AHMET ÖZCAN's banner
AHMET ÖZCAN's profile picture

AHMET ÖZCAN

@TC_Ahmet_Ozcan9,310 subscribers

Fitne Bükücü Laik Türkiye Cumhuriyeti için Milli Güvenlik tehditi oluşturan Fesligiller Familyasının iftiralarına cevaplar...

Videos

TC_Ahmet_Ozcan's profile picture

Osmanlıcılar! Hadi cevap verin.

AHMET ÖZCAN

88,170 görüntüleme • 6 ay önce

TC_Ahmet_Ozcan's profile picture

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,480 görüntüleme • 1 yıl önce

TC_Ahmet_Ozcan's profile picture

Fesli Maymun bir televizyona çıktığı bir programda "Türkiye'yi Yunan'dan ne Mustafa Kemal kurtardı, ne İsmet Paşa kurtardı, ne Fevzi Paşa kurtardı, ne Karabekir Paşa kurtardı.. Bir maymun kurtardı." dedi. Fesli Maymun'un anlattığı hikayeye göre; - Gaddar Kral Konstatin bahçesinde beslediği bir maymunun ısırığı sonucu ölmüş. - Yunan Kralı öldükten sonra tahta 15 yaşında bir çocuk çıkmış. - Orda da bizim gibi Cumhuriyetçiler varmış. Büyük taaruzdan 1 hafta evvel ihtilal olmuş, Krallık yıkılmış. Cumhuriyet ilan edilmiş. * "Yunan kralı, maymun ısırığından ölmeseydi, Yunanistan yenilmezdi. Yoksa Yunan'ı yenmeye Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gücü yetmezdi" demeye getiriyor. Fesli maymun belli ki (3-5 eşkiya, çapulcu diye tanımladığı) Kuvayi Milliye'nin atası yunanı yenmesini gururuna yediremeyip böyle hikaye uydurma gereği duymuş.. * Anlattığı hikaye baştan sona yalan. Gelin bu yalanları tek tek inceleyelim: ❌️ Gaddar Kral Konstantin bahçesinde beslediği bir maymunun ısırığı sonucu öldü ✅️ Maymun ısırığından ölen kişi Kral Konstantinos değildi. Onun oğlu kral Aleksandros'tu. ❌️ Yunan Kralı Konstantin öldükten sonra tahta 15 yaşında bir çocuk çıktı. ✅️ Kral Aleksandros maymun ısırığı sonucu öldükten sonra tahta tekrar 52 yaşındaki babası I. Konstatin çıktı. 15 yaşında bir çocuk falan çıkmadı. Ayrıca maymun ısırığından ölen oğlu Alexander da 15 yaşında falan değildi. ❌️ Orda da bizim gibi Cumhuriyetçiler vardı. Büyük taaruzdan 1 hafta evvel ihtilal oldu, Krallık yıkıldı. Cumhuriyet ilan edildi. ✅️ Yunanistan'da ihtilal Büyük Taaruz başladıktan 2 hafta sonra oldu. ✅️ Bu ihtilalden sonra da Krallık yıkılmadı. 2 yıl daha devam etti. ✅️ Cumhuriyet ise 1924'te ilan edildi. ❌️ Gaddar Kral Konstantin bahçesinde beslediği bir maymunun ısırığı sonucu öldü ✅️ Maymun ısırığından ölen kişi Kral Konstantinos değildi. Onun oğlu kral Aleksandros'tu. ✅️ Maymun ısırığından dolayı ölen oğlu Aleksanderos'un yerine tahta geçen I. Konstantin Türklere karşı oğlundan daha gaddardı. 1921'de İzmir'e yerleşti. Büyük Yunanistan'ın peşine düştü. Sevr'i tanımadı. Sevr'de kendilerine vadedilenden daha fazlasını istedi. Sevr'de bize ait olan Kütahya, Afyon, Eskişehir'i bile işgal etti. * Anlayacağınız üzere Fesli kendi atalarının tarihini bile bilmiyormuş. "Türkiye'yi bir maymun kurtardı!" yalanı da diğer yalanları gibi çürümüş oldu. Yunan Kralını dedem ısırıp öldürdü deseydi inanın daha inandırıcı olurdu.. Ben inanırdım şahsen.

AHMET ÖZCAN

12,254 görüntüleme • 1 yıl önce

TC_Ahmet_Ozcan's profile picture

Burak Turna’nın tarih bilgisizliği artık sınır tanımıyor. Sevr ile Lozan’ın birebir aynı olduğunu iddia eden Turna, King-Crane Raporu’nu kaynak göstererek, Amerika’nın Ermenistan’ı manda altına almak istemesi nedeniyle Büyük Ermenistan’ın kurulmadığını öne sürüyor. Daha da ileri giderek, Lozan imzalanmasaydı bile Büyük Ermenistan’ın hayata geçmeyeceğini iddia ediyor. Milli Mücadele’nin bu süreci engellediği söylendiğinde ise “Rapor yazıldığında Milli Mücadele yoktu” gibi tamamen temelsiz bir savunma yapıyor. Gerçekler ortada: Burak Turna ya tarih bilmiyor ya da bilinçli olarak çarpıtıyor. King-Crane Raporu, ABD’nin Ermenistan’ı mandası altına almasını öneren bir rapordur. Raporda: -Bağımsız bir Ermenistan kurulması gerektiği belirtilir. -Ermenistan’ın ABD mandasına alınması gerektiği savunulur. -Türkiye’den geniş toprakların Ermenistan’a verilmesi gerektiği ifade edilir. Amerika, King-Crane Raporu’nun ardından konuyu daha derinlemesine araştırmak için Harbord Heyeti’ni bölgeye göndermiştir. ABD Başkanı Wilson’un isteğiyle gönderilen bu heyet, İstanbul’da incelemeler yaptıktan sonra, Mustafa Kemal önderliğindeki Sivas Kongresi heyeti "madem Osmanlı'yı bölmek için keyfi karar vereceksiniz, en azından bizi de ziyaret edin" yazan bir mektupla bölgeye davet edilmiştir. Kazım Karabekir, heyeti Ermeni mezaliminin yaşandığı bölgelerde gezdirerek olayların gerçek yüzünü göstermiştir. Heyet, Büyük Ermenistan fikrinin bölgede büyük bir istikrarsızlık yaratacağını, Anadolu’da Ermeni nüfusunun çoğunlukta olmadığını ve Türklerin direnişe geçtiğini raporlamıştır. Bu rapor yazıldığında ise Milli Mücadele çoktan başlamıştı ve raporda da milli mücadelenin başladığı yazılıdır. Sivas Kongresi düzenlenmiş, Kuvâ-yi Milliye güçlenmiş ve Türk halkı emperyalist planlara karşı örgütlenmişti. Sonuç? ABD, manda fikrinden Harbord heyetinin raporundan sonra resmen vazgeçti. Yani Burak Turna’nın iddiasının aksine, ABD’nin çekilme sebebi keyfi bir karar değil, sahadaki gerçeğin yani Türk direnişinin açık bir şekilde ortaya çıkmasıydı. Sonuç: Büyük Ermenistan’ı Engelleyen ABD Değil, Türk Milli Mücadelesidir! Burak Turna’nın "Lozan olmasaydı bile Büyük Ermenistan kurulmazdı" iddiası tamamen safsatadır. Gerçek şu ki, Büyük Ermenistan’ın hayata geçmesini önleyen şey, Türk halkının örgütlü mücadelesidir. Eğer Milli Mücadele olmasaydı, Sevr’in şartları yürürlüğe girecek ve Doğu Anadolu büyük ölçüde Ermenistan’a bırakılacaktı. King-Crane Raporu'nun ardından gelen Harbord Heyeti de bölgedeki Türk direnişi ve Ermeni mezalimi gerçeklerini ortaya koyarak ABD’yi manda fikrinden vazgeçirmiştir. Yani Büyük Ermenistan’ın kurulmasını Türk milletinin mücadelesi engellemiştir, ABD’nin keyfi kararı değil! Özetle: Burak Turna’nın tarih anlayışı tam bir felakettir. Kendi ideolojik saplantıları uğruna, tarihi gerçekleri çarpıtıyor ve Amerikan raporlarına bile yanlış anlamlar yüklüyor. Sevr ile Lozan’ın aynı olduğunu savunmak zaten büyük bir cehalettir ama "Milli Mücadele’nin Büyük Ermenistan’ı engellemediğini" iddia etmek, tarih bilmemekten öte düpedüz manipülasyondur!

AHMET ÖZCAN

10,570 görüntüleme • 1 yıl önce

Daha fazla içerik yok.