makinacı's banner
makinacı's profile picture

makinacı

@thebeyazbaret9,113 subscribers

Sanayici & Şantiyeci / Fransızca, Almanca ve İngilizce çeviriler. Teknik dökümantasyon için; @themakinaci

Shorts

Delta agalar

Delta agalar

789,195 次观看

Alican hocanın yanında bizim projeler:

Alican hocanın yanında bizim projeler:

680,790 次观看

Bi gram zeka kırıntısı kalıyorsa picim

Bi gram zeka kırıntısı kalıyorsa picim

869,139 次观看

Boş işler bunlar. Günde 4-5 saat uyuyabiliyorsam uyuyorum, onun dışında lojistik aksaklık veya sahada bir sorun olur işim uzar ise hemen gölge yer bulup bareti başımın arkasına dayayıp yüzüme de terimi elimi falan sildiğim bezi kapatıp uzanıyorum. Eğer bir gün fırsat bulursam eşek gibi uyuyacağım. Böyle ne kadar uyulabiliyorsa o kadar uyuyacağım. Uyku uyumaktan sersem olana dek uyuyacağım. Ama 1 sefer ama 10 sefer. Muhakkak uyuyacağım.

Boş işler bunlar. Günde 4-5 saat uyuyabiliyorsam uyuyorum, onun dışında lojistik aksaklık veya sahada bir sorun olur işim uzar ise hemen gölge yer bulup bareti başımın arkasına dayayıp yüzüme de terimi elimi falan sildiğim bezi kapatıp uzanıyorum. Eğer bir gün fırsat bulursam eşek gibi uyuyacağım. Böyle ne kadar uyulabiliyorsa o kadar uyuyacağım. Uyku uyumaktan sersem olana dek uyuyacağım. Ama 1 sefer ama 10 sefer. Muhakkak uyuyacağım.

228,808 次观看

Hadi halka pazarlamak için PGA yerine Richter Ölçeği dili kullandın. Problem yok bunda, ama 2013 yılından beri 100 yatak üzeri hastanelerde zaten sismik izolatörleri zorunlu tutmaktadır. Ki bildiğim kadarı ile 2000 yılında hizmete açılan Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde Friction Pendulum tipi izolatörler kullanılmıştır. Ayrıca 1999 senesinde meydana gelen Düzce Depremi'nde Bolu Viyadüğü 1 henüz inşaat halindeyken hasar görmesi üzerine proje revize edilip sismik izolatör kullanılmıştır. Üstelik bir zamanlar dünyanın en büyük sismik izolatörlü binası 300ad TFP ile Sabiha Gökçen Havalimanı iken kalkıp böyle saçma sapan haber dili ile paylaşım yapmak zavallıca ve aptalca. dipnot: Yine 2068ad izolatör kullanımı ile Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, dünyanın en büyük sismik izolatörlü binasıdır.

Hadi halka pazarlamak için PGA yerine Richter Ölçeği dili kullandın. Problem yok bunda, ama 2013 yılından beri 100 yatak üzeri hastanelerde zaten sismik izolatörleri zorunlu tutmaktadır. Ki bildiğim kadarı ile 2000 yılında hizmete açılan Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nde Friction Pendulum tipi izolatörler kullanılmıştır. Ayrıca 1999 senesinde meydana gelen Düzce Depremi'nde Bolu Viyadüğü 1 henüz inşaat halindeyken hasar görmesi üzerine proje revize edilip sismik izolatör kullanılmıştır. Üstelik bir zamanlar dünyanın en büyük sismik izolatörlü binası 300ad TFP ile Sabiha Gökçen Havalimanı iken kalkıp böyle saçma sapan haber dili ile paylaşım yapmak zavallıca ve aptalca. dipnot: Yine 2068ad izolatör kullanımı ile Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, dünyanın en büyük sismik izolatörlü binasıdır.

172,250 次观看

Savaş suçu işlemek için garajda çalışmalara başladık gelen gelsin

Savaş suçu işlemek için garajda çalışmalara başladık gelen gelsin

155,077 次观看

Baylar, esas olan budur. Bizler sürece odaklanırız. Neden ev ve araba sahibi olamadık? Eğitime mi harcadık? Ailemize destek mi çıktık? Veyahut bir iş kurmaya çalıştık ve beceremedik mi? Hayat bu. Her şeyin vakti ve zamanı vardır. Elbet tanışmaya gittiğiniz kişiler sürece değil sonuca bakacaktır. Sonuç tatmin etmeyebilir, normaldir. Problem yok. Doğru olan ise bir yola çıktığınız kişiler ile hayatınızı birleştirmenizdir. Süreci görmüş kişiler sizi yadırgamayacaktır. En azından temennimiz bu. Çaba sonuçtan daha değerlidir; ancak dışarıdan bakanlar için esas olan sonuçtur.

Baylar, esas olan budur. Bizler sürece odaklanırız. Neden ev ve araba sahibi olamadık? Eğitime mi harcadık? Ailemize destek mi çıktık? Veyahut bir iş kurmaya çalıştık ve beceremedik mi? Hayat bu. Her şeyin vakti ve zamanı vardır. Elbet tanışmaya gittiğiniz kişiler sürece değil sonuca bakacaktır. Sonuç tatmin etmeyebilir, normaldir. Problem yok. Doğru olan ise bir yola çıktığınız kişiler ile hayatınızı birleştirmenizdir. Süreci görmüş kişiler sizi yadırgamayacaktır. En azından temennimiz bu. Çaba sonuçtan daha değerlidir; ancak dışarıdan bakanlar için esas olan sonuçtur.

162,548 次观看

Utanmadan bi de Sydney falan övüyorlar. Transformers 'ı ilk izlediğimde ekran başında F-22'den sonra Megan Fox 'ta büyülenmiştim. Hala büyüsü geçmedi.

Utanmadan bi de Sydney falan övüyorlar. Transformers 'ı ilk izlediğimde ekran başında F-22'den sonra Megan Fox 'ta büyülenmiştim. Hala büyüsü geçmedi.

86,938 次观看

Rüzgar durabilir, güneş batabilir ama medeniyet duramaz. Sanayinin kalbi nükleer ile atar.

Rüzgar durabilir, güneş batabilir ama medeniyet duramaz. Sanayinin kalbi nükleer ile atar.

157,976 次观看

Kış güneşine, amirinin gülüşüne, astının sadakatine, üstünün muhabbetine güvenilmez.

Kış güneşine, amirinin gülüşüne, astının sadakatine, üstünün muhabbetine güvenilmez.

122,168 次观看

Abdülhamid'i Yıldız Sarayı'ndan indirenler de devletin yetiştirdiği çocuklardı. KYK'da kalanları da küçümseme, saltanatınızı bir yetim yıktı. Çiviyi küçümseme, firavun kibirine kapılma. Atı yürüten çivi yarın firavunu kibir havuzunda boğacak kumandanı taşıyor olabilir.

Abdülhamid'i Yıldız Sarayı'ndan indirenler de devletin yetiştirdiği çocuklardı. KYK'da kalanları da küçümseme, saltanatınızı bir yetim yıktı. Çiviyi küçümseme, firavun kibirine kapılma. Atı yürüten çivi yarın firavunu kibir havuzunda boğacak kumandanı taşıyor olabilir.

264,953 次观看

Günaydın, ben Makinacı. 24 yaşındayım. Şantiye ve madenlere ağır iş makinalarını tamir etmeye ve iş makinalarını deplase etmeye giderim. Bira ve sigara tüketerek 7/24 çalışırım. Sahada, araçta, konteynerda, otelde yatarım. Pislik yemekhane yemeklerini afiyetle tüketirim. Hayatım; iş > spor > konaklamadan ibarettir. Otistik olduğum söylenir ama ben yalnızca Decepticon 'um. Mazot tüketirim. Cybertron tekrardan yükselene kadar buralardayım.

Günaydın, ben Makinacı. 24 yaşındayım. Şantiye ve madenlere ağır iş makinalarını tamir etmeye ve iş makinalarını deplase etmeye giderim. Bira ve sigara tüketerek 7/24 çalışırım. Sahada, araçta, konteynerda, otelde yatarım. Pislik yemekhane yemeklerini afiyetle tüketirim. Hayatım; iş > spor > konaklamadan ibarettir. Otistik olduğum söylenir ama ben yalnızca Decepticon 'um. Mazot tüketirim. Cybertron tekrardan yükselene kadar buralardayım.

198,426 次观看

Sizin ile mutlu olamayan, bir başkası ile pekâlâ mutlu olabilir. Sizin ile tatmin olamayan, bir başkası ile pekâlâ tatmin de olabilir. Tüm bunların temelinde; dopamin, norepinefrin ve serotonin gibi bir kaç hormonun hareketi yatmaktadır. Lüzum yok. Bir eşin ihtiyaç olduğunu ama temelde basit olduğunu bilerek yolunuza bakmanız gerekiyor. Vakit tek yönlüdür. Akıntıya direnmenin lüzumu yok. Hedefe sapmadan devam etmek gerek.

Sizin ile mutlu olamayan, bir başkası ile pekâlâ mutlu olabilir. Sizin ile tatmin olamayan, bir başkası ile pekâlâ tatmin de olabilir. Tüm bunların temelinde; dopamin, norepinefrin ve serotonin gibi bir kaç hormonun hareketi yatmaktadır. Lüzum yok. Bir eşin ihtiyaç olduğunu ama temelde basit olduğunu bilerek yolunuza bakmanız gerekiyor. Vakit tek yönlüdür. Akıntıya direnmenin lüzumu yok. Hedefe sapmadan devam etmek gerek.

87,656 次观看

Kayıpsız enerji transferi ve depolama sorununu çözdüğümüz an Tanrı İmparator Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk 'ün önderliğinde Galaktik Kemalist İmparatorluk kurarken:

Kayıpsız enerji transferi ve depolama sorununu çözdüğümüz an Tanrı İmparator Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk 'ün önderliğinde Galaktik Kemalist İmparatorluk kurarken:

82,859 次观看

Yahu sanırsınız Amerika her şeyi saldı varı yoğu Asyalılar hem tasarlıyor hem üretiyor. Extreme eng. Lideri hala Amerika'dır. Bugün sana yaptırdığı amelelik kısmıdır. Çip üretmiyor ama çip tasarlıyor. Bugün 9mm üretmiyor ama Carrier Strike Group altyapısı, F-35 / B-21 gibi stealth platformları ve GPS / Starlink / SBIRS gibi satellite constellations ile kurduğu global sensor-to-shooter döngüsüne sahip. Eskisi kadar dumb bomb yani güdümsüz bomba üretmiyor ama hedefini %95 (Pk>0.95) ihtimalle imha eden precision-guided üretiyor. Bu sayede adamlar İran'ın tüm altyapısını ve bürokrasini gözümüzün önünde anında yok ediyor. Hatta daha göreve atanmadan yok ediyor. Çip diye diye kafamı ütülediniz. Ee çipi tasarladığın EDA yazılımları yine Amerika'ya ait, temel instruction set architecture patentleri Amerika'ya ait, EUV cihazlarının kritik bileşenleri yine Amerika'ya veya müttefiklerine ait. Huawei meselesinde de görüldüğü üzere; Amerika üretmese bile export control mekanizmaları ile rakip devletlerin tüm donanım supply chain'ini anında bottleneck'e sokma gücüne sahiptir. Gerçekleri kabul ederek yola çıkmak gerekir.

Yahu sanırsınız Amerika her şeyi saldı varı yoğu Asyalılar hem tasarlıyor hem üretiyor. Extreme eng. Lideri hala Amerika'dır. Bugün sana yaptırdığı amelelik kısmıdır. Çip üretmiyor ama çip tasarlıyor. Bugün 9mm üretmiyor ama Carrier Strike Group altyapısı, F-35 / B-21 gibi stealth platformları ve GPS / Starlink / SBIRS gibi satellite constellations ile kurduğu global sensor-to-shooter döngüsüne sahip. Eskisi kadar dumb bomb yani güdümsüz bomba üretmiyor ama hedefini %95 (Pk>0.95) ihtimalle imha eden precision-guided üretiyor. Bu sayede adamlar İran'ın tüm altyapısını ve bürokrasini gözümüzün önünde anında yok ediyor. Hatta daha göreve atanmadan yok ediyor. Çip diye diye kafamı ütülediniz. Ee çipi tasarladığın EDA yazılımları yine Amerika'ya ait, temel instruction set architecture patentleri Amerika'ya ait, EUV cihazlarının kritik bileşenleri yine Amerika'ya veya müttefiklerine ait. Huawei meselesinde de görüldüğü üzere; Amerika üretmese bile export control mekanizmaları ile rakip devletlerin tüm donanım supply chain'ini anında bottleneck'e sokma gücüne sahiptir. Gerçekleri kabul ederek yola çıkmak gerekir.

43,949 次观看

Küpe takmak biraz daha övülürse bir sonra ki sahneye Blok3 'ün çıkış

Küpe takmak biraz daha övülürse bir sonra ki sahneye Blok3 'ün çıkış

82,695 次观看

Bu demir ağlar meselesine daha öncesinde kısmen değinmiştim. İşin doğrusuna elimizdeki veriler ışığında detaylıca bir sefer değineyim ve konuyu artık buradan okumaya başlayalım. Zira çok fazla bilgi kirliliği var ve hiçbir tartışma bizi bir sonuca götürmemektedir. Öncelikle altyapı yatırımları yalnızca dönemsel politik vizyonların veya dış politika angajmanlarının bir sonucu değil, topoğrafik zorunlulukların, tribolojik kısıtların ve sermaye getirisi yani ROI parametrelerinin deterministik bir tezahürüdür. Politik kısıma değinmeyeceğim, zira hem bu benim işim değil, hem de çok fazla safsata ve hurafe dolu bir alan. Gerek yok. Benim işim matematik ve veriler ile. Gelelim konuya; Çelik tekerlek ile çelik ray arasındaki etkileşim. Bu etkileşim yani demiryolu ulaşım sistemi olağanüstü düşük yuvarlanma direnci sayesinde devasa tonajların minimum enerji sarfiyatıyla taşınmasına olanak sağlarken, eğimli arazilerde yerçekimi kuvvetini yenmek için elzem olan "çekiş çabası"nın yani Tractive effort üretilmesinde kritik bir tribolojik zafiyet yaratır. Ağır yük trenlerinin dağlık topografyalarda ilerleyebilmesi doğrudan bu tekerlek-ray arayüzündeki adhezyon limitlerine bağlıdır. Adhezyon kuvveti tekerlek ile zemin arasındaki temas noktasında moleküler düzeyde gerçekleşen "slip-stick" Döngüleriyle oluşur. Yani bir lokomotifin ray üzerinde tekerleklerini boşa döndürmeden /patinaj yapmadan üretebileceği maksimum çekiş kuvveti, normal kuvvet ile tekerlek-ray arasındaki tutunma/sürtünme katsayısının çarpımına eşittir. Burada ulaşımcı arkadaşlar bilecektir ki karayolunda kauçuk lastik ile asfalt yüzey arasındaki sürtünme katsayısı oldukça yüksektir ve genellikle sürtünme katsayısı 0.70–0.90 aralığındadır. Buna karşılık demiryolunda çelik tekerlek ile çelik ray arasındaki katsayı ideal ve tamamen kuru laboratuvar koşullarında bile en fazla 0.25-0.30 seviyelerindedir. Ancak operasyonel düzeyde bu teorik maksimum değere güvenilemez. Çiğ, yağmur, don, ray yüzeyine sızan gres yağı veya kırsal/ormanlık bölgelerde demiryolu çevresindeki bitki örtüsünden dökülüp tekerlekler altında ezilerek sert, kaygan bir lignin tabakası oluşturan yapraklar nedeniyle pratikte sürtünme katsayısı ortalama 0.15 seviyelerine kadar düşmektedir. Bu sebeple demiryolu lokomotifleri bu devasa sürtünme dezavantajını kompanse edebilmek için yüzlerce tonluk "ölü ağırlıklara" Sahip olmak zorundadır. Çelik yüzeyler arasındaki o temas noktasındaki mikroskobik sürtünmenin on binlerce tonluk bir tren katarının ataletini durdurabilmesi veya devasa yükü harekete geçirebilmesi için lokomotif akslarına binen ağırlığın maksimize edilmesi gerekir. Burada ise bir başka sorun devreye girmektedir. bir lokomotifin dingil basıncı da altyapının, rayların ve köprülerin taşıma kapasitesiyle sınırlıdır. Ortalama bir ağır yük lokomotifinde aks başına düşen yük 20-30 ton arasındadır ve bu kütle, eğim direncini kırmak için her zaman yeterli olmaz. Lokomotiflerdeki "Adhezyon Faktörü" Lokomotifin üretebileceği maksimum çekiş kuvvetinin lokomotifin çeker dingillerindeki ağırlığına oranıdır ve modern sistemlerde bu oran %25 ila %28 seviyesinde tasarlanır. Eğer lokomotifin gücü, ray ile tekerlek arasındaki efektif adhezyon katsayısı 0.15 limitinin izin verdiğinden daha fazla kuvvet uygular ise tekerlek slip'e düşer ve çekiş gücü "Saturated Creepage" Noktasına ulaşarak sıfırlanır ve tren rampada kalır. Yani anlaşılacağı üzere karayolu taşıtları yüksek motor güçleri ve yüksek sürtünme katsayıları sayesinde %10lara varan eğimleri standart operasyonlar dahlinde tırmanabilirken, demiryolu araçları yerçekimine karşı son derece kırılgandır. Ulaştırma mühendisliğinde bir trenin yerçekimi direncini yenmesi, doğrudan çekiş kuvveti ile eğim vektörünün çarpışmasıdır. Eğim direnci tren ağırlığının yerçekimi vektörüne paralel olan bileşenidir. Amerikan demiryolu mühendisliği standartlarına göre her %1'lik eğim trenin toplam ağırlığının her bir tonu için 20lbs ekstra direnç yaratır. Standart ağır tonajlı bir konvansiyonel yük treninin ek bir yardımcı lokomotif desteği almadan ekonomik ve güvenli bir şekilde tırmanabileceği maksimum rampa/eğim oranı %1.5 olarak kabul edilmektedir. Eğer rampa %2.0 aşar ise çekme direncine eklenen yerçekimi yükü o kadar şiddetli hale gelir ki, tek bir lokomotifin çekiş gücü fiziksel kopma mukavemetini zorlar ve tekerlekler adhezyon sınırını aşarak slip'e düşer. Yüksek hızlı yolcu trenleri dingil başına motorize edilmiş EMU ve çok yüksek güç/ağırlık rasyoları sayesinde %2.5 ile %4 arası eğimleri aşabilse de dökme yük veya konteyner taşıyan on binlerce tonluk dizilişler için bu fiziksel olarak olanaksızdır. Evet, yukarıda ki fiziksel engeli aşmak mühendislik olarak imkansız değildir ve daha ziyade ekonomik bir problemdir. %1.5-%2.0 sınırının aşıldığı sarp coğrafyalarda trenleri güzergahın o noktasında durdurarak katarları bölmek veya arkadan itici/önden çekici "Helper" Lokomotifler eklemek yegane çözümdür. Ancak bir tedarik zinciri perspektifinden bakıldığında; trenin dağ eteklerinde durdurulması, fazladan lokomotif bağlanması, manevra gecikmeleri, bu lokomotifler için ayrılmış ekstra makinist personeli, artan yakıt/enerji sarfiyatı ve bakım maliyetleri, ton-kilometre başına düşen operasyonel giderleri eksponansiyel olarak artırır. Örneğin ABD'deki ünlü Raton Pass gibi %3.5 eğimlerde bu nedenle ticari ağır yük taşımacılığı açısından ekonomik avantajını kaybetmiştir. Adhezyon ve eğim mekaniği bağlamında Türkiye coğrafyasına bakıldığında demiryolu ağının neden karayolu kadar hızlı nüfuz edemediğini daha iyi idrak ediyoruz. Arpad'ın da Tweet'e eklemiş olduğu görsele bakıldığında ve biraz coğrafi bilgiler eklendiğindeTürkiye'nin topografik anatomisi, Alp-Himalaya kıvrım kuşağı sisteminin aktif bir parçası olarak şekillenmiştir ve ülkenin ortalama deniz seviyesinden yüksekliği 1132 metredir. Arazi olağanüstü engebeli, fay kırıklarıyla dolu ve asimetrik bir yapıya sahiptir. Kuzeyde Pontidler Karadeniz sahiline, güneyde ise Toros Dağları Akdeniz sahiline devasa, kesintisiz bir duvar gibi paralel uzanır. Bu kıyıya paralel yükselen 2000-3000 metrelik sıradağlar ile deniz seviyesindeki limanlar veya İç Anadolu'daki 900-1000 rakımlı üretim platoları arasındaki yükselti farkları demiryolunun o kırılgan "%1.5" Eğim sınırı ile doğrudan ve şiddetli bir biçimde çatışmaktadır. Bir demiryolu hattının deniz seviyesinden Türkiye'nin sadece ortalama yükseltisi olan 1132 metre rakıma %1.5 maksimum eğim kuralını ihlal etmeden çıkabilmesi için hiçbir topoğrafik engel, kanyon, vadi veya uçurum olmadığı varsayımında dahi kilometrelerce kesintisiz, doğrusal ve pürüzsüz bir rampa platformuna ihtiyacı vardır. Dağların denizden sadece birkaç kilometre içeride aniden 2000 metrelere fırladığı Karadeniz ve Akdeniz topografyalarında veya doğuya doğru sarp kayalıklarla yükselen Doğu Anadolu coğrafyasında böylesine uzun, doğrusal ve sabit eğimli bir platform bulmak topoğrafik olarak imkansızdır. Tabii yukarıda da bahsettiğim üzere bu durum bir mühendislik problemi değildir zira topografyaya uyum sağlamak yerine topografyayı silmek yani dağları doğrudan tünellerle delip geçmeye veya derin kanyonları devasa viyadükler ile aşmak mümkündür. Fakat bu durum devasa bir ekonomik problemdir. Bu yüzden Türkiye'deki demiryolu projelerinin kilometre başına düşen inşaat maliyetlerini gelişmiş düzlük ülkeler ile veya karayollarıyla kıyaslanamayacak seviyelere taşımaktadır.

Bu demir ağlar meselesine daha öncesinde kısmen değinmiştim. İşin doğrusuna elimizdeki veriler ışığında detaylıca bir sefer değineyim ve konuyu artık buradan okumaya başlayalım. Zira çok fazla bilgi kirliliği var ve hiçbir tartışma bizi bir sonuca götürmemektedir. Öncelikle altyapı yatırımları yalnızca dönemsel politik vizyonların veya dış politika angajmanlarının bir sonucu değil, topoğrafik zorunlulukların, tribolojik kısıtların ve sermaye getirisi yani ROI parametrelerinin deterministik bir tezahürüdür. Politik kısıma değinmeyeceğim, zira hem bu benim işim değil, hem de çok fazla safsata ve hurafe dolu bir alan. Gerek yok. Benim işim matematik ve veriler ile. Gelelim konuya; Çelik tekerlek ile çelik ray arasındaki etkileşim. Bu etkileşim yani demiryolu ulaşım sistemi olağanüstü düşük yuvarlanma direnci sayesinde devasa tonajların minimum enerji sarfiyatıyla taşınmasına olanak sağlarken, eğimli arazilerde yerçekimi kuvvetini yenmek için elzem olan "çekiş çabası"nın yani Tractive effort üretilmesinde kritik bir tribolojik zafiyet yaratır. Ağır yük trenlerinin dağlık topografyalarda ilerleyebilmesi doğrudan bu tekerlek-ray arayüzündeki adhezyon limitlerine bağlıdır. Adhezyon kuvveti tekerlek ile zemin arasındaki temas noktasında moleküler düzeyde gerçekleşen "slip-stick" Döngüleriyle oluşur. Yani bir lokomotifin ray üzerinde tekerleklerini boşa döndürmeden /patinaj yapmadan üretebileceği maksimum çekiş kuvveti, normal kuvvet ile tekerlek-ray arasındaki tutunma/sürtünme katsayısının çarpımına eşittir. Burada ulaşımcı arkadaşlar bilecektir ki karayolunda kauçuk lastik ile asfalt yüzey arasındaki sürtünme katsayısı oldukça yüksektir ve genellikle sürtünme katsayısı 0.70–0.90 aralığındadır. Buna karşılık demiryolunda çelik tekerlek ile çelik ray arasındaki katsayı ideal ve tamamen kuru laboratuvar koşullarında bile en fazla 0.25-0.30 seviyelerindedir. Ancak operasyonel düzeyde bu teorik maksimum değere güvenilemez. Çiğ, yağmur, don, ray yüzeyine sızan gres yağı veya kırsal/ormanlık bölgelerde demiryolu çevresindeki bitki örtüsünden dökülüp tekerlekler altında ezilerek sert, kaygan bir lignin tabakası oluşturan yapraklar nedeniyle pratikte sürtünme katsayısı ortalama 0.15 seviyelerine kadar düşmektedir. Bu sebeple demiryolu lokomotifleri bu devasa sürtünme dezavantajını kompanse edebilmek için yüzlerce tonluk "ölü ağırlıklara" Sahip olmak zorundadır. Çelik yüzeyler arasındaki o temas noktasındaki mikroskobik sürtünmenin on binlerce tonluk bir tren katarının ataletini durdurabilmesi veya devasa yükü harekete geçirebilmesi için lokomotif akslarına binen ağırlığın maksimize edilmesi gerekir. Burada ise bir başka sorun devreye girmektedir. bir lokomotifin dingil basıncı da altyapının, rayların ve köprülerin taşıma kapasitesiyle sınırlıdır. Ortalama bir ağır yük lokomotifinde aks başına düşen yük 20-30 ton arasındadır ve bu kütle, eğim direncini kırmak için her zaman yeterli olmaz. Lokomotiflerdeki "Adhezyon Faktörü" Lokomotifin üretebileceği maksimum çekiş kuvvetinin lokomotifin çeker dingillerindeki ağırlığına oranıdır ve modern sistemlerde bu oran %25 ila %28 seviyesinde tasarlanır. Eğer lokomotifin gücü, ray ile tekerlek arasındaki efektif adhezyon katsayısı 0.15 limitinin izin verdiğinden daha fazla kuvvet uygular ise tekerlek slip'e düşer ve çekiş gücü "Saturated Creepage" Noktasına ulaşarak sıfırlanır ve tren rampada kalır. Yani anlaşılacağı üzere karayolu taşıtları yüksek motor güçleri ve yüksek sürtünme katsayıları sayesinde %10lara varan eğimleri standart operasyonlar dahlinde tırmanabilirken, demiryolu araçları yerçekimine karşı son derece kırılgandır. Ulaştırma mühendisliğinde bir trenin yerçekimi direncini yenmesi, doğrudan çekiş kuvveti ile eğim vektörünün çarpışmasıdır. Eğim direnci tren ağırlığının yerçekimi vektörüne paralel olan bileşenidir. Amerikan demiryolu mühendisliği standartlarına göre her %1'lik eğim trenin toplam ağırlığının her bir tonu için 20lbs ekstra direnç yaratır. Standart ağır tonajlı bir konvansiyonel yük treninin ek bir yardımcı lokomotif desteği almadan ekonomik ve güvenli bir şekilde tırmanabileceği maksimum rampa/eğim oranı %1.5 olarak kabul edilmektedir. Eğer rampa %2.0 aşar ise çekme direncine eklenen yerçekimi yükü o kadar şiddetli hale gelir ki, tek bir lokomotifin çekiş gücü fiziksel kopma mukavemetini zorlar ve tekerlekler adhezyon sınırını aşarak slip'e düşer. Yüksek hızlı yolcu trenleri dingil başına motorize edilmiş EMU ve çok yüksek güç/ağırlık rasyoları sayesinde %2.5 ile %4 arası eğimleri aşabilse de dökme yük veya konteyner taşıyan on binlerce tonluk dizilişler için bu fiziksel olarak olanaksızdır. Evet, yukarıda ki fiziksel engeli aşmak mühendislik olarak imkansız değildir ve daha ziyade ekonomik bir problemdir. %1.5-%2.0 sınırının aşıldığı sarp coğrafyalarda trenleri güzergahın o noktasında durdurarak katarları bölmek veya arkadan itici/önden çekici "Helper" Lokomotifler eklemek yegane çözümdür. Ancak bir tedarik zinciri perspektifinden bakıldığında; trenin dağ eteklerinde durdurulması, fazladan lokomotif bağlanması, manevra gecikmeleri, bu lokomotifler için ayrılmış ekstra makinist personeli, artan yakıt/enerji sarfiyatı ve bakım maliyetleri, ton-kilometre başına düşen operasyonel giderleri eksponansiyel olarak artırır. Örneğin ABD'deki ünlü Raton Pass gibi %3.5 eğimlerde bu nedenle ticari ağır yük taşımacılığı açısından ekonomik avantajını kaybetmiştir. Adhezyon ve eğim mekaniği bağlamında Türkiye coğrafyasına bakıldığında demiryolu ağının neden karayolu kadar hızlı nüfuz edemediğini daha iyi idrak ediyoruz. Arpad'ın da Tweet'e eklemiş olduğu görsele bakıldığında ve biraz coğrafi bilgiler eklendiğindeTürkiye'nin topografik anatomisi, Alp-Himalaya kıvrım kuşağı sisteminin aktif bir parçası olarak şekillenmiştir ve ülkenin ortalama deniz seviyesinden yüksekliği 1132 metredir. Arazi olağanüstü engebeli, fay kırıklarıyla dolu ve asimetrik bir yapıya sahiptir. Kuzeyde Pontidler Karadeniz sahiline, güneyde ise Toros Dağları Akdeniz sahiline devasa, kesintisiz bir duvar gibi paralel uzanır. Bu kıyıya paralel yükselen 2000-3000 metrelik sıradağlar ile deniz seviyesindeki limanlar veya İç Anadolu'daki 900-1000 rakımlı üretim platoları arasındaki yükselti farkları demiryolunun o kırılgan "%1.5" Eğim sınırı ile doğrudan ve şiddetli bir biçimde çatışmaktadır. Bir demiryolu hattının deniz seviyesinden Türkiye'nin sadece ortalama yükseltisi olan 1132 metre rakıma %1.5 maksimum eğim kuralını ihlal etmeden çıkabilmesi için hiçbir topoğrafik engel, kanyon, vadi veya uçurum olmadığı varsayımında dahi kilometrelerce kesintisiz, doğrusal ve pürüzsüz bir rampa platformuna ihtiyacı vardır. Dağların denizden sadece birkaç kilometre içeride aniden 2000 metrelere fırladığı Karadeniz ve Akdeniz topografyalarında veya doğuya doğru sarp kayalıklarla yükselen Doğu Anadolu coğrafyasında böylesine uzun, doğrusal ve sabit eğimli bir platform bulmak topoğrafik olarak imkansızdır. Tabii yukarıda da bahsettiğim üzere bu durum bir mühendislik problemi değildir zira topografyaya uyum sağlamak yerine topografyayı silmek yani dağları doğrudan tünellerle delip geçmeye veya derin kanyonları devasa viyadükler ile aşmak mümkündür. Fakat bu durum devasa bir ekonomik problemdir. Bu yüzden Türkiye'deki demiryolu projelerinin kilometre başına düşen inşaat maliyetlerini gelişmiş düzlük ülkeler ile veya karayollarıyla kıyaslanamayacak seviyelere taşımaktadır.

12,553 次观看

Şöyle bi şey olmuş

Şöyle bi şey olmuş

35,528 次观看

Rüzgar istediği yerden essin, kaybedecek bir gemim yok.

Rüzgar istediği yerden essin, kaybedecek bir gemim yok.

32,024 次观看

Yapay zekanın varlığını 1950'li yıllardan itibaren biliyoruz. Ama arkadaşın demek istediğini gayet idrak edebildim fakat komplo teorisine lüzum yok zira işin matematik ve teknik kısmını bildiğimiz vakit durumun neden böyle olduğunu pek tabii kavrayabiliyoruz. Yapay zekanın kat ettiği mesafe üstel yani exponential'dir. Hatta zaman zaman dueble exp. büyüdüğüne şahit oluruz. Yani 1950 'den itibaren yavaş bir şekilde büyüyürek zaman içerisinde katlanarak hızlanıp vertical'a dönüşür. Sayılar ile basitçe izah edecek olursam: İlk 60 yıl; 1950 yılında Alan Turing'in "Makinalar Düşünebilir mi?" Makalesi - 1966 MIT'de Joseph Weizenbaum tarafından yaratılan ELIZA Chatbot - 2010 Big Data kavramının doğuşu / 1950: 0.0001 - 1956: 0.001 - 1966: 0.01 - 1987: 0.05 - 2010: 1.5 Sonraki 10 yıl; 2012 yılında AlexNet ile Deep Learning devrimi ile birlikte ilk defa Ai, kedi ve köpeği ayırt etmeye başladı - 2015 OpenAI kuruldu - 2017 Google "Attention Is All You Need" makalesini yayınladı ve Transformer Mimarisi doğdu. Yani ChatGPT, Generative Pre-trained "Transformer"ın doğuşu. / 2012: 4.0 - 2015: 8.0 - 2017: 18.0 Son 6 yıl; 2020 yılında GPT-3 yayınlandı ve AI artık makale yazabilir hale geldi - 2022 DALL-E 2 ve Midjourney ile görsel oluşturulmaya başlanıldı - 2023 GPT-4 ve Gemini ile birlikte AI muhakeme yeteneği kazandı ve kod yazma, yüklenen görseli anlama seviyesine geldi - 2026 ile beraber artık AI sadece verilen görevleri yerine getirmiyor, düşünüyor, planlıyor ve mantık yürütüyor. / 2020: 25.0 - 2023: 70.0 - 2026: 99.0 1950 yılından günümüzü yalnızca 0-100 arası puanladığımızda: İlk 60 yılda "1950-2010" sadece 1.5 puan geliştiğini, Sonraki 10 yılda "2010-2020" 23.5 puan arttığını, Son 6 yılda "2020-2026" 74 puan arttığını görüyoruz. Yani yapay zekanın gelişimi yatay giden çizgiden aniden dikeye döndüğü o kırılma anındayız. Bu süreç Scaling Laws'den Diminishing Returns 'a dönene dek devam edecek. Yapay zekayı daha çok veri ile besliyoruz, ta ki besleyecek veri kalmayana dek.

Yapay zekanın varlığını 1950'li yıllardan itibaren biliyoruz. Ama arkadaşın demek istediğini gayet idrak edebildim fakat komplo teorisine lüzum yok zira işin matematik ve teknik kısmını bildiğimiz vakit durumun neden böyle olduğunu pek tabii kavrayabiliyoruz. Yapay zekanın kat ettiği mesafe üstel yani exponential'dir. Hatta zaman zaman dueble exp. büyüdüğüne şahit oluruz. Yani 1950 'den itibaren yavaş bir şekilde büyüyürek zaman içerisinde katlanarak hızlanıp vertical'a dönüşür. Sayılar ile basitçe izah edecek olursam: İlk 60 yıl; 1950 yılında Alan Turing'in "Makinalar Düşünebilir mi?" Makalesi - 1966 MIT'de Joseph Weizenbaum tarafından yaratılan ELIZA Chatbot - 2010 Big Data kavramının doğuşu / 1950: 0.0001 - 1956: 0.001 - 1966: 0.01 - 1987: 0.05 - 2010: 1.5 Sonraki 10 yıl; 2012 yılında AlexNet ile Deep Learning devrimi ile birlikte ilk defa Ai, kedi ve köpeği ayırt etmeye başladı - 2015 OpenAI kuruldu - 2017 Google "Attention Is All You Need" makalesini yayınladı ve Transformer Mimarisi doğdu. Yani ChatGPT, Generative Pre-trained "Transformer"ın doğuşu. / 2012: 4.0 - 2015: 8.0 - 2017: 18.0 Son 6 yıl; 2020 yılında GPT-3 yayınlandı ve AI artık makale yazabilir hale geldi - 2022 DALL-E 2 ve Midjourney ile görsel oluşturulmaya başlanıldı - 2023 GPT-4 ve Gemini ile birlikte AI muhakeme yeteneği kazandı ve kod yazma, yüklenen görseli anlama seviyesine geldi - 2026 ile beraber artık AI sadece verilen görevleri yerine getirmiyor, düşünüyor, planlıyor ve mantık yürütüyor. / 2020: 25.0 - 2023: 70.0 - 2026: 99.0 1950 yılından günümüzü yalnızca 0-100 arası puanladığımızda: İlk 60 yılda "1950-2010" sadece 1.5 puan geliştiğini, Sonraki 10 yılda "2010-2020" 23.5 puan arttığını, Son 6 yılda "2020-2026" 74 puan arttığını görüyoruz. Yani yapay zekanın gelişimi yatay giden çizgiden aniden dikeye döndüğü o kırılma anındayız. Bu süreç Scaling Laws'den Diminishing Returns 'a dönene dek devam edecek. Yapay zekayı daha çok veri ile besliyoruz, ta ki besleyecek veri kalmayana dek.

21,427 次观看

Videos

thebeyazbaret's profile picture

Uçak gemileri tek başına değildir. Videoda da görüldüğü üzere Carrier Strike Group formasyonunda System of Systems mimarisinde hareket etmektedir. 2 senaryo üzerinden ilerleyelim. Uçak gemisi sabit: Füzeyi ateşlediniz, karşınıza uçak gemisine eskortluk eden Ticonderoga sınıfı kruvazörler ve Arleigh Burke sınıfı muhriplerin oluşturduğu Aegis Combat System engeli çıkacaktır. Füze Mid-course aşamasında iken yani itki evresini tamamlayıp yörünge safhasına geçtiğinde AN/SPY-1 veya AN/SPY-6 Phased Array radarları tarafından tespit edilip muhriplerden ateşlenen SM-3'ler tarafından yok edilecektir. Bu aşamayı da aşıp atmosferden içeri girip terminal safhaya geçer ise bu sefer karşısına yüksek Gforce manevraları yapabilen aktif radar güdümlü önleyiciler çıkacaktır. Bu aşamayı da aştığı vakit geminin kendi öz savunma sistemleri olan ESSM ve dakikada 4500 mermi atan Phalanx CIWS devreye girecektir. Tüm bunlar geminin sabit olduğunu varsaydığımız senaryo için geçerlidir. Ayrıca İran'ın eski teknolojisini gözönüne alırsak ellerindeki ASBM 'ler terminal safhada yüksek sürtünmeden ötürü etrafında kendini kör eden yani RF Blackout 'a sebep olan devasa bir iyonize hava katmanı oluşacaktır. Geminin hareket ettiği senaryoda ise: 30 knot hızla seyreden bir CSG, balistik bir füzenin 10-15 dakikalık uçuş süresi boyunca yaklaşık 10 ila 15 kilometre yer değiştirmiş olacaktır. Bu da geminin anlık konumu OTH radarlar, deniz karakol uçakları veya ISR uyduları ile tespit edilmesini ve füze uçuş halindeyken veriler füzeye data-link üzerinden sürekli aktarılmasını zorunlu kılar. Bu verileri füzeye aktaran unsurları geminin kendi hava devriyeleri tarafından, uyduları ve radarları ise doğrudan Amerika tarafından henüz savaşın ilk safhasında yok edilecektir. Kill chain continuity. Kısacası İran'ın uçak gemisini vurabilmesi için; ELINT, C4ISR ağı ve termodinamik bariyerleri aşması gerekmektedir👍

makinacı

1,282,321 次观看 • 3 个月前

thebeyazbaret's profile picture

Öncelikle videoda ki cihaz BT 'dir. MR cihazı değildir, çünkü MR cihazında mekanik olarak hareket eden hiçbir ana bileşen yoktur. Bu yanlışı düzelterek konuya başlayalım. Vücudun büyük bir kısmı su ve yağdan, dolayısıyla hidrojen atomlarından yani protonlar'dan oluşur. Hasta devasa bir süperiletken mıknatısın içine girdiğinde bu protonların spin eksenleri manyetik alan çizgileriyle hizalanır. Bu hizalanma sırasında protonlar, Larmor Frequency adı verilen, manyetik alanın gücüyle doğru orantılı çok spesifik bir frekansta presesyon yani MR cihazı topaç gibi dönme hareketine başlar. Cihaz bu spesifik w0 frekansında bir Radio Frequency Pulse göndererek protonları uyarır. RF pulse kesildiğinde protonlar orijinal hizalanma durumlarına geri dönerken çevreye elektromanyetik bir sinyal yayarlar. Bu zayıf sinyale FID yani Free Induction Decay denir ve MR cihazının Receiver Coils adı verilen antenleri tarafından algılanan ham Time Domain verisidir. Eğer sadece bir dış manyetik alan olsaydı tüm vücuttaki hidrojenler aynı frekansta sinyal gönderirdi ve bu tek devasa bir çınlama sesi gibi olurdu; sağ dizimizden mi yoksa sol kulaktan mı geldiğini ayırt edemezdik. Bu sorunu çözmek için Gradient Coils kullanılır. Gradient bobinleri ana manyetik alanın üzerine X Y Z eksenlerinde çok hızlı ve lineer olarak değişen ek manyetik alanlar bindirir. Böylece vücudun her bir milimetresi farklı bir manyetik alan gücüne maruz kalır ve dolayısıyla yaydıkları sinyalin frekansı "Frequency Encoding" Ve fazı "Phase Encoding" Bulundukları konuma göre değişir. Receiver Coils tarafından toplanan bu karmaşık, faz ve frekans kodlu FID sinyalleri doğrudan bir resim değildir. Bunun yerine bu veriler k-space adı verilen iki veya üç boyutlu bir Frequency Domain matrisine doldurulur. - k-space'in merkezi: Düşük frekanslı verileri barındırır. Görüntünün genel kontrastını doku farklarını belirler. - k-space'in çevresi: Yüksek frekanslı verileri barındırır. Görüntünün kenar keskinliğini, sınırlarını ve ince detaylarını belirler. MR donanımının işi k-space matrisini doldurduğu an biter. Buradan sonra görüntü rekonstrüksiyonu için matematiksel işlem başlar. K-space'te ki bu saf frekans dizisini doktorların radyoloji monitörlerinde incelediği anatomik kesitlere dönüştürmek için donanım mimarisine gömülü işlemciler Inverse 2D veya 3D IFFT yani Fast Fourier Transform algoritmasını çalıştırır. Yani kısacası MR cihazının aldığı veri ekteki videodaki karmaşık ve üst üste binmiş dalga fonksiyonudur. Fourier Transform bu karmaşık sinyalin içindeki her bir alt sinüs/kosinüs dalgasının frekansını, genliğini ve fazını hesaplayarak bu dalgaların fiziksel uzayda yani dokuda tam olarak hangi x,y koordinatından geldiğini haritalandırır.

makinacı

71,460 次观看 • 14 天前

thebeyazbaret's profile picture

Elhamdülillah.

makinacı

62,293 次观看 • 23 天前

thebeyazbaret's profile picture

Yahu bilmediğiniz hususlarda kesin konuşmamayı bir türlü öğrenemediniz. Hayır, betonarme yapının maksimum ömrü 50 yıl değildir, EN 1990 ve ASCE 7 gibi uluslararası yapısal kodlarda standart konut ve ofis binaları için "Design Working Life" Genellikle 50 yıldır ama bu "maksimum ömrü" İfade etmez. "50 yıl" İbaresi daha ziyade istatistiksel ve olasılıksal bir zaman dilimidir. Yapıya etki edecek rüzgar, kar veya sismik yüklerin return period hesaplamalarında bir baz veya referans süresi olarak kullanılır. Ayrıca sen Amerika gibi yapısal kereste üretimi için optimum olan iğne yapraklı "softwood" Ormanlar yani çam, ladin, köknar - Spruce-Pine-Fir / SPF gibi biomass kapasitesine sahip değilsin. Aksine Türkiye'nin orman varlığı daha ziyade yakacak veya mobilya sektörüne uygun yapraklı "hardwood" Veya düşük yapısal kaliteye sahip kızılçam ağırlıklıdır. Yani Türkiye'de yapısal ahşap elde etmenin maliyeti ithalat gereksinimi nedeniyle yüksektir. Ama ABD endüstrisi ormancılık yönetimini bir tarım ürünü gibi optimize etmiş ve 2x4, 2x6 gibi standardize edilmiş dimensional lumber /ebatlanmış kereste üretimini maksimize etmiştir. Yani kısacası ne Türkiye ne de Amerika yapı elemanı tercihini keyiften yapmamıştır. Bu işi Resource Allocation, Urban Morphology, Path Dependence ve Macroeconomics çerçevesinde incelemek gerek. Az buçuk analitik zekaya ve bir miktar teknik bilgiye sahip birisi Amerika'nın kereste ağırlıklı yapı inşaa etme sebebini idrak edebilir. Sen öyle betonu alıp saatlerce taşıyamazsın. Ne betonun kendisi buna müsade eder ne de o taşıma maliyetleri müsade eder. Zira ASTM C94 standardına göre suyun çimentoya karışmasından itibaren betonun kalıba dökülüp consolidation yani sıkıştırma/vibrasyon işleminin bitirilmesi için geçen maksimum süre genelde 90 dakika ile sınırlandırılır. Çünkü süre uzadığında slump loss başlar, beton işlenebilirliğini yitirir ve kalitesi düşer. Amerika gibi yerleşim yerlerinin birbirine yüzlerce kilometre uzaklıkta olduğu, yatayda sonsuz bir şekilde yayılan bir coğrafyada RMC'yi yani betonu santralden alıp şantiyeye ulaştırmak için gereken transit time malzemenin kimyasal ömrünü aşar. Ama aksine ahşap shelf life problemi olmayan, kuru ve stabil bir üründür. Lojistik ağı Hub-and-Spoke modeline göre çalışır. Pasifik Kuzeybatısı veya Güney eyaletlerindeki devasa kereste fabrikalarında üretilen ürünler, demiryolu veya uzun yol tırları ile binlerce kilometre taşınarak devasa distribution center'larda depolanabilir. Mesela aktif olarak benim de güzergahımda bulunan ve Kayseri'de inşası yeni başlanan Kartal Kavşağı şantiyesinde ufak beton santrali bulunmaktadır. Çünkü beton santralleri ise mecburen highly decentralized yani yüksek oranda merkeziyetsiz olmak zorundadır. Hedef şantiyenin maksimum 50-80 km radyusu içinde bir beton santrali kurmak veya mobil bir santral mobilize etmek zorundasınızdır. Ayrıca doğru statik hesaplama, doğru malzeme tercihi ve doğru işçilik ile Yozgat'tan Ay'a kadar uzanan ve binlerce yıl dayanabilecek binalar inşa etmek mümkündür. Bırakın şu saçma sapan önermelerde bulunmayı. Teknik işler sizin hisleriniz ile yapılmaz. Bu iş fizik ve matematik işidir. Neyse daha müsait zamanda işi detaylandırır hatta ahşapın depremde neden daha dayanıklı olduğunu "Mass" Değeri üzerinden açıklarım👍

makinacı

29,008 次观看 • 18 天前

thebeyazbaret's profile picture

Çocuklar siz oyun mu oynuyorsunuz?

makinacı

102,459 次观看 • 10 个月前