şeyma 🕊️'s banner
şeyma 🕊️'s profile picture

şeyma 🕊️

@seymaolabilirmi1,768 subscribers

yazmaluk

Shorts

Esme'nin hayal gördüğü şu sahnenin hâlâ üstünden atlayamadığım en yüksek ayrıntısı şu: Esme'nin kendisine bakışı... Kucağında bebek Eleni'yi uyutan Adil'e bile ilk anda bu kadar şaşırmıyor ama kendi mutluluğunu görünce dehşete düşüyor. Hiçbir zaman bu kadar mutlu olmadığını bildiğinden anlıyor bu gördüğünün hayal olduğunu. #TaşacakBuDeniz #EsDil

Esme'nin hayal gördüğü şu sahnenin hâlâ üstünden atlayamadığım en yüksek ayrıntısı şu: Esme'nin kendisine bakışı... Kucağında bebek Eleni'yi uyutan Adil'e bile ilk anda bu kadar şaşırmıyor ama kendi mutluluğunu görünce dehşete düşüyor. Hiçbir zaman bu kadar mutlu olmadığını bildiğinden anlıyor bu gördüğünün hayal olduğunu. #TaşacakBuDeniz #EsDil

122,255 просмотров

Yokluğuna 20 sene ağladığının varlığına her baktığında yüzündeki keder bile gülümsüyor. #TaşacakBuDeniz #EsEl

Yokluğuna 20 sene ağladığının varlığına her baktığında yüzündeki keder bile gülümsüyor. #TaşacakBuDeniz #EsEl

14,823 просмотров

Esme bir gün yeniden evlenirseniz bu Koçari seni Eleni'den istesin. Sen de bu sahnede içimizde cız eden o eksik şeyi o zaman yap. Bas tuzu kızım o kahveye. "İç ula" diye de vur kafasına. #TaşacakBuDeniz #EsDil

Esme bir gün yeniden evlenirseniz bu Koçari seni Eleni'den istesin. Sen de bu sahnede içimizde cız eden o eksik şeyi o zaman yap. Bas tuzu kızım o kahveye. "İç ula" diye de vur kafasına. #TaşacakBuDeniz #EsDil

47,259 просмотров

Kayıtlara geçsin ki 24.bölüm canım kızım Esme'min elmacık kemiğindeki gamzesini en çok gördüğümüz, onun en çok güldüğü bölümdür. #TaşacakBuDeniz #EsmeEr

Kayıtlara geçsin ki 24.bölüm canım kızım Esme'min elmacık kemiğindeki gamzesini en çok gördüğümüz, onun en çok güldüğü bölümdür. #TaşacakBuDeniz #EsmeEr

22,114 просмотров

Şurada Deno'nun ve Esme'nin kendine attığı bir tokat var... Peşinden saçlarına yolacak kadar sıkı yapıştığı... Bu sahnede Esme’nin patlaması, Deniz Baysal Yurtcu 'ın da bağırarak ağlamayı tecrübe etmesi var... Ki ikisi de alışkın değil buna. İlk zamanlar hıçkırarak ağladığı sahnelerde bile hıçkırık sesini pek az duyardık Deno'nun. Onun oyunculuğuna aşina olan biri onun ağlama ritmini bilir zaten. Genelde gözlerinin doluşunu, sesinin pesleşmesini, yüzünde beliren "acı çekiyorum ama ben söyleyemem siz görün" ifadesini ve tek tek iri taneler halinde düşen yaşları izleriz. Hatta çoğu zaman ağlamayı büyüten şey tam olarak o sakinliği olur. Deno’nun alametifarikası biraz bu: sessiz acı. En zor olanı ve ayakta alkışlanası... Öfkelendiği sahnelerde bile bağırmaktan çok sertleşen bir enerjisi vardır onun. Daha keskin bakar, daha hızlı nefes alır, cümleleri dişlerinin arasından çıkarır. O yüzden burada duyduğumuz şey sadece yüksek sesli bir ağlama değil; sınırlarını kaybeden bir insan sesi. Esme'nin acısını içinde tutamıyor burada artık. Bu onun için yeni olsa gerek. Öyle ki Ayşe Şasa'da bu denli bir taşmayı canlandırırken kalıbını ve sınırlarını bilmediği yerlere kadar zorladığı için bayılmıştı. O yüzden seyirci olarak "üzüldüm" demiyorsun izlerken sadece; boğuluyormuş gibi oluyorsun Deniz'in de artık bağırmak için nefesinin yetmediği, sesinin boğulduğu yerde. Ödül işleri tarafsız, katakullisiz işleseydi bizde, hakkı olana hakkı verilseydi yani... Şimdiye kadar hak ettiği çok performansı vardı zaten ama bu sektörde henüz ödül falan olmasaydı, Esme performansı Deniz Baysal'ın bu sektördeki insanların aklına "biz oyunculara bir ödül verelim adı da Oscar olsun" fikrini ilk kez sokacak kadar etkili olurdu. Hatta ödülün adı Deno veya Çavuş bile olabilirdi. Doğduğun ülkenin sektörü kaderindir... #TaşacakBuDeniz #DenizBaysal

Şurada Deno'nun ve Esme'nin kendine attığı bir tokat var... Peşinden saçlarına yolacak kadar sıkı yapıştığı... Bu sahnede Esme’nin patlaması, Deniz Baysal Yurtcu 'ın da bağırarak ağlamayı tecrübe etmesi var... Ki ikisi de alışkın değil buna. İlk zamanlar hıçkırarak ağladığı sahnelerde bile hıçkırık sesini pek az duyardık Deno'nun. Onun oyunculuğuna aşina olan biri onun ağlama ritmini bilir zaten. Genelde gözlerinin doluşunu, sesinin pesleşmesini, yüzünde beliren "acı çekiyorum ama ben söyleyemem siz görün" ifadesini ve tek tek iri taneler halinde düşen yaşları izleriz. Hatta çoğu zaman ağlamayı büyüten şey tam olarak o sakinliği olur. Deno’nun alametifarikası biraz bu: sessiz acı. En zor olanı ve ayakta alkışlanası... Öfkelendiği sahnelerde bile bağırmaktan çok sertleşen bir enerjisi vardır onun. Daha keskin bakar, daha hızlı nefes alır, cümleleri dişlerinin arasından çıkarır. O yüzden burada duyduğumuz şey sadece yüksek sesli bir ağlama değil; sınırlarını kaybeden bir insan sesi. Esme'nin acısını içinde tutamıyor burada artık. Bu onun için yeni olsa gerek. Öyle ki Ayşe Şasa'da bu denli bir taşmayı canlandırırken kalıbını ve sınırlarını bilmediği yerlere kadar zorladığı için bayılmıştı. O yüzden seyirci olarak "üzüldüm" demiyorsun izlerken sadece; boğuluyormuş gibi oluyorsun Deniz'in de artık bağırmak için nefesinin yetmediği, sesinin boğulduğu yerde. Ödül işleri tarafsız, katakullisiz işleseydi bizde, hakkı olana hakkı verilseydi yani... Şimdiye kadar hak ettiği çok performansı vardı zaten ama bu sektörde henüz ödül falan olmasaydı, Esme performansı Deniz Baysal'ın bu sektördeki insanların aklına "biz oyunculara bir ödül verelim adı da Oscar olsun" fikrini ilk kez sokacak kadar etkili olurdu. Hatta ödülün adı Deno veya Çavuş bile olabilirdi. Doğduğun ülkenin sektörü kaderindir... #TaşacakBuDeniz #DenizBaysal

10,820 просмотров

Müsaadenizle... Ama Esme niye böyle oldu? Herkesin hayatını değiştiren kadın, kendi hikayesini yaşayamıyor artık. Esme bu hikayede bir başlangıç noktası gibi görünürde; olayları doğuran, kırılmaları tetikleyen... Ama günden güne hiçbir sahnede tam anlamıyla merkez olamayan bir gölgeye dönüştü. Eleni’nin annesi Esme mesela, ama hikayenin annesi Adil’in hikayesi. Çünkü onun etrafında kurulan baba-kız bağının içine Esme ancak dolaylı olarak dahil olabiliyor. Onda da kendini silerek... Esme’nin duygusu da taş gibi kaya gibi koca koca dramları da başkasının hikayesine hizmet eden duygular doğurma işlevine sahip sadece. Evet, tamam bu travmalar ona hayaller gören hasta bir zihin olarak geri döndü ve bağırmayan hiçbir şey yeteri kadar ciddiye alınmadığı için onun sessiz hayalleri ancak Adil'in fark etmesine muhtaç. Bu sayede son bölümlerde Adil'in odağında. Ama bu bile aslında Adil'in dramı üzerinden işleniyor. Onun düşünceli bir şövalye oluşu üzerinden... Esme'nin acısı bile başkasının acısını büyütmek için var. Bu yüzden Esme, hikayeyi mümkün kılan ama hikayede yaşamayan kişi gibi kalıyor; varlığı her şeyi değiştiriyor ama kendisi hiçbir şeyin içinde tam olarak yer bulamıyor. Üstelik bu silinmişlik yalnızca dışarıda değil, zihninin içinde bile böyle. Gördüğü halüsinasyonlarda bile kendine yer bulamıyor. Mutlu anlarda kendine ya genç haliyle bir mümkün zemin bulabiliyor ya da tamamen sahnenin dışına itiliyor. Sanki kendi hayatı bile ona ait değilmiş gibi, en çok özlediği şeyde bile görünmez kalıyor. Bu başlarda fedakarlıktı ama artık değersizliğe dönüştü. Niye böyle oldu? #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

Müsaadenizle... Ama Esme niye böyle oldu? Herkesin hayatını değiştiren kadın, kendi hikayesini yaşayamıyor artık. Esme bu hikayede bir başlangıç noktası gibi görünürde; olayları doğuran, kırılmaları tetikleyen... Ama günden güne hiçbir sahnede tam anlamıyla merkez olamayan bir gölgeye dönüştü. Eleni’nin annesi Esme mesela, ama hikayenin annesi Adil’in hikayesi. Çünkü onun etrafında kurulan baba-kız bağının içine Esme ancak dolaylı olarak dahil olabiliyor. Onda da kendini silerek... Esme’nin duygusu da taş gibi kaya gibi koca koca dramları da başkasının hikayesine hizmet eden duygular doğurma işlevine sahip sadece. Evet, tamam bu travmalar ona hayaller gören hasta bir zihin olarak geri döndü ve bağırmayan hiçbir şey yeteri kadar ciddiye alınmadığı için onun sessiz hayalleri ancak Adil'in fark etmesine muhtaç. Bu sayede son bölümlerde Adil'in odağında. Ama bu bile aslında Adil'in dramı üzerinden işleniyor. Onun düşünceli bir şövalye oluşu üzerinden... Esme'nin acısı bile başkasının acısını büyütmek için var. Bu yüzden Esme, hikayeyi mümkün kılan ama hikayede yaşamayan kişi gibi kalıyor; varlığı her şeyi değiştiriyor ama kendisi hiçbir şeyin içinde tam olarak yer bulamıyor. Üstelik bu silinmişlik yalnızca dışarıda değil, zihninin içinde bile böyle. Gördüğü halüsinasyonlarda bile kendine yer bulamıyor. Mutlu anlarda kendine ya genç haliyle bir mümkün zemin bulabiliyor ya da tamamen sahnenin dışına itiliyor. Sanki kendi hayatı bile ona ait değilmiş gibi, en çok özlediği şeyde bile görünmez kalıyor. Bu başlarda fedakarlıktı ama artık değersizliğe dönüştü. Niye böyle oldu? #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

10,984 просмотров

Birbirleri için ölmek onlar için kolaydı ama onları ölüm değil yaşamak ayırdı. Doğu olsun Batı olsun çoğu aşk hikayesinde en büyük fedakarlık sevgilinin aşkı uğruna ölmeyi göze alması şeklinde işlenir. Ama Esme ile Adil’in hikâyesinde birbirleri için ölmek en kolay olan şeydi; zor olansa yaşamak. Çünkü ölmek bir anlık karardır; yaşamak ise her gün yeniden verilmiş bir karar... Esme’nin yükü sevdiği adamı korumak için ondan vazgeçip yaşamak, çocuğunu kaybettiğini sanıp yaşamaya devam etmek, kendi gerçeğini içine gömüp ayakta kalmaktı; Adil’in yükü de ihanete uğradığını sanarak, öfkeyle yaşamak, eksik bir hayatın içinde yoluna devam etmek zorunda olmak. Onların trajedisi birbirleri için can vermeye hazır olmaları değil; birbirleri olmadan da can taşımaya mecbur kalmaları... Ve Adil uzun süre Esme’nin hayatında dışarıda kalmış bir adamdı; sevilen ama ait olamayan... Tıpkk Esme gibi can taşıyan ama yaşamayan... Şimdi ise uğruna ölünecek ve uğruna yaşanacak bir yuvanın parçası ve bunu bilmek yaşamayı yıllar sonra belki de ilk kez anlamlı bir çaba haline getiriyor ikisi için de... #TaşacakBuDeniz #EsDil

Birbirleri için ölmek onlar için kolaydı ama onları ölüm değil yaşamak ayırdı. Doğu olsun Batı olsun çoğu aşk hikayesinde en büyük fedakarlık sevgilinin aşkı uğruna ölmeyi göze alması şeklinde işlenir. Ama Esme ile Adil’in hikâyesinde birbirleri için ölmek en kolay olan şeydi; zor olansa yaşamak. Çünkü ölmek bir anlık karardır; yaşamak ise her gün yeniden verilmiş bir karar... Esme’nin yükü sevdiği adamı korumak için ondan vazgeçip yaşamak, çocuğunu kaybettiğini sanıp yaşamaya devam etmek, kendi gerçeğini içine gömüp ayakta kalmaktı; Adil’in yükü de ihanete uğradığını sanarak, öfkeyle yaşamak, eksik bir hayatın içinde yoluna devam etmek zorunda olmak. Onların trajedisi birbirleri için can vermeye hazır olmaları değil; birbirleri olmadan da can taşımaya mecbur kalmaları... Ve Adil uzun süre Esme’nin hayatında dışarıda kalmış bir adamdı; sevilen ama ait olamayan... Tıpkk Esme gibi can taşıyan ama yaşamayan... Şimdi ise uğruna ölünecek ve uğruna yaşanacak bir yuvanın parçası ve bunu bilmek yaşamayı yıllar sonra belki de ilk kez anlamlı bir çaba haline getiriyor ikisi için de... #TaşacakBuDeniz #EsDil

10,541 просмотров

Videos

seymaolabilirmi's profile picture

Eleni'nin Aleyna olma süreci bir kimliği reddetmek üzerine değil; kendisinden yıllarca gizlenmiş olan kimliğini yavaş yavaş keşfetmesi üzerine olmalı. Ve bu süreçte Esme'nin önce Eleni'nin Ortodoks bir Hristiyan olarak büyümüş olmasına odaklanmasını ve öncelikle onu bu yönüyle tanımak istemesini beklerim. Çünkü Esme'nin sevgisi, karşısındakini kendisine benzetmeye çalışan bir sevgi değil. Yirmi yılını kaçırdığı kızını yeniden tanımaya çalışırken, sadece sevdiği yemekleri ya da çocukluk anılarını değil; büyüdüğü dili, bayramları ve inanç dünyasını da merak eder. Bu yüzden bir gün eline İncil'i alabilir mesela... Kendi inancından uzaklaştığı için değil, Eleni'nin yirmi yıl boyunca dünyaya hangi pencereden baktığını anlayabilmek için... Çünkü kendi dünyası anne ve babasından hatta esas ait olduğu kültürden uzakta şekillenmiş 20 yasindaki bir bireyden bahsediyoruz ve Esme, onun dünyasını öğrenmek için sessizce emek verebilecek bir duygusal kapsayıcılığa sahip biri. Örneğin Adil, Esme ve Eleni'nin bir arada ve yalnız olduğu bir Kurban Bayramı... -Şey ama ben bir vejeteryan olarak... Benim bu kurban bayramı fikrine alışmam bilama zor olacak. Ama ben anlayamıyorum ki, mantığı ne? Niye hayvanları kesiyorlar? +Biz bunun Hz. İbrahim'in Allah'a olan teslimiyetini hatırlattığına inanırız babam. Allah, ondan oğlunu kurban etmesini ister. İbrahim de, oğlu da buna teslim olur. Ama tam o anda Allah bir koç gönderir. Aslında kurban edilen evlat değil, insanın Allah'a olan teslimiyetidur. -He... Hatta Kitab-ı Mukaddes'te de geçer. Hristiyanların Eski Ahit deduğu bölümde Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmek üzere dağa çıkar. Orada oğlun adı İshak'tur da biz İsmail deruk o oğula. Zaten de aynı şey olur. Allah gene evladı değil, koçu kurban etturur. +Anne sen... Sen bunu nereden biliyorsun? Sen İncil'i okudun? -He okiyrum. +Neden? -Çünkü yirmi yıl boyunca kızımın hangi bayramlarlan büyüduğuni, hangi duaları duyduğuni, hangi hikayeleri dinleduğuni bilmiydum. Seni tanımaya çalışiysam, sadece bugünkü Eleni'yi değil; seni büyüten dünyayı da tanımam gerekir diye düşündüm. #TaşacakBuDeniz #EsEl #EsDilEl

şeyma 🕊️

83,770 просмотров • 15 дней назад

seymaolabilirmi's profile picture

-Sizi ayırdılar ve bunun için beni kullandılar. Benim yüzümden o adamla evlenmeyi kabul ettin. Hamile olmasaydın o kadar çaresiz kalmazdın. Sonra babama ulaşmak istedin, bu sefer de benim yüzümden dedemi mi öldürdüler? +Yoook! Yok! Senin yüzünden değil. Sen başumuza gelen hiçbir kötülüğün sebebi değilsun Eleni. Olar seni da bizim gibi kötülüklerine kurban ettiler. Hatta en çok sağa kıydılar. -Hayır. En çok sana kıymışlar. Anne sen bizi bir araya getirmek için çok uğraşmışsın. +Uğraştum elbet. Hep de uğraşurum. O zaman gücüm yetmedi ama... Hem gene da bağa değil en çok sağa kıydılar. Bizim ömürlerimizin yarısı... Yirmi sene! Ama senin bütün ömrün. İşte bu yüzden uğraşmayı hiç bırakmayacam. Olarla da, sağa hak ettuğuni vermek içun da... -Ben neyi hak ettiğimi bilmiyorum. Mutlu olalım istiyorum ama nasıl mutlu olunur bilmiyorum. +Ben biliyrum senin neyi hak ettuğuni. Neyi hak ediysun biliy misun? Çok sevilmeyi... Sabah evde sıcak ekmek kokusuylan uyanmayi. Baba diye seslenduğunde Adil'in "babamm" deduğuni duymayı. Güvende olmayi. Ama korkmayi da... Korkmayi ama korktuğun zaman babanun da annenun da yanunda olduğuni bilmeyi... Sahi... Nelerden korkarsun? Neyse... Sonra... -Sonra seni... Seninle uyumayı... Beraber yemek yapmayı. Evde senin bir başka odada şarkı söylerken sesini duymayı. Babamla gülüşmelerinizi... +Bak gördün mi? İnsan sevince en çok sızlayan yarasina üflenmiş gibi oluyi de mi? Birbirimizin yaralarina böyle üfleyecez. Hem ben ne dedum sağa? Sen hem şifa hem şifacisun. Sen mutlu olacasun bu da bize şifa olacak. Olar bizden çaldi biz hayattan geri alacağuk. -Anne ben seni çok özlemişim biliyor musun? Daha seni, hatta evlatlık olduğumu bile bilmeden ben senin tarafından sevilmeyi özlemişim. +Ben de annem... Bilsen hem nasıl özlemişum... Ama hayde, gel kalkalım. Birazdan baban bayram namazından gelur. Güzel bir kahvalti hazırlayalum. Olur mi? #TaşacakBuDeniz #EsEl

şeyma 🕊️

81,125 просмотров • 2 месяцев назад

seymaolabilirmi's profile picture

İstese bir insanı rahatça alaşağı edebilecek büyüklükteki atlar nallanırken etrafındakilere zarar vermesin diye burnundaki en hassas noktaya bir kıskaç takılır. At her direnmeye, her başını kaldırmaya çalıştığında o baskıyı daha fazla hisseder ve buna burunduruk denir. Zarife, bu sahneden de anlayacağımız üzere Esme'nin evlat acısını senelerce bir burunduruk olarak kullanmış. Esme'nin ruhuna tam böyle bir burunduruk vurmuş ve Esme ne zaman başını kaldırsa, ne zaman kendi iradesini ortaya koysa Zarife tartışmanın asıl konusuna cevap vermek yerine Esme'nin en derin yarasına uzanmış. Mesela Eleni için hesap sormaya kalkınca ona "O Hristiyan kızı kendi bebeğinin yerine mi koydun? Senin bebeğin öldü! Öldü! Öldü!" derken amacı Esme'yi hesap sorduğu konuda ikna etmek değil; onu yeniden o kaybı yaşadığı güne döndürmek, yasını ve hayatının en büyük acısını deşerek duygusal olarak işlevsiz bırakmak. Böylece Esme'nin cesareti kırılır, dikkati dağılır ve kendini savunacak gücü elinden alınabilirdi. Bu kez öyle olmadı ama belli ki şimdiye kadar hep böyle olmuş. Bu aynı zamanda bir psikolojik manipulasyon tekniğidir: stratejik travma tetikleme. Yani bir insanın en ağır travmasını bilerek, tam da karşı koyacağı anda yeniden harekete geçirip onu zayıf düşürmek. Zarife, Esme'yi kabagüçle, tehditle ya da zincirle değil; bebeğinin acısıyla kontrol etmiş. Yirmi yıl boyunca Esme'nin en derin yarasını bir burunduruğa çevirmiş ve Esme ne zaman doğrulmaya kalksa, o burunduruğu biraz daha sıkmış. Haliyle bedduamı tekrarlıyorum... Bebek mezarı kadar kalasın Furtuna... #TaşacakBuDeniz #Esme

şeyma 🕊️

11,840 просмотров • 7 дней назад

seymaolabilirmi's profile picture

Tırın altında kimin kaldığı veya kalmadığı, Adil'in kimi nasıl kurtardığı gibi şeylerle zerre kadar ilgilenmiyorum. Çünkü zaten biliyoruz ki Adil muhakkak bir yolunu bulur. Buldururlar. Benim sezon finalinden beri esas merak ettiğim şey gemide Esme'ye hayatının travmasını dinletmeyi içeren o ucube planı kimin yaptığı... 32.bölümün bir yerlerinde bir fb sahnesi ile bu planın arka planını görürüz. Ki ben Adil'in bu planın sahibi olduğuna ihtimal vermiyorum. Çünkü Adil'in karakteri son noktada Esme'yi korumayı seçer. "Onun evladıyla yolda tanışmasının hesabını sorarken" onu o yolda üstüne basılacak toz haline getirmez. Getirirse bir kere daha bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deriz... Ki biraz da bunu demeyelim diye bu planı Eleni'ye yıkacaklar. Muhtemelen mahkemede son kez gördüğü Melina'dan "son bir istek" diyerek aldığı ses kaydını, üflenmiş Sur sesi gibi duyacağını bile bile Esme'ye dinletmeyi ancak Eleni ve "sağlık gerekçesi" ile kabul ettirmiş olacak Adil'e. Adil, ses kaydında ne olduğunu biliyordu. Esme'nin yıllar önce kendi bebeği olduğunu bilmeden Eleni'yi emzirdiğini, o günkü ağlayışlarını ilk kez duyacağını da biliyordu. Gerçeği öğrendiği andan itibaren Adil'in en büyük kırgınlığı, Esme'nin kızlarını Hicran'a mecbur bırakmış olmasıydı. Ama aynı Adil, Esme'nin bunu isteyerek yapmadığını da gördü. Onun bu sırrı taşırken psikolojisinin nasıl çöktüğünü, halüsinasyonlar gördüğünü vs. Böyle bir adamın, sırf Furtunalılara ders vermek için Esme'yi hayatının en ağır travmasıyla herkesin içinde yüzleştirmesi bana karakterine çok uygunmuş gibi gelmiyor. Kırgın olabilir ama Esme'nin acısını bilerek büyütecek biri değil. Eleni ise farklı. Evet o da kıyamaz ama onun tıp diploması var.(!) Bir yandan annesinin kızı, diğer yandan doktor. Belki de tam bu yüzden mesleki bilgisiyle duygularını birbirine karıştırmış olabilir. Travmanın bastırılmasının iyileşmeyi geciktirebildiğini biliyor. Belki annesinin, hayatının merkezindeki o eksik anıyla yüzleşmesinin onu iyileştireceğini düşündü. Belki bunu Adil'e de böyle anlattı ve onu böyle ikna etti. Ama işte dizi izliyoruz falan da... Azıcık izan... Travmatik bir anıyla yüzleşmek ile bir insanı hazırlıksız şekilde o travmanın tam ortasına bırakmak aynı şey değil. Gerçek tedaviler güvenli, kontrollü ve kişinin hazır olduğu koşullarda, onun bilgisi dahilinde ve rızasıyla yapılır. Gemide yaşanan ise bunun tam tersi. Bu yüzden o sahnede en çok etkilenen kişi Furtunalılar değil, Esme oldu. Eleni ve Adil ses kaydından haberdar oldukları için önceden bunu duymaya hazırlıklıydı. Yani bu travmayı paylaşabilecek 3 kişi var ama o anda bu 3 kişiden 2'si az sonra ne olacağını biliyor. Ama sadece Esme yüzmeyi öğrensin diye suya atılmış oluyor. Belki Eleni'nin niyeti annesini iyileştirmekti. Adil'in niyeti de buna vesile olmak... Ama bazen en iyi niyet bile yanlış yöntemle birleştiğinde yeni bir yara açabiliyor. Eğer plan gerçekten Eleni'ye ait çıkarsa, ben bunu onun annesine zarar vermek istemesinden elbette değil; hem doktor hem de evlat olmasının bedeli olarak görürüm. O an doktor gibi düşünmeye çalıştı ama kararını veren taraf aslında annesini yıllardır acı çekerken izleyen kız çocuğuydu. Ama Adil'in planı çıkarsa Sur'u üfledi derim. #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

şeyma 🕊️

18,443 просмотров • 1 месяц назад

seymaolabilirmi's profile picture

Neyse hadi, yeterince dövüştük. Teori kasalım az... Esme'nin yeni sırrı ne ola ki? Şerif Ömer Koçari'yi büyük ihtimalle İstanbul'da öldürdü. Esme'm çavuşum da onu ihbar etti. Pek hoş... Adil sorduğunda Esme'nin Eleni'nin doğum gününü söylememe nedeni sadece o gün Şerif'i ihbar edenin kendisi olduğunu söylememek değildi. Sakladığı bir şey var ve bu, büyük ihtimalle Esme'nin Adil'in babasına ulaşmış olduğu ve Ömer Koçari'nin torunu için İstanbul'a gelip öldüğü. Yani Esme'nin aslında Koçari ailesinden yardım istemek için birçok kez çırpındığı... Adil'in "Ama sen zaten hep kendi burnunun dikine gidersin. Kimseye bir şey demezsin. Hep kendi kararını verirsin." dediği Esme'nin... Burada Esme baban kızımızı ve beni kurtarmak için geldiği gün öldü dememek için yeni bir sır tutacak. Ama peki ya Esme'nin de bilmediği bir şeyler daha varsa? Ya Şerif, Zarife ve Hicran Koçari ailesine bilinenden daha fazla zarar verdiyse? Adil'in annesinin ölümüyle ilgili şüphelendigi şu sahneyi hatırlayınız. Elimizde otopside tespit edilemeyen zehirler hazırlamayı bilen bir Hicran ve Hicran'ın bunu yapabildiğini bilen bir Zarife var. Zarife Hicran'ın bu maharetini(!) bildiğine göre ya daha önce bundan bir kez daha yararlandılarsa? Ya Adil'in annesini dost bildiği Ş*rin Furtuna'nın(bu konuda haberi yoktur belki Şirin'in tabii..) elinden yediği bir şey ile zehirleyip ölümüne neden oldularsa? Çünkü... Ömer Koçari bebeği öğrenip İstanbul'a gittiyse bunu karısı da bilir. Ama Adil içerden çıkana kadar kendi kendini yemesin diye ne annesi ne de babası anlatmıştır ona bunu. Sonra bebeğin de öldüğü haberi gelince annesi Adil içerden çıkana kadar susmayı seçmiş olabilir. Tam da Adil'in çıkmasına yakın, ya konuşursa diye susturmak için kadını ortadan kaldırdılarsa? Tam da Furtunaluk hareket, he da? #TaşacakBuDeniz #EsDil

şeyma 🕊️

33,158 просмотров • 2 месяцев назад

seymaolabilirmi's profile picture

Esme'nin bebeği fiziken ondan kaçırıldı evet ama bebeği çalmayı başaranlar bağı koparmayı başaramadılar. Eleni daha 1 günlük bir bebekken bile bunu bedeniyle anlatıyordu aslında; mama yemeyerek, susmayarak, uyumayarak... Annesinden başka hiçbir yere ait olmayı kabul etmeyerek... Öyle ki annesinin birkaç damla sütünü midesi sindirse de ruhu sindiremedi; sindirip de atamadı. Kaldı ki Eleni ve Esme'nin ilk ve tek anne-bebek tecrübesi o zalim emzirmeydi. Bebeğin karnı annesinden habersiz annesinin kokusunu alarak doydu ve annenin sütü bebeğinden habersiz bebeğini hayatta tuttu. Ve şimdi... Eleni'yi yine kaçırdılar ama annesinden ayırmayı yine başaramadılar. Çünkü burnunda hâlâ o birkaç damla sütün kokusu var ve o kokunun kaynağını bulana kadar onu çalanların elinden yediği her şey haram... Madem öyle... •Esme'nin Eleni Koçari Konağı'nda uyandıktan sonra "ya öğrendiğinde babası gibi bana o da kızarsa... Kızar, sinirlenir de yine aç kalırsa..." diye düşünerek ona annesi olduğunu söylemeden önce Eleni'nin karnını doyurmak için yemek hazırladığı... •Eleni'nin daha tepsideki yemekleri(belki Briyam belki kuymak..) görmeden sadece Esme'yi görmekle rahatlayıp karnının açıktığını söylediği... •Esme'nin Eleni'nin günlerdir hiçbir şey yemediğini öğrendiğinde "20 sene önce de bu yüzden seni bana getirmişlerdi." diyerek türküsünün Eleni'nin kulağına nasıl gittiğini anlatıp "annen benim" dediği... -20 sene önce... Benim kucağım bebeğimi ararken bir bebek getirdiler bağa, o da anasının kucağını arıyi diye... Aramışsun essahtan. Gene böyle yememişsun, uyumamışsun. Bağa getirip vermişler seni; sonra da nefesinden sütümü, kulağından sesimi, dilimden adını alıp götürmüşler. Saklamışlar... Ama bak, bulduk birbirimizi. Senin annen benim Eleni." #TaşacakBuDeniz #EsEl

şeyma 🕊️

30,899 просмотров • 2 месяцев назад

seymaolabilirmi's profile picture

Hacer/Esme ve Zemzem/Eleni Bakınız... Seçilmesi tesadüfî olmayan bir kıssa bu: Hacer eşi İbrahim Peygamber tarafından daha bebek olan oğlu İsmail ile birlikte ıssız bir vadiye bırakılır. Çevresinde ona yardım edecek kimse yoktur. Ve Esme... Eleni'yi öğrendikten sonra hem kızına gerçek anlamda kavuşmak hem de onu babasına kavuşturmak ve bunu yaparken de yıkanmakla geçmeyecek kadar çok kanın ailesinin eline yüzüne bulaşmasını engellemek için verdiği mücadelede aynı yalnızlık içinde. İki hikayede de kadın karakter, kaderin ortasında tek başına mücadele etmekte. Hacer susuzluktan ölmek üzere olan bebeğine bir yudum su bulabilmek için vadideki Safa ve Merve adlı tepeler koşar ve aynı yerlerde, aynı çaresizlikle, aynı arayışı 7 kez tekrarlar yani sa'y eder. Ve Esme... O da gerçeğin iki tepesi arasında sa‘y edip durmaktadır; bir yanında Adil’i koruma korkusu, diğer yanında kızına kavuşma arzusu... Her susuşu onu aynı yere aynı susuzlukla geri getirir. Her geri dönüşte karşısında yine aynı hakikat durur: çaresizlik... Ama görürüz ki Hacer suyu başka yerde ararken o su, oğlu İsmail’in ayaklarının dibinden çıkar. Aradığı çare uzakta veya tepelerin ardında değil muhafaza etmek için çırpındığı bebeğinin ta kendisindedir. Ve Esme... Korku ve hasret tepelerin arasında çaresizce suyu ararken aslında çare kızının ta kendisindedir. Etrafında dönüp durduğu Eleni, Esme'nin Adil'in çıkarmasından korktuğu o yangını bir damla su ile söndürebilir. İsmail'in ayaklarının dibinden çıkan su o çorak vadiyi yeşertip yaşanilabilir bir yer haline getirir ve hatta Mekke şehri buraya bu sayede kurulur. Eleni'nin bulduğu su ile Esme'nin o büyük arzusu gerçek olabilir ve cehennem cennete dönüşebilir. Bekleyelim... #TaşacakBuDeniz #EsDil

şeyma 🕊️

30,616 просмотров • 4 месяцев назад