Sinan Meydan's banner
Sinan Meydan's profile picture

Sinan Meydan

@SMEYDAN712,791 subscribers

Historian,Author,(MA).İÜ Ed.Fak.Tarih; İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih ve YÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü; Cumhuriyet gazetesi

Shorts

Atatürk'e neden mi büyük saygı duyuyoruz? Atatürk'ün büyüklüğü, Atatürk'ün Türk ulusu için önemi, kişisel inancından veya inançsızlığından değil, vatanı bağımsızlığına, ulusu egemenliğine, kadını haklarına kavuşturmasından ve tüm yurttaşların çağdaş hukuk önünde eşit, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde ulus olduğu, üreten, kendi ayakları üstünde duran, tam bağımsız, laik, çağdaş bir ulus devlet kurmasından kaynaklanır. Atatürk'e nedeni büyük saygı duyuyoruz? Varlık yokluk savaşımız Türk Bağımsızlık Savaşı'nı örgütleyip, yönetip zaferle sonuçlandırdığı için saygı duyuyoruz. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek yüz yıllardır kendini Allah'ın yer yüzündeki gölgesi olarak gören saray saltanatına karşı, ulusun egemenliğini sağladığı için saygı duyuyoruz. Yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son verip borçlu bağımlı düzeni yıkıp kendi ayakları üstünde duran tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurduğu için saygı duyuyoruz. İnsan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarını benimsediği için saygı duyuyoruz. Kadına insanlık onuruna uygun haklar tanıdığı için saygı duyuyoruz. "En hakiki mürşit ilim ve fendir" diyerek her yönüyle laik, çağdaş bir cumhuriyet kurduğu için saygı duyuyoruz. "Yurtta barış dünyada barış diyerek" savaşı, yıkımı değil, barışı yücelttigi için büyük saygı duyuyoruz. Atatürk, büyük çoğunluğu Müslüman olan Türk ulusunun vatanını, canını, namusunu, özgürlüğünü ve inancını emperyalizmin baskısından kurtarmıştır. İşgalci Yunanlılar camileri yakmış, Muslümlanları katletmiş, hatta Eskişehir'i işgal ettiklerinde ezanları susturmuşlar ve Ayasofya'ya çan takmayı bile düşünmüşlerdi. Atatürk'ün örgütlediği ve bizzat başkomutan olarak yönettiği Türk Bağımsızlık Savaşı'nın kazanılması sayesinde sadece vatan değil, bu topraklarda yaşayan halkın, dolayısıyla Müslümanların canı, malı, namusu, onuru ve inancı da kurtuldu. İşte bu nedenle dün ve bugün bu topraklarda aklı başında, onurlu ve yurtsever her yurttaş (ve dolayısıyla Müslümanlar ) Atatürk'e minnettardır. Atatürk'ün din konusundaki kişisel tutumu bu gerçeği değiştirmez. Atatürk'ün devrimleri dine değil, dinciliğe, yobazlığa, cehalete, geri kalmışlığın kaynaklarını kurutmaya yöneliktir. Devletin, insan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarıyla yönetilmesi, fesi çıkarttırmayı ve uygar biçimde giyinmeyi amaçlayan kılık kıyafet devrimi, Türkçe'ye uymayan Arap harflerinin yerine Türkçe'ye uyan harflerin kabulü, (harfler kutsal değildir) eski tartı, ölçü vb bırakılıp yenilerinin alınması, yozlaşmış tarikatların, tekke ve zaviyelerin kapatılması, soyadı kanununun kabulü, bozulmuş medreselerin kapatılması, tarih boyu siyaset kavgalarının aracı olmuş dini bir gerekliliği de olmayan hilafetin kaldırılması, çağdaş okulların açılması, vb devrimler, hiçbiri din karşıtı değildir. Evet, bunların hepsi bağnazlığa, yobazlığa karşıdır. Ayrıca Atatürk herkesin anlaması için Kur'an-ı Türkçe'ye çevirtmiş, din dilini Türkçeleştirmiş, savaşta zarar görmüş ve tarihi değeri olan yüzlerce camiyi tamir ettirmiş, dini bayramlar kutlanmış, isteyen namazını kılmış, orucunu tutmuştur. Zorla kadınların baş örtülerinin çıkarıldığı, şapka takmayanların asıldığı, camilerin ahır yapıldığı, haccın yasaklandığı gibi iddialar yobaz yalanlarıdır. Kısacası, Atatürk'ün büyüklüğü, az inanması, çok inanması veya inanmamasından değil (bu Atatürk'ü ilgilendirir) vatanın bağımsızlığını, ulusun egemenliğini sağlamasından, aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünü sağlamasından, kadınlara haklar vermiş olmasından, bilime ve sanata önem vermesinden, kuldan birey, tebadan yurttaş, ümmetten ulus çıkarmasından, yurttaşların eşit olduğu, tam bağımsız, laik ve çağdaş bir devlet kurmasından kaynaklanır. Bakmayın siz ham yobazın sayıklamalarına! Bugün İslam dünyasının içler acısı halini gören Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı aklı başında her Müslüman, Atatürk'e duacıdır. Atatürk düşmanı yobaz bunları anlar mı? Hiç sanmam! Anlasa yobaz olmazdı.

Atatürk'e neden mi büyük saygı duyuyoruz? Atatürk'ün büyüklüğü, Atatürk'ün Türk ulusu için önemi, kişisel inancından veya inançsızlığından değil, vatanı bağımsızlığına, ulusu egemenliğine, kadını haklarına kavuşturmasından ve tüm yurttaşların çağdaş hukuk önünde eşit, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde ulus olduğu, üreten, kendi ayakları üstünde duran, tam bağımsız, laik, çağdaş bir ulus devlet kurmasından kaynaklanır. Atatürk'e nedeni büyük saygı duyuyoruz? Varlık yokluk savaşımız Türk Bağımsızlık Savaşı'nı örgütleyip, yönetip zaferle sonuçlandırdığı için saygı duyuyoruz. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek yüz yıllardır kendini Allah'ın yer yüzündeki gölgesi olarak gören saray saltanatına karşı, ulusun egemenliğini sağladığı için saygı duyuyoruz. Yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son verip borçlu bağımlı düzeni yıkıp kendi ayakları üstünde duran tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurduğu için saygı duyuyoruz. İnsan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarını benimsediği için saygı duyuyoruz. Kadına insanlık onuruna uygun haklar tanıdığı için saygı duyuyoruz. "En hakiki mürşit ilim ve fendir" diyerek her yönüyle laik, çağdaş bir cumhuriyet kurduğu için saygı duyuyoruz. "Yurtta barış dünyada barış diyerek" savaşı, yıkımı değil, barışı yücelttigi için büyük saygı duyuyoruz. Atatürk, büyük çoğunluğu Müslüman olan Türk ulusunun vatanını, canını, namusunu, özgürlüğünü ve inancını emperyalizmin baskısından kurtarmıştır. İşgalci Yunanlılar camileri yakmış, Muslümlanları katletmiş, hatta Eskişehir'i işgal ettiklerinde ezanları susturmuşlar ve Ayasofya'ya çan takmayı bile düşünmüşlerdi. Atatürk'ün örgütlediği ve bizzat başkomutan olarak yönettiği Türk Bağımsızlık Savaşı'nın kazanılması sayesinde sadece vatan değil, bu topraklarda yaşayan halkın, dolayısıyla Müslümanların canı, malı, namusu, onuru ve inancı da kurtuldu. İşte bu nedenle dün ve bugün bu topraklarda aklı başında, onurlu ve yurtsever her yurttaş (ve dolayısıyla Müslümanlar ) Atatürk'e minnettardır. Atatürk'ün din konusundaki kişisel tutumu bu gerçeği değiştirmez. Atatürk'ün devrimleri dine değil, dinciliğe, yobazlığa, cehalete, geri kalmışlığın kaynaklarını kurutmaya yöneliktir. Devletin, insan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarıyla yönetilmesi, fesi çıkarttırmayı ve uygar biçimde giyinmeyi amaçlayan kılık kıyafet devrimi, Türkçe'ye uymayan Arap harflerinin yerine Türkçe'ye uyan harflerin kabulü, (harfler kutsal değildir) eski tartı, ölçü vb bırakılıp yenilerinin alınması, yozlaşmış tarikatların, tekke ve zaviyelerin kapatılması, soyadı kanununun kabulü, bozulmuş medreselerin kapatılması, tarih boyu siyaset kavgalarının aracı olmuş dini bir gerekliliği de olmayan hilafetin kaldırılması, çağdaş okulların açılması, vb devrimler, hiçbiri din karşıtı değildir. Evet, bunların hepsi bağnazlığa, yobazlığa karşıdır. Ayrıca Atatürk herkesin anlaması için Kur'an-ı Türkçe'ye çevirtmiş, din dilini Türkçeleştirmiş, savaşta zarar görmüş ve tarihi değeri olan yüzlerce camiyi tamir ettirmiş, dini bayramlar kutlanmış, isteyen namazını kılmış, orucunu tutmuştur. Zorla kadınların baş örtülerinin çıkarıldığı, şapka takmayanların asıldığı, camilerin ahır yapıldığı, haccın yasaklandığı gibi iddialar yobaz yalanlarıdır. Kısacası, Atatürk'ün büyüklüğü, az inanması, çok inanması veya inanmamasından değil (bu Atatürk'ü ilgilendirir) vatanın bağımsızlığını, ulusun egemenliğini sağlamasından, aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünü sağlamasından, kadınlara haklar vermiş olmasından, bilime ve sanata önem vermesinden, kuldan birey, tebadan yurttaş, ümmetten ulus çıkarmasından, yurttaşların eşit olduğu, tam bağımsız, laik ve çağdaş bir devlet kurmasından kaynaklanır. Bakmayın siz ham yobazın sayıklamalarına! Bugün İslam dünyasının içler acısı halini gören Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı aklı başında her Müslüman, Atatürk'e duacıdır. Atatürk düşmanı yobaz bunları anlar mı? Hiç sanmam! Anlasa yobaz olmazdı.

104,794 views

Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar! 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlarca işgal edilmiştir. Osmanlı Saray Hükümeti işgale boyun eğmiştir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs 1919 Pazar günü öğleden sonra Samsun’dan Havza’ya geçmektedir. Havza yolunda bozulan otomobilinden inip “Dağ Başını Duman Almış” marşını söyleyerek yürümeye başlamış, arkadaşları da onu takip etmiştir. (1) Çünkü Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in işgaline rağmen umudunu kaybetmemiştir. O işgal karanlığına rağmen güneşin ufuktan doğacağına inancı tamdır. Atatürk, yıllar sonra, 27 Mart 1937’de, Ankara Halkevi’nde Bursalı gençlere bu olayı şöyle anlatmıştır: “Arkadaşlar, ben 1919 senesi Mayıs’ı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, Türk milletine güvenerek işe başladım. Samsun’dan Anadolu içlerine kırık bir otomobille gidiyordum… O kırık otomobil Anadolu yollarında ilerlerken… Ben Türk ufuklarından bir gün mutlak bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum.O şarkıyı (Dağ Başını Duman Almış Marşını) okutup tekrar ettirmekten maksadım Türkün bu güneşi doğunca muvaffak olacağını anlatmak içindi.”(2) Mustafa Kemal Paşa, ertesi gün, 26 Mayıs 1919’da, Havza’da kendisini ziyaret eden bir heyete de şunları söylemiştir: “Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız…Bizi öldürmek değil canlı mezara koymak istiyorlar.Şimdi çukurun kenarındayız. Son bir cüret belki bizi kurtarabilir." ----- 1) Ahmet Semerci,“Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’daki Çalışmaları”,Türk Dünyası Araştırmaları, Ocak-Şubat 2019, C.121, S.238, s. 85. 2)Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.29, s.175-176.

Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar! 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlarca işgal edilmiştir. Osmanlı Saray Hükümeti işgale boyun eğmiştir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs 1919 Pazar günü öğleden sonra Samsun’dan Havza’ya geçmektedir. Havza yolunda bozulan otomobilinden inip “Dağ Başını Duman Almış” marşını söyleyerek yürümeye başlamış, arkadaşları da onu takip etmiştir. (1) Çünkü Mustafa Kemal Paşa, İzmir’in işgaline rağmen umudunu kaybetmemiştir. O işgal karanlığına rağmen güneşin ufuktan doğacağına inancı tamdır. Atatürk, yıllar sonra, 27 Mart 1937’de, Ankara Halkevi’nde Bursalı gençlere bu olayı şöyle anlatmıştır: “Arkadaşlar, ben 1919 senesi Mayıs’ı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, Türk milletine güvenerek işe başladım. Samsun’dan Anadolu içlerine kırık bir otomobille gidiyordum… O kırık otomobil Anadolu yollarında ilerlerken… Ben Türk ufuklarından bir gün mutlak bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum.O şarkıyı (Dağ Başını Duman Almış Marşını) okutup tekrar ettirmekten maksadım Türkün bu güneşi doğunca muvaffak olacağını anlatmak içindi.”(2) Mustafa Kemal Paşa, ertesi gün, 26 Mayıs 1919’da, Havza’da kendisini ziyaret eden bir heyete de şunları söylemiştir: “Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız…Bizi öldürmek değil canlı mezara koymak istiyorlar.Şimdi çukurun kenarındayız. Son bir cüret belki bizi kurtarabilir." ----- 1) Ahmet Semerci,“Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’daki Çalışmaları”,Türk Dünyası Araştırmaları, Ocak-Şubat 2019, C.121, S.238, s. 85. 2)Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.29, s.175-176.

16,320 views

Büyük Zafer, Hilafet Ordusuyla, Anzavur eşkiyasıyla, idam fermanlarıyla,şeyhülislam fetvasıyla,ihanet bildirileriyle düşmana yardım eden Vahdettinlere, Damat Feritlere, Dürrizade Abdullahlara,İskilipli Atıflara,Mustafa Sabrilere içimizdeki işbirlikçilere rağmen kazanılmıştır.

Büyük Zafer, Hilafet Ordusuyla, Anzavur eşkiyasıyla, idam fermanlarıyla,şeyhülislam fetvasıyla,ihanet bildirileriyle düşmana yardım eden Vahdettinlere, Damat Feritlere, Dürrizade Abdullahlara,İskilipli Atıflara,Mustafa Sabrilere içimizdeki işbirlikçilere rağmen kazanılmıştır.

437,155 views

"FİLAN VE FALAN ŞEYHİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ İLE MADDİ VE MANEVİ SAADET ARAYANLAR" “Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin yaydığı ışık karşısında filan ve falan şeyhin yol göstericliğiyle maddi ve manevi saadet arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni camiasında varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir." (Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925, Kastamonu) (Konuşmanın tamamı için bkz: Atatürk'ün Bütün Eserleri, C.17, s. 294) Atatürk bu sözleri 100 yıl önce söylemişti. "Filan ve falan şeyhin yol göstericiliği ile maddi ve manevi saadet arayanlar" Fetöler sizin eseriniz. Fetö ve türevleri ile birlikte yol yürüyenler sizsiniz. Fetö tehdidine karşı halkı uyarıp uyandırmaya çalışanlar, Fetö'nün ipliğini pazara çıkaranlar ise Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi Atatürkçü, Kemalist aydınlardır. Öldürüldüler.

"FİLAN VE FALAN ŞEYHİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ İLE MADDİ VE MANEVİ SAADET ARAYANLAR" “Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin yaydığı ışık karşısında filan ve falan şeyhin yol göstericliğiyle maddi ve manevi saadet arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni camiasında varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir." (Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925, Kastamonu) (Konuşmanın tamamı için bkz: Atatürk'ün Bütün Eserleri, C.17, s. 294) Atatürk bu sözleri 100 yıl önce söylemişti. "Filan ve falan şeyhin yol göstericiliği ile maddi ve manevi saadet arayanlar" Fetöler sizin eseriniz. Fetö ve türevleri ile birlikte yol yürüyenler sizsiniz. Fetö tehdidine karşı halkı uyarıp uyandırmaya çalışanlar, Fetö'nün ipliğini pazara çıkaranlar ise Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi Atatürkçü, Kemalist aydınlardır. Öldürüldüler.

150,024 views

Mustafa Kemal'in askerleriyiz! 🇹🇷 Bu topraklarda "Mustafa Kemal'in askeri olmak" suç değildir, olamaz. Mustafa Kemal'in askeri olmak tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nden yana olmak demektir. Mustafa Kemal'in askeri olmak onurdur. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyen teğmenlerimiz onurumuzdur. Mustafa Kemal'in askerlerinin Mustafa Kemal'in ordusundan atılmasını ulusal vicdan asla kabul etmeyecektir. Biz de hepimiz #Mustafakemalinaskerleriyiz

Mustafa Kemal'in askerleriyiz! 🇹🇷 Bu topraklarda "Mustafa Kemal'in askeri olmak" suç değildir, olamaz. Mustafa Kemal'in askeri olmak tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nden yana olmak demektir. Mustafa Kemal'in askeri olmak onurdur. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyen teğmenlerimiz onurumuzdur. Mustafa Kemal'in askerlerinin Mustafa Kemal'in ordusundan atılmasını ulusal vicdan asla kabul etmeyecektir. Biz de hepimiz #Mustafakemalinaskerleriyiz

171,950 views

Uğur Mumcu, Mustafa Kemal'i laikliğe yönelten ana nedeninin Kurtuluş Savaşı sırasında dininin İngilizlerin elinde kullanıldığını görmekten kaynaklandığını ileri sürer. Evet, ana nedenlerden biri gerçekten de budur. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz işbirlikçisi Saray Hükümeti,(Padişah Vahdettin ve Damat Ferit hükümetleri) fetvalarla, idam fermanlarıyla, Anzavur'la, Hilafet Ordusu'yla iç savaş çıkarıp kardeşi kardeşe kırdırdı. İngilizlerin ve Sarayın dini kullanarak halkı kışkırtmaları ile Kurtuluş Savasina karşı çok sayıda padişahçı isyan çıktı. Bununla birlikte Atatürk'ü laikliğe yönelten ana nedenlerden biri de aklın, düşüncenin ve vicdan özgürlüğünün ve bilimin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, devletin insan aklının ve tecrübesinin eseri hukuk kurallarıyla yönetilmesini sağlayarak ulusun egemen olduğu çağdaş, uygar bir düzen kurmaktı.

Uğur Mumcu, Mustafa Kemal'i laikliğe yönelten ana nedeninin Kurtuluş Savaşı sırasında dininin İngilizlerin elinde kullanıldığını görmekten kaynaklandığını ileri sürer. Evet, ana nedenlerden biri gerçekten de budur. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz işbirlikçisi Saray Hükümeti,(Padişah Vahdettin ve Damat Ferit hükümetleri) fetvalarla, idam fermanlarıyla, Anzavur'la, Hilafet Ordusu'yla iç savaş çıkarıp kardeşi kardeşe kırdırdı. İngilizlerin ve Sarayın dini kullanarak halkı kışkırtmaları ile Kurtuluş Savasina karşı çok sayıda padişahçı isyan çıktı. Bununla birlikte Atatürk'ü laikliğe yönelten ana nedenlerden biri de aklın, düşüncenin ve vicdan özgürlüğünün ve bilimin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, devletin insan aklının ve tecrübesinin eseri hukuk kurallarıyla yönetilmesini sağlayarak ulusun egemen olduğu çağdaş, uygar bir düzen kurmaktı.

53,971 views

105 yıl önce bugün, 24 Mayıs 1920'de, Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve bazı arkadaşlarının İDAM kararını onayladı. Mustafa Kemal Paşa ve bazı silah arkadaşları, 11 Mayıs 1920'de; İstanbul Saray Hükümeti’nin düzmece bir mahkemesince (Nemrut Mustafa Divanı) gıyaben idama mahkûm edildiler. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının bu idam kararı, 24 Mayıs 1920'de Halife-Sultan Vahdettin tarafından onaylandı. Ayrıntı için bkz.

105 yıl önce bugün, 24 Mayıs 1920'de, Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve bazı arkadaşlarının İDAM kararını onayladı. Mustafa Kemal Paşa ve bazı silah arkadaşları, 11 Mayıs 1920'de; İstanbul Saray Hükümeti’nin düzmece bir mahkemesince (Nemrut Mustafa Divanı) gıyaben idama mahkûm edildiler. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının bu idam kararı, 24 Mayıs 1920'de Halife-Sultan Vahdettin tarafından onaylandı. Ayrıntı için bkz.

114,491 views

Saltanat ile cumhuriyetin farkı. Sarayın kapısında kul olmakla Cumhuriyetin bağrında yurttaş olmanın farkı. Sultan ile Cumhurbaşkanının farkı. Milletinin sinesinden çıkan Mustafa Kemal Atatürk'ün farkı... 👇

Saltanat ile cumhuriyetin farkı. Sarayın kapısında kul olmakla Cumhuriyetin bağrında yurttaş olmanın farkı. Sultan ile Cumhurbaşkanının farkı. Milletinin sinesinden çıkan Mustafa Kemal Atatürk'ün farkı... 👇

62,850 views

5 Temmuz 1938, Türk ordusu (Mustafa Kemal'in askerleri) Hatay'a girdi. İşte o görüntüler: 3 Temmuz 1938 Pazar... Türk ve Fransız hükümetleri arasında Antakya'daki görüşmeler sonuçlandı. Hatay'a 2500 Türk askerinin girmesi kabul edildi. 5 Temmuz 1938 Salı… Kurmay Albay Şükrü Kanatlı'nın komutasındaki Türk tugayı sabah 5.00'da Payas'tan, 6.00'da Hassa'dan sınırı geçip Hatay'a girdi.Türk Ordusu'nun geleceğini duyan Hataylılar daha geceden sokağa fırlamış, sınıra hücum ediyordu.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. İskenderun yolu üzerinde Türk köylüleri kadın-erkek ellerinde çiçeklerle, ağlayarak, askerlerin ayaklarına kapanarak Türk Ordusu'nu bekliyordu. Sabırsızlanan halk, otomobil ve kamyonlarla askeri taşımak için yalvarıyordu. Antakya'da şehir tamamen boşalmıştı.Şehrin girişinde 80-100 bin civarında bir kalabalık orduyu bekliyordu.Türk Ordusu şehre girerken tören alanında bir Fransız taburu da selam vaziyeti almıştı.Türk taburu tören alanından geçerken kopan alkış tufanı arasından “Yaşasın Türk askeri… Yaşasın Atatürk…” sesleri yükseliyordu." "Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay" başlıklı yazımdan alıntıdır.

Sensitive content

5 Temmuz 1938, Türk ordusu (Mustafa Kemal'in askerleri) Hatay'a girdi. İşte o görüntüler: 3 Temmuz 1938 Pazar... Türk ve Fransız hükümetleri arasında Antakya'daki görüşmeler sonuçlandı. Hatay'a 2500 Türk askerinin girmesi kabul edildi. 5 Temmuz 1938 Salı… Kurmay Albay Şükrü Kanatlı'nın komutasındaki Türk tugayı sabah 5.00'da Payas'tan, 6.00'da Hassa'dan sınırı geçip Hatay'a girdi.Türk Ordusu'nun geleceğini duyan Hataylılar daha geceden sokağa fırlamış, sınıra hücum ediyordu.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. İskenderun yolu üzerinde Türk köylüleri kadın-erkek ellerinde çiçeklerle, ağlayarak, askerlerin ayaklarına kapanarak Türk Ordusu'nu bekliyordu. Sabırsızlanan halk, otomobil ve kamyonlarla askeri taşımak için yalvarıyordu. Antakya'da şehir tamamen boşalmıştı.Şehrin girişinde 80-100 bin civarında bir kalabalık orduyu bekliyordu.Türk Ordusu şehre girerken tören alanında bir Fransız taburu da selam vaziyeti almıştı.Türk taburu tören alanından geçerken kopan alkış tufanı arasından “Yaşasın Türk askeri… Yaşasın Atatürk…” sesleri yükseliyordu." "Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay" başlıklı yazımdan alıntıdır.

79,055 views

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yüz yılındaki en büyük başarılarından biri kadını sınırlandıran bağları parçalayıp -tüm gerici baskılara rağmen- kadınların eşit ve özgür biçimde her alanda hayata katılmasını sağlamış olmasıdır. Bugün İslam dünyasında kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Türkiye'dedir. Türkiye'de kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Atatürk'ün Aydınlanma Devrimi'nin, Laik Cumhuriyet'in eseridir. Atatürk şöyle demişti: "Bizce Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır." "Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." Ve Cumhuriyetimizin 100.yılında kadın voleybol milli takımımız dünya ve Avrupa şampiyonu olup "omuzlar üzerinde göklere yükseldi." Atatürk'ümüzle, laik Cumhuriyetimizle, başarılarıyla göğsümüzü kabartan, bayrağımızı en yükseğe çıkaran kadınlarımızla gurur duyuyoruz.👏

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yüz yılındaki en büyük başarılarından biri kadını sınırlandıran bağları parçalayıp -tüm gerici baskılara rağmen- kadınların eşit ve özgür biçimde her alanda hayata katılmasını sağlamış olmasıdır. Bugün İslam dünyasında kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Türkiye'dedir. Türkiye'de kadın hakları adına ne görürseniz çoğu Atatürk'ün Aydınlanma Devrimi'nin, Laik Cumhuriyet'in eseridir. Atatürk şöyle demişti: "Bizce Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en saygın düzeyde, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır." "Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." Ve Cumhuriyetimizin 100.yılında kadın voleybol milli takımımız dünya ve Avrupa şampiyonu olup "omuzlar üzerinde göklere yükseldi." Atatürk'ümüzle, laik Cumhuriyetimizle, başarılarıyla göğsümüzü kabartan, bayrağımızı en yükseğe çıkaran kadınlarımızla gurur duyuyoruz.👏

185,467 views

Atatürk döneminde kadın kıyafeti konusunda "Şapka Kanunu" gibi bir devrim kanunu çıkarılmadı.(*) Sadece bazı belediyelerin aldığı kararlar ile yetinildi. Cumhuriyet Baloları, başta olmak üzere çeşitli balolar, düğünler, toplantılar, okullar, kültür sanat etkinlikleri sayesinde kadınların çağdaş kılık kıyafeti benimsemesine çalışıldı. Atatürk, ayrım yapmadan herkesin, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının Cumhurbaşkanıydı. Atatürk ayrım yapmadan herkesi bizzat dinler, sorunlarını çözmek için bizzat yetkilileri seferber ederdi. (*) Şapka Kanunu'na karşı gelmenin ve şapka takmamanın cezası da idam değildi. Şapkaya karşı çıkan ve şapka takmayan hiç kimse idam edilmedi. Ayrıntı için bkz. 👇

Atatürk döneminde kadın kıyafeti konusunda "Şapka Kanunu" gibi bir devrim kanunu çıkarılmadı.(*) Sadece bazı belediyelerin aldığı kararlar ile yetinildi. Cumhuriyet Baloları, başta olmak üzere çeşitli balolar, düğünler, toplantılar, okullar, kültür sanat etkinlikleri sayesinde kadınların çağdaş kılık kıyafeti benimsemesine çalışıldı. Atatürk, ayrım yapmadan herkesin, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının Cumhurbaşkanıydı. Atatürk ayrım yapmadan herkesi bizzat dinler, sorunlarını çözmek için bizzat yetkilileri seferber ederdi. (*) Şapka Kanunu'na karşı gelmenin ve şapka takmamanın cezası da idam değildi. Şapkaya karşı çıkan ve şapka takmayan hiç kimse idam edilmedi. Ayrıntı için bkz. 👇

50,441 views

Atatürk'ün Ankara'ya geldiği 27 Aralık 1919'un 106. yıl dönümünde hep birlikte ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde toplanıp Anıtkabir'de buluştuk. Türk ulusu, Atatürk'ün kurduğu üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik saldırılara karşı dimdik ayakta...

Atatürk'ün Ankara'ya geldiği 27 Aralık 1919'un 106. yıl dönümünde hep birlikte ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde toplanıp Anıtkabir'de buluştuk. Türk ulusu, Atatürk'ün kurduğu üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik saldırılara karşı dimdik ayakta...

40,778 views

Türk milleti Atatürk'le özdeşleşmiştir, bütünleşmiştir, müthiş bir duygu bağı kurmuştur, o bağı koparmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Türk milleti Atatürk'le özdeşleşmiştir, bütünleşmiştir, müthiş bir duygu bağı kurmuştur, o bağı koparmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

154,728 views

Yakup Kadri ve "Yaban"daki Kemalist “...Bekir Çavuş: – Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. – Onlar kim? – Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... –İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? –Biz Türk değiliz ki, beyim. –Ya nesiniz? – Biz İslamız, elhamdülillah... Bekir Çavuş'la artık daha ziyade konuşmağa mecalim yok. Asılmış bir adam gibi başım göğsüme düşüyor. Bunalıp kalıyorum. Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir.” “… Ve arkadaşlarına Rumca bir şeyler söyleyerek beni gösterdi. – Siz bir subaysınız öyle mi? – Ne zaman? Nerede? – Umumi harpte, muhtelif cephelerde bulundum. – Kolunuzu nerede kaybettiniz? – Çanakkale'de... dedim. – Ha ha, öyle ise siz mükemmel bir Kemalist'siniz: – Bir Kemalist mi? Evet. Fakat, Çanakkale'de harp ettiğim için değil, sade bir namuslu Türk olduğum için…” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, 2013, s.153, 184) Video: Kronik Doküman

Yakup Kadri ve "Yaban"daki Kemalist “...Bekir Çavuş: – Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. – Onlar kim? – Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... –İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? –Biz Türk değiliz ki, beyim. –Ya nesiniz? – Biz İslamız, elhamdülillah... Bekir Çavuş'la artık daha ziyade konuşmağa mecalim yok. Asılmış bir adam gibi başım göğsüme düşüyor. Bunalıp kalıyorum. Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir.” “… Ve arkadaşlarına Rumca bir şeyler söyleyerek beni gösterdi. – Siz bir subaysınız öyle mi? – Ne zaman? Nerede? – Umumi harpte, muhtelif cephelerde bulundum. – Kolunuzu nerede kaybettiniz? – Çanakkale'de... dedim. – Ha ha, öyle ise siz mükemmel bir Kemalist'siniz: – Bir Kemalist mi? Evet. Fakat, Çanakkale'de harp ettiğim için değil, sade bir namuslu Türk olduğum için…” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, 2013, s.153, 184) Video: Kronik Doküman

86,763 views

Maltepe'de olağanüstü bir kalabalık ve ulusal bir heyecan var. Her yaştan insan, bir birine büyük saygı duyarak yan yana duruyor. Maltepe'de Türk bayrağının gölgesinde toplanan yüz binler, milyonlar hak, hukuk, adalet diyerek, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye haykırarak ulusal egemenliğe, laik, demokratik Cumhuriyete sahip çıkıyor. 🇹🇷 "Egemenlik kayıtsız şartsız milletndir." Hiç bir güç milet egemenliğinin önünde duramaz. Maltepe'de orada bizzat halkın içinde biri olarak gözlemim şu ki, meydandaki milyonların görünmez önderi tartışmasız Mustafa Kemal Atatürk... Türk ulusu yeniden Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde birleşiyor.

Maltepe'de olağanüstü bir kalabalık ve ulusal bir heyecan var. Her yaştan insan, bir birine büyük saygı duyarak yan yana duruyor. Maltepe'de Türk bayrağının gölgesinde toplanan yüz binler, milyonlar hak, hukuk, adalet diyerek, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye haykırarak ulusal egemenliğe, laik, demokratik Cumhuriyete sahip çıkıyor. 🇹🇷 "Egemenlik kayıtsız şartsız milletndir." Hiç bir güç milet egemenliğinin önünde duramaz. Maltepe'de orada bizzat halkın içinde biri olarak gözlemim şu ki, meydandaki milyonların görünmez önderi tartışmasız Mustafa Kemal Atatürk... Türk ulusu yeniden Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde birleşiyor.

53,554 views

HATAY KURTULDU. YAŞA, VAR OL ATATÜRK 5 Temmuz 1938 Salı.Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birliği sabah 06.00 gibi Hatay'a girdi. On binlerce Hataylılar daha geceden sokağa fırlamıştı.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. Detay için: 📌Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay 📌Atatürk'ün Savaşsız Antlaşma Yöntemi ve Hatay Sorunu 📌Tarihten Ders Almak, Konu Demografi 📌Son Adım 📌Hatay'da İşgal ve Direniş

HATAY KURTULDU. YAŞA, VAR OL ATATÜRK 5 Temmuz 1938 Salı.Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birliği sabah 06.00 gibi Hatay'a girdi. On binlerce Hataylılar daha geceden sokağa fırlamıştı.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. Detay için: 📌Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay 📌Atatürk'ün Savaşsız Antlaşma Yöntemi ve Hatay Sorunu 📌Tarihten Ders Almak, Konu Demografi 📌Son Adım 📌Hatay'da İşgal ve Direniş

59,061 views

Çin'i de yendik (3-2). 4'te 4 oldu. Milletler Liginde yenilgisiz tek takım Türkiye.🇹🇷Tebrikler Cumhuriyetimizin dünya markası kadın voleybol milli takımımız.Türkiye Voleybol Federasyonu 👏

Çin'i de yendik (3-2). 4'te 4 oldu. Milletler Liginde yenilgisiz tek takım Türkiye.🇹🇷Tebrikler Cumhuriyetimizin dünya markası kadın voleybol milli takımımız.Türkiye Voleybol Federasyonu 👏

36,182 views

CUMHURİYET'İN DEV ESERLERİNDEN Ankara Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Atatürk, bu toprakların tüm geçmiş birikimine, tarihine, kültürüne sahip çıkılmasını, coğrafyasının bilinmesini istiyordu. Bu amaçla ADTCF'yi kurdu. 14 Haziran 1935 tarihli ve 2795 sayılı bir kanunla kurulan Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi 9 Ocak 1936'da Atatürk'ün de katıldığı bir törenle açıldı. Cumhuriyeti kuranlar, Atatürk ve dava (devrim) arkadaşları, Atatürk düşmanı yobazın iddia ettiği gibi, bizi geçmişimizden koparamadılar, tam tersine yüzlerce yıldır kopuk olduğumuz geçmişimizle ve üzerinde yaşadığımız topraklarımızın geçmişiyle bağ kurmamızı sağladılar. Türk ulusunun kendi geçmişiyle ve yaşadığı toprakların tüm geçmişiyle bağ kurmasında Atatürk'ün kurduğu ADTCF'nin, TDK, TTK gibi kurumların, yaptırdığı arkeoloji, tarih, dil ve antropoloji çalışmalarının, yazdırdığı tarih kitaplarının rolü çok büyüktür.

CUMHURİYET'İN DEV ESERLERİNDEN Ankara Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Atatürk, bu toprakların tüm geçmiş birikimine, tarihine, kültürüne sahip çıkılmasını, coğrafyasının bilinmesini istiyordu. Bu amaçla ADTCF'yi kurdu. 14 Haziran 1935 tarihli ve 2795 sayılı bir kanunla kurulan Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi 9 Ocak 1936'da Atatürk'ün de katıldığı bir törenle açıldı. Cumhuriyeti kuranlar, Atatürk ve dava (devrim) arkadaşları, Atatürk düşmanı yobazın iddia ettiği gibi, bizi geçmişimizden koparamadılar, tam tersine yüzlerce yıldır kopuk olduğumuz geçmişimizle ve üzerinde yaşadığımız topraklarımızın geçmişiyle bağ kurmamızı sağladılar. Türk ulusunun kendi geçmişiyle ve yaşadığı toprakların tüm geçmişiyle bağ kurmasında Atatürk'ün kurduğu ADTCF'nin, TDK, TTK gibi kurumların, yaptırdığı arkeoloji, tarih, dil ve antropoloji çalışmalarının, yazdırdığı tarih kitaplarının rolü çok büyüktür.

16,067 views

TBMM, 31 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni onayladı. “Uluslararası boğazların hiçbirinde, Montrö’de Türkiye’nin sahip olduğu nitelikte yetkilere hiçbir kıyı devleti sahip değildir.” Türkiye Montrö ile Boğazlarda "tam egemenlik" kurmuştur. Montrö, Boğazlardaki Türk kilididir. Mustafa Kemal Atatürk, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin onaylandığını şöyle duyurmuştu.👇

TBMM, 31 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni onayladı. “Uluslararası boğazların hiçbirinde, Montrö’de Türkiye’nin sahip olduğu nitelikte yetkilere hiçbir kıyı devleti sahip değildir.” Türkiye Montrö ile Boğazlarda "tam egemenlik" kurmuştur. Montrö, Boğazlardaki Türk kilididir. Mustafa Kemal Atatürk, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin onaylandığını şöyle duyurmuştu.👇

24,473 views

Bir şehidimizi de Büyükçekmece'de toprağa verdik. Şehidimiz Hv. Plt. Yb. Gökhan Korkmaz'ı son yolculuğuna hep birlikte uğurladık. Sadece Büyükçekmece değil, adeta İstanbul, kadın-erkek şehidimiz için Büyükçekmece Kuba Camisi ve civarını doldurdu. Camiden mezarlığa kadar olağanüstü bir kalabalık eşliğinde yürüdük. Halkın milli duygularını yok sayanlar çok yanılırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türk ulusuna ve Atatürk'e düşmanlık bu topraklarda tutmaz. Bugün Büyükçekmece'de şehidimizin cenaze töreninde kadın-erkek büyük bir bilinçle ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde Türk Milleti olarak toplanmış çok büyük bir kalabalık vardı. Her şeye rağmen ulusun bu birlikteliğini görmek beni bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, Türk ulusunun bir ferdi olarak gururlandırdı. 🇹🇷 Şehidimiz Yarbay Gökhan Korkmaz'a ve diğer şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına ve ulusumuza sabır ve baş sağlığı diliyorum.

Bir şehidimizi de Büyükçekmece'de toprağa verdik. Şehidimiz Hv. Plt. Yb. Gökhan Korkmaz'ı son yolculuğuna hep birlikte uğurladık. Sadece Büyükçekmece değil, adeta İstanbul, kadın-erkek şehidimiz için Büyükçekmece Kuba Camisi ve civarını doldurdu. Camiden mezarlığa kadar olağanüstü bir kalabalık eşliğinde yürüdük. Halkın milli duygularını yok sayanlar çok yanılırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türk ulusuna ve Atatürk'e düşmanlık bu topraklarda tutmaz. Bugün Büyükçekmece'de şehidimizin cenaze töreninde kadın-erkek büyük bir bilinçle ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde Türk Milleti olarak toplanmış çok büyük bir kalabalık vardı. Her şeye rağmen ulusun bu birlikteliğini görmek beni bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, Türk ulusunun bir ferdi olarak gururlandırdı. 🇹🇷 Şehidimiz Yarbay Gökhan Korkmaz'a ve diğer şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına ve ulusumuza sabır ve baş sağlığı diliyorum.

18,097 views

Videos

SMEYDAN's profile picture

AK MİLLİ TAKIM olmuş bu! Hiçbir hükümet devlet değildir! Cumhuriyetimizle yaşıt A Milli Futbol Takımımız sadece iktidar partisini, sadece bir siyasi partiyi veya bir siyasi lideri değil, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde birleşen tüm Türk ulusunu, hepimizi, Türkiyemizi temsil ediyor. 🇹🇷 Oysa bu klip AKP icraatın içinden kilibi, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık seçim klibi gibi olmuş! Demek ki seçim de yakın! Her şeyi siyasete araç yapmak, alet etmek zorunda mısınız? Zaten hemen her konuda ayrıştırılmış toplumumuzu kulüp ayrışmalarına karşın en kolay birleştirebildiğimiz bir konuda "milli takımlar" konusunda da ayrıştırmayın. Yapmayın! Yok, bunu "Artık Türkiye'de parti - devlet özdeşliği var; AKP demek devlet demektir, Türkiye demektir!" anlayışıyla yaptıysanız, şu gerçeği çok iyi bilmisiniz ki, hiçbir hükümet "devlet" değildir, her hükümet gelip geçicidir, "ilelebet payidar kalacak olan" Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Marşa ve yapılan klibe gelince, Türkiye bir savunma sanayi fuarına gitmiyor, Dünya Kupası'na gidiyor, orada futbol oynayacak. Bir spor organizasyonunda Türkiyemizi dünyaya tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, özellikle de misafirperver insanıyla; insanının o engin hoşgörüsüyle, bilime, sanata, spora, hukuka, adalete, demokrasiye, kadın haklarına, çocuk haklarına ve barışa verdiği önemle tanıtmak gerekir. Ne o? Bunlar iyi durumda değil mi? O zaman önce bunları iyileştirmek gerekir. Bu arada bizi birleştiren, ayrıştırmayan bir milli takım marşımız var. 🇹🇷

Sinan Meydan

96,434 views • 7 days ago

SMEYDAN's profile picture

Zavallı İsmet Özel👇 1) "Mustafa Kemal, Savaşı kazanma ihtimali sıfır olduğu için 'Attan düştüm!' deyip kolunu sardırıp Sakarya'da savaş meydanını terk etti, Ankara'ya döndü!" diyerek gerçeğin üstünde tepiniyor. Oysa gerçek şu: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralanmışsa da bu onu 12 Ağustos’ta cephede olmaktan alıkoyamamıştır. Doktorların tüm itirazlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, yarasını sardırıp o kırık kaburgası ile cepheye dönmüştür. 13 Ağustos 1921’de yürüyüşe geçen Yunan Ordusu, ilk defa 17-18 Ağustos’ta Türk Ordusu ile karşılaşmıştır. Yunan Ordusu, Türk kuvvetlerinin sol kanadını kuşatarak bu kısmını yok etmek ve Ankara’ya ulaşmak amacıyla 23 Ağustos’ta 100 km’lik cephede savaşı bütün şiddeti ile başlatmıştır. Yani şairin iddiasının aksine Sakarya Muharebesi başlarken Mustafa Kemal Paşa cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi boyunca da karagahta kalmış ve savaşı bizzat idare etmiştir. 2) "Türklerin savaşı kaybedeceğini anlayan Mustafa Kemal, 'bu benim başarısızlığım sayılmasın!' diye cepheyi terkedip Ankara'ya döndü, Sakarya Savaşında bulunmadı," diyen şair yine gerçeği çarpıtıyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, düşmanın Polatlı'ya dayandığı, herkesin savaşın kaybedildiğini düşündüğü o günlerde, Meclis'in, kendisine yönelik "Başkomutan ol, cepheye git" çağrıları üzerine Meclis'in yetkilerinin de geçici bir süreyle (3 ay) kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı kabul edip, TÜM SORUMLULUĞU KENDİ ÜZERİNE ALIP cepheye gitti. Yani şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, tüm milletin sorumluluğunu, tüm meclisin sorumluluğunu en zor zamanda kendi üzerine aldı. Eğer, Mustafa Kemal Paşa, şairin dediği gibi "Bu benim başarısızlığım sayılmasın!" diye düşünseydi, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlığı kabul edip Meclisin, milletin tüm sorumluluğunu hiç üzerine almaz, bu büyük yükün altına hiç girmezdi. Oysa o her şeyi göze alarak bu sorumluluğu aldı. Şair söylemiyor ama,Sakarya Meydan Muharebesi kaybedilseydi, cephede olup olmadığına bakılmaksızın, tek sorumlu Mustafa Kemal Paşa olacaktı. Çünkü 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanuna göre Sakarya'da tek sorumlu ve olağanüstü yetkili başkomutan oydu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, "Attan düştüm, yaralıyım, Ankara'da kalacağım!" dediğine ilişkin hiçbir kayıt da yoktur. "Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Ankara'daydı", dolayısıyla savaşı yönetmedi! iddiası ise "Büyük Taarruz'da Başkomutan İsmet Özel'di!" iddiasından farksızdır. 3) "Atatürk Meclis'e dilekçe verip Gazi ünvanı istemiş" diyerek de şair gözümüzün içine bakarak açıkça gerçeği diri diri mezara gömüyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının aksine, Mustafa Kemal, dilekçe yazıp "Beni Gazi ve Mareşal yapın!" demedi. Sakarya Meydan Muharebesi'nin, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, ''Batı Cephesi Komutanı'' Edirne milletvekili İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Kozan milletbekili Fevzi (Çakmak) Paşa, imzalarıyla, 15-16 Eylül 1921'de Meclise gönderdikleri tarihi bir önergeyle, Mustafa Kemal Paşa'ya ''Müşirlik'' rütbesi ile ''Gazilik'' unvanı ''verilmesini' önerdiler. (Belgelere bakınız.) Yani şairin iddiasının aksine Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi ve Mareşallik rütbesi verilmesi isteği İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'dan geldi. Ve Meclis bu isteği kabul ettiği için 19 Eylül 1921 tarihli 153 numaralı kanunla Mustafa Kemal Gazi ve Mareşal oldu. İsmet Özel gibi Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı tipler, hiç yüzleri kızarmadan akıllarınca tarihi çarpıtıp gerçekdışı iddialar ortaya atıp Atatürk'ü değersizleştirerek hem iktidarın "Yeni Türkiye" dediği yapıya Atatürk'süz yeni bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar hem de böylece imanlarının daha da kuvvetleneceğini sanıyorlar! Ancak bu tür çarpık tezlerle ne Atatürk değerinden bir şey kaybeder, ne de bu tiplerin zayıf imanları kuvvetlenir. Olan kendilerine olur, zamanla toplum içine çıkacak yüzleri kalmaz, kalmadı da. Zavallı İsmet Özel...

Sinan Meydan

629,518 views • 1 year ago

SMEYDAN's profile picture

TÜRK MİLLETİ "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün bu millet tanımı ırkçı, dinci, mezhepçi her türlü ayrışmaya karşı kavrayıcı, kapsayıcı ve birleştirici bir tanımdır. Üstelik Atatürk bu tanımı, dünyada faşizm çağının yükseldiği, 1930'da yapmıştır. Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır. Bugün, Atatürk'ün kurduğu üniter ve laik Cumhuriyet ile kavgalı siyasal İslamcı bir iktidar ve ortağı, etnik kimlik siyaseti yapan bir parti ve bir terör örgütü, Türk Milleti kavramını anayasadan çıkarmak istiyor. Irkçılık mı? Asıl büyük ırkçılık, etnik köken, din, mezhep ayırmadan tüm ulusun ortak-üst kimliği, yurttaşlık bağı durumundaki Türk Milleti kavramına saldırılmasıdır. Bakmayın siz kimlik siyaseti ve ümmetçilik yapanlara! Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının büyük bölümü, kökeni, dini ne olursa olsun ay yıldızlı bayrağıın gölgesinde Türk Milleti olarak birleşmiştir. Türk Milletini anayasadan silmeye kalkmak, ulusu kimliksizleştirmek, ulusal birlik ve bütünlüğün yok olmasına neden olacaktır. Ulusal bütünlük olmadığında neler olduğunu görmek için Irak'a, Suriye'ye bakınız.

Sinan Meydan

281,877 views • 11 months ago

SMEYDAN's profile picture

Uğur Mumcu, bugünleri o günlerden görüp toplumu uyarmıştı. Uğur Mumcu, bıkıp usanmadan laikliğin anlam ve önemi ile artan din istismarını ve irtica tehtidini olanca açıklığıyla anlatmıştı: “Laiklik, Atatürk ilkelerinin temelini oluşturur. (...) Laikliğin toplumu büyük kargaşalardan ve kör bağnazlıklardan kurtaran bir dünya görüşü olduğunu yaşanan her olay ile yeniden öğreniyor ve Atatürk’ün büyüklüğünü her olayda yeniden anlıyoruz. (…) Yakın tarihimizde çok acı örnekleriyle gördük ki laiklik ilkesinden verilecek küçük, küçücük bir ödün, toplum için büyük ve onarılmaz yaralar açmaktadır.” (Cumhuriyet, 31 Temmuz 1981) “Laiklik, Atatürk ilkelerinin temelini oluşturur” diyen Uğur Mumcu, 1985’te “Yine Laiklik” başlıklı yazısında, “Laiklik ilkesi adım adım yok edilmektedir” diye yazmıştı (Cumhuriyet, 25 Eylül 1985) Laikliği savunmak gerektiğini belirten Mumcu, “Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” diye de eklemişti. (Cumhuriyet 1 Mart 1987) Mumcu, 1984’te “Böyle Başlar” başlıklı yazısında yine din sömürüsünden söz etmişti: “Din sömürüsünün sonu yoktur. Bu kapıyı bir kez açtınız mı, dince kutsal sayılan ne kadar kavram varsa siyaset sahnesinin malzemeleri olur. Bundan zarar görecek olan dinin kendisidir.” (Cumhuriyet, 16 Mart 1984) Mumcu, 1986’da “İrtica Var mı?” başlıklı yazısında irticaya verilen tavizler sonunda gelinen noktaya dikkat çekmişti: “Bugün tiyatro basıldı, yarın yasal toplantılar basılır. Siyasal partilere karşı silahlı eylemler düzenlenebilir. Anarşi ve terör dediğimiz kargaşa da işte böyle başlar. (...) 163’üncü madde devletin temellerini din kurallarına göre değiştirmeyi suç sayıyor da ne oluyor? Nakşibendi tarikatı bir partide, Süleymancılar bir başka partide kümeleniyorlar. Seçimlerde tarikat şeyhlerinin sakalları sıvazlanıyor. Demirel gibi mason localarına kayıtları düşmüş siyasetçiler Said Nursi’ye övgüler yağdıran demeçler veriyorlar. Yasaklar var da Allah aşkına ne değişiyor, ne engelleniyor?” (Cumhuriyet, 17 Aralık 1986)

Sinan Meydan

123,428 views • 4 months ago