
Dr. Ufuk YEŞİL
@ufukyesil03 • 12,084 subscribers
PhD/Dr.| Public Law | Human Rights Yedek Hesap: @yesil_ufuk33
Shorts
Videos

Bu rezillik, 16 Temmuz 2016'da Danıştay üyelerinin cüppeleriyle gözaltına alınmasıyla başlamıştı ama o zaman hiç biriniz ses çıkarmamış hatta çok mutlu olmuştunuz! İşte o sureç, 9 yıl sonra belediye başkanlarının gözaltı görüntülerinin AA'ya servis edilmesiyle devam ediyor!
Dr. Ufuk YEŞİL701,184 views • 1 year ago

Prof. Çalı'dan Hukuki Manifesto! Büyük Daire duruşmasında Prof. Dr. Başak Çalı tarafından gerçekleştirilen savunma, sadece Osman Kavala’nın durumunu değil, Türkiye’deki siyasi yargılamaların anatomisini ve hukuk sistemindeki yapısal tıkanıklığı tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermiştir. Çalı’nın hukuki bir manifeston niteliğindeki savunmasında öne çıkan tespitler şöyledir: 📍"Türk hükümeti, yerel mahkemelerin AİHM tarafından tespit edilen ağır hak ihlallerini nasıl telafi ettiğine dair tek bir kanıt bile sunamamıştır. 📍Osman Kavala davası münferit bir olay değildir; bu süreç, en temel adil yargılanma haklarının sistematik olarak çiğnendiği açıkça adaletsiz bir yargılama biçimidir. 📍Türkiye’de beraat kararı veren hakimlerin görevden el çektirilip disiplin soruşturmasına tabi tutulması, tüm yargı mensupları üzerinde ağır bir baskı ve 'caydırıcı etki' (chilling effect) yaratmıştır. 📍HSK üzerindeki mutlak siyasi kontrol, yargıyı tarafsız bir mekanizma olmaktan çıkarıp iktidarın bir uzantısı haline getirmiştir. 📍Eski bir iktidar partisi milletvekili adayının bu davanın hakimi olarak atanması, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının fiilen ortadan kalktığının nesnel bir kanıtıdır. 📍Siyasi davalarda, sanıkların delillere erişim hakkı ve silahların eşitliği ilkesi sistematik olarak ihlal edilmektedir; dijital verilere ve tanıklara erişim kasten engellenmektedir. 📍Masumiyet karinesi bizzat en üst düzey yürütme organları tarafından ihlal edilmekte, devlet televizyonunda yayınlanan dizilerle sanıklar toplum nezdinde suçlu ilan edilmektedir. 📍Türk yargısı, tahliye kararlarının ardından uydurma yeni suçlamalarla tutuklama kararları çıkararak 'hukuku arkadan dolanma' yöntemini kalıcı bir araç haline getirmiştir. 📍Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi çiğnenmiştir; suç teşkil etmeyen barışçıl eylemler "hükümeti devirmeye teşebbüs" gibi öngörülemez bir suçlamayla cezalandırılmıştır. 📍Ceza Kanunu’nun 312. maddesi (Hükümete karşı suçlar), ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla hukuk dışı bir şekilde genişletilmiştir. 📍Yargıtay’ın sunulan içtihatları bu davalarla uyumsuzdur; zira mevcut davalar, terör örgütüyle bağı olmayan sivil aktivistlerin kriminalize edilmesinden ibarettir. 📍Masum bir insanın sekiz yılı aşkın süredir, iki AİHM kararına rağmen hukuka aykırı tutuklu tutulması ve bunun son üç yılının tecritte geçmesi 3. maddeyi ihlal etmektedir. 📍AİHM’in iki açık kararına rağmen bir insanın hala tutuklu tutulması, uluslararası hukuk hiyerarşisinin ve kurumsal otoritenin açık bir reddidir. 👇👇👇
Dr. Ufuk YEŞİL85,495 views • 2 months ago

Türk Yargı Sisteminin Röntgenini Çeken Savunma! ⚖️25 Mart 2026 tarihinde Büyük Daire’de duruşması yapılan Kavala/Türkiye (No.2) davasında, kamuoyu Hükümet avukatının çok tartışılan "tuzlu poğaça" savunmasına odaklanmışken; Osman Kavala’nın avukatı Prof. Dr. Philip Leach, siyasi yönü ağır basan tüm davaların adeta röntgenini çeken tarihi bir savunma yapmış ve şu hususlara yer vermiştir: 📍17 farklı uluslararası müdahil, bu davanın hukuki bir süreçten ziyade sistematik bir baskı aracı olduğunu tescil etmiştir. 📍Muhalifler, gazeteciler ve hak savunucuları, sadece fikirlerinden dolayı hukuki ve idari bir kuşatma altına alınarak sistematik bir kriminalizasyon süreciyle tasfiye edilmektedir. 📍Siyasi açıdan hassas davalarda görev yapan hakim ve savcılar, bizzat Cumhurbaşkanı ve bakanların kamuoyu önündeki açık talimatları ve doğrudan baskıları nedeniyle bağımsız karar alma yetilerini tamamen kaybetmiştir. 📍Hakimler ve Savcılar Kurulu üzerindeki mutlak hükümet kontrolü, yargı mekanizmasını iktidara sadık isimlerin kilit rollere getirildiği bir ödüllendirme ve cezalandırma sistemine dönüştürmüştür. 📍Alt mahkemeler ve Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi kararlarını açıkça hiçe sayması, Türkiye’de anayasal güvencelerin ve hukuk hiyerarşisinin fiilen ortadan kaldırıldığının en somut kanıtıdır. 📍Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, hükümet yetkililerinin açık direniş çağrıları ve 'kararı tanımıyoruz' minvalindeki açıklamalarıyla sistematik olarak baypas edilmektedir. 📍Sağlam bir hukuki temelden yoksun, somut suç unsuru içermeyen ve sadece demokratik faaliyetleri hedef alan aşırı uzun iddianamelerle yargı süreci bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmüştür. 📍Mahkemelerce verilen tahliye kararlarının, eş zamanlı olarak çıkarılan yeni ve içi boş tutuklama emirleriyle boşa çıkarılması, ceza adaleti sisteminin bariz ve kasıtlı bir istismarıdır. 📍Anayasa Mahkemesi artık bu davada etkili bir yol değildir; çünkü verdiği kararlar alt mahkemelerce defalarca reddedilmiş ve AYM'nin kendi kurumsal otoritesi sarsılmıştır. Yargıtay’ın, Anayasa'yı uygulayan dokuz AYM üyesi hakkında suç duyurusunda bulunması, yüksek yargı organları arasındaki hukuksal bağın koptuğunu ve sistemin tamamen tıkandığını göstermektedir. 📍Karara bağlanmayan başvurular ve açıklanamayan aşırı gecikmelerle Anayasa Mahkemesi, hak ihlallerini durdurmak yerine bu ihlallerin sürdüğü bir bekleme odası haline gelmiştir. 📍Hükümetin 2013 yılındaki eski kararlara sığınması beyhudedir; 2018 anayasa reformları sonrası ortaya çıkan otoriter yargı pratiği, eski içtihatları bu dava için tamamen geçersiz kılmaktadır.👇👇👇
Dr. Ufuk YEŞİL69,204 views • 2 months ago

Yargıtay bozması sonrası yeniden başlayan Genelkurmay çatı gibi önemli bir davayı Sincan'a gidip takip etme gereği duymayan bu gazeteci!; TSK'da artık pilot olmadan hava kuvvetleri, denizci olmadan deniz kuvvetleri Komutanı olunabileceğini anlatırken, Akın Öztürk'ün de savaş pilotu olmadan hava kuvvetleri komutanı olduğunu söylemiş. Kendince, Öztürk'ün liyakat yerine iltimasla o makama geldiği mesajını vermek istiyor. Önündeki metni okumak yerine basit bir araştırma yapsa gerçeği öğrenecek ama anlaşılan işine gelmiyor. Sn. Yüksel Akkale ve Ibrahim Kocaman siz ne demek istersiniz bu açıklamayla ilgili? Murat Yetkin
Dr. Ufuk YEŞİL177,463 views • 10 months ago

Cübbeyi ve edilen sözleri gören, konuşmacıyı AYM değil, Diyanet İşleri Başkanı konuşuyor sanar! Ancak "kul hakkı" ve "haram lokma" üzerine verilen bu vaaz, bizzat başkanlık ettiği kurumun imza attığı hukuksuzluklarla tezat oluşturuyor. AİHM’in, meali "ülkenizde hukuk değil, orman kanunu uygulanıyor" demek olan ve şimdilik 1808 kişi hakkında verilen 7. madde ihlali ve aralarında en az 1.250’si hakim ve savcı olmak üzere 4 bine yakın kişinin haksız yere tutuklandığı tescillenmişken; bu kararları sanki başkası vermiş gibi hala bu konuşmaları yapması çok ilginçtir. Gerçek kul hakkı, temsil edilen makamın hakkını vererek hukuku düzgün işletmektir. Zira adaletin katledildiği bir yerde süslü cümleler etmek, vicdanlardaki yarayı kapatmaya yetmiyor!
Dr. Ufuk YEŞİL27,779 views • 1 month ago

Mutlaka İzleyin! ✅AİHM kararı sonrası aynı süreci yaşamak ve tekrar mahkeme huzuruna çıkmak istemiyorum ve bu nedenle yeniden yargılama talebinde bulunmayacağım. Talepte bulunmazsam ne olur? ✅Hakkımda verilen lehe bir karar duyulursa kaldırılmasından ya da sürecin aleyhime dönmesinden korktuğum için bu kararı paylaşmak istemiyorum. Bu düşüncemde haklı mıyım? ✅AKPM’ye sunulan AİHM kararlarını uygulamayan yargı mensuplarına yaptırım karar tasarısı ne anlama gelmektedir? ✅AYM’nin suçta ve cezada kanunilik ilkesi bağlamında yapılan başvuruları adil yargılanma hakkı kapsamında inceleyip karara bağlanmasını nasıl yorumlamak gerekir? ✅AİHM kararının yerine getirilmemesi halinde nereye nasıl başvuru yapabilirim? Sorularının cevabını ve gündeme ilişkin daha bir çok hususu bulabileceğiniz çok güzel bir yayın. Mutlaka izlemenizi öneririm. Teşekkürler Av.Hatice YILDIZ ve Levent Mazılıgüney 🔗Link:
Dr. Ufuk YEŞİL24,208 views • 1 month ago

Bu yorum, Türkiye gerçeklerinden uzak ve mevcut hakim ve savcı profili hiç tanınmadan yapılmış. Bırakın 1.000 yargı mensubunun ortak bildiri yayımlamasını, birisi dahi böyle bir girişimi aklından bile geçiremez. Zira böyle bir duruş sergileyebilecek olanlar, 15 Temmuz gecesi sistem dışına itildi. Benzer bir açıklamayı 2016 yılında yapan yüksek yargı mensuplarının bir kısmının hâlâ hücrelerde bedel ödediği herkesin malumu. Böyle bir girişimde bulunacağı iddia edilenler; kendilerine açıklama izni verilmeyeceğini, yapsalar bile açıklamanın başında gözaltına alınıp TCK'nın 309. maddesinden tutuklacaklarını ve bir daha gün yüzü göremeyecekelerini çok iyi bilirler. Ayrıca, bu çıkışı yapması beklenen kitle belli ki hiç tanınmıyor. Size kısaca anlatayım bunlar, korkudan, 15 Temmuz akşamı evine misafirliğe gittikleri meslektaşlarını ertesi sabah "terörist" yaftasıyla tutuklayan, 2014 yılı HSYK seçimlerinde alacakları 1.115 TL zam uğruna hem kendilerinin hem de ülkenin geleceğine ipotek konulmasına sessiz kalan kişilerdir. Şu an birinci sınıf hakim ve savcı maaşı 200 bin TL civarındaymış; dolayısıyla ülke yangın yerine dönse (ki öyle) umurlarında olmaz. Bu nedenle söz konusu güruha gereğinden fazla anlam yükleyip boş beklentilere girmeyin. Bunları bir kulis bilgisine değil, bizzat yaşadığım acı tecrübelere dayanarak söylüyorum. Yine de umarım ben yanılırım!
Dr. Ufuk YEŞİL49,598 views • 4 months ago

⚖️Türkiye Barolar Birliği Başkanı, iki gün arayla yaptığı konuşmada uygulanmayan AİHM kararlarından bahsederken Demirtaş ve Kavala kararlarına değinmiş, ancak, bizzat AİHM'in 100 binden fazla kişiyi doğrudan ilgilendirdiğini söylediği Yalçınkaya kararını yine anmamıştır. 📍Acaba sayın Başkan'ın, Yalçınkaya kararını 3 yıldır ağzına almamasının ve yokmuş gibi davranmasının sebebi nedir? Yalçınkaya kararının uygulanmamasının, anayasal devlet ve anayasal demokrasi tanımına hiç zarar vermediğini mi düşünmektedir? 📍Yine sayın Başkan'a göre, yargı sistemi son 10 yıldır şimdilerde olduğu kadar hiç örselenmemiştir. Acaba, AİHM'in daha şimdiden, 1.225'i eski hâkim ve savcı olmak üzere 3.310 kişinin haksız tutuklandıklarını, 64 yıllık tarihinde 63 kez verdiği AİHS'in 7. madde ihlalini tek bir dosyada 239 kez verdiği ülke neresidir? 📍BM Haksız Turuklama Çalışma Grubu, son yıllardaki yargı pratiğinin insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini belirttiği ikinci ülke, Kuzey Kore'den sonra acaba hangisidir? 📍BM Özel Raportörlerinin, yargı uygulamalarının "zulme" dönüştüğünü söylediği ülkeden acaba haberi var mıdır? 📍10 yıldır her türlü insan hakkı ihlaline maruz kalan, toplumdan izole edilerek adeta sivil ölüme terk edilen yüzbinlerce insanın acaba sayın Başkan nezdinde hiç bir değeri ve önemi yok mudur? 📍Bir ülkenin Barolar Birliği Başkanı, ülkesinde bunca yaşananlara neden sessiz kalır? Zulum ve insanlığa karşı suç teşkil eden bu hukuksuzlukları dile getirmesi için acaba daha ne olması gerekmektedir? Türkiye Barolar Birliği Erinç Sağkan
Dr. Ufuk YEŞİL78,921 views • 9 months ago

AİHM'den Hükümete "Garson" Sorusu! ⚖️AİHM, 11 Eylül 2025'te Hükümete bildirdiği Evgin/Türkiye başvurusunda Hükümete önemli sorular yöneltmiştir. Başvurucu, ByLock kullanımı ve “Garson” adlı gizli tanığın sunduğu SD karttaki bilgilere istinaden 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. 🔗Link: ⚖️AİHM, adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında ve Yalçınkaya kararına atıfla Hükümete şu soruyu yöneltmiştir; "Başvurucunun “Garson” adlı gizli tanık tarafından sunulan verilere erişemediği iddiası dikkate alındığında, kendisine bu verilerin doğruluğunu ve güvenilirliğini sorgulama, ayrıca silahların eşitliği ve çelişkili yargılama ilkeleri uyarınca kullanımına itiraz etme konusunda gerçek ve etkili bir fırsat sağlanmış mıdır (Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye [GC], §§ 324-341)?" ⚖️Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi kapsamında da, yine Yalçınkaya kararına atıfla; "Başvurucunun örgüt üyeliğinden mahkumiyeti, eylemlerin suç teşkil edip etmediği ve bu eylemlerin mahkumiyetle orantılı olup olmadığı açısından AİHS madde 7’ye uygun mudur (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye)?" sorusunu yöneltmiştir. ⚖️Bu sorulardan da anlaşılacağı üzere; Bylock'tan sonra, bizatihi kendisi suç teşkil eden ve ceza verilen kişilerin aslında suçun mağduru olduğu Garson fişlemesi nedeniyle verilen mahkumiyet kararlarıyla ilgili AİHM'in, 6 ve 7. maddelerden ihlal kararı vereceği düşünülmektedir. Garson fişlemesiyle ilgili Yalçınkaya kararına atıf yapılması bunun en önemli göstergesidir. Yani, Bylock sonrası, binlerce 7. madde ihlali furyası Garson için de başlayacaktır. ⚖️Hakkında Garson fişlemesi olanların, aşağıda linkleri verilen Garson raporu ve dilekçe örneğini dosyalarına eklemelerinde ve bu fişlemelerin hukuka aykırı delil olduğunu her aşamada dile getirmelerinde zaruret vardır. Zira Bylock gibi Garson fişlemesi de hukuka aykırı delildir ve yargılamada kullanılamaz! 🔗Bir Hukuka Aykırı Delil Örneği: Garson: 🔗Garson Fişlemesine İlişkin Dilekçe Örneği: ⚖️Son olarak, AİHM'in hükümete bildirdiği bu başvuruyu da dikkate alarak, kürsüdekileri yaptıkları bu hukuksuzluklara bir son vermeye davet ediyorum. Kendilerinin de çok iyi bildiği gibi çıkacak her ihlal kararı işledikleri insanlığa karşı suçların delili olarak kayıtlara geçecek. Aynı şekilde, verecekleri her karar öncesi aşağıdaki kısa videoyu izlemelerini ve ona göre karar vermelerini tavsiye ediyorum! Takdir kendilerinin, bizden söylemesi!
Dr. Ufuk YEŞİL52,725 views • 8 months ago

Ülkenin Hali! ⚖️Son yıllarda Türkiye’de yargı pratiğinin adeta muhalifleri susturmak için bir "sopa" ya dönüşmesi, önemli kişi ve kurumların Türkiye ile ilgili davalara en üst düzeyde müdahil olmalarına yol açmaktadır. Bunun örneklerinden birine, Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele ve İnsan Haklarının Korunması ve Teşvik Edilmesi Özel Raportörü Prof. Dr. Ben Saul'un Yasak/Türkiye davasına sunduğu üçüncü taraf görüşüyle şahit olmuştuk. ⚖️Son olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, AİHM Büyük Daire önündeki Kavala/Türkiye duruşmasında bizzat söz alarak Türkiye’deki hak ihlallerini; kişisel gözlemlerine, cezaevi ziyaretlerine ve kendisine sunulan raporlara dayandırarak mahkeme huzurunda anlatmıştır. Komiser’in ifadeleri, ülkedeki yargı uygulamalarının ve yaşanan hukuk krizinin adeta bir özeti niteliğindedir. 💬Komiser O’Flaherty’nin konuşmasında öne çıkan temel hususlar şunlardır: 📍Bu dava sadece Sayın Kavala’nın bireysel haklarıyla sınırlı olmayıp, Türkiye’deki insan hakları savunucularının karşı karşıya kaldığı süregelen yapısal zorlukların bir yansımasıdır. 📍Mahkemenin (AİHM) daha önceki Kavala kararında tespit ettiği üzere; uygulanan tedbirler Kavala’yı susturmak gibi makul şüphenin ötesinde bir "gizli amaca" hizmet etmiş olup, bu durumun hak savunucularının çalışmaları üzerinde "caydırıcı bir etki" oluşturması muhtemeldir. 📍Yapılan ziyaretler sırasında muhataplar; sivil toplum, hak savunucuları, avukatlar, gazeteciler ve muhalif siyasetçiler üzerindeki baskıların kesintisiz şekilde devam ettiğini bildirmektedir. 📍Ceza hukuku ve terörle mücadele hükümleri; şiddet içermeyen eylemler, eleştirel ifade, örgütlenme ve hak savunuculuğu gibi meşru demokratik faaliyetleri kapsayacak şekilde aşırı geniş yorumlanarak uygulanmaktadır. 📍Sunulan raporlara göre; yerel mahkemeler, iddia edilen davranışlar ile şiddet veya şiddete teşvik arasında somut bir bağ kurmadan ve yeterli gerekçe göstermeden ceza yargılamaları başlatma eğilimindedir. 📍Gazeteciler, siyasetçiler, avukatlar ve hatta sıradan vatandaşlar, sadece muhalif görüşlerini dile getirdikleri gerekçesiyle cezai soruşturmalarla karşı karşıya kalmaktadır. 📍Barolar ve hukuk profesyonelleri mesleki faaliyetleri nedeniyle baskı altındadır; insan hakları dernekleri ise savunuculuk faaliyetlerinin "suç delili" sayıldığı keyfi denetimler ve yargısal kısıtlamalardan muzdariptir. 📍İfade ve toplanma özgürlüğüne dair mahkeme kararları 9 ila 20 yıldır Bakanlar Komitesi önünde infaz edilmeyi beklemekte olup, bu durum bugün tekrarlanan ihlallerin temel sebebidir. 📍Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını ve seçim usulünü değiştiren yasal düzenlemeler; Venedik Komisyonu tavsiyelerine ve uluslararası standartlara ters düşerek yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını daha da kötüleştirmiştir. 📍Aşırı uzun iddianameler, hukuki analiz ve delil kalitesindeki eksiklikler, gizli tanık kullanımı ve birbiriyle örtüşen çoklu davalar, hukuk güvenliğini ve öngörülebilirliği tehdit etmektedir. 📍AYM bireysel başvuruları incelemede yavaştır ve özellikle özgürlükten yoksun bırakma davaları bu Mahkemenin (AİHM) kriterlerine uygun bir hızda ele alınmamaktadır. 📍Son zamanlarda AYM kararlarının alt mahkemelerce tanınmadığı örnekler yaşanmaktadır; Can Atalay ve Tayfun Kahraman davaları bu durumun en somut örnekleridir. 📍Türkiye’deki hak savunucularının mevcut durumu ile "adaletin kötü yönetimi" sorunları bu davayla son derece ilgili olup, Mahkemenin bu hususları dikkate alması gerekmektedir. 👇👇Michael O'Flaherty
Dr. Ufuk YEŞİL19,332 views • 2 months ago