
Oktay Arslan
@oktayarslan • 28,051 subscribers
Vice President of Robotics at @fieldai_ • Physical AI • previously @Aptiv @AirbusSV @Tesla @NASAJPL @AuroraFlightSci • PhD in #Robotics @GeorgiaTech • @itu1773
Shorts
Videos

Fatih Altaylı’nın ekteki görüşüne katılıyorum. Türkiye’de korsan kitapların bu kadar yaygın olması gerçekten canımı sıkıyor. Bazı insanlar gidip korsan basımlardan Dostoyevski'nin eserlerini okuyor, fotokopi kitaplardan kalkülüs öğreniyor; sonra da utanmadan “Sen de kültürlüsün, ben de. Sen mühendissin, ben de.” diyebiliyor. Ben okuduğum kitapların orijinallerini aldım, emeğe ve bilgiye değer verdiğim için hakkı olan parayı ödedim. Buna rağmen, korsan ve fotokopi kitaplarla çalışanlarla aynı seviyede olduğumun iddia edilmesi ağrıma gidiyor. Yazarına, yayınevine ve üretim sürecine saygı duyup orijinalini alan biri olarak, emek hırsızlığını normalleştirenlerin çalıntı bilgi sayesinde kendilerini aynı kültürel konuma yerleştirmeye çalışmaları gerçekten rahatsız edici. Ne yazık ki Türkiye’de pek çok insan, emeğe saygı duyup destek olmayı, korsan kullanarak bu emeği hiçe sayanlarla aynı kefeye koymaya çalışıyor. Beni asıl rahatsız eden de tam olarak bu zihniyet farkı.
Oktay Arslan800,108 views • 6 months ago

Yeni fark ettim, 7 Haziran 2020'de, Özgür Özgür Demirtaş Ataköy'de (İstanbul) değeri 2,3 milyon TL olan bir ev için “ev satın alma/almama” analizi yapıyor. Yaptığı öngörüler neticesinde videoda çoğu insana ev satın almamaları yönünde telkinde bulunuyor. Şimdi tarihi ileri saralım, 23 Mart 2024 ve bu videoyu izleyip ev almayan insanların yorumlarını okuyalım. Bir akademisyen olarak yaptığı matematik işlemleri doğru, fakat piyasa ile ilgili öngörülerinde fena çuvallamış!🥲 Link:
Oktay Arslan2,007,296 views • 2 years ago

Türkiye’de bir eseri (film, müzik, kitap vb.) satın almadan, çalıntı ya da korsan olarak kullanan insanlar bunun aslında bir tür hırsızlık olduğunu ve utanılması gereken bir davranış olduğunu fark etmiyor. Toplum olarak emek hırsızlığı konusunda bu tip şuursuzları yeteri kadar zorbalamadığımızı düşünüyorum. Bazen aklıma geliyor, eğer Türkiye’de kalsaydım, mühendislik yaparak ortaya elle tutulabilir bir ürün koyduğum için yine de bu toplumdan para kazanabilirdim. Peki sanatçılar, müzisyenler ve yazarlar Türkiye’de nasıl ayakta duruyor, nasıl geçimlerini sağlıyor? Mesela tek yeteneği Korg PA-80 çalmak olan birisi olsaydım, Türkiye’de nasıl para kazanabilirdim? Bazı kişiler “fakir oldukları için” korsan eser kullandıklarını söyleyerek kendilerini aklamaya çalışıyor. Bence bu oldukça ucuz bir bahane. Çünkü bu tiplerin çoğu her gün kahvecilerde 50 TL'ye latte, 100 TL'ye sigara içiyor. Birkaç paket sigara, kahve parasına eserlerin orijinallerini (ya da ikinci el, kullanılmış hâllerini) satın almak mümkün. Dahası, işin tuhaf bir yönü daha var! Emrah Safa Gürkan gibi birisi 170 bin TL’lik saat takabiliyorken yine de gidip LibGen denilen bir siteden korsan pdf indirmeyi tercih ediyor (tam emin değilim, kitabında bu siteden bahsetmiş) ve hatta kendi Emrah Safa Gürkan hesabından bu e-kitap sitelerinin linklerini paylaşıp insanları bu tür içerikleri kullanmaya yönlendiriyor. Üstelik kendisi akademisyen, yani telif hakları ve fikri mülkiyet gibi kavramları en iyi bilmesi gereken bir çevreye ait. Saatin linki:
Oktay Arslan116,076 views • 6 months ago

Türkiye’de duyduğumda en çok güldüğüm şeylerden biri, devletin memurlara yabancı dil bildikleri için “tazminat” ödemesi idi. Memurlar, YDS’ye girip aldıkları puana göre “yabancı dil bildikleri” gerekçesiyle ek tazminat alıyormuş. Sınav sonuçları 5 yıl geçerliymiş, bu sürenin sonunda tekrar sınava girilirse tazminat ödemesi hep devam ediyormuş. Üstelik bu tazminatın verildiği yabancı dil seviyeleri de şu düzeylerde sanırım:👇
Oktay Arslan23,365 views • 1 month ago

Türk Hava Yolları, Turkish Airlines TK0009 (İstanbul – Los Angeles) Uçuşunda Uçağa Biniş Kaosu Birkaç saat önce uçağa binerken yaşadıklarım hayal kırıklığıydı. Sanki uzun menzilli, birinci sınıf bir uçuşun değil de videolardan izlediğim o meşhur metrobüs kuyruklarının içindeymiş gibi hissettim. Uçağa biniş sırasında yolcu akışı genel olarak düzensizdi ve yavaş ilerledi. Bazı yer hizmetleri görevlileri neredeyse hiç İngilizce konuşamıyor. Türkçe bilmeyen yolcularla iletişim kurmakta ciddi zorluk yaşandı. “Ahoo! Yahoo! Go go go!” diye bağırıp el kol hareketleriyle yönlendirmeye çalışıyorlardı. Uluslararası bir hava yolu firması için kabul edilemez bir durum. Business class (öncelikli biniş) yolcuları için de durum farklı değildi. Biz ilk grup olarak otobüsümsü gibi bir araçla taşınarak uçağın kapısına vardık. Bazı yolcular (yaşlılar, çocuklu anneler, ellerinde bagaj taşıyanlar) merdivenden yukarıya yavaş çıktığı için akış durdu, merdivenlerde birikme oldu. Benim içinde olduğum ilk grup daha uçağa tamamen binmeden ikinci otobüs dolusu yolcu getirildi. Ayrıca apronda çevreyi incelerken üstü kapalı bir merdiven aracı orada duruyordu. Demek ki yer hizmetleri böyle araçlara sahipmiş. Geçen günkü yağmurlu havada yolcuların tahliyesi sırasında neden tercih edilmediği merak konusu. THY kendini “dünyanın en iyi hava yolu” olarak konumlandırıyor, ancak yer hizmetlerinde dil bariyeri ve temel iletişim eksikliği bu iddiayla kesinlikle örtüşmüyor!
Oktay Arslan53,224 views • 6 months ago
No more content to load
