Texasrony's banner
Texasrony's profile picture

Texasrony

@texasrony • 19,506 subscribers

Don’t be afraid to lose 😈

Shorts

Verilmiş sadakan varmış be Eren... Kızın şu yemek yiyişindeki açgözlülük ve görgüsüzlük, ilişkinin neden bittiğinin özeti resmen...

Verilmiş sadakan varmış be Eren... Kızın şu yemek yiyişindeki açgözlülük ve görgüsüzlük, ilişkinin neden bittiğinin özeti resmen...

2,180,127 Aufrufe

Eskiden Pinkeu (Korece pembe demek) sahne adını kullanan Manifest Hilal... Müziğin ritmine kendini bu kadar kusursuz entegre edebilmesinden, buralara geleceği ta o günlerden belliymiş zaten.

Eskiden Pinkeu (Korece pembe demek) sahne adını kullanan Manifest Hilal... Müziğin ritmine kendini bu kadar kusursuz entegre edebilmesinden, buralara geleceği ta o günlerden belliymiş zaten.

652,623 Aufrufe

Oğuzhan Koç değil baklava, fıstıklı sarma da yapsa işi zor gibi.. Aman Taşacak Bu Deniz Esme Çavuş bu postu görmesin... Hazal Subaşı kimi istiyorsa alır öyle bir kadın...

Oğuzhan Koç değil baklava, fıstıklı sarma da yapsa işi zor gibi.. Aman Taşacak Bu Deniz Esme Çavuş bu postu görmesin... Hazal Subaşı kimi istiyorsa alır öyle bir kadın...

193,827 Aufrufe

Henüz 18 yaşında bir kız düşünün.. Yüz binlerce fanı olduğunu, yer aldığı her işte çok başarılı olduğunu ve tüm sosyal medya gündemini sarstığını. Mina Demirtaş. İki gündür tüm timeline'ı tamamen ele geçirmiş durumda. Başrollerini Onur Seyit Yaran ve Derya Pınar Ak ile paylaştığı, Amazon Prime Video için çektikleri yeni filmi "Yaz Evi" daha dün yayınlanmasına rağmen çok kısa sürede platformun listelerinde 1 numaraya yerleşti. Fanları onun için adeta yanıp tutuşuyor, onu en tepeye çıkartacaklarına yemin etmişçesine destekliyorlar. E tabi Mina'nın yeteneği ve çizgisini hiç bozmadan sadece sanatına odaklanması bunun en büyük sebebi. Sinema dünyasına 2021 yılında "Akif" projesiyle adım atan genç yetenek, ardından gelen "Kabahat" ve "Beraber" filmlerindeki başrol performanslarıyla sinemadaki rüştünü erkenden ispat etti. Geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlayan ise "Kızıl Goncalar" dizisinde canlandırdığı üstün zekalı ve dirençli Zeynep Tezel karakteri oldu. Bu başarının ardından Mert Ramazan Demir ile başrolü paylaştığı "Delikanlı" projesinde Dila karakterine hayat verdi ve son olarak dijital platformu sallayan OGM Pictures imzalı "Yaz Evi" filmiyle izleyici karşısına çıktı. Canlandırdığı dramatik rollerdeki yüksek duygu geçişleri ve duru güzelliği, onu Türkiye'nin gelecek vadeden en parlak genç aktrisleri arasına yerleştirdi. Kariyerine sığdırdığı ödüller ise bu başarıyı kanıtlar nitelikte. Kabahat filmindeki çıkışıyla henüz işin başında Adana Altın Koza Film Festivali'nde "Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü"nü kazandı, ardından Frankfurt Türk Film Festivali'nden ödülle döndü. Beraber filmindeki rolüyle Sadri Alışık Sinema Ödülleri'nde "Ekrem Bora Yılın En İyi Çıkış Yapan Oyuncu Ödülü"ne layık görülürken, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde ise "Genç Cadı Ödülü"nün sahibi oldu. Televizyon tarafında da başarısı gözden kaçmadı ve Altın 61 Ödülleri'nde "Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Oyuncusu" seçildi. Mina'nın bu genç yaşındaki devasa başarısı ve her projesiyle ses getirmesi, onun çok uzun yıllar Türk dizi ve sinema sektörüne damga vuracağını net bir şekilde gösteriyor. Yapımcıların peşini bırakmayacağı bu genç star, ilerleyen yıllarda sınırları aşarak Hollywood'a bile terfi edebilir.

Henüz 18 yaşında bir kız düşünün.. Yüz binlerce fanı olduğunu, yer aldığı her işte çok başarılı olduğunu ve tüm sosyal medya gündemini sarstığını. Mina Demirtaş. İki gündür tüm timeline'ı tamamen ele geçirmiş durumda. Başrollerini Onur Seyit Yaran ve Derya Pınar Ak ile paylaştığı, Amazon Prime Video için çektikleri yeni filmi "Yaz Evi" daha dün yayınlanmasına rağmen çok kısa sürede platformun listelerinde 1 numaraya yerleşti. Fanları onun için adeta yanıp tutuşuyor, onu en tepeye çıkartacaklarına yemin etmişçesine destekliyorlar. E tabi Mina'nın yeteneği ve çizgisini hiç bozmadan sadece sanatına odaklanması bunun en büyük sebebi. Sinema dünyasına 2021 yılında "Akif" projesiyle adım atan genç yetenek, ardından gelen "Kabahat" ve "Beraber" filmlerindeki başrol performanslarıyla sinemadaki rüştünü erkenden ispat etti. Geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlayan ise "Kızıl Goncalar" dizisinde canlandırdığı üstün zekalı ve dirençli Zeynep Tezel karakteri oldu. Bu başarının ardından Mert Ramazan Demir ile başrolü paylaştığı "Delikanlı" projesinde Dila karakterine hayat verdi ve son olarak dijital platformu sallayan OGM Pictures imzalı "Yaz Evi" filmiyle izleyici karşısına çıktı. Canlandırdığı dramatik rollerdeki yüksek duygu geçişleri ve duru güzelliği, onu Türkiye'nin gelecek vadeden en parlak genç aktrisleri arasına yerleştirdi. Kariyerine sığdırdığı ödüller ise bu başarıyı kanıtlar nitelikte. Kabahat filmindeki çıkışıyla henüz işin başında Adana Altın Koza Film Festivali'nde "Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü"nü kazandı, ardından Frankfurt Türk Film Festivali'nden ödülle döndü. Beraber filmindeki rolüyle Sadri Alışık Sinema Ödülleri'nde "Ekrem Bora Yılın En İyi Çıkış Yapan Oyuncu Ödülü"ne layık görülürken, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nde ise "Genç Cadı Ödülü"nün sahibi oldu. Televizyon tarafında da başarısı gözden kaçmadı ve Altın 61 Ödülleri'nde "Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Oyuncusu" seçildi. Mina'nın bu genç yaşındaki devasa başarısı ve her projesiyle ses getirmesi, onun çok uzun yıllar Türk dizi ve sinema sektörüne damga vuracağını net bir şekilde gösteriyor. Yapımcıların peşini bırakmayacağı bu genç star, ilerleyen yıllarda sınırları aşarak Hollywood'a bile terfi edebilir.

190,061 Aufrufe

Patlayacak projeleri Scouting çalışmalarımız kaldığımız yerden devam ediyor brolarım. Duygu ve Dilara tarafından hazırlanan DoodeeTalks, bu iki kadının sistemi tam anlamıyla çözdüğünü kanıtlayan müthiş bir dijital içerik formatı. Görsel seçimleri ve video konseptleri her erkeğin saniyesinde dikkatini çekecek kadar iddialı, masaya yatırdıkları konular ise her genç kadının kendi hayatından bir parça bulacağı kadar gerçek. Modern flört dünyasının güncel trendlerinden arkadaşlık dinamiklerine, plaza hayatındaki mobbing süreçlerinden popüler kültürün yeni yaşam alışkanlıklarına kadar her şeyi oldukça samimi ve süzgeçsiz bir dille ele alıyorlar. Güncel sosyal ilişkileri ve modern yaşamın çıkmazlarını masaya yatıran bu derin ve zekice sohbetler, yakında her yerde karşımıza çıkacak kadar yüksek bir potansiyel barındırıyor. Şimdiden radarınıza alın derim.

Patlayacak projeleri Scouting çalışmalarımız kaldığımız yerden devam ediyor brolarım. Duygu ve Dilara tarafından hazırlanan DoodeeTalks, bu iki kadının sistemi tam anlamıyla çözdüğünü kanıtlayan müthiş bir dijital içerik formatı. Görsel seçimleri ve video konseptleri her erkeğin saniyesinde dikkatini çekecek kadar iddialı, masaya yatırdıkları konular ise her genç kadının kendi hayatından bir parça bulacağı kadar gerçek. Modern flört dünyasının güncel trendlerinden arkadaşlık dinamiklerine, plaza hayatındaki mobbing süreçlerinden popüler kültürün yeni yaşam alışkanlıklarına kadar her şeyi oldukça samimi ve süzgeçsiz bir dille ele alıyorlar. Güncel sosyal ilişkileri ve modern yaşamın çıkmazlarını masaya yatıran bu derin ve zekice sohbetler, yakında her yerde karşımıza çıkacak kadar yüksek bir potansiyel barındırıyor. Şimdiden radarınıza alın derim.

39,472 Aufrufe

Asena Keskinci’nin Kızılcık Şerbeti kadrosuna katılıp Çimen karakterini canlandıracağını duyunca bir durdum... Bilseydim setten hiç ayrılmaz, oradan devam ederdim valla. Sektörde çok fazla oyuncuyla çalışma imkanım oldu ama Asena her zaman en merak ettiklerimden biriydi. Şu videodaki "doğal yeteneğe" bakar mısınız ? Böylesine doğuştan gelen, kendine has yetenekleri olan insanlarla aynı seti paylaşmak gerçekten bambaşka bir deneyim.

Asena Keskinci’nin Kızılcık Şerbeti kadrosuna katılıp Çimen karakterini canlandıracağını duyunca bir durdum... Bilseydim setten hiç ayrılmaz, oradan devam ederdim valla. Sektörde çok fazla oyuncuyla çalışma imkanım oldu ama Asena her zaman en merak ettiklerimden biriydi. Şu videodaki "doğal yeteneğe" bakar mısınız ? Böylesine doğuştan gelen, kendine has yetenekleri olan insanlarla aynı seti paylaşmak gerçekten bambaşka bir deneyim.

20,027 Aufrufe

Ulaşılması imkansız tanrıça algısı neredeyse hiçbir kadına nasip olmaz, fakat bir zamanlar Ester Expósito tam olarak o algının tek sahibiydi. Mbappé ile başlayan ilişkisi ise bir tanrıçanın nasıl sıradan bir kadına dönüştüğünün ve bir imajın nasıl mahvedilebileceğinin dersi niteliğinde adeta. Ester Expósito ve Kylian Mbappé birlikteliği, son dönemin şüphesiz en beklenmedik ve üzerine en çok konuşulan magazin olaylarından biri haline geldi. Ancak bu ilişki, alışılagelmiş bir ünlü aşkından ziyade, popüler kültürde bir ikonun sahip olduğu o gizemli ve ulaşılmaz auranın nasıl bir anda yok olabileceğinin en somut örneği oldu. Mbappé öncesi döneme baktığımızda Ester Expósito, sosyal medya kullanıcıları ve geniş kitleler gözünde adeta ulaşılamaz, kusursuz ve adının yanına kolay kolay kimsenin yakıştırılamadığı modern bir ikondu. Her gün adına yapılan hayran edit'leri, fotoğraflarının altına yağdırılan övgüler ve koruduğu o mesafe, onun en büyük çekim alanıydı. Ancak futbol dünyasının en yüksek bonservisli ve popüler figürlerinden biri olsa da estetik algı açısından bu profilin oldukça dışında kalan Mbappé ile yollarının kesişmesi, tüm bu denklemi tersine çevirdi. Bu birliktelik, insanların zihnindeki o ulaşılması imkansız Ester imajını bir anda sıradanlaştırdı. Paranın, şöhretin ve küresel futbol gücünün getirdiği bu birleşme, Ester’in yıllardır ilmek ilmek işlenen o özel aurasını adeta buharlaştırdı. Artık çok daha fazla göz önünde, daha fazla magazin manşetinde ama ne yazık ki çok daha "basit" ve erişilebilir bir algının ortasında kaldı. Süreç ilerledikçe basına sızan iddialar ise durumu onun adına iyice aşağı çekmeye başladı. Mbappé’nin ilişki sürerken başka kadınlarla görüntülenmesi, araçta beklerken Ester’i kahve almaya gönderip ona adeta bir uşak muamelesi yaptığı söylentileri ve hatta vücudundaki bazı dövmelerden rahatsız olup sildirmesini istediği yönündeki dedikodular magazin kulislerini çalkaladı. Bir zamanların erişilemez tanrıçasının, nasıl olup da bu derece küçük düşürücü davranışlara ve kontrolcü bir tavra maruz kaldığı sorusu, hayranlarındaki hayal kırıklığını daha da derinleştirdi. Değişim en net şekilde oyuncunun sosyal medya hesaplarında da hissediliyor. Eskiden fotoğraflarının altında hayranlık ve iltifat dolu binlerce yorum yer alırken; bugün yerini kırgın hayranlara, eline geçen her fırsatta deşarj olmaya çalışan kızgın Real Madrid taraftarlarına ve Fransız futbolseverlerin sert eleştirilerine bıraktı. O estetik ve mesafeli profil, bir anda futbol dünyasının kaos dolu yorum alanına dönüştü. İki tarafın hiç uymayan enerjileri ve yakışmayan duruşları bir yana, bu tablonun net bir kazananı ve kaybedeni var. Mbappé; gücün, paranın ve popülaritenin kapısını açamayacağı hiçbir alan olmadığını bir kez daha kanıtlayarak bu süreçten kazançlı çıktı. Ester Expósito ise tam aksine, sadece bir ilişki yaşamakla kalmadı; kendisini milyonların gözünde özel kılan o en büyük gücünü, yani ulaşılmazlık illüzyonunu ve karizmasını kaybetti.

Ulaşılması imkansız tanrıça algısı neredeyse hiçbir kadına nasip olmaz, fakat bir zamanlar Ester Expósito tam olarak o algının tek sahibiydi. Mbappé ile başlayan ilişkisi ise bir tanrıçanın nasıl sıradan bir kadına dönüştüğünün ve bir imajın nasıl mahvedilebileceğinin dersi niteliğinde adeta. Ester Expósito ve Kylian Mbappé birlikteliği, son dönemin şüphesiz en beklenmedik ve üzerine en çok konuşulan magazin olaylarından biri haline geldi. Ancak bu ilişki, alışılagelmiş bir ünlü aşkından ziyade, popüler kültürde bir ikonun sahip olduğu o gizemli ve ulaşılmaz auranın nasıl bir anda yok olabileceğinin en somut örneği oldu. Mbappé öncesi döneme baktığımızda Ester Expósito, sosyal medya kullanıcıları ve geniş kitleler gözünde adeta ulaşılamaz, kusursuz ve adının yanına kolay kolay kimsenin yakıştırılamadığı modern bir ikondu. Her gün adına yapılan hayran edit'leri, fotoğraflarının altına yağdırılan övgüler ve koruduğu o mesafe, onun en büyük çekim alanıydı. Ancak futbol dünyasının en yüksek bonservisli ve popüler figürlerinden biri olsa da estetik algı açısından bu profilin oldukça dışında kalan Mbappé ile yollarının kesişmesi, tüm bu denklemi tersine çevirdi. Bu birliktelik, insanların zihnindeki o ulaşılması imkansız Ester imajını bir anda sıradanlaştırdı. Paranın, şöhretin ve küresel futbol gücünün getirdiği bu birleşme, Ester’in yıllardır ilmek ilmek işlenen o özel aurasını adeta buharlaştırdı. Artık çok daha fazla göz önünde, daha fazla magazin manşetinde ama ne yazık ki çok daha "basit" ve erişilebilir bir algının ortasında kaldı. Süreç ilerledikçe basına sızan iddialar ise durumu onun adına iyice aşağı çekmeye başladı. Mbappé’nin ilişki sürerken başka kadınlarla görüntülenmesi, araçta beklerken Ester’i kahve almaya gönderip ona adeta bir uşak muamelesi yaptığı söylentileri ve hatta vücudundaki bazı dövmelerden rahatsız olup sildirmesini istediği yönündeki dedikodular magazin kulislerini çalkaladı. Bir zamanların erişilemez tanrıçasının, nasıl olup da bu derece küçük düşürücü davranışlara ve kontrolcü bir tavra maruz kaldığı sorusu, hayranlarındaki hayal kırıklığını daha da derinleştirdi. Değişim en net şekilde oyuncunun sosyal medya hesaplarında da hissediliyor. Eskiden fotoğraflarının altında hayranlık ve iltifat dolu binlerce yorum yer alırken; bugün yerini kırgın hayranlara, eline geçen her fırsatta deşarj olmaya çalışan kızgın Real Madrid taraftarlarına ve Fransız futbolseverlerin sert eleştirilerine bıraktı. O estetik ve mesafeli profil, bir anda futbol dünyasının kaos dolu yorum alanına dönüştü. İki tarafın hiç uymayan enerjileri ve yakışmayan duruşları bir yana, bu tablonun net bir kazananı ve kaybedeni var. Mbappé; gücün, paranın ve popülaritenin kapısını açamayacağı hiçbir alan olmadığını bir kez daha kanıtlayarak bu süreçten kazançlı çıktı. Ester Expósito ise tam aksine, sadece bir ilişki yaşamakla kalmadı; kendisini milyonların gözünde özel kılan o en büyük gücünü, yani ulaşılmazlık illüzyonunu ve karizmasını kaybetti.

10,194 Aufrufe

Videos

texasrony's profile picture

Avrupa Yakası denince aklımıza hep o bitmek bilmeyen kahkahalar, absürt olaylar ve uç karakterler gelir. Ama dizi bazen öyle bir sahneyle karşımıza çıkar ki, o neşeli kaosun ortasında birden zaman durur, boğazınıza koca bir düğüm oturur. Sertaç... İşsiz güçsüz, daldan dala atlayan, ne kendine ne de kimseye bir faydası dokunan ama yine de o saf kalbiyle herkesin sevdiği adam. Yıllar önce onu terk edip Amerika'ya giden ve "büyük iş adamı" olarak dönen babasının karşısında ezilmemek, ona mahcup olup "boş gezenin boş kalfası" gibi görünmemek için çırpınışı hepimizin içini burkmuştu. Tam bu noktada devreye giren isim ise tabii ki dostu Sacit Kıral oluyor. Sertaç babasına karşı başını öne eğmesin diye koca ofisi anında bir tiyatro sahnesine çeviren, herkesi organize edip Sertaç'ı bir anda "patron" yapan Sacit'in o çocuk ruhunun altındaki devasa vefasına bir kez daha şahit oluyoruz. Başlarda hepimizi kahkahaya boğan bu "patronluk" ve "zenginlik" tiyatrosu, sahnenin sonlarına doğru yerini öyle derin bir yüzleşmeye bırakıyor ki... Sertaç babasının gözüne girmeye çalışırken, hikayenin sonunda yaşanan o inanılmaz ters köşe hepimizi darmadağın ediyor. Bir baba ve oğlun, birbirlerinin gururunu kırmamak için sakladıkları sırlar, 22 yıllık bir ayrılığın ve yalnızlığın getirdiği o ağır yük... Bu sessiz ama bir o kadar da sağır edici yüzleşmeyi, kelimelere dökülmeyen o hüznü bize iliklerimize kadar hissettiren Yeşilçam'ın büyük efsanesi rahmetli Sümer Tilmaç’ın oyunculuğu tek kelimeyle muazzam. Ve tabii ki bu güzel karelerde o eşsiz enerjisiyle yer alan Kubilay yani Vural Çelik... Bize ekran başında bu sessiz hüznü böylesine derinden yaşatan koca çınar Sümer Tilmaç abimize ve o güzel enerjisiyle evimizden biri olan Vural Çelik'e bin selam, sonsuz rahmet olsun. İyi ki hayatımıza dokundunuz ve sizleri tanıdık... Mekanınız cennet, ruhunuz şad olsun. Sizi ve o içten tebessümünüzü asla unutmayacağız...

Texasrony

650,063 Aufrufe • vor 4 Tagen

texasrony's profile picture

Avrupa Yakası’nın o şatafatlı dünyasında, herkes kendi derdine ve lüksüne düşmüşken, bir adam vardı ki, içindeki o haylaz, kavgacı ama tertemiz "mahalle delikanlısı" ruhunu hiç kaybetmedi. Sacit Kral... Sacit aslında dışarıdan bakıldığında sürekli kavgaya meyilli, serseriliği marifet sanan, ağzı bozuk biri gibi dursa da, ruhu hala o sokakta top koşturan saf bir çocuktu. Yeni tanıştığı birini bile anında kardeşi gibi benimser, "Bu dükkan sizin beyler, paranız geçmez burada" diyecek kadar eli açık, onlar için gözünü kırpmadan ateşe atlayacak kadar da candandı. Hepimizin içinde bir yerlerde, o "kral" lakabının altındaki o kırılgan, sevilmeyi ve aidiyeti arayan o tanıdık delikanlı vardı. Ancak diziye Osman karakterinin girmesiyle birlikte, ne yazık ki o bizim bildiğimiz, kendi kurallarını koyan Sacit Kral'ın o öz karakteri yavaş yavaş silikleşti. Sanki o kavgacı ama merhametli ruhu elinden alınıp, başka bir kalıba sokuldu. Yine de Gülse Birsel bu hatanın farkına varmış olacak ki, Volkan yıllar sonra diziye döndüğünde, Sacit'in Osman'a karşı asla geri adım atmamış, hatta ona karşı kavgada "yara vermiş" biri olarak anılmasını sağlayarak seyirciye o içsel alkışı yaşattı. Bize Avrupa Yakası'nda kahkahayı, hüznü, o eşsiz "kral" duruşunu ve içimizdeki o çocuk ruhunu iliklerimize kadar hissettiren Tolga Çevik’e sonsuz teşekkürler. Sen hep bizim Sacit Kral'ımız olarak kalacaksın.

Texasrony

1,000,875 Aufrufe • vor 6 Tagen

texasrony's profile picture

Paranın satın alamayacağı hiçbir şeyin kalmadığı bir dünyada, hapis duvarları bile sınıfsal uçurumu kapatmaya yetmiyor. Emanet dizisindeki bu sahne; zenginliğin getirdiği küstahlığın, fukaralığı ve çaresizliği nasıl ezdiğini en çıplak, en acımasız haliyle yüzümüze vuruyor. Zuhal, koğuştaki herkesi parasıyla satın alıp kendi krallığını kurarken; parası ve arkası olmayan Melahat ise bu sistemin altında ezilen bir kurbana dönüşüyor. Sahnelerdeki psikolojik baskı ve zorbalık boyutu gerçekten kan dondurucu. Zuhal’in Melahat’ı "Ya bu suda ayaklarımı yıkarsın ya da boğulursun" diyerek leğen önünde dize getirmesi bir insana uygulanabilecek en ağır aşağılamalardan biri. Melahat’ın memleketinden gelen el açması böreğe "Pis el açması börekleriniz" muamelesi yapılması, zenginin fakirin emeğine ve kültürüne duyduğu tiksintiyi özetliyor. Tavuk kemiklerini Melahat’a reva görmesi, yetmezmiş gibi "Ben senin köpeğinim" sözünü tüm koğuşun önünde avazı çıktığı kadar bağırttırması; paranın insani duyguları nasıl yok ettiğinin açık kanıtı. Koğuştaki diğer kadınların da para uğruna bu zorbalığa seyirci kalıp Zuhal'e maşalık etmesi cabası. Dışarıdaki güç dengeleri parmaklıklar ardında da değişmiyor. Gücü elinde tutan zengin, karşısındakini sadece fiziksel olarak değil; gururunu, itibarını ve insanlığını ayaklar altına alarak ezmekten, bunu bir gösteriye dönüştürmekten sadistçe bir keyif alıyor. Paranın insanı ne kadar çirkinleştirebileceğini ve çaresizliğin insanı nerede dize getireceğini gösteren tokat gibi bir dizi kesiti...

Texasrony

366,767 Aufrufe • vor 18 Tagen

Kurtlar Vadisi evreninde her karakter kendi çıkarı, gücü ve hırsları için yaşarken; bazı isimler vardır ki onlar sadece sadakati, inancı ve ham cesaretiyle o masaların etrafında yer alır. İşte Deve Tuncay’ın sağ kolu, hatta bir nevi koruyucu meleği olan Abidin tam olarak bu profilin vücut bulmuş halidir. Konsey üyeleri, baronlar ve tetikçiler birbirinin kuyusunu kazıp, ihanet planları yaparken, Abidin’in hayatındaki tek dert "Kuru ekmek soğan yiyip, günahının kefaretini kanla ödeyecek" kadar saf bir Karadeniz mertliğine sahip olmasıdır. Abidin’i bu karanlık dünyada özel kılan şey, onun o inançlı ve eğlenceli Karadeniz damarının her fırsatta ortaya çıkmasıdır. Tuncay’a ölümüne bağlıdır; "Öl de öleyim, öldür de öldüreyim" diyecek kadar gözü karadır ama "Delikanlı adamı ispiyonlamak en büyük çapsızlıktır" diyerek mafya dünyasının içinde bile o temiz ahlaki sınırlarını korumaya çalışır. En gergin anlarda, silahların patladığı saniyelerde bile Tuncay’ı sırtlayıp kurtarırken ya da Oflu hocayı hatır çekiyle duaya bağladığını anlatırken yüzündeki o samimi tebessüm, Karadeniz insanının o en karmaşık olaylara bile komik, saf ve pratik zekasıyla nasıl yaklaştığının en güzel örneğidir. Günün sonunda Çakır'lar, Cerrahpaşalılar birbirini kanla yok ederken, Abidin, "Bizi yaşatmayanı biz hiç yaşatmayız abi" diyecek kadar sert, ama "Allah kabul etsin" diyerek iftar sofrasında gözyaşı dökecek kadar da yufka yüreklidir. Mafya dünyasının karanlığında, Karadeniz’in o inatçı, dindar, cesur ve bir o kadar da eğlenceli ruhu, Abidin karakteriyle vadinin en unutulmaz, en sevilen renklerinden biri olmuştur. Bu video vesilesiyle, sivil hayatta da tanıma onuruna eriştiğim, dünyanın en efendi ve en saygılı insanlarından biri olan Osman Wöber abiye Allah’tan rahmet diliyorum. Sadece ekranlardaki dev yeteneğinle değil, adamlığın, duruşun ve o eşsiz karakterinle de seni bilen, tanıyan tüm yüreklerde her daim yaşayacaksın. Mekanın cennet olsun büyük usta...
2:59

Sensitive content

This media may contain sensitive content.

texasrony's profile picture

Kurtlar Vadisi evreninde her karakter kendi çıkarı, gücü ve hırsları için yaşarken; bazı isimler vardır ki onlar sadece sadakati, inancı ve ham cesaretiyle o masaların etrafında yer alır. İşte Deve Tuncay’ın sağ kolu, hatta bir nevi koruyucu meleği olan Abidin tam olarak bu profilin vücut bulmuş halidir. Konsey üyeleri, baronlar ve tetikçiler birbirinin kuyusunu kazıp, ihanet planları yaparken, Abidin’in hayatındaki tek dert "Kuru ekmek soğan yiyip, günahının kefaretini kanla ödeyecek" kadar saf bir Karadeniz mertliğine sahip olmasıdır. Abidin’i bu karanlık dünyada özel kılan şey, onun o inançlı ve eğlenceli Karadeniz damarının her fırsatta ortaya çıkmasıdır. Tuncay’a ölümüne bağlıdır; "Öl de öleyim, öldür de öldüreyim" diyecek kadar gözü karadır ama "Delikanlı adamı ispiyonlamak en büyük çapsızlıktır" diyerek mafya dünyasının içinde bile o temiz ahlaki sınırlarını korumaya çalışır. En gergin anlarda, silahların patladığı saniyelerde bile Tuncay’ı sırtlayıp kurtarırken ya da Oflu hocayı hatır çekiyle duaya bağladığını anlatırken yüzündeki o samimi tebessüm, Karadeniz insanının o en karmaşık olaylara bile komik, saf ve pratik zekasıyla nasıl yaklaştığının en güzel örneğidir. Günün sonunda Çakır'lar, Cerrahpaşalılar birbirini kanla yok ederken, Abidin, "Bizi yaşatmayanı biz hiç yaşatmayız abi" diyecek kadar sert, ama "Allah kabul etsin" diyerek iftar sofrasında gözyaşı dökecek kadar da yufka yüreklidir. Mafya dünyasının karanlığında, Karadeniz’in o inatçı, dindar, cesur ve bir o kadar da eğlenceli ruhu, Abidin karakteriyle vadinin en unutulmaz, en sevilen renklerinden biri olmuştur. Bu video vesilesiyle, sivil hayatta da tanıma onuruna eriştiğim, dünyanın en efendi ve en saygılı insanlarından biri olan Osman Wöber abiye Allah’tan rahmet diliyorum. Sadece ekranlardaki dev yeteneğinle değil, adamlığın, duruşun ve o eşsiz karakterinle de seni bilen, tanıyan tüm yüreklerde her daim yaşayacaksın. Mekanın cennet olsun büyük usta...

Texasrony

103,925 Aufrufe • vor 7 Tagen

texasrony's profile picture

Arka Sokaklar dizisindeki o tüyler ürperten sahne, sadece bir senaryo kurgusu değil, günümüz dünyasının acı, soğuk ve çirkin bir gerçeğinin ekrana vurmuş en çıplak halidir. Hüsnü Çoban’ın elleri bağlı bir şekilde, kendi canından olan kızının baygın haldeki görüntülerini gözyaşları içinde izlemek zorunda bırakılması, bir babanın yaşayabileceği en ağır ruhsal felakettir. O sahnede kırılan şey sadece bir polisin değil, bir babanın ömür boyu tamir edilemeyecek olan gururudur. Fakat bu trajedinin arkasında, günümüz gençliğini adım adım felakete sürükleyen çok daha büyük bir toplumsal hastalık yatıyor.. Şatafat, lüks ve zahmetsiz ihtişam sevdası. Lüks bir VIP araç, eldeki bir kadeh, parlak görünen ama arkası uçurum olan sahte bir hayat imajı... Gençler, sosyal medyanın ve modern popüler kültürün empoze ettiği bu içi boş ışıltıya o kadar kolay kanıyor ki, henüz birinci ayında olduğu bir insanın peşinden sorgusuzca otel odalarına kadar gidebiliyor. Kendi rızasıyla adım attığı o şatafatlı dünyanın, bir sonraki aşamada nasıl bir tuzağa ve şantaj mekanizmasına dönüşeceğini kestiremiyor. Bu olay, anne babalara da çok sert ve tokat gibi bir uyarıdır. "Benim çocuğum yapmaz" kolaycılığına kaçmadan, gençlerin kimlerle temas ettiğini, nerede vakit geçirdiğini ve en önemlisi o suni lüks algısına ne kadar kapıldığını sürekli gözetlemek bir zorunluluktur. Çünkü bugün sokaklarda, rezidans köşelerinde ve otel odalarında bu senaryonun gerçeğini yaşayan yüzlerce aile var. Bir anlık heves, bir anlık lüks düşkünlüğü, geride şantajla karartılmış genç bir hayat ve o videoyu izlerken ruhu parça parça olan, bu travmayı ömrünün sonuna kadar sırtında taşıyacak çaresiz ebeveynler bırakıyor. Günümüz dünyasında tehlike artık kapının dışında değil, lüks ve eğlence maskesiyle gençlerin zihnine çoktan sızmış durumda.

Texasrony

455,355 Aufrufe • vor 1 Monat

texasrony's profile picture

Kurtlar Vadisi evreninde herkes Polat Alemdar’ı Aslan Akbey’in tek şaheseri sanır.. Oysa madalyonun diğer yüzü çok daha karanlık ve ürkütücüdür. Aslan Akbey, gençlik yıllarında Ali Candan ile birlikte Hikmet’i de özel olarak eğitmeye başlamış, fakat Hikmet’teki o devasa potansiyeli ve kontrol edilemez stratejik zekayı fark edince kendi tahtından korkup strateji değiştirmiştir. Aslan Akbey’in bilerek Ali Candan’a yönelip sahada bıraktığı Hikmet, kısa süre içinde kendi efsanesini yazmış ve İstanbul’un en büyük, en namlı kabadayısına dönüşmüştür. Yeraltı dünyasında sadece "Deli" lakabı duyulduğunda bile en sert racon kesen kabadayıların dizleri titrer, dilleri tutulurdu. Hikmet’in kabadayılığındaki en belirgin özellik, toplumun ahlaki ve sosyolojik çöküşüne karşı beslediği o tavizsiz ve amansız hassasiyetti. Sokakta yürürken giyimini, tarzını veya yürüyüşünü beğenmediği birini gördüğünde, Ömer Baba’nın ebru teknesi başında çayını yudumlarken bile tereddüt etmeden "Giyim görünüm değil, yürüyüş yürüyüş değil, hepsi kaşar !" teşhisini koyacak kadar sözünü esirgemeyen amansız bir mahalle muhafızıydı. Karşısındaki kişi kim olursa olsun raconunu keser, raconuna uymayanın haddini bildirip hesabını kapatırdı. Racon dünyasının tepe noktasına ulaştıktan sonra vizyonunu daha global bir alana kaydıran Hikmet, futbol dünyasına ve özellikle taktiksel sistemlere yöneldi. Sıkı bir Fatih Terim hayranı olmasının ötesinde, olayı bireylerden çıkarıp tamamen "sistem" boyutuna taşıdı. Hastane odasında vurulmuş yatan adamın başında bile Sepp Piontek’in 3-5-2 sisteminin Türk futboluna etkilerini analiz edecek kadar futbola tutkulu bir taktik dehasıydı. Sokakta yürürken racon kesen, hastane odasında 3-5-2 sistemini savunan ve tekerlekli sandalyeden düşerken bile düşmanına "Ulan kaçma !" diye meydan okuyan Deli Hikmet, vadinin beline silah takmadan zihinleri felç eden en büyük ve tek kabadayısıdır.

Texasrony

281,253 Aufrufe • vor 26 Tagen