallahi Peygamber ﷺ sizden davacı olacak! Böyle bir ortamı “normal” gören herkesten, İslam davacı olacaktır. Allah bizleri, dinin edebini, tesettürün hikmetini ve haya sınırlarını unutanlardan eylemesin. Allah’ım! Hakkı hak olarak göster ve bize ona uymayı nasip et; batılı batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip et. Diyanet de burdan şikayetimizi iletiyoruz böyle bir ortama nasil sebeb olursunuz aklim almıyor Allah hidayet eylesin ne diyelim...
Molla berxani124,550 görüntüleme • 7 ay önce

Gördüğünüz üzere, vahhabi tekfirci arkadaş “Türkiye devleti tağut olduğu için onlarla savaşa gitmeyiz” demiş — yani ehli-kitap olan İsrail ile savasmazlar tağut olan Türkiye ile ama aynı mantıkla ehli-kitapla birlikte olup, tağut gördüğü Türkiye’nin yıkılmasını isteyebilir. Zamanında Muhammed bin Abdülvehhab’ın İngilizlerle anlaşarak Osmanlı’ya karşı çıktığı gibi. Ebu Hanzala ve benzer tekfirciler, Hamas’ı da tıpkı Türkiye gibi kâfir/tağut sayıyorlar. Onlara “Hamas’la beraber İsrail’e karşı savaşır mısın?” diye sorsanız, aynı cevabı vermek zorunda kalırlar. Bunlar, İslâm’ın içinden çıkmış; tek dertleri Müslümanlarla mücadele etmek, gerekirse onlarla savaşmaktır. Güç eline geçtiğinde “ya bize tâbî olacaksınız ya da sizinle savasiriz” deyip müslümanın kanını ve malını kendilerine helal sayacak bir zihniyetin devamıdır bu. Allah ümmeti Muhammed’i bu sapkın akidelerden muhafaza eylesin. Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: > “Allâhumme bârik lenâ fî Şâminâ ve Yemeninâ (Allah’ım! Şam’ımızda ve Yemen’imizde bize bereket ihsan et).” Oradakiler: “Ve fî Necdinâ (Necd’imize de)” dediler. Rasûlullah yine: “Allâhumme bârik lenâ fî Şâminâ ve Yemeninâ” buyurdu. Yine: “Ve fî Necdinâ” denilince, Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Orada zelzeleler ve fitneler vardır. Şeytanın boynuzu da oradan çıkacaktır.” (Buhârî, İstiskâ, 26)
Molla berxani121,824 görüntüleme • 8 ay önce

ACM, kadın-erkek ihtiladının olduğu ortamları savunuyor; yani kadın ve erkekle çalışmayı, kadın-erkek bir ortamda bulunmayı, karma eğitimi savunuyor. Gerekçe olarak da itiraz edenlere şöyle diyor: “Nasıl ki hastaneye, otobüse, dışarı çıkıyorsunuz, o zaman bu da caizdir.” Peki, mesele gerçekten öyle mi, bir bakalım. 1. Kadın-erkek ihtiladının caiz olmama sebebini, bir haramı görmek olarak adlandırıp, “O hâlde harama bakmadan kadın-erkek karışık ortamlara girmek caizdir” demek, doğru bir yaklaşım mıdır? Efendimiz ﷺ bu şekilde mi hareket etmiştir? Umdetü’l-Kârî şerhi Sahîhi’l-Buhârî’de ve el-Mebsut, Muhammed es-Serahsî’de bu konu şöyle açıklanır: > (Enes radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre) dedi ki: “Biz Resûlullah ﷺ ile birlikte bir cenazeye çıktık. Orada bazı kadınlar gördü. Peygamber ﷺ onlara: ‘Siz mi taşıyorsunuz?’ buyurdu. Onlar: ‘Hayır.’ dediler. Peygamber ﷺ: ‘Siz mi defnediyorsunuz?’ buyurdu. Onlar: ‘Hayır.’ dediler. Bunun üzerine Peygamber ﷺ buyurdu ki: ‘O hâlde geri dönün; günah kazanmış olarak dönüyorsunuz, sevap kazanmış olarak değil.’” (Ebu Ya‘la, Müsned) Bunun sebebi şudur: Erkekler bu işe daha güçlüdür; kadınlar zayıf yaratılmıştır ve açılma/saçılma (avretin ortaya çıkma) ihtimali vardır. Özellikle cenazeyi taşımaya kalktıklarında bu tehlike artar. Ayrıca, kadınlar erkeklerin bulunduğu hâlde cenazeyi taşımaya kalkarlarsa, ihtilât (karışıklık) söz konusu olur; bu durum fitne ve ahlâkî yozlaşmanın doğma yeridir ve buna vesile olur. Peki, “Erkek yoksa ne olacak?” derseniz: Zaruret hâlleri şer‘an istisna edilmiştir. Zaruret ile isteğe bağlı durum arasındaki fark Otobüs veya sokağa çıkma gibi zarurî durumlarda kadın veya erkek mecburen bulunur. Bu hâllerde sadece mahremiyet ölçülerine dikkat etmek, gözünü haramdan saklamak ve tesettüre riayet etmek yeterlidir peki bu zaruret ortadan kalkarmi evet kalkar yine otobüs caiz olmaz nasıl bir kadın eşiyle birlikte onun arabasıyla bir yere gidebilcek yerde otobüsü tercih ediyorsa bu zaruret değildir o yüzden caiz değildir. Sohbet, okul veya ders meclisi ise isteğe bağlıdır; burada ayrı düzenleme imkânı vardır. Bu nedenle, kadın ve erkeği ayrı yapma imkânı varken karışık ortamda bulundurmak zarurî değildir ve caiz değildir. Medreseler doludur medrese ve eğitim imkânı Allah tarafından verilmiştir; kişi isteyerek karışık ortamı seçerse, ihtilât, ünsiyet ve muvacehe sorumluluklarını üstlenmiş olur. Eğer gerçekten İslam’ın gençlerini ve kadınlarını düşünüyorsan, İhsan Şenocak Hoca gibi olmalısın. Kendisi, “Kadın-erkek karışık olmaz; ne otobüste, ne okulda” diyerek hakiki İslami öğretiyi savundu. Görevinden oldu ve dedi ki: “Bu İslam’ın kızlarına faydalı olmalı.” Bunun için kadın-erkek ayrı liseler açtı. İşte İslam’a hizmet böyle olur; kendi çıkarlarına veya hevalarına göre İslam’ı eğip bükmekle olmaz. Peki, Altay Cem Meriç ve ekibi neden bu görüşü savunuyor? Bu zamana kadar Cübbeli Hoca, İhsan Şenocak Hoca, Ebubekir Sifil Hoca, Ömer Faruk Hoca, Fatih Kalender Hoca gibi birçok âlim “hayır, bu caiz değildir” dediği hâlde, bu kişiler neden yeni bir çığ açıp “caizdir” diyor? Özetle sebepleri kendi söylemesi ile şunlardır: 1. Türkiye’de fetva veren bazı kişiler kendilerini düşünüyor ve bu duruma “caiz değil” diyen herkesi eleştiriyor. 2. Hevalarından konuşuyor, delillere dayanmıyorlar diyor. 3. Müslümanların eğitim almasını istemiyorlar gibi yanlış algılar oluşturuyor Ancak mesele aslında öyle değil: Kadın ve erkek karma eğitim sistemine karşı çıkan hocalar, ümmetin neslini, gençliği düşünerek hareket ediyor. Amaçları, kadın ve erkek öğrencilerin İslam ahlâkına uygun şekilde ayrı eğitim almasını sağlamak, böylece gayri ahlaki davranış ve yozlaşmaya vesile olmamak. Medreseler, milyonlarca insanın İslami ilimlere kavuşmasını, tesettür ve sünnete uygun yetişmesini sağladı. Karma eğitim sisteminin İslam’a somut bir faydası olmadı. Özetle ACM kendi hevasina göre konuşan bir kişidir Aşağıdaki kıymetli hocaların fetvaların dinleyin ve onlara tabiolun
Molla berxani95,263 görüntüleme • 7 ay önce

Allame taki Osmani hoca da TOKİ meselesine kesinlikle cevaz vermemiştir bilginize
Molla berxani88,591 görüntüleme • 7 ay önce

Adam sana “çakma müctehid” dedi, eyvallah, sen de gittin ayet okudun, adamı fasık ettin. Ama sen de gidip adama “sofu Baba” ve “Yiğit Özgür çizmiş adam” dedin. Şimdi diyorsun ki: “O kötü lakap değil, ikisinin amacı farklı; benimki sadece durumu ifade etti.” Ama unutma ki, sen onun içinde bulunduğu durumu söyledin, o da senin içinde bulunduğun durumu söylüyor. Yani ya diyeceksin ki: > “Ben de fasığım, ayet senin için de geçerli,” ya da: “Ben hevama göre konuştum. Acm nin çelişkileri part bilmem kaç
Molla berxani75,564 görüntüleme • 7 ay önce

Şayet şu an Osmanlı dönemi olsaydı, şeriat tam manasıyla hâkim bulunsaydı, yere göğe sığdıramadığınız “Altay Hoca” diye laubali şekilde dini muhabbetler yaptığınız, İslami ilimlerden icazeti olmayan bir kimsenin hâli bambaşka olurdu. Bugün, “Hocam boşver, senin üzerinden prim yapıyorlar” diye savunduğunuz o kişi, o dönemde muteber sayılmazdı. Bilakis, kadı huzuruna çıkarılır; ilmî icazeti olmadan her alanda fetva verircesine konuştuğu için ta‘zir cezası uygulanırdı. Oysa, “Abi sen bunları biraz az aşağılıyorsun” diyerek küçümsediğiniz Abdullah Ahmed Hoca; hafız, medrese mezunu, ulûm-i İslâmiyye sahasında icazet almış, ilim silsilesi Mahmud Efendi Hazretleri’ne, oradan da Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e kadar uzanan bir zincire bağlı bir hocadır “İcazet nedir?” diye sorsak, bugün birçok kimsenin cevap dahi veremeyeceği bir kavramdan söz ediyoruz. Bu silsile, ilmî güvenilirlik ve ehliyetin en temel ölçüsüdür. Osmanlı’da veya herhangi bir şer‘î düzende, muteber sayılan kişi; ilmi, icazeti, silsilesi ve ehliyeti olan hocadır. Yani bugün bazı kimselerin yaptığı gibi YouTube üzerinden her meseleye kendi anlayışına göre hüküm koyan, fıkhî sınırları aşan kimseler muteber olmazdı. Çünkü Osmanlı’da “fetva” vermek ciddi bir yetkiydi ve icazeti olmayanın fetva vermesi yasaktı. Hatta bu tür davranışlar ta‘zirle cezalandırılırdı. Bugün ne yazık ki seviye öyle düşmüştür ki; hakikati savunan, delil ile konuşan kimseler değil, popüler olanlar itibara alınmakta. Hak olan bir görüş ortaya koyan kişi, sırf “sevdikleri” kişiye ters düştüğü için linç ediliyor. İlmi, ehliyeti ve icazetiyle konuşanlara karşı küçümseyici tavırlar sergileniyor. Allah bu ümmete yeniden basiret ve hidayet nasip eylesin.
Molla berxani57,859 görüntüleme • 7 ay önce

Altay Cem Meriç’in, Abdullah Ahmed Hoca’nın “gel diyorum gelmiyor, itaatsizlik ediyor, söz dinlemiyor, bugz ediyor, isyan ediyor” gibi ifadelerle Nisa Suresi 34. ayetindeki “nüşûz” kavramını açıklarken alaycı bir üslup kullanması, hangi âlimlere uzanıyor gekin beraber bakalim. Zira Abdullah Ahmed Hoca’nın bu ifadeleri, kendi kafasından uydurduğu bir yorum değil, aksine İbn Kesir, Kurtubi, Alusi, Razi ve Bagavi gibi İslam dünyasının önde gelen müfessirlerinin “nüşûz” kavramına dair açıklamalarına dayanmaktadır. Abdullah Ahmed Hoca’nın sözlerinin bu büyük alimlerin görüşleriyle uyumlu olduğunu ve Altay Cem Meriç’in alaycı yaklaşımının aslında bu alimlerin açıklamalarına da bir saygısızlık olduğunu göstereceğim. 1. İbn Kesir Tefsiri İbare :وَالنُّشُوزُ: هُوَ الِارْتِفَاعُ، فَالْمَرْأَةُ النَّاشِزُ هِيَ الْمُرْتَفِعَةُ عَلَى زَوْجِهَا، التَّارِكَةُ لِأَمْرِهِ، المُعْرِضَة عَنْهُ، المُبْغِضَة لَهُ. :Nüşûz, yükselme (kibirlenme) demektir. Nâşize olan kadın, kocasına karşı yükselen (kibirlenen), onun emrini terk eden, ondan yüz çeviren ve ona karşı kin besleyendir. 2. Kurtubi TefsiriArapça İbare:وَالنُّشُوزُ الْعِصْيَانُ، مَأْخُوذٌ مِنَ النَّشَزِ، وَهُوَ مَا ارْتَفَعَ مِنَ الْأَرْضِ... فَالْمَعْنَى: أَيْ تَخَافُونَ عصيانهن وتعاليهن عما أوجب اللَّهُ عَلَيْهِنَّ مِنْ طَاعَةِ الْأَزْوَاجِ. وَقَالَ أَبُو مَنْصُورٍ اللُّغَوِيُّ: النُّشُوزُ كَرَاهِيَةُ كُلِّ وَاحِدٍ مِنَ الزَّوْجَيْنِ صَاحِبَهُ... وَنَشَزَتِ الْمَرْأَةُ اسْتَصْعَبَتْ عَلَى بَعْلِهَا. :Nüşûz, isyan (itaatsizlik) demektir ve yerden yükselen şey anlamındaki “neşez”den türemiştir... Anlamı: Kadınların Allah’ın onlara emrettiği kocalarına itaatten kaçınarak isyan etmelerinden ve kendilerini üstün görmelerinden korkmanızdır. Ebu Mansur el-Luğavi der ki: Nüşûz, eşlerden birinin diğerine karşı nefret beslemesidir... Kadın nüşûz ettiğinde, kocasına karşı zorluk çıkarır (itaatsizlik eder). 3. Alusi TefsiriArapça İbare:واللاتِي تَخافُونَ نُشُوزَهُنَّ﴾ أيْ تَرَفُّعَهُنَّ عَنْ مُطاوَعَتِكُمْ، وعِصْيانَهُنَّ لَكُمْ، مِنَ النَّشْزِ... وإلَيْهِ يُشِيرُ كَلامُ ابْنِ عَبّاسٍ. “Nüşûzlarından korktuğunuz kadınlar” yani, sizinle uyum sağlamaktan kaçınmaları ve size karşı isyan etmeleri... İbn Abbas’ın sözü de buna işaret eder. 4. Razi Tefsiri :ثُمَّ قالَ تَعالى: ﴿فَعِظُوهُنَّ واهْجُرُوهُنَّ في المَضاجِعِ واضْرِبُوهُنَّ﴾... فَإنْ أصَرَّتْ عَلى ذَلِكَ النُّشُوزِ، فَعِنْدَ ذَلِكَ يَهْجُرُها في المَضْجَعِ... فَإنْ بَقِيَتْ عَلى النُّشُوزِ ضَرَبَها. :Allah şöyle buyurdu: “Onlara öğüt verin, yataklarda onları terk edin ve onları dövün.” ... Eğer kadın nüşûzda ısrar ederse, o zaman koca onu yatakta terk eder... Eğer nüşûz devam ederse, o zaman döver. 5. Bagavi Tefsiri :وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ﴾ عِصْيَانَهُنَّ، وَأَصْلُ النُّشُوزِ: التَّكَبُّرُ وَالِارْتِفَاعُ... قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: يُوَلِّيهَا ظَهْرَهُ فِي الْفِرَاشِ وَلَا يُكَلِّمُهَا. :“Nüşûzlarından korktuğunuz kadınlar” yani onların isyanı... Nüşûzun aslı, kibir ve yükselmektir... İbn Abbas dedi ki: (Nüşûz eden kadına karşı) koca ona yatakta sırtını döner ve onunla konuşmaz. Bagavi, nüşûzu “isyan” ve “kibir” olarak tanımlar ve İbn Abbas’tan nakille, nüşûzun örneklerinden birinin kadının kocasına sırt dönmesi veya onunla konuşmaması olduğunu belirtir. Altay Cem Meriç’in, Abdullah Ahmed Hoca’nın “gel diyorum gelmiyor, itaatsizlik ediyor, bugz ediyor, isyan ediyor” gibi ifadelerle nüşûz kavramını açıklamasını alaya alması, açıkça haksız bir tutumdur. Yukarıda aktarılan tefsirler, nüşûzun:İtaatsizlik (Kurtubi: عصيان, Alusi: عصيان, Bagavi: عصيان), Kocanın emrine uymama (İbn Kesir: التاركة لأمره), Yüz çevirme ve kin besleme (İbn Kesir: المعرضة عنه، المبغضة له, Kurtubi: كراهية), Kibir ve isyan (Bagavi: التكبر والارتفاع, Razi: إصرار على النّشوز) olarak tanımlandığını göstermektedir. Dünden belli Abdullah Ahmed hocanın ifadelerini alaya alan dalga geçen kesim bu büyük müfessirler ile alay etmiştir iyi ki ahiret var yoksa çatlardık
Molla berxani53,392 görüntüleme • 7 ay önce

❗ALTAY CEM MERİÇ❗ Altay’ın videosuna dair birkaç kelam etmek istiyorum. Bu video, bir kez daha gösterdi ki Altay’ın asıl nefsine esirmis . Evvelden beri de böyleydi; nefsine dokunulduğunda hemen dayanamıyor, video çekip hakkı eğip bükerek nefsini savunuyor. Oysa yapması gereken, “Evet arkadaşlar, bu görüntü hoş olmamış. Allah affetsin, dikkat etmek lazım, ahir zamanda işler karışabiliyor.” demekti. Ama o, bunun yerine amansızca nefsinin müdafaasına kalktı. Bu tavır, artık bir amel bozukluğu değil; apaçık bir itikad bozukluğu hâline gelmiş durumda. > “Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah’ın saptırdığı ve kulağını, kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Câsiye, 23) Altay, nefsini savunabilmek için birkaç bozuk argümanla İslam fıkhını bile tahrif edip, kendi “cahiliyye fıkhını” oluşturmuş. Sonra da sanki ayet olma yolunda ilerliyormuş gibi konuşuyor. > “Ona ‘Allah’tan kork!’ denildiğinde, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!” (Bakara, 206) Altay’ın temsil olarak verdiği misal: “Ben Ümraniye’de oturan bir adamım. 16 yaşında kızım var. Akşamları kızım ‘Baba dondurma yiyelim’ diyor. Ben de ‘Hayır, kızım!’ diyorum. Çünkü dışarıda bir kadın göreceğim, kızımı da bir erkek görecek; bu caiz mi, helal mi?” Bu örneğe verilecek fıkhî cevap gayet açık: Hz. Ali (r.a.) Resûlullah’a (s.a.v.) sormuştu: > “Ey Ali, bakışına bakış ekleme. Zira ilk bakış lehinedir, ama ikinci bakış aleyhinedir.” (Tirmizî) > “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar...” (Nur, 30) “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar...” (Nur, 31) Yani baba ve kızı tesettüre riayet eder, gözlerini sakınır, harama bakmazlarsa; gidip dondurmalarını alıp birlikte yemelerinde fıkhen bir sakınca yoktur. Takva açısından bakıldığında ise mesele farklıdır: Deyyus olmayan bir baba, kızını bozuk ortamlardan uzak tutmaya çalışır. Ahir zamanda insanlar ne kadar dikkat etse de haram bakışlardan bütünüyle korunamayabilir. > “Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” (Mü’min, 19) Bu durumda takvaya uygun olan, evde oturup dondurmayı birlikte yemektir. Bu bir fetva değil, takvaya uygun bir tercihtir. > “(Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde oturun; önceki cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın…” (Ahzâb, 33) Ancak Altay ne yapıyor? Kendi hayalinde bir senaryo oluşturup, hayalî bir “cahil fetvacı” üretiyor; sonra da o hayalî kişinin hatalı fetvasını çürütüp kendini haklı göstermeye çalışıyor. Bu, tam anlamıyla bir “sui misal” üretmek ve “korkuluk safsatası” yapmaktır. Ümraniye’de oturan bir adamın kızıyla dondurma yemesine “haram” diyen bir din telakkisi yok ki! Bu, tamamen kendi kurgusu. Böyle safsatalara ancak ya cahiller, ya da haksız olduğu halde kendini haklı göstermek isteyenler itibar eder.
Molla berxani36,454 görüntüleme • 7 ay önce

Altay beyin muazzam kıyasları, bu çağda yaşadığınız için şükranlarımızı sunuyoruz. Cübbeli Ahmed hocanın röportaj ve sohbetten bir görüntüsünü alıp kendi olayına kıyas etti; bakalım niye kıyas doğru kıyas değil: 1. Sohbette verilen görüntüde, kadınların yeri dolmuş; kadınlar kendi kafalarına göre gelip erkeklerin arkasında durup çilbablarıyla dinlemişler. Senin yaptığın gibi, Cübbeli hoca çağırmamış onları. İkincisi, kadınların arkada, erkeklerin önde olmasına sünnette yer var ama takvaya uygun olmadığından yine de buna razı olmaz. Cübbeli hoca, senin olayında hem kalabalık hem iç içe yani ihtilad var, hem de sen istemişsin ve bunu doğru olduğunu savunuyorsun. Kıyas yeteneğin muazzam. 2. Röportaj meselesi: Senin meselen ihtilad ile alakalı, Cübbeli hocanın meselesi halvet ile alakalı. Muhtemelen kameraman olduğundan dolayı halvet meselesi ortadan kalkıyor, ama yine de Cübbeli hoca bunu tasvip etmiyor ve bunun doğru olmadığını, “Ama ben maslahat gereği yaptım” diyor. Bu doğru değil; maslahatım geçerliyse, Allah’ın takdiri değilse ben sorumluyum, diyor. Peki sen ne diyorsun? “İstemsiz gelişti bu olay, evet, buraya kadar çok güzel, onları kovamazdım” diyorsun. Bu da güzel, ki sana “kov” diyen yok. Ama demen lazım ki, “Evet, bu doğru değil, ihtilad dinimizce yasaktır.” Ama diyemedin; nefsin sana galip geldi. Bu daha başlangıç; daha neler var neler videonda.
Molla berxani33,973 görüntüleme • 7 ay önce

Karşında icazetli bir hoca var; silsilesi, Mahmud Efendi Hazretleri’nden Resûlullah’a kadar ulaşan bir silsiledir. Hadi diyelim ki bunu kabul etmedin, hatta diyelim ki sen daha âlimsın. Fakat iki gündür her kesimden gelen tepkilere aynı minvalde cevap veriyor, hakkı savunan insanlara karşı kibirli bir üslup sergiliyorsun. Unutma, hak tektir; hakkı savunanlara karşı gösterdiğin bu kibir seni bitirir. Silsileni paylaşırsan, ilmî icazet düzeyini de öğrenmiş oluruz. Eğer ilmini sadece kitaptan okuyarak elde ettiysen, bil ki ulûm-i İslâmiyye medreselerinde kadim usulle eğitim görüp icazet alan en alt seviye hoca bile senden daha muteberdir.
Molla berxani26,765 görüntüleme • 7 ay önce

Gelelim şimdi «وَاضْرِبُوهُنَّ» ayetine ve ACM’nin bu ayet üzerinden yaptığı algılara. Şimdi birincisi: Abdullah Ahmed Hoca’nın “kadınlar size itaat etmiyor; ‘gel’ diyorsun gelmiyor” sözlerini öyle çarpıtıyor ki; “ben kadınıma ‘gel’ diyeceğim, kadın gelmeyecek; ‘çay ver’ diyeceğim, çay vermeyecek; ben de ona ensesinden bir tane tokat atacağım — buna fetva veriyor” diye anlatıyorlar. Devamında Abdullah hocanın şu sözlerini nasıl algılıyor, alay ediyor peki: “yani herkes sizin Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi feminist mi? Afrika’da, Kars’ta, Hakkâri’de kadınlar var” sözünü alay ederek kendince meselenin farklı yerlerde farklı uygulaması varmış gibi gösteriyor. “Kadın oraya göre dövülür, Nişantaşı’nda dövülmez” gibi saçma alaylar yapıyor; “Hakkâri’de dövülür yüzde kaç falan” diyerek meseleyi karikatürize ediyor. Şimdi inceleyelim. Meseleyi algı yaparak böyle anlattı; peki olgu nedir? Abdullah Ahmed Hoca, kadınların dövülmesini vücubiyet olarak söylemiyor; böyle bir emir sizin anladığınız gibi değil diyor. Dövülmekten kasıt ağzını, yüzünü kırmak falan değil; misvak ile vurmak diye açıklıyor. Peki, Abdullah hocayı dinleyenler gerçekten Altay’ın algıladığı gibi mi anlıyorlar? Altay, hocayı “çay vermedi diye kadını dövün” diye gösteriyor — oysa Hoca’nın kastı bu değil. Hoca diyor ki: “Serkeş kadın” derken; kocasına itaat etmeyen, “gel” denince gelmeyen, söz dinlemeyen, namaz kılmayan, haramlar işleyen ve devam eden; yani evliliği bilinçli şekilde yıkan kadından bahsediyor. Eğer mesele sadece “kadın çay vermiyor, yemek yapmıyor, kocasının sözünü dinlemiyor” gibi dünyalık işleri ise bu farklıdır. Diyelim ki Hoca’nın kastettiği bu olsa bile — yani serkeş, hiçbir şekilde itaat etmeyip kocasına karşı gelen kadın — Hoca dövmeyi tasvip ediyor mu? Hayır. Hoca: “Dövme mecburiyeti yok; boşanmak gerekiyorsa boşan; ama evliliğini kurtarmak istiyorsan Efendimiz’in tarif ettiği şekilde, misvak ile (incitmeden) yap” diyor. Yani Hoca, dövmeyi farz veya serbestçe teşvik eden biri değil. Altay’ın verdiği örneklere göre “çay istedim vermedi” gibi hallerde kadınları dövün diye öğüt veriliyormuş gibi gösteriliyor — bu adam din diye bunları anlatıyor diye de ilzam ediyor; yazık sana, yazık. Hocanın kastını biliyorsun ama kendi hevana göre algılıyor, insanların anlamasına sebep oluyorsun. Kadınlara güzel davranılmasını emreden, onlara çiçek almayı, gül almayı, hediye götürmeyi, onları üzmemeyi öğütleyen insanları “kadınları dövmeyi emreden insanlar” gibi gösteriyorsun. Peki Kars–Hakkâri–Nişantaşı örneği neden veriliyor? Çünkü herkes Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi naif değil; onlar bu ayetin manasını böyle anlamak istemeyebilirler, yani kabul etmez: “Kocam bana nasihat etsin” ya da “yatağını ayırsın” ya da “misvak ile vursun” — gerçi onlar vurmayı misvak olarak tefsir etsen bile kabul etmiyorlar. O zaman onlarla boşanma yolunu tercih edersin. Ayet sadece Nişantaşı’ndaki kadınlara inmedi. Hakkâri’de, Kars’ta Anadolu kadını var; bunlar kocasına bir itaatsizlik olduğunda kocaları onlara sözünü geçiriyor, anlayıp susan insanlar. Yuvayı yıkmak yerine bu yönden kurtarmayı tercih edebilirsin demek isteniyor. Feministler “Nişantaşı’ndaki naif kadınlar mutlu olacak” diye ayeti eğip bükmesin; onlara uygulamaya çalışmayın. Anlamıyorsan boşan. Görüyorsunuz, dimi: algı ve olgu. Allah seni bildiği gibi yapsın.
Molla berxani16,521 görüntüleme • 7 ay önce

Dürüstlük abidesi ACM üstadımız pirimiz Caner Taslaman olayıında da nasıl rezalet açıklamalar yapıyor; bir bölümü aşağıda, yani amacı anlaşılsın diye—videoyu yazımı okuduktan sonra isteyen izleyebilir. Şimdi “Caner Taslaman’ı tavsiye etmedim” diyorsun. Tavsiyeyi şöyle bir şey zannediyorsun: “Evet arkadaşlar, mutlaka bu kitabı alın, yoksa hepinizi döverim.” Tavsiye bu mu? Yalnız bu da senin verdiğin misallere benzedi. Neyse, tavsiyeyi böyle bir şey zannediyorsun. Şimdi sen, bidat ehli hatta daha fazlası söylenebilecek bir adamın kitabını alıp gösterip “çok güzel deliller var” gibi ifade kullanırsan, “İslami anlayışımız farklı” demeni zikretmeye hacet yok; çünkü Abdullah Hoca sana “aynı anlayıştasın demiyor — “bidat ehli adam, sen bu adamı gençlere sunarsan, gençler de alıp okuyup etkilenip, ilmi olmadıkları için ayakları kayar” diyor. Ama sen gidiyorsun, büyük ulemaları örnek veriyorsun: “O büyük ulema avama bidat ehlini tavsiye etmişler midir, Altaycım? Yoksa kendileri okuyup faydalı yerlerden faydalanmışlar mıdır, Altaycım?” Sen de madem okudun, beğendin, insanlara “bir kitapta okudum” diye anlat; ama gençlerin o kişiyi alıp okuyup zehirlenmesi senin umurunda olsun diye Abdullah Hoca seni uyarmış. He bir de Fatih Altaylı kıyası yaptın — abi sen nasıl mantık, kelâm, felsefe bu işlerle uğraşıyorsun? Bu nasıl kıyas? Birisi “ben din anlatıyorum, dinin doğrusu bende” diyor; birisi dinsiz, bir adam ateist dine sövüyor — kim gider Cübbeli Hoca Fatih Altaylı ile program yaptı diye Fatih Altaylı’yı dinleyip dinden çıkar? Ama senden etkilenip bir genç Caner’i dinler, kitabını okur, etkilenir, saparsa işte tehlike tam da burada. İşte kibirin sonu. Ben sana bir şey diyim mi: Allah seni rezil etti; böyle bir rezalet video olamaz, haberin olsun.
Molla berxani13,870 görüntüleme • 7 ay önce

Fatih kalender hocamız TOKİ meselesine dair önemli bölümü paylaşıyorum mutlaka dinliyelim Fatih Kalender Hoca, TOKİ’nin taksitle ev satışı sistemi üzerine önemli bir uyarıda bulundu. Ona göre sözleşmede geçen “her 6 ayda bir memur maaş artış oranına göre güncelleme yapılacaktır” ibaresi fıkhen ciddi bir problem taşımaktadır. Çünkü bu madde, akdin başında ödenecek toplam bedelin belirli olmaması anlamına gelir. Yani vatandaş, 20 yıl sonunda kaç para ödeyeceğini bilmeden sözleşme yapmaktadır. Hoca bu durumu, “Bir alışveriş yapıyoruz ama fiyatı belirleme hakkı tamamen satıcıda. İstediği kadar artırabilir. Bu, aklı başında bir kimsenin kabul edeceği bir şey değildir. İslam böyle bir alışverişi caiz görmez.” sözleriyle açıklamaktadır. İslam fıkhında alışverişin sahih olabilmesi için bedelin belirli ve taraflarca bilinmesi şarttır. Hz. Peygamber ﷺ “نهى عن بيع الغرر” — “Belirsizlik içeren satışları yasakladı.” (Müslim, Büyûʿ, 151) buyurarak, ileride fiyatın nasıl şekilleneceği bilinmeyen akitleri yasaklamıştır. TOKİ’nin sözleşmesindeki zam maddesi de bu tür bir belirsizlik (ğarar) içermektedir. Bugün yönetim memur maaşına düşük oranda zam yapabilir, ancak yarın kötü niyetli bir idare gelirse, memur maaşlarını keyfî biçimde artırarak TOKİ taksitlerini de aynı oranda yükseltebilir. Bu durumda fiyatı belirleme hakkı tamamen satıcıya geçmiş olur. Bu da fıkıhta “cehalet” denilen, akdi geçersiz kılan durumlardandır. Hoca, bu sistemin tamamen kapatılmaması için bir şart değişikliği öneriyor. Sözleşmede yer alan ibare, “zam oranı hiçbir şekilde memur maaş artışını geçmeyecek” şeklinde sınırlandırılırsa, Şafiî mezhebine göre buna bir çözüm yolu bulunabilir. Fakat mevcut haliyle bu sözleşme şekli caiz değildir; çünkü alıcı için bedel belirsiz, satıcı için sınırsız bir yetki doğmaktadır. Bu noktada şu hadisi hatırlamak gerekir: > «إن الحلال بيّن وإن الحرام بيّن وبينهما أمور مشتبهات لا يعلمهن كثير من الناس، فمن اتقى الشبهات استبرأ لدينه وعرضه» “Helal bellidir, haram bellidir; bu ikisinin arasında herkesin bilmediği bazı şüpheli şeyler vardır. Kim bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur.” (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkat, 107) TOKİ sözleşmelerindeki bu belirsizlik de işte bu “şüpheli alan” içine girmektedir. Müminin görevi, mümkün olduğunca bu şüpheli alanlardan uzak durmak, helali ve açık olanı tercih etmektir. Son olarak şunu ifade etmek gerekir: Günümüzde bazı kimseler, bu meselede “caiz değildir” diyen hocaları, halkın ihtiyaçlarını düşünmemekle suçluyor. Hâlbuki hakiki fakih, sadece insanların bugünkü dünya rahatını değil, onların yarınki ahiret hesabını da düşünür. Fetva vermek sorumluluk ister; fetva vermemek de bir basirettir. Bir âlim, halkı korumak için “şüpheli bir akitten uzak durun” diyorsa, bu onun fıkıh bilmediğini değil, Allah korkusuyla ihtiyatı tercih ettiğini gösterir kaldık ki bu meseleye hiç bir türlü bu sözleşme üzerinden kimsenin fetva veremiyeceginide hoca efendi belirtti bu kadar açık mesele demekki kendisi için ama insanlar fetva verenler ile vermiyenler arasında kaldığı için şupheli olandan kaçınma tavsiyesinde bulunuyorum yoksa mesele fatih hocamizin soylemesine göre gayet açık Fetva verenler kendi içtihatlarına göre bir yol bulabilirler; ancak fetva vermeyenleri “halkı düşünmüyor” diye suçlamak yanlıştır. Çünkü bir fakihin asıl görevi, halkın hem dünyasını hem ahiretini gözetmektir, ama önce ahiretini gözetmektir. Bu sebeple mümin, konut sahibi olmayı değil, Allah katında mesul olmamayı öncelik edinmelidir. Allah cümlemizi hak yoldan ayırmasın Amin
Molla berxani12,483 görüntüleme • 7 ay önce

Cübbeli Ahmed Hoca Efendi, Ahbaş Cemaati’nin şeyhi Cemil Halim ile 2018’de bir görüşme gerçekleştirmişti. Sonradan bu kişinin bozuk fikirlerine müşahaade etmiş, insanları bu kişiye karşı uyarmıştı. 2018’de görüştüklerinde, bu şeyh teberruk niyetiyle Cübbeli Ahmed Hoca’nın elinden tutmuş ve aralarında böyle bir icazet hali oluşmuştu. Üstelik 100 yaşında olan mübarek Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri bile bu şahıstan ilmi icazet almıştır. Bu icazet, tarikat icazeti ile uzaktan yakından alakalı değildir; hadis konusunda ilmi bir icazettir ve bu şahsın bozuk fikirlerine hakim olunmadığı zamanda gerçekleşmiş bir olaydır. Şimdi İsmailağa tarafı, sanki gizli bir şey bulmuş gibi bunu paylaşıp “vay, reddiye yaptığı adamla görüşüp icazet almış, tarikat değiştirmiş, halifesi olmuş” diye yalanlar uyduruyorlar. Oysa Cübbeli Ahmed Hoca, zaten 3-4 ay önce, bu kişiyi önceden bozuk fikirlerini bilmediğinden dolayı görüştüğünü kendi beyan ediyor. Şimdi aynı adamın Cübbeli Hoca’ya yaptığı reddiyeyi yayarak Cübbeli Hoca’ya vurmaya kalkıyorsunuz. Oysa kendisi bu adama reddiye yaparken, sizin şeyhiniz bu şahsın kitabını öpüyordu. Sonra İsmailağa’nın imamı çıkıp “Bu adamı birileri getirdi, biz davet etmedik” diyerek bu adamın sapık görüşleri olduğunu teyit etti. Peki, bu adamın Cübbeli Ahmed Hoca’ya yaptığı reddiyesini paylaşıyorsunuz; o zaman, bu adamın reddiyesi sizler için de geçerli. Sapık olduğunu söyleyen Cübbeli Hoca neden sapık diyorsa, siz de aynı sebepten sapık söylüyorsunuz. İcazet meselesine tekrar gelecek olursak: Cübbeli Ahmed Hoca, Mahmud Efendi Hazretlerinin müridi olarak, “Rabbim bu canımı alsın” diye bağıran bir kişi olarak, adamın nasıl bir zihniyette olduğunu anlayamamış ve elini vermiş. Sizin şeyh diye rabıta yaptığınız şahıs, adamın kitabını öptü; Mevlânâ’nın aynası olarak kabul edip rabıta yaptığınız şahıs bunu yaptı. Buna ne diyelim o zaman? Bence rezilliklerinizi başkalarına iftiralar atarak kapatmaya çalışmayın; rezil oluyorsunuz. Daha fazla rezil olmayın. Aynı şekilde, Cübbeli Ahmed Hoca’nın Kadiri şeyhinden icazet aldığı yalanını da tutturdunuz. Peki, Cübbeli Ahmed Hoca Mahmud Efendi Hazretlerine olan bağlılığı sebebiyle mezar taşına yıllar önce “Mahmud Efendi Hazretlerinin müridi” yazdırmıştır. “Şeyhlikte, halifelikte gözü olan biri olsaydı bunu yazdırır mıydı?” sorusunu kimse sormuyor. Mahmud Efendi Hazretlerine bağlı olan ve Mahmud Efendi’nin en sevdiklerinden biri olan Cübbeli Ahmed Hoca olduğu için bunu yediremiyorsunuz; affedersiniz, kuduruyorsunuz. Mahmud Efendi’ye bağlı insanlara iftiralar atıyor, “tarikat değiştirdi, başka şeyhten icazet aldı” gibi yalanlar yayıyorsunuz. Oysa bunun teberruk niyetiyle olduğunu hepiniz adınız gibi biliyorsunuz; ama yaranız başka. Ahbaş Cemaati lideri şeyhinizle görüşme yaptığında, şeyhimizin haberi yoktu. Getirmişler, hatta Cübbeli Ahmed’in adamları bilerek getirdi ve görüştürdü diyip bu adamın sapık bir adam olduğunu kabul ederek şeyhinizi aklamaya çalışıyorsunuz. Bence Cübbeli Ahmed Hoca için bir teşekkür videosu çekip şunları söylemelisiniz: “Allah sizden razı olsun. Şeyhimiz bu adamın sapık olduğunu anlayamadı, kitabını öptü. Eğer siz insanları uyandırmasaydınız, çok daha kötü durumlara düşüp belki bu kişiye İsmailağa’da vaaz ettirebilirdik. O yüzden şeyhimizin yapmadığını yaptığınız için teşekkür ederiz.” Bu mesajı bir video ile yayınlamalısınız. Neyse, Allah Teala her şeyi en iyi bilendir. Rabbim cümlemize hidayet versin. Âmin.
Molla berxani12,411 görüntüleme • 7 ay önce
Daha fazla içerik yok.