şeyma 🕊️'s banner
şeyma 🕊️'s profile picture

şeyma 🕊️

@seymaolabilirmi1,698 subscribers

yazmaluk

Shorts

Esme'nin hayal gördüğü şu sahnenin hâlâ üstünden atlayamadığım en yüksek ayrıntısı şu: Esme'nin kendisine bakışı... Kucağında bebek Eleni'yi uyutan Adil'e bile ilk anda bu kadar şaşırmıyor ama kendi mutluluğunu görünce dehşete düşüyor. Hiçbir zaman bu kadar mutlu olmadığını bildiğinden anlıyor bu gördüğünün hayal olduğunu. #TaşacakBuDeniz #EsDil

Esme'nin hayal gördüğü şu sahnenin hâlâ üstünden atlayamadığım en yüksek ayrıntısı şu: Esme'nin kendisine bakışı... Kucağında bebek Eleni'yi uyutan Adil'e bile ilk anda bu kadar şaşırmıyor ama kendi mutluluğunu görünce dehşete düşüyor. Hiçbir zaman bu kadar mutlu olmadığını bildiğinden anlıyor bu gördüğünün hayal olduğunu. #TaşacakBuDeniz #EsDil

122,255 Aufrufe

Şurada Deno'nun ve Esme'nin kendine attığı bir tokat var... Peşinden saçlarına yolacak kadar sıkı yapıştığı... Bu sahnede Esme’nin patlaması, Deniz Baysal Yurtcu 'ın da bağırarak ağlamayı tecrübe etmesi var... Ki ikisi de alışkın değil buna. İlk zamanlar hıçkırarak ağladığı sahnelerde bile hıçkırık sesini pek az duyardık Deno'nun. Onun oyunculuğuna aşina olan biri onun ağlama ritmini bilir zaten. Genelde gözlerinin doluşunu, sesinin pesleşmesini, yüzünde beliren "acı çekiyorum ama ben söyleyemem siz görün" ifadesini ve tek tek iri taneler halinde düşen yaşları izleriz. Hatta çoğu zaman ağlamayı büyüten şey tam olarak o sakinliği olur. Deno’nun alametifarikası biraz bu: sessiz acı. En zor olanı ve ayakta alkışlanası... Öfkelendiği sahnelerde bile bağırmaktan çok sertleşen bir enerjisi vardır onun. Daha keskin bakar, daha hızlı nefes alır, cümleleri dişlerinin arasından çıkarır. O yüzden burada duyduğumuz şey sadece yüksek sesli bir ağlama değil; sınırlarını kaybeden bir insan sesi. Esme'nin acısını içinde tutamıyor burada artık. Bu onun için yeni olsa gerek. Öyle ki Ayşe Şasa'da bu denli bir taşmayı canlandırırken kalıbını ve sınırlarını bilmediği yerlere kadar zorladığı için bayılmıştı. O yüzden seyirci olarak "üzüldüm" demiyorsun izlerken sadece; boğuluyormuş gibi oluyorsun Deniz'in de artık bağırmak için nefesinin yetmediği, sesinin boğulduğu yerde. Ödül işleri tarafsız, katakullisiz işleseydi bizde, hakkı olana hakkı verilseydi yani... Şimdiye kadar hak ettiği çok performansı vardı zaten ama bu sektörde henüz ödül falan olmasaydı, Esme performansı Deniz Baysal'ın bu sektördeki insanların aklına "biz oyunculara bir ödül verelim adı da Oscar olsun" fikrini ilk kez sokacak kadar etkili olurdu. Hatta ödülün adı Deno veya Çavuş bile olabilirdi. Doğduğun ülkenin sektörü kaderindir... #TaşacakBuDeniz #DenizBaysal

Şurada Deno'nun ve Esme'nin kendine attığı bir tokat var... Peşinden saçlarına yolacak kadar sıkı yapıştığı... Bu sahnede Esme’nin patlaması, Deniz Baysal Yurtcu 'ın da bağırarak ağlamayı tecrübe etmesi var... Ki ikisi de alışkın değil buna. İlk zamanlar hıçkırarak ağladığı sahnelerde bile hıçkırık sesini pek az duyardık Deno'nun. Onun oyunculuğuna aşina olan biri onun ağlama ritmini bilir zaten. Genelde gözlerinin doluşunu, sesinin pesleşmesini, yüzünde beliren "acı çekiyorum ama ben söyleyemem siz görün" ifadesini ve tek tek iri taneler halinde düşen yaşları izleriz. Hatta çoğu zaman ağlamayı büyüten şey tam olarak o sakinliği olur. Deno’nun alametifarikası biraz bu: sessiz acı. En zor olanı ve ayakta alkışlanası... Öfkelendiği sahnelerde bile bağırmaktan çok sertleşen bir enerjisi vardır onun. Daha keskin bakar, daha hızlı nefes alır, cümleleri dişlerinin arasından çıkarır. O yüzden burada duyduğumuz şey sadece yüksek sesli bir ağlama değil; sınırlarını kaybeden bir insan sesi. Esme'nin acısını içinde tutamıyor burada artık. Bu onun için yeni olsa gerek. Öyle ki Ayşe Şasa'da bu denli bir taşmayı canlandırırken kalıbını ve sınırlarını bilmediği yerlere kadar zorladığı için bayılmıştı. O yüzden seyirci olarak "üzüldüm" demiyorsun izlerken sadece; boğuluyormuş gibi oluyorsun Deniz'in de artık bağırmak için nefesinin yetmediği, sesinin boğulduğu yerde. Ödül işleri tarafsız, katakullisiz işleseydi bizde, hakkı olana hakkı verilseydi yani... Şimdiye kadar hak ettiği çok performansı vardı zaten ama bu sektörde henüz ödül falan olmasaydı, Esme performansı Deniz Baysal'ın bu sektördeki insanların aklına "biz oyunculara bir ödül verelim adı da Oscar olsun" fikrini ilk kez sokacak kadar etkili olurdu. Hatta ödülün adı Deno veya Çavuş bile olabilirdi. Doğduğun ülkenin sektörü kaderindir... #TaşacakBuDeniz #DenizBaysal

10,820 Aufrufe

Esme bir gün yeniden evlenirseniz bu Koçari seni Eleni'den istesin. Sen de bu sahnede içimizde cız eden o eksik şeyi o zaman yap. Bas tuzu kızım o kahveye. "İç ula" diye de vur kafasına. #TaşacakBuDeniz #EsDil

Esme bir gün yeniden evlenirseniz bu Koçari seni Eleni'den istesin. Sen de bu sahnede içimizde cız eden o eksik şeyi o zaman yap. Bas tuzu kızım o kahveye. "İç ula" diye de vur kafasına. #TaşacakBuDeniz #EsDil

47,259 Aufrufe

Kayıtlara geçsin ki 24.bölüm canım kızım Esme'min elmacık kemiğindeki gamzesini en çok gördüğümüz, onun en çok güldüğü bölümdür. #TaşacakBuDeniz #EsmeEr

Kayıtlara geçsin ki 24.bölüm canım kızım Esme'min elmacık kemiğindeki gamzesini en çok gördüğümüz, onun en çok güldüğü bölümdür. #TaşacakBuDeniz #EsmeEr

20,944 Aufrufe

Müsaadenizle... Ama Esme niye böyle oldu? Herkesin hayatını değiştiren kadın, kendi hikayesini yaşayamıyor artık. Esme bu hikayede bir başlangıç noktası gibi görünürde; olayları doğuran, kırılmaları tetikleyen... Ama günden güne hiçbir sahnede tam anlamıyla merkez olamayan bir gölgeye dönüştü. Eleni’nin annesi Esme mesela, ama hikayenin annesi Adil’in hikayesi. Çünkü onun etrafında kurulan baba-kız bağının içine Esme ancak dolaylı olarak dahil olabiliyor. Onda da kendini silerek... Esme’nin duygusu da taş gibi kaya gibi koca koca dramları da başkasının hikayesine hizmet eden duygular doğurma işlevine sahip sadece. Evet, tamam bu travmalar ona hayaller gören hasta bir zihin olarak geri döndü ve bağırmayan hiçbir şey yeteri kadar ciddiye alınmadığı için onun sessiz hayalleri ancak Adil'in fark etmesine muhtaç. Bu sayede son bölümlerde Adil'in odağında. Ama bu bile aslında Adil'in dramı üzerinden işleniyor. Onun düşünceli bir şövalye oluşu üzerinden... Esme'nin acısı bile başkasının acısını büyütmek için var. Bu yüzden Esme, hikayeyi mümkün kılan ama hikayede yaşamayan kişi gibi kalıyor; varlığı her şeyi değiştiriyor ama kendisi hiçbir şeyin içinde tam olarak yer bulamıyor. Üstelik bu silinmişlik yalnızca dışarıda değil, zihninin içinde bile böyle. Gördüğü halüsinasyonlarda bile kendine yer bulamıyor. Mutlu anlarda kendine ya genç haliyle bir mümkün zemin bulabiliyor ya da tamamen sahnenin dışına itiliyor. Sanki kendi hayatı bile ona ait değilmiş gibi, en çok özlediği şeyde bile görünmez kalıyor. Bu başlarda fedakarlıktı ama artık değersizliğe dönüştü. Niye böyle oldu? #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

Müsaadenizle... Ama Esme niye böyle oldu? Herkesin hayatını değiştiren kadın, kendi hikayesini yaşayamıyor artık. Esme bu hikayede bir başlangıç noktası gibi görünürde; olayları doğuran, kırılmaları tetikleyen... Ama günden güne hiçbir sahnede tam anlamıyla merkez olamayan bir gölgeye dönüştü. Eleni’nin annesi Esme mesela, ama hikayenin annesi Adil’in hikayesi. Çünkü onun etrafında kurulan baba-kız bağının içine Esme ancak dolaylı olarak dahil olabiliyor. Onda da kendini silerek... Esme’nin duygusu da taş gibi kaya gibi koca koca dramları da başkasının hikayesine hizmet eden duygular doğurma işlevine sahip sadece. Evet, tamam bu travmalar ona hayaller gören hasta bir zihin olarak geri döndü ve bağırmayan hiçbir şey yeteri kadar ciddiye alınmadığı için onun sessiz hayalleri ancak Adil'in fark etmesine muhtaç. Bu sayede son bölümlerde Adil'in odağında. Ama bu bile aslında Adil'in dramı üzerinden işleniyor. Onun düşünceli bir şövalye oluşu üzerinden... Esme'nin acısı bile başkasının acısını büyütmek için var. Bu yüzden Esme, hikayeyi mümkün kılan ama hikayede yaşamayan kişi gibi kalıyor; varlığı her şeyi değiştiriyor ama kendisi hiçbir şeyin içinde tam olarak yer bulamıyor. Üstelik bu silinmişlik yalnızca dışarıda değil, zihninin içinde bile böyle. Gördüğü halüsinasyonlarda bile kendine yer bulamıyor. Mutlu anlarda kendine ya genç haliyle bir mümkün zemin bulabiliyor ya da tamamen sahnenin dışına itiliyor. Sanki kendi hayatı bile ona ait değilmiş gibi, en çok özlediği şeyde bile görünmez kalıyor. Bu başlarda fedakarlıktı ama artık değersizliğe dönüştü. Niye böyle oldu? #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

10,754 Aufrufe

Birbirleri için ölmek onlar için kolaydı ama onları ölüm değil yaşamak ayırdı. Doğu olsun Batı olsun çoğu aşk hikayesinde en büyük fedakarlık sevgilinin aşkı uğruna ölmeyi göze alması şeklinde işlenir. Ama Esme ile Adil’in hikâyesinde birbirleri için ölmek en kolay olan şeydi; zor olansa yaşamak. Çünkü ölmek bir anlık karardır; yaşamak ise her gün yeniden verilmiş bir karar... Esme’nin yükü sevdiği adamı korumak için ondan vazgeçip yaşamak, çocuğunu kaybettiğini sanıp yaşamaya devam etmek, kendi gerçeğini içine gömüp ayakta kalmaktı; Adil’in yükü de ihanete uğradığını sanarak, öfkeyle yaşamak, eksik bir hayatın içinde yoluna devam etmek zorunda olmak. Onların trajedisi birbirleri için can vermeye hazır olmaları değil; birbirleri olmadan da can taşımaya mecbur kalmaları... Ve Adil uzun süre Esme’nin hayatında dışarıda kalmış bir adamdı; sevilen ama ait olamayan... Tıpkk Esme gibi can taşıyan ama yaşamayan... Şimdi ise uğruna ölünecek ve uğruna yaşanacak bir yuvanın parçası ve bunu bilmek yaşamayı yıllar sonra belki de ilk kez anlamlı bir çaba haline getiriyor ikisi için de... #TaşacakBuDeniz #EsDil

Birbirleri için ölmek onlar için kolaydı ama onları ölüm değil yaşamak ayırdı. Doğu olsun Batı olsun çoğu aşk hikayesinde en büyük fedakarlık sevgilinin aşkı uğruna ölmeyi göze alması şeklinde işlenir. Ama Esme ile Adil’in hikâyesinde birbirleri için ölmek en kolay olan şeydi; zor olansa yaşamak. Çünkü ölmek bir anlık karardır; yaşamak ise her gün yeniden verilmiş bir karar... Esme’nin yükü sevdiği adamı korumak için ondan vazgeçip yaşamak, çocuğunu kaybettiğini sanıp yaşamaya devam etmek, kendi gerçeğini içine gömüp ayakta kalmaktı; Adil’in yükü de ihanete uğradığını sanarak, öfkeyle yaşamak, eksik bir hayatın içinde yoluna devam etmek zorunda olmak. Onların trajedisi birbirleri için can vermeye hazır olmaları değil; birbirleri olmadan da can taşımaya mecbur kalmaları... Ve Adil uzun süre Esme’nin hayatında dışarıda kalmış bir adamdı; sevilen ama ait olamayan... Tıpkk Esme gibi can taşıyan ama yaşamayan... Şimdi ise uğruna ölünecek ve uğruna yaşanacak bir yuvanın parçası ve bunu bilmek yaşamayı yıllar sonra belki de ilk kez anlamlı bir çaba haline getiriyor ikisi için de... #TaşacakBuDeniz #EsDil

10,541 Aufrufe

Videos

seymaolabilirmi's profile picture

-Sizi ayırdılar ve bunun için beni kullandılar. Benim yüzümden o adamla evlenmeyi kabul ettin. Hamile olmasaydın o kadar çaresiz kalmazdın. Sonra babama ulaşmak istedin, bu sefer de benim yüzümden dedemi mi öldürdüler? +Yoook! Yok! Senin yüzünden değil. Sen başumuza gelen hiçbir kötülüğün sebebi değilsun Eleni. Olar seni da bizim gibi kötülüklerine kurban ettiler. Hatta en çok sağa kıydılar. -Hayır. En çok sana kıymışlar. Anne sen bizi bir araya getirmek için çok uğraşmışsın. +Uğraştum elbet. Hep de uğraşurum. O zaman gücüm yetmedi ama... Hem gene da bağa değil en çok sağa kıydılar. Bizim ömürlerimizin yarısı... Yirmi sene! Ama senin bütün ömrün. İşte bu yüzden uğraşmayı hiç bırakmayacam. Olarla da, sağa hak ettuğuni vermek içun da... -Ben neyi hak ettiğimi bilmiyorum. Mutlu olalım istiyorum ama nasıl mutlu olunur bilmiyorum. +Ben biliyrum senin neyi hak ettuğuni. Neyi hak ediysun biliy misun? Çok sevilmeyi... Sabah evde sıcak ekmek kokusuylan uyanmayi. Baba diye seslenduğunde Adil'in "babamm" deduğuni duymayı. Güvende olmayi. Ama korkmayi da... Korkmayi ama korktuğun zaman babanun da annenun da yanunda olduğuni bilmeyi... Sahi... Nelerden korkarsun? Neyse... Sonra... -Sonra seni... Seninle uyumayı... Beraber yemek yapmayı. Evde senin bir başka odada şarkı söylerken sesini duymayı. Babamla gülüşmelerinizi... +Bak gördün mi? İnsan sevince en çok sızlayan yarasina üflenmiş gibi oluyi de mi? Birbirimizin yaralarina böyle üfleyecez. Hem ben ne dedum sağa? Sen hem şifa hem şifacisun. Sen mutlu olacasun bu da bize şifa olacak. Olar bizden çaldi biz hayattan geri alacağuk. -Anne ben seni çok özlemişim biliyor musun? Daha seni, hatta evlatlık olduğumu bile bilmeden ben senin tarafından sevilmeyi özlemişim. +Ben de annem... Bilsen hem nasıl özlemişum... Ama hayde, gel kalkalım. Birazdan baban bayram namazından gelur. Güzel bir kahvalti hazırlayalum. Olur mi? #TaşacakBuDeniz #EsEl

şeyma 🕊️

81,125 Aufrufe • vor 14 Tagen

seymaolabilirmi's profile picture

Esme'nin bebeği fiziken ondan kaçırıldı evet ama bebeği çalmayı başaranlar bağı koparmayı başaramadılar. Eleni daha 1 günlük bir bebekken bile bunu bedeniyle anlatıyordu aslında; mama yemeyerek, susmayarak, uyumayarak... Annesinden başka hiçbir yere ait olmayı kabul etmeyerek... Öyle ki annesinin birkaç damla sütünü midesi sindirse de ruhu sindiremedi; sindirip de atamadı. Kaldı ki Eleni ve Esme'nin ilk ve tek anne-bebek tecrübesi o zalim emzirmeydi. Bebeğin karnı annesinden habersiz annesinin kokusunu alarak doydu ve annenin sütü bebeğinden habersiz bebeğini hayatta tuttu. Ve şimdi... Eleni'yi yine kaçırdılar ama annesinden ayırmayı yine başaramadılar. Çünkü burnunda hâlâ o birkaç damla sütün kokusu var ve o kokunun kaynağını bulana kadar onu çalanların elinden yediği her şey haram... Madem öyle... •Esme'nin Eleni Koçari Konağı'nda uyandıktan sonra "ya öğrendiğinde babası gibi bana o da kızarsa... Kızar, sinirlenir de yine aç kalırsa..." diye düşünerek ona annesi olduğunu söylemeden önce Eleni'nin karnını doyurmak için yemek hazırladığı... •Eleni'nin daha tepsideki yemekleri(belki Briyam belki kuymak..) görmeden sadece Esme'yi görmekle rahatlayıp karnının açıktığını söylediği... •Esme'nin Eleni'nin günlerdir hiçbir şey yemediğini öğrendiğinde "20 sene önce de bu yüzden seni bana getirmişlerdi." diyerek türküsünün Eleni'nin kulağına nasıl gittiğini anlatıp "annen benim" dediği... -20 sene önce... Benim kucağım bebeğimi ararken bir bebek getirdiler bağa, o da anasının kucağını arıyi diye... Aramışsun essahtan. Gene böyle yememişsun, uyumamışsun. Bağa getirip vermişler seni; sonra da nefesinden sütümü, kulağından sesimi, dilimden adını alıp götürmüşler. Saklamışlar... Ama bak, bulduk birbirimizi. Senin annen benim Eleni." #TaşacakBuDeniz #EsEl

şeyma 🕊️

30,524 Aufrufe • vor 21 Tagen

seymaolabilirmi's profile picture

Neyse hadi, yeterince dövüştük. Teori kasalım az... Esme'nin yeni sırrı ne ola ki? Şerif Ömer Koçari'yi büyük ihtimalle İstanbul'da öldürdü. Esme'm çavuşum da onu ihbar etti. Pek hoş... Adil sorduğunda Esme'nin Eleni'nin doğum gününü söylememe nedeni sadece o gün Şerif'i ihbar edenin kendisi olduğunu söylememek değildi. Sakladığı bir şey var ve bu, büyük ihtimalle Esme'nin Adil'in babasına ulaşmış olduğu ve Ömer Koçari'nin torunu için İstanbul'a gelip öldüğü. Yani Esme'nin aslında Koçari ailesinden yardım istemek için birçok kez çırpındığı... Adil'in "Ama sen zaten hep kendi burnunun dikine gidersin. Kimseye bir şey demezsin. Hep kendi kararını verirsin." dediği Esme'nin... Burada Esme baban kızımızı ve beni kurtarmak için geldiği gün öldü dememek için yeni bir sır tutacak. Ama peki ya Esme'nin de bilmediği bir şeyler daha varsa? Ya Şerif, Zarife ve Hicran Koçari ailesine bilinenden daha fazla zarar verdiyse? Adil'in annesinin ölümüyle ilgili şüphelendigi şu sahneyi hatırlayınız. Elimizde otopside tespit edilemeyen zehirler hazırlamayı bilen bir Hicran ve Hicran'ın bunu yapabildiğini bilen bir Zarife var. Zarife Hicran'ın bu maharetini(!) bildiğine göre ya daha önce bundan bir kez daha yararlandılarsa? Ya Adil'in annesini dost bildiği Ş*rin Furtuna'nın(bu konuda haberi yoktur belki Şirin'in tabii..) elinden yediği bir şey ile zehirleyip ölümüne neden oldularsa? Çünkü... Ömer Koçari bebeği öğrenip İstanbul'a gittiyse bunu karısı da bilir. Ama Adil içerden çıkana kadar kendi kendini yemesin diye ne annesi ne de babası anlatmıştır ona bunu. Sonra bebeğin de öldüğü haberi gelince annesi Adil içerden çıkana kadar susmayı seçmiş olabilir. Tam da Adil'in çıkmasına yakın, ya konuşursa diye susturmak için kadını ortadan kaldırdılarsa? Tam da Furtunaluk hareket, he da? #TaşacakBuDeniz #EsDil

şeyma 🕊️

33,037 Aufrufe • vor 27 Tagen

seymaolabilirmi's profile picture

Hacer/Esme ve Zemzem/Eleni Bakınız... Seçilmesi tesadüfî olmayan bir kıssa bu: Hacer eşi İbrahim Peygamber tarafından daha bebek olan oğlu İsmail ile birlikte ıssız bir vadiye bırakılır. Çevresinde ona yardım edecek kimse yoktur. Ve Esme... Eleni'yi öğrendikten sonra hem kızına gerçek anlamda kavuşmak hem de onu babasına kavuşturmak ve bunu yaparken de yıkanmakla geçmeyecek kadar çok kanın ailesinin eline yüzüne bulaşmasını engellemek için verdiği mücadelede aynı yalnızlık içinde. İki hikayede de kadın karakter, kaderin ortasında tek başına mücadele etmekte. Hacer susuzluktan ölmek üzere olan bebeğine bir yudum su bulabilmek için vadideki Safa ve Merve adlı tepeler koşar ve aynı yerlerde, aynı çaresizlikle, aynı arayışı 7 kez tekrarlar yani sa'y eder. Ve Esme... O da gerçeğin iki tepesi arasında sa‘y edip durmaktadır; bir yanında Adil’i koruma korkusu, diğer yanında kızına kavuşma arzusu... Her susuşu onu aynı yere aynı susuzlukla geri getirir. Her geri dönüşte karşısında yine aynı hakikat durur: çaresizlik... Ama görürüz ki Hacer suyu başka yerde ararken o su, oğlu İsmail’in ayaklarının dibinden çıkar. Aradığı çare uzakta veya tepelerin ardında değil muhafaza etmek için çırpındığı bebeğinin ta kendisindedir. Ve Esme... Korku ve hasret tepelerin arasında çaresizce suyu ararken aslında çare kızının ta kendisindedir. Etrafında dönüp durduğu Eleni, Esme'nin Adil'in çıkarmasından korktuğu o yangını bir damla su ile söndürebilir. İsmail'in ayaklarının dibinden çıkan su o çorak vadiyi yeşertip yaşanilabilir bir yer haline getirir ve hatta Mekke şehri buraya bu sayede kurulur. Eleni'nin bulduğu su ile Esme'nin o büyük arzusu gerçek olabilir ve cehennem cennete dönüşebilir. Bekleyelim... #TaşacakBuDeniz #EsDil

şeyma 🕊️

30,616 Aufrufe • vor 3 Monaten

seymaolabilirmi's profile picture

Anneliğin meşru sınırları içinden taşacak ha bu annelik... Eleni'nin bir annede sahip olmak istediği şeylerin hepsi 3 farklı kadına dağılmış durumda. Melina'da çocukluğunun şahitliği ve resmiyet bağı, Hicran'da olduğunu sandığı biyolojik bağ ve Esme'de ne resmî ne biyolojik bağ olmasına rağmen kokusunu aldığı sevgi bağı... Ve ki o, hepsinin yalnız Esme'de toplanmış olmasını isterdi ki bu bölünmüşlüğe ve Esme'nin anneliğinin meşru sınırlar içinde olmamasına rağmen diğerlerinde bulamadığı en önemli şeyi onda buldu: koşulsuz sevilmenin hazzı... Esme ise 20 sene başında ağladığı mezarın başına kızının adını yazamadığı gibi şimdi de kendini açık edemiyor Eleni'ye. Halbuki kız burada, ana burada; ama mezarın adsızlığı gibi anneliğinin meşru bir adı yok. Yine de senelerce üzerindeki her bir taşın keskin kenar ve köşelerini bildiği o toprağı tek bir gün bile terk edemediği gibi anneliğini de terk edemiyor. Bastırıyor, bastırdıkça kendinden taşıyor. Gördük onunla birlikte, taşanları gördük; "böyle yapiydi saçlarını minik elleriyle..." Yine de Eleni'nin karnını doyurma çabası, yine de birlikte uyuma ihtiyaçlarının denk olması, yine de göğüs kafesine sokmayı istemeli sarılmaları, soluklanabileceği küçük pencereler açıyor ikisine de... Yine de o koku; ikisinin de tanıdığı ama hatırlamadığı... O pencerelerden soludukları temiz nefesle aldıkları koku... Meşru sınırlar içinde Esme ve Eleni arasında sınırları olmayan yel gibi esip duran o koku anneliğin ve evlatlığın en meşru bağı... Görelim adsızın can bulduğunu... #TaşacakBuDeniz #EsEl #DenizBaysal

şeyma 🕊️

15,010 Aufrufe • vor 1 Monat

Keine weiteren Inhalte verfügbar