
Sinan Meydan
@SMEYDAN • 705,466 subscribers
Historian,Author,(MA).İÜ Ed.Fak.Tarih; İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih ve YÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü; Cumhuriyet gazetesi
Shorts
Videos

LOZAN, "Onurlu Barış" Türkiye’nin Zaferi, Emperyalizmin Yenilgisi Sevr’den Lozan’a, 1920 Ağustos’undan 1923 Temmuz’una kadar yaklaşık üç yıl içinde Türkiye’nin ve Türklerin kötü kaderi tamamen değişti. Bu, modern insanlık tarihindeki en etkileyici, en şaşırtıcı ve en ilham verici değişimlerden biridir. Lozan Barış Antlaşması bu büyük değişimin uluslararası tescilidir. “Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu, İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür.” (Sir Andrew Ryan) "Lozan Türkiye'nin zaferi, İngiltere'nin hezimetidir... Kimse bunun, Batı için onurlu bir barış olduğunu söyleyemez." (Lloyd George) “Sevr, ölüm halinde hasta olan bir ulusun ‘defin ruhsatı’ gibi yazılmış olabilir. Fakat Lozan, yalnız bu ruhsatı iptal eden değil, aynı zamanda ‘hasta’ olmadığını eylemleriyle gösteren bir ulusun sağlık belgesi olmuştur.” (Arnold J. Toynbee, Kenneth P. Kirkwood, “Türkiye; Bir Devletin Yeniden Doğuşu”) "Nihayet sulh dün imzalandı ve milletimiz dokuz senedir devam eden kanlı, çetin bir mücadeleden sonra yüz binlerce evladının kanı pahasına hak ettiği şerefli bir sulha kavuştu." (Tevhid-i Efkar, 25 Temmuz 1923) LOZAN, "Onurlu Barış" kitapçılarda İnkılâp Kitabevi
Sinan Meydan6,313,049 次观看 • 1 年前

"Türkiye Cumhuriyeti kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." (Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, 1930) 1924 Anayasasından bu yana Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, Türkiye halkı, din ve ırk farkı olmaksızın hep birlikte "Türk Milleti"ni oluşturur. (Bkz. 1924 Anayasası 88. madde) Anayasada yurttaşlık bağı anlamında kullanılan ve hukuk karşında eşit haklara sahip yurttaşların ulusal kimliği durumundaki "Türk Milleti" ifadesini ısrarla etnik kökene indirgeyip Türkiye'deki bir, iki veya üç etnik kökeni ayrı ayrı "yurttaşlık bağı" ve "ulusal kimlik" olarak tanımlamaya kalkmak örneğin milleti-ulusu "Türk-Kürt-Arap" biçiminde tanımlamaya kalkmak, bir taraftan ülkedeki diğer etnik unsurları yok saydığı için hukuk önünde eşitlik ilkesine aykırı olacaktır, diğer taraftan toplumu etnik temelde ayrıştıracaktır. Türkiye Cumhuriyeti 1923 Lozan Antlaşması'ndan ve 1924 Anayasasından beri çok uluslu bir imparatorluk değil, bir ulus devlettir. 103 yıl sonra seçilmiş üç etnik kökenin yeni kimlik haline getirilmesi durumunda artık bir ulustan ve ulus devletten söz edilmez. Bu devlet artık çok uluslu bir devlet olacaktır. "O zaman Türk Milleti de demeyelim, başka bir şey diyelim! Türkiyeli diyelim!" demek ise Türk milletinin ulusal kimliğini silmeye kalmaktır. Dünyada hangi bağımsız devlet ve egemen ulus buna izin vermiştir? Örneğin bugün Avrupa'da ve dünyada, içinde değişik etnik kökenden yurttaşların yaşamadığı homojen bir devlet bulmak olanaksızdır. Buna karşın bugün Almanya'da "Alman demeyelim Almanyalı diyelim" , İngiltere'de "İngiliz demeyelim İngiltereli diyelim" , Fransa'da "Fransız demeyelim Fransalı diyelim" biçiminde ulus kimliği silmeye kalkan bir yaklaşım var mıdır? Ayrıca şunu herkes bilmelidir ki Türkiye'de "Türk milleti" kavramı masa başında veya referandumla ulusal kimlik olmadı. Türk milleti, devletler kuran zaferler kazanan köklü tarihiyle, zengin kültürüyle, ortak iletişim aracı diliyle, gerektiğinde tasada, kıvançta, savaşta, zaferde birleşmesiyle; Çanakkale'den Dumlupınar'a vatan için toprağa düşen şehitler sayesinde uluslaştı. 1923 Lozan Antlaşması'ndan, 1924 Anayasasına, 1926 Medeni Kanunundan 1961 Anayasasına, hatta bugünkü anayasamıza, Türkiye'de yurttaşlar etnik köken ve din farkı gözetilmeden laik hukuk önünde eşittir. Uygulamada sağlanamayan eşitliğin baş sorumlusu ise siyaset kurumu ve siyasi karar vericilerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 103 yıldaki en büyük başarılarından biri -içeriden ve dışarıdan tüm ayrıştırma ve bölme çabalarına karşın- Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tüm farklılıklarıyla ay yıldızlı bayrağın gölgesinde hep birlikte "Türk Milleti" potasında birleşmiş olmasıdır. Bir terör örgütünün, etnik ayrılıkçı siyasetin ve Cumhuriyeti bir türlü içselleştirememiş iktidar ve yandaşları ile "Aman oy kaybederiz!" kaygısı taşıyan bazı muhalefet partilerinin ve bazı siyasilerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin 103 yıllık üniter, laik ulus devlet modelini zayıflatacak hamleleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni geri dönülmez bir siyasi ve toplumsal karmaşaya sürükleme potansiyeline sahiptir.
Sinan Meydan43,364 次观看 • 13 天前

A Milli Kadın Voleybol Takımımızın başarıları sadece sportif başarı değildir. Onların başarıları; 👉Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne aidiyet duygusu ile "birlikte sevinmemizi" sağlıyor. (Sevinçte ve üzüntüde birleşebilmeyi başaran toplumlar uluslaşmış toplumlardır.) 👉Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak farklılıklarımızla hep birlikte ay yıldızlı bayrağın gölgesinde bir ulus (Türk ulusu) olmamızın anlam ve önemini gözler önüne seriyor. 👉Yaklaşık yüz yıl önce kadınlara insanlık onuruna uygun haklar veren Atatürk'ün laik Cumhuriyetinin değerini yeniden yeniden gösteriyor. 👉Atatürk'ün laik Cumhuriyeti'nin açtığı yolda, büyük başarılara imza attan voleybolcu kadınlarımız hem gelecek nesillere ilham veriyor hem de artık kadın haklarından geri dönüş olmayacağını tekrar tekrar hatırlatıyor. Özetle, A Milli Kadın Voleybol Takımımızın tarihi başarılarının şampiyonluklar ve sportif başarıların ötesine Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli bir anlamı var. Onlara boşuna "Atatürk'ün kızları" demiyoruz. Çünkü onlar laik Cumhuriyetimizin en başarılı, en görünür, en başat, sembolü oldular.
Sinan Meydan53,895 次观看 • 21 天前

Cumhuriyeti kuranlar, Atatürk ve devrim arkadaşları, demir yollarından madenlere, sudan elektriğe neredeyse tüm kaynakları ve yatırımları ayrıcalıklı yabancı şirketlerin elinde, dışa bağımlı, ulusal sanayiye sahip olmayan, borçlu ve savaş yorgunu bir ülke devraldılar. Yabancı şirketlerin elindeki kaynakları satın aldılar, yerli (ulusal) bir sanayi için özellikle 1930'dan sonra Planlı Devletçi kalkınma ile fabrikalar kurdular. Genç Cumhuriyet'in bir taraftan Osmanlı borçlarını ödeyip diğer taraftan Dünya Buhranı'nın etkilerine direnmeye çalışırken açtığı her fabrika, kendine güvenen, çalışan, yapan, üreten bir toplumu ve kendi ayakları üstünde duran bağımsız bir devleti temsil ediyordu. Genç Cumhuriyet'in Anadolu bozkırından yükselen her fabrika bacası Cumhuriyetin idealizmini simgeliyordu. 16 Eylül 1935'te Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası'nın açılışında bir Cumhuriyet gencinin okuduğu şu şiir, genç Cumhuriyet'in o idealizmini gözler önüne sermesi bakımından dikkat çekicidir. 👇
Sinan Meydan18,935 次观看 • 8 天前

5 Temmuz 1938: Türk ordusu (Mustafa Kemal'in askerleri) Hatay'a girdi. İşte o görüntüler: 3 Temmuz 1938 Pazar: Türk ve Fransız hükümetleri arasında Antakya'daki görüşmeler sonuçlandı. Hatay'a 2500 Türk askerinin girmesi kabul edildi. 4 Temmuz 1938 Pazartesi: Türk ordusunun öncü kuvvetleri Hatay'a girdi. 5 Temmuz 1938 Salı: Kurmay Albay Şükrü Kanatlı'nın komutasındaki Türk tugayı sabah 5.00'da Payas'tan, 6.00'da Hassa'dan sınırı geçip Hatay'a girdi. Türk Ordusu'nun geleceğini duyan Hataylılar daha geceden sokağa fırlamış, sınıra hücum ediyordu.Milli marşlar çalınıyor, evlerden, dükkânlardan, sokaklardan sevinç çığlıkları yükseliyor; şehir ayağa kalkmış, heyecan içinde dalgalanıyordu. İskenderun yolu üzerinde Türk köylüleri kadın-erkek ellerinde çiçeklerle, ağlayarak, askerlerin ayaklarına kapanarak Türk Ordusu'nu bekliyordu. Sabırsızlanan halk, otomobil ve kamyonlarla askeri taşımak için yalvarıyordu. Antakya'da şehir tamamen boşalmıştı.Şehrin girişinde 80-100 bin civarında bir kalabalık orduyu bekliyordu.Türk Ordusu şehre girerken tören alanında bir Fransız taburu da selam vaziyeti almıştı.Türk taburu tören alanından geçerken kopan alkış tufanı arasından “Yaşasın Türk askeri… Yaşasın Atatürk…” sesleri yükseliyordu." "Atatürk'ün Diplomasi Zaferi Hatay" başlıklı yazımdan alıntıdır.
Sinan Meydan95,664 次观看 • 2 个月前

10 Ağustos 1923- İsmet Paşa Lozan'dan Türkiye'ye döndü 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması'nı imzalayan Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, 10 Ağustos 1923'te, İstanbul'un girişinde coşkuyla karşılandı. İsmet Paşa'nın Türkiye dönerken bindiği trenin üzerine çiçeklerle SULH yazılmıştı. Çünkü Lozan, Türkiye'yi yaklaşık 12 yıldır beklenen gerçek barışa kavuşturmuştu. M. Kemal (Atatürk), kendisine, sizin için barışın anlamı nedir diye soranlara şöyle yanıt vermişti: "Arkadaşlar, barış istiyoruz, fakat dediğim gibi tam bağımsızlık istiyoruz. Barışın anlamı budur. Bunu istemeye hakkımız ve gücümüz vardır. On sene, yirmi sene, elli sene sonra aşağı görülerek ölmektense, hiç korkmayınız; kalp ve vicdanımız açık olarak bugün ölelim ve tarih bizi böyle yazsın." (2 Şubat 1923, İzmir) İşte Türkiye Lozan'da tam da M. Kemal Atatürk'ün tanımladığı o barışa kavuştu, çünkü Türkiye her şeyden önce tam bağımsızlığa kavuştu. Lozan'da sağlanan barışı Atatürk, "Yurtta barış dünyada barış" formülüyle bir barış düzeni haline getirdi. Türkiye 2. Dünya Savaşı gibi çok zor zamanlarda bu barış düzenini korumayı başardı. Lozan'da sağlanan barışla kurulan Lozan Barış Düzeni her şeye rağmen 103 yıldır ayakta. Siyasi hesaplar ve boş hayaller uğruna bu düzeni bozacak her girişim Türkiye'ye yapılmış en büyük kötülük olacaktır. Yaşasın Lozan, yaşasın Laik Cumhuriyet Yasatmak zorundayız...
Sinan Meydan56,709 次观看 • 1 个月前

Zavallı İsmet Özel👇 1) "Mustafa Kemal, Savaşı kazanma ihtimali sıfır olduğu için 'Attan düştüm!' deyip kolunu sardırıp Sakarya'da savaş meydanını terk etti, Ankara'ya döndü!" diyerek gerçeğin üstünde tepiniyor. Oysa gerçek şu: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralanmışsa da bu onu 12 Ağustos’ta cephede olmaktan alıkoyamamıştır. Doktorların tüm itirazlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, yarasını sardırıp o kırık kaburgası ile cepheye dönmüştür. 13 Ağustos 1921’de yürüyüşe geçen Yunan Ordusu, ilk defa 17-18 Ağustos’ta Türk Ordusu ile karşılaşmıştır. Yunan Ordusu, Türk kuvvetlerinin sol kanadını kuşatarak bu kısmını yok etmek ve Ankara’ya ulaşmak amacıyla 23 Ağustos’ta 100 km’lik cephede savaşı bütün şiddeti ile başlatmıştır. Yani şairin iddiasının aksine Sakarya Muharebesi başlarken Mustafa Kemal Paşa cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi boyunca da karagahta kalmış ve savaşı bizzat idare etmiştir. 2) "Türklerin savaşı kaybedeceğini anlayan Mustafa Kemal, 'bu benim başarısızlığım sayılmasın!' diye cepheyi terkedip Ankara'ya döndü, Sakarya Savaşında bulunmadı," diyen şair yine gerçeği çarpıtıyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, düşmanın Polatlı'ya dayandığı, herkesin savaşın kaybedildiğini düşündüğü o günlerde, Meclis'in, kendisine yönelik "Başkomutan ol, cepheye git" çağrıları üzerine Meclis'in yetkilerinin de geçici bir süreyle (3 ay) kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı kabul edip, TÜM SORUMLULUĞU KENDİ ÜZERİNE ALIP cepheye gitti. Yani şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, tüm milletin sorumluluğunu, tüm meclisin sorumluluğunu en zor zamanda kendi üzerine aldı. Eğer, Mustafa Kemal Paşa, şairin dediği gibi "Bu benim başarısızlığım sayılmasın!" diye düşünseydi, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlığı kabul edip Meclisin, milletin tüm sorumluluğunu hiç üzerine almaz, bu büyük yükün altına hiç girmezdi. Oysa o her şeyi göze alarak bu sorumluluğu aldı. Şair söylemiyor ama,Sakarya Meydan Muharebesi kaybedilseydi, cephede olup olmadığına bakılmaksızın, tek sorumlu Mustafa Kemal Paşa olacaktı. Çünkü 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanuna göre Sakarya'da tek sorumlu ve olağanüstü yetkili başkomutan oydu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, "Attan düştüm, yaralıyım, Ankara'da kalacağım!" dediğine ilişkin hiçbir kayıt da yoktur. "Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Ankara'daydı", dolayısıyla savaşı yönetmedi! iddiası ise "Büyük Taarruz'da Başkomutan İsmet Özel'di!" iddiasından farksızdır. 3) "Atatürk Meclis'e dilekçe verip Gazi ünvanı istemiş" diyerek de şair gözümüzün içine bakarak açıkça gerçeği diri diri mezara gömüyor. Gerçek şu: Şairin iddiasının aksine, Mustafa Kemal, dilekçe yazıp "Beni Gazi ve Mareşal yapın!" demedi. Sakarya Meydan Muharebesi'nin, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, ''Batı Cephesi Komutanı'' Edirne milletvekili İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Kozan milletbekili Fevzi (Çakmak) Paşa, imzalarıyla, 15-16 Eylül 1921'de Meclise gönderdikleri tarihi bir önergeyle, Mustafa Kemal Paşa'ya ''Müşirlik'' rütbesi ile ''Gazilik'' unvanı ''verilmesini' önerdiler. (Belgelere bakınız.) Yani şairin iddiasının aksine Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi ve Mareşallik rütbesi verilmesi isteği İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'dan geldi. Ve Meclis bu isteği kabul ettiği için 19 Eylül 1921 tarihli 153 numaralı kanunla Mustafa Kemal Gazi ve Mareşal oldu. İsmet Özel gibi Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı tipler, hiç yüzleri kızarmadan akıllarınca tarihi çarpıtıp gerçekdışı iddialar ortaya atıp Atatürk'ü değersizleştirerek hem iktidarın "Yeni Türkiye" dediği yapıya Atatürk'süz yeni bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar hem de böylece imanlarının daha da kuvvetleneceğini sanıyorlar! Ancak bu tür çarpık tezlerle ne Atatürk değerinden bir şey kaybeder, ne de bu tiplerin zayıf imanları kuvvetlenir. Olan kendilerine olur, zamanla toplum içine çıkacak yüzleri kalmaz, kalmadı da. Zavallı İsmet Özel...
Sinan Meydan729,748 次观看 • 2 年前

Lozan Barış Antlaşması'nı imzalayıp yurda dönen Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, 13 Ağustos 1923'te Ankara'da coşkuyla karşılandı. İsmet Paşa'yı, Mustafa Kemal Paşa Latife Hanımla birlikte karşıladı. Dile kolay! Lozan, yaklaşık 8 yıldır süren savaşı bitirmiş, beklenen ve özlenen barışı getirmiş, yüzlerce yıllık kapitülasyon bağımlılığına son vermiş, Türkiye'de toprak bütünlüğünü, hukuk birliğini ve yargı bağımsızlığını sağlamış, böylece tam bağımsız üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ne sağlam bir zemin oluşturmuştu.
Sinan Meydan51,289 次观看 • 1 个月前

AK MİLLİ TAKIM olmuş bu! Hiçbir hükümet devlet değildir! Cumhuriyetimizle yaşıt A Milli Futbol Takımımız sadece iktidar partisini, sadece bir siyasi partiyi veya bir siyasi lideri değil, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde birleşen tüm Türk ulusunu, hepimizi, Türkiyemizi temsil ediyor. 🇹🇷 Oysa bu klip AKP icraatın içinden kilibi, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık seçim klibi gibi olmuş! Demek ki seçim de yakın! Her şeyi siyasete araç yapmak, alet etmek zorunda mısınız? Zaten hemen her konuda ayrıştırılmış toplumumuzu kulüp ayrışmalarına karşın en kolay birleştirebildiğimiz bir konuda "milli takımlar" konusunda da ayrıştırmayın. Yapmayın! Yok, bunu "Artık Türkiye'de parti - devlet özdeşliği var; AKP demek devlet demektir, Türkiye demektir!" anlayışıyla yaptıysanız, şu gerçeği çok iyi bilmisiniz ki, hiçbir hükümet "devlet" değildir, her hükümet gelip geçicidir, "ilelebet payidar kalacak olan" Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Marşa ve yapılan klibe gelince, Türkiye bir savunma sanayi fuarına gitmiyor, Dünya Kupası'na gidiyor, orada futbol oynayacak. Bir spor organizasyonunda Türkiyemizi dünyaya tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, özellikle de misafirperver insanıyla; insanının o engin hoşgörüsüyle, bilime, sanata, spora, hukuka, adalete, demokrasiye, kadın haklarına, çocuk haklarına ve barışa verdiği önemle tanıtmak gerekir. Ne o? Bunlar iyi durumda değil mi? O zaman önce bunları iyileştirmek gerekir. Bu arada bizi birleştiren, ayrıştırmayan bir milli takım marşımız var. 🇹🇷
Sinan Meydan97,777 次观看 • 3 个月前

İlber Hoca hayatını kaybetti. Prof. İlber Ortaylı, akademik hayatının ötesinde, Türkiye'de tarihin sevdirilmesinde, tarihe ilginin artmasında çok özel bir yere sahipti. Hiç durmadan okudu, yazdı, çok seyahat etti ve bıkıp usanmadan tarihi ve hayatı anlattı. Tarihin gülen yüzü gibiydi. Yakınlarına, sevenlerine baş sağlığı diliyorum... Rahmetle...
Sinan Meydan163,569 次观看 • 6 个月前

Narkozlu olan sensin! Cumhuriyet büyük bir uyanıştır. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçilirken Türkiye'de 40 bin köyün 37 bininde okul ve öğretmen yoktu. Nüfusun yüzde 80'i köylerde yaşıyordu. Bu nedenle her şeyden önce köylere okul ve öğretmen götürmek gerekiyordu. Cumhuriyet köylere okul ve öğretmen göndermek için de seferberlik başlattı. Bunun için genç Cumhuriyet Köy Öğretmen Okulları, Köy Eğitmenleri ve Köy Enstitüleri projeleri geliştirdi. Genç Cumhuriyet, On binlerce köye okul ve öğretmen götürdü. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçerken Türkiye'de okuma yazma oranlarını biliyoruz. Çünkü 1927 yılında Harf Devrimi öncesinde nüfus sayımı yapıldı. Bu sayımda il il kadın erkek okur yazar sayısı da belirlendi. 1927'de Türkiye genelinde okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 10 civarında... Kadınlarda oran çok daha düşüktü. 1928'de Harf Devrimi yapıldıktan sonra Millet Mektepleri kuruldu. Bir okuma yazma seferberliği ilan edildi. Başöğretmen Atatürk basta olmak üzere Cumhuriyetimizin idealist öğretmenleri 7'den 70'e kadın erkek herkese okuma yazma öğretmeye başladı. 1935'te nüfus sayımı yapıldığında okuma yazma oranının yüzde 20'leri bulduğu görüldü. Ayrıntılar için "Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET" adlı kitabımı öneririm. Cumhuriyete "narkoz dönemi" demek için ya "kara cahil" ya büyük "nankör" olmak gerekir. Sinan MEYDAN
Sinan Meydan147,398 次观看 • 6 个月前
1:15
Sensitive content
This media may contain sensitive content.

TÜRK MİLLETİ "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün bu millet tanımı ırkçı, dinci, mezhepçi her türlü ayrışmaya karşı kavrayıcı, kapsayıcı ve birleştirici bir tanımdır. Üstelik Atatürk bu tanımı, dünyada faşizm çağının yükseldiği, 1930'da yapmıştır. Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır. Bugün, Atatürk'ün kurduğu üniter ve laik Cumhuriyet ile kavgalı siyasal İslamcı bir iktidar ve ortağı, etnik kimlik siyaseti yapan bir parti ve bir terör örgütü, Türk Milleti kavramını anayasadan çıkarmak istiyor. Irkçılık mı? Asıl büyük ırkçılık, etnik köken, din, mezhep ayırmadan tüm ulusun ortak-üst kimliği, yurttaşlık bağı durumundaki Türk Milleti kavramına saldırılmasıdır. Bakmayın siz kimlik siyaseti ve ümmetçilik yapanlara! Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının büyük bölümü, kökeni, dini ne olursa olsun ay yıldızlı bayrağıın gölgesinde Türk Milleti olarak birleşmiştir. Türk Milletini anayasadan silmeye kalkmak, ulusu kimliksizleştirmek, ulusal birlik ve bütünlüğün yok olmasına neden olacaktır. Ulusal bütünlük olmadığında neler olduğunu görmek için Irak'a, Suriye'ye bakınız.
Sinan Meydan282,002 次观看 • 1 年前

Türk Bağımsızlık Savaşı'na işbirlikçi sarayı (padişahı) ortak etmek isteyen "saray tarihçilerine" geçen yıl Samsun'dan yanıt vermiştim, bu yıl da Giresun'dan yanıt verdim! 📌Damat Ferit Hükümeti, Mustafa Kemal'i Samsun'a yerel direnişleri örgütleyip ulusal direniş haline getirsin, düşmana karşı silahlı direniş başlatsın diye göndermedi; Karadeniz'de Pontusçu çetelerle çatışan Türkleri durdurmak, Doğu Anadolu'daki şuraların asker toplamasını engelleyip bu şuraları kapatmak, silah ve cephaneyi toplamak için gönderdi. 📌Ayrıca Mustafa Kemal'i Samsun'a, Vahdettin seçip göndermedi. Vahdettin, 1923 Mekke Beyannamesinde, "Mustafa Kemal'i gönderen hükümetin kararına uydum" diyor.
Sinan Meydan97,837 次观看 • 4 个月前