Prof. Dr. İrfan Serdar Arda's banner
Prof. Dr. İrfan Serdar Arda's profile picture

Prof. Dr. İrfan Serdar Arda

@serdararda19,414 subscribers

Çocuk Cerrahisi/Pediatric Surgery - Sosyoloji/Sociology, İşletme/Business Administration, @turkmsic, Instagram: @driserdararda

Shorts

YÜREK VE BEYİN ARASINDA SIKIŞMIŞLIK Hacettepeliler bilir, anatomide Doğan Taner hocamız vardı.. Amfiye asistanlarıyla bir komutan edasında, her basamakta topuklarının sesi duyulacak şekilde yavaş yavaş inerek girerdi.. Nöro komitesinde "beyin" konusunu anlatmaya başlamadan önce sessiz ve hafiften titrek hepimize bir süre bakar, sonra o kendine özgü sesiyle "göğsümüzde taşıdığımız kalp dediğimiz organ duygularımızla yaşamımızı yönlendiriyor sanırsınız, oysa ki o iş öyle değildir, asıl karar verici olan kafatasımız içindeki beyindir" diyerek devam ederdi.. Hepimiz yaşamımızda, doğru ve yanlış kararlarımızda, çok kez yüreğimiz ve beynimiz ya da bir başka deyişle, duygularımız ve mantığımız arasında gidiş gelişler yaşamışızdır.. Yüreğinin sesiyle özgürce yürüyüp gitmek mi, yoksa mantığının sesiyle adımlarını sayarak yürümek mi? Bu bir seçim meselesi kuşkusuz.. Hatalar genellikle yüreğin bir eseriymiş gibi görünür, çünkü yürek sınırsız bağımsızlık ister, çok da yerinde duramaz, "delidolu" gidiş gelişleri vardır, pişmanlıkları çoktur.. "İyi ki yapmışım" dediklerimiz ise, beynin süzgecinden geçip durulaşmış kararların bir sonucudur.. O süzgeçler yılların yaşanmışlıklarının birikimidir, aklımızdan geçenler birinde olmazsa diğerinde takılarak iyice süzülür, "damıtık" ve altında "ben" imzalı kararlarımız, yolumuz ve yönümüz olur.. O yüzden, düşünmeden kısa zamanda verilen kararlar genellikle beynin süzgecinden yeterince geçmediğinden biraz da "genelgeçerdir", çoğunluk ne tarafa yürüyorsa yüzü de oraya dönüktür, çabuk da unutulur.. Büyük doğumlar ise, yürek ve beyin arasındaki sıkışmışlıktan kaynaklanır.. İkisi arasında inanılmaz gidiş gelişler olur, bir gün biri haklı çıkarken ertesi gün diğeri doğruymuş gibi ayağa kalkar, günler geceleri kovalar, sonunda bu uzun içsel kavgadan "ilkeler" doğar.. "İlke"; yürek ve beyin uzlaştığı, kucaklaştığı yerdir.. İlkeli olanın yolu düzgündür, kafası nettir, düşünceleri ân'a göre değişmez uzun erimlidir..

YÜREK VE BEYİN ARASINDA SIKIŞMIŞLIK Hacettepeliler bilir, anatomide Doğan Taner hocamız vardı.. Amfiye asistanlarıyla bir komutan edasında, her basamakta topuklarının sesi duyulacak şekilde yavaş yavaş inerek girerdi.. Nöro komitesinde "beyin" konusunu anlatmaya başlamadan önce sessiz ve hafiften titrek hepimize bir süre bakar, sonra o kendine özgü sesiyle "göğsümüzde taşıdığımız kalp dediğimiz organ duygularımızla yaşamımızı yönlendiriyor sanırsınız, oysa ki o iş öyle değildir, asıl karar verici olan kafatasımız içindeki beyindir" diyerek devam ederdi.. Hepimiz yaşamımızda, doğru ve yanlış kararlarımızda, çok kez yüreğimiz ve beynimiz ya da bir başka deyişle, duygularımız ve mantığımız arasında gidiş gelişler yaşamışızdır.. Yüreğinin sesiyle özgürce yürüyüp gitmek mi, yoksa mantığının sesiyle adımlarını sayarak yürümek mi? Bu bir seçim meselesi kuşkusuz.. Hatalar genellikle yüreğin bir eseriymiş gibi görünür, çünkü yürek sınırsız bağımsızlık ister, çok da yerinde duramaz, "delidolu" gidiş gelişleri vardır, pişmanlıkları çoktur.. "İyi ki yapmışım" dediklerimiz ise, beynin süzgecinden geçip durulaşmış kararların bir sonucudur.. O süzgeçler yılların yaşanmışlıklarının birikimidir, aklımızdan geçenler birinde olmazsa diğerinde takılarak iyice süzülür, "damıtık" ve altında "ben" imzalı kararlarımız, yolumuz ve yönümüz olur.. O yüzden, düşünmeden kısa zamanda verilen kararlar genellikle beynin süzgecinden yeterince geçmediğinden biraz da "genelgeçerdir", çoğunluk ne tarafa yürüyorsa yüzü de oraya dönüktür, çabuk da unutulur.. Büyük doğumlar ise, yürek ve beyin arasındaki sıkışmışlıktan kaynaklanır.. İkisi arasında inanılmaz gidiş gelişler olur, bir gün biri haklı çıkarken ertesi gün diğeri doğruymuş gibi ayağa kalkar, günler geceleri kovalar, sonunda bu uzun içsel kavgadan "ilkeler" doğar.. "İlke"; yürek ve beyin uzlaştığı, kucaklaştığı yerdir.. İlkeli olanın yolu düzgündür, kafası nettir, düşünceleri ân'a göre değişmez uzun erimlidir..

13,136 просмотров

Videos

serdararda's profile picture

Günaydın.. Geçtiğimiz günlerde ergen bir kız çocuğunu acil olarak ameliyat ettim.. Üç gündür karın ağrısı nedeniyle birkaç yerde görülmüş, gelmiş.. Karnına dokunduğumda "aç beni" diyen sesi duydum.. MRI sonucunu da görünce ameliyata aldım.. Bir tarafta over torsiyonu, kömür gibi olmuş bir yumurtalık, dokunsan parçalanıyor.. Geç kalınmış, yapaca birşey yok!! Dün gece bir tanıdık telefon etti, çocuğunu bir hastanede karın ağrısı nedeniyle yatırmışlar.. Oradaki hekim arkadaşlar tam tanı koyamamışlar, fikir almak için aramış.. Benim tanıdığım arkadaşımın ismini verdim, "yarın selâmımı söyle, o ilgilenir" diye.. Çocukçağız benim ismimi vererek arkadaşımı sormuş.. "Git o zaman, o doktor (ben yani) çocuğunu tedavi etsin" diyerek taburcu etmişler.. Akşam eve gelirken şu soruyu sordum kendime: "Biz ne zaman bu kadar kötü olduk?!" Benim neslimin hekimleri olarak çok iyi yetiştik, çünkü ustalarımız çok iyiydi.. Hiç tanımadığımız bir hekim "sevgili meslektaşım" diyerek çiziktirdiği bir kağıt ile hasta gönderdiğinde o hastanın dokunulmazlığı olurdu, ayrı bir özen gösterirdik.. Her hastaya dokunurduk, göz temasıyla derdini anlamaya çalışır, hele karnı falan ağrıyorsa mutlaka ağrıyan yerini muayene eder ondan sonra tetkik isterdik.. Şimdilerde yakınmasını tam dinlemeden ultrasona, kan tetkikine falan gönderiyor hastalarını hiç dokunmadan genç hekimler.. Zamanımızın etik değerleri ise yerlerde sürünür halde.. Evet.. Birşeyler yapılmalı.. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanlarla.. Sorunlarımıza birlikte çare aramak ve çözmek için 12 Nisan'da da yapılacak ATO seçimlerinde oylarımız ÇAĞDAŞ HEKİMLERE.. Çağdaş Hekimler

Prof. Dr. İrfan Serdar Arda

280,053 просмотров • 3 месяцев назад

serdararda's profile picture

Doğduktan sonra ilk sesleri ne zaman çıkacak diye pürdikkat bekleriz doğum odasında, soluklarımızı tutaraktan.. Her saniyesi saatlere bedeldir o beklemenin.. Dünyanın en güzel ağlamasıdır o başladığında, hepimizi güldüren.. Bazen sesleri cılız çıkar, soluk alırken zorlanırlar, hemen pembeleşmez yüzleri, dudakları ve minicik tırnakları morarabilir.. Kimi zaman kaka yapamazlar, kusarlar, karınları minik bir davul gibi şişer.. Bizler hemen yanıbaşındayızdır, aramızdaki uzaklık bir dokunuş kadar yakındır.. İncecik damarlarına yerleştirdiğimiz mini mini kateterlerden cansularını veririz, annelerinin içindeki herşeyi onlar için hazırladıkları sütlerinden önce.. Küvözün içinde sıcacıktır tenleri, yumuşacık pamuk gibidirler dokunduğunuzda.. Çok sık gözgöze geliriz, siz sanırsınız ki o şapşal bakışları anlamsızdır.. Oysa öyle şeyler konuşuruz ki karşılıklı, seslerimiz yürekten yüreğe ulaşır, siz duyamazsınız.. Ağzındaki akciğerlerine ulaşan minik boru, burnundaki midesine inen incecik bir diğer boru, ellerinden kollarından üzerlerinde türlü çizgi ve sayıların olduğu aletlere uzanan tellerle monitörün türküsünü dinleriz birlikte.. İçlerinde dışlarında ne vardır bu minik mucizelerin, biliriz biz, sadece bize açarlar masallar dünyasındaki gibi minicik organlarını, yaşama daha sağlam tutunabilmek amacıyla.. Biz, ameliyatlarını ellerimizle değil parmak uçlarımızla yaparız, dokunduğumuzda zarar görmesinler diye.. Atılan imza bir ömre bedeldir.. Ah, işin zor kısmı geçtikten sonra ilk kakalarını yapmaları yok mu?! İnsan nasıl da sevinir gördüğünde o minicik topakları, parmak tokuştururuz karşılıklı, "yaşasın bitti bu iş" diye.. Anne kucağında artık güvenli yuvasına dönerken onun yazdığı öykü olağanüstüdür, biz o renk cümbüşü tabloda eksik kalan yerlere sadece birkaç rötuş yapmışızdır.. Yenidoğan bir bebekle uğraşmak böyle bir senfonidir işte.. Prof. Dr. İrfan Serdar Arda Çocuk Cerrahı

Prof. Dr. İrfan Serdar Arda

26,876 просмотров • 1 год назад

Больше нет контента для загрузки