Muhammed S.ARSLAN's banner
Muhammed S.ARSLAN's profile picture

Muhammed S.ARSLAN

@muhammedsarslan4,983 subscribers

Nizam-ı Alem Stratejik Düşünce ve Hamle İnsiyatifi Başkanı Sistemden korkan Allah'tan korkmaz,Allah'tan korkan sistemden korkmaz...Y.H.@MSArslan55 @onuncuadamTV

Shorts

Cem Küçük, Beyaz TV’de yayımlanan Dinamit programında MİT TIR’ları olayıyla ilgili dikkat çekici bir iddiayı gündeme getiriyor. Küçük’ün anlatımına göre, TIR’ların durdurulmasının ardından CIA tarafından dönemin MİT Başkanı aranarak: “Siz kime yakalandınız, bunlar kim?” diye soruldu. Bu açıklama; MİT TIR’ları operasyonunun arka planı, olaydan haberdar olduğu öne sürülen uluslararası aktörler ve operasyonu gerçekleştiren kadrolar hakkındaki tartışmaları yeniden gündeme getiriyor.

Cem Küçük, Beyaz TV’de yayımlanan Dinamit programında MİT TIR’ları olayıyla ilgili dikkat çekici bir iddiayı gündeme getiriyor. Küçük’ün anlatımına göre, TIR’ların durdurulmasının ardından CIA tarafından dönemin MİT Başkanı aranarak: “Siz kime yakalandınız, bunlar kim?” diye soruldu. Bu açıklama; MİT TIR’ları operasyonunun arka planı, olaydan haberdar olduğu öne sürülen uluslararası aktörler ve operasyonu gerçekleştiren kadrolar hakkındaki tartışmaları yeniden gündeme getiriyor.

27,023 次观看

Videos

muhammedsarslan's profile picture

Emre Uslu’nun bu videosunu izledikten sonra, Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu ve MI6 tarafından fonlandığı iddialarıyla hakkında dava açılıp tutuklanan Merdan Yanardağ’ın bu asılsız iddialarının, Ergenekon yapılanmasının Muhsin Başkan’ın “Bizi olayların içine çekmeye çalıştılar.” sözünün arkasındaki düşünceleri gösterdiği görülmektedir. Ayrıca şu bağlamı da unutmamak lazım: BOP projesine engel olabilecek tüm yapıların tasfiyesi kapsamında; Muhsin Yazıcıoğlu, Hizmet Hareketi, 15 Temmuz tasfiyesi aynı bağlamda değerlendirilmelidir. Ergenekon Terör Örgütü’nün gözünden baktığımızda, eğer Muhsin Başkan ve bağlı yapıları Cemaatin silahlı gücü olarak değerlendiriliyorsa ve 2007’deki Erdoğan-Ergenekon anlaşmasında bir tasfiye söz konusuysa, ilk olarak silahlı güç olarak görünen Muhsin Yazıcıoğlu’nun kriminalize edilmesi ya da öldürülmesi gerekirdi ki aynen de öyle oldu. Unutulmamalıdır ki BOP projesi kapsamında, PKK ve KCK bağlantılı tüm terör örgütlerine Türkiye sınırları da dâhil olmak üzere dört ülkede yeni bir devlet kurdurma projesinin önündeki en önemli unsurlardan biri Hizmet Hareketi idi. Bölgede açtıkları okullar, ücretsiz etüt merkezleri ve rehberlik faaliyetleriyle; ayrıca batı şehirlerinden bölgeye giden, aynı gruba bağlı çeşitli meslek ve iş adamları örgütlerinin dinî bayramlarda, kurban ve ramazan dönemlerinde düzenledikleri yardım ve ziyaret organizasyonlarıyla bölgedeki vatandaşlarımızla bağ kurulmuştu. Bütün bu faaliyetler, dağa çıkışların önünü tamamen kesmiş ve bitirmişti. Yalçın Küçük’ün ifadesiyle, “Gülen Hareketi Musul’da da, Kerkük’te de, Diyarbakır’da da PKK’nın altını oyuyor.” Bu söz, Hizmet Hareketi’nin aslında neden hedef alındığını göstermektedir. Türkiye siyasetinde “FETÖ” kavramının çok baskın şekilde kullanılmasının altında yatan neden de budur.

Muhammed S.ARSLAN

27,449 次观看 • 1 个月前

muhammedsarslan's profile picture

Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu, resmi kayıtlara göre Silivri Cezaevi’nde 12 Kasım 2011’de “kalp krizi” geçirerek hayatını kaybetti. Oysa gerçekte bu, örtbas edilmek istenen bir suikastti. İlk anda Doğu Perinçek ve Ergenekon çevresi, olayın arkasında Hizmet Hareketi’nin olduğunu iddia ederek toplumu yanıltmaya çalıştı. Ancak Ergenekon sanıklarından Semih Tufan Gülaltay, gerçeği ifşa eden önemli bir detayı dile getirdi: Kozinoğlu, Hasan Atilla Uğur’un koğuşunda kalıyordu. İddiaya göre, Kahramanmaraşlı bir gardiyanın getirdiği ve kalp krizine sebep olan hap, Hasan Atilla Uğur tarafından Kozinoğlu’na verildi. O sırada koğuşta bulunan bir diğer isim Hasan Ataman Yıldırım’dı. Katıldığı bir TV programında 👇👇Kozinoğlu’nun ölümünü anlatırken, Hasan Atilla Uğur’un ilacı verdiğini “ağzından kaçırarak” doğruladı. Yıldırım aynı zamanda İlker Başbuğ’un tutuklanmasına sebep olan andıç sitelerinin domain sahiplerinden biriydi. Böylece andıç operasyonlarıyla cezaevi suikastinin aynı ağda buluştuğu ortaya çıktı. Bunun yanında, Hasan Atilla Uğur’un, Kozinoğlu’na el yazısı ile belgeler yazdırdığı ve bunları Doğu Perinçek’e verdiği, Perinçek’in de bu belgelerin bir kısmını yayınladığı öne sürüldü. Ardından Kozinoğlu şüpheli biçimde hayatını kaybetti. Kozinoğlu’nun ailesinin yaptığı suç duyurusuna göre, onun hazırladığı 1000 sayfalık not çalındı. Bu notlar aslında, savunmasında kullanmak ve belki de hayatını garantiye almak için kaleme alınmıştı. Ancak, ilk duruşmasına yalnızca 9 gün kala öldürüldüğü için savcılığa teslim edemedi. Aydınlık Grubu’nda yayımlanan ise yalnızca cımbızlanmış 102 sayfaydı. Bu kısımlar ağırlıklı olarak Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’ne odaklanıyor, çok küçük bir bölümünde ise Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 800 milyon doları iddiası yer alıyordu. Geriye kalan 900 sayfa kayıp. Bu tablo, 1990’larda Binbaşı Cem Ersever’in akıbetini hatırlatıyor. Ersever, Güneydoğu’da JİTEM eliyle işlenen suçları Soner Yalçın’a anlatmış, ardından bir suikastle öldürülmüştü. Yalçın, onun itiraflarının sadece küçük bir kısmını yayımlamıştı. Kozinoğlu da aynı kadere uğradı: her şeyi anlattı, ama öldürüldü; anlatılarının çoğu da gömüldü. Sonuçta, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü ve kaybolan 1000 sayfa not, andıç siteleri Mehmet İlker Başbuğ,Hasan Atilla Uğur , Hasan Ataman Yıldırım , Doğu Perinçek hattındaki karanlık operasyonların, sadece internet manipülasyonlarıyla değil, fizikî suikast ve bilgi karartma yöntemleriyle yürütüldüğünü gözler önüne seriyor. 👇👇👇

Muhammed S.ARSLAN

63,670 次观看 • 1 年前

muhammedsarslan's profile picture

Hizmet Hareketi’nin eğitim faaliyetleri, özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde hayata geçirilen ücretsiz etüt merkezleri aracılığıyla gençlerin dağa çıkışını engellemişti. Yalçın Küçük, bir toplantıda, “Gülen hareketi Kerkük’te, Musul’da, Diyarbakır’da PKK’nın altını oyuyor.” demişti. Bu ifadenin altında yatan nedenlerden biri, bu eğitim faaliyetleriydi. Hizmet Hareketi, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla iş adamları dernekleri, memurlar ve doktorlar gibi gruplarla bölgeye gidiyor; bayramlaşmalar düzenliyor, hediyeleşiyor ve ihtiyaç sahibi ailelerin gereksinimlerini karşılıyordu. Özellikle Kurban Bayramı ve Ramazan dönemlerinde yürütülen bu çalışmalar, halkın PKK ve Hizbullah gibi yapılardan uzaklaşmasını sağlıyor, Türk Milleti ile bağlarını güçlendiriyordu. Bu durum, BOP projesi planlayıcıları ve uygulayıcıları açısından ciddi bir engel oluşturuyordu. 6–8 Ekim 2014 tarihlerinde, Demirtaş’ın çağrısı sonrası yaşanan olaylar, yurt baskınları, ayaklanmalar ve onlarca ölümle sonuçlandı. Saldırıların hedefi çoğunlukla Hizmet Hareketi yurtları, etüt merkezleri ve okullarıydı. Bir JİTEM mensubunun itirafına göre, “Artık insan öldürmek istemiyorum.” demesine rağmen, 6–8 Ekim tarihlerinde bölgeye gidip çok sayıda kişiyi öldürmüşlerdi. Bu, emirle hareket edenlerin, kendi iradeleri dışında eylem yaptığını gösteriyor. Tarihler 17/25 Aralık ve 01/19 Ocak’tan geriye doğru incelendiğinde, 30 Kasım 2013 tarihinde BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak şunları dile getirmişti: “Eğitim sistemini yerel yönetimlere devredin. Kadrosunu ve bütçesini devredin. Biz talibiz. Bıraksınlar bize; biz tüm Türkiye’de ve Kürdistan’da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim.” Kışanak, eğitimin BDP için vazgeçilmez bir alan olduğunu vurgulayarak, devletin tekçi zihniyetinden ve sömürgeciliğin asimilasyon politikalarından korunmak için eğitimin önemine dikkat çekti: “Bir halk olarak kendimizi eğiteceğiz. Boynumuzun borcu, kendi halkımızın eğitim sistemini halk eğitimi olarak inşa etmek ve kendi değerlerimizle gelecek nesillerimizi yetiştirmektir. Biz bu kavganın tarafı ve tartışmanın bir tarafı olmayacağız. Bırakın bu kayıkçı kavgasını; eğitim sistemini halka, yerel yönetimlere devredin. İşte o zaman demokratik bir eğitim gerçekleşir. Kadrosunu ve bütçesini devredin, bakın eğitim sorunu kalıyor mu? Biz buna talibiz. Kürt siyaseti olarak, demokratik özerklik projesini savunan bir siyaset olarak ilan ediyoruz: Bıraksınlar bize; biz tüm Türkiye’de ve Kürdistan’da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim. Bu konuda halkımıza ve kendimize güveniyoruz.” 02 Aralık 2013 tarihinde Diyarbakır’da Gençlik Meclisi toplantısında konuşan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise şunları ifade etti: “Gençliğin ve toplumun içerisine hangi kanallardan sızıldığını dikkatlice izlemeliyiz. Cemaat yapılarının ve iktidardan beslenen yapıların hangi boşluklardan sızdığını tespit edin. Bu boşlukları biz dolduramazsak, sızma ve gençliği teslim alma, toplumu teslim alma harekâtı kesintisiz sürecektir. Gençlik artık her yerde öncülüğünü yaparak okullar açmalıdır. Kürdistan’ın küllerinden yeniden doğması ve buna tanık olmamız heyecan vericidir. Kürt halkının liderleri bir arada, birlik içerisinde Kürt ulusal demokratik birliğinin gereklerini yerine getirdiği oranda bu mücadele kısa sürecektir. Başkan Apo, halkın özgürlük talepleri doğrultusunda yakın zamanda özgürleşecektir. Bir halk önderini bir çukurda tutarak rehine muamelesi yapmakla müzakere sürdürülemez. Bu, bir halkın kabul edebileceği bir tutum değildir. Önümüzdeki dönem müzakerenin en önemli başlıklarından biri Apo’ya özgürlüktür.” Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’ndeki görüşmelerine ait tutanaklarda, özellikle 2000’li yılların başında, Fethullah Gülen hareketine dair eleştiriler ve endişeler dile getirilmiştir. Öcalan, bu hareketin PKK’ye karşı düşmanlık beslediğini ve örgütü yok etmeye yönelik bir strateji izlediğini ifade etmiştir. Özellikle 2004-2005 yıllarında, Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde bu konuya sıkça değinilmiştir. Öcalan, Cemaat’in devlet içinde güç kazandıkça PKK’ye karşı daha sert bir tutum sergilediğini ve bu durumun örgütün varlığını tehdit ettiğini belirtmiştir. Özellikle 2007 yılında, Cemaat’in devletin çeşitli kademelerinde etkinleşmesiyle birlikte PKK’ye yönelik baskıların arttığını ve bu durumun örgütün stratejik hedeflerini zorlaştırdığını ifade etmiştir. Bütün bu gelişmeler, Oslo’da İngilizler aracılığıyla yürütülen özerklik görüşmeleri, şehirlere silah gömülmesine göz yumulması ve valiler ile kolluğa dokunulmaması için verilen talimatlarla paralel ilerlemişti. (Sonrasında Hendek Olayları olarak tarihe geçen süreçte, kolluk ve sivil olmak üzere yaklaşık 1.200 kişi şehit edilmiş, bu silahlar aracılığıyla kayıplar verilmişti.) Ayrıca Abdullah Öcalan için Diyarbakır–Urfa çıkışında özel korunaklı bir konut inşa edilmiş, Ahmet Türk'ün Bayramlarda gelen STK'lıları CHP'llere bir şikayeti vardı göreceksiniz. Bunlara Mani olun diyordu, Öcalan ile yatlarda rakı-balık yapılmış ve son rötuşlar tamamlanmıştı.

Muhammed S.ARSLAN

40,911 次观看 • 1 年前

muhammedsarslan's profile picture

Bu video, algı yönetimi ve medyanın gücü konusunda ciddi bir farkındalık yaratacak. Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın açıkladığı manipülasyon tekniklerini, Hizmet Hareketi'ne yönelik yapılan psikolojik savaşın daha iyi anlaşılması için dikkatle izleyin. Özdağ’ın söyledikleri, sadece bir akademik bakış açısını yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda bu süreçte yer alan birçok kişinin izlediği stratejilerin de izlerini sürüyor. Özdağ’ın talebeleri ve çalışma arkadaşlarının, Hizmet Hareketi'ne karşı yapılan operasyonlarda oynadıkları rollerin de göz önüne alındığında, videodaki analizlerin ne kadar derin ve geçerli olduğunu daha iyi kavrayabileceksiniz." Eğer Hizmet Hareketi içinde büyük bir liderlik krizi olduğuna veya hareketin tamamen çöktüğüne dair haberler okursanız, bunun derhal abartılı ya da yönlendirilmiş bir propaganda olduğunu düşünebilirsiniz ki, doğru düşünüyorsunuz demektir. Çünkü Hizmet Hareketi'nin yapısı, değerleri ve kökleri basit manipülasyonlarla yok edilemeyecek kadar derindir. Öyleyse "Hizmet Hareketi çöktü, liderlik kargaşası var" gibi iddialar gerçeği yansıtmaz. Bu çok açık bir gerçekken, insanların buna inanmalarını sağlamak yine de mümkündür. Bunun için doğru psikolojik teknikler kullanılır. Öncelikle, bazı "uzmanlar", Hizmet Hareketi'nin artık eskisi gibi olmadığı, iç yapısında çözülmeler yaşandığı, yeni bir yapılanmanın gerektiği gibi konularda makaleler yazarlar. Bu makaleler Ahmet Dönmez YouTube, İsmail Sezgin YouTube, X Odası ve VideonTR YouTube gibi kanallarda haberleştirilir. Sonra, Hizmet Hareketi'nin içindeki "problemler", "güç savaşları" gibi temalar etrafında paneller, söyleşiler ve YouTube yayınları organize edilir. Böylece kamuoyunda Hizmet Hareketi ile "liderlik krizi", "dağılma" ve "bozulma" kavramları arasında bir zihinsel bağ kurulur. Bu sürece ön propaganda dönemi diyebiliriz. Bu ön hazırlık tamamlandıktan sonra ikinci aşamaya geçilir: Hareketin eski gücünü yitirdiği, etik zaaflar yaşadığı, içeriden çürüdüğü gibi temalar sürekli işlenir. Bu sırada çeşitli haberlerde: "Mahrem hizmetlerdeki güç savaşları", "Mustafa Özcan’ın bütün adamları", "Cevdet Türkyolu'nun vakıf üyeliği" gibi dosyalar sürekli işlenerek kamuoyuna pompalanır. Aynı zamanda, Hizmet Hareketi'nin artık savunulamayacak bir yapıya dönüştüğünü söyleyen akademisyenlerin ve eski mensupların açıklamaları desteklenir. Özellikle Hizmet Hareketi'ni hâlâ diri ve ilkeli görenlerin, "gerçekleri görmediği", "bilimsel düşünmediği" gibi ithamlarla itibarsızlaştırılması gerekir. Bu süreçte, değişik medya organlarında "Hocaefendi'nin gizlenen vasiyeti", "Fethullah Gülen’e yenildi!" veya "Cemaat’in dizayn edilmesi" gibi haberler düzenli olarak yayımlanır. Böylece halk, Hizmet Hareketi'nde büyük bir liderlik ve değer krizi yaşandığı algısına giderek daha fazla alışır. Aynı zamanda, belirli araştırmacılara, gazetecilere ve yorumculara mali destek sağlanır. Onlar da Hizmet Hareketi'ndeki "krizi" araştırır ve basında bunu abartarak açıklar. Hatta "Gerçek Hizmetçiler Derneği" gibi yapılar kurulabilir. Tişörtler, sosyal medya kampanyalarıyla "Yeniden Doğuş" gibi sloganlarla gerçek Hizmet mensuplarını mevcut yapıya muhalif göstermeye çalışılır. Bu algı, ders kitaplarında, sosyal medya eğitimlerinde dolaylı ifadelerle empoze edilmeye başlanır. Hizmet’in savunulması, ilerlemenin önünde bir engelmiş gibi gösterilir. Bu süreçte, Hizmet Hareketi içinde liderliğe ve mevcut yapıya sadık kalan kişiler medyada aşağılanır; onların eski yöntemleri savunduğu, vizyonsuz olduğu, çıkar çevrelerine hizmet ettiği gibi sürekli tekrar edilen suçlamalarla itibarsızlaştırılır. Kamuoyunda "Artık Hizmet Hareketi değişmeli", "Yeniden yapılanmalı" gibi söylemler yaygınlaştırılır. İçeriden veya dışarıdan bazı eski Hizmet mensupları, bir süre sonra gerçek inançlarını kaybetmeseler bile psikolojik baskı nedeniyle bu propagandaya mecburen katılmaya başlarlar. Böylece zamanla, karşı tarafta ciddi bir direniş odağı kalmaz. Hizmet Hareketi'nin ilke ve değerlerini korumaya çalışanlar azınlıkta kalır ve sosyal olarak yalnızlaştırılır. Eski lider kadrolar ve sadık aydınlar, halk içinde "Evet bir şeyler oldu ama bu değişim iyi olur" şeklinde açıklamalar yapacak hale getirilir. Sonunda, kitleler gerçekte çoğunlukla hâlâ inanmasalar bile, örgütlü bir karşı duruş gösteremez hale gelirler. Böylece propaganda başarılı olmuş olur.

Muhammed S.ARSLAN

12,224 次观看 • 1 年前

没有更多内容可加载