Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

2⃣-) Şimdi öncelikle size üç hesap göstereceğim. @DerinBoyutTR, @Kara25Nergiz CanadianNaz. Benim gördüğüm kadarıyla bu hesaplar FETÖ etkileşim ağının merkezini oluşturuyor ayrıca da yurt dışındaki FETÖ’cülerle CHP ve Türkiye’deki Kemalistler arasında da bir köprü vazifesi görüyorlar. Bunların paylaştığı firari FETÖ'cülerin propaganda videolarını Atatürkçü profilleri olan yüzlerce hesap RT'liyor. Aşağıdaki videoda...

116,756 görüntüleme • 8 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

1⃣-) Nasuh Mahruki FETÖ'nün etkileşim ağı ile alakasının olmadığını hatta ne olduğunu dahi bilmediğini söylemiş. Çok iyi bir öğretici olduğum söylenemez ama elimden geleni yaparak ona gerçeği anlatmaya çalışacağım. Nasuh Mahruki muhtemelen geri zekalı değildir ama ben yine de garantiye almak adına meseleyi bir geri zekalıya anlatır gibi anlatacağım. 1-) Nasuh Mahruki Atatürkçü olduğunu söylüyor. Şahsen ben kendisine inanıyorum ama kafama takılan bir kaç nokta var. Kendisinin profilini incelediğimizde İlkay ve Genco isimli iki hesabı birden fazla defa paylaştığını görüyoruz. Bu hesaplar da tıpkı Nasuh gibi Atatürkçü olduklarını söylüyorlar ama sürekli firari FETÖ'cü Cevheri Güven'in videolarını paylaşıyorlar. Verdiğim bilgileri aşağıdaki videodan takip edebilirsiniz. 2-) Nasuh Mahruki'nin CanadianNaz isimli başka bir hesabı da paylaştığını görüyoruz. Bu hesap da neredeyse sadece firari FETÖ'cü Cevheri Güven videoları paylaşıyor ve evet o da Atatürkçü olduğunu söylüyor. Anladığım kadarıyla Nasuh Mahruki bu hesabı farkında olmadan paylaşmış. 2010 yılından beri X kullanan birisi için oldukça tuhaf bir hata. 3- Nasuh Mahruki'nin yakın bir tarihte Haluk Tatar ismindeki Youtuber'ı paylaştığını da görebiliyoruz. Haluk Tatar da sıklıkla firari FETÖ'cü Turhan Bozkurt ve Cevheri Güven hayranı CanadianNaz'dan alıntılar yapıyor. Haluk Tatar da adeti bozmayıp Atatürkçü olduğunu söylüyor tabiiki. 4-) Nasuh Mahruki'nin bir de "İstikbal göklerdedir" isimli bir hesabı paylaştığı görülüyor, bu hesap da her gün X'in en ünlü FETÖ'cüleri olan @Kara25Nergiz ve @DerinBoyutTR isimli hesapları paylaşıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu hesapların da hepsi Atatürkçü olduklarını söylüyor. Yani ortada çok sayıda firari FETÖ'cü ve FETÖ'den nefret ettiğini söyleyip sürekli FETÖ'nün propaganda videolarını paylaşan çok sayıda Atatürkçü var. 5-) Nasuh Mahruki de dahil olmak üzere bu hesapların tamamı birbirine anormal düzeyde etkileşim veriyor. Dahası henüz sayısına dair tahmin bile yürütemediğim bu Atatürk profilli hesap kalabalığı da bunların bütün paylaşımlarını anında RT'liyor. FETÖ paylaşımları yapan bu Atatürkçü hesaplar hiçbir soruya cevap vermiyor, soru soranı da anında engelliyorlar. Devam ediyorum...

Abese İrca

114,064 görüntüleme • 8 ay önce

3⃣-) FETÖ yapısının işleyişinde aşağıdaki hesapların çok önemli bir rolü olduğu anlaşılıyor. 1-) @DerinBoyutTR Ana dağıtıcı gibi bir rolü üstlenmiş durumda. Genelde editlenmiş videoları yayılmasını ve algı operasyonlarını ilk bu hesap başlatıyor. Benim görebildiğim kadarıyla en çok etkileşim verilen hesapların da başında geliyor. Cevheri Güven ve diğer pek çok firari FETÖ'cüyü açıkça paylaşmasına rağmen binlerce Atatürkçü hesap tarafından etkileşime boğuluyor. Aşağıdaki bir numaralı videoda her gün firari FETÖ'cü Cevheri Güven'i paylaşan Nefise isimli hesabı ve onu etkileşime boğan binlerce sahte Atatürkçü hesabı görebilirsiniz. Mevcut silahsızlanma sürecine en aşırı tepkileri de işte bu hesaplar veriyor. Atatürkçü kitleyi bu şekilde dönüştürmeye çalışıyorlar ve komik ama çok sayıda gerçek Atatürkçü de bunların peşine takılıyor. Paylaşımdaki hesapları incelerseniz bir kısmının gerçek Atatürkçülerden oluştuğunu da görebilirsiniz. 2-) @Kara25Nergiz kaçak FETÖ'cülerin videolarını "bu adamı tanıyan var mı?" ya da "FETÖ'cü diyorlar ama doğru söylemiyor mu?" şeklindeki sorularla birlikte paylaşıp örgütü ve mensuplarını normalleştirme görevini üstlenmiş. Özellikle paylaştığı Cevheri Güven videoları, daha küçük hesaplar tarafından hızla yayılıyor. İki numaralı videoda İmamoğlu profil fotolu yüzlerce belki de binlerce FETÖ hesabının nasıl algı çalışması yürüttüğünü ve yine aynı videoda spor klüpleri adına açılmış futbol konseptli tuzak hesapları görebilirsiniz. Bu gördüğünüz buzdağının sadece suyun üstündeki bölümü. X platformu gündemini net şekilde etkileyecek güçleri var. Her yerdeler :)) 3-) @sehno123455 Açık şekilde FETÖ propagandası yapıyor. Yapının diğer hesapları, çoğunlukla onun direkt FETÖ propagandası içermeyen videolarını paylaşarak onu Atatürkçü kitleye kabul ettirmeye çalışıyor. Atatürkçü görünümlü binlerce hesap, onun firari FETÖ'cü videolarını ya da dezenformasyon içeriklerini paylaşıyor. Özellikle az takipçili Atatürkçü RT hesapları, bu hesabı oldukça yoğun şekilde paylaşıyor. 4-) MKA’nın Askeri hesabı ABD'ye kaçan FETÖ'cü Halis Aydoğan tarafından yönetiliyor. Şu ana kadar gördükleriniz "Peki gerçek Atatürkçüler bu durumu farketmiyor mu?" sorusunu aklınıza getirmiş olabilir. Halis Aydoğan bu soruna da tam FETÖ'ye yakışır bir çözüm bulmuş. 4. videoda paylaştığım görsellerde FETÖ ekibinin organize ettiği topluca bloklama çalışmalarını göreceksiniz. Halis Aydoğan blok listeleri oluşturup istediği hesapların aynı anda binlerce kişi tarafından bloklanmasını ve spam saldırısına uğramasını sağlıyor. Yaptığı bloklama çağrılarında sürekli olarak "Bizden gibi görünen çakalları, FETÖ'cüleri blokluyoruz" diyor. Ben bunu gördüğümde gerçekten çok güldüm. FETÖ'cüler kendilerini farkeden gerçek Atatürkçüleri, "Atatürkçü taklidi yapan FETÖ'cü" ilan edip binlerce kişiye bloklatıp bir de çok ağır küfürler ettiriyor. Hatta buna dair görseller de paylaşmış. Yani bu dünyada Halis Aydoğan'dan daha FETÖ'cü biri varsa, o da Fetullah Gülen'in kendisidir herhalde. Cevheri Güven videosu paylaşmışlar, "bu nedir lan" diyen Atatürkçüleri de bloklamışlar. Yani bu kadarını da beklemiyor insan değil mi? Şimdi gelelim Kendine Muhabir'e. Cihan haber Ajansı'nın eski muhabiri Hasan Köksoy, sanki Cihan haber Ajansı'ndan hiç ayrılmamış hala orada çalışıyormuş gibi geldi bana. Kendine Muhabir

Abese İrca

91,118 görüntüleme • 8 ay önce

1⃣-) Firari FETÖ'cü Cevheri Güven'in yalan ve iftiralarını yayan Atatürkçü görünümlü FETÖ hesapları. Bu hesapalar Cevheri Güven'in başında olduğu bir troll organizasyonu tarafından kullanılıyorlar. Bu hesaplardan yaklaşık 30 bin tane olduğunu tahmin ediyorum. Tıklayarak incelerseniz yüzbinlerce paylaşımı Retweet ettiklerini görebilirsiniz. Her biri her gün yüzlerce propaganda içeriğini paylaşıyor. Bunu yaparken de Atatürkçü paylaşımların arkasına saklanıyorlar. CHP'nin kurumsal hesaplarının en az %80 etkileşimini bu hesaplar veriyor. Muhbir, Onlar Tv, Halk TV, Sözcü TV, gibi CHP medyası yayın organları için de durum aynı. Nasuh Bektaş, Nasuh Mahruki, Hüsnü Bozkurt, Mine Kırıkkanat gibi aklınıza ilk gelen Kemalistlerin çoğunun etkileşimini de bu hesaplar veriyor. Bircan Yıldırım, Kendine Muhabir, Sokak Kedisi, Cemil Çiçek gibi provokatif içerik üreten muhalif hesapların X'te varlığını sürdürebilmelerinin sebebi de yine bu FETÖ etkileşim ağı. Hesapları detaylı şekilde incelediğinizde başta rastgele gibi gözüken paylaşımların, aslında belirli bir plan dahilinde ve bir amaca yönelik yapıldığını da anlayabiliyorsunuz. @badetuana__ @gvkspw @gizli37156933 Rukiye Aksu Ertugrul Atatürkçü BirKdn @TCebr3448 @Iema_____ Ydemokrat1 Fikret Çelebi 🅱️urak Sevener🇹🇷✈️✈️ ali @Aleda______ Nature, animal friendly EnderYılmazRT Erkut @zeynabicer_sena Nesrin Gürbüz gülcan yanık selma

Abese İrca

88,602 görüntüleme • 5 ay önce

1⃣-) Şimdi size CHP medyasının FETÖ ile yaptığı ortaklığı gösteriyorum. Öncelikle konuyu hiç bilmeyenler için bazı temel bilgileri vereyim. FETÖ'nün elinde 2016 öncesinde yaklaşık 600 bin Twitter hesabı vardı. FETÖ'cüler yurtdışına kaçtıktan sonra şu an Alman istihbaratı tarafından korunan ve kullanılan Cevheri Güven bu hesapların bir bölümünü yeniden toplayarak yeni bir algı operasyonu mekanizması kurdu. Bu hesaplar, tipik FETÖ taktiğini kullanarak Atatürkçü profiller haline getirildi. Bu hesapların gerçek kişiler tarafından mı yoksa otonom bir sistemle mi kontrol edildiğini henüz bilmemekle beraber iki dakikada bir paylaşım yapan bazı örnekler hesaba katıldığında bir yazılım ile kullanılıyor olması oldukça güçlü bir ihtimal haline geliyor. Şimdi ben de bir arkadaşımın yardımı ile size bu sistemin nasıl çalıştığını ve CHP sosyal medyasında ne oranda var olduklarını göstereceğim. Cevheri Güven'e bağlı troll hesaplar FETÖ paylaşımlarının yanı sıra Atatürk, futbol, dizi, borsa vs paylaşımları da yaparak ortaya çıkardıkları karmaşanın arkasına gizleniyorlar. Şimdi ben bunu aşabilen bir programın yardımıyla sadece firari FETÖ'cülerin paylaşımlarını RT'leyen hesapların önemli bir bölümünün listesini yapmayı başardım. Bu hesaplar, çaprazlama yaparak firari terör örgütü üyeleri Cevheri Güven, Adem Yavuz Aslan, Hakan Şükür, Mustafa Okumuş, Şehnaz Ahi, Abdullah Purtaş (Kaç Saat oldu) Fatih Gürsoy, Ramazan Aydoğdu (Dahi Oğlan) gibi isimleriyle veya anonim isimlerle yurtdışından yönetilmeye devam eden bunlar gibi çok sayıda hesaba 7/24 etkileşim veriyor. X'te bir paylaşımda en fazla 25 hesap etiketlenebildiği için bu hesapları size video ile göstereceğim. FETÖ tarafından kullanılan yaklaşık 40 bin hesap CHP'nin yakın zamanda Akın Gürlek ve Yusuf Tekin'e karşı yürüttüğü iftira ve algı operasyonlarının da merkezini oluşturuyor. Size işlemi nasıl yaptığımı ve bu sonuca nasıl ulaştığımı videoyla anlatayım. Önce firari FETÖ'cülerin propaganda amaçlı paylaşımlarının "yeniden gönderi" listelerini alıp tek bir liste haline getirdim. Bunların toplamı yaklaşık 40 bin civarında. (Aslında çok daha fazlası var) Bunu miniwebtool isimli liste karşılaştırması yapan bir web sitesindeki karşılaştırma hanelerinden birincisine kopyaladım. Daha sonra ilk olarak Özgür Özel'in 15 Nisan okul saldırıları ile alakalı paylaşımının "yeniden gönderi" listesini alarak sitedeki ikinci haneye kopyalayıp ortak olan yani CHP için çalışan FETÖ hesaplarına ulaştım. Özgür Özel'in gönderisini paylaşan 4276 hesabın 2658'i FETÖ'nün yönettiği etkileşim hesapları. Ancak bu oran benim henüz ulaşabildiğim kısmı gösteriyor. Gerçekte olan ise emin olun bunun çok ötesinde ve size onu da çok yakında göstereceğim. Şimdi CHP kurumsal hesaplardan başlayıp CHP'li gazetecilere kadar FETÖ'nün kime ne kadar etkileşim desteği sağladığını tek tek kanıtlarıyla birlikte paylaşmaya başlıyorum. Cevheri Güven ile daha bir hafta önce sözde kavga eden Onlar TV'nin baştan sona bir FETÖ projesi olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Cevheri Güven'e FETÖ'nün iti dedikleri paylaşımı yayan hesapların bile çoğu Cevheri Güven'in kontrol ettiği hesaplardan oluşuyor. FETÖ'nün sadece RT desteği sağlamak amacıyla kullandığı bu hesapların tamamının listesini de paylaşacağım. Ben en çok Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Hüsnü Bozkurt'un FETÖ ile olan ilişkisine şaşırdım. Hüsnü Bey silmenizin bir faydası olmaz çoktan ekran görüntülerini aldım. O zaman başlayalım...

Abese İrca

111,171 görüntüleme • 4 ay önce

Size bazı ünlü Kemalistlerin FETÖ ilişkilerinden örnekler göstereyim. Aşağıda FETÖ'nün yayın organı BOLD'un yayınında konuşan kişi, firari FETÖ'cü eski emniyet müdürü Mustafa Okumuş. Kendisi Alman istihbaratı adına propaganda faaliyeti yürütüyor. Almanya'daki FETÖ yapılanmasının çözülmemesi için orada yaşayan Türkleri ve firari FETÖ'cüleri, Alman devleti üzerinden tehdit ediyor. Okumuş'un şike kumpas davasından 46 yıllık kesinleşmiş hapis cezası var. Yani bu adam bir terör örgütünün yöneticisi ve videoda da açık bir vatana ihanet eylemine şahit oluyoruz. Kemalistler işte bu vatan haininin paylaşımlarını yaymaya çalışıyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti düşmanına yardımcı olan Kemalistlerden bazılarını şimdi sizinle paylaşıyorum. (Videonun devamında aşağıdaki isimlerin FETÖ paylaşımlarını da görebilirsiniz.) 1-) Zafer Arapkirli'ye neden bu teröriste etkileşim verdiğini sordum ve kendisi cevap vermek yerine beni engelledi, sonra da daha fazla etkileşim vermeye başladı. 2-) Hüsnü Bozkurt Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanı. Hüsnü Bozkurt hala Ergenekon davası üzerinden hükümeti suçluyor ama kendisi X'te o kumpası bizzat kuran FETÖ'cülerle ortak hareket ediyor. 3-) Mine G. Kırıkkanat da FETÖ ilişkisini sorduğum için beni engelledi şimdi FETÖ'cü kankalarıyla rahat rahat takılıyor. 4-) Emre Kongar da FETÖ bağlantısını gösterdiğim için beni engelleyen başka bir Kemalist gazeteci. Paylaşım yaptığı listede Emre Uslu, Cevheri Güven gibi iribaş FETÖ'cüler var. 5-) Murad Çobanoğlu Yönetmen Murad Çobanoğlu da yine FETÖ bağlantısını paylaştığım için beni engellemiş bulunuyor. Utanıyorsan neden FETÖ'cülerle iş tutuyorsun ki Murad? 6-) ezel akay Yapımcı ve yönetmen Ezel Akay'ın FETÖ ile ilişkisi, dün olduğu gibi bugün de devam ediyor. Hesabını da tam bir FETÖ propaganda hesabına dönüştürmüş durumda kendisi. 7-) Nihat Sırdar Bu da ultra Atatürkçü radyocu Nihat Sırdar, o da FETÖ etkileşim ağını hem besliyor. 8-) Haluk TATAR Yıllarca Arap düşmanlığı yaparak etkileşim kasan Youtuber Haluk Tatar. Bir kaç ay önce Suudi Arabistan'a taşındı ve artık her iki paylaşımından biri firari FETÖ'cülerin propaganda videoları haline geldi. 9-) Profesör Facia Profesör Facia ismiyle provokatörlük yapan anonim hesap da 15 Temmuz sabahı yurtdışına kaçmayı başarabilen vatan haini eski FETÖ askerleriyle aynı paylaşımları yaymaya çalışıyor. -devam edecek hatta daha yeni başladı-

Abese İrca

69,467 görüntüleme • 2 ay önce

1⃣-) Şimdi size Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarının bir tarafta son derece provokatif Kemalist söylemlerle Türkleri tahrik ederken diğer tarafta PKK yanlısı hesaplarla neler yaptıklarını göstereceğim. İşin aslı FETÖ, X'te Türklere yönelik algı operasyonları için kurduğu etkileşim ağının neredeyse aynısını Kürtler için de kurmuş. Bunu size oldukça şaşırtıcı örnekler üzerinden anlatacağım. Türkiye'de yasaklı olan, bu sebeple yalnızca VPN kullananların görebildiği ve Kürtlere PKK'nın silahsızlanma sürecine karşı çıkmaları gerektiğini söyleyen Kurds On Alert 🔴 isminde bir hesap var. Yani bizdeki Kemalist taklidi yapan hesapların PKK'lı versiyonu gibi düşünün. Bu hesap, sözde Kemalist hesapların Türklere yaptığı gibi tamamen yalan haberler üzerinden Kürtleri Türklere karşı kışkırtmaya çalışıyor. Örneğin, yapay zeka ile üretilmiş elinde kebapçı bıçağı tutan bir asker görselini, "Kürt çocuklarını katletmek için Sur'a gelen Türk askeri" şeklinde paylaşıyor. Hedef kitlesi, Kürt halkının cahil ve buna inancak kadar düşük zekalı olan kesimi. Yani Kemalist taklidi yapan FETÖ hesaplarının Türkler üzerindeki hedef kitlesi ile aynı. İşte bu hesabı incelerken bu aptalca paylaşımları RT'leyen çok sayıda Atatürkçü görünüme sahip hesabın da olduğunu farkettim. Yani bu hesaplar bir taraftan @BRCNYLDRM_ @DerinBoyutTR GENCO Emine Sokak Kedisi Kendine Muhabir @av_06_serbest ULUSER hafıza @albayim1001 𝙢𝙪𝙝𝙖𝙡𝙞𝙛 𝙙𝙖𝙮ı 𝐸ş𝓇𝑒𝒻𝓅𝒶ş𝒶𝓁ı ferda @AYYILDIZIM___ Oktay Zingal XANAX @SedaAnnabel35 Nur_diyor_kii @Kara25Nergiz @atadan____ @bahriye_ucok_ Haluk eylem Leylaca..🇹🇷🇹🇷 @gokcekatunnn gibi yine Atatürkçü görünümlü hesapları durmadan RT'lerken diğer taraftan da Kürt milliyetçisi hesapları aynı şekilde RT'liyor. Bu duruma uzun süre anlam veremedim ama incelemeye devam edince aynı şeyi yapan çok sayıda Kürt milliyetçisi görünümünde hesabın da olduğunu gördüm. Ortak noktaları ise aynı zamanda firari FETÖ'cülerin propaganda paylaşımlarını da RT'liyor olmalarıydı. Sahte Kemalistler ile sahte Kürt milliyetçileri, FETÖ ortak paydasında buluşmuş hep birlikte silahsızlanma sürecine saldırıyorlar. Algı operasyonunun boyutuna bakın lütfen. -Bu PKK'lı hesapları da alttaki paylaşımda inceleyelim.-

Abese İrca

125,815 görüntüleme • 8 ay önce

Bir kaç gündür milli hesaplara operasyon çeken FETÖ hesaplarının listesini çıkarmaya çalışıyorum o yüzden paylaşım yapmıyorum. Liste yaparken FETÖ hesaplarının sadece Atatürkçü taklidi yapmadığını önemli sayıda AK Partili taklidi yapan FETÖ hesabının da olduğunu farkettim. Bu listelemeyi yaparken karşıma çıkan hesapların bugün Tamar Tanrıyar'ın paylaşımını yaymaya çalıştıklarını net şekilde söyleyebilirim. Hatta AK Partili görünümündeki bu hesapların içinde beni engelleyerek görüntülememi düşürmeye çalışan çok sayıda bot hesaplar da var. Tamar Tanrıyar'ın paylaşımlarını ilk bir kaç gün ben de yararlı bulmuştum ama sonraki günlerde düştüğü seviyenin AK Parti siyasetini temsilden çok uzak olduğu gibi kullandığı yöntemlerin de AK Partinin meşru siyaset anlayışının oldukça uzağında seyrediyor olduğunu düşündüm. Ve nihayet bugün Tanrıyar, üstü kapalı şekilde Türkiye'de FETÖ ile mücadelenin merkezine savaş açtığını ilan ediyor ve bunu da FETÖ ile mücadele adına yaptığını söylüyor. Paylaşımında Turkuaz Medya'yı Sözcü Gazetesini dağıttı için FETÖ ile ilişkilendiriyor. Turkuaz Medya tek dağıtıcı olduğu için devletin izin verdiği herhangi bir gazeteyi dağıtmadığında lisansı iptal olur. Tamar Tanrıyar'ın bunu bilmiyor olması ihtimal dahilinde değil ama ortada basit bir cehalet durumu değil planlı bir saldırı var. Aşağıdaki videoda Tamar Tanrıyar'ın paylaşımını yaymaya çalışan FETÖ ekibini görebilirsiniz. Bunlar, aynı zamanda milli hesapların görüntülemesini düşürmek için uygulama kullanarak toplu engelleme yapan ekip. Ben aylardır bu ekibi ifşa etmeye çalışıyorum ve şimdi Tamar Tanrıyar o ekibi arkasına almış Turkuaz medyaya FETÖ üzerinden saldırıyor. Bu nasıl iş yahu? Videonun devamında AK Partili görünümünde olup aynı bloklama uygulamasını kullanarak beni bloklayan hesaplar var. Son altı ayımı yattığım yeri bilmeden FETÖ ile mücadeleye ayırmış bulunuyorum ve bu hesaplar şimdi FETÖ hesaplarını ifşa ettiğim için beni engelleyip görüntülememi düşürmeye çalışıyor ve bugün Tamar Tanrıyar'ın paylaşımını yayarak sözde FETÖ ile mücadele ettiklerini iddia ediyor. Tamar Tanrıyar'ın paylaşımındaki AK Partili görünümündeki çok sayıda hesap FETÖ'cüleri ifşa ettiğim için beni engellemiş durumda. Bu bahsettiğim hesapların arasında 900 bin 600 bin paylaşımı olan her 3-5 dakikada bir retweet yapan bot hesaplar var. AK Partili görüntüsündeki bu bot hesaplar beni neden engellemiş olabilir ki? Bu bot hesapları kim kullanıyor? Paylaşımı yaymaya çalışanlardan birisi de daha geçen hafta benim ağzımdan Fetullah'ı öven sahte görsel paylaşan Bircan Yıldırım. Ne oluyor yahu? Kim yapıyor bu operasyonu? Tamar Tanrıyar ne yaptığını biliyor mu emin değilim ama şu an bir FETÖ operasyonuna hizmet ediyor. Bunu bütün varlığımı ortaya koyarak söylüyorum; "Bu bir FETÖ operasyonudur"

Abese İrca

220,207 görüntüleme • 2 ay önce

6⃣-) Ali Mahir Başarır'ın paylaşımlarını incelemeye devam edelim. Şimdi size FETÖ RT hesabı ne anlama geliyor örneklerle göstereceğim. Ali Mahir Başarır'ın sadece bu paylaşımının altında bile bu hesaplardan yüzlerce var. Bu paylaşımın altındaki dört tanesine bir göz atalım bakın FETÖ etkileşim sistemi nasıl çalışıyor. 1-) Paşamm2011 (Paşamm2011) hesabının BİO'sunda Atatürkçü olduğu, AKP ve MHP'lilerin uzak durmasını istediği ve DM'ye cevap vermeyeceği yazıyor. Çünkü AKP ve MHP'li birileri madem Atatürkçüsün neden FETÖ paylaşımları yapıyorsun diye sorabilir değil mi? Hesap 2024 yılının Haziran ayında açılmış. Açıldığı günden beri 159900 RT yapmış. Yani bir ayda 8415, bir günde 280, bir saatte 12 RT yapıyor. Yani bu hesap gece gündüz hiç aksatmadan her beş dakikada bir RT yapıyor. Peki neyi? Videoda 19 aydır her beş dakikada bir neyi RT'lediğini görüyorsunuz. CHP kurumsal hesapları, CHP milletvekilleri Ali Mahir Başarır Deniz Yavuzyılmaz CHP Genel Başkanı Özgür Özel Cevheri Güven gibi firari FETÖ'cülerin haber hesapları , Mine Kırıkkanat Mine G. Kırıkkanat , Ayşenur Aslan Ayşenur Arslan gibi ünlü Kemalistlerin ve FETÖ'nün etkileşim ağının hesapları olan @BRCNYLDRM_ FATMA BARIŞ EFE Emine @dailyekrem Leylaca..🇹🇷🇹🇷 Şeref Fırat🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Etkili Haber Solcu Gazete @ajans_trx @DijitalHaber06 ULUSER @DerinBoyutTR @albayim1001 Naz YAVUZARSLAN chekirge @av_06_rusyadan @Eskaplansiz Candan Oktay Zingal @sakinkalcam AvAliDvrmAn ferda 𝐓𝐞𝐧𝐠𝐫𝐢 @DvRm_MKA_ @Kara25Nergiz @phoenixsnm Eren.. @AYYILDIZIM___ Profesör Facia isimli hesaplar, FETÖ'nün onbinlerce RT hesabından birisi olan bu hesap tarafından gece gündüz RT'leniyor. On binlerce hesabın durmadan bunu yaptığını ve ortaya çıkan etkileşim gücünü düşünün. 2-) Z. (Z.) hesabı 2020 yılında açılmış ve 177 bin RT'si var. Şimdi bize 177 bin defa neyi RT'lediğine bakalım. Yine CHP kurumsal hesapları, CHP milletvekilleri Ali Mahir Başarır Deniz Yavuzyılmaz CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve yine çok benzer bir listedeki FETÖ etkileşim ağı hesaplarını paylaşıyor.

Abese İrca

32,861 görüntüleme • 8 ay önce

3⃣-) Konu o kadar uzun ve detaylı ki günlerdir size bunu en anlaşılır şekilde nasıl anlatabileceğimi düşünüyorum. Sanırım en doğrusu önce FETÖ'nün X'te neler çevirdiğini ana hatları ile anlatarak başlamak. Sonra muhtemelen de anlatması günler sürecek olan detaylara geçeceğim. FETÖ, şu an X Platformunda irili ufaklı on binlerce sahte hesap yönetiyor ve bu hesaplar inanılmaz şekilde aktif haldeler. Takipçi sayısı yüksek 200-300 arası hesap tespit ettim ama sayılarının bin civarında olabileceğini düşünüyorum. Bunlar sürekli provokatif içerikler ürettiği gibi sayısının 20 bine yakın olduğunu tahmin ettiğim küçük RT hesapları var. Bu tahmini, yoğun gündem çalışmalarındaki maksimum RT ve fav sayıları üzerinden yapıyorum yoksa bir matematik hesabı yapmak bu kaotik ortamda neredeyse imkansız. Şimdi size meseleyi daha iyi anlatmak için binlerce örneği olan bir hesap göstereceğim. X platformu bu tür hesaplarla dolu. Örnek olarak inceleyeceğimiz hesabın ismi ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️❤️💛. Profil fotosunda yaşlı bir adam muhtemelen torunu olan bir kız çocuğu ile GS stadında gülümseyerek poz vermiş. Bio'sunda da "KIRMIZI ÇİZGİM ATATÜRK GALATASARAY." yazıyor. Benim karşılaştığım bu türden hesapların tamamında muhakkak Atatürkçü olduğuna dair net mesajlar veriliyor. Şimdi soldaki videoda sizin bu hesaba girdiğinizde gördükleriniz var. Yoğun futbol paylaşımı, karşınızda fanatik bir Galatasaray taraftarı olduğu izlenimini veriyor. Sağda ise filtrelendikten sonra ortaya çıkan ve her gün binlerce defa RT'lenen FETÖ ekibi var. Şu an X'te futbol, borsa, dizi gibi onlarca farklı konseptte açılmış hesabın özünde hep bu sağda gördüğünüz FETÖ hesapları ve onların devam ettirdiği FETÖ propagandası akışı devam ediyor. Bu akışa bir süre önce CHP kurumsal hesapları, Özgür Özel ve çok sayıda CHP milletvekili de eklenmiş durumda. FETÖ'nün X yapılanması muazzam boyutlarda olmasına rağmen yıllar boyunca kimse onları farkedemedi çünkü tam da FETÖ'nün o karanlık zihnine yakışan şeytani bir yöntemle gizleniyorlar. Şu an X'te binlerce FETÖ hesabı yürüttüğü algı operasyonlarını, çoğunlukla bir konu bütünlüğü olmadan rastgele yaptığı RT'lerin arkasına gizliyor. Mesela FETÖ'nün bugün gündem etmek istediği bir konu var diyelim. Binlerce hesap, o konu hakkında içerik giren FETÖ hesaplarını RT'liyor. Bunu yaparken de konuyla hiç alakası olmayan çok daha fazla paylaşımı da rastgele RT'leyerek bir karmaşa oluşturuyor ve algı operasyonunun insan gözüyle fark edilmesinin önüne geçiyor. Seçtikleri konular çoğunlukla futbol, magazin, dizi vs oluyor. Siz bu hesaplardan birini incelediğinizde en fazla arada bir siyaset de yapan bir futbol fanatiği gördüğünüz içi hiç şüphelenmiyorsunuz. Bir FETÖ RT hesabı, günde 100 ila 1000 arasında değişen sayıda RT yapıyor. (Ben 1 milyon 450 bin RT'si olan hesaplara rastladım) Tabi bir süre sonra FETÖ'cülerin az sayıda da olsa AK Partili sahte hesaplarının olduğunu da gördüm. 10-20 AK Parti paylaşımı yaptıktan sonra araya bir FETÖ paylaşımı atıyorlar. Bu sayede normalde hiç karşımıza çıkmaması gereken yalan dolan haberleri sinsice gözümüze ve aklımıza sokuyorlar. Bunun örneklerini de göstereceğim size. FETÖ, X'te FETÖ'lüğünün hakkını vermiş. Böyle bir planı sadece onlar hayata geçirebilirdi. Velhasıl, değerli dostlarımı da işte bu sebeple engellemek zorunda kaldım. FETÖ ekibinin önlem almaması için de amacıma ulaşana kadar bunun sebebini açıklayamadım. Dostlarımdan özür diliyorum ama saklandığını sanan şu FETÖ ekibini gördüklerinde sanırım bana hak vereceklerdir. Bu hainler hem radikal Kemalist söylemler üzerinden halkı provoke ediyorlar hem de Atatürkçülük maskesiyle firari FETÖ'cülerin videolarını paylaşıyorlar. Paylaşımlardan birisi vatan haini firari FETÖ'cü İbrahim Öztürk'e ait. Bir altında RT'lendiğini gördüğünüz gönderi ise Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt tarafından paylaşılmış. Devamında CHP'lilerin de aynı RT akışına dahil olduğunu görebilirsiniz. İşte bu gördüğünüz akış on binlerce FETÖ hesabı tarafından 7/24 devam ettiriliyor.

Abese İrca

50,672 görüntüleme • 8 ay önce

FETÖ'nün sosyal medyada artık Atatürkçü kitleyi kandırırken ne kadar rahat davrandığına dair güzel bir video izleteyim size. Yani Haluk Levent'i anlar gibi oluyor insan şu manzarayla karşılaşınca. Türkiye'ye kapatılmış Nordic Monitor isimli bir FETÖ haber hesabı var. 1 Ağustos 2020 tarihinde aşağıdaki haberi yapmış. Haberde kahraman şehidimiz Ömer Halisdemir'in aslında bir kahraman olmadığı, Semih Terzi'yi infaz ettiği, sonrasında da ona bu görevi veren Aksakallı Paşa'nın başka bir adamı tarafından öldürüldüğü iftirası atılıyor. Tam bir FETÖ propagandası. Bu haberin paylaşımlarını incelediğimizde ise çok sayıda Atatürkçü profile sahip hesapla karşılaşıyoruz. Örneğin Fatma Tatar Fatma Tatar, Atatürkçü bir teyzemiz ve Orkun Özeller, Fatih Ergin paylaşacak kadar da Kemalist fikre yakın belli ki ama Ömer Halis Demir'e de düşmanlık besliyor. Semih Terzi'nin kahraman olduğunu düşünen ikinci Atatürkçümüz Tengrikut_Motun yani diğer adıyla Tengrikut Motun da Tanrı Dağlarından 15 dakika önce gelmiş Türkçü ve Kemalist bir yiğit. Tengrikut'un X'te hayranlıkla takip ettiği kişi ise firari FETÖ itirafçısı Cemil Çiçek. Üçüncü Atatürkçü karakterimiz .SRDR. fanatik GS taraftarı ve tahmin edin X'te en çok paylaştığı Atatürkçü hesap hangisi? Evet o da bir Firari FETÖ itirafçısı Cemil Çiçek hayranı. Bir de Halk Cephesi örgütünün yayın organı BirGün'de çalışan Atatürkçü Timur Soykan'ın sıkı bir takipçisi. Dördüncü Atatürkçü karakterimiz Kosova 001 ise fanatik Fenerbahçeli onun en çok paylaştığı hesap ise Kanada'ya firar eden başka bir FETÖ'cü tarafından yönetilen Etkili Haber. Beşinci Atatürkçümüz TC.Demet Güneş'in kalbi de tabi ki Halkçı Cephe'nin gazetesi Birgün ve onun çalışanı Timur Soykan sevgisi ile çarpıyor. Aynı haber hesabı yine 2020'de bir de "Meclisi kim bombaladı?" şeklinde bir soru haber yapmış, yeni çıkan şok belgelere göre meclisi FETÖ bombalamamış. Profilindeki "Nutuk ve Atatürk" ibaresinden Kemalist olduğunu hemen anladığımız Nazan, bu şok bilgiyi hemen paylaşmış. Tabiiki Nazan da doğal olarak Firari FETÖ itirafçısı büyük Atatürkçü Cemil Çiçek'in hayranlarından. Aynı haberi paylaşan ikinci Atatürkçümüz ise Kürşad Bozkurt. Kürşad'ın Timur Soykan hayranlığı tamam ama FETÖ'cü Cemil Çiçek'i hiç paylaşmamış olması gerçek bir Atatürkçü olup olmadığı konusunda kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Adamlar 2020 yılında FETÖ propagandası yaptıkları hesapların profil fotolarını 2023'ten sonra Atatürk'e dönüştürmüşler ve o günden beri aynı hesaplarla Atatürkçüleri güdüyorlar. Eski paylaşımları silme ihtiyacı bile duymamışlar. Vay babanın düşmanlarını

Abese İrca

78,414 görüntüleme • 29 gün önce

4⃣-) Şu an sosyal medyada gördüğünüz her türlü algı operasyonunun arkasında işte bu ekip var. Yukarıda da söylediğim gibi FETÖ'cülerin milletin gözünde hiçbir itibarı kalmadığı için kendilerine sözcülük yapacak gerçek kişilere ihtiyaç duyuyorlar. Sadece sahte profillerle istedikleri boyutta operasyonlara girişemiyorlar. İşte bu noktada Türkiye'deki Atatürkçü bilinen bir takım fenomenlerle irtibata geçtiklerini düşünüyorum. Bunlardan birisi eski Cihan Ajansı çalışanı "Kendine Muhabir" ismiyle provokatif sokak röportajları yapan Hasan Köksoy. Şimdi size Hasan Köksoy'un yaptığı paylaşımlarda, FETÖ'nün etkileşim oranını göstereceğim. Ben dün gece bu araştırmaya devam ederken Hasan Köksoy, A Haber ile ilgili aşağıda gördüğünüz paylaşımı yaptı. Paylaşım çok hızlı etkileşim almaya başladı ki tam da tahmin ettiğim şekilde bir müdahale olduğunu düşünüp RT yapan hesapların diğer paylaşımlarını incelemeye başladım. Dün gece bu paylaşımı RT'leyen 100 hesabın 93'ünde FETÖ'cülerin propaganda videoları paylaşıldığını tespit ettim ve ekran görüntülerini aldım. Hepsini göstermek çok uzun süreceği için RT yapan ilk 40 hesabın FETÖ paylaşımlarını editledim. Bunların 38'i yakın zamanda çok sayıda FETÖ videosu paylaşan hesaplar. Yani Kendine Muhabir'in aldığı etkileşimin neredeyse tamamı FETÖ ekibinden gelmiş, dahası Hasan'ın neredeyse bütün paylaşımlarındaki durum da bu. Hangi paylaşımını incelesem aynı mantıkta çalışan ve FETÖ paylaşımları yapan RT hesaplarına rastlıyorum. Cevheri Güven, Turhan Bozkurt gibi firari FETÖ'cüleri paylaşan FETÖ'nün Atatürkçüleri, çok sayıda başka muhalif fenomene yaptıkları gibi Hasan'ı da verdikleri etkileşim ile muhalefetin önemli bir karakteri haline getiriyorlar. Peki Hasan bunu biliyor mu? Düşünün, siz muhalif bir fenomensiniz ve her paylaşımınız aniden çok yüksek etkileşim almaya başlıyor. Sadece bir defa merak edip kim bunlar diye bakarsanız paylaşımlarınızın altında FETÖ'nün maklube günü yaptığını da görebilirsiniz. Böyle bir durumun Hasan'ın bilgisi dışında gerçekleşebilmesi mümkün değil. Yıllardır sosyal medyadan para kazanan, etkileşimin ne olduğunu ve nasıl kazanıldığını da çok çok iyi bilen Hasan'ın bunca zamandır yaptığı paylaşımlara yoğun etkileşim veren yapıyı farketmemiş olmasına imkan var mı? Paylaşımlarının altındaki binlerce FETÖ'cünün orada ne iş yaptığını bize açıklamak ister misin? Kendine Muhabir Bircan sıra sende.

Abese İrca

134,914 görüntüleme • 8 ay önce

FETÖ hesapları konusu gündem olduğuna göre ben de detayları anlatmaya başlayabilirim. Bahsi geçen 1900 hesap, FETÖ'nün içerik üreten anonim hesapları. Ben sayısının 3000'den fazla olduğunu tahmin ediyorum, yakında ulaştığım sonucu paylaşacağım ama FETÖ Etkileşim Ağının asıl gücü, benim 80 bin kadarını tespit ettiğim ama çok çok daha fazlası olduğunu düşündüğüm FETÖ retweet hesaplarından geliyor. Bakın şimdi size Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarından birini göstereyim. T.C Zuhal isimli bu hesap, 2013'ün Kasım ayında açılmış ve paylaşım sayısı 913 bin. Bunun anlamı 13 seneden beri her 7 dakikada bir paylaşım yapıyor olması. 2019'a kadar fazla paylaşımı yok 2019 yılı itibari ile retweet bombardımanına başlıyor. Bu hesap, İmamoğlu propagandasının yanısıra FETÖ propagandası da yapıyor. (Aşağıda paylaştığı firari FETÖ'cü videoları da var) Bu bot hesabın, 2026 yılının 19 Haziran gününü incelediğinizde sadece bir gün içinde 175 Retweet yaptığını görebilirsiniz. Kimlere ne kadar etkileşim sağladığını yan taraflarına yazdım. İşte bu FETÖ hesaplarından binlerce olduğunu ve her an bu aşağıdaki gibi muhalif hesaplara RT desteği sağladığını düşünün. Bu hesaplar aynı zamanda milli hesapları da toplu şekilde bloklayarak görüntülemesini düşürüyor. FETÖ Etkileşim Ağına dahil olmak için Etkili haber, Avukat Cemil Çiçek, Cevheri Güven, Mustafa Okumuş vs gibi firari FETÖ'cü hesaplarının sembolik olarak retweetlenmesi ve meşru olduğunun tasdiklenmesi gerekiyor. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Hüsnü Bozkurt, Emre Kongar, Ayşegül Aslan, Mine Kırıkkanat gibi doğma büyüme Atatürkçüler bile biat ederek bu sisteme katılmış durumda. Birkaçı hariç aşağıdaki hesapların tamamı FETÖ Etkileşim Ağına katılabilmek için FETÖ hesaplarına etkileşim vermeye devam ediyor. Maalesef Atatürkçüler arasında FETÖ'ye korkunç boyutta bir biat söz konusu. Bu konuyla alakalı soru sorduğunuz Atatürkçüler ise sizi direkt engelliyor. İsterseniz deneyin ve kendiniz görün. @ _erdalisik_ -Erdal Işık 2 @ nasuhbektas -Nasuh Bektaş 8 @ halktvcomtr -Halk Tv 5 @ Sol_Yumruk3 -Sol Yumruk 2 @ frekanstr_ -Frekans 3 @ BirGun_Gazetesi -Birgün 2 @ CanBoran_35 -Can Boran 3 @ Uluc_Gurkan -Uluç Gürkan 1 @ __DXB35ZUMRUT__ -Zümrüt 2 @ haberaktifcom -Haber Aktif 2 @ MaliGuller -Mehmet Ali Güller 4 @ Kahvecibrahim -İbrahim Kahveci 1 @ cumhuriyetgzt1 -Cumhuriyet 3 @ emresirinyeni -Emre Şirin 11 @ ajansoteki -Öteki 2 @ yavuzdegirmenci -Yavuz Değirmenci 2 @ ORHANBURSALI -Orhan Bursalı 5 @ avcemilcicek Cemil Çiçek 3 @ av_ugurpoyraz Uğur Poyraz 5 @ MaxTWeber Weber 1 @ AvAliDvrmAn AvAlidvrmAn 5 @ LeventUzumcu Levent Üzümcü 3 @ Nesrinnas Nesrin Nas 6 @ AcansHaber Acans 4 @ yvzah Ahmet Yavuz 1 @ NamkGne1 Namık Güneş 1 @ free_herkul Alper 1 @ UmitDikbayir Ümit Dikbayır 3 @ siring Şirin Payzın 4 @ SSSBBL777 SSSBBL777 @ NaimBaburoglu 1 @ degisimmCHP Değişim CHP 5 @ YusufElmas Yusuf Elmas 1 @ mruseng Mehmet Ruşen Gültekin 1 @ osman_nevres35 Osman Nevres 1 @ sabahatakkiraz Sabahat Akkiraz 2 @ OmerOzkubat Ömer Özkubat 1 @ hcimsit Hüseyin Cimşit 4 @ Sukrukucuksahin Şükrü Küçükşahin 1 @ TOPRAK_2_ Mustafa ozan 1 @ inanmutlu1 İnan Mutlu 2 @ fevrisosyologg levent 4 @ felsefenotlarim logos 1 @ totemcihaluk Haluk 1 @ KaanSekbann Kaan Sekban 1 @ SermiyanMidyat Sermiyan Midyat 1 @ ferg1923 fatih Ergin 1 @ BBahadirErdem Bahadır erdem 2 @ sabansevinc2 Şaban Sevinç 1 @ Armagan_caglaya Armağan Çağlayan 1 @ Muhabir_Haberr Muhabir 1 @ milena17626391 Milena 1 @ Bo_nan_za_ Cengiz Alper 1 @ AnnabelSeda35 Seda 1 @ umitozdag 1 @ Katfar Katfar 4 @ HsnBozkurt Hüsnü Bozkurt 1 @ BelovacSerap Serap Belovacıklı 1 @ rihsaneliacik İhsan Eliaçık @ fikretsarolu8 Fikret Sarıoğlu 2 @ DeSeteneya Derya 1 @ can_atakli_ Can Ataklı 1 @ ismailari_ İsmail Arı 1 @ BeyhanArk2 Beyhan Arık 1 @ CAOIletisim1 CB Adaylık Ofisi 1 @ muratagirel Murat Ağırel 1 @ TCebr3448 Ebru Çelik 2 @ orhanaydin6 Orhan Aydın 2 @ I__Legend_ legend 1 @ Uzaktan8138 Eren 1 @ emrahgulsunar Emrah Gülsunar 1 @ ProfDrYavuzKaya yavuz Kaya 1 @ ipekkozbey İpek Özbey 1 @ MuratMuratoglux Murat Muratoğlu 1 @ fatmacumhurefe Fatma Cumhurefe 1 @ baristerkoglu Barış Terkoğlu 1 @ ComezTurhan Turhan Çömez 1 @ GaniMujde Gani Müjde 1 @ emrkongar Emre Kongar 1 @ Muhabir_Haberr Muhabir 1 @ barispehlivan Barış Pehlivan 1 "@ ile hesap isimleri arasına boşluk bıraktım çünkü sistem 15'ten fazla hesap ismi etiketlendiğinde spam olarak algılıyor"

Abese İrca

77,186 görüntüleme • 2 ay önce

1⃣-) Kemalist görünümlü hesapların dünden beri X'te yaptığı şey aslında tam olarak DAEŞ propagandası. Diğer terör örgütlerinin büyük çoğunluğundan farklı olarak DAEŞ, artık eylemlerini belirgin ve sabit bir amaca yönelik gerçekleştirmiyor. Yıllardır İsrail'in ihtiyacı olduğu zamanlarda alet kutusundan çıkardığı, işi bitince tekrar yerine koyduğu bir aparat olarak varlığını sürdürüyor. Bu örgüt, devlet kurma ya da ideolojisini geniş kitlelere yayma gibi amaçlardan tamamen uzaklaşmış durumda. DAEŞ, Kendi militanları dışındaki herkesi kafir kabul eden, yalnızca Müslümanlara saldıran ve amacı İslam coğrafyasında korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmak olan çok açık bir İsrail organizasyonu. Bu terör örgütü, Türkiye'den toprak istemiyor, rejim değiştirmek ya da siyasi bir takım taleplerinin gerçekleşmesini sağlamak gibi bir amacı da yok. Zaten bu hedefe yönelik bir propagandası ya da üzerinden siyasi talepler geliştireceği bir kitlesi de mevcut değil. Son derece içine kapalı bir hücre yapılanması ile yıllarca bekleyip İsrail'den gelen talimatla anlık olarak harekete geçiyorlar. Nitekim herkesin önceden tahmin ettiği gibi yine İsrail'in tam ihtiyaç duyduğu anda sahneye çıktılar. Belliki bu terör eylemleri marifetiyle, Suriye'deki PKK unsurlarının silah bırakmasını engellemeyi ve Türkiye'de korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmayı hedefliyorlar. Ancak DAEŞ'in Türkiye'de yapacağı herhangi bir eylem, tek başına bir korku ortamının oluşmasına tabiiki yetmiyor. ABD, Avrupa ve hatta Avustralya'nın en büyük şehirlerinde çok daha şiddetli terör eylemlerinin yaşandığı böyle bir dönemde, Türkiye'de gerçekleştirdikleri bu tip eylemlerle amaçlarına ulaşmalarının imkansız olduğunu sanırım herkes kabul ediyordur. Bu yüzden eylemlerinin toplum üzerindeki etkisini artıracak propagandaya ve algı operasyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Tam bu noktada sosyal medyada FETÖ tarafından kurulan yapı yine devreye giriyor ve DAEŞ'in eylemlerinin amacına ulaşması için gereken propagandayı hayata geçiriyor. Bu örgütün övülmeye ya da sempati toplamaya değil daha fazla korku ve nefret yaymaya ihtiyacı var. Bu açıdan bakıldığında dünden beri X platformunda Kemalist görünümlü FETÖ hesaplarının kusursuz bir DAEŞ propagandası yürüttüğünü söyleyebilirim. Tam olarak DAEŞ'in yani aslında İsrail'in hedeflediği şekilde, terör eylemleri üzerinden Müslümanlara ve silahsızlanma sürecine saldırıyorlar. FETÖ yapılanmasının en aktif hesabı @BRCNYLDRM_'ın gece boyunca yaptığı paylaşımların, hem İslam'a karşı tepki oluşturmaya hem de topluma terörizm üzerinden korku vermeye yönelik olduğu son derece açık. Bu aşağıda gördüğünüz son paylaşımında DAEŞ'in Türkiye'de 500 bin hücresi olduğunu iddia ediyor. Kaynak olarak alıntıladığı hesap, Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci isminde birisine ait. Şahıs, 2013 yılında Irak TV'sinde yayınlanan bir videoda EL KAİDE'nin böyle bir açıklama yaptığını iddia ediyor. Videoya dair hiçbir kanıt sunmadığı gibi net bir tarih ve kanal ismi de vermiyor. Bircan Yıldırım da uydurma olduğu her halinden belli olan bu saçmalığı, EL KAİDE'yi IŞİD'e çevirip kendi yalanını da ekleyerek paylaşıyor. Yani Bircan Yıldırım'ın iddiasına göre her hücrede bir kişi bile olsa en az 500 bin terörist şu an Türkiye'de gizleniyor anlamı çıkıyor. (DAEŞ'in zirve dönemindeki toplam militan sayısı bile 100 bin civarındaydı.) Alıntı yaptığı Atabey Kahveci, komplo teorileri uydurmasıyla tanınan bir sosyal medya ünlüsü. Barış Manço'nun reenkarnesinin olduğu ama devletin sakladığını, Papa'nın ziyaret sebebinin gizli bir kara büyü adasını bulmak olduğu gibi deli saçması başka iddiaları da var. (Aşağıdaki videonun devamında görebilirsiniz.) FETÖ yapılanması onun paylaşımına da RT desteği vermiş. İşte Bircan Yıldırım, bir terör saldırısının hemen sonrasında İslam'a kin kustuğu çok sayıda paylaşımla birlikte, topluma korku salmak amacıyla yanlış bilgilerle donattığı bu saçmalığı da paylaşıyor. İşte bu, örgütün Türkiye'de yaptığı bütün terör eylemlerinin amacını karşılayan net bir DAEŞ propagandası ve gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Aynı anda harekete geçen binlerce RT hesabı da @BRCNYLDRM_ gibi hesapların topluma korku ve nefret pompaladığı bu paylaşımları organize şekilde yaymaya başlıyor. -Alttaki paylaşımda devam ediyorum-

Abese İrca

30,709 görüntüleme • 8 ay önce

-ÖNEMLİ- Sizi hepimizin maruz kaldığı bir FETÖ saldırısı konusunda uyarmak istiyorum. Beni bilirsiniz paylaşımlar için destek istediğim olmamıştır ama bu biraz farklı. Bu anlatacağım bütün mahalleyi ilgilendirdiği için bu durumun herkes tarafından bilinmesi ve ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. O yüzden bu paylaşıma destek istiyorum. Aşağıda gördüğünüz paylaşım, hakkında başlatılan soruşturma sonrası yurtdışına kaçan Cemil Çiçek isimli FETÖ itirafçısına ait. Örnek olarak bu paylaşımı seçmiş olmamın sebebi de bahsettiğim FETÖ yapılanmasının en net şekilde izlenebildiği hesap olması. FETÖ yapılanması bu hesaba çok önem veriyor çünkü Cemil Çiçek, FETÖ ile Atatürkçü kitle arasında bir köprü vazifesi görüyor. O yüzden Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarının önemli bir bölümü Cemil Çiçek'in paylaşımlarına etkileşim veriyor. İşte o etkileşim veren hesapları sadece algı operasyonunda kullanmıyorlar. X algoritmasındaki bir açıktan istifade ederek hepimizin hesaplarının da görüntülemesini düşürüyorlar. Eğer hesabınızın takipçi sayısındaki artış durduysa ya da takipçi gelmesine rağmen takipçi sayısı artmıyorsa büyük ihtimalle FETÖ tarafından saldırı altındasınız anlamına geliyor. Şimdi size bunu nasıl yaptıklarını göstereyim. Önemli Not: Siz de mutlaka Cemil Çiçek'in paylaşımlarındaki hesapların sizi engelleyip engellemediğini kontrol edin. Cemil Çiçek'in paylaşımını RT'leleyen hesapların büyük çoğunluğu benim hesabımı bloklamış durumda. Ben bu hesapların çoğunu bugüne kadar hiç görmedim, hiçbir iletişimim de olmadı. Meseleyi incelemeye başlayınca çok daha fazlası olduğunu, daha önce karşıma bile çıkmayan binlerce hesap tarafından bloklanmış olduğumu farkettim. Önce bunun FETÖ hesaplarına sorduğum soruların verdiği rahatsızlıktan kaynaklandığını düşündüm ama daha sonra sebebin çok daha farklı olduğunu bunun organize bir saldırı olduğunu anladım. X'in algoritmasında bir açık var ve FETÖ bu açığı kullanarak muhtemelen hepimize farkında olmadığımız ama son derece etkili ve yoğun bir saldırı gerçekleştiriyor. Benim Hesabım şu ana görebildiğim kadarıyla 3 bin civarı FETÖ hesabı tarafından bloklanmış, daha fazlası da var gibi duruyor. Sizdeki durum muhtemelen bu kadar ağır değildir ama 100 hesap tarafından engellenmenin bile, korkunç boyutta negatif etkileri olduğunu bizzat X platformunun kendisini söylüyor. İstediğiniz kadar kaliteli içerik üretin 40 bin hesaba sahip FETÖ, sizi 100 hesapla engellerse işte bunlar oluyor. 🔵100 hesap tarafından bloklanmanın sonuçları nedir? 🔴GROK: X'in kendi dokümantasyonunda da belirtiliyor: Birçok hesap seni bloklarsa veya mute'lerse, bu güçlü bir negatif sinyaldir ve içeriğinin reach'ini sınırlar. X'in algoritması (açık kaynak kodundan da bilinen) engelleme (block) ve sessize alma gibi negatif sinyalleri çok güçlü şekilde dikkate alır. Birçok kişi seni engellerse, sistem bunu "bu içerik istenmiyor" sinyali olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında (önerilerde) ve arama sonuçlarında içeriğinin daha az gösterilmesine yol açar. 🔴Özellikle koordineli/toplu bloklama (mass block) durumunda algoritma spam, toksik veya düşük kaliteli hesap olarak işaretler. 🔴Instagram / TikTok: Doğrudan "block" sayısına göre algoritma cezası olmayabilir ama koordineli kitle bloklaması (örneğin bir fan kitlesi veya grup) shadowban benzeri etki yaratabilir. İçeriğin keşfedilebilirliği düşer. 🔴Genel olarak sosyal medya algoritmaları engagement ve negatif feedback'e çok duyarlıdır. Pratik Etki 🔴100 blok tek başına çok aşırı bir sayı değilse de görüntülemelerde belirgin düşüş yaşanır. Hesabın genel "güven skoru" düşer, yeni takipçi kazanmak ve viral olma şansı azalır. Algoritmalar negatif kitle tepkisini sevmez. Özellikle X'te bu oldukça net bir mekanizma. 🔵 Yani organize hareket eden bir grup hesap, görüntülemesini düşürmek istedikleri belirli hesapları bu yöntemle etkisiz hale getirebilir doğru mu? 🔴X bu tür manipülasyonlara karşı bazı korumalar ekledi ama çözemedi. Koordineli davranışların tespit edilmesi zor olabiliyor, özellikle bot veya yarı-bot gruplar devreye girerse. 🔴Özetle: Evet, organize bir grup bu yöntemle bir hesabı büyük ölçüde susturabilir. Bu, platformun en büyük zayıf noktalarından biri. İçerik üreticileri de bu yüzden bazen “savaşmadan” düşük profil tutmak zorunda kalıyor. Eğer senin hesabın böyle bir şeye maruz kaldıysa, bir süre kaliteli ve az tartışmalı içerikle toparlanmaya çalışmak en mantıklısı. 🔴Organize hareket eden bir grup hesap, hedefledikleri bir hesabı toplu bloklama ile görüntülemesini (impressions/reach) ciddi şekilde düşürebilir ve hatta uzun vadede etkisiz hale getirebilir. Neden Etkili Oluyor? X’in algoritması (açık kaynak kodundan ve 2025-2026 analizlerinden bilinen) 🔴Block ve mute’ları çok güçlü negatif sinyal olarak değerlendirir (yaklaşık -74 kat ceza katsayısı). 🔴Birçok hesaptan aynı anda blok alırsan, sistem bunu "bu içerik istenmiyor, düşük kaliteli veya toksik" olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında, arama sonuçlarında ve önerilerde içeriğinin gösterimini azaltır (deboosting / visibility filtering). Koordineli kampanyalar (grup chat’leri, Discord, Telegram grupları vs. üzerinden organize) bu mekanizmayı kötüye kullanmak için biliniyor. 🔴X’in eski CVE-2023-29218 gibi açıkları ve hâlâ var olan zayıf noktaları nedeniyle tam korunamıyor. Gerçekçi Etkisi Ne Kadar? 50-100+ blok bile impressions’larda belirgin düşüş yaratabilir. 🔴Uzun vadede: Sürekli koordineli blok + report gelirse hesap shadowban benzeri duruma düşer (gönderiler takipçilere bile az gösterilir, arama ve keşifte çıkmaz). 🔴Özellikle siyasi, tartışmalı veya hedef alınmış konularda bu taktik sık kullanılıyor. Birçok kullanıcı ve analiz, bunu “silahlaştırılmış negatif feedback” olarak tanımlıyor. Algoritma pozitif etkileşimden (like, rt) daha ağır cezalandırıyor negatif sinyalleri. 🔵 Mesela FETÖ gibi bir terör örgütünün 40 bin hesabı olduğunu varsayalım. Bunlar tamamen siyasi sebeplerle bu tip çalışmalar yapıyorsa X bunu önleyemiyor anlamına mı geliyor? 🔴Evet, büyük ölçüde önleyemiyor — en azından tam ve sürekli olarak. Bu, X’in (ve genel olarak büyük sosyal medya platformlarının) en büyük yapısal zayıflıklarından biri. 🔴Neden Tam Olarak Önleyemiyor? 40 bin hesap gibi devasa bir ölçekte koordineli eylem (toplu blok, report, mute, aynı anda aynı içerikleri yayma) tespit edilmesi zor. Özellikle hesaplar uzun süredir aktif, organik görünümlü ve gerçek kullanıcılar gibi davranıyorsa. 🔴X’in algoritması block/mute’ları güçlü negatif sinyal olarak alıyor. Koordineli bir grup bunu sistematik kullanırsa, hedef hesabın reach’ini ciddi şekilde düşürebilir (visibility filtering ve reputation score düşüşü). Bu, açık kaynak kodda da belgelenmiş bir vulnerability. 🔴Coordinated Inauthentic Behavior (CIB) platformların uzun yıllardır mücadele ettiği bir şey. X, state-linked operations’ları (devlet bağlantılı) tespit edip askıya alıyor ama tam zamanlı, sofistike ve “authentic” görünen ağlar için başarı oranı %100 değil. 🔴X’in Gerçek PerformansıX, terör örgütleri ve şiddet içeren gruplara sıfır tolerans politikası uyguluyor ve her yıl on binlerce hesabı bu gerekçeyle askıya alıyor (örneğin 2024-2025 raporlarında violent & hateful entities için 30-50 bin+ suspension). 🔴Ancak büyük ağlar (özellikle siyasi/ideolojik motivasyonlu) sıklıkla kısmi başarı sağlıyor. Hesaplar ban yiyince yenileri açılıyor. 🔴Türkiye bağlamında FETÖ/Gülen bağlantılı hesaplar konusunda hem Türk hükümeti hem de X tarafında karşılıklı eylemler var (bloklamalar, propaganda suçlamaları). Ama tam temizleme çok zor. 🔴Tarihsel olarak X, Türkiye, Rusya, Çin bağlantılı koordineli ağları tespit edip binlerce hesabı kaldırmıştı. 🔴Gerçekçi Sonuç Evet, 40 bin hesap gibi organize bir yapı, siyasi sebeplerle belirli hesapları hedef alıp onların görüntülemesini ciddi oranda düşürebilir. X bunu tamamen engelleyemiyor çünkü Algoritma negatif feedback’e aşırı duyarlı tasarlandı (kötüye kullanım için açık kapı). 🔴Gerçek kullanıcı kitlesi ile bot/köle hesap ayrımı her zaman net değil. 🔴Platformlar hukuki ve operasyonel sınırlamalara tabi (özellikle uluslararası ağlarda). 🔴X bu konuda diğer platformlardan (eski Twitter’a göre) daha şeffaf olmaya çalışıyor ama sorun hâlâ çözülmedi. Büyük ölçekli koordineli kampanyalar platformların “town square” idealini baltalıyor.Kısaca: Önleyemiyor demek doğru. En iyi ihtimalle gecikmeli ve kısmi müdahale edebiliyor. Bu tür taktikler sosyal medyanın kronik sorunu. 🔵Yani X’in Türkiye için bir milli güvenlik sorunu olabileceğini söyleyebiliriz doğru mu? 🔴Evet, Türkiye açısından makul bir endişe olarak söylenebilir, ama bu "X platformu = milli güvenlik sorunu" diye genellemekten ziyade, sosyal medya platformlarının kötüye kullanım potansiyeli üzerinden değerlendirilmelidir. 🔴Neden Milli Güvenlik Boyutu Var? Koordineli dezenformasyon ve propaganda. FETÖ, sosyal medyayı (X dahil) propaganda, hedef alma, koordineli blok/report kampanyaları ve kamuoyu manipülasyonu için kullanabiliyor. Büyük ölçekli (binlerce hesap) organize faaliyetler, ulusal birliği zedeleyebilir, toplumsal kutuplaşmayı artırabilir ve güvenlik operasyonlarını etkileyebilir. 🔴 Günümüzde istihbarat ve güvenlik uzmanları, sosyal medya platformlarını hibrit savaş araçları arasında sayıyor. Yabancı bağlantılı ağlar üzerinden yürütülen kampanyalar (siyasi istikrarsızlık yaratma, sahte haber yayma, hedefli karalama) birçok ülke için milli güvenlik meselesi haline geldi. Türkiye bu konuda somut tecrübe yaşıyor (2016 sonrası FETÖ faaliyetleri dahil). 🔴Türkiye hükümeti bu nedenle sıklıkla X’ten hesap kapatma, içerik kaldırma taleplerinde bulunuyor ve “milli güvenlik” gerekçesiyle erişim engelleri uyguluyor. Bu talepler hem FETÖ hem de diğer tehdit unsurları için geçerli. Gerçekçi Değerlendirme; 🔴Doğru; Türkiye gibi stratejik öneme sahip, iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olan bir ülke için büyük sosyal medya platformlarının kötüye kullanımı potansiyel milli güvenlik riski taşır. Birçok devlet (ABD, Çin, Rusya, AB ülkeleri) de benzer kaygılarla kendi düzenlemelerini yapıyor (Digital Services Act, ulusal güvenlik yasaları vs.)

Abese İrca

355,953 görüntüleme • 3 ay önce

Aşağıda Kemalist ilkay isimli Kemalist taklidi yapan FETÖ hesabını görüyorsunuz. (Tabi kendisi bunu şiddetle reddediyor.) İlkay Bey, İki gün önce, 15 Temmuz gecesi 34 şehit verdiğimiz köprüde etkisiz hale getirilmiş bir darbecinin fotoğrafını "Yıllar önce sınırdan geçirilen teröristlerin, yıllarca süren katliamlarını çaresizce izlemekten bıkmadınız mı?" şeklinde bir notla birlikte paylaşmış. Ağır silahlarla memleketi işgale kalkışan darbeci hainlere karşı, canını siper eden Türk milletinin kahraman evlatlarına terörist diyebilmek büyük bir şerefsizliktir ama aynı zamanda da büyük bir cesaret işidir. Tahmin edeceğiniz gibi İlkay da diğer FETÖ'cülerle birlikte vatanından kaçmak zorunda kalmış. Yani cesareti, çevresinde çok fazla Türk bulunmamasından kaynaklanıyor. Aşağıdaki videoda Kemalist İlkay'ın başka paylaşımlarını da görebilirisiniz. Kendisi Kemalistim diyor ama terörist Fetullah Gülen'in "darbeyle alakam yok" konulu röportajlarını paylaşıyor. Darbeyi Erdoğan yaptı iftirasını atan FETÖ'cülerin çok sevdiği ABD'li Güvenlik danışmanı Bolton'un saçmalıklarını da paylaşıyor Kemalist İlkay. Yani darbeyi FETÖ yapmamış. Bütün FETÖ'cüler de bunu söylemiyor mu zaten? 16 Temmuz sabahı kelepçelenip yan yana dizilen FETÖ'cü hainlerin fotoğrafını "kıyafetleri çıkarılıp aşağılanan askerlerimiz" şeklinde, darbenin bir numarası Akın Öztürk'ün jandarma tarafından götürülürken çekilmiş fotoğrafını ise "15 Temmuz'da rejim değişti, ordu paramparça oldu" notuyla paylaşmış. Yani Türk milletine kadın çocuk demeden tankla helikopterle ateş eden o vatan hainleri, Kemalist İlkay için hala TSK'nın meşru askerleri. Bu da sadece firari FETÖ'cülerden duyabileceğiniz bir söz değil mi? Türk milletine ait silahlarla Türk milletine saldıran o vatan hainlerinlerini FETÖ'cülerden başka kim savunabilir bu dünyada? Kemalist İlkay FETÖ'cü değil ama sürekli firari FETÖ'cü Cevheri Güven videoları paylaşıyor. İlkay'ın paylaşımlarının altında dünyanın dört bir tarafına kaçmış FETÖ'cüler, 15 Temmuz'un intikamını alacaklarına dair yeminler edip, tehditler savuruyorlar. (Videoda bir kısmı var ama hemen şu an girip kendi gözünüzle de görebilirsiniz.) Bizi tehdit edebilmek için önce 3500 km uzaklaşmaları gerekmiş tabi, biraz daha kaçsalar Iğdır'dan tekrar Türkiye'ye gireceklermiş. (Türk milletine ihanet edip her an onun korkusuyla yaşayanlar için dünyanın yuvarlak olması ciddi bir dezavantaj.) Kendi milletinin gözünde tescilli vatan hainleri olarak ve kaçtıkları ülkelerdeki yabancıların da aslında onların vatan haini olduğunu bildiğini bilerek onursuz şekilde ölüp gidecekler. O yüzden kendilerine kızamıyorum bile. Zaten bir insanın yaşayabileceği en aşağılık hayatı yaşıyorlar, biz yakalasak bu kadar ağır bir ceza veremezdik muhtemelen. Kemalist İlkay, 15 Temmuz'da darbecileri destekleyen bir Kemalist. Darbeyi aslında FETÖ'cüler yapmamış, Kemalist subayları tasfiye etmek hükümet yapmış. Yani o tutuklandığını gördüğümüz darbeciler aslında masum Kemalist askerlermiş. Bir çoğunuza komik gelebilir ama FETÖ şu an ciddi ciddi bu söylem üzerinden yeniden yapılanmaya çalışıyor. E zaten her yere Kemalist taklidi yaparak sızmışlardı, pratikte Kemalistlerden çok fazla farkları da yok. Geriye "biz numara yapmıyorduk ki gerçekten Kemalisttik" demek kalıyor. Fetullah da öldü gitti nasıl olsa. Ergenekon, Balyoz gibi tatsız konuları da onun üstüne yıktılar mı geriye pırıl pırıl hem de Avrupa görmüş Kemalistler kalır. Tabi ufak tefek darbecilik suçları var ama o kadarı zaten gerçek Kemalistlerde de var, çok sorun olacağını sanmıyorum o meselenin. Cevheri'yi bile Atatürkçü diye pazarlıyorlar bu aralar. Ben kendi adıma Cevheri'nin Atatürkçü olmasını çok isterim. Yani bir insanın en fazla ne kadar alçalabileceğini, öz saygı, şeref ve haysiyet kavramlarından tamamen uzaklaştığında ne kadar süre hayatta kalabileceğini hep merak etmişimdir. Hani son yıllarda Kemalizm yükselişte diyorlar ya işte 20 senelik sosyal medya tecrübesi ve troll ağıyla birlikte FETÖ tam kadro Kemalistlerin safına katıldı aslında onu söylüyorlar. Et yiyen bakteriler gibi Kemalizmi sessiz sessiz yiyor şu an FETÖ. En acayibi de kolunu bacağını FETÖ'ye kaptırmış Kemalistlerin hala Kamer Genç paylaşıp bize laf sokmaya çalışması. Ben artık ortalıkta orijinal Kemalist göremiyorum. Farkında mısınız eskiden sizinle her konuda uzun uzun tartışabilen Kemalistler vardı, artık onlar yok piyasada. Kemalizmi şu an FETÖ itirafçısı Cemil Çiçek, Adnan Oktar'ın villasından kaçan Bircan Yıldırım, Otomatik Faresi'ye Atilla Taş, Deniz Akkaya, Gülben Ergen gibi medya m. kolonileri temsil ediyor artık. laff-a-lympics'teki Gerçek Kötüler takımının efsane kadrosunu yeniden kurmuşlar resmen. Tabi bir de sosyal medyada çok aktif olan ama hiçbir sorunuza cevap vermeyen bu anonim Kemalist hesaplar var. Mesela Kemalist İlkay' bakın. 1-) 15 Temmuz darbecilerini savunuyor ve 15 Temmuz'un hesabını soracaklarını söylüyor. 2-) 15 Temmuz sonrası yurtdışına (Hollanda'ya) kaçmış ve orada yaşıyor. 3- Fetullah Gülen röportajları paylaşıyor. 4-) Cevheri Güven videoları paylaşıyor. 5-) Takipçilerinin yüzde doksan dokuzu FETÖ paylaşımı yapan hepimizin bildiği ekip. 6-) 5 Aralık'ta yaptığım paylaşımdaki ekran görüntüsünde İlkay'ın o tarihte 85.800 gönderisi olduğu gözüküyor. 2 Ocak itibari ile bu sayı 93.300'e ulaşmış. Yani İlkay 29 günde 7500 paylaşım yapmış. Bu günde ortalama 258 paylaşım yaptığı anlamına gelir, yani gece gündüz aralıksız saatte 10.7, paylaşım yapıyor İlkay. Yani Hollanda'da yaşayan İlkay, 7 gün ve 24 saat, bayram, seyran, tatil demeden senelerdir aralıksız her 5.5 dakikada bir Türkiye siyaseti ile ilgili bir paylaşım yapıyor. Dahası İlkay'ın iki hesabı daha var ve onlar da son derece aktif. Yani İlkay'ın mesleği, X'te Türkiye ve TC hükümeti karşıtı paylaşımlar yapmak. Hadi birisi bana Kemalist İlkay'ın hayattaki bütün umutlarını AK Parti iktidarının devrilmesine bağlamış firari bir FETÖ'cü olmadığını söylesin.

Abese İrca

119,287 görüntüleme • 8 ay önce

FETÖ, Nefes Gazetesi ve İYİ Parti'nin ülkeye birlikte çektiği algı operasyonuna bakın lütfen. Önce Nefes Gazetesi birinci sayfadan "Liselerde Mülakat Dönemi" şeklinde yalan bir haber giriyor. Haberin kaynağı yok. Evet koskoca gazete birinci sayfasına kaynaksız haber giriyor. Bir saat sonra da haberi siteden kaldırıyor. Nevşin Mengü'nün, Can Ataklı'nın falan yazdığı gazete yapıyor bunu. Gerçi bunlar gazeteci olsaydı dün hepsi istifa derdi. Nefes Gazetesi de zaten gazete değil İmamoğlu'nun fonu meşrulaştırmakta kullandığı bir araç. Birinci sayfadaki yalan haberi yapan, İlke Çıtır isminde birisi olarak gözüküyor. Ankara Üni. İlef'ten geçen sene mezun olmuş 23 yaşında bir stajyere yaptırmışlar yalan haberi. Kızcağızın X'te 170 takipçili bir hesabı var orada da en son ekim ayında paylaşım yapmış. Nefes'in haber sitesinde, İlke Çıtır'ın ne yaptığı haberden ne kendisinden bir iz var. Böyle kocaman bir yalan haberin altına Nevşin'in adını yazacak değiller tabii, kriz durumunda kolayca gözden çıkarılabilecek birisi lazım. O kızcağız da birinci sayfada haberim çıktı diye seviniyordur şu an bir yerlerde. Peki Nefes neden böyle saçma bir iş yapıyor? Aslında kendi açısından bakılınca saçma bir iş yapmıyor, hükümete operasyon çekiyor. (Gündem İBB kreşindeki çocuk istismarları. Bu gündemden ne çalabilirlerse, kaç kişinin dikkatini dağıtabilirlerse kârdalar çünkü bir buçuk dakikalık video paylaşıp bakın işte taciz yokmuş diyecek kadar çaresiz durumdalar.) Nefes'in bir saat boyunca sitesinde tutup sildiği kaynaksız yalan haber, o dakikadan sonra kaynağı Nefes Gazetesi muhabiri İlke Çıtır olan normal bir haber haline geliyor. Bu yalan haberi FETÖ hesapları Nefes Gazetesi'ni ve İlke Çıtır'ı kaynak göstererek hemen yaymaya başlıyorlar. (Nefes haberi sildikten 8 saat sonra bile FETÖ'cüler, acar gazeteci İlke Çıtır'ın yaptığı bu muhteşem haberi paylaşmaya devam ediyorlardı. ) Buradaki işbirliğini iyi anlamak lazım. Kanada'ya kaçan firari bir FETÖ'cünün yönettiği Etkili Haber hesabı, kendi başına kaynaksız bir haber yapsa bunu kimse ciddiye almaz ama aynı hesap Nefes Gazetesi'ni kaynak gösterince insanlar da herhalde bu kadar büyük bir palavra atmamışlardır deyip gerçekmiş gibi reaksiyon vermeye başlıyor. Zaten en başında planladıkları da tam olarak bu çünkü bunu ilk defa yapmıyorlar. Daha sonra onları da göstereceğim. Tescilli FETÖ hesabı Etkili Haber'in arkasından tescilsiz FETÖ hesabı Haber Aktif de yalan haberi giriyor ve o dakikadan sonra FETÖ etkileşim ağının aksiyonu başlıyor. Yüzlerce irili ufaklı ve çoğunluğu Atatürkçü görünümlü anonim FETÖ hesabı, yalan haberi alıntılamaya ve RT'lemeye başlıyor. Ördek avı tecrübesi olanlar bilir, avcılar gümeye saklanıp suya mühre denilen plastik ördekler bırakır. Yaban ördekleri uçarken sudaki mühreleri görünce "Aaa bunlar da aynı bizim gibi ördek, baksanıza gagaları, kanatları ve kuyrukları var, hepsinin profil fotoğrafı da Donald Duck, ördek olmasalar neden profilleri Donald Duck ile dolu olsun ki? Haydi yanlarına inip biraz siyaset konuşalım" derler ve tam avcıların önüne konarlar. FETÖ'cü Etkili Haber'in paylaşımının altı da oradaki ortamın aynısı. Bu yalan haberi paylaşanlar arasında İYİ Parti Kurucular & Genel İdare Kurulu Üyesi Burcu Akçaru Üstbaş, İYİ Parti Türk Dünyası ve Yurt Dışı Teşkilatlanma Başkanı Dr. Ayyüce Türkeş Taş İYİ Parti Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı / Manisa Milletvekili Şenol Sunat var. Lise mezunu firari bir FETÖ'cünün 3800 km'den manipüle edebildiği bir dışişleri bir de milli eğitim bakanımız olsa fena mı olur mesela? Yılların gazetecisi Birgün'den Mehmet Emin Kurnaz da Kaçak Fetullahçının yalan haberi üzerinden çok önemli analizler yaparak nasıl aydın olunur hepimize göstermiş. Paylaşımın altı profesörler, doktorlar, akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler ve tabiiki FETÖ'cülerle dolu. Onlar bir söylüyorsa FETÖ'cüler iki söylüyor. Hep birlikte duayen gazeteci İlke Çıtır'ın uydurduğu, Maklube Haber'in de yaydığı palavrayla coşup Yusuf tekin Hoca'ya sallıyorlar. Nefes Gazetesi, akşam da sanki yalanı ortaya atan kendisi değilmiş gibi "bakanlık iddiaları yalanladı" diye haber girdi. İddialar dediği çocuk istismarını unutturmak için birinci sayfadan girip FETÖ'ye teslim ettikleri palavra. Yalan haberin en son sadece Etkili Haber'de 2 milyon görüntülemesi vardı. Kimse kusura bakmasın ama tutuklanmamak için Kanada'ya firar ettiği herkesçe bilinen, ülkenin en tanınmış FETÖ hesabının yalanıyla bu ülkenin bakanına saldırmak için ya FETÖ'cü ya da aptal olmak gerekir. Ben kendi adıma o paylaşımın altındaki kalabalığın hepsinin FETÖ'cü olmasını ümit ediyorum. İnşallah siyasetçisinden, profesörüne, gazetecisinden akademisyenine kadar o yalanı kim paylaştıysa hepsi FETÖ'cüdür. Çünkü biz makam ve güç sahibi FETÖ'cülerle nasıl mücadele edileceğini uzunca bir zamandır biliyoruz. Maalesef bizim hala bilmediğimiz, makam ve güç sahibi aptallarla nasıl mücadele edileceği.

Abese İrca

91,302 görüntüleme • 7 ay önce

Bu analizi, X platformu üzerinde, kamuoyunu, siyasi gündemi ve toplumsal dinamikleri derinden manipüle eden, oldukça profesyonel ve son derece organize bir "siber casusluk propaganda otomasyon ağı" hakkında kritik bir bilgilendirme yapmak amacıyla paylaşıyorum. Bahsettiğim yapı, klasik ilkel otomatik botlardan tamamen farklı, üst seviye bir siber tehdit olarak ele alınması gereken ve on binlerce hesaptan oluşan kitlesel bir Dijital Hücre Dezenformasyon Ordusudur. Aşağıda örnek olarak verilen paylaşımlardaki suni etkileşimin tamamına yakını, bu yapı tarafından kullanılan bot hesaplar tarafından oluşturulmuştur. Aşağıdaki örnekler gibi binlerce hesap her gün organik olarak gerçekleştirilmesi imkansız olan bu paylaşım sayılarına ulaşmaktadır. @ zsoytan1881 2013 Kasım - 914 bin gönderi - Günde ortalama 198 paylaşım @ avokado200 2018 Şubat - 495 bin gönderi - Günde ortalama 165 paylaşım @ refikolmez40342 2019 Mayıs - 406 bin gönderi - Günde ortalama 156 paylaşım @ Hac91035929 2021 Mayıs - 282 bin gönderi - Günde 150 paylaşım @ vrlbdr 2021 Haziran - 273 bin gönderi - Günde ortalama 148 paylaşım @ semrasevimli44 2015 Ocak - 608 bin gönderi- Günde ortalama 143 paylaşım @ vatan9007 2015 Ekim - 524 bin gönderi - Günde ortalama 134 paylaşım @ DenizDevrim200 2017 Kasım - 345 bin gönderi - Günde ortalama 110 paylaşım @ pikqachu 2013 Kasım - 490 bin gönderi - Günde ortalama 106 paylaşım @ kamil_gk 2012 Ağustos - 526 bin gönderi - Günde ortalama 104 paylaşım @ dilekplt_77 2016 Temmuz - 345 bin gönderi - Günde ortalama 95 paylaşım Teknik Analiz: Karmaşık zamanlamalı hibrit ve hücresel bot ağlarının anatomisi, saha verileri ve adli gözlemler, bu yapının siber istihbarat literatüründeki Coordinated Inauthentic Behavior (Koordineli Sahte Davranış) ve Hybrid Cyber Warfare (Hibrit Siber Savaş) doktrinlerine birebir uyduğunu göstermektedir. Sistemin siber altyapısı, algoritmik hileleri ve taktiksel kırılımları teknik olarak şu şekilde deşifre edilmiştir: 1-) Dinamik ve Olasılıksal Zamanlama Algoritması (Stochastic Scheduling) Bu gruptaki hesaplar ilkel otomasyonlar gibi sabit ve doğrusal zaman aralıklarıyla çalışmazlar. Platformun anti-bot tarama yazılımlarını ve yapay zeka filtrelerini bypass etmek amacıyla insan davranışını taklit eden, kaotik ve olasılıksal gecikme fonksiyonları kullanmaktadırlar. Teknik İşleyiş: Örneğin bir hesap bir tweet attıktan 30 saniye sonra ardışık 10 Retweet yapabilir ardından sisteme 2 saat boyunca hiçbir veri göndermeyerek tamamen sessizliğe gömülebilir. Bu karmaşıklık, X platformunun düzenli aralıklarla işlem yapan hesapları yakalayan otomasyon filtrelerini tamamen kör eder. 2-) Olay Güdümlü Tetiklenme (Event driven automation) Bu operasyonel hesaplar, çoğunlukla bağımsız içerik üretmek yerine, dışarıdan gelen anlık sinyallere ve emirlere göre pozisyon alırlar. Zamana ve günün şartlarına göre güncellenen bir hesap listesini paylaşırlar. Hücum Modu Aktivasyonu: Toplumsal etkisi olan olaylar yaşandığında dağınık zamanlama modu, yerini saniyeler içinde binlerce koordineli Retweet ve beğeni bombardımanına bırakır. Amaç, içeriği ilk 5-10 dakika içinde Türkiye gündeminin zirvesine taşımaktır. Olay bittikten sonra hesaplar yeniden karmaşık, dağınık zamanlama moduna geri döner ve bir süre sonra da algı oluşturmakta kullanılan paylaşım silinerek izler yok edilir. 3-) Algoritma Avcısı Hibrit Model (Cyborg Accounts) Bu şebekenin X platformunun en gelişmiş bot tarama sistemlerini ve yapay zeka filtrelerini aşmasını sağlayan yöntemi Yarı İnsan - Yarı Bot modelidir. İnsan Müdahalesi (Manual Override): Hesaplar tamamen otomasyonda bırakılmaz. Belirli zamanlarda ve kritik operasyon anlarında gerçek örgüt militanları paneller üzerinden hesaplara manuel giriş yapar; tamamen organik, güncel ve özgün imla hataları içeren içerikler girerler. Bu hibrit yapı sayesinde X algoritmaları bu hesapları "gerçek ama çok aktif bir kullanıcı" olarak tanımlar ve askıya alamaz. 4-) Amaca Yönelik Hücresel Yapı (Cellular Compartmentalization) Bot organizasyonu, askeri bir hücre yapılanması gibi farklı görev tanımlarına sahip uzmanlaşmış kollardan oluşur. Kurumsal etkileşim yükseltme hücresi: Görevleri içerik üretmek değildir. Belirli bir siyasi odağı temsil eden gazete ve gazeteciler, tivi kanalları, haber hesapları ile siyasi parti ve derneklerin resmi hesaplarını, sürekli bir döngü içinde retivitleyerek onlara sahte bir toplumsal destek, siyasi söylem gücü ve sahte bir meşruiyet kazandırma amacındadırlar. Aşağıda örnek olarak verilen paylaşımların etkileşimi, aynı bot ağı tarafından sağlanmıştır. Paylaşımların RT listelerini incelediğinizde aynı bot hesapların varlığını görebilirsiniz. İdeolojik Maskeleme ve Sosyal Mühendislik: Kitlelerin savunma mekanizmasını kırmak adına hesaplar "Atatürkçü, futbol fanatiği, solcu, milliyetçi" gibi sahte konseptlere bürünmüşlerdir. Örnek olarak verilen paylaşımların RT listeleri ve listelerdeki hesaplar incelendiğinde X platformunda Türkiye gündemini belirleme, değiştirme ve manipüle etme amacına yönelik bir bot ağı yapısının varlığı ve yoğun şekilde yaptığı algı operasyonları açık şekilde görülecektir. Bu bot ağının düzenlediği sahte bir evrak görseli ile yaptığı algı çalışmasına örnek paylaşım aşağıdadır. Bu algı operasyonunu yürüten hesapların aynı zamanda diğer örneklerdeki gazeteci ve haber hesaplarının paylaşımlarını da yayan hesaplar olduğunu görebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti halkını organize şekilde yanlış bilgiye maruz bırakan ve bundan siyasi çıkar sağlamayı hedefleyen bu yapının ortaya çıkarılması X Platformunun sorumluluğundadır. T.C. İletişim Başkanlığı Elon Musk Yagiz Nizipli Support Safety X Araştırmanızı kolaylaştırmak adına bu yapı tarafından kullanılan bazı hesapları incelemeniz için burada paylaşıyorum. @ sonceneviz @ kamil_gk @ Loraskot @ DemokratCagdas @ yilmaz_mesut @ refikolmez40342 @ httpnarchitect @ zsoytan1881 @ fatihcelik1992 @ AltugAras_ @ DeSeteneya @ pelinsu1964 @ TCGFenerant @ _Poison_landia @ Nsd6259Nurhan @ DuygulananRuh @ bertoltbre @ _UnknownTurk_ @ 55gehc @ enver_abi @ koczeynep123 @ IlhamogluErcan @ haticezrn @ avokado200 @ jhqwhsf_5hvlkqj @ yoncakeskinler @ zkatranci @ Turamax @ BernaErsz @ ATATÜRKÇÜ_KEMALİST @ ErselCan_1972 @ Luckyladybird15 @ Svlgrgn2 @ GenekorFener @ Sevgiyilay1706 @ ErdoanAtm @ AmpulSonduren69 @ TGubes @ OLCAYDEMIR2 @ naciylmn @ 01Bergu @ tcadilesen @ ozlemvatan06 @ ilker_eyt @ imamcage @ karadagmetin2 @ BayraktarNihat @ SultanMahvetti @ sosyalist2121 @ sinasi_sinan @ Nur16729766 @ FilizMKaradag @ EkizCemal @ e074487aafb74b1 @ yelizyetiz @ pasam2024 @ mbgyapi06 @ okyanus02468 @ ismailcengiz @ magzeyno @ utaktak @ tekstilya @ OzgurSiir @ Rdvn1666 @ EryilmazEyp @ birsensin2 @ Erdem__Eroglu @ liBabacan @ BasaVZ @ NurOnur59 @ yasak_ibo @ LeVixit @ gulum55 @ khibele @ UtkuYagmur_28 @ Hasannc21675383 @ KadirMalkoc1956 @ murvetusaygin @ amca2107 @ OltuluSezgin @ bahriyeli1938 @ trkan4379856760 @ orta_sekerli_ @ EKUEEM @ orcan2023 @ nuraycandogan20 @ mnumanoguz @ AdaDeniz78 @ yasaryaman4 @ Kuramsal_kiracI @ Bayar0561 @ akpturkiyesi @ MetinOzer4 @ AliTezc96818483 @ asusonmez @ Yasemin01318302 @ Sonay_cakar @ birtan1964 @ 55sevgibaloglu @ ccancemal1 @ potpori06 @ serpildurgun1 @ SAYGINM @ leventyaren @ kenekaz @ ecakir67 Bir sonraki paylaşımda bu bot yapısının toplu bloklama yöntemi ile X algoritmasını manipüle ederek farklı siyasi fikir sahibi kullanıcıları nasıl görünmez haline getirdiklerini göstereceğim ve bu operasyona katılan binlerce hesaptan oluşan bir listeyi paylaşacağım.

Abese İrca

165,661 görüntüleme • 1 ay önce

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,202 görüntüleme • 1 yıl önce

MENZİL NEDEN GÜNDEMDE? Menzil, yarım asırdır yaptığı ilim ve irşad hizmetleriyle bilinmekteydi. Bu hizmetler Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin meşrebince; Nakşi, vakur ve gündeme gelmeden yapılmaktaydı. Onun ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, dile getirilmesinden dahi hicap ettiğimiz meselelerle gündeme geliyor, gündemde tutuluyor. İki yıllık süreçte hem ihtilafların ortadan kalkacağı ümidiyle hem de Menzil’in itibarını korumak adına sukut edilmiştir. Ancak geldiğimiz noktada ithamlar, yalanlar, iftiralar bir kesim tarafından hakikat sanılmaya başlanmıştır. Menzil’in müminlerin zihninde çağrıştırdığı güzellikler hedef alınmaktadır. İşte bu nedenle gerçeklerin bilinmesi ve “Menzil neden gündemde?” sorusunun cevap bulması için bu video hazırlanmıştır. Sorumluluk Hayatını ilim ve irşad hizmetlerine memur eden, yüzbinlerce insanın gönlünde yer etmiş olan, Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri her fani gibi dar-ı bekaya göç edecekti. Gavs hazretleri gibi büyük bir zatın vefatı her anlamda büyük bir hadiseydi. Kendisine “Hadimü’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetçisi sıfatını uygun gören Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri, 30 yıllık irşad hayatı boyunca çokça hizmet etmiş ve yüz binlerce insanın gönlüne girmişti ve herkes, kendisine karşı son vazifesini yerine getirmek üzere Menzil’e akın edecekti. Şüphesiz ki bu; titizlikle planlanması gereken bir süreçti. Bu nedenle vakfın başında olması hasebiyle; Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, hazırlıkları başlatacaktı. 10 yıldır Menzil’in sorumluluğu da kendisinde olduğu için İstanbul’dan Menzil’e kadarki gerekli düzenleme ve görevlendirmeleri yapması gerekiyordu. Nitekim bu oldukça mühim ve zor vazifeyle ilgili aile fertlerini haberdar edecek ve kendileri de bundan memnuniyet duyduklarını dile getireceklerdi. Bu taziye hazırlıkları, vefattan bir hafta önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin bilgisiyle köy muhtarı dahil Menzil’deki tüm ilgililere sunum yapılarak anlatılmıştı. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, süreci başlatmış; vakıf heyetine vazifeler tevdi etmiş ve her adımın titizlikle planlanmasını temin etmiştir. Bu süreçte en ince ayrıntısına kadar görev tarifleri yapılmış, hastaneden Menzil-i Şerif’teki alanlara varana kadar kimin nerede ve ne zaman ne yapacağı belirlenmişti. Devletin ilgili birimlerinden güvenlik ve sağlık gibi alanlarda destek talep edilmişti. Hasılı tüm hazırlıklar Gavs hazretleri gibi büyük bir velîye yaraşır şekilde, büyük bir hüzünle fakat daha büyük bir dikkatle tamamlanmıştı. Gavs hazretlerinin son günlerinde, durumu artık iyice ağırlaşınca, evlatları babalarının yanında toplanmışlardı. Ve 12 Temmuz günü, doktorlar, artık odaya Gavs hazretlerinin evlatlarını davet etmiş; son birkaç saatlik öngörülerini kendileriyle paylaşarak odadan ayrılmışlardı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, babasının saatler içinde son nefesini verme ihtimalini bildiği halde hastanenden ayrılarak kendisince önemli bir durumla ilgili Kasr-ı Arifan’a gitmiştir. Bu duruma bir anlam veremeyerek odaya geçen Gavs hazretlerinin diğer evlatları ve torunu Seyyid Muhammed Galip Elhüseynî ise Kur’an-ı Kerim okumaya ve dua etmeye burada devam etmişlerdir. Gavs hazretlerinin vefatıyla birlikte, artık önceden yapılan hazırlıklar, sırası geldikçe yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak vefattan 2 saat sonra Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendi sosyal medya hesabından yaptığı taziye paylaşımı, oldukça tuhaf karşılanmıştır. “Bu fakîrin de şâhitliği vechile; kendisinden sonra mutlak halîfe olarak Seyyid Sâkî Erol Hazretleri’ni Menzil’deki merkez tekkeye nasbetmiş idi.” diyerek kendi kendine vermiş olduğu şahitlik payesi hem gerçek dışı hem de tuhaftı. Aileden ve yakın kimselerden hiç kimsenin şahit olmadığı bu nasbetme meselesine alakasız kişilerin şahit olduğunu ilan etmelerinin bir karşılığı yoktu. Bütün bunların ötesinde böyle bir açıklamaya, neresinden bakılırsa bakılsın gerek yoktu. Aslına bakılırsa bu, kimsenin hakkı ve haddi de değildi. Ancak o gün, Menzil’de başkaca tuhaflıklar da yaşanmıştı. Menzil’e intikal ve Menzil’de misafirlerin ağırlanması hususundaki bütün hazırlıklar harfiyen yerine getirilirken; tuhaf bir şekilde cami içi ile hanımlar tarafındaki düzen ve görevlerde değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikler gerekçesi, şekli ve neticeleri bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken değişikliklerdir. O gün özelinde yapılan düzenlemelerde camide hocalar ve talebeler yer alacaktı böylelikle hem adaben ilim ehli ön saflarda yer almış hem de düzen ve intizamla namaz ve defin işlemleri gerçekleşmiş olacaktı. Bu düzenlemeyle Gavs hazretleri, çok sevdiği âlim ve talebelerinin omuzlarında taşınmış olacaktı. Diğer taraftan Gavs hazretlerinin evlatlarının bu acılı günlerinde onlara yardımcı olmaları açısından camideki hizmet ve koruma görevlileri önceden taksim edilmişlerdi. Böylelikle hem kendileri rahat hareket edecek hem de taziyeleri rahatça kabul edebileceklerdi. Ayrıca görevliler, gelen bütün misafirlerin izdihamdan etkilenmeden hareket edebilmelerine odaklanacak; gerekli hizmetleri herkes kendi organizasyonu içerisinde hızlıca görecekti. Ancak bütün bu planlama herhangi bir istişare yapılmadan değiştirildi. Camiden hoca ve talebeler çıkarıldı, ön saflara köy dışından olduğu anlaşılan bazı adamlar yerleştirildi. Gavs hazretlerinin evlatlarına yardımcı olması için görevlendirilen korumalar ise kendi amirlerini de bertaraf ederek kendi başlarına hareket etti; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanarak diğer aile üyelerini yalnız bıraktılar. Gavs hazretlerinin evlatlarını yok saydılar; oluşan karmaşadan dolayı aile ferdlerinin namaza iştirakleri bile zorlaştı. Diğer bir değişiklik ise hanımlar tarafında yapıldı. Özellikle hanımlar tarafındaki görevliler, hep birlikte misafirleri yalnızca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisap için koordine etmeye odaklanmıştı. Diğer 5 halifeyi yok sayarak “Posta Seyyid Saki geçti” diyerek ilanlara başlamışlardı. Vehim Bu hazırlıklar sayesinde yüzbinlerce insanın iştirak ettiği taziye süreci yapılan müdahalelerin oluşturduğu karmaşalar dışında sorunsuz geçti. Söz konusu müdahalelerin bir vehimden kaynaklandığı ise daha sonra anlaşıldı. Yapılan bu çalışmalar birkaç aklı evvel tarafından “mihrabı ele geçirmeye çalışacaklar” şeklinde lanse edilmiş ve kendilerince karşı hazırlık yapılmıştı. Bu vehim ve zannın, uzunca bir süredir, Gavs hazretleri hayattayken, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanan bir güruh tarafından oluşturulduğu ve derinleştirildiği bilinmekteydi. Semerkand Vakfı ve aile fertleriyle ilgili asılsız iddialar, bir şekilde vakıf hizmetlerinden uzaklaşmış kimseler tarafından yıllarca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye iletilmişti. 10 yıl önce Rahmetli Gavs hazretlerinin Menzil Köyü’nün yönetimini Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’den alarak Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye vermesi vehim ve zanların derinleşmesine etki etmişti. Özellikle Menzil’in yönetiminin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmesinden hoşnut olmadığı, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından ifade de edilmişti. Ayrıca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfı yönetmekle ilgili ısrarlı bir talebi olduğu, defalarca bu taleple babasına gittiği aile tarafından bilinmektedir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni Hazretleri bu talepleri net bir şekilde reddedip yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’de devam etmesini temin etmiştir. Bu pencereden bakınca Gavs hazretlerinin vefatından önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından yeni bir vakıf hazırlıklarının yapılması, taziye hazırlıklarının farklı yorumlanarak endişe kaynağı haline getirilmesi ve birtakım vehimlerle taziye alanına müdahale edilmesi daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yerine bir oldu bittiyle ilerlemek tercih edilmişti. Nitekim taziye yerinden “ben hanımlar tarafına tövbe vermeye gidiyorum” diye kalkan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye adaba uygun ve istişareyle hareket etmek gerektiği kardeşleri tarafından hatırlatılmıştı. Tarikat adabı, Gavs hazretlerinin tüm halifelerine irşada başlama yetkisi veriyordu. Bunun nasıl olacağını belirlemeden hareket etmek doğru olmayacaktı. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu talebi reddederek külliyeden ayrılmıştı. Bir süre sonra camiye geçerek kardeşlerini istişare için davet etmişti. Burada yapılan görüşmede Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kardeşlerinin irşad vazifeleri üzerinde tasarrufta bulunmaya çalışıyor, onlara “Siz bir ay tövbe vermeyin” diyordu. Bu konudaki ısrarın sürmesi üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni “Abi, bir tahtta iki padişah olmaz, ama bir postta 7 şeyh olur. Babamızın postu büyüktür. Yeter ki derdimiz padişahlık olmasın” demişti. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “O zaman her yerde ben sizden ayrılıyorum. Hiçbir şeyde birlikte kalmayacağım.” demişti. İşte o gün ailenin maruz kaldığı durumlar, adabın hiçe sayılması ve manevi gerekçeler bu talebin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Dolayısıyla üç halife de o gün, aynı anda irşada başlamalıydı. Öyle de oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin ısrarı kabul görmeyince defin günü öğle namazından sonra Menzil Camii’nde irşad açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Koşulsuz Biat Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin kendisi tarafından bizzat ifade edilen bu biatla beraber alınan başka biatlar olduğu bilinmektedir. Zira Gavs hazretlerinin koruma ve yakın hizmetine bakan Uşaklılar, onun ahirete irtihalinden 6-7 ay önce toplantı yaparak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye biat kararı almışlardı. Bu durumundan haberdar olan Gavs hazretlerinin mahdumlarından Seyyid Muhammed Emin Elhüseyni babası henüz hayatta iken bu tür konuşmalar yapılmasından dolayı çok üzülmüş, kendisi hastahanede babasıyla ilgilenmekte olduğu için Uşaklılara okunmak üzere bir mesaj hazırlamıştır. Hazırlanan bu mesaj Uşaklılara yüz yüze okunmuştur. Aylar öncesinden koşulsuz biatlar alınarak planlanan şeyler aceleyle bir bir hayata geçirilmeye başlanmıştı. Gavs hazretlerinin defninden sadece bir gün sonra, henüz Gavs hazretlerinin toprağı soğumamışken, Serhendi isimli yeni bir vakıf ve Dehlevi markalı yeni bir yayınevinin kurulduğu ilan edilmişti. Gavs hazretlerinin vefatından kısa bir süre evvel Kasr-ı Arifan’da Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ile toplantı yaparak akıllarda soru işaretleri uyandıran Ahmet Mahmut Ünlü, sosyal medya üzerinden yönlendirici ve çalışılmış paylaşımlarını yapmaya devam ediyordu. Yalnız bu kez önemli bir iletişim kazası yaşanmış, Ahmet Mahmut Ünlü, hızını alamayarak, herkesten önce Serhendi Vakfı’nın kurulduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Hazretleri’nin yakın hizmetkârı, benim de kıymetli dostum Dr. Yunus Aydın Hocaefendi’den aldığım bilgiye göre; Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Kur'ân, Sünnet ve Ehl-i Sünnet'i ihyâ, Nakşî Müceddidî Hâlidî Tarîkatı'nın adâbını icrâ etmek üzere “Serhendî” adı altında yeni bir vakıf ve “Dehlevî” ismi altında yeni bir yayınevi kurmuştur. Vakfın başına kıymetli mahdûmu Seyyid Yakup Efendi’yi geçirmiştir, Kendisinin bundan evvel mevcut olan vakıf ve yayınevleri ile hiçbir alâkası olmadığını beyân etmiştir.” Ahmet Mahmut Ünlü’nün yapmış olduğu bu paylaşımın ardından, kendileri de durumu ilan etmek zorunda kaldılar. Yapmış olduğu paylaşımlarda Semerkand’a yönelik ağır ithamlar dile getiren Ahmet Mahmut Ünlü, “Şimdi anlamayanlar yakın bir zamanda bana duâ edeceklerdir.” ifadesiyle gelecekte yaşanacaklara dair ipuçları veriyordu. Yine planlı süreçlerini açığa çıkaran büyük bir iletişim kazası yaparak, mevcut vakıf ve yayınevleriyle hiçbir alaka kalmadığını ilan da etmişti. Bu husustaki tavır ise garipti; zira kurumlar ve faaliyetleri reddediliyor lakin mülklerin ve değerlerin yeni kurdukları vakfa ait olduğu savunuluyordu. Bu yaklaşım ise “ümmetin malını savunma” gibi bir maskeyle temellendiriliyordu. Bu kullanışlı kavram kalkan yapılarak, kimi zaman hukuki yollarla, kimi zaman kaba kuvvetle Semerkand’a ait bazı değerler ve birçok mülk, fiili olarak ele geçirildi. Yıllardır bu mekanların müdavimi olan kişiler, bu mekanlardan uzaklaştırıldı, mekanların tabelaları değiştirildi. Böylece yeni kurulan vakfın ümmet için çalışması beklenirken bütün gayretini tabela değiştirmeye kanalize ettiği görüldü. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Taziyenin ilk günlerinden itibaren Serhendi iletişim kanallarından “Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye gönül bağıyla, uzaktan, yani kendisinden yahut vekilinden tövbe almadan da intisap edilebileceği” çağrısı yapılıyordu. Oysa Gavs hazretleri, intisap konusunda Nakşibendi adabının dışına asla çıkmazdı. Aynı mekanda olmadıkça kimseden intisap kabul etmezdi. Pandemi döneminde tedbir gereği belirli bir mesafeden seslenerek tövbe telkin etmişti. Mikrofon dahi kullanmamış, “ben bugün hoparlörle tövbe verirsem, yarın siz telefonla tövbe verirsiniz. Telefonla tövbe mi olur?” diyerek bugünleri görürcesine açıkça ikazda bulunmuştu. Ancak adaba aykırı bir şekilde yapılan bu “gönül bağıyla intisap edilebilir” ilanı, yurtdışındaki bazı kimselere telefonla tövbe ve vekalet verilmesi, koşulsuz biatın farklı bir tercümesi gibiydi: Şimdiye dek bağlı bulunduğunuz adaba uymasa da biat edin! Aynı tarihlerde Nakşibendi adabında dahi olmayan bir talimat ilan edildi: “Başka Nakşi kollarının hatmesine girilmeyecek!” “Merhum Gavs hazretlerinin halifesi olan mürşid-i kamillere bağlı sofilerin yaptırdığı hatmeye” değil, başka hiçbir Nakşi kolunun hatmesine girilmeyeceğini ilan eden bu talimat; Nakşibendi yolunda kendisine asla yer bulmayacak bir talimattır. Ve hakikatte bu talimat, koşulsuz alınan biatların şöyle bir tercümesi anlamına geliyordu: Yoldan çıkacak olsanız dahi biat edin! Nitekim Hatme-i Hacegan ile ilgili bu ilan, aileler içinde dahi sorunlara neden oldu. Zira aynı ailede farklı şeyhlere müntesip kişiler birlikte Hatme-i Hacegan yapamaz hale geldi. Bu durum aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını güçlendiren tasavvuf ahlakının tersine bir tutumu öne çıkarıyordu. Arkadaşlıkların bozulması, akrabalar arasında sıkıntılar oluşması, aile huzurunun hedef alınması gibi ağır sonuçlar kendini gösterdi. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, ilk günlerde kardeşlerine haber göndererek “Benim bulunduğum yerde tövbe verdiler, onları kardeşlikten attım.” demişti. Tasavvufun insanları kardeş etme misyonuna taban tabana zıt olan bu yaklaşım aile içinde kalmamış, hatme-i haceganla ve diğer meselelerle ilgili verilen talimatlar yoluyla dışarıya taşırılmış oldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini bugüne kadar sürdürmüştür. Ortak aldıkları kararlarla bazı hizmetlerini tabii olarak müstakilleştirmişlerdir. İki mürşid-i kamil arasında vuku bulan bu makul sürecin, üçü arasında neden gerçekleşmediği ise yaşananlardan dolayı malumdur. Adap mı Duruş mu? Gavs hazretleri Nakşibendi tarikatının Halidi kolunda irşad eden bir mürşiddi. Çağın ihtiyaçlarına karşılık gelecek hizmetleri üretmişti ama bunları farklı bir anlayışla yahut duruşla ifade etmemişti. Çok sevdiği Semerkand Vakfı’na yahut Nakşibendiliğin şehri olan Semerkand’a işaretle “Semerkandi Duruş” gibi bir tabir hiç kullanmamıştı mesela. Ancak belli ki, henüz kurulur kurulmaz adabın dışında hareket eden bu yeni fraksiyon, kendisini tarif ederken de usulün dışına çıkmış ve “Serhendi Duruş” adıyla kendi anayasasını ilan etmiş oluyordu. Serhendi Duruş başlığıyla dile getirilen bütün süslü sözlerin altında merhum Gavs hazretlerinin meşrebine ve hizmetlerine karşı çıkan ve bunlarla mücadele edileceğini ilan eden bir anlayış yatıyordu. “Müceddid gelir, zamanında birikmiş ister itikadi olsun, ister ameli olsun, ister ahlaki olsun zararlı şeyleri önce bir temizler. Ondan sonra hem kendi önünü hem de emsal irşad edenlerin önünü açar, istikamete sokar, ümmet böylece nefes alır” derken kastedilen “zararlı şeyler” Gavs hazretleri zamanında yapılmış ilim ve irşad hizmetlerinden başka bir şey değildi. Rahmetli Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin “Vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor” gibi açık beyanlarına rağmen 19 Temmuz 2023 tarihinde Serhendi iletişim kanalları üzerinden Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dilinden 10 maddelik talimatlar manzumesi paylaşılmıştı. Bu 10 madde daha sonraları Ahmet Mahmut Ünlü tarafından çeşitli ulusal kanallarda “Menzil Şeyhi Seyyid Saki’nin ilan ettiği önemli maddeler” şeklinde okunmuş ve methedilmişti. Bu maddelerdeki popülist söylemlerin bazıları kulağa hoş geliyor olsa da yürütülen algı çalışmalarının bir parçası olarak değerlendirildiğinde Semerkand’ın bu maddeleri ihlal etmiş olduğuna dair bir suçlama içermekteydi. Bu suçlamanın aile içinden yapılıyor olması ise bu metni Menzil’e cephe almış kişiler için çok kullanışlı bir malzeme haline getirmiştir. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ise ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya konuldu. Bu maddelerle ilgili diğer önemli husus ise tarikat-siyaset ilişkisine dairdir. Metinde “dergahlarda siyaset konuşmak” diye geçilen bu başlığa sair sohbetlerde de değinilmiştir, Semerkand’a ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. “İktidarın kuyruğu oldular” gibi seviyesiz söylemlerle Menzil’in ve Semerkand’ın yerli ve milli duruşu hedef alınmıştır. Bu popülist eleştiriyi yapanların son seçim sürecinde farklı zamanlarda 3 farklı siyasi partiyle poz vermiş olması da oldukça manidardır. Söylem-eylem tutarsızlığının ibretlik bir vesikasıdır. Zihniyet Adabın yerine icat edilen duruşun geldiği nokta içler acısıydı. Sadat-ı kiram efendilerimizden tevarüs eden ne kadar kıymetli hazine varsa hepsi reddediliyor ve yeni bir mürşid tarifi müjde olarak sunuluyordu. Anlaşılan o ki yeni duruşta Nakşibendi silsilesindeki sadat-ı kiram efendilerimize dahi yer yoktu. Pusulası şaşmış bu söylem “yukarıdan” bir tehditle herkesin manevi nasibini de tayin etmeye çalışıyordu. Eski sofiler ve icazeti kendinden menkul hocalardan oluşan başka bir zümre ise makam-mevki mütehassısı olarak zuhur ediyor, sözde tasavvufi dayanaklarla bu anlayışı şerh etmeye çalışıyordu. Bu ilk halkanın etrafına bir sosyal medya fenomeni, Gavs hazretlerinin halifeleri olan büyüklerimize “büyüğe hürmeti” anlattığı videolarıyla eklemleniyordu. Edepten yoksun bu şahsın hadsizlikleri bununla sınırlı kalmıyor, yıllarca istifade ettiği Elhüseyni ailesinin ihtilafına gururla dahil oluyor, fırsatını bulduğunda galiz hakaretler etmekten geri durmuyordu. Yine Menzil’le ilgisi bulunmayan kimi diğer meşhur ve gazeteci şahsiyetlerin, Gavs hazretleri hayattayken Menzil’e davet edilmeleri, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi “Menzil Şeyhi” olarak, daha o zamanlardan lanse etmeleri, planlı bir sürecin yavaş yavaş nasıl işlendiğini gözler önüne seriyordu. Ve en son ve tehlikeli halka, karanlık odaklar eliyle dizayn edilmiş gibi hareket eden yeni sosyal medya hesaplarıyla tamamlanıyordu. Yüzlerce bot hesap tarafından desteklenen amiral gemisi niteliğindeki hesaplar üzerinden Semerkand Vakfı yöneticilerine, Elhüseyni ailesinin fertlerine hatta irşadla görevli mürşid-i kamillere ağır hakaretler ve iftiralar edildi, hedef gösterme çalışmaları yapıldı. İletişim ve algı yönetiminde, sosyal medya kanallarını bir üs olarak kullanan bu yeni duruş; gizemli, ulaşılamaz hatta devlet tarafından dahi tespit edilemez imajlarıyla insanları zehirlemeye devam ediyordu. Ancak süreç içerisinde bu hesaplar üzerinden aile içindeki meselelerin, köyde anlık olarak temin edilen görüntülerin, yalnızca muhataplarıyla yapılan yazışmaların seçilerek servis edilmesi ise kimler tarafından yönetildiğine dair önemli öngörüler sunuyordu. Kamuoyunun açıkça gördüğü haliyle hiçbir kutsalı bulunmayan bu hesaplar, iffete dil uzatmaktan, kişisel verilerin paylaşılmasına kadar geniş bir sahada hukuku ve ahlaki değerleri çiğnemekten geri durmuyordu. Çelişkiler En yüksek perdeden iddiaları dile getirenlerin, ilim ve irşad beldesi olan Menzil’de dahi bütün çabalarının ticarethaneler üzerine olduğu zamanla ortaya çıktı. Sofileri müşteri olarak gören bir anlayışla ve vakıflarının ticaretle olan kuvvetli bağını ilan edercesine dükkanlara vakıf logoları koyuldu. Yetmedi bir de yeni bedesten inşa edildi. Vakıf çatısı altında ise yeni ticari markalar üretilerek, yapılmayacak denilen ticari faaliyetlerin tamamı bir bir hayata geçirildi. Bu tavır yaşanan iki yıllık sürecin bir özeti niteliğindedir. Zira son iki yıl eylem söylem çelişkileriyle doludur. Bugün ısrarla savunulan şeyler, ertesi gün inkar edilmiş; böylece ortaya büyük bir tutarsızlık örneği çıkmıştır. Bu tutarsızlıklardan biri de hakem heyeti sürecinde ortaya konuldu. “Kim ilmi yüksekse, kimin takvası yüksekse, kimin zikri yüksekse bizde hürmete layık olan odur. Baş köşe onundur” demişlerdi... Fakat ilimde ve takvada zirve şahsiyetler olan ve Allah rızası için, kardeşlerin arasını düzeltmek ve müminleri selim bir yola sevk etmek için Menzil’e gelen merhum Gavs hazretlerinin halifelerine hürmetsizlik ettiler. Baş köşeye oturtmak şöyle dursun, bu kıymetli zatları ağır sözlerle Menzil’den kovdular. Çünkü onlara göre, ister zikir ehli, ister ilim ehli olsun kendi görüşlerini desteklemeyen herkes haksızdı ve hakarete müstahaktı. Mevla’nın rızasını arayan insanları, sorumsuzca ve koşa koşa, Gavs hazretlerinin evlatlarına hakaret ve iftira edecekleri meydanlara sevk ettiler. Gavs hazretleri zamanında emin bir belde olan Menzil’de, Gavs hazretlerinin evlatlarına ve torunlarına saldırmaya yeltendiler. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Ben bu köyün ağasıyım, herkese söyleyin bunu bilsinler” şeklindeki açıklamalarıyla örtüşen bir çalışma yürüttüğü ortadadır. En büyük çelişki ise sonradan üretilen “ümmetin malı” söylemiyle oluşturulmaya çalışılan algının tam tersi bir tutumun vakfın kuruluşunda bir madde olarak eklenmiş olmasıdır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına takiben gelen tepkiler üzerine değiştirildiği ifade edildiyse somut bir bilgilendirme yapılmış değildir. Neticede Semerkand Vakfı’nın gayrimenkulleri “ümmetin malına sahip çıkma” kılıfı ile buraya aktarılmıştır. Diğer tarafta durum böyle iken Rahmetli Gavs hazretlerinin mahdumları yönelik “Ümmetin malını miras yapmak istiyorlar” söylemi kabul edilemez. Üstelik defalarca net bir şekilde reddedilmesine rağmen bu yalanın tekrar tekrar söylenmesinin, basına manşet sipariş edilmesinin, kırmızı pankartlı göstermelik protestolar gerçekleştirilmesinin hiçbir makul izahı olamaz. Bu ithamların muhatabı olan büyüklerimiz, meselenin İslam hukuku çevresinde değerlendirilip çözülmesi gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Sorunun reçetesi İslam hukukudur. Görülmüştür ki ümmet söylemini diline dolayanlar İslam hukukuna başvurmak yerine popülist söylemlerini tekrar etmeyi tercih etmektedir. Buradan da amacın yapmak değil, yıkmak olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Netice Görüldüğü üzere mesele kişisel birtakım çekişmeler veyahut bazı odaklara hizmet eden haber mecralarının perçinlemek istediği gibi mal mülk kavgası değildir. Gittikçe ayrışan bir üslubun özelde Menzil’e, genelde tasavvufa ve dini hayata verdiği zararın önüne geçme çabasıdır. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin çabası, tümüyle Menzil’in yarım asırda mümin gönüllerde oluşturduğu müstesna konumun ve kendilerine miras kalan meşrebin muhafaza edilmesine yöneliktir. Meşrebi muhafaza etmek için ortaya konan bu çaba; sistemli algı çalışmaları, lobicilik faaliyetleri, sosyal medya operasyonları ve sipariş haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Yıkmak kolay, korumak ise zordur. Yıkmanın kolaylığından istifade edenler korumaya çalışanların sukutlarından güç devşirerek 2 yıllık süreçte kendi yaklaşımlarını kamuoyuna “ümmetin menfaatineymiş gibi” lanse etmişler, maalesef bunda da kısmen muvaffak olmuşlardır. Oysa hakikat tektir. Ve ortaya çıkacağını da inancımız tamdır. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifi fehvasınca; biz merhum Gavs hazretlerinin kapısında yetişmiş kardeşlerimizin bu duruma düşmelerini asla istemeyiz. Allah Teâlâ cümlemizi bu fitne ortamından ve fitneci zihniyetin oyunlarından kurtarsın. Tasavvuf ehlinin sarıldığı takva ve nezaketi merkeze alarak “Allah yolunda yarışan” kardeşler olmayı cümlemize nasip etsin. Amin. #menzil #tarikat #tasavvuf
1:05:56

Sensitive content

MENZİL NEDEN GÜNDEMDE? Menzil, yarım asırdır yaptığı ilim ve irşad hizmetleriyle bilinmekteydi. Bu hizmetler Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin meşrebince; Nakşi, vakur ve gündeme gelmeden yapılmaktaydı. Onun ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, dile getirilmesinden dahi hicap ettiğimiz meselelerle gündeme geliyor, gündemde tutuluyor. İki yıllık süreçte hem ihtilafların ortadan kalkacağı ümidiyle hem de Menzil’in itibarını korumak adına sukut edilmiştir. Ancak geldiğimiz noktada ithamlar, yalanlar, iftiralar bir kesim tarafından hakikat sanılmaya başlanmıştır. Menzil’in müminlerin zihninde çağrıştırdığı güzellikler hedef alınmaktadır. İşte bu nedenle gerçeklerin bilinmesi ve “Menzil neden gündemde?” sorusunun cevap bulması için bu video hazırlanmıştır. Sorumluluk Hayatını ilim ve irşad hizmetlerine memur eden, yüzbinlerce insanın gönlünde yer etmiş olan, Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri her fani gibi dar-ı bekaya göç edecekti. Gavs hazretleri gibi büyük bir zatın vefatı her anlamda büyük bir hadiseydi. Kendisine “Hadimü’l-Müslimin” yani müslümanların hizmetçisi sıfatını uygun gören Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri, 30 yıllık irşad hayatı boyunca çokça hizmet etmiş ve yüz binlerce insanın gönlüne girmişti ve herkes, kendisine karşı son vazifesini yerine getirmek üzere Menzil’e akın edecekti. Şüphesiz ki bu; titizlikle planlanması gereken bir süreçti. Bu nedenle vakfın başında olması hasebiyle; Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, hazırlıkları başlatacaktı. 10 yıldır Menzil’in sorumluluğu da kendisinde olduğu için İstanbul’dan Menzil’e kadarki gerekli düzenleme ve görevlendirmeleri yapması gerekiyordu. Nitekim bu oldukça mühim ve zor vazifeyle ilgili aile fertlerini haberdar edecek ve kendileri de bundan memnuniyet duyduklarını dile getireceklerdi. Bu taziye hazırlıkları, vefattan bir hafta önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin bilgisiyle köy muhtarı dahil Menzil’deki tüm ilgililere sunum yapılarak anlatılmıştı. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, süreci başlatmış; vakıf heyetine vazifeler tevdi etmiş ve her adımın titizlikle planlanmasını temin etmiştir. Bu süreçte en ince ayrıntısına kadar görev tarifleri yapılmış, hastaneden Menzil-i Şerif’teki alanlara varana kadar kimin nerede ve ne zaman ne yapacağı belirlenmişti. Devletin ilgili birimlerinden güvenlik ve sağlık gibi alanlarda destek talep edilmişti. Hasılı tüm hazırlıklar Gavs hazretleri gibi büyük bir velîye yaraşır şekilde, büyük bir hüzünle fakat daha büyük bir dikkatle tamamlanmıştı. Gavs hazretlerinin son günlerinde, durumu artık iyice ağırlaşınca, evlatları babalarının yanında toplanmışlardı. Ve 12 Temmuz günü, doktorlar, artık odaya Gavs hazretlerinin evlatlarını davet etmiş; son birkaç saatlik öngörülerini kendileriyle paylaşarak odadan ayrılmışlardı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, babasının saatler içinde son nefesini verme ihtimalini bildiği halde hastanenden ayrılarak kendisince önemli bir durumla ilgili Kasr-ı Arifan’a gitmiştir. Bu duruma bir anlam veremeyerek odaya geçen Gavs hazretlerinin diğer evlatları ve torunu Seyyid Muhammed Galip Elhüseynî ise Kur’an-ı Kerim okumaya ve dua etmeye burada devam etmişlerdir. Gavs hazretlerinin vefatıyla birlikte, artık önceden yapılan hazırlıklar, sırası geldikçe yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak vefattan 2 saat sonra Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendi sosyal medya hesabından yaptığı taziye paylaşımı, oldukça tuhaf karşılanmıştır. “Bu fakîrin de şâhitliği vechile; kendisinden sonra mutlak halîfe olarak Seyyid Sâkî Erol Hazretleri’ni Menzil’deki merkez tekkeye nasbetmiş idi.” diyerek kendi kendine vermiş olduğu şahitlik payesi hem gerçek dışı hem de tuhaftı. Aileden ve yakın kimselerden hiç kimsenin şahit olmadığı bu nasbetme meselesine alakasız kişilerin şahit olduğunu ilan etmelerinin bir karşılığı yoktu. Bütün bunların ötesinde böyle bir açıklamaya, neresinden bakılırsa bakılsın gerek yoktu. Aslına bakılırsa bu, kimsenin hakkı ve haddi de değildi. Ancak o gün, Menzil’de başkaca tuhaflıklar da yaşanmıştı. Menzil’e intikal ve Menzil’de misafirlerin ağırlanması hususundaki bütün hazırlıklar harfiyen yerine getirilirken; tuhaf bir şekilde cami içi ile hanımlar tarafındaki düzen ve görevlerde değişiklik yapılmıştı. Bu değişiklikler gerekçesi, şekli ve neticeleri bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken değişikliklerdir. O gün özelinde yapılan düzenlemelerde camide hocalar ve talebeler yer alacaktı böylelikle hem adaben ilim ehli ön saflarda yer almış hem de düzen ve intizamla namaz ve defin işlemleri gerçekleşmiş olacaktı. Bu düzenlemeyle Gavs hazretleri, çok sevdiği âlim ve talebelerinin omuzlarında taşınmış olacaktı. Diğer taraftan Gavs hazretlerinin evlatlarının bu acılı günlerinde onlara yardımcı olmaları açısından camideki hizmet ve koruma görevlileri önceden taksim edilmişlerdi. Böylelikle hem kendileri rahat hareket edecek hem de taziyeleri rahatça kabul edebileceklerdi. Ayrıca görevliler, gelen bütün misafirlerin izdihamdan etkilenmeden hareket edebilmelerine odaklanacak; gerekli hizmetleri herkes kendi organizasyonu içerisinde hızlıca görecekti. Ancak bütün bu planlama herhangi bir istişare yapılmadan değiştirildi. Camiden hoca ve talebeler çıkarıldı, ön saflara köy dışından olduğu anlaşılan bazı adamlar yerleştirildi. Gavs hazretlerinin evlatlarına yardımcı olması için görevlendirilen korumalar ise kendi amirlerini de bertaraf ederek kendi başlarına hareket etti; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanarak diğer aile üyelerini yalnız bıraktılar. Gavs hazretlerinin evlatlarını yok saydılar; oluşan karmaşadan dolayı aile ferdlerinin namaza iştirakleri bile zorlaştı. Diğer bir değişiklik ise hanımlar tarafında yapıldı. Özellikle hanımlar tarafındaki görevliler, hep birlikte misafirleri yalnızca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisap için koordine etmeye odaklanmıştı. Diğer 5 halifeyi yok sayarak “Posta Seyyid Saki geçti” diyerek ilanlara başlamışlardı. Vehim Bu hazırlıklar sayesinde yüzbinlerce insanın iştirak ettiği taziye süreci yapılan müdahalelerin oluşturduğu karmaşalar dışında sorunsuz geçti. Söz konusu müdahalelerin bir vehimden kaynaklandığı ise daha sonra anlaşıldı. Yapılan bu çalışmalar birkaç aklı evvel tarafından “mihrabı ele geçirmeye çalışacaklar” şeklinde lanse edilmiş ve kendilerince karşı hazırlık yapılmıştı. Bu vehim ve zannın, uzunca bir süredir, Gavs hazretleri hayattayken, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin etrafında toplanan bir güruh tarafından oluşturulduğu ve derinleştirildiği bilinmekteydi. Semerkand Vakfı ve aile fertleriyle ilgili asılsız iddialar, bir şekilde vakıf hizmetlerinden uzaklaşmış kimseler tarafından yıllarca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye iletilmişti. 10 yıl önce Rahmetli Gavs hazretlerinin Menzil Köyü’nün yönetimini Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’den alarak Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye vermesi vehim ve zanların derinleşmesine etki etmişti. Özellikle Menzil’in yönetiminin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmesinden hoşnut olmadığı, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından ifade de edilmişti. Ayrıca Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfı yönetmekle ilgili ısrarlı bir talebi olduğu, defalarca bu taleple babasına gittiği aile tarafından bilinmektedir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni Hazretleri bu talepleri net bir şekilde reddedip yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’de devam etmesini temin etmiştir. Bu pencereden bakınca Gavs hazretlerinin vefatından önce Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından yeni bir vakıf hazırlıklarının yapılması, taziye hazırlıklarının farklı yorumlanarak endişe kaynağı haline getirilmesi ve birtakım vehimlerle taziye alanına müdahale edilmesi daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yerine bir oldu bittiyle ilerlemek tercih edilmişti. Nitekim taziye yerinden “ben hanımlar tarafına tövbe vermeye gidiyorum” diye kalkan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye adaba uygun ve istişareyle hareket etmek gerektiği kardeşleri tarafından hatırlatılmıştı. Tarikat adabı, Gavs hazretlerinin tüm halifelerine irşada başlama yetkisi veriyordu. Bunun nasıl olacağını belirlemeden hareket etmek doğru olmayacaktı. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu talebi reddederek külliyeden ayrılmıştı. Bir süre sonra camiye geçerek kardeşlerini istişare için davet etmişti. Burada yapılan görüşmede Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kardeşlerinin irşad vazifeleri üzerinde tasarrufta bulunmaya çalışıyor, onlara “Siz bir ay tövbe vermeyin” diyordu. Bu konudaki ısrarın sürmesi üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni “Abi, bir tahtta iki padişah olmaz, ama bir postta 7 şeyh olur. Babamızın postu büyüktür. Yeter ki derdimiz padişahlık olmasın” demişti. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “O zaman her yerde ben sizden ayrılıyorum. Hiçbir şeyde birlikte kalmayacağım.” demişti. İşte o gün ailenin maruz kaldığı durumlar, adabın hiçe sayılması ve manevi gerekçeler bu talebin yanlışlığını ortaya koyuyordu. Dolayısıyla üç halife de o gün, aynı anda irşada başlamalıydı. Öyle de oldu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin ısrarı kabul görmeyince defin günü öğle namazından sonra Menzil Camii’nde irşad açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Koşulsuz Biat Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin kendisi tarafından bizzat ifade edilen bu biatla beraber alınan başka biatlar olduğu bilinmektedir. Zira Gavs hazretlerinin koruma ve yakın hizmetine bakan Uşaklılar, onun ahirete irtihalinden 6-7 ay önce toplantı yaparak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye biat kararı almışlardı. Bu durumundan haberdar olan Gavs hazretlerinin mahdumlarından Seyyid Muhammed Emin Elhüseyni babası henüz hayatta iken bu tür konuşmalar yapılmasından dolayı çok üzülmüş, kendisi hastahanede babasıyla ilgilenmekte olduğu için Uşaklılara okunmak üzere bir mesaj hazırlamıştır. Hazırlanan bu mesaj Uşaklılara yüz yüze okunmuştur. Aylar öncesinden koşulsuz biatlar alınarak planlanan şeyler aceleyle bir bir hayata geçirilmeye başlanmıştı. Gavs hazretlerinin defninden sadece bir gün sonra, henüz Gavs hazretlerinin toprağı soğumamışken, Serhendi isimli yeni bir vakıf ve Dehlevi markalı yeni bir yayınevinin kurulduğu ilan edilmişti. Gavs hazretlerinin vefatından kısa bir süre evvel Kasr-ı Arifan’da Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ile toplantı yaparak akıllarda soru işaretleri uyandıran Ahmet Mahmut Ünlü, sosyal medya üzerinden yönlendirici ve çalışılmış paylaşımlarını yapmaya devam ediyordu. Yalnız bu kez önemli bir iletişim kazası yaşanmış, Ahmet Mahmut Ünlü, hızını alamayarak, herkesten önce Serhendi Vakfı’nın kurulduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Hazretleri’nin yakın hizmetkârı, benim de kıymetli dostum Dr. Yunus Aydın Hocaefendi’den aldığım bilgiye göre; Şeyh Seyyid Muhammed Sâkî Efendi Kur'ân, Sünnet ve Ehl-i Sünnet'i ihyâ, Nakşî Müceddidî Hâlidî Tarîkatı'nın adâbını icrâ etmek üzere “Serhendî” adı altında yeni bir vakıf ve “Dehlevî” ismi altında yeni bir yayınevi kurmuştur. Vakfın başına kıymetli mahdûmu Seyyid Yakup Efendi’yi geçirmiştir, Kendisinin bundan evvel mevcut olan vakıf ve yayınevleri ile hiçbir alâkası olmadığını beyân etmiştir.” Ahmet Mahmut Ünlü’nün yapmış olduğu bu paylaşımın ardından, kendileri de durumu ilan etmek zorunda kaldılar. Yapmış olduğu paylaşımlarda Semerkand’a yönelik ağır ithamlar dile getiren Ahmet Mahmut Ünlü, “Şimdi anlamayanlar yakın bir zamanda bana duâ edeceklerdir.” ifadesiyle gelecekte yaşanacaklara dair ipuçları veriyordu. Yine planlı süreçlerini açığa çıkaran büyük bir iletişim kazası yaparak, mevcut vakıf ve yayınevleriyle hiçbir alaka kalmadığını ilan da etmişti. Bu husustaki tavır ise garipti; zira kurumlar ve faaliyetleri reddediliyor lakin mülklerin ve değerlerin yeni kurdukları vakfa ait olduğu savunuluyordu. Bu yaklaşım ise “ümmetin malını savunma” gibi bir maskeyle temellendiriliyordu. Bu kullanışlı kavram kalkan yapılarak, kimi zaman hukuki yollarla, kimi zaman kaba kuvvetle Semerkand’a ait bazı değerler ve birçok mülk, fiili olarak ele geçirildi. Yıllardır bu mekanların müdavimi olan kişiler, bu mekanlardan uzaklaştırıldı, mekanların tabelaları değiştirildi. Böylece yeni kurulan vakfın ümmet için çalışması beklenirken bütün gayretini tabela değiştirmeye kanalize ettiği görüldü. İlan edilen vakıf ve yayınevi markaları için 24 Haziran 2022’de tescil başvurusu yapıldığı görülmektedir. Bu tarih göz önüne alındığında vefattan en az 1 yıl önce başlatılmış bir sürecin varlığını anlamak zor değildir. Taziyenin ilk günlerinden itibaren Serhendi iletişim kanallarından “Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye gönül bağıyla, uzaktan, yani kendisinden yahut vekilinden tövbe almadan da intisap edilebileceği” çağrısı yapılıyordu. Oysa Gavs hazretleri, intisap konusunda Nakşibendi adabının dışına asla çıkmazdı. Aynı mekanda olmadıkça kimseden intisap kabul etmezdi. Pandemi döneminde tedbir gereği belirli bir mesafeden seslenerek tövbe telkin etmişti. Mikrofon dahi kullanmamış, “ben bugün hoparlörle tövbe verirsem, yarın siz telefonla tövbe verirsiniz. Telefonla tövbe mi olur?” diyerek bugünleri görürcesine açıkça ikazda bulunmuştu. Ancak adaba aykırı bir şekilde yapılan bu “gönül bağıyla intisap edilebilir” ilanı, yurtdışındaki bazı kimselere telefonla tövbe ve vekalet verilmesi, koşulsuz biatın farklı bir tercümesi gibiydi: Şimdiye dek bağlı bulunduğunuz adaba uymasa da biat edin! Aynı tarihlerde Nakşibendi adabında dahi olmayan bir talimat ilan edildi: “Başka Nakşi kollarının hatmesine girilmeyecek!” “Merhum Gavs hazretlerinin halifesi olan mürşid-i kamillere bağlı sofilerin yaptırdığı hatmeye” değil, başka hiçbir Nakşi kolunun hatmesine girilmeyeceğini ilan eden bu talimat; Nakşibendi yolunda kendisine asla yer bulmayacak bir talimattır. Ve hakikatte bu talimat, koşulsuz alınan biatların şöyle bir tercümesi anlamına geliyordu: Yoldan çıkacak olsanız dahi biat edin! Nitekim Hatme-i Hacegan ile ilgili bu ilan, aileler içinde dahi sorunlara neden oldu. Zira aynı ailede farklı şeyhlere müntesip kişiler birlikte Hatme-i Hacegan yapamaz hale geldi. Bu durum aile, akrabalık ve arkadaşlık bağlarını güçlendiren tasavvuf ahlakının tersine bir tutumu öne çıkarıyordu. Arkadaşlıkların bozulması, akrabalar arasında sıkıntılar oluşması, aile huzurunun hedef alınması gibi ağır sonuçlar kendini gösterdi. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, ilk günlerde kardeşlerine haber göndererek “Benim bulunduğum yerde tövbe verdiler, onları kardeşlikten attım.” demişti. Tasavvufun insanları kardeş etme misyonuna taban tabana zıt olan bu yaklaşım aile içinde kalmamış, hatme-i haceganla ve diğer meselelerle ilgili verilen talimatlar yoluyla dışarıya taşırılmış oldu. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini bugüne kadar sürdürmüştür. Ortak aldıkları kararlarla bazı hizmetlerini tabii olarak müstakilleştirmişlerdir. İki mürşid-i kamil arasında vuku bulan bu makul sürecin, üçü arasında neden gerçekleşmediği ise yaşananlardan dolayı malumdur. Adap mı Duruş mu? Gavs hazretleri Nakşibendi tarikatının Halidi kolunda irşad eden bir mürşiddi. Çağın ihtiyaçlarına karşılık gelecek hizmetleri üretmişti ama bunları farklı bir anlayışla yahut duruşla ifade etmemişti. Çok sevdiği Semerkand Vakfı’na yahut Nakşibendiliğin şehri olan Semerkand’a işaretle “Semerkandi Duruş” gibi bir tabir hiç kullanmamıştı mesela. Ancak belli ki, henüz kurulur kurulmaz adabın dışında hareket eden bu yeni fraksiyon, kendisini tarif ederken de usulün dışına çıkmış ve “Serhendi Duruş” adıyla kendi anayasasını ilan etmiş oluyordu. Serhendi Duruş başlığıyla dile getirilen bütün süslü sözlerin altında merhum Gavs hazretlerinin meşrebine ve hizmetlerine karşı çıkan ve bunlarla mücadele edileceğini ilan eden bir anlayış yatıyordu. “Müceddid gelir, zamanında birikmiş ister itikadi olsun, ister ameli olsun, ister ahlaki olsun zararlı şeyleri önce bir temizler. Ondan sonra hem kendi önünü hem de emsal irşad edenlerin önünü açar, istikamete sokar, ümmet böylece nefes alır” derken kastedilen “zararlı şeyler” Gavs hazretleri zamanında yapılmış ilim ve irşad hizmetlerinden başka bir şey değildi. Rahmetli Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhû hazretlerinin “Vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor” gibi açık beyanlarına rağmen 19 Temmuz 2023 tarihinde Serhendi iletişim kanalları üzerinden Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dilinden 10 maddelik talimatlar manzumesi paylaşılmıştı. Bu 10 madde daha sonraları Ahmet Mahmut Ünlü tarafından çeşitli ulusal kanallarda “Menzil Şeyhi Seyyid Saki’nin ilan ettiği önemli maddeler” şeklinde okunmuş ve methedilmişti. Bu maddelerdeki popülist söylemlerin bazıları kulağa hoş geliyor olsa da yürütülen algı çalışmalarının bir parçası olarak değerlendirildiğinde Semerkand’ın bu maddeleri ihlal etmiş olduğuna dair bir suçlama içermekteydi. Bu suçlamanın aile içinden yapılıyor olması ise bu metni Menzil’e cephe almış kişiler için çok kullanışlı bir malzeme haline getirmiştir. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ise ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya konuldu. Bu maddelerle ilgili diğer önemli husus ise tarikat-siyaset ilişkisine dairdir. Metinde “dergahlarda siyaset konuşmak” diye geçilen bu başlığa sair sohbetlerde de değinilmiştir, Semerkand’a ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. “İktidarın kuyruğu oldular” gibi seviyesiz söylemlerle Menzil’in ve Semerkand’ın yerli ve milli duruşu hedef alınmıştır. Bu popülist eleştiriyi yapanların son seçim sürecinde farklı zamanlarda 3 farklı siyasi partiyle poz vermiş olması da oldukça manidardır. Söylem-eylem tutarsızlığının ibretlik bir vesikasıdır. Zihniyet Adabın yerine icat edilen duruşun geldiği nokta içler acısıydı. Sadat-ı kiram efendilerimizden tevarüs eden ne kadar kıymetli hazine varsa hepsi reddediliyor ve yeni bir mürşid tarifi müjde olarak sunuluyordu. Anlaşılan o ki yeni duruşta Nakşibendi silsilesindeki sadat-ı kiram efendilerimize dahi yer yoktu. Pusulası şaşmış bu söylem “yukarıdan” bir tehditle herkesin manevi nasibini de tayin etmeye çalışıyordu. Eski sofiler ve icazeti kendinden menkul hocalardan oluşan başka bir zümre ise makam-mevki mütehassısı olarak zuhur ediyor, sözde tasavvufi dayanaklarla bu anlayışı şerh etmeye çalışıyordu. Bu ilk halkanın etrafına bir sosyal medya fenomeni, Gavs hazretlerinin halifeleri olan büyüklerimize “büyüğe hürmeti” anlattığı videolarıyla eklemleniyordu. Edepten yoksun bu şahsın hadsizlikleri bununla sınırlı kalmıyor, yıllarca istifade ettiği Elhüseyni ailesinin ihtilafına gururla dahil oluyor, fırsatını bulduğunda galiz hakaretler etmekten geri durmuyordu. Yine Menzil’le ilgisi bulunmayan kimi diğer meşhur ve gazeteci şahsiyetlerin, Gavs hazretleri hayattayken Menzil’e davet edilmeleri, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi “Menzil Şeyhi” olarak, daha o zamanlardan lanse etmeleri, planlı bir sürecin yavaş yavaş nasıl işlendiğini gözler önüne seriyordu. Ve en son ve tehlikeli halka, karanlık odaklar eliyle dizayn edilmiş gibi hareket eden yeni sosyal medya hesaplarıyla tamamlanıyordu. Yüzlerce bot hesap tarafından desteklenen amiral gemisi niteliğindeki hesaplar üzerinden Semerkand Vakfı yöneticilerine, Elhüseyni ailesinin fertlerine hatta irşadla görevli mürşid-i kamillere ağır hakaretler ve iftiralar edildi, hedef gösterme çalışmaları yapıldı. İletişim ve algı yönetiminde, sosyal medya kanallarını bir üs olarak kullanan bu yeni duruş; gizemli, ulaşılamaz hatta devlet tarafından dahi tespit edilemez imajlarıyla insanları zehirlemeye devam ediyordu. Ancak süreç içerisinde bu hesaplar üzerinden aile içindeki meselelerin, köyde anlık olarak temin edilen görüntülerin, yalnızca muhataplarıyla yapılan yazışmaların seçilerek servis edilmesi ise kimler tarafından yönetildiğine dair önemli öngörüler sunuyordu. Kamuoyunun açıkça gördüğü haliyle hiçbir kutsalı bulunmayan bu hesaplar, iffete dil uzatmaktan, kişisel verilerin paylaşılmasına kadar geniş bir sahada hukuku ve ahlaki değerleri çiğnemekten geri durmuyordu. Çelişkiler En yüksek perdeden iddiaları dile getirenlerin, ilim ve irşad beldesi olan Menzil’de dahi bütün çabalarının ticarethaneler üzerine olduğu zamanla ortaya çıktı. Sofileri müşteri olarak gören bir anlayışla ve vakıflarının ticaretle olan kuvvetli bağını ilan edercesine dükkanlara vakıf logoları koyuldu. Yetmedi bir de yeni bedesten inşa edildi. Vakıf çatısı altında ise yeni ticari markalar üretilerek, yapılmayacak denilen ticari faaliyetlerin tamamı bir bir hayata geçirildi. Bu tavır yaşanan iki yıllık sürecin bir özeti niteliğindedir. Zira son iki yıl eylem söylem çelişkileriyle doludur. Bugün ısrarla savunulan şeyler, ertesi gün inkar edilmiş; böylece ortaya büyük bir tutarsızlık örneği çıkmıştır. Bu tutarsızlıklardan biri de hakem heyeti sürecinde ortaya konuldu. “Kim ilmi yüksekse, kimin takvası yüksekse, kimin zikri yüksekse bizde hürmete layık olan odur. Baş köşe onundur” demişlerdi... Fakat ilimde ve takvada zirve şahsiyetler olan ve Allah rızası için, kardeşlerin arasını düzeltmek ve müminleri selim bir yola sevk etmek için Menzil’e gelen merhum Gavs hazretlerinin halifelerine hürmetsizlik ettiler. Baş köşeye oturtmak şöyle dursun, bu kıymetli zatları ağır sözlerle Menzil’den kovdular. Çünkü onlara göre, ister zikir ehli, ister ilim ehli olsun kendi görüşlerini desteklemeyen herkes haksızdı ve hakarete müstahaktı. Mevla’nın rızasını arayan insanları, sorumsuzca ve koşa koşa, Gavs hazretlerinin evlatlarına hakaret ve iftira edecekleri meydanlara sevk ettiler. Gavs hazretleri zamanında emin bir belde olan Menzil’de, Gavs hazretlerinin evlatlarına ve torunlarına saldırmaya yeltendiler. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Ben bu köyün ağasıyım, herkese söyleyin bunu bilsinler” şeklindeki açıklamalarıyla örtüşen bir çalışma yürüttüğü ortadadır. En büyük çelişki ise sonradan üretilen “ümmetin malı” söylemiyle oluşturulmaya çalışılan algının tam tersi bir tutumun vakfın kuruluşunda bir madde olarak eklenmiş olmasıdır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına takiben gelen tepkiler üzerine değiştirildiği ifade edildiyse somut bir bilgilendirme yapılmış değildir. Neticede Semerkand Vakfı’nın gayrimenkulleri “ümmetin malına sahip çıkma” kılıfı ile buraya aktarılmıştır. Diğer tarafta durum böyle iken Rahmetli Gavs hazretlerinin mahdumları yönelik “Ümmetin malını miras yapmak istiyorlar” söylemi kabul edilemez. Üstelik defalarca net bir şekilde reddedilmesine rağmen bu yalanın tekrar tekrar söylenmesinin, basına manşet sipariş edilmesinin, kırmızı pankartlı göstermelik protestolar gerçekleştirilmesinin hiçbir makul izahı olamaz. Bu ithamların muhatabı olan büyüklerimiz, meselenin İslam hukuku çevresinde değerlendirilip çözülmesi gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Sorunun reçetesi İslam hukukudur. Görülmüştür ki ümmet söylemini diline dolayanlar İslam hukukuna başvurmak yerine popülist söylemlerini tekrar etmeyi tercih etmektedir. Buradan da amacın yapmak değil, yıkmak olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Netice Görüldüğü üzere mesele kişisel birtakım çekişmeler veyahut bazı odaklara hizmet eden haber mecralarının perçinlemek istediği gibi mal mülk kavgası değildir. Gittikçe ayrışan bir üslubun özelde Menzil’e, genelde tasavvufa ve dini hayata verdiği zararın önüne geçme çabasıdır. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin çabası, tümüyle Menzil’in yarım asırda mümin gönüllerde oluşturduğu müstesna konumun ve kendilerine miras kalan meşrebin muhafaza edilmesine yöneliktir. Meşrebi muhafaza etmek için ortaya konan bu çaba; sistemli algı çalışmaları, lobicilik faaliyetleri, sosyal medya operasyonları ve sipariş haberlerle itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Yıkmak kolay, korumak ise zordur. Yıkmanın kolaylığından istifade edenler korumaya çalışanların sukutlarından güç devşirerek 2 yıllık süreçte kendi yaklaşımlarını kamuoyuna “ümmetin menfaatineymiş gibi” lanse etmişler, maalesef bunda da kısmen muvaffak olmuşlardır. Oysa hakikat tektir. Ve ortaya çıkacağını da inancımız tamdır. “Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifi fehvasınca; biz merhum Gavs hazretlerinin kapısında yetişmiş kardeşlerimizin bu duruma düşmelerini asla istemeyiz. Allah Teâlâ cümlemizi bu fitne ortamından ve fitneci zihniyetin oyunlarından kurtarsın. Tasavvuf ehlinin sarıldığı takva ve nezaketi merkeze alarak “Allah yolunda yarışan” kardeşler olmayı cümlemize nasip etsin. Amin. #menzil #tarikat #tasavvuf

Menzil Yolu Teyit

67,666 görüntüleme • 1 yıl önce

MENZİL'DE İHTİLAF NASIL BAŞLADI? Menzil, yarım asırdır gerçekleştirdiği ilim ve irşad hizmetleriyle gönüllerde yer edindi. Bu hizmetler Gavs-ı Cihan Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni (kuddise sırruhû) hazretlerinin sürekli üzerinde durduğu üzere; şer’i şerif, sünneti seniyye ve tasavvuf adaplarına uygun olarak yürütüldü. Gavs-ı Cihan (kuddise sirruhu) hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra ise Menzil, çeşitli itham ve tezviratlarla anılmaya başlandı. Özellikle ilim ve irşad mekanı olan dergahlarla ilgili çeşitli iddialar ve iftiralar ortaya atıldı. Bu mekanların şahsi miras yapılmak istendiği yalanı tekrar tekrar söylendi. Bugün tezviratlara karşı hakikatleri dile getirmek, dergahların durumunu izah etmek ve “Menzil’de İhtilaf Nasıl Başladı?” sorusuna cevap bulmak için bu açıklama zaruri hale gelmiştir. Bugün yaşadığımız üzücü hadiseler, ilmi rehber edinmeyen bir iradenin tezahürüdür. Yönetme hırsı nedeniyle yıllarca biriktirilmiş öfke, ilmin rehberliğini bir kenara itmiş ve ortaya hiç kimsenin anlayamadığı ve açıklayamadığı bir tablo çıkmıştır. Sadat-ı Kiram efendilerimiz 1971 yılında Menzil’e geliyorlar. Aradan geçen yarım asırlık süreçte irşad hizmetleri nasıl bir seyir izledi? İlk yıllarda Menzil’e küçük bir cami inşaa edilmişti. Elhüseyni ailesi, uzaktan-yakından gelen misafirlerine, kendi hanelerinin mutfağından ikramlar hazırlayarak sunuyorlardı. Ziyaretçilerin sayısı arttıkça çorbahane, fırın gibi mekanlar kuruldu. Bu yıllarda başka şehirlerde dergahlar yoktu. Sofilerin sayısı arttıkça sohbet ve Hatme-i Hacegan gibi tasavvuf amellerinin yapılacağı mekanlar ihtiyaç haline gelmişti. O yıllarda iletişim ve ulaşım imkanları kısıtlıydı. Dergahlarda ilim ehli kimselerin sayısı da oldukça azdı. Bu nedenle çeşitli sorunlar yaşanıyordu. - Bazı dergahlarda ilmî, amelî ve ahlâkî konulardan çok keşif ve keramet gibi konular konuşuluyordu. - Sahih kaynak niteliği taşımayan kitaplar kaynak olarak kullanılıyordu. - Mürşid-i kâmilin, belirli sınırlarda sofilere hizmet etmesi için vekalet verdiği bazı kimseler, bu vazifeyi bir makam olarak lanse ediyor ve sofileri istismar ediyordu. - Bazı dergahlardaki görevli vekiller, birbirleriyle çekişme içine girmişti. - Birtakım kimseler dergahları ve sofileri şahsi menfaat sağlamak amacıyla kullanıyordu. - Tüm bunlar “İlimsiz tasavvuf felakete götürür.” kelamının adeta birer tezahürüydü. Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri 25 Aralık 2000 tarihinde Avrupa’dan gelen vakıf görevlilerine bir sohbet yapmıştı. Sohbet bir mektup gibi yazılı hale getirildi. Akabinde Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri, mühür mahiyetinde isminin yazılı olduğu bu mektubu Avrupa’daki ilgililere göndermişti. Bu sohbetinde Gavs-ı Cihan hazretleri vakıfların kurulmasıyla ilgili şöyle buyurmuştu: “Biz baktık, gördük ki Avrupa’da da Türkiye’de olduğu gibi adaba riayetsizlik baş göstermiştir. Yarbay yaşlandığı için bunun önüne geçemedi, geçemezdi de. Bunun önüne geçmek için biz Seyyid Mübarek’i orada vakıf kurmakla görevlendirdik. Bundan gayemiz sadece Allah’ın ve Resulullah Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) rızasını kazanmaktır” Gavs-ı Cihan kuddise sırruhû hazretleri aynı sohbetinde vakıf sistemin işleyişini ve önemini şöyle tarif etmişti: "Bunun için biz bu vakfı kurduk, tüzük ve emirler nasıl ise öyle hareket edeceksiniz. Kur'an Allah'a, Resulüne ve ulul emre itaat edin diyor. Seyyid Mübarek bizim emrimizdedir. O da memurlar tayin ediyor, böylece teşkilatlar oluşturuyor. Emirler böyle dağıtılıyor. Mesela iki yüz-üç yüz vekil var. Ben bir anda onların hepsine birden ulaşamam. Onlara bu şekilde yetişiliyor, talimatlar dağıtılıyor. Biz bu vakfı ancak Allah rızası için emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ani’l-münker için kurduk. Adab olmazsa nispet, fuyuzat olmaz. Bu dediklerimiz olmazsa biz de siz de perişan oluruz." Sonraki 10 yılda dergahlar, zahirde ve batında bu temeller üzerine bina edildi. Rahmetli Gavsımız “Vakfı kurdum.” demeden önce “İstişare ettim” buyurmuşlardı. Dolayısıyla ülkemizin dört bir yanındaki dergahlarda istişareyle hareket edecek; ilim ve irşad hizmetlerinin daha güzel yürütülmesi adına gayret sarf edecek heyetler kuruldu. Şeriat ve adab temelleri üstünde istişare ve gayret ile yükselen dergahlar, sahih bir tasavvuf anlayışının yerleşmesini sağladı. Hizmetlerdeki gayenin irşad olduğu bilincini kalplere yerleştirdi. 20 yıl boyunca titizlikle ve büyük gayretlerle tesis edilen sistem meyvelerini veriyordu. En güzel hizmetler Gavs-ı Cihan hazretlerinin irşadının son 10 yıllık bölümünde yapıldı. Rahmetli Gavsımız vakfın işleyişini nasıl tesis ediyordu? Vakfın başında kuruluşundan itibaren Gavs hazretlerinin evlatları bulunuyordu. Gavs hazretleri 30 yıllık irşadının son 20 yılında bu hizmetlerin yönetimini Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye emanet etmişti. Merhum Gavsımız mahdumu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’yi evvela Avrupa’daki vakıfların idaresinde vazifelendirmişti. Avrupa’daki bazı dergahlarda Türkiye’dekilere benzer bazı problemler görülüyordu. Sonraki yıllarda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni bu durumu şöyle ifade edecekti: “Bir tren düşünün uçuruma gidiyor. İçinde binlerce insan var. Uçuruma gittiklerini de bilmiyorlar. Onları nasıl kurtarırsınız? Tek tek ikna etmeye vaktiniz yok. Bu durumda makas değiştirirseniz ve trendeki herkesi kurtarmış olursunuz. Ama onlar bunun farkında bile olmaz.” İşte yapılan tam olarak buydu. Rahmetli Gavs hazretlerinin ilim merkezli irşad hizmetleri Avrupa’da sağlam bir itikat temeline böylece oturmuştu. Bir süre sonra Rahmetli Gavsımız Türkiye’deki vakıf yönetimini de Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye bizzat görev olarak tevdi etti. Vakıf görevini babasından alan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni tüm Türkiye’yi defalarca il il gezdi. Her işini şeffaflık ve istişare üzerine bina etti. Amaçlar güzelce anlatıldı. Böylece insanların vakfa güveni tesis edildi. Büyük hizmetler de bu şekilde mümkün oldu. Rahmetli Gavs hazretlerinin bu hizmetler konusundaki kanaati nasıldı? Merhum Gavsımız vakıfların geldiği durumdan duydukları memnuniyeti şu sözlerle ifade etmişlerdi: “İlla niyetinizi Allah rızası için yapıp bizi de ortak edin. Bizim vakfımızdan çok razıyız, çok da iyi gidiyor. Ama tekrar çok dikkatli olmanız gerekir. Biz çok çalıştık vakfı bu hale getirdik. Sizin de dikkatli olmanız gerekir, üzerinde duracaksınız. Niyet edin, bizim vakfımız bozulmasın. Vakıf çok güzeldir, dünya-ahiret için de çok iyidir. Hem dünya için hem ahiret için.“ “Çalışmalarınızla bize ortak olacaksınız, siz de ortak edin. İkimizin de niyeti Allah rızası için olsun.” Bu sohbetinde Gavs hazretlerinin “bizim vakfımız bozulmasın.” buyurmasının hikmeti nedir? Vakfa zarar vermek isteyenler mi vardı? O gün Gavs-ı Cihan hazretlerinin sohbetini dinleyenler vakfın neyden ya da kimden korunması gerektiğini anlayamamıştı. Ancak zaman geçtikçe o cümleler çok daha iyi anlaşıldı. Aslında bu meselenin kökü eskilere dayanıyordu. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, yönetimin Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye verilmiş olmasından rahatsızlık duyuyor ve yönetimi ele almak istiyordu. Bunun için bir gün babasına giderek vakfın yönetiminin Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ile beraber kendisine verilmesini istedi. Gavs-ı Cihan hazretleri sukut etti. Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni’yi yanına çağırdı. “Seyyid Saki ile birlikte vakfın yönetimini istiyormuşsunuz.” deyince Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni kendisinin bu durumdan haberi olmadığını ifade etmiş ve “Seyyid Mübarek’ten başkası yapamaz” diyerek yönetimin aynı şekilde devam etmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine Gavs-ı Cihan hazretleri “O zaman git bunu Seyyid Saki’ye de söyle.” diyerek cevabını iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin vakfın yönetimini almakla ilgili tüm çabaları ve ısrarları sonuçsuz kaldı. Vefattan sonra yaşanan gelişmelerden anlaşılan odur ki babasının bu kararlı duruşu karşında tek çaresinin vefat sonrası için hazırlıklar yapmak olduğuna kanaat getirmişti. Gavs Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra neler yaşandı? Defin günü Menzil’de şahit olunan hadiselerin bugünle nasıl bir irtibatı var? Gavs hazretlerinin defninden sonra Menzil Külliye’sinde misafirlerin taziyeleri kabul edilmeye başlandı. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, öğle namazından önce bir emrivaki ile “Ben tövbe vermeye gidiyorum” diyerek taziye alanından ayrıldı. Gavs hazretlerinin halifesi olan kardeşlerinin de kendilerine verilen irşad vazifelerini ifa etmek istediklerini duyunca öfkelendi, camideki odaya geçti. Ardından kardeşlerini de çağırdı ve bir araya geldiler. Gerçekleşen konuşmada Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Burada tövbe vermeyin, bir müddet tövbe vermeyin.” diyerek kardeşlerinin irşad hakları üzerinde tasarrufta bulunmaya, onları engellemeye çalıştı. Bunda muvaffak olamayınca da“Ben her yerde sizden ayrılacağım.” dedi. Aynı görüşmede “Her şey babamındır.” diyerek kardeşlerinin tavırlarını öğrenmeye çalışıyordu. Kardeşleri “Şahsi bir şeyimiz yok, her şey babamızındır.” deyince detaya girmeye başladı. Bu detaylar üzerine Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni;“Bu konularda İslam hukuku ne diyorsa o olur.” diyerek daha ilk gün İslâm hukukunu işaret etmişti. Camide yapılan görüşme Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin istediği gibi gitmeyince öğle namazından sonra herkesçe malum olan o açıklamayı yapmak durumunda kaldı. Bunu bizzat yapıyor olması odadaki tavrına ters düşse de dışarıdan bakıldığında mutedil bir imaj oluşturmaktaydı. Bu mutedil görüntüden dolayı sofilerin kendisine teveccüh göstermesi pek de gerçekçi olmayan bir algının oluşmasına sebep oldu. Bir anlamda güç zehirlenmesi olarak tarif edilebilecek bu algı; tüm sofilerin her yapılan, her söylenen şeyde arkasında duracağını düşündürmüş olmalıydı. Ki, hemen ertesi gün sert söylem ve eylemler başladı. Daha önce yapılan hazırlıklar bir bir uygulanmaya başladı. Alınan koşulsuz biatlar da buna yardımcı oldu. Gavs hazretleri hayattayken ne türden hazırlıklar yapılmıştı? Bunlar nasıl hayata geçirildi? Kuşkusuz yapılan en büyük hazırlık Semerkand’ın yerine ikame edilecek yeni bir vakfın kurulmasıydı. Bu yeni vakfın ismi, Gavs-ı Cihan hazretlerinin ahirete irtihalinden 13 ay önce tescil edilmişti. İlan tarihi ve yöntemi ise defin günü oluşan algının bir tezahürüydü. Definden 1 gün sonra, Menzil ile zahiren herhangi bir ilgisi bulunmayan Ahmet Mahmut Ünlü, bu yeni vakfı sosyal medya hesabından ilan etti. İlanda bu kadar hızlı davranılması hazırlıkların daha hızlı şekilde uygulanmasını da sağlayacaktı. Gavs hazretlerinin toprağı kurumadan, yeni vakfın whatsapp grupları kuruldu. Daha ilk günlerde tüm il başkanları ilan edildi. Birkaç ay içerisinde yapılamayacak işler günler içinde yapıldı. Öyle ki “Biz zaten aylar öncesinde rabıtamızı Seyyid Saki’ye oturtmuştuk.” söylemleri dahi dile getirilir olmuştu. Ayrılıkçı sert söylemler insanlara nasıl anlatıldı? Mürşidi ahirete irtihal etmiş, gönlü yaralı sofiler adeta bir cendereye alındı. “Tasarruf ancak yaşayan mürşittedir, mürşide tam teslimiyet şarttır.” gibi tasavvufi söylemler insanların kalbi huzursuzluklarını bastırmak amacıyla kullanıldı. Öte yandan yeni mürşide koşulsuz bağlılığı güçlendirmek ve yapılan şeriatsızlıkları örtbas etmek için İslam akidesiyle bağdaşmayacak söylemler ortaya atıldı. “Bu Seyyid Saki’nin elinden tutan Allah’ın elini tutmuştur!” “Bu zat Allah’ın izniyle Efendimiz Aleyhisselam’ın himayesinde çalışıyor!” Önce anayasamız dedikleri 10 madde ilan edildi. Bu maddelerle Gavs-ı Cihan hazretlerinin irşad dönemi kıyasıya eleştiriliyor, yeni vakıfla bu hatalardan dönüleceği iddia ediliyordu. Aynı metinde “Şu on yıldır yolumuzun adaplarından çok uzaklaşıldığını gördük. Gavs hazretleri üzülmesin diye sustuk.” diyorlardı. Oysa bu, gerçekle tamamen tezattı. Gerçeği bilmeyenlerin, mürşidlerine güvenmekten başka seçeneği bulunmuyordu. Nitekim bu ayrılık tasavvuf adaplarına kadar uzandı. Daha ilk günlerde kendi müntesiplerine Nakşibendi tarikatının diğer kollarının hatmelerine girmelerini de yasakladılar. Hemen ardından ise sofilerin yıllarca hizmet ettiği kurumlarla bağlarının kalmadığını ilan ettiler. Vakıftan yüz çevirdikleri halde neden ve nasıl vakıf çatısı altındaki varlıklar üzerinde hak iddia ettiler? Dile getirilen söylemlerden en serti hatta en acısı şu ifadeler olmuştur: “Gavs hazretleri öldü, vakfı onunla birlikte gömüldü.” Bu sözler kendini bilmez biri tarafından haddini aşarak söylenmiş olsa üzerinde durmaya gerek olmazdı. Fakat maalesef bu sözler Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin yaklaşımının bir tezahürü idi. Benzer bir cümle bizzat kendisi tarafından Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye söylenmiştir. Geçmişi eleştiren, yanlış bulan, alakamız yoktur diye ilanlarda bulunan bu anlayış; ne hikmetse reddettikleri kurumların mülklerinin kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. “Kurumlarla alakamız yoktur, ama mülkleriyle alakamız vardır.” gibi trajik bir durum ortaya çıkıyordu. İlk günkü söylemleriyle bugünkü durumları arasındaki zıtlık insanlarda nasıl karşılık buluyor? “Bu dergah artık Serhendi Vakfı’na bağlandı. Dergahımızda artık kitap, dergi, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmetleri gibi hiçbir çalışma olmayacaktır. O yüzden sizi bu dergaha alamayız çünkü siz bunları yapıyorsunuz.” denilerek Semerkand gönüllüsü insanlar, yıllardır müdavimi oldukları dergahlardan atıldı. Kitaplar dergahlardan çıkarıldı; kimi yerde çöpe atıldı, kimi yerde kitap toptancılarına ve geri dönüşüm firmalarına yok pahasına satılmaya çalışıldı. Dergahlardaki tefrişata, ürünlere, değerlere el konuldu. Akabinde yaşananlar ise bu tutarsız duruşu gözler önüne sermiştir. Daha düne kadar reddedilen ne kadar hizmet varsa birer birer kopyalanarak aynısı yapılmaya başlandı; farklı isimlerle oluşturulan markalarla dergi, kitap, kumanya, kandil simidi, kurban kesim hizmeti ve daha sayılabilecek ne varsa aynıyla taklit edildi. Neticede ibretlik bir söylem-eylem tutarsızlığı ortaya çıkmış oldu. Yapılanlar sadece tefrişat, ürün ve değerlere el koymakla kalmadı. Tüm mekanlara, mümkün olan herhangi bir yolla el konulmaya çalışıldı. Bunun için kalp kırmaktan, kaba kuvvet kullanmaktan dahi geri durulmadı. Sonucunda ise -kendi ifadeleriyle- kiralık dergahların %90’ını, mülk olan dergahların %60’ını zapt ettiler. Örneğin Gavs-ı Cihan hazretlerinin sağlığında Adana’da 70’ten fazla dergah bulunuyordu. Gavs hazretlerinin vefatından sonra bu dergahların biri hariç hepsine el koydular. Kendilerinden olmayan sofilere sadece bir dergahın kalmasına dahi tahammül edemediler. Bu propagandayla merhum Gavs hazretlerini ve vakfını töhmet altına sokmaya çalışanların el koydukları bazı mülkleri satıyor olmaları ise oldukça manidardır. Örneğin Avrupa’da ilim ve irşad mekanlarına ihtiyaç çok daha fazla iken, yıllarca dergah olarak kullanılan Avrupa’daki “Ulm dergahı”, kendileri tarafından yakın zamanda satılmıştır. Aynı şekilde Gaziantep’teki derneğe ait gayrimenkul de satışa çıkarılmıştır. Bütün bunlar göstermektedir ki, mesele bir hassasiyet meselesi değildir. Hasılı öne sürdükleri tüm argümanlar, insanların akıllarını ve duygularını manipüle etmek ve böylece mülkleri ele geçirmek için ifade edilen sloganlardan ibarettir. Bazı yerler ve konularla ilgili dava açılarak mahkeme sürecinin başlatıldığını görüyoruz. Açılan bu davalar bize ne anlatıyor? Dergahların durumlarıyla ilgili ortaya çıkan bir ihtilafın aslında İslam hukukuna göre çözüme kavuşturulması gerekir. Ancak süreç maalesef; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Şeriata göre olursa şeriatla; olmazsa devletin kanunlarına göre; onunla da olmazsa orman kanunlarıyla… Mutlaka hakkım olanı alacağım.” söylemine paralel şekilde ilerlemiştir. Üstelik hakkı olduğunu söylediği şeyin sınırlarını kendisinden başkası da bilmemektedir. Bugüne kadar Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, sürecin daha kötü noktalara gitmemesi adına sükût etmişler, sofilerine de sabrı ve sükûtu tavsiye etmişlerdir. Onların birlik-beraberliği ve Gavs hazretlerinin meşrebini muhafaza etmek için ortaya koydukları bu çaba, her seferinde tam zıddı bir tutumla karşılık bulmuştur. Hukuki bir zemine yaslanmayan meselelerle ilgili hukuk önünde hak aramaya kalkışmaları net bir zarar verme çabasından ibarettir. “Bana yar olmayan kimseye olmasın”yaklaşımı onları sonunda bu hale getirmiştir. Öyle ki Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin oğlu Seyyid Yakup Elhüseyni babasından naklen Avrupa’daki dergahların Semerkand’da kalacağına gayrimüslimlerin resmi kurumlarına kalmasının daha iyi olacağını söylemekten imtina etmemiştir. Bu dergahlar kime aittir? Şahsi miras yapılıp satılmak isteniyor denmesinin nedeni nedir? İlk olarak bilinmesi gerekir ki bugüne kadar Elhüseyni ailesinin hiçbir ferdinin dergahların mülkiyetiyle ilgili bir gündemi olmamıştır. Doğal olarak hiçbir sofinin de bu konuyla ilgili bir gündemi yoktu. Herkes kardeşçe bu yapıları kullanıyor, ilim ve irşad hizmetleri tek gündem olma vasfını koruyordu. Bu konuyla ilgili ihtilaf Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin dergahların yönetimini kendi uhdesine alma girişimleri ile ortaya çıkmıştır. Sürecin başında kendisine gösterilen teveccüh bunun kolay bir şekilde yapılacağı gibi bir vehme kapılmasına neden olmuştur. Dolayısıyla bu mülkler ile ilgili ilk günlerde ifade ettiği ile bugün dile getirilen “ümmetin malı” söylemi arasında ciddi tezatlar bulunmaktadır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin defin günü kardeşleriyle yaptığı görüşmede“Her şey babamın!”demiştir. İlerleyen süreçte görevlendirilen hoca heyeti kendisine bu mülklerin durumu hakkında görüşünü sorduklarında verdiği cevap şu şekildedir:“Vakıf, şirket, dernek ne varsa miras malıdır. Ne yapılmışsa Gavs-ı Sani adına yapılmıştır.” Kendileri tarafından paylaşılan uzun görüşme kaydındaki bu ifadeler “ümmetin malı” söylemiyle taban tabana zıttır. Bu da “ümmetin malı”söylemini bir aparat olarak kullandıklarını gözler önüne sermektedir. Neticede “Bunlar ümmetin malı, biz de ümmet malının koruyucularıyız. Dolayısıyla buralar bizimdir.”gibi garip yaklaşımla hareket etmektedirler. Bu usulsüz söylem ve yöntemlerle insanların dini duyguları istismar edilmiştir. Bu dergâha gönül veren masum insanları kendi görüşlerinin fedaisi olması için açıkça yanlı ve yanlış yönlendirmişlerdir. Sofilerin akılları karıştırılmış, omuzlarına ağır bir yük yüklenmiş, gönülleri bulandırılmıştır. Yine aynı beyanlarda Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin konumuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır. “Gavs hazretleri zamanında tek yetkili Seyyid Mübarek’ti. Şimdi kayyum olarak orada bulunuyor. Bizim tek muhatabımız Seyyid Mübarek’tir. Çünkü her şeyi o biliyor ve her şey ondaydı. Bizi ikna edip hakkaniyetli bir şekilde paylaştırması lazım. Biz sorumlu olmuyoruz, tek sorumlu Seyyid Mübarek’tir.” Lakin başlarda kabul ettiği bu yetkiyi, çok kısa süre sonra inkar etti. Bahsettiği hakkaniyetli yaklaşımı göstermesine fırsat tanımadı. Kendi söylediklerini reddederek meseleyi daha karmaşık hale getirdi. Anlaşılan o ki, mesele hakikatin tecelli etmesi değil. Zaman içerisinde değişen söylemler, başvurulan yöntemler ve gelinen nokta bunu açıkça göstermektedir. Öyleyse mesele tam olarak nedir? Sürecin başından beri asıl niyet “her yolu mübah gören bir anlayışla” irşad mekanı olan dergahları ve bunlara bağlı olan kurumları ele geçirmektir. Çoğunda sağlanan bu hakimiyete rağmen kalanlarla ilgili de çirkin yöntemler izlenmiştir. Gavs hazretlerinin hizmetlerini Semerkand çatısı altında devam ettiren evlatları ile ilgili yalanlar, iftiralar ve karalama kampanyaları başlatılmıştır. “Ümmetin malını miras yaptınız.” gibi sloganlar ve basına manşet sipariş edercesine ağır ithamlar kullanılmıştır. Elhüseyni ailesinin fertleri bu ithamları net bir şekilde reddetmesine rağmen bu yalanlar tekrar tekrar gündeme getirilmiştir. Meselenin en dikkate şayan kısmı ise iki vakfın senedinin karşılaştırılmasında ortaya çıkmaktadır. Serhendi Vakfı’nın vakıf senedinde, vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde üzerindeki varlıkların Halidimünevver şirketine devrolacağı yer alıyordu. Bahse konu şirketin ortakları ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin 3 erkek evladıydı. Bu maddenin ortaya çıkmasına müteakip gelen tepkiler üzerine senette değişiklik yapıldığı ifade edildiyse de Serhendi Vakfı tarafından kurumsal bir beyanat yapılmış değildir. Semerkand Vakfı’nın vakıf senedinde ise vakfın sona ermesi durumunda varlıkların aynı amaçla hizmet eden başka bir STK’ya devredileceği belirtilmiştir. Vakıf senetleri üzerinden yapılacak bir inceleme bile şahsi miras derdinde olan tarafın hangisi olduğunu göstermeye yetecektir. Atılan iftiraların tam tersinin vuku bulmuş olması ise ibretliktir. Gavs hazretlerinden günümüze intikal eden dergahlara baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz? Kendilerinin ifade ettiği üzere kiralık yerlerin tamamına yakını, mülk olan dergahların ise yarısından fazlası Serhendi’nin elindedir. Geriye kalan az sayıdaki dergahta Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini sürdürmeye çalışmıştır. Ellerinde kalan az sayıdaki mekanlar sofilere yetmediğinden iki yıllık süreçte, çoğu kiralık olan, yeni dergahlar açılmıştır. Bunların toplam sayısı 1500’den fazladır. Serhendi’nin yeni dergah açmaya ihtiyaç duymadığı gibi kiralık olan dergahların bazılarını kapattığı da bilinmektedir. Hal böyle olunca bir tarafın ihtiyacından fazlasını aldığı, bir tarafın ise ihtiyaca rağmen mağdur edildiği aşikardır. Buna rağmen ele geçiremedikleri dergahlarla ilgili agresif tutumlarının hiçbir izahı olamaz. İlim ve irşad mekanı olan dergahların şer’i durumunun iki yıldır neticelenmemesinin sebebi nedir? İki yıllık süre zarfında meselenin olması gerektiği gibi İslam hukukuna göre çözülmesi için birçok yol denenmiştir. İlk olarak üç mürşidi temsilen birer molla görevlendirilmiş, konu görevli mollalar tarafından detaylıca tetkik edilmiş ve yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından netice taraflara ilan edilmişti. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, kendi görevlendirdiği molla dahil hepsinin imzaladığı bu çalışmayı kabul etmedi. Esah görüşe göre ve ittifakla varılan netice yerine tarafları olan bir meselede kendi içtihadıyla hareket edeceğini ilan etti. Bu durum ihtilafların fitneye dönüşmeden çözüleceğine dair umutları boşa çıkarmıştır. Sürecin başında Elhüseyni ailesi arasında farklı zamanlarda çeşitli görüşmeler yapılmıştır. Maalesef Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bu görüşmelerde yapıcı bir tutumdan uzak bir yaklaşım sergileyerek ihtilaflı meselelerin daha karmaşık hale gelmesine sebebiyet vermiştir. Sürecin devamında ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni görüşme taleplerini dahi karşılıksız bırakmıştır. Akamete uğratılan bir diğer çözüm çabası da Gavs-ı Cihan hazretlerinin en yaşlı halifesi olan Seyda Molla Abdurrahman’ın hakemliğine başvurulmasıdır. Seyda’nın medresesinde gerçekleştirilen görüşmelerin başlarında Serhendi heyeti çeşitli bahaneler öne sürerek görüşmelerden çekilmiştir. Son olarak Gavs-ı Cihan hazretlerinin üç halifesinin hakemliğine başvurulmuş, kendilerine imzalı yetki verilmiştir. Büyüklerimiz, heyete her fırsatta “Siz bu konuda tam yetkili bir heyetsiniz. Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyye ölçüsünde ne gerekiyorsa onu yapınız.” demişlerdi. Ancak Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, heyetin çalışmalarının gidişatından kaygılandığı için hakem heyetine yönelik sert söylemler ve ithamlarla birlikte herkesin önünde verdiği yetkiyi özel bir görüşmede geri almıştır. Bu nedenle hakem heyeti meseleyi çözüme kavuşturamadan köyden ayrılmak durumunda kalmıştır. Böylece tüm sofileri fitnenin son bulacağına dair umutlandıran, Menzil’e yakışır şekilde sorunların İslam hukukuna göre çözüleceği bir süreç daha akamete uğratılmıştır. Bugün hala saf bir niyetle, karlı-zararlı çıkma kaygısından uzaklaşarak İslam hukukuna başvurulsa ve hükme rıza gösterilse mesele kolayca çözülecektir. İki yıldır süren bir ihtilaf tüm çabalara rağmen çözülemiyorsa, taraflardan birinin çözüm istemediğini anlamak zor olmasa gerektir. Büyüklerimiz bu fitnenin ortadan kaldırılması için aynı çağrıyı tekrar tekrar yapmaktadır. Menzil’e yakışan ilim ve irşad hizmetleriyle anılmaktır. Büyüklerimiz müslümanların bunca sıkıntısı varken bu sıkıntılara derman olmak için çalışmak yerine yeni sıkıntıların odağı haline gelmekten hicab duymaktadırlar. Bu konuda sorumluluğu olan herkesin safi niyetle elinden gelen gayreti göstermesini talep etmektedirler. Allah Teâlâ’dan niyazımız bu fitnenin tez zamanda ortadan kalkmasıdır. Bu da meselenin İslâm hukuku temelinde ele alınmasıyla mümkündür. Zira ömrü ilim ve irşad hizmetleriyle geçmiş büyük bir zat olan Rahmetli Gavs hazretlerine ve onun evlatlarına yakışan da budur. #menzil #tarikat #tasavvuf

Menzil Yolu Teyit

92,688 görüntüleme • 11 ay önce