
Mehmet Yaşar Altundağ
@YasarAltundag • 62,933 subscribers
MA'23, @Sciencespo Political Science I BA, @unibogazici Pols & Soc'21 | @kirkdokuzW
Shorts
Videos

İsfahan'da işlemeleriyle büyüleyici İmam Humeyni Camii'ni gezerken tüyler ürpetici bir şey yaşadık. Biz camiiyi gezdiğimiz sırada ünlü İranlı sanatçı Ghazel Shakeri de oradaydı. Camiinin tam ortasında, o ambiyansın ve akustiğin ortasında Man O To'yu söyledi.
Mehmet Yaşar Altundağ314,547 görüntüleme • 8 ay önce

Fransa'daki seçimler üzerine en serinkanlı analizlerden birini Sciences Po'da siyaset bilimi profesörü olan Dominique Reynié yapmış. Özetle şunu söylüyor Reynié: Bütün sol birleşti ve %27 aldı. Öte yandan merkezi dahil etmeden sağ seçmeni topladığımızda %47'ye ulaştıklarını görüyoruz. Arada %20'lik bir fark var ama solun zaferini konuşuyoruz. Solun anestezi altında olduğunu düşünüyorum." Ama Reynié'nin videonun devamında söyledikleri daha da önemli: "Cumhuriyetçi Cephe (solun Yeni Halk Cephesi ile merkez figürlerin aşırı sağa karşı birleşimine verilen ad) çok başarılı oldu. Ama bu başarı beni korkutuyor. Çünkü bütün bir siyasi sistemimiz birilerini engellemek, birilerine karşı baraj yapmak üzerine kurulu. Bütün siyasi kurumlarımızın temeli kazanmayı engellemeye dayanıyor. Bu sürdürülebilir değil. Bütün bir sistemi yükselen bir harekete karşı kazandırmama üzerine kurmak gerçekten irade ortaya koyabilecek, sorunları çözebilecek siyasetin oluşmasını engelliyor. Ayrıca sürekli baraj kurarak sistemin kendisini anti-demokratik bir yapıya dönüştürüyoruz. Yükselen bir harekete baraj yapacağız diye siyasi sorunları konuşamaz oluyoruz. Bir noktada RN'e oy vermek, bizi sürekli iktidardan alıkoyan elitlere karşı verilen bir demokrat siyaset olarak algılanabilir."
Mehmet Yaşar Altundağ269,254 görüntüleme • 1 yıl önce

Dün Birikim’de yayımlanan makalemizi Barış Terkoğlu Ali Babacan’a sormuş ve açıkçası Ali Babacan açısından epey talihsiz anlar yaşanmış. Ali bey, Barış Terkoğlu’nun daha ilk cümlesinden sözünü keserek sorunun tam anlamıyla sorulmasına dahi izin vermiyor, dolayısıyla yazımızın ana argümanlarını hiç anlamadan alakasız bir yerden cevap verme telaşına kapılıyor. Bizim yazımızda hiçbir partiye bir görev ve misyon biçme yok. Aksine Yeniden Refah, DEVA ve Gelecek’in başaramadığı neyi başardı derken de çok basit bir metrike bakıyoruz: Siyasi başarı. Yeniden Refah dediğimiz parti son genel seçimlerde %3’ün üzerine çıkabilmiş bir parti. Bugün itibariyle Şanlıurfa, Yozgat, Kastamonu gibi belediyeleri kazanma ihtimali konuşulan; İstanbul’da ise aldığı oy oranıyla kazananı ve kaybedeni belirleyecek iki aktörden birine dönüşmüş bir ivmeyi de yakalamış durumda. DEVA Partisi nerede acaba? Kuruluşundaki bütün o sükseye ve medya ilgisine rağmen CHP listeleri aracılığıyla kazandığı milletvekillerini topluma izah edememiş, kendi logolarıyla seçime girmedikleri için teşkilatını küstürmüş ve yerel seçimlerde hiçbir adayı kuvvetli bir rüzgar yaratamamış çökmüş bir siyasi projeye doğru ilerliyor DEVA. Yazımızda da detaylı bir şekilde bu durumun sebeplerini analiz ediyoruz. YRP kendini bir milli görüş hikayesine ve anlamlı bir Erdoğan karşıtlığına yaslarken DEVA ne zamanın siyasi ruhunu arkasına almış durumda ne de anlamlı bir siyasi hikayeye oturuyor. 2021 yılında, büyükşehir belediyelerinin muhalefete geçmesi ve Erdoğan kaybedecek algısının oluşmasının ardından kuruluşuyla siyasi açıdan fırsatçı bulunuyor. Ali Babacan yazımızın ana argümanlarını Barış beyin sözünü kesmeden dinleseydi de bu tezlerimize verdiği cevabı duyabilseydik keşke. Fakat “oturdukları yerden yazıyorlar”, “benimle konuşmadan analiz ediyorlar” tarzı küçümseme hareketlerine girişmiş hemen. Herhalde daha genç siyaset bilimciler olduğumuzu duymuş olmalı ki en kolay kartı, alaya almayı, başarısızlıkla oynamaya kalkmış. Ben şahsen yazımızın tamamen arkasındayım ve Türkiye siyasetinin görmezden gelinen konularını işlemekten gayet memnunum. İki yazar olarak siyaset dünyasını tanımayan insanlar da değiliz. Ali beyle de tanışıklığımız vardır. Yeniden Refah’ı da sahada birebir uzun uzun gözlemledik. Bütün bunlara rağmen Babacan’ın küçümseyici tavrına şaşırmadım. Bütün o eğitimli ve liberal plaza prensentabıllığının arkasında kuvvetli bir kibir ve nobranlık var. Eleştirilere asla kulak asmaması da bu yüzden.
Mehmet Yaşar Altundağ209,470 görüntüleme • 2 yıl önce

Sinan Oğan'a veya Muharrem İnce'ye oy vermeyi düşünen arkadaşım. Gel Kılıçdaroğlu'na oy ver. Beraber sistemi değiştirelim. Sen de daha özgür bir siyasete kavuşacaksın, biz de. -Seçim barajı %7’den %3’e düşecek. -Partilere hazine yardımı %1’e düşürülecek. -Daha özgürce tweet atabileceksin. El ele verelim, ilk turda bu işi bitirelim. Bir daha da siyasetin sıkışmışlığına hapsolmayalım.
Mehmet Yaşar Altundağ160,508 görüntüleme • 3 yıl önce

Banliyö ve göç kültürüne dair hep anlatmaya çalıştığım bir olguyu Dogs of Berlin dizisi bir sahnesiyle çok iyi göstermiş. Başta gözüken ve dersleri normalde iyi olmasına rağmen sınavdan düşük alan Murat Alamancı bir Türk. Murat’ı derslerinde iyi olduğu ve öğretmeninden takdir aldığı için sınıf arkadaşları zorbalıyor. Önemli nokta şu. Onu zorbalayan diğer öğrenciler de göçmen. Peki soru şu o zaman. Çoğu için hayatlarını kurtarabilecekleri tek fırsat okul olmasına rağmen neden okulda başarılı olmayı tercih etmiyorlar, ve başarılı arkadaşlarını da zorbalayıp aşağı çekiyorlar? Çünkü göçmen mahalleleri ekonomik ve siyasi eşitsizliklerle dışlandıkça, o mahallelerde bir karşıt-kültür oluşuyor. Okulda başarılı olmak “Alman” olmak ya da sizi asimile etmek isteyenlere benzemek gibi düşünülüyor. Murat, Alman öğretmeninden takdir aldığı için “işbirlikçi” gibi görülüyor. Bu yüzden de zorbalanıyor. Göçmen-yerli çatışmasında göçmenler içinde dışlanma sonucu oluşan kültürü ve akran ilişkilerini anlamak bu yüzden çok önemli.
Mehmet Yaşar Altundağ107,539 görüntüleme • 2 yıl önce

Tahran’ın o ünlü gecelerine bir apartmanın beşinci katında rast geldik
Mehmet Yaşar Altundağ33,933 görüntüleme • 8 ay önce

Şebnem Bursalı üzerinden dönen ıstakoz tartışmasının Erdoğan kültüne zarar vereceği iddia ediliyor. Katılmıyorum. Erdoğan, kendisini bitirecek denen 17-25 Aralık, Gezi Olayları ya da 15 Temmuz sonrası gibi birçok süreci güçlenerek atlattı. Bu yerel seçimi de AK Parti kaybetti. Erdoğan değil. Erdoğan hala girdiği son seçimi kazanmış bir lider. Yerel seçimlerin sonucunu Erdoğan’ın bittiği şeklinde değerlendirmek yanlış bir iyimserlik olur. Kaldı ki iktidar cenahında fatura Erdoğan’a değil, AK Parti ve teşkilatlara kesiliyor. İktidar cenahı tarafında gerçekleşen daha nice yolsuzluk ve şatafat tartışmalarından Erdoğan münezzeh tutuluyor. Hatta Şebnem Bursalı gibi figürlere, “halkın sesi ve ümmetin lideri Erdoğan’ı fütursuzluklarıyla bozuyor ve aşağı çekiyor” diye hesap soruluyor. Bu farkı anlamak kritik. Zira Erdoğan’ı muhalefet Erdoğan gibi olarak yenemedi, yenemiyor. Patlayan birtakım yolsuzluk skandallarına ya da Erdoğan’ın sarayına da muhalefet bel bağlamamalı. Çünkü seçmenleriyle Erdoğan arasında çok kuvvetli bir duygusal bağ var. Bu da bir zırh gibi. Bu zırhı daha da kuvvetlendiren Erdoğan’ın ilmek ilmek ördüğü kutuplaşma stratejisi ve muhalefeti içine hapsetmeye çalıştığı muhalefet iş yapamaz algısı. Muhalefet, Erdoğan’ın siyasetini Erdoğan’ı aşarak alaşağı eder. Sarsılmaz bariyerler var gibi lanse edilen mahalleleri aşarak, belediyeler aracılığıyla elde ettiği gücü somut projelere ve ortak bir vizyona aktararak bu hedefine ulaşır. Son olarak güvenlik siyasetinin tekelini de Erdoğan’dan alırsa Erdoğan kültünün altı boşalır. Cumhur ittifakı; dış politikadan Türkiye’nin uluslarası camiadaki rolüne bu siyaset üretiminin tekeli gibi hareket ediyor. Bu konuda da muhalefetin adım atması şart.
Mehmet Yaşar Altundağ70,856 görüntüleme • 2 yıl önce

İklim meselesini dert etmek bir şehirli/üst sınıf/yüksek eğitimli tavrı olarak düşünülüyor. Halbuki yanlış. Yüksek sıcalıklardan; en çok çalışanlar, işçiler, toplu ulaşım kullanmak zorunda olanlar, şehrin sosyo ekonomik olarak düşük mahallelerinde yaşayıp yeşil alana ulaşamayanlar etkileniyor. Lancet'in verilerine göre 2000-2019 arasında yüksek sıcaklılardan dolayı 489.000 kişi dünyada hayatını kaybetmiş. Küresel olarak da sıcak hava dalgalarından en çok Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Hindistan-Bangladeş gibi ekonomik anlamda geride kalmış bölgeler etkileniyor. İşin kötüsü yüksek sıcaklıklar giderek norm oluyor. Yüksek sıcalıkların yarattığı tehlikeye karşı devletler yeni politikalar geliştiriyor. Serinleme hakkı diye bir kavram artık lügatımıza girmiş durumda mesela. İspanya ve Güney Kore gibi ülkeler şehrin otoyollarını ve köprülerini iptal edip yerlerine büyük yeşil alanlar inşa ediyor. Yunanistan açık havada çalışma yasağı getiriyor. Fransa, erken uyarı sistemleriyle bütün vatandaşlarını sıcak hava dalgaları konusunuda uyarıyor. Biz bütün Ege ve Marmara kıyıları olarak 10 gün sıcak hava dalgasının içinden geçtik geçtiğimiz hafta. Herhangi bir kamu kurumundan ciddi bir uyarı göremedim. Bu tarz durumlarda toplu ulaşımda sefer sayılarının sıklaştırılması, uzaktan çalışma imkanının getirilmesi, hatta risk grubunda olan mesleklere ücretli tatil verilmesi gerekiyor. İklim krizinin doğurduğu riskleri uzakta anlatılan bir masal olarak değil, doğrudan sınıfsal pozisyonumuz dolayısıyla hayatımızın her zerresinde hissettiğimiz yeni zorluklar olarak değerlendirmemiz gerek.
Mehmet Yaşar Altundağ54,975 görüntüleme • 1 yıl önce

Abi komünizmde dans etmek yasak mı diyen sivri zekalara özel: -bu ülkede 40 sene önce “kapitalist tavır” geliştirildi diye adam asılıyordu -burası normal bir bar değil, şehrin en “havalı” barıymış -giriş ücreti 25€ -millet birbirine yanarlı dönerli meyve tabağı gönderiyor
Mehmet Yaşar Altundağ28,263 görüntüleme • 11 ay önce

31 Mart gecesi sizlerin rüyalarında benim zuhur ediş şeklim
Mehmet Yaşar Altundağ28,030 görüntüleme • 2 yıl önce
Daha fazla içerik yok.