Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

192,733 görüntüleme • 4 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

KADIR İNANIR FİLMLERİNİN UNUTULMAYAN MÜZIKLERI Kadir İnanır’ın ilgi çekici bir özelliği, müzikleri hatırlanan belki de en fazla sayıda filmde oynayan aktörlerden oluşudur. Bu filmlerin müzikleri ne Cüneyt Arkın filmlerindeki gibi yabancı müzisyenlerin bestelerine dayanır, ne de Kemal Sunal filmlerindeki gibi Cahit Berkay ağırlıklı bir nitelik taşır. Cahit Berkay’ın bestelerini içeren Selvi Boylum Al Yazmalım, Devlerin Aşkı, Bodrum Hakimi gibi filmler herkes tarafından bilinir. Ama ben burada kendi sevdiğim film müziklerini esas alıp bir liste hazırladım: 1. Yılanların Öcü(1985) Sosyal dram ve toplumsal gerçekçi sinemanın örneği olan bu filmin içinde yer yer yankılanan Arif Sağ’ın “İnsan Olmaya Geldim” parçası filme epik bir boyut katmıştı. Filmin kazandığı başarıda Erdal Özyağcılar’ın ve usta aktör İhsan Yüce’nin rolü de yadsınamazdı. 1986 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Yılanlar İnanır, 1980’lerde sol filmlerde oynamada ısrar göstermiş ve bir diğer eski jön Tarık Akan’la bu konuda yarışmıştı. Gerçek hayatında magazin sayfalarında ve haberlerinde daha ziyade kendine yer bulan Kadir İnanır, belki de kendisinde gerçekte görmek istediği o politik karakteri ve duruşu yansıttığından, Yılanların Öcü gibi filmlerde gerçekten filmin içindeki dünyada yaşıyormuşçasına rolüne “inanarak” baş karaktere hayat vermişti. 2. Umut Sokağı(1987) Hasan Yükselir’in bestelediği her sahneye damgasını vuran film müziği, aslında ortalama kalitedeki bu filmi unutulmaz kılan belki de en önemli unsurdu. Umut Sokağı, 1977 yapımı Kan Deli Kadir filminde temelleri atılan İnanır’ın Kabadayı mitosunun kayda değer bir halkasını oluşturuyordu. Burada İnanır, Kan Deli Kadir’deki Ecevitçi Kabadayı gibi idealize edilmiş bir figür değil; düzensiz göç, 12 Eylül sonrasının rant düzeni ve geleneksel şiddet kültürü arasında konumlanarak düzen eleştirisine olanak sağlayan bir ikondu. Filmde Silvanlı Ali Silvan, Silvanlılara nasıl ilgi gösterdiyse, Fatsalı Kadir de gerçek yaşamda Fatsalılara ve Sürmenelilere zaman zaman öyle ilgi gösterecekti. 3. Pisi Pisi(1975) Gazetecilik yüksekokulu mezunu olan Kadir İnanır bu filmdeki fotoğrafçı Sinan rolünü de “inanarak” oynar. Bülent Ortaçgil’in unutulmaz albüm parçalarının bulunduğu filme Pekcan Koşar’ın şahane dublajı, Müjde Ar’ın “farklı” güzelliği, gazetecinin yaşadığı çatı katında beslediği birbirinden güzel kediler, İstanbul’un çamurlu yolları bambaşka bir renk katar. Ortaçgil’in “Olmalı mı Olmamalı” parçası nasıl filmi güzelleştirdiyse, Pisi Pisi filmi de bu parçanın geçen onyıllar içinde sürekli bir biçimde hatırlanmasını sağlamıştır. 4.Kırık Bir Aşk Hikayesi(1981) Cahit Berkay’ın buradaki film müziğinin değeri geçen yıllar içinde daha da iyi anlaşılmış; Berkay’ın çalışması, yaprakları hiç solmayacak bir çiçeği andırır. İnanır’ın herkesin arasında kalmış kasaba yakışıklısını muazzam bir biçimde canlandıran İnanır’a bu filmde, kısa fakat olağanüstü performanslarıyla Kamran Usluer ve Mehmet Esen eşlik eder(Mehmet Esen’i bu filmde izleyenlerden bazıları onun filmde rol yapmadığını, gerçek bir deli olduğunu zannetmiştir). 1981 tarihli bu yapımda İnanır filmlerinde pek çok kez rastlanan iki tema kendini gösterir: erkek kardeşliği(a) ve ailesini karşısına alarak aşkının peşinden giden adam(b). Filmin bir sahnesinde, izleyicide aynı kadın için rekabet ettikleri düşüncesini uyandıran İnanır ve öğretmen rolündeki Usluer’in arasındaki çok derin dostluk ve gizli kardeşlik dokunaklı bir biçimde kendini gösterir. Acılar Paylaşılmaz(1989) ve Güneş Doğarken(1984) filmlerinde de erkek kardeşliği bir anda beklenmedik bir biçimde filmin merkezine oturur. 72. Koğuş ve Tatar Ramazan filmleri de bu kardeşliğin en belirgin bir biçimde sergilendiği örneklerdendir. Kadir İnanır, belki de erkek kardeşliğini en içten canlandıran aktördür Türk sinemasında. İnanır, Güneş Doğarken ve Bir Yudum Sevgi’de bu filmdekinden farklı olarak sevdiği kadın için korkmadan bütün sülalesini ve kendi mahallesini karşısına alan kalıplı ama duygusal aile babasını başarıyla canlandırır. 5. Sen Türkülerini Söyle(1986) Tolga Çandar’ın solisti olduğu Çağdaş Türkü’nün 1985 tarihli albümüne ismini veren Bekle Beni şarkısı bu filme damgasını vurur. Filmin baş karakteri devrimci Hayri’nin hapisteki arkadaşının karısını ziyarete gittiğinde onun hayat kadınına dönüştüğü gerçeğiyle yüzleştiği anda işitilen Bekle Beni melodisi insanın içini adeta “cız” ettirir”. Filmin girişinde ise bütün görkemiyle Rami Kışlası Kapısı türküsü zihinlerde yer eder. Hapishaneden çıkan Hayri, kendi çevresindeki ruhsal çözülmeyi büyük bir hüzünle gözlemler. Soldaki “Fraternite” dağılmış, kırılmıştır; fakat filmde bir “zaman yolcusu” gibi konumlanan baş karakter Hayri, 12 Eylül sonrasının dönüşümünü adeta inkar eder ve kendi ruhsal direnişini devam ettirir. 6. Tatar Ramazan Sürgünde (1992) Ahmet Kaya’nın müziğini yaptığı Tatar Ramazan Sürgünde, Kadir İnanır'ın sinemadaki son baharının meyvesiydi; Savcı dizisi fiyaskosundan sonra İnanır'ın prestijini bu seri restore etmişti. İnanır'ın çok sevdiği Ahmet Kaya'nın Dış Türklerin müziğine sempatisi ve ilgisi, bu filmin müziğine yansımıştı. Kadir İnanır'ın beraber artist yarışmasına girdiği Demir Karahan, Kerim Korcan'ın romanından uyarlanan Linç'te unutulmaz Arap Kadir'i canlandırırken bundan yaklaşık 20 yıl sonra Korcan'ın bir başka hapishane romanından uyarlanan filmde İnanır, "unutulmaz" Tatar Ramazan'ı hayatımıza taşıyacaktı. 7.Bir Yudum Sevgi (1984) Müziğini Yalçın Tura'nın yaptığı bu filmde Cemal, ailesinin tüm baskısına rağmen çocuklu ve boşanmak üzere olan bir kadında hayatının anlamını bulur. Filmin sonunda İnanır'ın aile fotoğrafı çektirirken attığı o mutluluk bakışı ise Türk sinemasında eşsizdir. 8. Dönüş (1972) Yine Yalçın Tura'nın müziği ne imza attığı dönüşte ikonlaşan figür Türkan Şoray'dır. Almanya’ya göç ve köy gerçekliği gibi sorunlara eğilse de filmi unutulmaz kılan,Seha Okuş’un akıllara kazınan "Hasretinle Yandı Gönlüm" yorumudur. 9-Katırcılar (1987) Bingöl Karlıova'da geçen bu filmin Bora Ayanoğlu tarafından yapılan, filmin o yarı karamsar atmosferiyle uyum içindeki müzikleri gereğinden az kıymetlendirilmiştir. Bir zamanlar Pazar tezgahlarında satılan plastik renkli gözlük, Erkan Yolaç' ın popülerleştirdiği evet-hayır yarışması gibi dönem detayları filme güzellik katar.Kar sahneleri akla biraz Yol filmini getirir ve "Türk sinemasında kar sahneleri neden güzeldir" dedirtir. Aşağıdaki videoda Tatar Ramazan Sürgünde filminden kısa bir bölüm yer almaktadır.

Yalçın Murgul

13,604 görüntüleme • 12 gün önce

TÜRK SİNEMASINDA LEZBİYENLİK Erkek eşcinselliği ya da erkek eşcinseller, Türk sinemasında nadir rastlanan öğeler değildir. Ancak aynı şeyi kadın eşcinselliği için söylemek zordur. Lezbiyen ilişkinin sinemada temsil edilmesi söz konusu olduğunda, Türk sinemasında ilk kilometre taşını Halit Refiğ’in yönetmenliğini yaptığı 1965 yapımı Haremde Dört Kadın filmi oluşturur. Film, lezbiyen eylemi ilk kez işleyen yapım olmasa da, lezbiyen aşkının ana hikâye içerisinde belirgin bir şekilde yer alması bakımından ayrışır. Cüneyt Arkın’ın başrolünde yer aldığı bu film, II. Abdülhamid döneminde bir paşanın konağında yaşanan olaylara odaklanır. Filmde, iktidarsız paşanın iki karısı arasında bir lezbiyen ilişki olduğu görülür. Ayfer Feray ve Birsen Menekşeli, filmin iki sahnesinde bu ilişkiyi açık biçimde canlandırırlar. Kadınlardan iri yapılı olan Ayfer Feray ise adeta bir “butch” olarak konumlanmıştır. 1970’lerde Türk sinemasında gerçek anlamda bir lezbiyen aşkın varlığından söz etmek zordur. 1973-1980 yılları arasındaki “Parçala Behçet” döneminde çekilen, yani seks furyasının ürünü olan Yeşilçam filmlerinde kadın kadına ilişkiler, çoğunlukla lezbiyen aşktan ziyade biseksüel bir karakter taşır. 1980’lerde de lezbiyenliğe Türk sinemasında fazla rastlanmaz. Lezbiyen ilişkinin senaryoda kilit bir konumda olduğu yapım, Yılmaz Zafer’in başrolünde oynadığı video filmi olan Tahrik’tir. 1987 yapımı olan filmde Nilgün Saraylı ile ilişkisi olan Yılmaz Zafer, Saraylı’nın zengin kocası rolündeki Ünsal Emre’yi öldürür ama filmin sonunda yakalanır. Bu yakalanış esnasında Nilgün Saraylı ve filmdeki diğer kadın oyuncunun(Arzu Atalay) el ele tutuşarak aşklarını belli ettikleri, Yılmaz Zafer’in de bu lezbiyen aşıkların entrikasında kullanıldığını fark ettiği görülür. Hülya Avşar’ın başrolünde oynadığı Sekreter(1985) filminde tecrübeli sekreterin(Aynur Akarsu) Avşar’a masaj yaptığı sahnede bir cinsel yakınlaşma görülür. Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1985 yapımı Dul Bir Kadın filminde de Müjde Ar ve Nur Sürer’in canlandırdığı, yakın arkadaş olan kadınlar arasında bir yakınlaşma yaşanır. Ama bu, bir lezbiyen ilişkiden ziyade, merkezinde Yılmaz Zafer’in canlandırdığı fotoğrafçının bulunduğu bir poligaminin parçasıdır. 1990’lı yıllar, Türk sinemasında lezbiyen aşkın temsili açısından bir dönüm noktasını teşkil eder. 1980’lerde de post-endüstriyel toplumun, kentli yalnızlığının, bireyselliğin, Batı tarzı yaşam alışkanlıklarının yansımalarına Türk sinemasında rastlanır. Lakin entelektüel yönetmenler tarafından Yılmaz Güney’e öykünerek çekilmiş filmler furyası ancak 1990’lara gelindiğinde noktalanır. 90’larda lezbiyenliğin örneklerine eskisine göre daha çok filmde rastlanır; fakat Atıf Yılmaz yapımı olan 1992 tarihli Düş Gezginleri filmi, Türk sinema tarihinde özel bir yere sahiptir. Filmin ana konusu bir tıp doktoru(Meral Oğuz) ve bir hayat kadını(Lale Mansur) arasındaki aşk ilişkisidir. Film Türkiye’nin kültür-sanat tarihinde 1990’ların kendine has cesaretinin birçok özelliğini içinde barındırır. Şehirli yalnız kadının cinsel kuşatılmışlığına karşı adeta bir teşhir eylemidir filmde sergilenen. Bunun dışında 1992 tarihli bir Yavuz Özkan filmi olan İki Kadın bir lezbiyen sevgi ilişkisini barındırır. Filmde bir Bakanın karısı (Serap Aksoy) ile aynı bakanın tecavüz ettiği bir hayat kadının(Zuhal Olcay) duygusal yönden yakınlaşması kendini gösterir. Kocasının nobranlığından bunalan bir kadın ile sayısız erkeğin cinsel sömürüsünden yorulmuş bir hayat kadınının, hayatlarında kendilerine hiç gösterilmemiş olan saf ve nazik bir sevgiyi paylaşmaları dikkat çekicidir. 2000’li yıllarda ise, Savaş Ay’ın yönetmenliğini yaptığı Dansöz(2001) ve Fatih Akın’ın Yaşamın Kıyısında (2007) filmleri, lezbiyen ilişkinin senaryoda kayda değer bir yer tuttuğu yapımlar arasındadır. Aşağıda yer alan videoda, Haremde Dört Kadın (1965) filminden seçilmiş bir sahne bulunuyor.

Yalçın Murgul

220,991 görüntüleme • 18 gün önce