TÜRK-İŞ's banner
TÜRK-İŞ's profile picture

TÜRK-İŞ

@turkiskonf101,039 subscribers

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu

Videos

turkiskonf's profile picture

Genel Başkan Ergün Atalay, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü öncesinde açıklamalarda bulundu. 24 Nisan 2026 Cuma günü TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısına Genel Başkan Atalay ile birlikte Yönetim Kurulu üyeleri de katıldı. Toplantıda 1 Mayıs başta olmak üzere çalışma hayatındaki güncel gelişmeler ve konular ele alındı. Genel Başkan ATALAY; 1 Mayıs kutlamalarının bu yılki ana merkezinin Edirne olacağını, Türkiye’nin 81 ilinde meydanlarda olacaklarını belirtti. Atalay, geçen yıl 1 Mayıs'ı İstanbul’da kutladıklarını hatırlatarak, "Bu sene ana merkezimiz Edirne Savaşçılar Meydanı olacak. İstanbul Kadıköy, İzmir Gündoğdu, Ankara, Mersin, Trabzon, Adana ve Samsun başta olmak üzere tüm illerde işçinin derdini, sıkıntısını anlatacağız. diye konuştu. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ardından çocuk işçiliği verilerini paylaşan Atalay, "Çocuklar çalışırken ölmeye devam ediyor. 2025 yılında 94 çocuk iş kazasında yaşamını yitirdi. Son 12 yılda ölen çocuk sayısı 836. Çocuk işçiliği artık sadece kırsalda değil, şehirlerde de yaygınlaşıyor. Maraş ve Urfa’daki okullarda yaşanan şiddet olaylarını gördük. Bir çocuk katliam yaptı; annesi öğretmen, babası emniyet müdürü. Bu meseleyi sadece polisiye tedbirlerle çözemeyiz, bu iş ailede ve eğitimde başlar" ifadelerini kullandı. Eskişehir'deki maden işçilerinin Ankara yürüyüşüne destek veren Atalay, "Bu patron 3 senedir işçinin parasını ödemiyor, haklarını gasbediyor. Enerji Bakanlığı bu adamın ruhsatını iptal etmek mecburiyetindedir. Madenci ihale istemiyor, sadece alın terinin karşılığını istiyor. Devletin tüm kurumları bu meseleyi biliyor" dedi. Atalay, 100 bine yakın taşeron işçisinin hala kadro beklediğini de söyleyerek, "Çalışma Bakanına sesleniyorum; taşeron ve staj mağdurları için bir takvim belirleyin. Ekonomik şartlar işçiyi tüketti.12 ay çalışıyoruz, 2 ayını vergiye veriyoruz. Bu yasal düzenleme bir an evvel yapılmalı. Kıdem tazminatıyla eskiden ev, araba alınırdı, düğün yapılırdı, şimdi bisiklet bile alınmıyor. 20 bin lira emekli maaşı, asgari ücret ortada. Bu rakamlarla bir hafta bile geçinilmez. Çözüm yeri Meclis’tir. Önümüzdeki cuma günü Edirne’de konuşacağımız bir sürü sorun var. Benim bu saydığım bunların başlıkları. Yani bizi işverenin iki dudağının arasına bırakmayın. İşverenin merhametine bırakırsanız, şu Afşin’de olduğu gibi enerjide, madende çalışana 32 bin lira, 35 bin lira verirler. Onların merhametine bırakırsanız Mihalıççık’ta olduğu gibi işçilerin paralarını pullarını vermezler, kıdemlerini vermezler, maaşlarını vermezler. Bunlarla ilgili yetkili kim? Çalışma Bakanı. Yetkili kim? Enerji Bakanı. Konuşmanın da bir faydası olmuyor, bunların anlayacağı dilden konuşmak mecburiyetindeyiz” dedi. Atalay, özel sektördeki sendikalaşma oranının yüzde 6’larda kalmasının övünülecek bir tarafı olmadığını vurgulayarak, "Hükümet, özel sektörde de promosyon ödemelerini kamudaki gibi zorunlu hale getirmelidir" ifadelerini kullandı. Genel Başkan Atalay’ın değerlendirmelerini ve açıklamalarını aşağıdaki videomuzdan izleyebilirsiniz.

TÜRK-İŞ

32,232 次观看 • 3 个月前

turkiskonf's profile picture

TÜRK-İŞ BAŞKANLAR KURULU TOPLANDI TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, 4 Kasım 2025 Salı günü Konfederasyon Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantıda asgari ücret ve vergi başta olmak üzere çalışma hayatının güncel sorunları görüşüldü. Toplantının ardından Genel Başkan Ergün Atalay, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. ATALAY: “Yönetmelik değişmezse biz aynı noktadayız. Biz katılmıyoruz. Ama asgari ücretlilerin problemini, sorunlarını her gün söylemeye devam ederiz. Bir an evvel yönetmelik değişirse gene Başkanlar Kurulunu toplarız. Kurulun alacağı karara göre hareket ederiz.” Atalay'ın açıklamasının tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu Bildirisi: 4 Kasım 2025 Salı, Ankara Konfederasyonumuz yapılan değerlendirmeler sonrasında aşağıdaki hususların kamuoyuna duyurulmasına karar vermiştir: 1. Konfederasyonumuz, Asgari Ücret Tespit Komisyonunda 1974 yılından bu yana “bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi kuruluşu” olarak görev yapmaktadır. Komisyonda kararlar ağırlıklı olarak işveren ve hükümet kesimi temsilcileri tarafından alınmakta, işçi kesimi çoğu zaman alınan kararlara muhalefet şerhi koymak durumunda kalmaktadır. 2000 yılından bu yana geçen 24 yılda alınan 29 karardan yalnızca 6’sı oybirliği ile alınmıştır. İşçi kesimi hükümetle sadece 2 kez birlikte oy kullanmış, asgari ücreti ise 21 kez hükümet ve işveren tarafı birlikte belirlemiştir. 2025 yılında geçerli olacak asgari ücretin belirlenmesi için toplanan Asgari Ücret Tespit Komisyonunda, TÜRK-İŞ’in teklifine karşılık hükümetten ve işverenden herhangi bir karşı teklif gelmemiş; Komisyon, 24 Aralık 2024 günü akşamı “karar için” doğrudan toplantıya çağrılmıştır. Konfederasyonumuz, asgari ücret teklifi konusunda herhangi bir bilgilendirme yapılmadan düzenlenen bu toplantıya katılmama kararı almış ve Asgari Ücret Tespit Komisyonu demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar Komisyon çalışmalarına katılmayacağını beyan etmiştir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, Komisyonun yapısında bir değişiklik olmadığı sürece 2026 yılı geçerli olacak asgari ücretin belirlenmesi için toplanacak olan Asgari Ücret Tespit Komisyonuna Konfederasyon olarak katılım sağlanmayacaktır. 2. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu Yüksek Hakem Kurulu’nun mevcut yapısının temsil adaleti ve demokratik katılım ilkeleri bakımından önemli eksiklikler içerdiğini değerlendirmektedir. Yüksek Hakem Kurulu; 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu uyarınca, toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıklarında son karar mercii konumundadır. Ancak Kurulun mevcut yapısında işçi tarafının sınırlı temsil edilmesi ve devlet ağırlıklı bir yapıya sahip olması sebebiyle karar alma süreçlerinde taraflar arasında denge ve eşit katılım ilkesi sağlanamamaktadır. Yüksek Hakem Kurulu temsiliyetinde işçiler adına yaşanan sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 3. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün daha da derinleşmektedir. Ekonomik büyümeden elde edilen kazanç, toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansımamakta; zengin daha zenginleşirken, geniş halk kesimleri yoksullaşmaktadır. Çalışanların önemli bir bölümü, açlık sınırının dahi altında olan asgari ücretle geçimini sürdürmek zorunda kalmıştır. Asgari ücret, adeta bir taban ücret olmaktan çıkmış, ülkenin genel ücret standardı hâline gelmiştir. Bu durum, gelir adaletsizliğini yapısal bir soruna dönüştürmekte ve emek kesiminin refah payından giderek daha az pay almasına yol açmaktadır. Bu nedenle, asgari ücretin insan onuruna yaraşır bir düzeyde belirlenmesi gerekmektedir. 4. Ücretli çalışanlar üzerinde, hem doğrudan gelirlerinden hem de dolaylı olarak harcamalarından kaynaklanan ağır bir vergi yükü bulunmaktadır. Ücretlerin vergilendirilmesinde mevcut tarife ve oranlar çalışanları mağdur etmektedir. İşçilerin yılın başında aldığı net ücret, ilerleyen aylarda vergi dilimlerindeki düzenlemeler nedeniyle giderek azalmaktadır. Bu durum, toplu iş sözleşmeleriyle elde edilen ücret artışlarının anlamını yitirmesine neden olmaktadır. İşçilerin vergi nedeniyle uğradıkları gelir kaybının önlenmesi için acilen düzenleme yapılması gerekmektedir. Sosyal devlet olmanın gereği olarak vergide adalet sağlanmalı, gelir vergisi tarifesi ve oranı ücretliler lehine yeniden düzenlenmelidir. 5. Sendikal hakların hayata geçirilmesinin önünde hâlâ ciddi engeller bulunmaktadır. Yasal güvencelere rağmen sendika üyesi oldukları için işçilerin işten çıkarılmaları önlenememekte; bu durum örgütlenme özgürlüğünü fiilen zayıflatmaktadır. Toplu iş sözleşmesi sürecinde karşılaşılan uzun yargı süreçleri, işverenlerin yetki itirazlarını bir oyalama aracı olarak kullanmaları ve yetki tespitlerinin bekletici unsur hâline gelmesi, çalışanların toplu sözleşme hakkından zamanında yararlanmalarını engellemektedir. Öte yandan, grev hakkının kullanımına yönelik yasal ve fiilî sınırlamalar, temel sendikal hakların özünü aşındırmaktadır. Bu nedenle, çalışma mevzuatının Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarıyla uyumlu hale getirilmesi ve sosyal tarafların ortak beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmesi zorunludur. Demokrasi ve sosyal diyalog kültürünün güçlenmesi, ancak sendikal hakların tam anlamıyla güvence altına alınmasıyla mümkün olacaktır. 6. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kadroya geçirilen işçilerin, ücret, ikramiye ve diğer özlük hakları ile çalışma koşulları bakımından hâlen önemli eksiklikler bulunmaktadır. Bu eksiklikler, hem çalışanların yaşam standartlarını olumsuz etkilemekte hem de işyerlerinde çalışma barışını ve verimliliği zedelemektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarında kalıcı bir huzur ortamı ve adil bir çalışma düzeni tesis edilebilmesi için, söz konusu sorunların ivedilikle giderilmesi ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca kamuda hâlen taşeron işçisi olarak çalışanlar bulunmaktadır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) düzenlemesi dışında bırakılan işçilerin bir an önce kamuda kadroya alınmasını ve kamuda taşeron işçisi sorununun tamamen çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 7. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) kurulacağı belirtilmektedir. TES uygulaması, sosyal güvenliğin finansman sorunlarını çözmekten ziyade kamusal sosyal güvenlik yükümlülüğünü bireylere devretme riski taşımaktadır. Türkiye’nin mevcut ekonomik koşulları, gelir seviyesi ve işgücü piyasasının yapısı dikkate alındığında, sosyal güvenliğin bireyselleştirilmesi yönünde atılacak bu adımlar son derece risklidir. Bu yaklaşım, gelir eşitsizliklerini derinleştirme ve çalışan kesimi gelecekteki belirsizliklere karşı korumasız bırakma tehlikesi taşımaktadır. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, kamusal emeklilik sisteminin güçlendirilmesi ve devletin sosyal güvenlik alanındaki sorumluluğunun artırılması yönünde adımlar atılmasını talep etmektedir. 8. Çırak ve stajyerlerden yalnızca iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigortası primleri alınmakta, emeklilik açısından belirleyici olan uzun vadeli sigorta primleri ise mevzuat gereği yatırılmamaktadır. Bu nedenle, çıraklık ve stajyerlik döneminde yapılan sigorta girişleri emeklilik koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmamakta ve bu durum erken yaşta çalışma hayatına adım atan gençlerin emeklilik haklarını olumsuz etkilemektedir. Çalışma hayatına fiilen katılan bu kişilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi ve sosyal güvenlik sisteminde adaletin sağlanabilmesi için, çıraklık ve stajyerlik dönemlerinin emeklilik hesabında başlangıç olarak kabul edilmesini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. 9. 2023 yılında yürürlüğe giren Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi, 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olan çalışanlara yaş şartı aranmaksızın emeklilik hakkı tanıyarak önemli bir sorunu çözmüştür. Ancak bu tarihten yalnızca bir gün sonra sigorta girişi yapılan çalışanlar, mevcut mevzuata göre kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş koşuluna tabi olmaya devam etmektedir. Bu durum, aynı dönemde çalışma hayatına katılmış işçiler arasında ciddi bir adaletsizlik duygusu yaratmakta; “bir gün farkla” emeklilik hakkından mahrum kalan yüz binlerce emekçiyi mağdur etmektedir. Yasal düzenleme yapılarak bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi gerekmektedir. 10. Banka promosyonları, işçilerin maaş ödemelerinin belirli bir banka aracılığıyla yapılması karşılığında, banka tarafından işyeri adına ödenen maddi katkılardır. Özel sektörde ve kamuda bulunan alt işverenlerin büyük bölümü, promosyon bedellerini kendi uhdesinde tutarak çalışanlara yansıtmamaktadır. Bu uygulama, eşitlik, hakkaniyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğu gibi, işçinin emeğinden doğan mali haklarının da ihlali anlamına gelmektedir. Bu nedenle, özel sektör işyerlerinde yapılan banka promosyon anlaşmalarından doğan tutarların, tamamının çalışanlara aktarılması gerekmektedir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu olarak, yukarıda belirtilen tüm sorunların takipçisi olacağımızı, çalışanların haklarını koruma ve emek dünyasında adaletin sağlanması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

TÜRK-İŞ

44,516 次观看 • 9 个月前

turkiskonf's profile picture

KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR TÜRK-İŞ, 24 Aralık 2024 tarihinde almış olduğu kararla; Asgari Ücret Tespit Komisyonu gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu doğrultuda, konfederasyonumuzun bugün (12 Aralık 2025 Cuma) gerçekleştirilen Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplantısına katılmama yönündeki gerekçeleri, TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yazılı olarak yeniden iletilmiştir. Bu çerçevede basın mensuplarına açıklamalarda bulunan AĞAR, kararı şu ifadelerle kamuoyuna duyurmuştur: “TÜRK-İŞ, 1974 yılından bu yana Asgari Ücret Tespit Komisyonunda işçileri temsil etmektedir. Ancak Komisyonun mevcut yapısı, yıllardır işçilerin karar süreçlerinde etkili bir şekilde yer almasına imkân tanımamakta; kararlar çoğunlukla hükümet ve işveren kesiminin oylarıyla alınmaktadır. TÜRK-İŞ, 24 Aralık 2024 tarihinde aldığı kararla; Komisyon gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşmıştır. 24 Aralık 2024 tarihinden buyana geçen yaklaşık bir yıllık sürede Komisyonun yapısı ve işleyişine ilişkin hiçbir iyileştirme yapılmamıştır. Bu nedenle TÜRK-İŞ, almış olduğu kararın arkasındadır ve 2026 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına katılmayacaktır. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun üye sayıları ve yapısı tartışılabilir olmakla birlikte, asgari ücretin seviyesini belirleyen esas unsur ekonomik göstergelerin gerçeğe uygun biçimde değerlendirilmesidir. Bu nedenle, üye sayılarındaki değişimlerden bağımsız olarak, ücret tespitinin ekonomik veri temelli yapılması zorunludur. Geçtiğimiz yıl TÜİK tarafından açıklanan yüzde 44,38 oranındaki enflasyona rağmen asgari ücrete yalnızca yüzde 30 oranında zam yapılmıştır. Yapılan zam enflasyon oranının altında kalmıştır. O günden bu yana temel ihtiyaç ürünlerinde fiyat artışları hız kesmeden devam etmiştir. Gıda, kira, eğitim ve ulaşım giderlerinde yaşanan yüksek fiyat artışları hane bütçesini ağır biçimde baskılamaktadır. Elektrik, doğal gaz ve suya yapılan zamlar da bu baskıyı daha da artırmaktadır. Asgari ücretin düşük belirlenmesiyle birlikte, işçi ve ailesi başta zorunlu tüketim ürünleri olmak üzere tüm harcama kalemlerinde ardı ardına gelen fiyat artışlarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, işçinin ücretinin hızla eridiğini ve alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan ekonomik tablo yalnızca çalışanları değil, yıllarca prim ödeyen ve ülkenin kalkınmasına emek vermiş olan emeklileri de derinden etkilemiştir. Türkiye ekonomisi son yıllarda büyümekte; Gayri Safi Milli Hasıla artmakta ve kişi başına düşen gelir yükselmektedir. Ancak bu büyümenin oluşturduğu refah, çalışanlara ve emeklilere yansımamakta; gelir artışı toplumun geniş kesimlerine ulaşmamaktadır. Buna karşılık dolar milyarderi sayısının her yıl artması, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun daha da derinleştiğini göstermektedir. Bir kesim servetine servet katarken, milyonlarca işçi ve emekli temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanmaktadır. Bu nedenlerle; asgari ücret belirlenirken öncelikle geçtiğimiz yıl karşılanmayan yüzde 14,38’lik enflasyon kaybı tam olarak telafi edilmelidir. Buna ek olarak gıda, ulaşım, kira, eğitim ve fatura kalemlerinde art arda yaşanan yüksek fiyat artışları ile gerçekleşen enflasyonun yol açtığı kayıplar eksiksiz biçimde karşılanmalıdır. Tüm bunların ötesinde, ekonomik büyümenin oluşturduğu refahın işçiye yansıtılmasını sağlayacak ilave bir artış yapılması zorunludur. Asgari ücret tartışmalarının başladığı her dönemde bazı işveren çevrelerinin, “asgari ücretin bir geçim ücreti olmadığı” yönünde açıklamalar yaptıkları bilinmektedir. Önceki dönemlerde bu söylemin Komisyon tarafından benimsenmesi sonucunda, asgari ücret ülkemizde fiilen bir taban ücret olmaktan çıkarak ortalama ücret seviyesine dönüşmüştür. Bugün çalışanların yarısından fazlası ya asgari ücretle ya da asgari ücrete çok yakın bir ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, ücret skalasının daralmasına, mesleki kıdem ve vasıf düzeylerinin ücretlere yansımamasına yol açmaktadır. Mevcut eğilim sürdüğü takdirde çalışma barışının bozulmasıyla birlikte nitelikli işgücünün de asgari ücret seviyesine sıkışması riski ortaya çıkacaktır. Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “Asgari ücret artarsa enflasyon artar” iddiası, ekonomik verilerle ve enflasyonun temel dinamikleriyle uyumlu değildir. Geçtiğimiz yıllarda enflasyon olağanüstü düzeyde yükselmiş, 2025 yılında ise artış hızı yavaşlamakla birlikte enflasyonun yükselişi devam etmiştir. Enflasyonun artış hızının azalması, enflasyonun düştüğü anlamına gelmemektedir. 2025 yılının Temmuz ayında asgari ücrete herhangi bir artış yapılmamasına rağmen fiyatların yükselmeyi sürdürmesi, enflasyonun kaynağının ücretler olmadığını açık biçimde göstermektedir. Dolayısıyla enflasyonu yalnızca asgari ücret artışına bağlamak, ekonomik sorunların yapısal ve çok boyutlu nedenlerini göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Bunun yanında, asgari ücret artışının istihdamı azaltacağı yönündeki söylemler de gerçekçi değildir; Sendikal örgütlenmenin olmadığı işyerlerinde bir işçi zaten iki ya da üç işçinin işini yapmaya zorlanmakta, ağır çalışma koşulları iş sağlığı ve güvenliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Buna ek olarak, çalışma hayatında çocuk işçiliği halen yaygın şekilde sürmekte; okulda olması gereken, parkta oynaması gereken çocuklar ağır koşullarda çalıştırılmaktadır. Gebze Diloavası’nda meydana gelen yangında yaşamını yitiren çocuk işçiler, bu vahim durumun en çarpıcı örneğidir. Bu tablo karşısında, asgari ücret artışının istihdam kaybına yol açacağı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Yoksulluğu ve hayat pahalılığını en ağır biçimde yaşayan asgari ücretliler, işsizler ve emekliler için insan onuruna yaraşır bir gelir düzeyi sağlamak Devletin temel sorumluluğudur. Her bireyin insanca yaşama hakkı, sosyal devlet ilkesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, işçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek, yaşam kalitesini koruyabilecek ve geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacak gelir politikalarının hayata geçirilmesi zorunludur. TÜRK-İŞ, bu hakkın eksiksiz biçimde tanınması ve uygulanması için kararlı mücadelesini sürdürecektir. TÜRK-İŞ olarak toplumun en temel hakkı olan adil gelir ve yaşanabilir ücret için tüm kesimleri sorumluluk almaya ve gerçekçi adımlar atmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.“ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR’ın açıklamasının tamamını aşağıdaki videomuzdan izleyebilirsiniz.

TÜRK-İŞ

38,225 次观看 • 8 个月前

turkiskonf's profile picture

TÜRK-İŞ 1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ’NÜ EDİRNE, SARAÇLAR MEYDANI’NDA COŞKULU BİR ŞEKİLDE KUTLADI Genel Başkan Ergün ATALAY, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde Edirne Saraçlar Meydanı’ndan seslendi. Genel Başkan Ergün ATALAY, 1 Mayıs kutlamaları vesilesiyle Edirne Saraçlar Meydanı’nda yaptığı konuşmasına geçimin zorlaştığını ifade ederek başladı. Her gün yeni zamlara uyanıyoruz diyen ATALAY, hayat pahalılığı dayanılmaz noktaya ulaştı, alım gücü her gün düşüyor şeklinde konuştu. Yaşam koşullarının giderek ağırlaştığını ve emekçilerin geçim sıkıntısı yaşadıklarına değinen ATALAY, emekçilerin dayanacak gücü kalmadığını, enflasyonun sürekli arttığını, ancak ücretlerin aynı şekilde artmadığını ve alım gücünün azaldığını dile getirdi. Eskiden işsiz olanın yoksul sayıldığını, bugün çalışanların da yoksullukla mücadele ettiklerini söyledi. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin her gün büyüdüğünü, zenginin her gün zenginleştiğini, yoksulun ise daha da yoksullaştığını dile getirdi. Alınan ücret zamlarının altı ayda eridiğini ama işçinin bu ücretle bir yıl geçinmesinin beklendiğini, bunun adil ve sürdürülebilir olmadığını ifade etti. Ücretlilerin artık mart, nisan ayında yüksek ikinci vergi dilimine girdiklerini söyledi. 12 ay çalıştıklarını ve bunun iki ayını vergiye verdiklerini kaydeden ATALAY, bunun kabul edilemez olduğunu, vergi ile ilgili bir an evvel yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi. Kayıt dışının ekonomiye, vergi ve sosyal güvenlik sistemine verdiği zararı dile getirdi ve tüm toplumu yoksullaştırdığını söyledi. Örgütlenmenin önünde engeller olduğunu, mevcut %14 sendikalaşmanın ülkeye yakışmadığını, patronun örgütlenen işçiyi kapının önüne koyduğunu ifade eden ATALAY, davaların senelerce sürdüğünü, bu tablonun kabul edilemez olduğunu, bir an evvel yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini dile getirdi. İşten çıkarma tehdidinin en büyük baskı araçlarından birisi haline geldiğini ve bu durumun hak aramayı zorlaştırdığını söyledi. İş güvencesi ile ilgili yasal düzenleme istedi. Taşeron sorununun 20 senedir devam ettiğini, büyük bölümünün kadroya alındığını ancak şu anda 75 bin asıl işi yapan işçi için de yeni bir düzenleme yapılarak taşeron meselesine son verilmesini istedi. Staj ve çıraklık konusunda yaşanan mağduriyetleri dile getirerek emeklilik çerçevesindeki taleplerinin yerine getirilmesini istedi. Engelli bireylerin çalışma yaşamına katılmaları için eşit, erişilebilir, ayrımcılıktan uzak bir çalışma hayatı istedi. Üniversite işsizliğine ve düşük ücretlere değinerek eğitimle istihdam arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Kuryelik gibi yeni ve güvencesiz işlerde yaşanan güvencesizlik sorunlarını anlattı ve bu sorunlara yasal düzenlemelerle çözüm istedi. Uzun çalışma sürelerinin ve ödenmeyen fazla mesailerin altını çizen Atalay, özellikle sendikasız işyerlerinde bu konularda daha fazla sorun yaşandığını söyledi. Üretim ve uzun çalışma baskılarını eleştirdi ve insanca çalışma süreleri olması gerektiğini ifade etti. Çocuk işçiliğine ve özellikle tarım ve tekstil gibi çocuk işçiliğinin yaygın olduğu sektörlerde yaşanan iş kazaları nedeniyle ölümlere değindi. Çocukların parklarda oynaması, eğitimde olmaları gerektiğinin altını çizdi. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaşanan problemleri anlattı ve iş cinayetlerinin önüne geçilmesini istedi. En düşük emekli maaşının 20 bin TL olduğunu söyledi ve emekli aylıklarının geçim sağlamadığını ifade etti. Asgari ücretin 28 bin TL olduğunu ve bununla bir ay değil bir hafta geçinilemeyeceğini dile getirdi. Bölgemizde yaşanan savaşları, göçleri, işsizliği ve yaşam mücadelesini gündeme getiren ATALAY, 168 kız çocuğunu katleden İsrail ve ABD’yi lanetledi. Okullarda güvenliğin sağlanması için güvenlik önlemlerinin yanında sevginin de çoğaltılması gerektiğini, konunun detaylı bir şekilde irdelenmesi gerektiğini dile getirdi. Toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde işverenlerin Yüksek Hakem Kurulu’nu müzakereye oturmamak için yeni bir yol olarak bulduklarını, bu kurumun enflasyonun altında ücret verdiğini söyledi ve yeni düzenleme gerektiğini ifade etti. Doruk Madencilikte çalışan ve ücretlerini alamayan işçilerin durumuna değinen ATALAY, patronların işçiyi köle gibi gördüklerini ve bu şirketlere ruhsat verilmemesi gerektiğini vurguladı. Ülke güvenliğimiz ve Kıbrıs konusunda başta Yunanistan olmak üzere diğer ülkelere seslendi. “Biz hep buradayız, yanı başınızdayız, yarın başka ülkeleri yanınızda bulamazsınız.” diyerek uyardı.

TÜRK-İŞ

17,873 次观看 • 3 个月前