Ramazan Bursa's banner
Ramazan Bursa's profile picture

Ramazan Bursa

@RBursa14,472 subscribers

Gazeteci/ صحافي /روزنامه نگار/ Journalist Makaleler: https://t.co/WyMOCML5yO

Shorts

Hürmüz Adası'ndan Notlar -Hürmüz Adası iran'ın boğazı kontrol etmek için en stratejik üç adasından biridir; Keşm, Larak ve Hürmüz. - Hürmüz Adası'na normal geliş-gidiş yasak. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin izni ile adaya ulaşılıyor. - Adaya Bender Abbas'tan güvenlik nedeniyle izin verilen gazeteciler balıkçı kayığı ile taşınıyor. - Hürmüz Adası'nda 7. 500 civarında halk yaşıyor. Çoğu Minab'dan buraya göçmüş. Köken olarak Farslar. Ada sakinlerinin yüzde 30'u Sünni, yüzde 70'i ise Şii. - İran'ın geçiş izni verdiği gemiler için belirlenen güzergah Hürmüz Adası'nın yakınından geçiyor. Hürmüz Adası ileri karakol gibi bir görev görüyor. - Ada askeri açıdan güçlendirilmiş. Bu konuda detay paylaşmak münasip olmayacaktır. - Hürmüz Adası'na gazeteciler izin başvurusu yaparak gelebiliyor. Bazen İran resmi kurumları Boğaz trafiğini göstermek için gazetecileri davet ediyor. Ben davet üzerine Hürmüz Adası'na geldim.

Hürmüz Adası'ndan Notlar -Hürmüz Adası iran'ın boğazı kontrol etmek için en stratejik üç adasından biridir; Keşm, Larak ve Hürmüz. - Hürmüz Adası'na normal geliş-gidiş yasak. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin izni ile adaya ulaşılıyor. - Adaya Bender Abbas'tan güvenlik nedeniyle izin verilen gazeteciler balıkçı kayığı ile taşınıyor. - Hürmüz Adası'nda 7. 500 civarında halk yaşıyor. Çoğu Minab'dan buraya göçmüş. Köken olarak Farslar. Ada sakinlerinin yüzde 30'u Sünni, yüzde 70'i ise Şii. - İran'ın geçiş izni verdiği gemiler için belirlenen güzergah Hürmüz Adası'nın yakınından geçiyor. Hürmüz Adası ileri karakol gibi bir görev görüyor. - Ada askeri açıdan güçlendirilmiş. Bu konuda detay paylaşmak münasip olmayacaktır. - Hürmüz Adası'na gazeteciler izin başvurusu yaparak gelebiliyor. Bazen İran resmi kurumları Boğaz trafiğini göstermek için gazetecileri davet ediyor. Ben davet üzerine Hürmüz Adası'na geldim.

25,464 görüntüleme

ABD Başkanı Trump: ◾️İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunu teslim etmesi karşılığında herhangi bir yaptırım indirimi veya muafiyeti almayacak. ◾️Onlar yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumlarını teslim edecekler, ancak bu yaptırımların kaldırılması karşılığında olmayacak; hayır, kesinlikle böyle bir şey olmayacak. ◾️İran ile bir anlaşmaya varamadık ancak bu durumdan memnun değilim. ◾️İran bir anlaima yapmak istiyor, başka bir seçeneği yok. ◾️Boğazlar herkese açık olacak ve kimsenin kontrolü altında olmayacak. Onları biz denetleyeceğiz/gözetim altında tutacağız. ◾️Umman da herkes gibi davranacak, aksi takdirde onları havaya uçuracağız. ◾️Bu bir rejim değişikliğidir; bir rejim gitti, bir sonraki de gitti. Biz şu an (yıkılan) üçüncü rejimden geri kalan parçalarla uğraşıyoruz.

ABD Başkanı Trump: ◾️İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunu teslim etmesi karşılığında herhangi bir yaptırım indirimi veya muafiyeti almayacak. ◾️Onlar yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumlarını teslim edecekler, ancak bu yaptırımların kaldırılması karşılığında olmayacak; hayır, kesinlikle böyle bir şey olmayacak. ◾️İran ile bir anlaşmaya varamadık ancak bu durumdan memnun değilim. ◾️İran bir anlaima yapmak istiyor, başka bir seçeneği yok. ◾️Boğazlar herkese açık olacak ve kimsenin kontrolü altında olmayacak. Onları biz denetleyeceğiz/gözetim altında tutacağız. ◾️Umman da herkes gibi davranacak, aksi takdirde onları havaya uçuracağız. ◾️Bu bir rejim değişikliğidir; bir rejim gitti, bir sonraki de gitti. Biz şu an (yıkılan) üçüncü rejimden geri kalan parçalarla uğraşıyoruz.

14,761 görüntüleme

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, meşhur Tedamun Katliamı'nın birinci sorumlusu Emced Yusuf'un ele geçirildiğini açıkladı. *Tedamun Katliamı, 16 Nisan 2013'te Suriye'nin başkenti Şam'ın Tedamun Mahallesi'nde, Baas rejimine bağlı istihbarat görevlileri ve milisler tarafından gerçekleştirilen, en az 41 sivilin (bazı kaynaklara göre 288) gözlerinin bağlanarak infaz edildiği ve çukurlara atıldığı vahşi bir katliamdır. Katliamı Suriye Askeri İstihbaratına bağlı 227. Şube (Filistin Şubesi) gerçekleştirmişti. Katliamın ana faili istihbarat subayı Binbaşı Emced Yusuf'du. Katliam anına ait videolar, 2022 yılında The Guardian gazetesi tarafından yayınlanarak dünya gündemine oturdu. Videolar, fail Binbaşı Emced Yusuf'un bilgisayarından elde edilmişti.

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, meşhur Tedamun Katliamı'nın birinci sorumlusu Emced Yusuf'un ele geçirildiğini açıkladı. *Tedamun Katliamı, 16 Nisan 2013'te Suriye'nin başkenti Şam'ın Tedamun Mahallesi'nde, Baas rejimine bağlı istihbarat görevlileri ve milisler tarafından gerçekleştirilen, en az 41 sivilin (bazı kaynaklara göre 288) gözlerinin bağlanarak infaz edildiği ve çukurlara atıldığı vahşi bir katliamdır. Katliamı Suriye Askeri İstihbaratına bağlı 227. Şube (Filistin Şubesi) gerçekleştirmişti. Katliamın ana faili istihbarat subayı Binbaşı Emced Yusuf'du. Katliam anına ait videolar, 2022 yılında The Guardian gazetesi tarafından yayınlanarak dünya gündemine oturdu. Videolar, fail Binbaşı Emced Yusuf'un bilgisayarından elde edilmişti.

31,722 görüntüleme

İran Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın Telegram kanalları; ◾️Tel Aviv ve Hayfa'ya 500 İHA, 200 füze atılacağını ◾️İHA'ların hedeflere ulaşmasıyla bağlantılı olarak füzelerinde fırlatılacağını ◾️İran'ın saldırısının gece 2:00'da ise zirveye ulaşacağını aktarıyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın Telegram kanalları; ◾️Tel Aviv ve Hayfa'ya 500 İHA, 200 füze atılacağını ◾️İHA'ların hedeflere ulaşmasıyla bağlantılı olarak füzelerinde fırlatılacağını ◾️İran'ın saldırısının gece 2:00'da ise zirveye ulaşacağını aktarıyor.

177,200 görüntüleme

Videos

RBursa's profile picture

İranlı meşhur düşünür, felsefeci, kelamcı ve akademisyen Abdulkerim Suruş: "Size şöyle arz edeyim; Şia ve Sünni, İslam'ın iki yorumudur. Başta size söyledim ki İslam tarihi, İslam hakkında yapılan yorumların tarihinden başka bir şey değildir. Sakın İslam Peygamberi'nin başarısız olduğunu ve ondan sonra ümmetinin tamamen başka bir yola, onun sevmediği bir yola saptığını sanmayalım. Güya bir azınlık kalmış da onlar Peygamber'in doğru yolundan gidiyormuş... Hayır, Peygamber'in inşa ettiği bu ümmetin bugün %90'ı Ehl-i Sünnet, %10'u Şia'dır; bunların hepsi Müslümandır. Elbette İslam'dan kendi yorumlarına sahipler. Şiilerin çok güzel bir tezi vardı. Elbette pratikte kötü işler de yaptılar; biz Şii olduğumuz için bunu bilmeliyiz. Şiilerin sözü aslında şuydu: 'Peygamber'i (öğretilerini) kaybetmemek için Ali'yi tutmalıyız.' Dinliyor musunuz? Bu çok güzel bir plandı, iyi bir sözdü. Hepsi bu temizlikte, bu berraklıkta ve bu aydınlıkta söylüyordu demiyorum; ama eğer sözlerinin özünü sempatik bir şekilde ifade etmek istersek şuydu: Madem Peygamber dünyadan gitti, Peygamber'e erişebilmemiz için hangi yol daha güvenilirdir? Neticede iddia sahipleri çoktu, sözler çok fazlaydı. Tarihsel rastlantılar (contingencies) ve tesadüfi durumlar da ortaya çıkmıştı. Mesela Ali tesadüfen halife olamadı, Ebubekir tesadüfen halife oldu. Bunların hepsi başka türlü de olabilir, başka bir şekilde de gerçekleşebilirdi. Bu sebeple bunların hiçbiri inanç esaslarından (Usul-i Din) veya dinin rükünlerinden değildir. Bunların hepsi tarihin tesadüfleriydi; Ali'nin öyle öldürülmesi, Haricilerin meydana çıkıp öyle roller ve cinayetler işlemesi... Ama neticede gerçekleşti. İşte bir grup kendi kendine düşündü: 'Biz Peygamber'in takipçisi, Peygamber'in gerçek takipçisi olmak istiyoruz. Şimdi kimin kapısına gidelim? Peygamber'in öğretilerini daha sağlıklı, daha temiz ve şaibesiz bir şekilde nereden alacağımızdan nasıl emin olalım?' Teşhisleri şuydu: 'Ali'ye müracaat edebiliriz. O bizi Peygamber'e daha kolay ve daha tehlikesizce ulaştırır.' Diğerleri ise başka bir yol seçti. Sözün özü buydu. İmam Sadık'ın müritlerinden birine Şiiliğin ne olduğu sorulduğunda o da aynı şeyi söylemiştir. Demiş ki: 'İhtilaf çıktığında, bu ihtilaflar arasında ben Ali'nin söylediği sözü tutarım.' Daha güvenilir bir yoldur, daha tehlikesiz bir yoldur. Gerçekten ben de şimdi size aynısını söylüyorum; Şiilik budur. Geri kalan şeyleri unutun. İmamların masum olduğu, 12. İmam'ın olup olmadığı, şu veya bu... Bunların hiçbiri Şiiliğin kalbi değildir. İmamların masum olduğu meselesini, İmamlar kendi ashabının seçkinlerine (havas) öğretirlerdi. Aslında halktan böyle bir inanca sahip olmasını istemezlerdi bile. Kendi zamanlarında İmamların takipçilerinin çoğu, İmamları 'takva sahibi alimler' olarak bilirlerdi. Onlar hakkında bundan öte bir şeye kail değildiler. Bugün biz İran'daki Şiiler aşırıyız. Bunu aklınızda tutun. Biz 'Guluv' (aşırılık) ehliyiz. Maalesef Şiiliğin bu mirası bize ulaştı. Bir yerde yazdım; türbelerde okunan 'Ziyaret-i Camia-i Kebire' diye bir dua vardır. Bu, Gali Şiiliğin (aşırılıkçı) manifestosudur. Gali Şiilerin İmamlar hakkındaki görüşlerinin ne olduğunu bilmek için orayı okumalısınız. Orada yaratılanların rızkının onların elinde olduğu, kıyamet günü diriltildiğimizde onların huzuruna gideceğimiz, hesabımızı onların göreceği yazılıdır; 'İyabü'l-halki ileykum ve hisabuhum aleykum' (Yaratılanların dönüşü sizedir ve hesapları sizedir) vesaire vesaire... Bu, Gali Şiiliğin manifestosudur. Ve biz İranlılar Gali Şiileriz. Bunu unutmayın. Başlangıçta Şiilik bu değildi. Mutedil bir yoldu. Temsilcileri vardı; bizim İmam dediğimiz takva sahibi alimlerdi. Hem Şiiler hem Sünniler bu insanların tahir (tertemiz) oldukları, pak oldukları konusunda hemfikirdirler. Hayatlarında tek bir leke yoktur. Alim idiler, sözleri kabul edilebilirdi. Onlara vahiy geldiği, ilham geldiği, masumiyetleri (ismet) olduğu, şu veya bu, gayb ilmine sahip oldukları... Bunları bir kenara bırakın. Bunlar Şiilikte yoktu. Bunlar sonradan çıktı. Bunları Gali (aşırılıkçı) Şiiler ekledi. Bu sebeple başlangıçta Şia ve Sünni birbirinden pek de uzak değildi. Şimdiki gibi karşı karşıya durmuyorlardı; ya da Safevi döneminden beri gelen bu durum gibi değildi. Başlangıçta böyle değildi. İmam Ali bizzat çocuklarının adını Ömer, Ebubekir koymuştur. İmam Cafer Sadık bizzat kızının adını Ayşe koymuştur. Bir arkadaşım vardı, diyordu ki: 'Birinin minberde olduğu bir meclisteydim. Şöyle anlatıyordu; müminlerden biri İmam Musa Kazım'ın yanına gitti ve İmam Musa Kazım ona hiç teveccüh etmedi. Adam dedi ki: Efendim, ben sizin müritlerinizden ve dostlarınızdanım, neden artık bana bakmıyorsunuz? İmam dedi ki: Çünkü yakın zamanda bir kızın oldu ve adını Ayşe koydun.' Sonra tarih okumuş olan bu arkadaşımız gitmiş o hocaya demiş ki: 'Hocam, siz bizzat İmam Musa Kazım'ın bir kızının adının Ayşe olduğunu biliyorsunuz.' Arkadaşımız diyor ki: 'O beyefendi bana öyle bir gazaplandı ki oturumun sonuna kadar benimle konuşmadı. Verecek bir cevabı da yoktu zaten.' Bu laflar sonradan çıktı efendim. İmam Cafer Sadık bizzat Ebubekir'in torunlarındandır. Kendi büyükbabasına sövmeye, lanet etmeye gelir mi hiç? Şiilik başlangıçta bu şekilde ortaya çıktı. İyi, mutedil ve rasyonel bir kökeni vardı. Herkesin bu berraklıkta konuştuğunu söylemiyorum ama şimdiki zamanın Şiilerine diyorum ki; böyle bir köken vardı ve böyle rasyonel bir fikir mevcuttu. Kimse de muhalefet edemezdi. Sonra yavaş yavaş savaş meselesi geldi, güç meselesi geldi ve 'Gulat' (aşırılıkçılar), yani bu Gali'ler geldiler ve suyu bulandırdılar; ki bugüne kadar da bulanık kalmıştır."

Ramazan Bursa

32,205 görüntüleme • 1 ay önce

RBursa's profile picture

El Cezire'den "Tahran'daki Kurtlar" Belgeseli (1) Katar merkezli el-Cezire televizyonu, Ayetullah Hamanei'nin hayatını kaybetmesine yol açan saldırıda rol oynayan casusluk şebekesi ile ilgili "Tahran'daki Kurtlar" isimli bir belgesel yayınladı. Belgesel, istihbarat dünyasının altın kuralı: "En güvenli yer, sızmaya en açık olan yerdir" ifadesiyle başlıyor. Belgeselini devamında şu bilgilere yer veriliyor; "Tahran'ın dehlizlerinde, duvarların bile kulağının olduğu ve her fısıltının kaydedildiği bir ortamda, beklenmedik bir olayın gerçekleştiği anlatılır. Toz ve enkazın ortasında, Amerikan-İsrail bombalarının sesi kesildikten sonra, olayın tam kalbinde duran bir adam vardı. Kimliği belirsiz, İsrail askeri üniforması giymeyen ve görünürde silah taşımayan bir adam. Soğukkanlılıkla telefonunu çıkarıyor ve Orta Doğu'nun çehresini sonsuza dek değiştirecek o fotoğrafı çekiyor. Velayet-i Fakih'e inanan milyonların bağlı olduğu merhum Lider Ayetullah Ali Hamanei'nin naaşının fotoğrafını çekiyor. Ekrana tek bir dokunuş ve saniyeler içinde bu görüntü kıtaları aşıyor. Fotoğraf Netanyahu ve Donald Trump'ın ekranlarına ulaşıyor. İlki, üst düzey bir yetkilinin gururuyla haberi sızdırıyor, ikincisi ise azılı düşmanının ölümünü kutlamak için ortaya çıkıyor. Bu sahne, aşırı dramatikliğine rağmen, İran rejimi için en korkutucu soruyu soruyor: Katil yatak odalarına nasıl ulaştı? "Lider" nasıl düştü? Sadece bombaların gücüyle değil, ona en yakın olan casusların varlığıyla mı? Tahran'daki Kurtlar. Genellikle İsrail sessizce öldürmeyi tercih ederdi. Gizemli hava, MOSSAD'ın gücünün yarısıdır. Ancak İsrail ateşi İslam Cumhuriyeti'nin kalbine dokunduğunda, 13 Haziran 2025'te, Tel Aviv'deki liderler kibirlerini dizginleyemediler. İlk kez, füzelerinin isabetliliğinin bu kez sadece uydular sayesinde değil, İran'ın içine yerleştirilen "casuslar" sayesinde olduğunu açıkça övünerek dile getirdiler. Tahran çıldırdı ve eşi benzeri görülmemiş bir temizlik harekatı başladı. The Guardian gazetesine göre, çatışmanın patlak vermesinden bu yana İran istihbaratı 700'den fazla şüpheli ajanı tutukladı. 700 kişi; sıradan vatandaşlar değil, devletin hayati organlarına sızmış bir şebeke: füze programları, nükleer tesisler ve belki de... bizzat Lider'in en yakın çevresi. Tahran idam ettiklerini etti, ancak kanser çoktan yayılmıştı ve "kanama" daha yeni başlamıştı. Bu, İsrail hançerinin "Direniş Ekseni"ni içeriden ilk kez sırtından bıçaklayışı değil. Şam'daki İmad Mugniye'den başlayarak, nükleer bilimcilere ve oradan Tahran'daki piramidin tepesine kadar. Ancak bu korkunç şebekelerin nasıl kurulduğunu ve bir İran liderini öldürmek için nasıl devşirildiğini anlamak için sıfır noktasına dönmeliyiz; MOSSAD'ın doğduğu güne. Aralık 1949'da, İsrail Başbakanı David Ben-Gurion Orta Doğu haritasına baktı. Düşman deniziyle çevrili küçük, yeni doğmuş bir yapı gördü. İsrail'in ilk darbeyi alma lüksüne sahip olmadığını fark etti. Burada güvenilir adamı Reuven Shiloah'ı çağırdı ve ona daha sonra MOSSAD olarak bilinecek olan "İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü"nü kurma emrini verdi. Shiloah, İsrail'in tüm güvenlik felsefesini özetleyen Tevrat kökenli bir slogan seçti: "İstişarenin olmadığı yerde halk düşer, ama danışmanların çokluğu kurtuluş getirir." Bu sadece dini bir alıntı değil, aslında yeni doğan güvenlik teşkilatının benimseyeceği bir askeri doktrindi. Buradaki anahtar kelime "önleyici tedbir"dir. MOSSAD tepki vermek için değil, eylemin kendisini yaratmak için kurulmuştur. Tehdidi, varoluşsal bir tehlikeye dönüşmeden önce etkisiz hale getirmek için.

Ramazan Bursa

39,539 görüntüleme • 3 ay önce

RBursa's profile picture

İran Meclis Başkanı Kalibaf'ın İran Halkına İkinci Sesli Mesajı: ◾️ Düşman, ekonomik baskı ile İran’ı teslim almayı hedefliyor. Askeri saldırı, özellikle de terör saldırıları ihtimalini düşük görmüyoruz. Bu savaştaki nihai zafer, İran’ı uluslararası sistemin en etkili aktörlerinden biri haline getirecektir. Savaş yeni bir döneme girdi; yürütme makamındaki yetkililer rollerinin eskisinden daha kritik olduğunun farkındalar; planlama ve "cihadi yönetim" anlayışıyla sahada olmalıyız. Basına kapalı toplantılarda hayat pahalılığı konusunun takipçisiyiz. Hükümet yetkilileri halkın üzerindeki ekonomik baskıyı azaltmakla sorumludur, halkın da yapması gerekenler vardır. ◾️Hükümet, pahalılıkla mücadele konusunda attığı adımları halka rapor etmelidir. Tasarruf, halkın düşmanın kalbine fırlatabileceği en etkili füzedir. Yardımlaşma esasına dayalı "İran Hamdel" kampanyasının başlatılmasına ihtiyacımız var. ◾️ Bugün Besic’in cami ve mahallelerdeki temel görevi halkın sorunlarını takip etmektir. Hükümet emin olsun ki; Besic'in mahallelerde yapabileceği işi hiçbir kurum yapamaz. Savaşın sorunlarını çözmek için elitlerin fikir ve projelerine ihtiyacımız var; kimseyi beklemeyin, çözüm yollarını yetkililere sunun. ◾️Yurt dışındaki İranlılar, düşmanın yenilgiye uğratılmasında en büyük unsurlardan biri olabilirler ve yetkilileri kendi potansiyellerini İran’a yardım için kullanmaya yönlendirebilirler. Aziz İran’ın savunmasının arkasında duran, her türlü siyasi ve dini görüşten tüm asil İran halkına şükranlarımı sunuyorum.

Ramazan Bursa

14,781 görüntüleme • 1 ay önce

RBursa's profile picture

Nureddin Yıldız hocamızın Husiler üzerinden yaptığı Zeydi değerlendirmesini ilmi açıdan sorunlu buluyorum. Nureddin Hoca, "Zeydilerin Hıriatiyanlıktaki İsa kavramı gibi Hz. Ali üzerinden bir kavram üretmek" olduğunu iddia ediyor. Şiilik içerisinde Hz. Ali'ye Hıriatiyanların Hz. İsa'ya yükledikleri anlama benzer anlam yükleyen gulat fırkalar mevcuttur. Ancak Zeydilikte hem gelişme sürecinde hem de etkilenme dönemlerinde böyle bir eğilim olmamıştır. Bir diğer nokta; Nureddin hocamız, "Zeydilerin Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer efendilerimizi tehlikeli ve yanlış şahsiyetler olarak gördüğüne" dair iddiası var. Hakikat ise Muhterem Nureddin hocamızın söylediğinin tam aksidir. Şöyle ki, İmam Zeyd Bin Ali, kıyamı sırasında Hz. Ebû Bekir ile Ömer hakkındaki görüşlerini soran bazı mensuplarına her ikisi için iyilikten başka bir şey söyleyemeyeceğini, atalarından da onlar hakkında iyilikten başka bir şey duymadığını belirtti. Yine İmam Zeyd, en faziletli (efdal) varken daha az faziletli (mefdul) olanın imameti caizdir. Yani hilafette veraset değil fazilet önemlidir ve Ali Bin Ebu Talib’den daha az faziletli olan Ebu Bekir ile Ömer’in hilafeti de meşrudur. Zeydiyye’nin görüşlerini ilk defa düzenleyen kişi ise Kasım Bin İbrahim Er Ressi’dir. Er Ressi'nin de konuya yaklaşımı bu şekildedir ve bu yaklaşım günümüze kadar gelmiştir. Nureddin Hocamızın, "Husilerin Müslümanların kalesinde dahil kastı olan bir grup" ifadesi maalesef bir iftiradır. Yine Nureddin hocamızın, "Zeydilerin kuranda eksiklikler ve tahrif olduğunu iddia ettiğini" söylemesi, Zeydileri tanımadığı, konu hakkında en ufak bir okuma bile yapmadığı, kısaca Zeydilik meselesinden bihaber olduğunu ortaya koymuştur. Zeydilerin tarih boyunca kimine göre kıyam, kimine göre isyan denilen başkaldırıları her zaman olmuştur. İlk başkaldırı İmam Zeyd tarafından Irak'ta olmuştur. Sonrasında Abbasilere ve daha sonra Osmanlılara başkaldırmışlardır. Osmanlılarla yapılan anlaşma sonrası güzel ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişki Şerif Hüseyin isyanında Osmanlı'nın yararına olmuştur. Bilinenin aksine Zeydilerin ilk devleti Yemen'de kurulmadı. İlk Zeydi devleti, Taberistan'da kuruldu. Taberistan, bugün İran topraklarında bulunan Mazenderan, Gülistan ve Gilan eyaletlerini içine almaktadır. İran'ın kuzey kesiminde ciddi bir Zeydi nüfus vardı. Fakat Şah İsmail döneminden başlayarak İran'ın asimilasyon politikası ile tüm Zeydi nüfus Caferi/İsnaaşere yapıldı. Bu İran İslam Devriminden asırlar önce gerçekleşti. İran'ın Ensarullah ile ilişkisi ise ele alınması gereken başka bir konudur. Fakat şu kadarını söylemek isterim; Lübnan Hizbullah hareketinin İran ile ilişkisi ile, Yemen Ensarullah Hareketinin (Husiler) İran ile ilişkisi aynı değildir. Yine İran'ın Zeydileri caferi/isnaaşere yapmaya çalıştığı, Sa'da medreselerinin müfredatına müdahale ettiği ve bu çalışmalar sonucu bazı Zeydilerin Caferi Şiiliğe geçtiği gibi iddialar tartışılacak diğer konulardır. Lakin Nureddin hocamızın konuya vakıf olmadan, kulaktan dolma bile sayılamayacak bir takım iddialar ile Mezhepler tarihi gibi çok hassas bir alanda böyle rahat, umursamaz, kaygısız konuşabilmesi beni hem üzmüş hem de şaşırtmıştır. Kendi iç alemimde bir kez daha, fetvası ile araştırmadan amel edeceğimiz, değerlendirmesi ile siyasi pozisyon belirleyeceğimiz, sorunlarımızda müracaat edeceğimiz, hikmetinden istifade edeceğimiz ilim, tasavvuf ve siyaset insanının olmadığı bir dönemde hayat sürdüğünüz hakikati teyit olmuş oldu.

Ramazan Bursa

32,726 görüntüleme • 1 yıl önce

RBursa's profile picture

Irak'ta tehlikeli bir oyun sahneye sürüldü Irak'ta "Teşkilat Ya Ali Eş Şabiyye" isimli yeni bir çete kuruldu. Bu çetenin maskeli üyeleri, Irak'ta yaşayan Suriyelilerin iş yerlerine baskınlar düzenliyor, onları darp ediyor ve bazılarını ise kaçırıp bilinmeyen bir yere götürüyor. "Teşkilat Ya Ali Eş Şabiyye" isimli bu çete, Lazkiye'de yaşanan hukuksuzluğun faturasını Irak'ta yaşayan Suriyelilere kesiyor. "Teşkilat Ya Ali Eş Şabiyye" terör çetesi yayınladığı bildiride, "Lazkiye'deki Alevilerin sadece Ya Ali dediği için öldürüldüğünü, bunun da Irak'ta Ya Ali dediği için öldürülenleri hatırlattığını" vurgulayarak mezhepçi ve hastalıklı ruh hallerini ortaya koydular. Çete bildiride, "aylardır Irak'ta çalışan ve Colani'yi ve yönetimini yücelten Suriyelilerin hesaplarını takip ediyoruz" diyerek, Esed'den kaçıp Irak'a sığınan Suriyelileri tehdit ediyor. Çete yayınladığı bildirinin devamında ürküten şu ifadelere yer veriyor: "Biz, Suriye'deki Alevi halkına ve azınlıklara karşı Colani'nin terörünü destekleyen tüm Suriyelileri takip eden halk hücreleri olarak, Müminlerin Emiri Ali'nin ülkesinden onları kovmaya karar verdik." Bildiriden: "Yayınlarınızı silmek size fayda sağlamayacak. Çünkü eksiksiz bir veri tabanımız var ve aylardır sizi izliyoruz. Adreslerinizi biliyoruz ve Irak'taki Ali ve Hüseyin'in oğullarını, bu kişileri halk desteğiyle Irak'tan kovmaya çağırıyoruz." Çete bildiride Irak hükümetini de tehdit ediyor: "Hükümet önlemlerini almalıdır, aksi takdirde sonraki saldırılar uygun gördüğümüz şekilde tırmanacaktır." Çete bildiriyi şu ifadelerle bitiriyor: "Size Irak'ta Ali'nin Şiileri olduğunu öğreteceğiz. Dünyada Ya Ali diyen herkese yardım edeceğiz." * Yeni kurulan "Teşkilat Ya Ali Eş Şabiyye" isimli çetenin arkasında kimlerin ve hangi silahlı yapıların olduğu biliniyor. Ebu Azrail gibi isimler ve Haşdı Şabi içindeki bazı gruplar ve Haşdı Şabi dışınd ayer alan kendisine Irak İslami Direnişi şemsiyesi altında bulunan Ashab-ı Kehf gibi bazı silahlı örgütler var. "Teşkilat Ya Ali Eş Şabiyye" çetesi ve arkasındaki kişi ve gruplar, Nuri El Maliki ve Kasım El Araci gibi isimlerden gelen açıklamalar ile motivasyonunu sağlıyor. Irak Başbakanı Es Sudani veya ilgili bakanlık henüz sessiz. Suriye'de yaşananlar üzerinden planlı bir şekilde yürütülen bir süreç var ve bu Irak'la birlikte Lübnan'ı da kapsayacak gibi. Zira Lazkiye olaylarını takiben bir grup, Lübnan'daki Suriyelilerin çadırlarını ateşe vermişti. Bu tehlikeli bir oyun ve en büyük zararı da bunu sahneye sürenler görecektir. Ne bu çetenin ve bu çeteyi oluşturup sahneye sürenlerin Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'le ilişkisi olabilir, ne de Şiiliği temsil edebilirler.

Ramazan Bursa

11,457 görüntüleme • 1 yıl önce

Daha fazla içerik yok.