Mete's banner
Mete's profile picture

Mete

@teologmete74,161 subscribers

“Bu teoloji bilgi arşivi sizlere aittir. Derinlik analizleri için ‘Öne Çıkanlar’a göz atabilir, özgürce telifsiz kullanabilirsiniz. #teoloji

Shorts

iman ettiğin Kur’an’ın Yazısı Süryanice Okunuşu 8. Yüzyılın sonlarına kadar Süryanice Dini terminolojisi Süryanice Dini Liturji Süryanice Namazın Süryanice, Dua’n Süryanice, her şeyin Süryanice Ama Araplara vahyolunmuş! Üstelik Arapça konuşmayan, konuşamayan, Alfabesi ve yazısı bile olmayan Araplara vahyolunmuş! Ne dilin var! Ne Alfaben var! Ne de yazın var! Bir de "Lisanı Arabi Mubin" miş Kur’an! Ama nedense her şey Süryanice!

iman ettiğin Kur’an’ın Yazısı Süryanice Okunuşu 8. Yüzyılın sonlarına kadar Süryanice Dini terminolojisi Süryanice Dini Liturji Süryanice Namazın Süryanice, Dua’n Süryanice, her şeyin Süryanice Ama Araplara vahyolunmuş! Üstelik Arapça konuşmayan, konuşamayan, Alfabesi ve yazısı bile olmayan Araplara vahyolunmuş! Ne dilin var! Ne Alfaben var! Ne de yazın var! Bir de "Lisanı Arabi Mubin" miş Kur’an! Ama nedense her şey Süryanice!

69,272 просмотров

Kâbe, Hacerü’l-Esved, Hacer, İbrahim ve İsmail’in hikâyesi… Bize anlatılan klasik anlatıyı hepimiz biliyoruz: İbrahim, Tanrı’nın emriyle oğlunu kurban etmeye çalıştı ama bir koç gönderildi ve İsmail kurtuldu. Hacer, çölde susuz kalıp zemzemle buluştu, sonra Kâbe’nin temelleri atıldı ve Arap soyu buradan devam etti. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Bu anlatının tamamı tarihsel olarak gerçek mi, yoksa zaman içinde dini ve siyasi amaçlarla değiştirilmiş mi? İlk problem, İbrahim’in oğlunu kurban etme hikâyesinin Yahudi anlatılarında İshak olarak geçmesi ama Arapların bunu İsmail’e çevirmesi. Bu, Arapların kendi soylarını İbrahim’e bağlamak için hikâyeyi değiştirdiğini gösteriyor olabilir mi? Eğer böyleyse, İslam’ın temel anlatılarından biri, aslında siyasi bir kimlik oluşturmak için yeniden yazılmış olabilir. Burada ilginç bir bağlantı da Hacer ve Hacerü’l-Esved arasında. Hacer, İbrahim’in eşi ve İsmail’in annesi. Ancak bir taş olan Hacerü’l-Esved de kutsal kabul ediliyor. Araplar kendilerini “Hacer’in çocukları” olarak görüyor ama burada gerçekten bahsedilen Hacer, İbrahim’in eşi mi, yoksa eski bir taş kültünün devamı mı? Çünkü Hinduizm’de de benzer bir taş tapınma geleneği var. Hindular, tapınaklarındaki kutsal taşları tavaf eder, dokunur ve kutsarlar. Aynı şekilde, Müslümanlar da Kâbe’yi tavaf eder, Hacerü’l-Esved’e dokunur ve öper. Dahası, Hindular tapınaklarını saat yönünün tersine yedi kez tavaf ederken, Müslümanlar da Kâbe’yi yedi kez tavaf ediyor. Bu kadar büyük benzerliklerin olması sadece bir tesadüf mü? Kâbe’nin içinde üç direk var ve bunların dini veya tarihi bir anlamı olup olmadığı pek sorgulanmaz. Ancak Hinduizm’de Trimurti olarak bilinen üçlü tanrı sistemi var: Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici). Eski Arap inancında ise Lat, Menat ve Uzza üçlüsü vardı. Bu üçlü sistemlerin, eski Mezopotamya, Hinduizm ve Arap paganizmi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor olabilir mi? Kâbe’nin içindeki üç direk, bu üçlü tanrıları temsil eden eski bir sembol olabilir mi? İbrahim ve Brahma isimlerinin benzerliği de dikkat çekici. Brahma, Hinduizm’de evrenin yaratıcısıdır ve İbrahim de üç büyük dinin atası olarak görülür. Eğer İbrahim ve Brahma, farklı kültürlerde aynı figürün türevleriyse, bu, İbrahim’in hikâyesinin Hindu ve Pers mitolojilerinden alınmış olabileceği anlamına gelir. Hacerü’l-Esved’in de tıpkı Hinduizmin kutsal taşı Şiva Lingam gibi tavaf edilmesi, öpülmesi ve dokunulması, bu taş kültlerinin aslında ortak bir kökten geldiğini düşündürmüyor mu? Kâbe ve taş tapınma kültü yalnızca Hinduizm ile sınırlı değil. Nabatiler, Arabistan’ın kuzeyinde kutsal taşlara tapan bir topluluktu ve onların taş tapınma geleneği, Arapların Kâbe ritüellerine dönüşmüş olabilir. Özellikle Lat, Menat ve Uzza gibi tanrıçaların Hindu Trimurti sistemine benzemesi, eski inançların İslam’a adapte edilmiş olabileceğini düşündürüyor. Mekke’nin İslam öncesi dönemde zaten bir hac merkezi olması ve buraya putperestlerin akın etmesi, Kâbe’nin aslında bir pagan tapınağı olarak kullanıldığını ve sonradan İslam’a uyarlandığını gösteriyor olabilir. Tüm bunları düşündüğümüzde, Kâbe ve Hacerü’l-Esved’in İslam’ın getirdiği yeni bir ibadet sistemi değil, eski taş tapınma kültlerinin bir devamı olması ihtimali güçleniyor. İbrahim’in kurban hikâyesinin Yahudi anlatısından değiştirilmesi, Hacer’in kutsallığının Hindu ve Nabatilerin taş tapınma geleneğinden geliyor olması, Kâbe’deki tavafın Hindu tapınaklarından birebir alınmış olması, Lat-Menat-Uzza üçlemesinin Hindu Trimurti ile benzerliği… Tüm bunlar birleştiğinde şu soru akıllara geliyor: Bize anlatılan tarih, gerçekten olduğu gibi mi? Yoksa eski bir taş tapınma kültü, yeni bir dinin içine mi entegre edildi?

Kâbe, Hacerü’l-Esved, Hacer, İbrahim ve İsmail’in hikâyesi… Bize anlatılan klasik anlatıyı hepimiz biliyoruz: İbrahim, Tanrı’nın emriyle oğlunu kurban etmeye çalıştı ama bir koç gönderildi ve İsmail kurtuldu. Hacer, çölde susuz kalıp zemzemle buluştu, sonra Kâbe’nin temelleri atıldı ve Arap soyu buradan devam etti. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Bu anlatının tamamı tarihsel olarak gerçek mi, yoksa zaman içinde dini ve siyasi amaçlarla değiştirilmiş mi? İlk problem, İbrahim’in oğlunu kurban etme hikâyesinin Yahudi anlatılarında İshak olarak geçmesi ama Arapların bunu İsmail’e çevirmesi. Bu, Arapların kendi soylarını İbrahim’e bağlamak için hikâyeyi değiştirdiğini gösteriyor olabilir mi? Eğer böyleyse, İslam’ın temel anlatılarından biri, aslında siyasi bir kimlik oluşturmak için yeniden yazılmış olabilir. Burada ilginç bir bağlantı da Hacer ve Hacerü’l-Esved arasında. Hacer, İbrahim’in eşi ve İsmail’in annesi. Ancak bir taş olan Hacerü’l-Esved de kutsal kabul ediliyor. Araplar kendilerini “Hacer’in çocukları” olarak görüyor ama burada gerçekten bahsedilen Hacer, İbrahim’in eşi mi, yoksa eski bir taş kültünün devamı mı? Çünkü Hinduizm’de de benzer bir taş tapınma geleneği var. Hindular, tapınaklarındaki kutsal taşları tavaf eder, dokunur ve kutsarlar. Aynı şekilde, Müslümanlar da Kâbe’yi tavaf eder, Hacerü’l-Esved’e dokunur ve öper. Dahası, Hindular tapınaklarını saat yönünün tersine yedi kez tavaf ederken, Müslümanlar da Kâbe’yi yedi kez tavaf ediyor. Bu kadar büyük benzerliklerin olması sadece bir tesadüf mü? Kâbe’nin içinde üç direk var ve bunların dini veya tarihi bir anlamı olup olmadığı pek sorgulanmaz. Ancak Hinduizm’de Trimurti olarak bilinen üçlü tanrı sistemi var: Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici). Eski Arap inancında ise Lat, Menat ve Uzza üçlüsü vardı. Bu üçlü sistemlerin, eski Mezopotamya, Hinduizm ve Arap paganizmi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor olabilir mi? Kâbe’nin içindeki üç direk, bu üçlü tanrıları temsil eden eski bir sembol olabilir mi? İbrahim ve Brahma isimlerinin benzerliği de dikkat çekici. Brahma, Hinduizm’de evrenin yaratıcısıdır ve İbrahim de üç büyük dinin atası olarak görülür. Eğer İbrahim ve Brahma, farklı kültürlerde aynı figürün türevleriyse, bu, İbrahim’in hikâyesinin Hindu ve Pers mitolojilerinden alınmış olabileceği anlamına gelir. Hacerü’l-Esved’in de tıpkı Hinduizmin kutsal taşı Şiva Lingam gibi tavaf edilmesi, öpülmesi ve dokunulması, bu taş kültlerinin aslında ortak bir kökten geldiğini düşündürmüyor mu? Kâbe ve taş tapınma kültü yalnızca Hinduizm ile sınırlı değil. Nabatiler, Arabistan’ın kuzeyinde kutsal taşlara tapan bir topluluktu ve onların taş tapınma geleneği, Arapların Kâbe ritüellerine dönüşmüş olabilir. Özellikle Lat, Menat ve Uzza gibi tanrıçaların Hindu Trimurti sistemine benzemesi, eski inançların İslam’a adapte edilmiş olabileceğini düşündürüyor. Mekke’nin İslam öncesi dönemde zaten bir hac merkezi olması ve buraya putperestlerin akın etmesi, Kâbe’nin aslında bir pagan tapınağı olarak kullanıldığını ve sonradan İslam’a uyarlandığını gösteriyor olabilir. Tüm bunları düşündüğümüzde, Kâbe ve Hacerü’l-Esved’in İslam’ın getirdiği yeni bir ibadet sistemi değil, eski taş tapınma kültlerinin bir devamı olması ihtimali güçleniyor. İbrahim’in kurban hikâyesinin Yahudi anlatısından değiştirilmesi, Hacer’in kutsallığının Hindu ve Nabatilerin taş tapınma geleneğinden geliyor olması, Kâbe’deki tavafın Hindu tapınaklarından birebir alınmış olması, Lat-Menat-Uzza üçlemesinin Hindu Trimurti ile benzerliği… Tüm bunlar birleştiğinde şu soru akıllara geliyor: Bize anlatılan tarih, gerçekten olduğu gibi mi? Yoksa eski bir taş tapınma kültü, yeni bir dinin içine mi entegre edildi?

26,116 просмотров

Şiiler aslında Mani’nin yasını mı tutuyor? Şiiliğin en büyük ritüellerinden biri olan Kerbela matem törenleri, gerçekten de Hüseyin için mi başladı, yoksa çok daha eski bir yas geleneğinin devamı mı? Eğer biraz derine inersek, bu ritüelin köklerinin Maniheizm’in yas kültürüne dayandığını görebiliriz. Öyleyse soralım: Şiiler, farkında olmadan Mani’nin yasını mı tutuyor? Benzerlikler şaşırtıcı derecede fazla: •Kendine zarar verme ritüelleri: Mani’nin takipçileri, onun ölüm yıl dönümünde yas tutarken kendilerini döver, ağıt yakar, yüksek sesle yas tutardı. Şiiler de Aşura gününde zincirle kendini döver, ağıt yakar, hüngür hüngür ağlar. •Siyah giyme geleneği: Maniheistler, yas törenlerinde siyah giysi giyerek matemlerini ifade ederlerdi. Şiiler de Aşura ve Muharrem ayında siyah giyer. •İyilik ve kötülüğün mücadelesi: Mani’nin öğretilerinde evren, ışık ve karanlığın savaşı olarak görülüyordu. Mani, ışığın temsilcisiydi. Şii anlatısında da Kerbela, Hüseyin ve Yezid arasındaki bir hak-batıl savaşı olarak görülüyor. Hüseyin iyiliği, Yezid kötülüğü temsil ediyor. •Şehitlik kültü: Mani, inancı uğruna zulme uğramış bir lider olarak görülüyordu. Maniheistler, onu öldürenleri şeytanî bir güç olarak tanımlıyordu. Hüseyin için de aynı anlatı geçerli: O da “masum bir şehit” olarak kabul ediliyor ve zalimlerin elinde katledildiği anlatılıyor. •12’ler inancı: Mani’nin 12 özel öğrencisi vardı. Şiilikte de 12 İmam inancı var. Bu sayı tesadüf olabilir mi, yoksa daha eski bir gelenekten gelen bir yapılanmanın yeni bir versiyonu mu? •Tiyatrovari anma törenleri: Maniheistler, yas günlerinde Mani’nin ölümünü trajik sahnelerle dramatize ederlerdi. Şii dünyasında da Ta’ziye törenleriyle Kerbela sahnelenir. •İran coğrafyası ve kültürel devamlılık: Maniheizm, İran ve Mezopotamya’da yayılmıştı. Şiilik de aynı topraklarda güçlü bir kök saldı. Mani’nin takipçileri, onun yasını ölüm yıl dönümünde tutuyordu. Şiiler de Hüseyin için aynısını yapıyor. Peki bu ne anlama geliyor? Maniheist yas ritüelleri İran halkının kolektif hafızasında zaten vardı. Abbâsîler döneminde Şiiliğin İran’da güçlenmesiyle birlikte, bu eski ritüel yeni bir hikâyeyle - yani Kerbela anlatısıyla - birleşti. Belki de asıl mesele, Hüseyin’in yasını tutmak değil, Mani’nin yas kültürünün İslam içinde devam ettirilmesi olabilir. Bu durumda, Şiiler farkında olmadan Hasan ve Hüseyin’in değil, Mani’nin yasını tutuyor olabilir!

Şiiler aslında Mani’nin yasını mı tutuyor? Şiiliğin en büyük ritüellerinden biri olan Kerbela matem törenleri, gerçekten de Hüseyin için mi başladı, yoksa çok daha eski bir yas geleneğinin devamı mı? Eğer biraz derine inersek, bu ritüelin köklerinin Maniheizm’in yas kültürüne dayandığını görebiliriz. Öyleyse soralım: Şiiler, farkında olmadan Mani’nin yasını mı tutuyor? Benzerlikler şaşırtıcı derecede fazla: •Kendine zarar verme ritüelleri: Mani’nin takipçileri, onun ölüm yıl dönümünde yas tutarken kendilerini döver, ağıt yakar, yüksek sesle yas tutardı. Şiiler de Aşura gününde zincirle kendini döver, ağıt yakar, hüngür hüngür ağlar. •Siyah giyme geleneği: Maniheistler, yas törenlerinde siyah giysi giyerek matemlerini ifade ederlerdi. Şiiler de Aşura ve Muharrem ayında siyah giyer. •İyilik ve kötülüğün mücadelesi: Mani’nin öğretilerinde evren, ışık ve karanlığın savaşı olarak görülüyordu. Mani, ışığın temsilcisiydi. Şii anlatısında da Kerbela, Hüseyin ve Yezid arasındaki bir hak-batıl savaşı olarak görülüyor. Hüseyin iyiliği, Yezid kötülüğü temsil ediyor. •Şehitlik kültü: Mani, inancı uğruna zulme uğramış bir lider olarak görülüyordu. Maniheistler, onu öldürenleri şeytanî bir güç olarak tanımlıyordu. Hüseyin için de aynı anlatı geçerli: O da “masum bir şehit” olarak kabul ediliyor ve zalimlerin elinde katledildiği anlatılıyor. •12’ler inancı: Mani’nin 12 özel öğrencisi vardı. Şiilikte de 12 İmam inancı var. Bu sayı tesadüf olabilir mi, yoksa daha eski bir gelenekten gelen bir yapılanmanın yeni bir versiyonu mu? •Tiyatrovari anma törenleri: Maniheistler, yas günlerinde Mani’nin ölümünü trajik sahnelerle dramatize ederlerdi. Şii dünyasında da Ta’ziye törenleriyle Kerbela sahnelenir. •İran coğrafyası ve kültürel devamlılık: Maniheizm, İran ve Mezopotamya’da yayılmıştı. Şiilik de aynı topraklarda güçlü bir kök saldı. Mani’nin takipçileri, onun yasını ölüm yıl dönümünde tutuyordu. Şiiler de Hüseyin için aynısını yapıyor. Peki bu ne anlama geliyor? Maniheist yas ritüelleri İran halkının kolektif hafızasında zaten vardı. Abbâsîler döneminde Şiiliğin İran’da güçlenmesiyle birlikte, bu eski ritüel yeni bir hikâyeyle - yani Kerbela anlatısıyla - birleşti. Belki de asıl mesele, Hüseyin’in yasını tutmak değil, Mani’nin yas kültürünün İslam içinde devam ettirilmesi olabilir. Bu durumda, Şiiler farkında olmadan Hasan ve Hüseyin’in değil, Mani’nin yasını tutuyor olabilir!

17,669 просмотров

Nisa 43’de geçen “Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; kadar salata yaklaşmayın” dediği salat buna benzer bir şarap ritüelidir. 4 ve 5. Yüzyılda ayetler Nasturi ve Monofizit kiliselerinde karşılıklı okunurdu. Yani okumaya eşlik ederken diliniz dönsün. 👇

Nisa 43’de geçen “Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; kadar salata yaklaşmayın” dediği salat buna benzer bir şarap ritüelidir. 4 ve 5. Yüzyılda ayetler Nasturi ve Monofizit kiliselerinde karşılıklı okunurdu. Yani okumaya eşlik ederken diliniz dönsün. 👇

13,374 просмотров

Videos

teologmete's profile picture

Dinler nasıl yayılır isimli sosyal deney:

Mete

1,671,899 просмотров • 1 год назад

teologmete's profile picture

Namaz hareketleri güneş kültünün ritüellerinden biridir ve Hint kökenli bir ibadettir. İslam öncesi Araplar da namaz kılarlardı. Günümüzde Hindular da namaz ritüellerini devam ettirirler. Sansktitçe “Surya” güneş Namaskara” ise selamlama veya bağlantı demektir. Böylece “Surya Namaskara” ‘güneşle bağlantı’ anlamına gelmektedir. Surya Namaskara, bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Arap putperestlerinin namaz kıldığı Kur’an’da yazılıdır. Bilindiği üzere Arapça’da salat namaz diye çevrilir. Enfal -35: "Onların Kabedeki namazları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Küfrünüzden dolayı azabı tadın." Namaz törenlerindeki ıslık ve alkışlar nedeniyle putperestlerin kıldığı namaz eleştiriliyor. Putperestler de günde 5 vakit namaz kılarlardı. Şaharit namazı – Sabah namazı Musaf namazı – Öğle namazı Minha namazı – İkindi namazı Neilat Şerarim namazı – Akşamüstü namazı Maarib namazı – Akşam namazı Kuran’da geçen namaz vakit sayısı 3 olmasına rağmen 5 vakit kılınıyor olması zamanla putperest döneme dönüldüğü şüphesi taşımaktadır. Aynı şekilde abdest de putperestlerde(Sabiilerde de) vardı. Cünup olunca boy abdesti alırlardı. (İbn-i habib, Muhabber) Kaynak: Hayrullah örs, Musa Ve Yahudilik, s.399-405; Doç.Dr. Ali Osman Ateş, Asr-ı Saadette İslam; Şaban Kuzgun, Hz. İbrahim Ve Hanifilik, s.117; Epstein, Judaism.

MeTeOLog

1,346,857 просмотров • 2 лет назад

teologmete's profile picture

Kadir Gecesi, Yahudilerin Şavuot (Tevrat’ın Verilişi Bayramı) geleneğinden birebir kopyalanmış bir gecedir. Hadisçiler ve fakihler bunu “Kur’an’ın indirildiği gece” diye anlatsa da, bu yapı tamamen Yahudi-Hristiyan vahiy gecesi temalarından devşirilmiştir: •Şavuot’ta Yahudiler, Tanrı’nın Sina’da Musa’ya Tevrat’ı verdiğine inanır. Kadir Gecesi’nde Müslümanlar, Allah’ın bu gece Kur’an’ı indirmeye başladığına inanır. •Şavuot, Tevrat’ın verildiği “vahiy gecesi”dir. Kadir Gecesi de, Kur’an’ın indirildiği “vahiy gecesi” olarak sunulur. •Şavuot gecesi Yahudiler, gece boyunca uyanık kalır, ibadet eder, Tevrat okur. Kadir Gecesi’nde de, Müslümanlar geceyi ibadetle geçirir, Kur’an okur. •Yahudi geleneğinde, bu gece Tanrı’nın halkıyla “yeniden ahitleştiği”na inanılır. Kadir Gecesi’nde de, Allah’ın kullarıyla bağ kurduğu ve “rahmet kapılarının açıldığı” vurgulanır. •Hristiyanlıktaki Pentekost, Ruh’un havarilere indiği kutsal gündür. Bu da “ilahi mesajın gelişi” ile ilişkilidir. Kadir Gecesi de, meleklerin ve Ruh’un yeryüzüne indiği bir gece olarak tanımlanır (Kadir Suresi). •Kadir ismi, “kudret, karar, kader” gibi anlamlar taşır. Yahudi geleneğinde de, Şavuot gecesi Tanrı’nın adaletle hükmettiği, halkına emirler verdiği bir gecedir. •Kur’an’da Kadir Gecesi geçer, ama detaylandırılmış hali yoktur. Kadir Suresi’nde geçen “bin aydan hayırlı” ifadesi semboliktir ve muhtemelen Şavuot’un mistik yorumlarından etkilenmiştir. Kadir Gecesi, İslam’ın özgün bir gecesi değil; Yahudi-Hristiyan vahiy geleneğinin İslami bir formda yeniden yazılmasıdır. Emevî sonrası dönemde Kur’an’a eklenen anlam katmanlarıyla meşrulaştırılmış, toplum üzerinde dini otorite kurmak için “mucizevi bir gece” haline getirilmiştir. Hayırlı Şavuotlar.

𝑴𝒆t𝒆𝒐log

426,207 просмотров • 1 год назад

teologmete's profile picture

1 dakikada siyasal İslamı anlamak

Metheolog

384,719 просмотров • 2 лет назад

teologmete's profile picture

Namaz hareketleri güneş kültünün ritüellerinden biridir ve Hint kökenli bir ibadettir. İslam öncesi Araplar da namaz kılarlardı. Günümüzde Hindular da namaz ritüellerini devam ettirirler. Sansktitçe “Surya” güneş Namaskara” ise selamlama veya bağlantı demektir. Böylece “Surya Namaskara” ‘güneşle bağlantı’ anlamına gelmektedir. Surya Namaskara, bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Arap putperestlerinin namaz kıldığı Kur’an’da yazılıdır. Bilindiği üzere Arapça’da salat namaz diye çevrilir. Enfal -35: "Onların Kabedeki namazları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Küfrünüzden dolayı azabı tadın." Namaz törenlerindeki ıslık ve alkışlar nedeniyle putperestlerin kıldığı namaz eleştiriliyor. Putperestler de günde 5 vakit namaz kılarlardı. Şaharit namazı – Sabah namazı Musaf namazı – Öğle namazı Minha namazı – İkindi namazı Neilat Şerarim namazı – Akşamüstü namazı Maarib namazı – Akşam namazı Kuran’da geçen namaz vakit sayısı 3 olmasına rağmen 5 vakit kılınıyor olması zamanla putperest döneme dönüldüğü şüphesi taşımaktadır. Aynı şekilde abdest de putperestlerde(Sabiilerde de) vardı. Cünup olunca boy abdesti alırlardı. (İbn-i habib, Muhabber) Kaynak: Hayrullah örs, Musa Ve Yahudilik, s.399-405; Doç.Dr. Ali Osman Ateş, Asr-ı Saadette İslam; Şaban Kuzgun, Hz. İbrahim Ve Hanifilik, s.117; Epstein, Judaism.

Me𝕿eolog

220,414 просмотров • 1 год назад

teologmete's profile picture

Sevgili dostlarım; Bu örümcek ve mağara hikayesi İslam’da Hicret sırasında Sevr Mağarası’nda Muhammed ve Ebû Bekir’in saklanışıyla ilişkilendirilir ya… Hah işte, bu olayın kökenine baktığında adeta Yahudi Midraşlarıyla kol kola girmiş bir anlatım çıkıyor karşına. Öncelikle, Kral Davud’un Saul’dan kaçarken mağaraya saklanması hikayesi var. Yahudi Midraşlarında anlatıldığına göre, Tanrı bir örümceği gönderiyor, mağaranın girişine ağ ördürerek Davud’u koruyor. Yani Saul ve ekibi mağaraya geliyor ama “Bu ağ burada duruyorsa kimse buradan geçmemiştir” deyip gidiyor. İslam’daki örümcek mucizesiyle birebir aynı. İslam anlatısında Allah, Yahudi Midraşlarındaki Tanrı’nın yaptığı gibi koruma görevini örümceğe veriyor. Resmen Ctrl+C, Ctrl+V yapmışlar. Hristiyan mitolojisine baktığında da mağara olayı az değil. Azizler hep zulümden kaçarken mağaralara saklanıyorlar. Roma İmparatorluğu zamanında Hristiyanların mağaralarda saklandığı anlatılar var. Ama nedense örümcek ağı detayı bunlarda yok. Muhtemelen örümcekler o dönem Hristiyanlara pek hizmet etmiyordu. Yunan mitolojisine girince de mağara teması havada uçuşuyor. Theseus, labirentlerde dolanıyor, Minotor’dan kaçıyor falan. Ama örümcek ağı arıyorsan burada bulamazsın. Yunanlılar ağları mitolojilerine değil, balıklarına atıyorlar. İncil’e döndüğümüzde de mağara motifi var tabii. Davud’un Saul’dan kaçıp mağaraya saklanması orada da geçiyor (1. Samuel 24). Hristiyanlıkta mağaralar bir tür mucizevi kurtuluş sembolü olmuş zaten. Hani bugünün güvenli evleri gibi… Ama burada da örümcek ağı detayı yok. Yahudi Midraşları bu işi daha yaratıcı bir şekilde kotarmış.

𝑴𝒆𝒕𝒆𝒐ℒ𝒪𝒢

144,628 просмотров • 1 год назад

Nice mutlu yeni yıllara 🥰
1:58

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

teologmete's profile picture

Nice mutlu yeni yıllara 🥰

MeTeolog

187,837 просмотров • 2 лет назад

teologmete's profile picture

Kur’an’ın kökenine dair kapsamlı bir çalışmayı biraz önce profilimde paylaştım. Bu sadece yorum değil, her biri kaynaklarıyla ve karşılaştırmalı görsellerle desteklenmiş sahne sahne bir analiz. Kur’an, kendi içinde kapalı bir metin değil. Farklı dinî geleneklerden, edebî anlatılardan ve kültürel hafızalardan derlenmiş çok katmanlı bir yapıdır. Ve bu yapının temel bileşenleri açıkça görülebiliyor: •Peşitta’dan alınan dualar •Midraş’tan aktarılan kıssalar •Apokrif İnciller’den birebir sahneler •Zerdüştî Bundahišn’den ahiret ve hesap günü öğeleri •Süryani ilahilerinden dua yapıları •Talmud’dan esinlenen hukuk düzenlemeleri •Arap şiir geleneğinden alınan ses ve ritim örüntüleri Bunlar yalnızca “benzerlik” değil; çoğu doğrudan aktarım ya da çeviri niteliğindedir. Ve her zamanki gibi şu savunma geliyor: “Ama Kur’an zaten önceki kitapları tasdik ediyor, bu benzerlikler normal.” Hayır, mesele tam da burada başlıyor. Çünkü Kur’an: •Tevrat’ı bir yandan “tasdik ettim” derken, diğer yandan tahrif edildi diyor, •İncil’i andığı hâlde, hangi İncil olduğu meçhul; kanonik İncilleri reddediyor ama apokrif olanlardan sahneler alıyor, •Talmud’dan içerikler taşıyor ama varlığını hiç anmıyor, •Süryani Peşitta’dan dua kalıplarını birebir alıyor ama bu metni tanımıyor. Bu bir “tasdik” değil; seçici biçimde alınmış ve yeniden düzenlenmiş metinler bütünüdür. İnanan biri için bu metin kutsal olmaya devam edebilir. Ama metinlerin tarihini, yapısını, bağlamını ciddiyetle ele aldığımızda; karşımızda kendi başına oluşmuş değil, çok sayıda kültürel ve metinsel katmanın birleştirilmesiyle ortaya çıkmış bir yapı olduğu görülüyor. Tüm örnekler ve belgeler, profilimde paylaştığım çalışmada sizi bekliyor. Gerçekten görmek isteyen için, her şey apaçık ortada.

𝑴𝒆t𝒆𝒐log

83,176 просмотров • 1 год назад