Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

1-Devlet Bahçeli devlet adına konuşamaz; hiç bir devlet makamında görevi yok. %5 pardon %4.8 oyunu temsilen konuşuyor. 2- YPG silah bırakmayacak ve PKK YPG’ye entegre oldu. 3-Yeni dünya düzeninde İran ve Türkiye’nin de demokratikleşmeden başka çaresi kalmamıştır diyerek BOP’un son iki aşamasını açıkça savundu. Örnek diye Suriye ve Irak’ı...

396,981 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

6 Kommentare

Profilbild von Ramazan
Ramazanvor 1 Jahr

Ülkeyi uçuruma sokmak için elinden geleni yapıyorlar. Unutmayınız ki Türkler sizleri de unutmaz. Hesabını muhakkak sorar. Ne Mutlu Türküm Diyene 🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Profilbild von Daughters of Persia
Daughters of Persiavor 1 Jahr

While the regime's elites send their daughters to study and live freely in the U.S. and Europe, our daughters in Iran are jailed for showing their hair. We will NOT stay silent while our sisters are caged for demanding their basic rights! #FreeIran #WomanLifeFreedom #EndTheRegime

Profilbild von Antr Parantez
Antr Parantezvor 1 Jahr

@Mehmeta61934833 Vatandaşlık tanımı Ermenistan anayasasıyla birebir aynı 3 milyon kürt nüfus var ama orada Ermeni vatandaşı denmesinden rahatsızlık duyupta anayasa değiştirmeye çalışmıyorsunuz. Çok acayip 🤷🏻

Profilbild von KIZILELMA
KIZILELMAvor 1 Jahr

ESAS PKK SURİYE'DE ABD FRANSA ALMANYA VE İSRAİL TARAFINDAN OLUŞTURULMUŞ DÜZENLİ ORDUSU BİLE VAR. SURİYE'NİN OLMADIGI BİR SİLAH BIRAKMA EMPERYALİZMİN BOP'NA HİZMETTİR. İSRAİL İLE KOMŞU OLMAKTIR. HANİ SURİYE'DE PKKPYDSDG'Yİ BİTİRECEKTİK.

Profilbild von Metin Durbal
Metin Durbalvor 1 Jahr

KCK var üst yapı.

Profilbild von hakann
hakannvor 1 Jahr

Bu ülkede satranç oynamasını bilen yok. Bu millet kaderini hesaplayarak değil, zar atarak belirliyor. 2004 yılında kurtlar vadisinden alıntı bir söz. Tarihler değişiyor ama milletin kaderi hiç değişmiyor. Umarım artık satrancı öğrenmişlerdir.Yoksa zar atacak bir vatan kalmayacak

Ähnliche Videos

■ Gazeteci Yazar Rıza Zelyut: "*Bahçeli, 2002'de "Kürdistan kurulmasını savaş sebebi sayarım diyen" Ecevit hükümetini yıkarak AKP'yi iktidara taşıdı ve Irak Kürdistanı'nı kurdurdu. *PKK, şu an Suriye'dedir ve orada devlet kuruyor. *Esat rejimi bu amaçla yıkıldı. *MHP'nin görevi bu yıkımı gizlemektir." Demiş .... ■ Eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil: “Ortadoğu'da bir yemeğe davet edilmediyseniz, menüye bakın, büyük ihtimal yemek sizsiniz." Masada ABD özel temsilcisi Tom Barack var. Barack : Kuzey Irak / Barzanistan yönetimi ile masaya oturduğunda protokol kurallarına göre otururken ... MSB 'de nasıl oturmuştu ? Burdan kurulan masayı anlamak gerekiyor. Tom Barack / Ağayım diyor,ABD adına bize ... Barzani'ye ise müttefikiz mesajı veriyor. ■ Truman,Potsdam Konferansı’nda Stalin ve Churchill’e"Son iki yüz yıldır bütün savaşlar Akdeniz ile Baltık denizleri arasındaki,Fransa’nın doğu sınırı ile Rusya’nın batı sınırı arasındaki bölgede başladı.” demişti ... Dün,İngiltere'nin SEYEHAT ETMEYİN uyarısı yayınladığı 16 ülkenin hepsi bu alanda ... Ne hikmetse Avrupa ve Rusya vesaire bu ülkeler arasında yok. Truman 'ın bahsettiği bölgenin tam ortasını İNGİLTERE ,Tehlikeli alan ilan ediyor. Biraz okuma yapabilmek gerekiyor... TV ekranlarına bakınca ,Suriye'de YPG / PKK sürülmüş . Ben ince düşünürken ,aklıma TRUVA geldi . İçinde tuttukça kanser tümörü gibi yayılır. Öbür türlü ,başka bir devlet ilanı . YPG / PKK terör ordusu Suriye ordusuna entegre olur mu ? ABD'nin silah ve teçhizatını YPG / PKK'ya verdiğini biliyoruz. 30 bin TIR... Bu silah ve teçhizatın YPG / PKK 'da kalacağını ve Suriye merkezi yönetiminin emrinde ,kullanımında olmayacağını söylemiş. Vaziyet bu imiş .... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

47,660 Aufrufe • vor 6 Monaten

Sn DEVLET BAHÇELİ NE YAPIYOR? 5 Şubat 2025’den bu yana Devlet Bahçelinin ameliyat edildiği söylendikten sonra yaşanan süreç bu süreçte Sn Bahçeli adına verilen demeçler, Hiç bir görüntüsü olmadığı halde telefon aramaları Son Olarak Devlet Bahçeli'nin "yeni bir milli kimlik Tebarüz etmektedir (görülmektedir)" şeklindeki yaptığı konuşması şaşkınlığımızı daha da artırmıştır. Benim tanıdığım Bahçeli Yeni bir Milli kimlikten Bahsetmezdi. "Milli Kimlik" açıklaması yapan Bahçeli 4 Nisan günü mezarlıkta Alparslan Türkeş’in kabri başında gördüğümüz Yeni Bahçeli’ye de benzemiyordu. Bu şahsı da Sn Bahçeliye benzetemedik. Sn Bahçeli “Yeni bir Milli Kimlik” gibi uçuk bir söz sarf etmezdi. Eğer bu konuşmaları birisi yazıyor eline veriyor oda okuyorsa bile burada konuşmayı keser yine de böyle bir söz sarf etmezdi. Tereddütlerimizi dillendiriyoruz. Değerli Arkadaşlarım, Bilhassa Türklüğe, Türk Milletine, Türk Ulusal Kimliğine karşı açıkça yapılan bir saldırı ile başlayan ve ileride kapımıza dayanacağının aşikar çok vahim gelişmeler ile karşı karşıyayız! Ulusal bütünlüğümüzü yok etmeye yönelik siyasiler tarafından yapılan son 50 yıldır yanlış işlerin, bizler yaşamasak bile gençlerimizin olaylarla karşı karşıya kalacağı bir sürece doğru olduğunun görüyor ve derin üzüntü yaşıyoruz. Bizde bunlar tekrar yaşanmasın diye her zaman olduğu gibi gece gündüz çırpınıyor milletimizi uyandırmaya çalışıyoruz. Tüm Değerli Arkadaşlarımızdan Türk’ün sesinin daha gür çıkması programları yayına hazırlayan arkadaşlarımızın hevesinin kırılmaması için, Atayurt Tv Kanalına abone olmasını, Atayurt Tv kanalındaki programlarımızı tıklayarak izlemenizi, e posta ile ve Sosyal medya mesajlarıyla yakınlarınıza, tanıdıklarınıza dağıtmanızı istirham ediyorum. Sevgiler, Saygılar, Selamlar. Videomuzun tamamı linktedir. İzleyiniz izletiniz.

TANERUNAL

47,263 Aufrufe • vor 1 Jahr

Kürtlerin tanınmış vatanperveri Avukat Sıdkı Zilan Kürdistan’ın dört parçasındaki tek gündemin Rojava Kürdistan’ı olduğunu, Bahçeli-Öcalan muhabbetinin tek amacının da PKK’ye silah bıraktırmak değil ama Rojava’da SDG/YPG’ye silah bıraktırmak ve oradaki Kürt idaresini ortadan kaldırıp Şam’daki HTŞ tasallutu altına sokmak olduğunu söylüyor. ..:: 1. Türkiye devleti Öcalan’ı ve DEM Parti’yi kullanarak onların Rojava yönetimini silahları bırakmak için ikna etmesini istiyor. Anlaşılan Öcalan bunu kabul etmiş. ..:: 2. Kandil’deki PKK de İran ve Beşar Esed’in müttefiki idi. PYD’nin ABD ile ilişkileri de onların rızasıyla değildi. ..:: 3. Türk devleti PKK’nin silah bırakmasını istemiyor, onun esas derdi YPG’nin silah bırakmasıdır. Türk devleti Rojava’da Kürtlerin elinde bulunan statünün ortadan kalkmasını istiyor. ..:: 4. Şayet Rojava’daki yönetim Öcalan’ı dinleyip silah bırakacağım dese o da Türk devletinin oyunudur ve devlet diyecek ki işte siz Öcalan ve PKK’ye bağlısınız. Rojava Kürtleri bu oyuna da gelmemelidirler. ..:: 5. Biz Türkiye/Bakur’daki Kürtler de Öcalan ve PKK’ye bağlı değiliz. Öcalan sadece PKK’nin lideridir. Öcalan ve PKK silahlarını mı bırakıyorlar, intihar mı ediyorlar onların bileceği iştir. ..:: 6. PKK de aynen İran gibi Esad gibi yenik cephededir, Türkiye’de bile savaşı kaybetmiş bir örgüttür. ..:: 7. Ben ne Erdoğan’a ne de Bahçeli’ye güveniyorum. Onlar 10 yıldır Efrin’e girmişler, orda Kürtçeyi yasakladılar, Efrin’i şimdi terör güçleri yönetiyor. SMO/ÖSO çete gruplarıdırlar, Kürtlere baskı yapıyorlar.

Arif Zêrevan

293,021 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bahçeli-Öcalan ikilisinin temel ilkeleri bu kısa videoda ve aşağıdaki görüşme notlarındadır. Kürtler için: ..:: 1. Ayrı ulus devlet, federasyon, otonomi ve kültürel haklar talep etmeyin. ..:: 2. Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını talep etmeyin. ..:: 3. Kürtçenin eğitim-öğretim dili olmasını talep etmeyin. Seçmeli bir Kürtçe dersi Kürtlere yeter. ..:: 4. Kürtlerin millet olarak varlığının Türkler gibi anayasada kayda geçirilmesini talep etmeyin. ..:: 5. Kürtlerin Irak, İran ve Suriye’de de kendi otonom ya da federal bölgeleri olmasın. Türkler için: ..:: 1. Sadece Türklerin tekçi, Türkçü, Kürtleri inkar eden ulus devleti olsun! ..:: 2. Sadece Türkçe resmi dil olsun. ..:: 3. Sadece Türkçe eğitim-öğretim dili olsun. ..:: 4. Türkiye’de sadece Türkler var, Kürt diye bilinen bazı insanlar varsa da millet olarak Türktürler. ..:: 5. Kürtlerin vatanı da yoktur. Ankara’nın doğusundaki Kürdistan bölgesi de Kürdistan değildir ve Türklerin vatanıdır. İstanbul’da yaşayan 5 milyon Kürt de Türk’tür. Bütün bunları söyleyen Bahçeli de bu dünyada “Türk” isminde bir kavim ve etnisite yoktur diyor ama yine de Kürtlerden ve başka milletlerden insanları ödünç alarak hayali bir “Türk milleti” kuralım diyor. Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan da Bahçeli’nin bu saçma planına “demokratik milliyetçilik” diyor ve destek veriyor. Bahçeli-Öcalan ikilisinin işi zor! Kürtler bu hikayelere evet demiyorlar.

Arif Zêrevan

259,363 Aufrufe • vor 5 Monaten

YA OTOBÜS AŞAĞIYA UÇSAYDI... Tam 9 yıl oldu. 5-1 'lik Rize galibiyetinden Trabzon havaalanina giden Fenerbahçemizin otobüsüne SON DERECE PROFESYONEL BİR SNIPER KİLOMETRELERCE ÖTEDEN AĞIR BİR SİLAHLA 2 EL ATEŞ ETTİ,120 KM HIZLA GİDEN BİR OTOBÜSÜN TAM DA ŞOFÖR MAHALLİNE İKİSİNİ DE ISABET ETTİRDİ! Amaç katliamdı, yapamadılar. Kurşunlar kendisine isabet eden Otobüs şoförü ve yanında oturan kişi direksiyona hakim olmasa 42 kişi TAM DA VIYADÜKTE UĞRADIKLARI SALDIRIDA aşağıya uçabilir, tüm oyuncularımız ve teknik ekip ölebilir, kimse de kurşun sıkıldığını anlamaz, şoför hatası der geçerdi. Amaç buydu, yapamadılar. Faillerini 9 yıldır bulmak istemeyen bir devlet var karşımızda! Oysa istese 3 günde faili de azmettiren o siyasî gücü de bulabilir Emniyet teşkilatı. Unutmayalım, Türkiye'de faili meçhul kalan her cinayet ve teşebbüs derin devlet marifetidir. Dünyada futbolda tek bir örneği yok! Bir daha yazayım: DÜNYADA TAKIM OTOBÜSÜNE KATLİAM AMAÇLI SNİPER ATEŞİ AÇILAN BAŞKA BİR FUTBOL TAKIMI YOK!! Sniper ATEŞİ açılan ve failleri 9 yıldır gizli tutulan bir ülke zaten hiç yok! Sadece Türkiye'de ve sadece Fenerbahçemize karşı! Bir geçmiş olsun'u bile fazla görenlere de, otobüs direksiyonuna geçip gülerek poz verenlere de, kurşun atılma baskısı yaptırılmış tişört bastıran alçak vicdansızlara da söyleyecek sözümüz çok. Onlar boşlukları bi zahmet doldursunlar!! Ceylan ÖZERENGİN 💙CADI CEYLAN💛

FenerSol

22,583 Aufrufe • vor 2 Jahren

ABD Emperyalist Çakalı ve onun Ortadoğu’daki kan içici ileri karakolu ya da jandarma müfrezesi olan Siyonist İsrail, İran karşısında sarsıcı bir yenilgiye uğrayınca felekleri şaştı. PKK, PYD, YPG, PJAK adlı Amerikancı Burjuva Kürt Hareketlerini de önceden hazırlamış olmalarına rağmen İran’a karşı saldırıya geçiremediler. İran Halkının yekvücut olması karşısında Amerikancı PKK türevleri, pabucun pahalı olduğunu görüp efendilerinin emrini uygulamaya geçmediler. Öyle olunca, ABD Haydut Devleti, son çare olarak Türkiye’yi İran’a karşı topyekûn bir savaşa itmeye karar verdi. Fakat bunun için Türkiye Halkını ahlâksızca, namussuzca ve alçakça provokasyonlarla avlayıp safına çekmesi, dolayısıyla da İran’a karşı hasımlaştırması gerekiyordu. ABD ve İsrail, işte bu amaca yönelik art arda İran atıyormuş yalanını söyleyerek Türkiye’nin güneyine üç füze attırdı. Güya bunları da Akdeniz’deki NATO Hava Savunma Birimleri vurup düşürmüş… Bu akıl ve mantık dışı, eşeklerin bile kolay inanmayacağı provokasyonlarıyla Halkımızı yine safına çekemediler ve İran’a olan duygularını bozup kirletemediler. Bu haydut devlet, amacına ulaşmak için bölgedeki üslerinden ve ajan birimlerinden Türkiye’nin askeri alanlarına ve hatta şehir merkezlerine yeni saldırılar düzenleyip kışkırtmalarına devam edebilir. Bu alçak, insan düşmanı ABD Haydut Devleti, ayrıca bir alan belirleyerek gözünü, namuslu Amiralimiz, FETÖ’nün CIA kurgulaması Ergenekon kumpası mağdurlarından Cem Gürdeniz’in deyişiyle “Karadeniz’de Montrö’yü delmeye” dikmiş durumdadır. Karadeniz’deki ABD uşağı Romanya’nın Devlet Başkanı, uşak ruhlu, satılmış Nicuşor Dan’a talepte bulunduruyor; ABD uçakları gelsin, bizim Köstence yakınlarında bulunan Kogalniceanu hava üssüne konuşlansın, diye. Eğer ABD alçağı böyle bir namussuzluğa başvurursa, bu açıkça Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin delinmesi anlamına gelir. Ve dolaylı yoldan da olsa Türkiye’nin ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a karşı saldırılarına destek vermiş olması anlamına gelir. Yani Türkiye’yi savaşın içine çekmiş olur böylelikle bu emperyalist ABD. Oysa 1936’da imzalanan Montrö, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının kontrolünü ve yönetimini bütünüyle Türkiye’ye vermiştir. Bu Boğazlardan sadece ticari gemiler geçebilir serbestçe. İsviçre’de imzalanan bu sözleşmeye göre, Boğazlardan geçen savaş gemileri, herhangi bir saldırıya girişemezler. Ve bir ay içinde de Karadeniz’i ve Boğazları terk etmeleri gerekir. Montrö, Boğazların güvenliğini ve egemenliğini tüm kapsamıyla Türkiye’ye vermiştir. Dolayısıyla da Türkiye’nin, ABD ve Romanya uşak devlet başkanının böyle bir provokasyonuna izin vermemesi gerekir. Eğer izin verirse, Montrö’de bize verilen hakları kullanmamış olur, ayrıca da ülkemizin başını belaya sokmuş olur. Halkımız, bu konuda da dikkatli ve duyarlı olmalıdır…

Nurullah Efe Ankut

13,064 Aufrufe • vor 4 Monaten

🚨 Cumhur İttifakı bileşeni DSP lideri Önder Aksakal, Meclis kürsüsünden Devlet Bahçeli’yi hedef aldı: Israrını anlamakta güçlük çekiyoruz! Cumhur İttifakı bileşeni DSP lideri Önder Aksakal'dan Cumhur İttifakı içindeki terör ve çözüm yöntemlerine dair görüş farklılıklarını gün yüzüne çıkaran bir açıklama geldi. 🔴 "PKK terör örgütü ile bir barışın konuşuluyor olmasın asil milletimiz ve kadim Türk devleti adına büyük bir talihsizliktir." 🔴 "Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından deklare edilen devlet yaklaşımı terör örgütü PKK ve bileşenleri tamamen silahlarını teslim etmesi, Avrupa'daki diasporası ve militanlarının da yüce Türk adaletine teslim olmasıdır." 🔴 Bir bebek katilini sürecin sözde 'baş aktörü ve müzakerecisi' konumunda tanımladıkları gibi, utanmasalar kendisine İmralı'da külliye yapılmasını bile talep edecekler. 🔴 Hadi bunların hayallerini ve çabalarını bir parça olsun anladık diyelim de, aynı frekanstan çağrılar yapmaya başlayan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin daha bir ısrarcı olmasını anlamakta hakikaten müşkülümüz vardır. 🔴 Buradan sormak isterim milletin huzurunda; Sayın Bahçeli'nin bu ısrarlarının temelinde kendilerinin bildiği, bizim ve milletimizin bilmediği bir gelişme mi olmuştur? 🔴 Yani binlerce TIR dolusu silahları olduğu alenen bilindiği halde, PKK'lı 30 tane teröristin 30 çakaralmaz silahlarını bir teneke kazanda yakma gösterisini silahların tümünün teslim edildiği şeklinde yeterli mi kabul etmektedir? 🔴 Mesela bir tek terör örgütü mensubu, bir tek terörist gelip bağımsız Türk yargısına teslim mi olmuştur da bizim haberimiz yoktur? 🔴 Mesela sözüm ona 5 Mayıs 2025 tarihinde topladıkları sözde kongrede 'Yaşasın Apo, Yaşasın PKK' diye tempo tutarak kendilerini feshettiklerini ilan eden Kandil'deki elebaşları inlerinden çıkarıldı da biz mi duymadık? 🔴 Terör örgütünün Suriye kolu olan YPG/PYD/SDG unsurlarının Suriye'deki yeni yapılanmaya dair entegrasyonu tam olarak sağlandı da bunu sadece Sayın Bahçeli'ye mi bildirdiler?

MOD

22,271 Aufrufe • vor 3 Monaten

Cihat Yaycı, 1998’de yayımlanan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” kitabını 20 maddede ve o yıllardan itibaren çözüm süreçlerinde uygulanan yöntemlerle benzerliğini anlatıyor👇 Kitap, CIA’nın eski üst düzey yetkililerinden Graham E. Fuller ile ABD’li akademisyen Henri J. Barkey tarafından yazılmış, önsözü ise eski ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz tarafından kaleme alınmıştır. Türkiye için kapsamlı bir siyasal dönüşüm modeli öneren bu eserde dile getirilen birçok yaklaşımın, yıllar içinde yaşanan gelişmelerle kurduğu benzerlikler ise dikkat çekicidir. İşte Kitabın 20 Maddelik “Gizli Yol Haritası” 1.Türkiye’de bir “Kürt meselesi” olduğu tezinin kabul ettirilmesi. 2.PKK’nın terör örgütü değil “Kürt isyanı” olarak tanımlanması. 3.PKK’nın siyasal bir aktöre dönüştürülmesi. 4.PKK’ya yakın yasal bir siyasi partinin kurulması. 5.Bu partinin seçimlerle Meclis’e girerek meşruiyet kazanması. 6.Devletin PKK ile dolaylı temaslara göz yumması. 7.PKK’nın silahlı mücadeleden siyasal mücadeleye evrilmesi. 8.Örgüt mensuplarının af ve entegrasyon yoluyla sisteme kazandırılması. 9.Şiddete karışmış olanların ileriki aşamalara bırakılması. 10.Sorunun askeri değil siyasi yöntemlerle çözülmesi gerektiği söylemi. 11.Türkiye’nin ulus devlet modelinin eleştirilmesi. 12.Üniter devlet yapısının sorun olarak gösterilmesi. 13.Merkeziyetçi devlet yerine ademi merkeziyetçi yapı önerilmesi. 14.Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi (fiilen özerklik). 15.Ana dilde eğitim ve kimlik temelli kültürel haklar. 16.Kürt kimliğinin siyasal düzeyde tanınması. 17.“Kürdistan” kavramının normalleştirilmesi ve kabul ettirilmesi. 18.Meclis içinde özel komisyonlar kurularak reform raporları hazırlanması. 19.Sivil toplum, medya ve akademi aracılığıyla toplumsal algının dönüştürülmesi. 20.Son aşamada çok kimlikli, gevşek ve merkezi gücü zayıflamış yeni bir devlet modeli.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

17,236 Aufrufe • vor 4 Monaten

İRAN'LI İMAMDAN CUMA HUTBESİNDE TÜRKİYE İLE İLGİLİ HADSİZ İFADELER... İranlı Ayetullah Ahmad Khatami, Tahran’daki Cuma hutbesinde ABD ve Avrupa’ya sert bir uyarıda bulunarak İran’ın onları tarihten tamamen sileceğini ilan etti. Türkiye’ye de ağır eleştiriler yönelten Khatami, Suriye’ye açıkça müdahale ettiği tüm dünyanın gözleri önündeyken İran’ı müdahale etmemesi konusunda uyarmasının tam bir yüzsüzlük olduğunu söyledi. KONUŞMASININ TAM ÇEVİRİSİ "Bir sonraki hususum, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın İran’a hakaret eden ve İran’ın bölgesel politikasını durdurması gerektiğini söyleyen uygunsuz açıklamalarıyla ilgilidir. Bu tür ifadeler, iyi komşuluk ilişkileriyle bağdaşmamaktadır. Türk devlet adamlarının şunu açıkça bilmesi gerekir ki, bu tür açıklamalar nihayetinde kendi zararlarına olacaktır. Bugün tüm dünya, Türkiye’nin Suriye’ye nasıl müdahil olduğunu görmektedir. Siz oraya savaşmak üzere güçler gönderiyorsunuz. Kendiniz müdahale ederken İran’a müdahale etmemesini söylemekten hiç mi utanmıyorsunuz? Bu yaklaşım tamamen yanlıştır." TAHLİL 1.) İran bir akide devletidir. Yani inanç merkezli. Dolayısıyla böyle bir konuya normalde Dışişleri Bakanı veya başka bir siyasi cevap vermesi gerekirken, bu teamül aşılarak dini bir figür vasıtasıyla cevap verilerek İran halkının Türkiye'ye karşılığı diri tutulmaya çalışılmış 2.) Türkiye’ye saldırtıkları kişinin profili, yeri ve zamanı önemli. Saldıran kişi: Tüm İran’da bilinen etkili bir figür. Yer: Tahran’daki en büyük cami Zaman: Cuma günü ve Cuma hutbesinde Böylece etki maksimuma çıkarılmaya çalışılmış. 3.) Konuşmanın genel içeriği. Bu kişi Konuşmanın genel içeriğinde ABD ve İsrail düşmanlığı yapıyor. ABD ve İsrail'in hemen ardından Türkiye’yi dahil ederek esasında Türkiye’nin ABD ve İsrail'den farklı olmadığı algısını oluşturmaya çalışıyor. 4.) Cevap bir din adamının söyleminden ziyade bir devlet adamının söylemi gibi. Dolayısıyla aslında İran devletinin cevabı ve tutumu olduğu mesajı verilmiş. Bu hakikate rağmen İran’ın gerçek yüzünü ortaya koyan hakikatleri söyleyince mezhepçilik yapa veya zamanı mı diyenlere kessinlikle şüphe ile bakmak lazım. Zira durum cehaletle ilgili değil, bilinçli bir 5. Kol faaliyeti ve kendini satmakla ilgilidir.

Cahit Tuz / جاهد توز

48,686 Aufrufe • vor 4 Monaten

TAMAR TANRIYAR, BUGÜN ÇOK ÖNEMLİ DETAYLAR AÇIKLAMIŞTI. İÇİNDE KÖSTEBEKLER, OTELİN SIRLARI, İKİLİ OYNAYAN İŞ İNSANLARI, HATTA GİZLİ DARBE TEŞEBBÜSLERİ VE DAHA BİRÇOK BÜYÜK İDDİALAR VARDI. TAMAR TANRIYAR, ÇOK FARKLI BİR YOLU AÇMIŞTI. VE… İşte şimdi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı derinleştirdikçe ortaya neler çıkmaya başladı neler… Bu konu artık sadece yolsuzluk ve rüşvet soruşturması içinde kalacak gibi değil… Şu anda savcılığın tespit ettikleri: 1-Le Meridien Otel’de 18. Katta, İmamoğlu’na ayrılmış sabit gizli bir penthouse ofis bulundu. 2-Beşiktaş’ta ayrıca bir başka otelde daha yine gizli bir ofis oluşturulduğu ortaya çıktı. 3-Başsavcılık, Ekrem İmamoğlu’na sadece devlet başkanlarına özel üretilen 70 milyonluk bir zırhlı Maybach S 600 Guard hediye edildiğini de belirledi. İmamoğlu’nun finansörü, İBB’den yıllarca çok büyük ihaleler alan bir iş insanı olduğunu da tespit etti. Aracın alındığı Koluman Motorlu Araçlar A.Ş’ye hangi hesaplardan ödeme yapıldığı da bulunmak üzere… 4-Devlet içindeki köstebeklerin büyük bölümü tespit edildi. 5-Başsavcı Akın Gürlek, teknik takip bilgilerini sızdıran bürokratları da belirledi.(Bu adamlar nasıl sevsin Akın Gürlek’i?.. Tabi ki nefret ederler!..) Sonuç olarak, devletin içindeki ihanet zinciri çökertilmeye başlanmış ki, Tamar Tanrıyar da daha bugün bu durumu anlatmış, hatta devletin içine çok büyük ölçüde sızdıklarını ve sessiz sedasız bir darbe peşinde olduklarını anlatmıştı. (Bir önceki video)… Haberi izleyenler, İmamoğlu’nun bu gizli çalışmalarına şok olmuştu. Ancak devlet hiç boş durmuyor. Biz de, “Tamar hanım devlet size koruma vermeli” şeklinde yorum yapanlara diyoruz ki; “Gerek yok; şu anda devlet o kadar hızlı hareket ediyor ki, yakında Tamar hanımın korunması gereken o sözde iş insanlarının cezaevine gideceğine inanıyoruz” (Not: Post’taki görüntüler yeni, yani başka bir gün yine aynı otel ve bu kez başkaları kameraları bantlıyor!!!)

UcanKus

62,221 Aufrufe • vor 1 Jahr

Başkan Mesud Barzani (Masoud Barzani) bugün yayınlanan bir söyleşide şayet Suriye’deki yeni iktidar Kürtlerin talep ettikleri hakları vermeyi inkar edip eski rejim gibi baskı kurmaya çalışırsa Suriye Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürt kardeşlerine askeri yardım etmeye de hazır olduğunu söyledi. Şems TV kanalında Arapça yayınlanan söyleşinin önemli noktaları: ..:: 1. HTŞ lideri Ahmed Şara’nın olumlu sözlerine değil yapacaklarına bakacağız. Yeni iktidar Kürt milletinin haklarını inkar eden eski yasaları ve engelleri iptal etmeli. ..:: 2. Kürt milletinin yüksek çıkarları Sayın Mazlum Abdi ile görüşmemi gerektiriyordu. Geldi ve görüştük. Kendisine teşekkür ediyorum. Görüşmemizde daha önce Ahmed Şara ile yaptığı görüşmenin içeriğini anlattı. Ahmed Şara’nın bazı olumlu yaklaşımları var, bazıları da olumsuzdur. ..:: 3. Ben Suriye’deki Kürtlere federalizmi mi talep etsinler başka bir modeli mi seçsinler konusundaki kararı onlara bırakıyorum. Onlar kendi kararlarına sahip olmalı. ..:: 4. Sayın Mazlum Abdi’ye sabırlı olmalarını, yeni iktidarla diyalog yolunu seçmelerini tavsiye ettim. ..:: 5. Kürtlerin kendi aralarında da bir ve beraber olmalarını, aynı söyleme sahip olmalarını ve dışardan kimseyi kendi dahili işlerine karıştırmamalarını tavsiye ettim. Mazlum Abdi’nin de bağımsız bir devlet kurma fikri yok. Suriye devleti içinde bir çözümden yanadır. ..:: 6. Tekrar ediyorum Suriye gibi çok milletli bir devlet için federalizm en uygunudur ama “federalizm” kavramı hakkında bazılarının itirazları olacaksa başka bir tanımlamayı da seçebilirler. Karar onlarındır. Federalizmin alternatifi baskı değildir! ..:: 7. Şayet bir çözüm yolu bulunmazsa ve yeni rejim de Kürtlere baskı uygulasa onlara askeri yardım etmeye de hazırız. Ama işin o noktaya gelmesini temenni etmiyorum.

Arif Zêrevan

102,910 Aufrufe • vor 1 Jahr

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 Aufrufe • vor 11 Monaten

Bahçeli-Öcalan ikilisinin “rüzgar satan” projesini Kürtlere satmaya çalışan DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan Türkiye Kürdistan Bölgesi’nin Diyarbakır Vilayeti’nde yaptığı bir konuşmada Öcalan’ın başka devletlerin gözlemci ve garantör olmadığı “Türkiye çözümünü” istediğini söyledikten sonra: ..:: 1. Bakın Amed’den söylüyorum. Türkiye hepimizin evidir. Türkiye hepimizindir. ..:: 2. Yine Amed’den evirmeden çevirmeden söylüyorum. Biz DEM Parti olarak hiçbir yerde hiçbir zaman Türkiye’nin hilafına olan, Türk ve Kürt halklarının aleyhinde olan bir zeminde bulunmayız. ..:: 3. Bu coğrafyada bin yıllardır Türkiye’de (?) Türk halkı ile birlikte bir dayanışma içindeyiz. ..:: 4. Türkiye Cumhuriyeti Amed’in farklılığını bir sorun olarak değil, bir zenginlik olarak gördüğü zaman demokratikleşti diyebiliriz. ..:: 5. Son demokratik toplum çağrısını Karadeniz’den Trakya’ya, Kürt illerine ve Türkiye’nin dört bir yanına, halklara götürmeye çalışıyoruz. Bahçeli-Öcalan ikilisinin süreci zaten boş bir süreç. Bugün Erdoğan da Kürtlere yeni haklar verilmeyeceğini söyledi. Devletin ve hükümetin başı Erdoğan olduğuna göre Bahçeli-Öcalan ikilisi sadece bir tiyatro oynuyorlar. İşin hazin tarafı da DEM Parti bu içi boş tiyatroyu Kürtlere anlatmayı kendine vazife yapmış. Bakırhan konuşmasında o kadar “Türkiye, Türkiye, Türkiye” tekerlemecisi olmuş ki Trakya ve Karadeniz bölgelerinin ismini söylediği halde “Kürdistan” yerine sadece “Kürt illeri” diyor. DEM Parti topluca MHP’ye geçebilir. Zaten Bahçeli ve Öcalan bir olmuşlar! Kemalist Türkiye devletinin ömrü de 100 yıllıktır. Daha önce “Türkiye” isminde bir devlet olmamıştır.

Arif Zêrevan

89,067 Aufrufe • vor 1 Jahr

GECEYE SON KELAM... UYUMAYANLAR OKUSUN, UYANANLARDA UYANDIĞINDA OKUSUN İNŞAALLAH.. Vatan-Millet Sevdam yüzünden hedef gösterilmek benim için onur vesilesidir, gurur vesilesidir.. Korkum da, endişem de yok.. Lâkin, Hedef gösterenlerin Özgül Ağırlıklarının çok düşük kalibreli olması üzüyor beni.. Zira biz surete değil, ağırlığa bakarız.. Özgül ağırlığa bakarız.. Ağırlıkları ayak altına düşmüş düşkünleri muhatap alarak seviyelilerine düşmez, oralı da olmayız... GERÇEK VATAN SEVDASI RÜZGAR ESTİKÇE YÖN DEĞİŞTİRENLERİN İŞİ DEGİL, FIRTINADA BİLE SARSILMAYANLARIN İŞİDİR.. Gerçek Zorluk; Hem Hainlerle, Hem de Hainlere Kapı Aralayanlarla Mücadeledir.. İşimiz hakikaten zor.. Bu ülkede yıllardır aynı gerçek karşımızda duruyor.. Bir yanda açıkça vatan düşmanlığı yapanlar, Diğer yanda ise “Erdoğan gitsin, Bahçeli gitsin” hevesiyle el altından aynı çevrelerle işbirliği yapanlar var.. Bugün Devlet Bahçeli Beyefendiye Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendiye saldıranların Aslında Dertleri liderlik Değil, Türkiye nin Devlet Aklına Saldırmaktır.. Türkiyenin Dik Duruşunu ve Direncini Kırmaktır.. Görünürde farklı gibi dursalar da, hedefleri aynı noktada birleşiyor.. Devleti zayıflatmak, milleti bölmek ve Türkiye’nin yürüyüşünü durdurmak.. Bugün Türkiye, sadece dış güçlere karşı değil, İçeride sinsi hesaplar yapan kesimlere karşı da mücadele veriyor.. Çünkü bu ülkenin asıl meselesi; Karşısında kim olduğundan ziyade, içeride kimlerin maskeli olduğunu bilmektir.. Açık düşman bellidir.. Asıl tehlike, kardeşlik görüntüsü verip millete ait değerleri örseleyenlerdir.. Bu zorlukların farkında olanlar bilir ki; Vatan savunması sadece sınırda yapılmaz.. Vatan savunması, sandıkta da yapılır.. Meydanlarda, sokakta, fikrin içinde, Duruşun özünde yapılır.. Bugün liderlere saldıranların Birçoğu, aslında Türkiye’nin güçlü devlet aklına saldırmaktadır.. Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sayın Devlet Bahçeli Beyefendiye yönelen kampanyaların altında; Türkiye’nin duruşunu kırmak, geleceğe yürüyüşünü sekteye uğratmak ve devlet düzenini zayıflatmak vardır.. Bilinmelidir ki; Milletin iradesiyle yolu yürüyen liderleri hedef almak, aslında milleti hedef almaktır.. Hainlerle aynı masaya oturup “Biz demokrasi mücadelesi veriyoruz” demek ise, en hafif tabiriyle samimiyetsizliktir.. Ama bu millet, oynanan oyunu görmektedir.. Kimin nerede durduğunu, kimin kimlerle kol kola yürüdüğünü, kimin ise bedel ödeyerek devletin ve milletin yanında saf tuttuğunu net bir şekilde bilmektedir.. Mücadelemiz bu nedenle kutsaldır.. Zordur, ama imkansız değildir.. Çünkü bu ülkenin öz evlatları, dün olduğu gibi bugün de hainlerin oyunlarını boza boza yürümeye devam etmektedir.. Ve unutulmamalıdır ki, Gerçek vatan sevdası; rüzgar estikçe yön değiştirenlerin değil, fırtınada bile sarsılmayanların işidir... Cümleten hayırlı geceler

Kumandan

16,182 Aufrufe • vor 7 Monaten