Muhittin Ödemiş's banner
Muhittin Ödemiş's profile picture

Muhittin Ödemiş

@muhittinodemis7,393 subscribers

🎙️ ❝Düşünen Akıl, Diri Bir İstikamet İçin…❞

Shorts

Görülmemiş Bir İftira: “Peygamberler Kabirlerinde Cima Ediyorlar” Rasûlullah Efendimiz’e ve Enbiyâ-i Kirâm’a Yöneltilen Akıl Almaz İsnad Cübbeli Ahmed’in Birelvîlikle Derinleşen Kabir Anlayışı Cübbeli Ahmed’in aşağıda kaydını paylaştığımız son konuşmasında, Ehl-i Sünnet itikadımızın temellerine ciddi bir tehdit teşkil eden ifadeler kullandığını hayret ve teessüfle izledik. Bu aşırılık artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Cübbeli Ahmed’in, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkında –hâşâ ve kellâ– kabir hayatında cima (cinsi münasebet) ettiğine dair iftiraları, sıradan bir dil sürçmesi olarak görülmesi ya da tevile elverişli kılınması mümkün değildir. Zira bu ifadeleri, başta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, sonra da Mahmud Efendi Hazretleri'nin bizler gibi, hattâ daha güçlü bir şekilde hayatta olduğunu ve insanları irşad etmeye devam ettiğini ispat sadedinde dile getirmiştir. Hâşâ, sümme hâşâ! Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in vakarına, izzetine ve iffetine yöneltilmiş böylesi sözler, dil sürçmesiyle geçiştirilemez. Aksine, bu ifadeler, sözün sahibinin itikadî sınır tanımadığını göstermektedir. Ne Kur’ân-ı Kerîm’de, ne sahih hadislerde, ne de selef-i sâlihîn ulemânın eserlerinde böyle bir iddiaya dair zerre kadar bir işaret mevcut değildir. Buna rağmen, bu uydurma söz, sanki sahih bir hadis-i şerifmiş gibi zikredilmiş ve halkın zihnine telkin edilmiştir. Bu derece cür’etkâr bir yaklaşımın, ümmetin zihninde derin ve telafisi zor itikadî tahribatlara yol açacağı şüphesizdir. Peki, hadis diye takdim ettiği bu sözün kaynağı nedir? Bu meselenin kökü, Hint alt kıtasında doğmuş ve tasavvuf kisvesi altında birçok itikadî aşırılığı meşrulaştırmaya çalışan Birelvîlik ekolüne dayanmaktadır. Aşağıdaki linkte Cübbeli Ahmedle olan güçlü bağlantılarını görebilirsiniz. Hatta bu sapkın tarikatın türkiyede kök salmasına ve tanınmasına bizzat Cübbeli Ahmed önayak olmaktadır. ( Bu ekolün kurucusu olan Ahmed Rıza Han, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabir hayatını dünyevî vasıflarla nitelendirmiş, hattâ cima gibi fiilleri kendisine izafe etmekten çekinmemiştir. Malfûzât adlı eserinde geçen şu ibare bu zihniyetin özetidir: “Peygamber Efendimiz kabirlerinde yerler, içerler, hanımlarıyla birlikte olurlar.” İşte Cübbeli Ahmed, bu sözün Arapça aslını, “Peygamberler kabirlerinde namaz kılarlar” hadîs-i şerifinin hemen akabinde okuyarak adeta metnin içine sokuşturmuştur. Bu, bilinçli bir yönlendirme çabasıdır. Ne gariptir ki Cübbeli Ahmed, türkiyede yer tutup kök salmalarını istediği Birelvilerin kurucusu Ahmet Rıza Han'dan: "Mevlânâ ve Seyyidinâ Müceddidi'l Karni'r Râbiate Aşer Ahmed Rıza Han" (Mevlâmız Efendimiz 14. Asrın Müceddidi...) diye bahsetmektedir: Link: Ahmed Rıza Han ve onun yolunu takip eden Cübbeli Ahmed, bu ve benzeri şaz iddiaları, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabir hayatını, dünyayı yöneten mutlak bir hayata dönüştürme çabasının malzemesi hâline getirmiştir. Ancak kabirde cima gibi bir fiili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e nisbet etmek, sadece dinî bir ifrat değil, aynı zamanda edebin ve vakarın da çökmesidir. Bu iddia ne sahih bir hadistir, ne sahabe kavlidir, ne de selef imamlarının ifadelerinde mevcuttur. Tamamen bid’at, hezeyan ve iftiradır. Birelvîlerden Faiz Ahmed Çiştî gibi bazıları bile bu iddianın savunulabilir olmadığını fark ederek zamanla “sadece bir nakildir” veya “ille cima anlamında değil, manevî bir beraberlik de kastedilmiş olabilir” gibi tevillere sığınmıştır. Ancak sapkınlık sadece bu sözde değil, onu pervasızca aktaran ve bu aktarımla “mutlak tasarruf, kemâlî hayat ve fiilî yönetim” gibi bâtıl inançlara zemin hazırlayan zihniyettedir. Cübbeli Ahmed ne yaptı? Tekrar bakalım: Bu sözün sahibini zikretmeksizin, sahih hadislerin arasına bu ifadeyi sinsice yerleştirdi. “Peygamberler kabirlerinde namaz kılarlar, hac yaparlar” gibi rivayetlerin arasına bu iffetsiz isnadı sokuşturdu. Oysa Birelvîler bile bu sözü doğrudan “hadis” diye sunmaya cesaret edememiştir. Lakin Cübbeli Ahmed bunu yaptı. Ve sonuçta, dinleyen ve ona itimat eden halkın, bu ifadeyi sahih bir hadis zannetmesini sağladı. Bu konuda usta olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Bu noktada durup ciddi bir şekilde sormak gerekir: Bu söz, Ehl-i Sünnet’in kaynaklarında olmayan, bid’at bir ekolün şaz görüşü ise neden ve hangi cüretle, herkesin kabullendiği sahih bir meseleymiş gibi sunulmaktadır? Mesele o kadar vahimdir ki, gafletle değil, kasıtla yapılmış olduğu açık ve nettir. İlimle meşgul olan, halka vaaz eden, hele ki kendisini tasavvuf ve tarikat geleneği içerisinde gören bir kişinin, bu derece ağır ve hassas bir konuda bu kadar laubali bir tavır takınması asla mazur görülemez. Zira burada bahsi geçen zat, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Onun hakkında yalan isnat edenin akıbeti bellidir; bu hususta şeriatımız son derece açıktır. Burada dikkat çekmemiz gereken önemli bir mesele daha var: Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’ya verilen “ödül” meselesi ve Diyûbendîler: Cübbeli Ahmed, “kabirden irşad” iddiasını savunurken, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’nun “15. Asrın Müceddidi” ilan edilmesini delil olarak getirmektedir. Ona göre, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû diridir, Mehdi zuhur edene kadar kabirden fiilen irşad etmeye devam edecektir. Hattâ insan sûretinde zuhur ederek, dünyadaymış gibi müridlerini irşad etmesine izin verilmiştir, iddiasındadır. ( Peki bu “müceddid” unvanını Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’na kim vermiştir? Muhammed Kâsım Nânûtevî’nin yolundan giden Diyûbendî ulemâsı. Peki bu Nânûtevî kimdir? Birelvîlerin şiddetle reddettiği, hattâ tekfir ettiği ulemânın başında gelen, itikadî sapmalara karşı mücadele etmiş büyük bir âlimdir. İşin en trajik ve ironik yanı ise: Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’yu müceddid ilan edenler, Cübbeli Ahmed’in benimsediği (kurucusu Ahmed Rıza Han olan) Birelvîlik tarafından mürted ilan edilmiştir! Evet evet yanlış duymadınız mürted ilan edilmiştir!, tekrar okuyun isterseniz! Şimdi soralım: Bir yandan Birelvîlerin görüşlerini savunacaksınız, Diğer yandan Birelvîlerin tekfir ettiği bir ekolden gelen “ödül”le kendi görüşlerinize delil devşireceksiniz… Bu nasıl bir çelişki, nasıl bir tutarsızlıktır? İlim; tutarlılık, omurga, vakar ve ahlak ister. Hem Birelvî çizgiye meyledip hem de onların tekfir ettiği bir kadrodan davanıza delil aramak, ne ilmî, ne ahlakî, ne de itikadî bakımdan kabul edilebilir bir tutumdur. Bu iddialar halkın zihninde şu soruları doğurmaktadır: – Bütün peygamberler ve evliyâlar yaşıyor ve tasarruf sahibiyse, hepsi aynı anda mı tasarruf ediyor? – Görüşleri farklı olursa hangisinin isteği geçerli oluyor? – Yalnız bir kısmı tasarruf ediyorsa, “hepsi tasarruf ediyor” iddiası bâtıl olmuyor mu? – Tasarruf edenin kim olduğunu siz neye dayanarak tayin ediyorsunuz? – Eğer bir kişi tasarruf edecekse, bu neden Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem değil de başka bir velîdir? – Bu, peygamber olmayanların, peygamberlerden üstün tutulduğu bir anlayış değil midir? Bu sorulara verilecek cevaplar ya hurafeye kapı aralayacak ya da insanları –özelinde tarikat, genelinde dinden– soğutacaktır. Yok eğer, “Biz de tasavvufta bilindiği gibi yalnızca sınırlı ve meşru bir tasarruf kast ediyoruz; bu da irşad manasına gelmez” diyorsanız! O hâlde insanları kendinize mecbur etmeyi bırakın. Dileyen dilediği mürşidi arasın. Yeni intisaplara engel olmayın. Ve hiç olmazsa, tarikatın esaslarını tahrif etmekten vazgeçin. Gelelim esas meseleye: Varsayalım ki Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû tam tasarruf sahibi. Peki neye hükmettiğini, neye karar verdiğini biz nereden bileceğiz? İşte oklar burada Cübbeli Ahmed’i göstermektedir. Zira o, kendisini Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû tarafından yönlendirilen, onun vasıtası ve SILA'sı gibi konumlandırmaktadır. Böylece kendine postmodern bir şeyhlik makamı ihdas etmektedir. Maalesef tüm mugalatalar bu bâtıl iddiaya çıkmaktadır. ( Postmodern şeyhlik arzusu Cübbeli Ahmed’i daha nerelere sürükleyeceğini zaman gösterecek. Ancak şunu artık açıkça söylemeliyiz: Ne gidecek yol kalmıştır. Ne de sapacak sapkınlık… Âlimlere çağrımızı yineliyoruz! Kim olursa olsun, kitapta ve sünnette olmayan bir şeyi dine sokuyorsa, bu bid’at sahiplerinden hesap sorulmalı, açık ve net bir şekilde uyarılmalı ve yanlıştan dönmeleri istenmelidir. Bu mesele, artık sadece bir cemaatin iç meselesi olmaktan çıkmış, bütün ümmeti ilgilendiren ciddi bir itikadî problem hâline gelmiştir. Cübbeli Ahmed’in yanında yer alıp da “Bu görüşlerine katılmıyoruz” diyen hocalara da sesleniyoruz: Eğer şimdi konuşmazsanız, sonra suskunluğunuzun telafisi olmayacaktır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e ve evliyâullaha atılan bu tür iftiralar karşısında susan, dilsiz şeytan konumuna düşer. Allah Teâlâ bizleri sahih itikad üzere sabit kılsın. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şerefini, vakarını ve makamını korumayı, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû gibi sâdıkların izinden ayrılmamayı cümlemize nasip eylesin. Rabbim şerlilerin şerrinden hepimizi korusun. Amin...

Görülmemiş Bir İftira: “Peygamberler Kabirlerinde Cima Ediyorlar” Rasûlullah Efendimiz’e ve Enbiyâ-i Kirâm’a Yöneltilen Akıl Almaz İsnad Cübbeli Ahmed’in Birelvîlikle Derinleşen Kabir Anlayışı Cübbeli Ahmed’in aşağıda kaydını paylaştığımız son konuşmasında, Ehl-i Sünnet itikadımızın temellerine ciddi bir tehdit teşkil eden ifadeler kullandığını hayret ve teessüfle izledik. Bu aşırılık artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Cübbeli Ahmed’in, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkında –hâşâ ve kellâ– kabir hayatında cima (cinsi münasebet) ettiğine dair iftiraları, sıradan bir dil sürçmesi olarak görülmesi ya da tevile elverişli kılınması mümkün değildir. Zira bu ifadeleri, başta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, sonra da Mahmud Efendi Hazretleri'nin bizler gibi, hattâ daha güçlü bir şekilde hayatta olduğunu ve insanları irşad etmeye devam ettiğini ispat sadedinde dile getirmiştir. Hâşâ, sümme hâşâ! Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in vakarına, izzetine ve iffetine yöneltilmiş böylesi sözler, dil sürçmesiyle geçiştirilemez. Aksine, bu ifadeler, sözün sahibinin itikadî sınır tanımadığını göstermektedir. Ne Kur’ân-ı Kerîm’de, ne sahih hadislerde, ne de selef-i sâlihîn ulemânın eserlerinde böyle bir iddiaya dair zerre kadar bir işaret mevcut değildir. Buna rağmen, bu uydurma söz, sanki sahih bir hadis-i şerifmiş gibi zikredilmiş ve halkın zihnine telkin edilmiştir. Bu derece cür’etkâr bir yaklaşımın, ümmetin zihninde derin ve telafisi zor itikadî tahribatlara yol açacağı şüphesizdir. Peki, hadis diye takdim ettiği bu sözün kaynağı nedir? Bu meselenin kökü, Hint alt kıtasında doğmuş ve tasavvuf kisvesi altında birçok itikadî aşırılığı meşrulaştırmaya çalışan Birelvîlik ekolüne dayanmaktadır. Aşağıdaki linkte Cübbeli Ahmedle olan güçlü bağlantılarını görebilirsiniz. Hatta bu sapkın tarikatın türkiyede kök salmasına ve tanınmasına bizzat Cübbeli Ahmed önayak olmaktadır. ( Bu ekolün kurucusu olan Ahmed Rıza Han, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabir hayatını dünyevî vasıflarla nitelendirmiş, hattâ cima gibi fiilleri kendisine izafe etmekten çekinmemiştir. Malfûzât adlı eserinde geçen şu ibare bu zihniyetin özetidir: “Peygamber Efendimiz kabirlerinde yerler, içerler, hanımlarıyla birlikte olurlar.” İşte Cübbeli Ahmed, bu sözün Arapça aslını, “Peygamberler kabirlerinde namaz kılarlar” hadîs-i şerifinin hemen akabinde okuyarak adeta metnin içine sokuşturmuştur. Bu, bilinçli bir yönlendirme çabasıdır. Ne gariptir ki Cübbeli Ahmed, türkiyede yer tutup kök salmalarını istediği Birelvilerin kurucusu Ahmet Rıza Han'dan: "Mevlânâ ve Seyyidinâ Müceddidi'l Karni'r Râbiate Aşer Ahmed Rıza Han" (Mevlâmız Efendimiz 14. Asrın Müceddidi...) diye bahsetmektedir: Link: Ahmed Rıza Han ve onun yolunu takip eden Cübbeli Ahmed, bu ve benzeri şaz iddiaları, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabir hayatını, dünyayı yöneten mutlak bir hayata dönüştürme çabasının malzemesi hâline getirmiştir. Ancak kabirde cima gibi bir fiili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e nisbet etmek, sadece dinî bir ifrat değil, aynı zamanda edebin ve vakarın da çökmesidir. Bu iddia ne sahih bir hadistir, ne sahabe kavlidir, ne de selef imamlarının ifadelerinde mevcuttur. Tamamen bid’at, hezeyan ve iftiradır. Birelvîlerden Faiz Ahmed Çiştî gibi bazıları bile bu iddianın savunulabilir olmadığını fark ederek zamanla “sadece bir nakildir” veya “ille cima anlamında değil, manevî bir beraberlik de kastedilmiş olabilir” gibi tevillere sığınmıştır. Ancak sapkınlık sadece bu sözde değil, onu pervasızca aktaran ve bu aktarımla “mutlak tasarruf, kemâlî hayat ve fiilî yönetim” gibi bâtıl inançlara zemin hazırlayan zihniyettedir. Cübbeli Ahmed ne yaptı? Tekrar bakalım: Bu sözün sahibini zikretmeksizin, sahih hadislerin arasına bu ifadeyi sinsice yerleştirdi. “Peygamberler kabirlerinde namaz kılarlar, hac yaparlar” gibi rivayetlerin arasına bu iffetsiz isnadı sokuşturdu. Oysa Birelvîler bile bu sözü doğrudan “hadis” diye sunmaya cesaret edememiştir. Lakin Cübbeli Ahmed bunu yaptı. Ve sonuçta, dinleyen ve ona itimat eden halkın, bu ifadeyi sahih bir hadis zannetmesini sağladı. Bu konuda usta olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Bu noktada durup ciddi bir şekilde sormak gerekir: Bu söz, Ehl-i Sünnet’in kaynaklarında olmayan, bid’at bir ekolün şaz görüşü ise neden ve hangi cüretle, herkesin kabullendiği sahih bir meseleymiş gibi sunulmaktadır? Mesele o kadar vahimdir ki, gafletle değil, kasıtla yapılmış olduğu açık ve nettir. İlimle meşgul olan, halka vaaz eden, hele ki kendisini tasavvuf ve tarikat geleneği içerisinde gören bir kişinin, bu derece ağır ve hassas bir konuda bu kadar laubali bir tavır takınması asla mazur görülemez. Zira burada bahsi geçen zat, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Onun hakkında yalan isnat edenin akıbeti bellidir; bu hususta şeriatımız son derece açıktır. Burada dikkat çekmemiz gereken önemli bir mesele daha var: Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’ya verilen “ödül” meselesi ve Diyûbendîler: Cübbeli Ahmed, “kabirden irşad” iddiasını savunurken, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’nun “15. Asrın Müceddidi” ilan edilmesini delil olarak getirmektedir. Ona göre, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû diridir, Mehdi zuhur edene kadar kabirden fiilen irşad etmeye devam edecektir. Hattâ insan sûretinde zuhur ederek, dünyadaymış gibi müridlerini irşad etmesine izin verilmiştir, iddiasındadır. ( Peki bu “müceddid” unvanını Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’na kim vermiştir? Muhammed Kâsım Nânûtevî’nin yolundan giden Diyûbendî ulemâsı. Peki bu Nânûtevî kimdir? Birelvîlerin şiddetle reddettiği, hattâ tekfir ettiği ulemânın başında gelen, itikadî sapmalara karşı mücadele etmiş büyük bir âlimdir. İşin en trajik ve ironik yanı ise: Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’yu müceddid ilan edenler, Cübbeli Ahmed’in benimsediği (kurucusu Ahmed Rıza Han olan) Birelvîlik tarafından mürted ilan edilmiştir! Evet evet yanlış duymadınız mürted ilan edilmiştir!, tekrar okuyun isterseniz! Şimdi soralım: Bir yandan Birelvîlerin görüşlerini savunacaksınız, Diğer yandan Birelvîlerin tekfir ettiği bir ekolden gelen “ödül”le kendi görüşlerinize delil devşireceksiniz… Bu nasıl bir çelişki, nasıl bir tutarsızlıktır? İlim; tutarlılık, omurga, vakar ve ahlak ister. Hem Birelvî çizgiye meyledip hem de onların tekfir ettiği bir kadrodan davanıza delil aramak, ne ilmî, ne ahlakî, ne de itikadî bakımdan kabul edilebilir bir tutumdur. Bu iddialar halkın zihninde şu soruları doğurmaktadır: – Bütün peygamberler ve evliyâlar yaşıyor ve tasarruf sahibiyse, hepsi aynı anda mı tasarruf ediyor? – Görüşleri farklı olursa hangisinin isteği geçerli oluyor? – Yalnız bir kısmı tasarruf ediyorsa, “hepsi tasarruf ediyor” iddiası bâtıl olmuyor mu? – Tasarruf edenin kim olduğunu siz neye dayanarak tayin ediyorsunuz? – Eğer bir kişi tasarruf edecekse, bu neden Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem değil de başka bir velîdir? – Bu, peygamber olmayanların, peygamberlerden üstün tutulduğu bir anlayış değil midir? Bu sorulara verilecek cevaplar ya hurafeye kapı aralayacak ya da insanları –özelinde tarikat, genelinde dinden– soğutacaktır. Yok eğer, “Biz de tasavvufta bilindiği gibi yalnızca sınırlı ve meşru bir tasarruf kast ediyoruz; bu da irşad manasına gelmez” diyorsanız! O hâlde insanları kendinize mecbur etmeyi bırakın. Dileyen dilediği mürşidi arasın. Yeni intisaplara engel olmayın. Ve hiç olmazsa, tarikatın esaslarını tahrif etmekten vazgeçin. Gelelim esas meseleye: Varsayalım ki Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû tam tasarruf sahibi. Peki neye hükmettiğini, neye karar verdiğini biz nereden bileceğiz? İşte oklar burada Cübbeli Ahmed’i göstermektedir. Zira o, kendisini Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû tarafından yönlendirilen, onun vasıtası ve SILA'sı gibi konumlandırmaktadır. Böylece kendine postmodern bir şeyhlik makamı ihdas etmektedir. Maalesef tüm mugalatalar bu bâtıl iddiaya çıkmaktadır. ( Postmodern şeyhlik arzusu Cübbeli Ahmed’i daha nerelere sürükleyeceğini zaman gösterecek. Ancak şunu artık açıkça söylemeliyiz: Ne gidecek yol kalmıştır. Ne de sapacak sapkınlık… Âlimlere çağrımızı yineliyoruz! Kim olursa olsun, kitapta ve sünnette olmayan bir şeyi dine sokuyorsa, bu bid’at sahiplerinden hesap sorulmalı, açık ve net bir şekilde uyarılmalı ve yanlıştan dönmeleri istenmelidir. Bu mesele, artık sadece bir cemaatin iç meselesi olmaktan çıkmış, bütün ümmeti ilgilendiren ciddi bir itikadî problem hâline gelmiştir. Cübbeli Ahmed’in yanında yer alıp da “Bu görüşlerine katılmıyoruz” diyen hocalara da sesleniyoruz: Eğer şimdi konuşmazsanız, sonra suskunluğunuzun telafisi olmayacaktır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e ve evliyâullaha atılan bu tür iftiralar karşısında susan, dilsiz şeytan konumuna düşer. Allah Teâlâ bizleri sahih itikad üzere sabit kılsın. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şerefini, vakarını ve makamını korumayı, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû gibi sâdıkların izinden ayrılmamayı cümlemize nasip eylesin. Rabbim şerlilerin şerrinden hepimizi korusun. Amin...

397,385 次观看

Ahbâş Şeyhi Cemîl Hâlim’den Tarikat ve İlim İcazeti Aldığı Ortaya Çıkan Cübbeli'nin; "Gitmeyin" dediği icazet ise bizzat Mahmud Efendi Hazretleri’nin icazetidir. Çünkü Mahmud Eren Hoca, o icazeti bizzat Mahmud Efendi Hazretleri’nden almıştır. Ve o icazetle bugüne kadar binlerce hoca yetiştirmiş, Mahmud Efendi Hazretleri’nin icazetini binlerce hocaya ulaştırmıştır. Yani “uyduruk” dediği icazet, Efendi Hazretleri’nin senediyle mühürlü bir icazettir. Bu arada tevafuk bu ya; Cübbeli'nin kendisinin de Ahbâş şeyhi Cemîl Hâlim’den aldığı tarikat ve ilim icazeti ortaya çıktı. Hani şu “Ehl-i Sünnet’e muhalif, sapkın, Peygamberimize günah isnad eden ve sahâbeye azgın diyen” Cemîl Hâlim vardı ya… Bunları Cübbeli diyordu, Cemîl Hâlim üzerinden de İsmailağa tekkesine saldırıyordu! 🔗 Meğer Cübbeli aynı Cemîl Hâlim’in halifesiymiş de bizim haberimiz yokmuş! Bir zamanlar elini tutmuş, taleb etmiş, icazetini almış. Aynı Cübbeli şimdi kalkmış “dalâlet” dersi veriyor. Utanmadan, sıkılmadan, kendisiyle aynı medresede yetişen, aynı kapıdan çıkanın başına “uyduruk icazetçi” damgası vururken; kendisinin Cemîl Hâlim’den aldığı hilafeti ise derin derin gizliyor. Sormak lazım Cübbeli’ye! Sahi, sen artık Ahbâş Cemaatinin Türkiye halifesi misin? Cevap bekliyoruz! Bu arada şeyhin Cemîl Hâlim, senin icazetini iptal etmiş. Dinledin mi o bölümü? Aşağıya linki bıraktım 25. dakikadan sonrasını dikkatle dinle! Artık merasim de yapamazsın! Gerçi senin icazet koleksiyonun geniş… Onlarca, belki yüzlerce “şeyhten” icazet topladığını biliyoruz. Birini iptal etseler, öbürü devreye girer nasıl olsa. Ama bari şunu açıkla: Bu kadar icazeti niçin topluyorsun? Hedefin ne? Bu milletin başına daha kaç “fitne başlığı” açmayı planlıyorsun, bilelim de hazırlıklı olalım. 📺 Cübbelinin aldığı icazetin linki:

Ahbâş Şeyhi Cemîl Hâlim’den Tarikat ve İlim İcazeti Aldığı Ortaya Çıkan Cübbeli'nin; "Gitmeyin" dediği icazet ise bizzat Mahmud Efendi Hazretleri’nin icazetidir. Çünkü Mahmud Eren Hoca, o icazeti bizzat Mahmud Efendi Hazretleri’nden almıştır. Ve o icazetle bugüne kadar binlerce hoca yetiştirmiş, Mahmud Efendi Hazretleri’nin icazetini binlerce hocaya ulaştırmıştır. Yani “uyduruk” dediği icazet, Efendi Hazretleri’nin senediyle mühürlü bir icazettir. Bu arada tevafuk bu ya; Cübbeli'nin kendisinin de Ahbâş şeyhi Cemîl Hâlim’den aldığı tarikat ve ilim icazeti ortaya çıktı. Hani şu “Ehl-i Sünnet’e muhalif, sapkın, Peygamberimize günah isnad eden ve sahâbeye azgın diyen” Cemîl Hâlim vardı ya… Bunları Cübbeli diyordu, Cemîl Hâlim üzerinden de İsmailağa tekkesine saldırıyordu! 🔗 Meğer Cübbeli aynı Cemîl Hâlim’in halifesiymiş de bizim haberimiz yokmuş! Bir zamanlar elini tutmuş, taleb etmiş, icazetini almış. Aynı Cübbeli şimdi kalkmış “dalâlet” dersi veriyor. Utanmadan, sıkılmadan, kendisiyle aynı medresede yetişen, aynı kapıdan çıkanın başına “uyduruk icazetçi” damgası vururken; kendisinin Cemîl Hâlim’den aldığı hilafeti ise derin derin gizliyor. Sormak lazım Cübbeli’ye! Sahi, sen artık Ahbâş Cemaatinin Türkiye halifesi misin? Cevap bekliyoruz! Bu arada şeyhin Cemîl Hâlim, senin icazetini iptal etmiş. Dinledin mi o bölümü? Aşağıya linki bıraktım 25. dakikadan sonrasını dikkatle dinle! Artık merasim de yapamazsın! Gerçi senin icazet koleksiyonun geniş… Onlarca, belki yüzlerce “şeyhten” icazet topladığını biliyoruz. Birini iptal etseler, öbürü devreye girer nasıl olsa. Ama bari şunu açıkla: Bu kadar icazeti niçin topluyorsun? Hedefin ne? Bu milletin başına daha kaç “fitne başlığı” açmayı planlıyorsun, bilelim de hazırlıklı olalım. 📺 Cübbelinin aldığı icazetin linki:

92,525 次观看

Video kaydı mutlaka izleyelim izlettirelim kardeşlerim. Cenabı Allah'ın "Ahseni Takvim" dediği Suret-i İnsan ile alay ediliyor. Yahu bunun şeyhlikle, halifelikle ne alakası var ? Bu Şeriatsizliktir, edebsizliktir, ahlaksızlıktır. Bu Şeriatsizliklere göz yummayı, hesap kitap yapıp sessiz kalmayı reddediyorum, kınıyorum. İnsanlık bitti mi ? Nerde Şerîat ahlakı ? Nerde tarikat edebi ? Bırakın ahlakı, edebi ; Fasıklıktır bu! Zalimliktir bu! İşte Ayet-i Kerimeler, İşte Hadis-i Şerifler, İşte Meşayihın Sözleri, "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar" "Hem birbirinizi ayıplamayın ve kötü lâkablarla atışmayın" "İmandan sonra fâsıklıkla adlanmak ne kötü isimdir! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (el-Hucurât, 49/11) "İnsanlarla alay edenleri, onların suçlarını araştırıp yayanları, iyi kimselere suç isnad eden koğucuları Allah (c.c.) köpek suretinde haşredecektir." (Tergib ve Terhib, c.5/391) "Eğer bir kimsenin -amellerini küçümseyerek- 'insanlar helak oldu' dediğini işitirseniz, işte o -kendisini beğendiği için- daha kötü bir şekilde helak olmuştur." (Tergib ve Terhib, c.5/513) "Bir adam kısa boyluysa "Süpürge boylu," başka bir adam uzun boyluysa ona da, "Kavak" demek doğru olmaz, biz onun dışını görüyoruz, belki de o kimse Allah'ın velisidir veya ileri de veli olacaktır. Allah bizi aldanmaktan muhafaza eylesin" Efendi Hazretlerimiz Kuddise Sırruhu "Mısrî'ye sövsün ol ağız, Allah demek bilmez ola." Niyazi Mısrî Kuddise Sırruhu

Video kaydı mutlaka izleyelim izlettirelim kardeşlerim. Cenabı Allah'ın "Ahseni Takvim" dediği Suret-i İnsan ile alay ediliyor. Yahu bunun şeyhlikle, halifelikle ne alakası var ? Bu Şeriatsizliktir, edebsizliktir, ahlaksızlıktır. Bu Şeriatsizliklere göz yummayı, hesap kitap yapıp sessiz kalmayı reddediyorum, kınıyorum. İnsanlık bitti mi ? Nerde Şerîat ahlakı ? Nerde tarikat edebi ? Bırakın ahlakı, edebi ; Fasıklıktır bu! Zalimliktir bu! İşte Ayet-i Kerimeler, İşte Hadis-i Şerifler, İşte Meşayihın Sözleri, "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar" "Hem birbirinizi ayıplamayın ve kötü lâkablarla atışmayın" "İmandan sonra fâsıklıkla adlanmak ne kötü isimdir! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (el-Hucurât, 49/11) "İnsanlarla alay edenleri, onların suçlarını araştırıp yayanları, iyi kimselere suç isnad eden koğucuları Allah (c.c.) köpek suretinde haşredecektir." (Tergib ve Terhib, c.5/391) "Eğer bir kimsenin -amellerini küçümseyerek- 'insanlar helak oldu' dediğini işitirseniz, işte o -kendisini beğendiği için- daha kötü bir şekilde helak olmuştur." (Tergib ve Terhib, c.5/513) "Bir adam kısa boyluysa "Süpürge boylu," başka bir adam uzun boyluysa ona da, "Kavak" demek doğru olmaz, biz onun dışını görüyoruz, belki de o kimse Allah'ın velisidir veya ileri de veli olacaktır. Allah bizi aldanmaktan muhafaza eylesin" Efendi Hazretlerimiz Kuddise Sırruhu "Mısrî'ye sövsün ol ağız, Allah demek bilmez ola." Niyazi Mısrî Kuddise Sırruhu

141,153 次观看

Cübbeli Ahmed Şimdi de Montajcılığa Başladı: Hadis Uydurduğu Ortaya Çıkınca Bize Vahhâbî Yaftası Attı, Kendi Videosunu Kırpmaya Kalktı! Cübbeli Ahmed’in kamuya açık bir sohbetinde sarf ettiği ifadelerin, hadistir diye bizzat kendi uydurması olduğu ortaya çıkınca gelen yoğun tepkiler üzerine videodan sessizce ve sinsice montajla çıkardığı, ancak asıl problemin hâlâ yerinde durduğu, dikkatlice izleyenler tarafından açıkça görülmektedir. Konuşmanın 27:00 ile 27:06 dakikaları arasında, Cübbeli Ahmed’in bizzat kendi sesinden, şu sözler Türkiye kamuoyunun tamamı tarafından duyulmuş, görülmüş ve işitilmiştir. Özellikle 27:05 saniyesinde geçen ifade, video kayıtlarında açıkça yer almakta ve sosyal medyada binlerce kişi tarafından paylaşılmaktadır. Bu dakikaya ait ekran görüntüsü ve video kesiti, iddianın inkârını imkânsız kılacak açıklıktadır: Ne diyordu: “Sahih hadislerde geçiyor: الأنبياء في القبور يصلّون وينكحون Peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar ve cima ederler. Bu hadis-i şerif sahihtir.” Bu sözler üzerine gelen ilmî ve vicdanî tepkiler neticesinde, video üzerinde bilinçli ve kasıtlı bir montaj müdahalesi yapılmış; “cima ederler” şeklindeki Türkçe ifade videodan sinsice çıkarılmıştır. Ancak dikkat çeken hususlar şunlardır: 🔹 Arapça metin – “يَنْكِحُونَ” – hâlâ videoda aynen durmaktadır. 🔹 “Bu hadis-i şerif sahihtir” ifadesi kesilmemiştir. 🔹 Yani içerik aynen yerinde kalmış, sadece dış görünüş düzeyinde kozmetik bir müdahale yapılmıştır. Ama hakikat değişmemiştir. 📌 Asıl Sorun Şudur: Ortada herhangi bir rivayet yoktur. Yapılan hadis kaynak taramalarında bu lafzı içeren hiçbir rivayete rastlanmamış; sahih, zayıf ya da mevzû seviyesinde dahi böyle bir sözün literatürde yer almadığı açıkça görülmüştür. Yani burada: ⚠️ Hadis kaynaklarımızda hiç var olmayan bir söz, “hadis” adıyla uydurulmuş ve halka “sahih hadis” olarak sunulmuştur. Yarın bir gün tekrar çıkıp "bu hadis değildi ama filan âlimin görüşüydü" diyeceklerdir. Ama onun bile şâz olduğunu, Birelvîlerin dahi bu sözü sahiplenemediğini söyleyemeyecek, gizleyeceklerdir. 🔵 Daha Ağır Bir Çelişkiyi paylaşmak zorundayım: Bu uydurma sözü sarf eden kişinin arkasında duran yapının – Şûrâ-i Müceddidiyye – içinde, hadis ilmiyle tanınmış bazı isimler yer almaktadır. Bunlardan biri ve en meşhuru, en müteşeddidi Hüseyin Avni Kansızoğlu’dur. Keza onu destekleyen kadrolar arasında fıkıh ilmiyle meşhur olmuş Kovacıdede Fetva Kurulundan isimler de bulunmaktadır. Bunların en bilinenleri: Hüsameddin Vanlıoğlu Fatih Kalender Abdulhamid Türkeri Ahmet Polat İlim ehlinin mesuliyeti, sadece doğruyu söylemek değil, yanlışa karşı tavır almaktır. Bu bağlamda, artık şu soruları sormak gerekiyor: -Bu lafzın hiçbir kaynakta yer almadığını gerçekten bilmiyor musunuz? -Biliyorsanız neden susuyorsunuz? Veya sizi susturan güç nedir? -Hadis ve fıkıh ilmine hizmet, uydurmaya, iftiraya karşı susmak mıdır? -Fıkhen bu iftiraya sessiz kalmanın hükmü nedir? -Rivayet usûlü açısından “hadis uyduran müfteri”ye ne denir? Hükmü nedir? -Mahmud Efendi Hazretlerimizin adına uydurduğu ve şahidi olmayan sözlerin hükmü nedir? -Bunca ilminizle bu şahsın arkasında durmanızın dînî ve ahlâkî izahı nedir? -Tasavvufu ve Ehl-i Sünnet’i bu tür aşırı yorumlarla, uydurma ve iftiralarla zayıflatan; münkirlerin gözünde daha da çirkin ve savunulamaz gösteren bu eylem ve söylemlere sesiniz çıkmayacak mı? -Mal bulmuş mağribi gibi bu meselelerin üzerine atlayarak fırsat devşiren Halis Bayancuk gibilerden hiç mi rahatsız olmuyorsunuz? Hasılı Kelam: Ortada açık bir şekilde: ✔️ Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem iftira, ✔️ Arkasından sinsice yapılmış bir montaj, ✔️ Ve hâlâ devam eden bir yanıltma süreci bulunmaktadır. Hatırlatmak isteriz ki: Bu mesele sadece Cübbeli Ahmed’in meselesi olmaktan çıkmıştır. Sustukça bu iftiraya zımnî onay vermiş, bu suça ortak olmuş oluyorsunuz. Artık sizler de ortaksınız. (مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا، فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ) Kim bana bilerek yalan isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın. (Buhârî) Montajlanmış Hali👇👇👇 Kaldırmadan izleyin ve görün!

Cübbeli Ahmed Şimdi de Montajcılığa Başladı: Hadis Uydurduğu Ortaya Çıkınca Bize Vahhâbî Yaftası Attı, Kendi Videosunu Kırpmaya Kalktı! Cübbeli Ahmed’in kamuya açık bir sohbetinde sarf ettiği ifadelerin, hadistir diye bizzat kendi uydurması olduğu ortaya çıkınca gelen yoğun tepkiler üzerine videodan sessizce ve sinsice montajla çıkardığı, ancak asıl problemin hâlâ yerinde durduğu, dikkatlice izleyenler tarafından açıkça görülmektedir. Konuşmanın 27:00 ile 27:06 dakikaları arasında, Cübbeli Ahmed’in bizzat kendi sesinden, şu sözler Türkiye kamuoyunun tamamı tarafından duyulmuş, görülmüş ve işitilmiştir. Özellikle 27:05 saniyesinde geçen ifade, video kayıtlarında açıkça yer almakta ve sosyal medyada binlerce kişi tarafından paylaşılmaktadır. Bu dakikaya ait ekran görüntüsü ve video kesiti, iddianın inkârını imkânsız kılacak açıklıktadır: Ne diyordu: “Sahih hadislerde geçiyor: الأنبياء في القبور يصلّون وينكحون Peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar ve cima ederler. Bu hadis-i şerif sahihtir.” Bu sözler üzerine gelen ilmî ve vicdanî tepkiler neticesinde, video üzerinde bilinçli ve kasıtlı bir montaj müdahalesi yapılmış; “cima ederler” şeklindeki Türkçe ifade videodan sinsice çıkarılmıştır. Ancak dikkat çeken hususlar şunlardır: 🔹 Arapça metin – “يَنْكِحُونَ” – hâlâ videoda aynen durmaktadır. 🔹 “Bu hadis-i şerif sahihtir” ifadesi kesilmemiştir. 🔹 Yani içerik aynen yerinde kalmış, sadece dış görünüş düzeyinde kozmetik bir müdahale yapılmıştır. Ama hakikat değişmemiştir. 📌 Asıl Sorun Şudur: Ortada herhangi bir rivayet yoktur. Yapılan hadis kaynak taramalarında bu lafzı içeren hiçbir rivayete rastlanmamış; sahih, zayıf ya da mevzû seviyesinde dahi böyle bir sözün literatürde yer almadığı açıkça görülmüştür. Yani burada: ⚠️ Hadis kaynaklarımızda hiç var olmayan bir söz, “hadis” adıyla uydurulmuş ve halka “sahih hadis” olarak sunulmuştur. Yarın bir gün tekrar çıkıp "bu hadis değildi ama filan âlimin görüşüydü" diyeceklerdir. Ama onun bile şâz olduğunu, Birelvîlerin dahi bu sözü sahiplenemediğini söyleyemeyecek, gizleyeceklerdir. 🔵 Daha Ağır Bir Çelişkiyi paylaşmak zorundayım: Bu uydurma sözü sarf eden kişinin arkasında duran yapının – Şûrâ-i Müceddidiyye – içinde, hadis ilmiyle tanınmış bazı isimler yer almaktadır. Bunlardan biri ve en meşhuru, en müteşeddidi Hüseyin Avni Kansızoğlu’dur. Keza onu destekleyen kadrolar arasında fıkıh ilmiyle meşhur olmuş Kovacıdede Fetva Kurulundan isimler de bulunmaktadır. Bunların en bilinenleri: Hüsameddin Vanlıoğlu Fatih Kalender Abdulhamid Türkeri Ahmet Polat İlim ehlinin mesuliyeti, sadece doğruyu söylemek değil, yanlışa karşı tavır almaktır. Bu bağlamda, artık şu soruları sormak gerekiyor: -Bu lafzın hiçbir kaynakta yer almadığını gerçekten bilmiyor musunuz? -Biliyorsanız neden susuyorsunuz? Veya sizi susturan güç nedir? -Hadis ve fıkıh ilmine hizmet, uydurmaya, iftiraya karşı susmak mıdır? -Fıkhen bu iftiraya sessiz kalmanın hükmü nedir? -Rivayet usûlü açısından “hadis uyduran müfteri”ye ne denir? Hükmü nedir? -Mahmud Efendi Hazretlerimizin adına uydurduğu ve şahidi olmayan sözlerin hükmü nedir? -Bunca ilminizle bu şahsın arkasında durmanızın dînî ve ahlâkî izahı nedir? -Tasavvufu ve Ehl-i Sünnet’i bu tür aşırı yorumlarla, uydurma ve iftiralarla zayıflatan; münkirlerin gözünde daha da çirkin ve savunulamaz gösteren bu eylem ve söylemlere sesiniz çıkmayacak mı? -Mal bulmuş mağribi gibi bu meselelerin üzerine atlayarak fırsat devşiren Halis Bayancuk gibilerden hiç mi rahatsız olmuyorsunuz? Hasılı Kelam: Ortada açık bir şekilde: ✔️ Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem iftira, ✔️ Arkasından sinsice yapılmış bir montaj, ✔️ Ve hâlâ devam eden bir yanıltma süreci bulunmaktadır. Hatırlatmak isteriz ki: Bu mesele sadece Cübbeli Ahmed’in meselesi olmaktan çıkmıştır. Sustukça bu iftiraya zımnî onay vermiş, bu suça ortak olmuş oluyorsunuz. Artık sizler de ortaksınız. (مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا، فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ) Kim bana bilerek yalan isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın. (Buhârî) Montajlanmış Hali👇👇👇 Kaldırmadan izleyin ve görün!

57,984 次观看

“Efendi Hazretlerimiz yaşıyor, onu öldürmek isteyenleri Allah kahreylesin, helak eylesin. Bu kadar basit!” (Cübbeli Ahmed / 19 Haziran 2025 / Dün) Bu sözün hakikati batıl, mecazı fitnedir. Böyle bir söz, her yönüyle merduddur. Şiddetle reddediyoruz! “Şûrâ” ismini verdikleri yapıya mensup tüm hocaların da, -hiç olmazsa- bu tür hezeyanları açık ve net bir şekilde reddetmesi zaruridir. Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dahi vefat ettiğine göre, hiçbir kul –isterse kutub, gavs, mürşid-i kâmil olsun– bu hakikatin dışında tutulamaz. Bu sözün hakikati Molla Cami hazretlerinin ifadesiyle; “Bu iddialar ya tenasühe inanmak ya da kıyametin gerçekleştiğini, haşr ve neşrin zamanından önce vuku bulduğunu düşünmektir. Böyle düşünenler, zamanın ulemâsı tarafından tekfir edilmiştir.” (Kemâleddin Nizâmî Baharzî, Makâmât-ı Câmî, s. 286–288) Eğer mecaz kast ediyorsa, bu da en az hakikat iddiası kadar tehlikeli bir fitneye kapı aralamaktadır. Unutmamalıdır ki: Bu tür sözler halkın zihninde nasıl bir inanç doğuruyorsa, o sözden doğan sorumluluk da o kadardır. Zira bu tür ifadeler, halk nazarında tarikatı kabir eksenli bir irşad anlayışına dönüştürmekte, yaşayan mürşide olan ihtiyacı ortadan kaldırmakta, sahih silsileyi işlevsiz hâle getirmektedir. Bu da zamanla, muhabbette gulüv dediğimiz aşırılığı, tazimde haddi aşmayı, ve meşâyıha olduğundan fazla mâna yükleyerek, şeytanın en sinsi tuzaklarından birine sürüklenmeyi netice veren tarihi bir gerçekliktir. Son olarak; yaptığı bedduaya mukabele ederek diyoruz ki: Mahmud Efendi Hazretlerimiz, tüm Evliyâ (kuddise sirruhum) ve Enbiyâ (aleyhimüsselâm) gibi vefat etmiştir. Aksini iddia ederek kendi tezgahlarını perdelemeye çalışan din tüccarlarını Allah Teâlâ’ya havale ediyoruz. "Kim Muhammed’e kulluk ediyorsa (ölmedi diyorsa), bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah diridir, ölmez.” (Buhârî, Cenâiz, 3; İbn Hişâm, es-Sîre)

“Efendi Hazretlerimiz yaşıyor, onu öldürmek isteyenleri Allah kahreylesin, helak eylesin. Bu kadar basit!” (Cübbeli Ahmed / 19 Haziran 2025 / Dün) Bu sözün hakikati batıl, mecazı fitnedir. Böyle bir söz, her yönüyle merduddur. Şiddetle reddediyoruz! “Şûrâ” ismini verdikleri yapıya mensup tüm hocaların da, -hiç olmazsa- bu tür hezeyanları açık ve net bir şekilde reddetmesi zaruridir. Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dahi vefat ettiğine göre, hiçbir kul –isterse kutub, gavs, mürşid-i kâmil olsun– bu hakikatin dışında tutulamaz. Bu sözün hakikati Molla Cami hazretlerinin ifadesiyle; “Bu iddialar ya tenasühe inanmak ya da kıyametin gerçekleştiğini, haşr ve neşrin zamanından önce vuku bulduğunu düşünmektir. Böyle düşünenler, zamanın ulemâsı tarafından tekfir edilmiştir.” (Kemâleddin Nizâmî Baharzî, Makâmât-ı Câmî, s. 286–288) Eğer mecaz kast ediyorsa, bu da en az hakikat iddiası kadar tehlikeli bir fitneye kapı aralamaktadır. Unutmamalıdır ki: Bu tür sözler halkın zihninde nasıl bir inanç doğuruyorsa, o sözden doğan sorumluluk da o kadardır. Zira bu tür ifadeler, halk nazarında tarikatı kabir eksenli bir irşad anlayışına dönüştürmekte, yaşayan mürşide olan ihtiyacı ortadan kaldırmakta, sahih silsileyi işlevsiz hâle getirmektedir. Bu da zamanla, muhabbette gulüv dediğimiz aşırılığı, tazimde haddi aşmayı, ve meşâyıha olduğundan fazla mâna yükleyerek, şeytanın en sinsi tuzaklarından birine sürüklenmeyi netice veren tarihi bir gerçekliktir. Son olarak; yaptığı bedduaya mukabele ederek diyoruz ki: Mahmud Efendi Hazretlerimiz, tüm Evliyâ (kuddise sirruhum) ve Enbiyâ (aleyhimüsselâm) gibi vefat etmiştir. Aksini iddia ederek kendi tezgahlarını perdelemeye çalışan din tüccarlarını Allah Teâlâ’ya havale ediyoruz. "Kim Muhammed’e kulluk ediyorsa (ölmedi diyorsa), bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah diridir, ölmez.” (Buhârî, Cenâiz, 3; İbn Hişâm, es-Sîre)

39,532 次观看

" ömrümden verecek olsam İhsan Hocaya verirdim. " Cübbeli Ahmet Hoca

" ömrümden verecek olsam İhsan Hocaya verirdim. " Cübbeli Ahmet Hoca

34,006 次观看

Cuma namazı vaktinde İsmailağa Camii’nin önünde doblo marka bir arabadan altı yedi el ateş edildi. Insanları kin ve nefrete sürüklemenin, toplumu iftiralarla, yalanlarla, dedikodu gıybetlerle germenin doğal neticesidir bu... Yalan ve iftirayı meslek edinenlerin tezgaha dönüştürdükleri kürsülerden muhaliflerini hedef göstermenin semeresidir bu... İki şehid veren İsmailağa Camii ve Cemaatinin yakasından düşün!

Cuma namazı vaktinde İsmailağa Camii’nin önünde doblo marka bir arabadan altı yedi el ateş edildi. Insanları kin ve nefrete sürüklemenin, toplumu iftiralarla, yalanlarla, dedikodu gıybetlerle germenin doğal neticesidir bu... Yalan ve iftirayı meslek edinenlerin tezgaha dönüştürdükleri kürsülerden muhaliflerini hedef göstermenin semeresidir bu... İki şehid veren İsmailağa Camii ve Cemaatinin yakasından düşün!

24,246 次观看

Sadece beddua etmiyor, hedef de gösteriyor. “Kulağını çeken yok mu bu herifin?” Diyerek tehditvari ifadelerle şahsımı doğrudan hedef alan zat, bu sözün öncesinde ve sonrasında da “Muhliküddin”—yani dini helak eden adam—gibi tabirlerle seviyesini tamamen yitirmiştir. Beddua, tehdit, tahkir ve hedef gösterme… Bu dört şey, bize hiç yabancı değil. Bu, birebir bir FETÖ taktiğidir: Evvela itibarsızlaştır, sonra hedef tahtasına oturt, ardından linç mekanizmasını devreye sok! Sonrası malum: – Trolleri sal, – Sosyal medyada üzerine çarpı atılmış görsellerle kampanya başlat, – Montajlı videolarla algı yönet, – Hemen ardından bir “rüya” gör, – Sonrasında ne planlandığı meçhul! Zannediyor ki korkacağız. Zannediyor ki sinip susacağız. Sizi bilmem ama… bana trajikomik geldi. (Sadece ismimin geçtiği kesiti paylaşıyorum tamamını kendi sitesinden izleyip seviyeyi görebilirsiniz)

Sadece beddua etmiyor, hedef de gösteriyor. “Kulağını çeken yok mu bu herifin?” Diyerek tehditvari ifadelerle şahsımı doğrudan hedef alan zat, bu sözün öncesinde ve sonrasında da “Muhliküddin”—yani dini helak eden adam—gibi tabirlerle seviyesini tamamen yitirmiştir. Beddua, tehdit, tahkir ve hedef gösterme… Bu dört şey, bize hiç yabancı değil. Bu, birebir bir FETÖ taktiğidir: Evvela itibarsızlaştır, sonra hedef tahtasına oturt, ardından linç mekanizmasını devreye sok! Sonrası malum: – Trolleri sal, – Sosyal medyada üzerine çarpı atılmış görsellerle kampanya başlat, – Montajlı videolarla algı yönet, – Hemen ardından bir “rüya” gör, – Sonrasında ne planlandığı meçhul! Zannediyor ki korkacağız. Zannediyor ki sinip susacağız. Sizi bilmem ama… bana trajikomik geldi. (Sadece ismimin geçtiği kesiti paylaşıyorum tamamını kendi sitesinden izleyip seviyeyi görebilirsiniz)

16,347 次观看

Merhum Abdülmetin Hocamız, İçi yana yana hocalara sesleniyor, Ama aynı suskunluk o günde vardı. Gözü açık gitti desek yeridir. Sahabe sustuğu halde, Neden hocalar konuşmalı ? Sahabe-i Kiramın ihtilaflarında üç görüş vardı. Üçüde ictihaddı. İkisi konuşmak bir susmaktı. Mukallid (ilim sahibi olmayan) için en salim olan susan tarafa tabi olmasıydı. Ama müçtehid olan kendi kanaatine göre hareket etmesi vacipti. Delliller ona konuşmayı vacip kılıyorsa susması caiz değildi. Keza akside òyledir. Bugun de yine mukallit olan ihvanlar susmalı, iki taraftan hocalarıda dinlemeli... Bir tarafa hakaret etmeden, meylettiği tarafa gidebilir. Ama hocalar neden susar ? Kitap yok mu ? Sünnet yok mu ? Dava ortada değil mi ? Diyelim Efendi hazretlerimiz şeyh yetiştirmedi !!! Peki hocada mı yetiştirmedi ? Alimde mi yetiştirmedi ? Şahidleri, delilleri, tarafları inceleyip bir kanaat ortaya koyacak kadar HOCA' da mı yetiştirmedi ? Küfretmeden, hakaret etmeden ilmî ahlak ve âdâba uygun konuşsalar ne olur ki ? Bu davanın kör dövüşüne dönmesinin sebebi hocalardır ! Hocalar şahsi kanaatlarını değil, İlmî kanaatlarını ortaya koysalar ne olacak ? İlmî kanaatlarını ortaya koyan bir alime kim ne diyebilir ? Evet itibar suikastına uğrayabilirsiniz ! Evet hakarete, tahkire uğrayabilirsiniz ! Belki sokağa cıkamaz hale gelebilirsiniz ! Olsun, Allah için katlanmaya değmez mi ? İlminin gereğini yerine getirerek bedel ödemekten daha şerefli ne olabilir ? Hülasa ; 1- Hak ile batılı ayırt edemiyorsan, daha takva gördügüne veya ikna olduğuna tabi ol, ama diğerine hakaret etme... 2- Deliller seni bir kanaata gòtürmüyorsa, yine susabilirsin, tevakkuf et bekle, edebinle otur. 3- Deliller seni bir tarafın hak diğer tarafın batıl olduğuna götürüyorsa, Hakkı desteklemek zorundasın kardeşim, susamazsın! Konuşmak için illa şahsına mı hakaret edecekler, O zamanda Allah için olmaz nefsin için olur. Albdülmetin Hocamıza kulak verin lütfen !

Merhum Abdülmetin Hocamız, İçi yana yana hocalara sesleniyor, Ama aynı suskunluk o günde vardı. Gözü açık gitti desek yeridir. Sahabe sustuğu halde, Neden hocalar konuşmalı ? Sahabe-i Kiramın ihtilaflarında üç görüş vardı. Üçüde ictihaddı. İkisi konuşmak bir susmaktı. Mukallid (ilim sahibi olmayan) için en salim olan susan tarafa tabi olmasıydı. Ama müçtehid olan kendi kanaatine göre hareket etmesi vacipti. Delliller ona konuşmayı vacip kılıyorsa susması caiz değildi. Keza akside òyledir. Bugun de yine mukallit olan ihvanlar susmalı, iki taraftan hocalarıda dinlemeli... Bir tarafa hakaret etmeden, meylettiği tarafa gidebilir. Ama hocalar neden susar ? Kitap yok mu ? Sünnet yok mu ? Dava ortada değil mi ? Diyelim Efendi hazretlerimiz şeyh yetiştirmedi !!! Peki hocada mı yetiştirmedi ? Alimde mi yetiştirmedi ? Şahidleri, delilleri, tarafları inceleyip bir kanaat ortaya koyacak kadar HOCA' da mı yetiştirmedi ? Küfretmeden, hakaret etmeden ilmî ahlak ve âdâba uygun konuşsalar ne olur ki ? Bu davanın kör dövüşüne dönmesinin sebebi hocalardır ! Hocalar şahsi kanaatlarını değil, İlmî kanaatlarını ortaya koysalar ne olacak ? İlmî kanaatlarını ortaya koyan bir alime kim ne diyebilir ? Evet itibar suikastına uğrayabilirsiniz ! Evet hakarete, tahkire uğrayabilirsiniz ! Belki sokağa cıkamaz hale gelebilirsiniz ! Olsun, Allah için katlanmaya değmez mi ? İlminin gereğini yerine getirerek bedel ödemekten daha şerefli ne olabilir ? Hülasa ; 1- Hak ile batılı ayırt edemiyorsan, daha takva gördügüne veya ikna olduğuna tabi ol, ama diğerine hakaret etme... 2- Deliller seni bir kanaata gòtürmüyorsa, yine susabilirsin, tevakkuf et bekle, edebinle otur. 3- Deliller seni bir tarafın hak diğer tarafın batıl olduğuna götürüyorsa, Hakkı desteklemek zorundasın kardeşim, susamazsın! Konuşmak için illa şahsına mı hakaret edecekler, O zamanda Allah için olmaz nefsin için olur. Albdülmetin Hocamıza kulak verin lütfen !

16,417 次观看

Tarih boyunca; Kendini yalanlayan! Kendisiyle çelişen! Kendine reddiye yapan! İkinci bir kişi var mıdır? Zannımca ikincisini bulmak zor. Emin olun; Bu Cübbeli Ahmet Hoca kendi içinde de bu çelişkiyi yaşıyor ve; Kendi kendisiyle kavga ediyor, barışıyor sonra tekrar kavga ediyor sonra barışıyor....ila ahirihinne.... Olan millete oluyor! Allah aşkına! Ey Cübbeli Ahmet Hoca Söyler misin? Kaç tane "Cübbeli" var? Hangi Cübbeliye uyalım? Hangisini reddedelim? Buna sen karar ver artık! Millet şaşkın! Biliyoruz aslında sende şaşkınsın ve rahatsızsın! Tavsiye; Her türlü hastalığın tedavisi vardır. Ehline başvur! Yanlış yolda olan Cübbeli'yi bizzat kendin sustur Sizde rahat edin Biz de rahat edelim

Tarih boyunca; Kendini yalanlayan! Kendisiyle çelişen! Kendine reddiye yapan! İkinci bir kişi var mıdır? Zannımca ikincisini bulmak zor. Emin olun; Bu Cübbeli Ahmet Hoca kendi içinde de bu çelişkiyi yaşıyor ve; Kendi kendisiyle kavga ediyor, barışıyor sonra tekrar kavga ediyor sonra barışıyor....ila ahirihinne.... Olan millete oluyor! Allah aşkına! Ey Cübbeli Ahmet Hoca Söyler misin? Kaç tane "Cübbeli" var? Hangi Cübbeliye uyalım? Hangisini reddedelim? Buna sen karar ver artık! Millet şaşkın! Biliyoruz aslında sende şaşkınsın ve rahatsızsın! Tavsiye; Her türlü hastalığın tedavisi vardır. Ehline başvur! Yanlış yolda olan Cübbeli'yi bizzat kendin sustur Sizde rahat edin Biz de rahat edelim

13,385 次观看

Videos

muhittinodemis's profile picture

Tartışma Teklifini biz sana daha önceden yapmıştık... Duymadın veya arkadaşların söylemediler sana galiba...diyelim Neyse... Hadi biz senin teklifini kabul ediyoruz... Hatta şöyle olsun ; Sen tüm LALEGÜL ekibini al, Ben tek başıma... Konumuz aşağıda yazan konu... Hadi hodri meydan... Kabul etmeyen SEREFSİZ demiştin Ben kabul ediyorum Daha önceki teklif mesajımı aşağı bırakıyorum. -------------------- Ne iddia ediyor? "Rabıta'nın Mehdi Aleyhisselam'a kadar Mahmut Efendi'ye devam edeceğine dair elimizdeki deliller vallahi billahi kesin hüküm ifade eder. Hiçbir ihtilafa Mahal yoktur." diyor. Biz de diyoruz ki ? Elinizdeki deliller asla ve kat'a kesin hüküm ifade etmez. İhtilafa açıktır. Hatta olabildiğince zayıftır. Tüm ihvanı bağlayıcı bir hüküm buradan asla çıkmaz. Şimdi soruyoruz? 1- Bir delîlin kesin hüküm ifade etmesi için hangi kuvvette olması gerekir? 2- Elinizdeki delil bu kuvvete haiz midir? Bakınız! -Şeriatın ahkamı sabittir. -Tarikatımızın menheci usulü sabittir. -Kitaplarımızda kayıtlıdır. -Usulü malumdür. -Delillerin dereceleri bellidir. İfade ettiği hüküm cihetinden meratibi sabittir. -Ehli katında malumdur. Gelin bu usul ve menheç üzere, ortak belirlediğimiz bir hakem heyeti önünde tartışalım, münazara edelim, hak ortaya çıksın. Bakalım elinizdeki deliller ne kadar kesin hüküm ifade ediyor? Kimleri bağlar, kimleri bağlamaz. Hodri Meydan!!! Meydandan kaçana hep beraber lanet edelim. Allah'ın meleklerinin peygamberlerinin ve tüm insanların laneti üzerine olsun diyelim. Var mısınız? Bu işi daha fazla uzatmayalım. İhvanı Perişan ettiniz. Daha fazla mağdur olmasınlar. ortada kalmasınlar. Hak ortaya çıksın. Yenilen davasından vazgeçsin.

Muhittin Ödemiş

1,046,082 次观看 • 2 年前

MuhittinOdemis's profile picture

Artık Hafife Alınacak, Geçiştirilecek Hiçbir Tarafı Kalmadı… Yakında Başlıyoruz… Hazırlıkları tamamlanan tam kapsamlı reddiye video kayıt serisini en baştan duyuralım. Bu meseleleri artık parça parça değil; delilleriyle, kaynaklarıyla, usûlüyle ve kavramların tarihî-itikadî çerçevesiyle birlikte ele alacağımız bir reddiye serisi geliyor inşaallah. Hem teşrîhî bir cerrahîyle kesip açacağız, hem teşhîrî bir açıklıkla saklanan yüzleri ifşa edeceğiz. Hangi iddianın sahih, hangisinin uydurma; hangi görüşün gerçekten kaynaklı, hangisinin sadece iddia, hangisinin iftira olduğunu... hepsini açık biçimde ortaya koyacağız. İftiraya doymuyorsun Cübbeli... Ortaya koyduğun tablo sıradan bir aşırılık boyutunu çoktan aşmış; dinin en mübarek sınırlarına pervasızca yönelmiş, ilmi, aklı ve edebi hiçe sayan bir iftira düzenine dönüşmüş durumda. Bu, düpedüz yeryüzünde fesat üretme teşebbüsüdür. Bize yönelttiğin ucuz isnatlar ayrı; asırlık geleneğe saldırın ayrı… Evliyanın haysiyetine keyfî yorumlarla dil uzatman ayrı bir cür'et. Fakat en ağır olanı, iki cihan serveri Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm'ın mübarek makamına, Sahâbe-i Kirâm’ın haysiyetine ve ulemâ-i muhakkikînin asırlardır taşıdığı izzete, şerefe yönelttiğin pervasız isnatlardır. Berzahta cima dedin… Peygamber’in kabirden çıkıp dünyevî ve fizikî fiiller yaptığını söyledin… Evliyanın kabirden fiziksel tasarruflarda bulunduğunu iddia ettin… Yetmedi; demediğimiz sözleri bize, söylemediği sözleri ulemâya isnat etmeyi alışkanlık hâline getirdin. Asırlardır çizgisi sabit olan ulemânın söylemediği sözleri onlara mal ederek, ilmin omurgasını hedef alan bir çarpıtma düzeni kurdun. Hadis diye dolaştırdığın uydurma sözler, tasavvufî mecazları, işaretleri keyfî şekilde eğip bükmen, eski âlimlerin metinlerine kendi yorumunu "asıl görüş" diye yerleştirmeye kalkman bunun örnekleridir. Uydurmalara doyamadın ey Cübbeli... Artık bu iftiraları sosyal medyada tek tek temizlemekle zaman kaybetmeyeceğiz. Çok yakında delilleriyle, kaynak metinleriyle, rivayetleriyle, bütün tafsilatıyla tüm iddiaların cevabını video serisi hâlinde kayıt altına alacağız ve paylaşacağız. Hurafenin gürültüsü hakikati bastıramayacak. Bu fitne rüzgarının kuru gürültüsü dinecek; ilmin ve hakikatin sesi yeniden duyulacaktır. Bu defter kapanacak, hatta bu defter tamamen dürülecek… Seri yayımlandıkça, herkes kimin delille konuştuğunu, kimin hurafe ürettiğini görecek. Biiznillah Teâlâ... (Aşağıdaki kesitler, alıntı yaptığım son konuşmasından alınmıştır.)

Muhittin ÖDEMİŞ

196,483 次观看 • 6 个月前

muhittinodemis's profile picture

Biz Bu Sapık İtikattan Berîyiz Molla Câmî Hazretleri, 15. yüzyılda Belh’te bazı kimselerin, Hz. Ali Efendimize nispet edilen bir kabirde onun diri olduğunu ima edecek şekilde onunla bizzat görüştüklerini söylemeleri üzerine şöyle demiştir: “Bu iddialar ya tenasühe (reenkarnasyon) inanmak ya da kıyametin gerçekleştiğini, haşr ve neşrin zamanından önce vuku bulduğunu düşünmektir. Böyle düşünenler, zamanın ulemâsı tarafından tekfir edilmiştir.” (Kemâleddin Nizâmî Baharzî, Makâmât-ı Câmî, s. 286–288) Cübbeli ve Şûrâ cemaati, Mahmud Efendi Hazretleri’nin (Ö: 2022) vefatını hâlâ kabullenememekte; onun kabirden, tıpkı dünyadaki gibi bizzat yönettiğini, irşad ve terbiye ettiğini ispata çalışmaktadır. Bu itikat; ne şeriatın tanıdığı bir esasa, ne kitabın deliline, ne sünnetin beyanına, ne de tasavvufun sahih çizgisine dayanır. Bu, kendi otoritesini gaybdan devşirme hezeyanına kapılmış, psikolojisi bozulmuş, haddini aşmış, hurafeyi din yerine ikame etmiş bir zihniyetin ürünüdür. Bu söylemler, zahiren muhabbet kisvesi altında olsa da hakikatte şeriata ve tevhid akîdesine açıkça muhaliftir. Mutlak irşad ve mutlak yönetim iddiası, tüm tevil kapılarını kapatmaktadır. Bu iddialar, kitaplarımızda geçen keramet nev’inden ve nusret kabilinden olan mahdûd tasarruf boyutunu çoktan aşmış durumdadır. Hazret-i Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem, Ö: 632) vefatı sonrasında Hazret-i Ömer radıyallahu anh (Ö: 644), o büyük muhabbeti sebebiyle ilk anda şöyle haykırmıştı: “Kim Muhammed öldü derse, onu kılıcımla ikiye bölerim!” O sırada Hazret-i Ebû Bekir radıyallahu anh (Ö: 634) ise büyük bir metanet ve basîretle şu sözleri dile getirmişti: “Kim Muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah’a kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah diridir, ölmez.” (Buhârî, Cenâiz, 3; İbn Hişâm, es-Sîre) Bu sözleri işiten Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) hemen kendine gelmiş ve Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatını kabullenmiştir. İşte gerçek ve kâmil muhabbet budur. Muhabbet, şeriat sınırları içinde kalmalı; teslimiyet, aklın ve kalbin önüne geçmemelidir. İlk ikazda şeriata teslim olmayanların artık muhabbet iddiası mazur değildir. Bugün yaşadığımız mesele, sadece basit bir “kabirden tasarruf” iddiası değildir. Asıl mesele; kabirleri tekkeye, türbeleri dergâha dönüştürmek; rabıtayı ve rüyayı da âhiretle “irtibat hattı” gibi kullanarak, “post-mürşidlik” şeklinde, asla şeriatta ve tasavvufun sahih çizgisinde yeri olmayan bir sapmayı meşrulaştırma girişimidir. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri (Ö: 1624), bu konuda 43. Mektup’ta şöyle buyurmuştur: “Şeriat ve tarikat her biri diğerinin aynısıdır. Bunlar arasında kıl kadar bir aykırılık yoktur. Bunlar arasındaki farklılık sadece icmâl ve tafsil, istidlâl ve keşf bakımındandır. Şeriata muhalif olan her şey reddolunmuştur. Şeriatın reddettiği her şey zındıklıktır. Şeriatta istikamet üzere hakikati talep etmek, yiğitlerin harcıdır.” Biz, Kitap ve Sünnet çizgisinde; meşâyıh-ı kirâmın temsil ettiği Ehl-i Sünnet akaidine bağlı mü’minler olarak, bu tür batıl ve sapkın anlayışlardan tamamen berîyiz.

Muhittin Ödemiş

152,301 次观看 • 7 个月前

muhittinodemis's profile picture

Şeyh Muhammed Saki El Hüseyni Hazretlerinden Cübbeli Ahmet Hoca 'ya reddiye Medya vaizi Cübbeli Ahmet Hoca 'nın ortaya attığı "rabıta" meselesi; artık tüm tarikatları tehdit eder duruma gelmiş, dervişler arasında fitne ateşini alevlendirmiştir. Bu tehlikenin sadece İsmailağa'yı hedef almadığını, tüm tarikatları hedef aldığını defaatle anlatmıştık. İşte buyrun; Nakşibendi Tarikat’nın Halidiye kolu Menzil Halifelerinden Şeyh Muhammed Saki El Hüseyni Hazretlerinden de Cübbeli Ahmet Hoca 'ya reddiye sadedinde bir konuşma geldi... Medya vaizinin fitnesi orayada sıçradığı için bu açıklama ihtiyacı hissedilmiştir. Bu açıklama İsmailağa tekkesinin mevcut menhecine de muvafıktır. Muhammed Saki El Hüseyni ks; "Seyri Sülükünü bitirmiş olanlar ancak vefat eden Şeyh Efendi'den istifade edebilir, Diğerleri mutlaka yaşayan bir mürşide biat etmelidirler" [Tamamını videodan dikkatle dinleyelim!] Bu ifadelerin aynısını Mevlana Halid kuddise sirruhu'dan nakletmiştik. Yeri gelmişken tekrar nakledelim. Çünkü; Muhammed Saki El Hüseyni Hazretlerinin, Seyda hazretlerinden naklettiği ifadeler, Mevlana Halid'in ks ifadelerine birebir muvafıktır. Mevlânâ Hâlid (k.s.) ; 'Ölülerin râbıtası hayatta olanlara menfaat vermez. Ancak hayattaki sâlik, vefat eden sâdâtın ruhlarından nisbet alabilecek bir makâma kavuşursa râbıtalarından istifâde eder." buyurmuşdur. Daha sonra şöyle eklemiştir ; " Şayet vefat eden mürşidlerin hayatta kalanlara faydası olsaydı, Hazreti Peygamber'in sav râbıtası kâfî gelirdi." [ Mektubât-ı Hazret, 88. Mektup. Mektup Molla Ahmed'e (Şâh-ı Hazne hazretlerine k.s.) cevâben yazılmıştır. ]

Muhittin Ödemiş

205,758 次观看 • 1 年前

muhittinodemis's profile picture

Cübbeli hâlâ “kabirde cima” iftirasına devam ederken… Şura Fıkıh Heyeti hâlâ susuyor. Cübbeli Ahmed, yıllardır tekrar ettiği “Peygamberler ve Evliyalar kabirde cima eder” iftirasını dün de ısrarla savunmaya devam etti. Bu sözün hiçbir sahih kaynağı olmadığı, bunun Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) açık bir iftira olduğu defalarca ortaya konmasına rağmen Cübbeli bu iddiasında ısrar ediyor. Üstelik bu iftirayı “Ben ayet ve hadisten delilli konuşuyorum” diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor. Sonra da kalkıp bu iftiraya reddiye yapan bizleri “echelü men fil arz” (yeryüzünün en cahili) diye yaftalıyor. Peki bu kadar ağır bir itham karşısında gerçek din âlimleri nerede? Kaç yıldır Cübbelinin yanında olup da dînî hassasiyet refleksleri alınmış gibi duran Şura’nın fıkıh hocaları – Hüsameddin Vanlıoğlu, Fatih Kalender, Abdulhamid Türkeri ve Ahmet Polat – kendi ayaklarına basıldığında nasıl konuşuyorlarsa, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şerefine dokunan bu iftirada neden susuyorlar? Fetvalarına yapılan eleştirilerde açıklama üstüne açıklama yapan, hatta zaman zaman hakarete başvuran kurum sözcüsü; Peygamber Efendimize yöneltilen bu iftirada neden tek kelime etmiyor? Türkiye günlerce “kabirde cima” iddiasını konuştu. Uyarılar yapıldı, deliller ortaya kondu. Ama Şura’dan hâlâ ses yok. Cübbeli ise hâlâ aynı yalanı söylüyor. O hâlde soralım: TOKİ fetvası mı daha önemlidir, yoksa Hazreti Peygamber'e atılan bu iftira mı? İlgili bölümü aşağıya bırakıyorum. Tamamını alıntı yapılan videodan izleyebilirsiniz. Şura büyük ihtimalle yine sessiz kalacak. Madem öyle, soruyu doğrudan kendilerine yöneltin: Şura Kovacıdede Vakfı Dini Meseleleri Danışma Hattı 444 29 89 Soru net: “Peygamberlere –özellikle Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem)– kabirde cima isnad eden sözün hükmü nedir? Bu iftiraya sessiz kalan ulemanın dindeki yeri nedir?” Belki böylece konuşmak zorunda kalırlar.

Muhittin Ödemiş

54,212 次观看 • 6 个月前

muhittinodemis's profile picture

Mesaj çok net

Muhittin Ödemiş

97,869 次观看 • 1 年前

MuhittinOdemis's profile picture

Kabirden Yönetilen Tarikat Modeli Cübbeli’nin yeni icadı: kabirden irşad, dünyadan idare. Bir süredir sosyal medyada art arda yayınladığı videolar, yeni bir “öte dünya projesi”nin senaryosu gibi karşımıza çıkıyor: “Evliyânın Kerâmeti Cinlerin Kuvvetine Kaç Atlatır.” “Rüyâda Görülenlerin Maddî Âlemden Daha Kuvvetli Olduğunun Delilleri.” “Rasûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve sellem- Kabirden Çıkıp Bedeniyle Âlemde Tasarrufta Bulunduğu.” “Rasûlullah’ın Fizikî Olarak Bedeniyle Diri Olduğuna Dair Hadîs-i Şerîfler.” Başlıklar arka arkaya dizilince tablo netleşiyor: Cübbeli, yeni ve sapkın bir tarikat inşa ediyor. Ve o menhecin adı şu: Kabirden yönetilen tarikat modeli. Cübbeli ve ona tabi olanlar, Mahmud Efendi Hazretleri’nin vefatından sonra Hasan Efendi Hazretleri’ne bağlanmadılar. Başka bir tarikata da girmediler. Sonuç: mürşidsiz ve başıbozuk bir kitle. Böylece ortada büyük bir boşluk oluştu ve derhal doldurulmalıydı. İşte tüm çaba bu; Cübbeli şimdi o boşluğu “berzahî otorite” ile doldurmak için tüm maharetini sergiliyor. Ancak tasavvuf ve tarikat geleneğinde böyle bir usul, böyle bir menhec asla yoktur. Baktığınızda, ne Kuşeyrî’de, ne Hücvîrî’de, ne Kadirî, ne Nakşî, ne Şazelî kaynaklarında Cübbeli’nin uydurduğu bu modele dair en küçük bir iz, işaret veya koku bulamazsınız. Hepsi aynı şeyi söyler: Mürşid yaşarken fiilî mürşiddir. Kabirde değil. Ama Cübbeli icadı bu yeni tarikat modeli tüm ezberleri bozuyor. “Berzah âlemi bu dünyadan daha güçlü, ölüm irşadı durdurmaz” diyerek yeni bir kapı aralıyor. Trajikomik olan da kendini tam o kapının önünde, “irtibatçı muhafız” olarak konumlandırmasıdır. Mürşid kabirdeyse, onunla irtibat kuran biri gerekiyordu. O kişi kim olacaktı? Tabii ki Cübbeli ve ona tabi olan sözde vekiller. Yani kabirle dünya arasında canlı bağlantı hattı. Cübbeli, kendi kopuşunu berzah üzerinden meşrulaştırmaya çalışırken, takipçileri de “mürşidimiz kabirden bizi idare ediyor” diyerek bu sessiz postmodern devrime dahil oluyor. Belli ki artık mesele tarikat meselesi değil, konum meselesi. Ve Cübbeli, o konumu berzahtan geri almaya çalışıyor. Yani: Canlı bir mürşid olmaz! Olamaz! Bu yol kapandı. Ama canlı, yaşayan birilerinin de o irtibatı kurması gerekiyor, öyle değil mi? Tenakuz, çelişki, şaşkınlık, sapkınlık, rol çalma, yol kesme, icat çıkarma, teşeyyuhluk… Ne ararsanız var. Ve her şeyin sonunda, ne tarafa dönseniz, yol yine Cübbeli’ye çıkıyor. Onun kendi ifadesiyle: Allah beni konuşturuyor. Mahmud Efendi kabirden idare ediyor. Yani, çare yok! ne diyorsa doğrudur!

Muhittin ÖDEMİŞ

43,911 次观看 • 7 个月前

muhittinodemis's profile picture

Mahmud Efendi Hazretlerimizin Şehid Muhsin Yazıcıoğluna vasiyeti Ve Şehid Muhsin Yazıcıoğlunun anlamlı talebi... Merhum Abdullah Ustaosmanoğlu hocamız anlatıyor; "Vefâtından iki ay önce Efendi Hazretleri "bizim Muhsin nerede" "özledim gelsin" demişlerdi. Telefon ettiler. Tek başına, yanına kimseyi almadan Ankara'dan uçağa atladı geldi ve Efendi hazretlerini buldu. İki saat baş başa sohbet ettiler. Ayrılacağı zaman Efendi Hazretleri, Yazıcıoğlu'na, "Senden iki şey isteyeceğim. Bu güne kadar sağlam durdun. Allah da seni kayırdı. Bundan sonra da itikadından, inancından gevşeklik yapma" dedi. Muhsin Yazıcıoğlu da söz vererek şunları söyledi: "Beni iki aydan beri çok sıkı takibe aldılar. Bundan sonra ne yapacağımı tam bilemiyorum. Şunu rica ediyorum, ölümüm hadise olursa beni dualarından unutma." Bu sözler üzerine Efendi Hazretleri, "Ölümü isteme. Sen istesen de istemense de vakti gelince zaten seni bulacak. Sen istikametine devam et, geldiği zaman diyeceğin bir şey yok zaten" diye karşılık verdi. O zaman Muhsin Yazıcıoğlu da, 'Sen benden iki şey istedin, ben kabul ettim. Şimdi ben de senden iki şey isteyeceğim' deyince Efendi Hazretleri, "Benden ne istiyorsun?" diye sordu. Yazıcıoğlu, "Benim cenazemi sen yıkatacaksın. Şu an gördüğüm kadarıyla sıhhatin buna müsait değil. Bu yüzden senin tayin ettiğin adamlar beni yıkayacak, kefenimi giydirecek ve toprağa koyup üzerimi örtecek. Benden sonra da ailemi yakınlarımı senin adına teselli edecek. Beni duadan unutmayacaksın.' Böyle ayrıldılar. Dikkat edin Muhsin bey Helikoptere binerken ne dedi? "Ben bu güne kadar helikoptere binmedim, beni ölüme mi götürüyorsunuz?" Hadise olunca Efendi hazretleri Yazıcıoğlu'nun cenaze işleri için beni görevlendirdi. 05.30 uçağıyla gittik. Kimseyi Kocatepe'ye almıyorlardı. Oradaki görevlilere rica ettik bizi içeriye almadılar. Tam ümidi kesip geri dönerken birisi yardımcı oldu içeri girdik. 6,5 saat görev yaptık. Sonra Efendi Hazretlerimizin yanına geldim yukarı çıkmadan arkadaşlar bana dedi ki bizi Efendi Hazretleri vazifelendirdi gittik cenazeyi yıkadık defnettik hatta Efendi Hazretleri bize buradan Medine’den, Şahı Nakşibendi’den, İmamı Rabbaniden aldığı topraktan bunlara okudu bize verdi göğsünün üzerine koyduk kıbleye karşı güzel defnettik evine gidip hanımına annesine efendinin selamlarını, başsağlığını diledik dilediler."

Muhittin Ödemiş

81,573 次观看 • 1 年前

MuhittinOdemis's profile picture

Aşağıdaki Şahadetine Binaen Sorular ??? - 20 sene önce fetö İsmailağaya sızmış doyordun ! Ve sen bunu biliyordun neden Efendi hazretlerini uyarmadın ? "Vakfetmeyin efendim burda sıkıntı var" demedin ? - Yoksa kitaplarıni ismailagaya vakfederek, "Efendi yanlış yaptı" mı diyorsun ? - Madem kitablar vakfedilmiş, sen nasıl basıp satıyorsun sohbetler kitabını ? - Aşağıdaki kayıt çok eski değil, Dolayısıyla bu şehadetin daha önceki fetö iddiandan vazgeçmek değil mi ? - Bu şehadetin 20 sene önce Hüseyin Avni hocadan öğrendiğin fetö sızıntısını red değil mi ? - Tamam ama bu şehadetten sonra başka bilgiler geldi diyorsan... Hala neden televizyonda Hüseyin Avni hocayı ve 20 sene önceyi Referans gösteriyorsun ? - Bu akşam canlı canlı bağlanıp Hüseyin Avni Hocaya bağlanıp bi sorsan diyorum, Bakalım yine seni mağdur görüp tasdik edecek mi ? Bu Şehadetten sonra ne öğrendin ki, kulağına kim ne fısıldadı ki ; Bi anda ismailağaya savaş açtın ? Asıl şunu sormak lazım! - Sen ne yaptığını biliyor musun ? - Tutarsızlıklarının farkında değil misin ? Yoksa ; Bu kadar milleti aptal yerine mi koyuyorsun ? Bu arada ; Sen cevap vermeyince, sevenlerin gelip bizim twetlerin altına girip hakaret ediyorlar. Onların bu yanlışlarından, günaha girmelerinden sen sorumlusun. Çünkü ; bana itiraz edebilsen yapardın, ama söylediklerim doğru, bunu sende biliyorsun ? Ama onlar bilmiyor !!! Ha birde ; Akşam İhsan Şenocak ve Hüseyin Avni Hocalara bi bağlansan ; Gerçekten senin adına sulh için mi gitmişler ve reddedilmişler ? Eğer böyleyse diyecek bi sey yok, Değilse ; Kendi yanında gösterdiğin hocalarıda mı istismar ediyorsun ? Hemde gözlerinin içine baka baka ! Bu istismara karşılık hocalar neden susuyorlar ? Medya gücünü kullanarak Itibar suikastından olabilir mi ? Nerden biliyorsun diyenlere ? Kendimden örnek vereyim, Bana bile fetöcü diyorsun, cahil diyorsun. Halbuki damadını bana gönderdin iki buçuk sene fıkıh okudu, iki üç ay öncesine kadarda okumaya devam etti, - Şimdi ne olduda fetöcü oldum ? - O zaman damadında benim talebem olduğuna göre, o da fetöcü mü oluyor ? ???????????

Muhittin ÖDEMİŞ

88,920 次观看 • 2 年前