
Muhammed BEYAZ
@ogrensonrakonus • 5,304 subscribers
Öğren Sonra Konuş تعلم ثم تكلم İslam davetçisi,talebe. Karışık= https://t.co/JkpNniQJJJ Sistemli= https://t.co/mAG3W4n9n4 ﷻ ﷺ
Shorts
Videos

İslamla alay eden Şahıs göz altına alındı, mekan Mühürlendi, Ancak;
Muhammed BEYAZ36,925 Aufrufe • vor 11 Monaten

Şeyhin videodaki savunması, ilk bakışta "Ne var canım, sadece şahit oluyoruz" diyerek meseleyi masumlaştırmaya çalışan bir retorik. Ancak pratik, kendi getirdiği bu mantıksal savunmayı anında çürütüyor. Beyefendinin "Ben sadece şahit oluyorum, yarın bana sorsalar şahitlik edeceğim" savunması, kendi içinde büyük bir mantıksal çelişki barındırıyor. 1. Madem Sadece Şahitlik, Neden Herkes Şahit Olamıyor? Eğer bu meclislerde yapılan şey salt manada bir Müslümanın diğer bir Müslümanın tövbesine şahit olmasıysa, o salondaki herhangi bir sıradan vatandaşı, camideki bir cemaati veya bir arkadaşımızı da şahit tutarak tövbe edebiliriz. Soru şu: Neden o tarikat meclislerinde tövbe etmek için illa ki "şeyhin kendisi" veya onun yetkilendirdiği vekili (intisap yetkilisi) gerekiyor? Eğer sıradan bir Müslümanın şahitliği tövbenin "makbuliyeti" için yetmiyorsa, demek ki orada sadece "şahitlik" yapılmıyor; o şahıslara 'manevi bir konum, bir otorite ve aracı rolü' atfediliyor. Bu da şeyh efendinin "ben sadece şahit oluyorum" savunmasını tamamen boşa çıkarıyor. Yok eğer derseler bizim burada herkes herkese tevbe veriyor, iyi, deriz ki başım gözüm üstüne o zaman gelin boyle bir tevbe verme, şahit tutma mesleleri islamda var mı? 2. İslam'da Tövbenin Özü: Aracısızlık ve Gizlilik İslam inancına göre tövbe; kul ile Allah arasında hiçbir vasıtanın, ruhbanın veya şahidin giremeyeceği kadar özel, mahrem ve doğrudan bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de Allah, kula şah damarından daha yakın olduğunu söyler *(Kaf Suresi, 16)*. Kul günah işlediğinde bunu insanlara ifşa etmekle değil, gizlemekle ve doğrudan Allah'a yönelmekle mükelleftir. Hristiyanlıktaki "günah çıkarma" mantığına benzeyen, bir insanın önünde veya onun yönlendirmesiyle günahları protokole bağlama usulü Hz. Peygamber’in (s.a.v.) getirdiği dinde yoktur. Sen koltuğunda oturacaksın ben gelip seni şahit tutacağım öyle mi!? İyi de abicim biz kimiz? Neden nefsimizi tezkiye etmiş gibi uygulamalar yapıyoruz? Bizim yapacağımız maksimum amel, insanların Allah'a tevbe etmeye davet etmek ve istiğfarin faziletini anlatmaktır. Tevbe seansları adı altinda bazı şahısların Allah katında makamı varmış gibi bir uygulama İslam'dan değildir. Bazen bazı tarikat yetkilileriyle konuştuğumuzda bunun beyat olduğunu soyleyenlerde var. Bu arada kullandıkları sözlerle beyatın alakası yok. Yani şer'i bir intisap olmadığı için Kavram Karmaşası ortaya çıkıyor, Tövbe mi, Bey'at mı? Tarikatların bu ritüele "tövbe almak/vermek" demesi aslen bir kavram çarpıtmasıdır. Asr-ı Saadet'te sahabiler Allah Resulü'ne "tövbe etmezlerdi", O'na (s.a.v.) İslam üzere kalacaklarına veya devlete bağlılıklarına dair 'bey'at (bağlılık sözü)'verirlerdi. Şeyhler, Hz. Peygamber'in devlet başkanı ve peygamber olarak aldığı "bey'atı" alıp, bunu günahlardan arınma seansı olan "tövbeye" devşirmişler. Hiç kimse Hz. Peygamber'in makamında olmadığına göre, onun adına veya onun gibi bir bağlılık/tövbe seansı düzenleme yetkisine de sahip değildir. İslam devletinde halife de degilseniz, insanlar neden size tevbe ile biat ediyor? Bu biat makamını size kim verdi? Babanız mı? İslâmî şûrâ mı? Belki ben doğru düşünmüyorum ama Allah için içimden geciriyorum, "Ben sadece şahidim" demek, uygulanan hiyerarşiyi gizleme çabası değil mi, niye birbirimizi kandırıyoruz? 🔻🔻🔻
Muhammed BEYAZ10,929 Aufrufe • vor 2 Monaten
1:58
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

YALAN SÖYLÜYORSUN, SOFİ KURBAN! Allah Subhânehu ( مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ) buyuruyor: “Benim iznim olmadan şefaat edecek kimdir?” Ama siz, tabiri caizse ,“Bize tabi olursa, cennette yeri garanti, kimlere fayda sağlar, şu kadar kişiyi kurtarır” diye şefaatin taksimini yapıyorsunuz. Vallahi siz Allah adına yalan söylüyorsunuz! Ne Alaaddin Attar hazretlerinin, ne Şah-ı Nakşibendî’nin, ne Abdulkadir Geylânî Rahimehullah’ın, ne de sizin ölmüş veya henüz ölmemiş şeyhinizin; nefsini Allah’tan satın aldığına, kendini kesin olarak kurtardığına dair bir bilgi veya belge vardır. Allah’tan korkun! Adam, şeyhi öldüğü anda “Allah, şeyhimin şefaatinden bizi mahrum etmesin” diyor. Subhânallah! Size bu bilgiyi kim verdi? Neden Allah Subhânehu adına konuşuyorsunuz? Şimdi bir kıt akıllı çıkar ve der ki: “Siz Allah dostlarını, şefaati inkâr ediyorsunuz.” Biz de deriz ki: İftiranızda boğulun! Biz diyoruz ki: Müminler Allah’ın dostlarıdır. Derece bakımından bazıları Allah’a daha yakındır. Ancak biz, bu kimseleri kesin olarak tespit edip onlara şefaat hakkı tanıyamayız. Şefaat haktır, fakat Allah’ın izin ve rızası olmadan hiç kimse kimseye şefaatçi olamaz. Kim bu gaybî bilgiyi iddia ediyorsa, o kesinlikle yalancıdır. Sözlerim bu zihniyette olanlar içindir geri kalanı bu konuda tenzih ederim.
Muhammed BEYAZ26,586 Aufrufe • vor 1 Jahr

İşte Allah’a ﷻ karşı edep… Bu, insana bereket getirir ve yakınlık sağlar. Biraz açıklamaya çalışayım: “Bismillâh (بِسْمِ اللهِ)” terkibinde Allah lafzı mudâfun ileyh konumundadır ve mecrûrdür. Cerrin alâmeti için normal şartlarda “ahirinde (sonunda) zâhir bir kesra vardır” denir. Ancak burada müderris, bunun edebe uygun olmadığını ifade eder ve şöyle der: “Allah’ın sonu denmez.” Zira Allah ﷻ Evvel’dir ve Âhir’dir. Bu sebeple şöyle denir: “Mecrûrluk alâmeti, hâ (ـه) üzerine zâhir bir kesradır.” Dil bilgisinde dahi bu tür edepleri görmek, ilmin ihlâsının ve kişinin neyi, ne için yaptığının alametlerindendir. Rabbim sen bize faydalı ilim ver.
Muhammed BEYAZ14,511 Aufrufe • vor 9 Monaten
Keine weiteren Inhalte verfügbar