Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

24 kasım… 24 kasımda burada enerji alanı açılıyor mutlaka git ! Burası sıradan bir enerji hattı değil burası kadim anadolunun 7. Enerji noktası. Tüm kadersel enerjiler bu merkezden tüm Türkiyeye dağılır. Çok ama çok güçlü bir enerji saat 14:36 da o bölgede açığa çıkacak gidemeyenlerde o gece olmasını istediği...

148,237 просмотров • 10 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Batrakov'u Öyle Bir Anlattı ki Kalitesi Ortaya Çıktı 🧠🧠🙉🥶 Serdar Kelleci: İnsanlık için küçük ama Galatasaray için çok büyük bir adım bu. O da şu şimdi 26. dakika Galatasaray doğru yerleşti ve bu çok değerli bir şey. Çok küçük bir detay ama bence çok önemli bir detay. Dakika 26 tamam mı? Galatasaray doğru yerleşti. Stoperler gelmiş. Beck orada çizgiye basıyor. İşte kenar çizgiye basıyor. İşte sandalye... for olması gereken yerde ne bileyim orta sahadaki işte iki Galatasaray oyuncusu Toreyra Sara hemen ikinci top kovuluyorlar. Yayın orasında bazen Galatasaray'da olması gereken oyuncu olmuyordu. Çünkü bakın çok büyük bir eksikliği giderecek Batrakov. O da şu. Çok da zeki bir oyuncu. Ya Yunus, ben Yunus'u çok çabaladı 10 numara pozisyonda ama burası bir ezber isteyen bir bölge. Yani geçmiş hafızanız, kasa hafızanız, oyun hafızanız sizi bir yere götürür. Bu ezber bir şeydir. Dur şuraya gideyim diye değil. Top ceza sahası içine giriyor. Başakşehir ceza sahası içine giriyor. Dakika 26. Top dönüyor. Ne oldu? Pozisyonu sonlandıramadın. Batrokov. Yatarak yanındaki arkadaşa pas verdi. Tekte ama. Hatırladınız mutlaka pozisyonu. Bakın bu çok basit bir pas gibi gözüküyor ama pasın öncesinde orada olmuyordu Galatasaraylı oyuncular. Yayın orasında bir boşluk oluşuyordu Galatasaray'da. Bu yayın orada oluşan boşluktan dolayı Galatasaray doğru yerleşiyor ama ikinci topları alamadığı için... Mertens zamanında bunu hissetmedi Galatasaray. Mertens bu işi mükemmel yapıyordu ama hatırlarsınız Batrokov analizinde... oyuncuyu Mertens'e benzetmiştik. Ve çok enteresan Galatasaray transfer heyeti oyuncu ararken Mertens tipinde yapay zekaya oyuncu sormuş. Mesela Mertens tipinde bana bir oyuncu diye öyle bir bilmiyorum sosyal medyada gördüm bunu. Koşuşu, yürüyüşü, konumlanması, pozisyon kabiliyeti, sezgisel kabiliyeti çok andırıyor Mertens. Ben de bu yüzden hoşuma gitmişti. bu çocuk Batrakov. Neyse velhasıl kelam geleceğim nokta şu. O bölgede oyuncunun çok çabuk olması hızlı olmasından daha kıymetli. Çabukluk başka bir şey. Hız başka bir şey. Batrakov orada top düşüyor. Ulaşamayacağı bir top yatarak ayağıyla yanındaki arkadaşa veriyor ve Galatasaray atağı yeniden tazeliyor. Yani ben rakibe top geçtiği zaman bu sefer stoperlerimi tekrar geriye o Orta sahamı tekrar geriye atıyorum ve tekrar bir yerleşim maliyetine girmek zorundayım. Bu maliyeti azaltan bir oyuncu Batakov. Devam. O yüzden ben maçın en cool hareketi olarak bile ben bunu seçerim biliyor musunuz? Yani çünkü bu hareket seni bir dakika doğru yerleştirecekse ikinci dakikada sokuyor oyuna. Onun ardında tekrar o da orada olduğu için arkadaki torayla top. Gabriel sana topluyor. Senin atak devamlılığını 3-3,5 dakikaya çıkarttığın anda zaten sen oradan gol çıkartıyorsun. Bu çok önemli bir şey. Çıkmadı mı o ayrı bir şey. Yani 26 bahsettiğim şey o ayrı.

Galatasarayultrataraftar

96,088 просмотров • 15 дней назад

Selin’de uzun süredir karın boşluğunda var olan baklofen pompası, kas spazmlarını azaltmak için verilen güçlü bir ilaç. Ama şunu fark ettik... Bu ilaç sadece spastisiteyi baskılamıyor… Aynı zamanda hareket çıkışını da bastırabiliyor. Dozu düşürdük: 160 mcg ➝ 99.9 mcg Ve ne oldu biliyor musunuz? Solunumu arttı Daha derin nefes almaya başladı En önemlisi… İstemli motor çıkışlar ortaya çıkmaya başladı Yani beyin artık daha fazla “komut gönderebilir” hale geliyor. NE OLUYOR BURADA? Baklofen, merkezi sinir sistemini baskılayan bir ajan. Yüksek dozda: Kasları gevşetir Ama aynı zamanda Motor korteksten çıkan sinyalleri de yavaşlatabilir Yani fazla doz = “Sessiz bir beyin, sakin bir vücut” Ama biz ne istiyoruz? Çalışan, sinyal gönderen, öğrenen bir beyin. HEDEFİMİZ: 80 mcg (Nisan) Bu seviyeye indiğimizde beklentimiz: Daha fazla istemli hareket Daha güçlü kas aktivasyonu Komutlara daha net cevap Solunum ve enerji artışı 60 mcg ALTINA İNERSEK NE OLUR? İşte burası çok hassas denge noktası Beyin daha özgürleşir Motor çıkışlar daha da artabilir Öğrenme ve nöroplastisite hızlanabilir AMA… Spastisite geri gelebilir Kas sertliği artabilir Kontrolsüz kasılmalar olabilir Yani bu bir “ince ayar” süreci. 🧭 BİZ NE YAPIYORUZ? Biz dengeyi arıyoruz: Ne çok baskılanmış bir sistem Ne de kontrolsüz bir kas sistemi Tam ortası: Hareketin başladığı yer. SONUÇ Bazen iyileşme… Yeni bir şey eklemekle değil, Fazla olanı azaltmakla başlar. Selin’de şu an tam olarak bunu yaşıyoruz. Ve her küçük doz değişimi… Beynin yeniden uyanışına dönüşebilir

Sabri Kurul

35,808 просмотров • 6 месяцев назад

“ABD zaten dünyanın en çok petrol üreten ülkelerinden değil mi? Venezuela petrolü Amerika’nın neyine?” Sorunun kendisi doğru, ama cevabı ince bir ayrıntıda saklı: Petrol dediğimiz şey “tek bir şey” değil. Ham petrol, su gibi değil; her yerde aynı değil. Bazısı hafif, neredeyse smoothie gibi akar. Bazısı ise ağır… yapış yapış… katran gibi. Ve asıl oyun tam burada başlar: Rafineriler. Amerika’nın kıyı şeridindeki dev rafinerileri, özellikle Texas ve Louisiana hattı yıllardır “ağır petrol” işlemek üzere kurulmuş bir makine düzeni. Bu, bir fabrikayı sadece “pamuk” için kurup sonra ona “plastik” yedirmeye benzer. Çalışır mı? Çalışır… ama verimsiz, pahalı, sancılı. Rafineri dediğiniz şey, bir gece içinde “format atıp” dönüştüreceğiniz bir tesis değil. Milyarlarca dolarlık, yıllarca süren bir yeniden kurulum ister. İşte ABD’nin enerji paradoksu burada: Kaya petrolü devrimiyle (fracking) ABD’nin üretimi fırladı; ama çıkan petrolün çoğu hafif. Yani Amerika petrol üretiyor, hem de rekor seviyede… ama rafineri sisteminin sevdiği “yemek” o değil. Rafinerilerin önemli bir kısmı hâlâ ağır petrol istiyor. Benzin, dizel, petrokimya… Çark dönsün diye o ağır ham petrol akacak. Ve bu yüzden, dışarıdan petrol alma işi bitmiyor; sadece şekil değiştiriyor. Asıl kritik cümle şu: ABD’nin ithalatında “ağır ham petrol” oranı zamanla dramatik biçimde yükseliyor. Yani mesele “petrol ithalatı” değil; mesele hangi petrol. Peki bu ağır petrol nerede? Dünyada ağır petrol deyince iki ülke öne çıkar: Kanada ve Venezuela. Bugün ABD’nin damarlarına ağır petrolü en çok Kanada pompalıyor; payı yıllar içinde inanılmaz artmış durumda. Venezuela ise neredeyse yok gibi. Ama bu yokluk, Venezuela’nın güçsüzlüğü anlamına gelmiyor. Çünkü Venezuela’nın asıl gücü “bugün sattığı” petrolde değil; yerin altındaki rezervlerde. Şimdi sahne değişiyor: Dünya rezerv tablosuna bakıyorsunuz ve sürprizle karşılaşıyorsunuz. Suudi Arabistan, İran, Irak… alıştığımız büyük isimler var. Ama bazı listelerde en tepeye çıkan bir ülke var: Venezuela. Ve o rezervin karakteri çok önemli: ABD rafinerilerinin iştahını kabartan türden ağır, katran gibi petrol. Tam burada üçüncü bir isim masaya giriyor ve hikâye “jeopolitik” oluyor: Kanada ve Venezuela dışında, dünyada ciddi ağır petrol birikimi olan bir yer daha var: Rusya. Ve Rusya meselesi, artık sadece ekonomi değil; yaptırımlar, savaş, enerji pazarlığı, ittifaklar, bloklar… hepsi bu resmin içinde. O zaman Venezuela’ya bakış değişiyor. “Uyuşturucu kaçakçılığı” başlığı, bir perde gibi duruyor. Perdeyi aralayınca şunu görüyorsunuz: Bu, bir ülkenin “enerji bağımsızlığı” masalının gerçek sınırı. Üretimde güçlü olabilirsiniz, ama eğer rafineri sisteminiz belli bir tür ham petrole kilitliyse, o tür petrolde bağımlı kalırsınız. Ve bağımlılık, jeopolitikte her zaman bir fiyat demektir. Bu yüzden Venezuela sadece bir ülke değil; bir tür petrolün anahtarı. Ve bazen dünya siyasetinde anahtarlar, kapıdan daha değerlidir.

Rauf Atilla Polat

16,042 просмотров • 8 месяцев назад

"OKAN BURUK SÜRPRİZİ HOŞUMA GİTMEDİ" Serdar Kelleci: Bu benim biraz hoşuma gitmedi. Çünkü o sürpriz eğer Sacha Boey olursa, o sürpriz eğer Sane olursa bir handikap yaşayabiliriz. O bölgede sağ tarafta özellikle. Liverpool'un ilk on biri Alisson, Frimpon, Konate, Van Dijk, Kerkez, McAllister, Granbeck, Salah, Zobozlay, Florian Wiers ve Ekitike. Burada saat 2 civarı şu an, 2.30 falan bu arada. Şimdi bu 11, ben açıkçası şimdi muhtemelde bu yazmasına rağmen Liverpool'da Gakboy'u bekliyorum. Gakboy'u oynatmasını bekliyorum. Plöriyan birisi bence sonradan oyuna sokacak. Galatasaray'da tabii Uğurcan, Saşebois, Singo, Abdülkerim, Jacobs, Torreya, Lemina, Sanes, Sara, Barış Alpermaz ve Usimen. Ben açıkçası no length bekliyordum ve özellikle Shalha'yı bekliyordum. Çünkü erken uyarı sinyali dediğim şeyi çok önemserim. O erken uyarı sinyalinde şu vardı. Sasha Buey'in Beşiktaş maçında yaptığı çok kritik iki hata var. Umarım aynı hatayı yapmaz ve biz bunu hatırlatmak zorunda kalmayız. Bu beni gerçekten de çok üzer. Arkadaşlar mecbur ne yapalım? Burada şartlar çok iyi değil. Liverpool takımı bize birazcık korku vermek için. Başlangıçta şöyle bir 2-1-7 göreceksiniz. Santra çizgisinde. Bunu mutlaka yapmayı deneyecek. Aynı slot biraz psikolojik olarak da bu savaşı oynamak istiyor. Dolayısıyla o gözümüzü korkutmasın demeyeceğim. Çünkü başa çok şey başlayacaklar. Süratli ve tempolu başlayacaklar. Bizim bu tempoyu düşürmemiz gerekiyor. Yani Liverpool iyi bir Liverpool değil. Bunu anlayabiliyorum. Bu arada iyi bir Liverpool değil dediğimiz takım. Liverpool ve kadrosunda iki tikeler, Alexander Rizak'lar, daha bir sene öncesine kadar mükemmel olan Fringfong'lar, Muhammed Salah, evet Formsus, ama diğer taraftan McAllister, Soboslay, Grammenberg, Van Dijk gibi bir savunmacı ama Konate gibi bir Sakar ile oynuyor. Şimdi burada bizim biraz yapmamız gereken senaryolara geçelim. Yine o uzun oynama modelini mutlaka gerçekleştirecekler. Bugün basın toplantısında hocaya çok önemli bir soru sorduğumu düşünüyorum. O da Galatasaray'ın savunma çizgisi. Benim tek derdim bu. Sizler de o gözle izlerseniz ne demek istediğimi belki maçta tecrübe etmiş oluruz. Çünkü 40. metrede savunmayı kurduğumuz zaman Liverpool o sıkışan oyunda savunma arkasına elbette ektike gibi bir oyuncu var. Kaçabilir mi? Kaçabilir. Doğal. Tabii ki böyle bir ihtimal var. Ama diğer oyuncular, Florian Virs gibi ve hatta Gakbo gibi oyuncuların ben savunma arkasına çok kolay kalacağını çok düşünmüyorum da diyemiyorum bir taraftan. Çünkü savunmada Davison Sanchez, Singo'yu bilmiyorum. Çok fazla tecrübe etmedik oyuncuyu. Bu beni biraz tedirgin etmiyor değil. Çünkü Davison Sanchez evet zamanlama hatası dolayısıyla Galatasaray'ın son bir ayında. Çok ciddi maliyet oluşturdu Davison Sanchez. Singo'da benim handikap gördüğüm şey şu. Singo topu alıp bir yerlere gitmek istiyor bazen. Biraz özgür ama savunmadı ki son oyuncu.

Galatasarayultrataraftar

155,327 просмотров • 6 месяцев назад

Değerli Dostlar, 4 Temmuz 2025 gecesi Buca Kırıklar F Tipi cezaevindeki koğuşuma getirildim. 1 yıl içinde memlekette çok şey değişti. Bense 1 yıldır 16 m2 kapalı, 40 m2 açık alanda tutsak kaldım. Bedenim içerideydi ama ruhum, zihnim zinde ve özgürdü. Çünkü haklı ve masum olmanın hakikatini, tel örgüler de demir parmaklıklar da hapsedemiyor, bozamıyor. 1 yıl öncesine göre daha fazla enerji doluyum. Tefekküre zaman bularak, geçmişimle daha objektif hesaplaşarak ve gelecek vizyonumu tazeleyerek daha da güçlendim. Dostu düşmandan ayırmakta ustalaştım. 1 yıldır piştim, yandım, oldum. Hayatım boyunca dürüst, namuslu, temiz siyaset yapmanın gururuyla yaşadım. Şimdi artık bunu kanıtlayan, 41 yıl öncesinden başlayarak tüm hayatımı aklayan bir de Masak Raporum var. Bu raporu evlatlarıma bırakacağım. Çünkü bir babanın bırakabileceği en büyük miras temiz bir isimdir herhalde. Hücremi ve avlumu bir okul gibi gördüm. Çıktığım zaman, inandığım değerler doğrultusunda daha güçlü bir mücadele verebilmek için bir dakikamı boş geçirmedim. Heyecanımı, umutlarımı biriktirip büyüttüm. Biliyorum, az kaldı, kavuşacağız, kaldığımız yerden aşkla yolumuza devam edeceğiz. Bu yolda “dinlenmeye” değil “dinlemeye” ihtiyacımız olacak. Siyasi iklime bakıp asla enseyi karartmayın. Hep birlikte hayal ettiğimiz o güzel memleketi mutlaka kuracağız. Çünkü toplum da doğadaki gibi Denizler gibi enerji biriktirir ve ortaya çıkartacağı anı bekler. Bilirsiniz tohum bile toprak altında çürüdüğü için yeşerir. Hepinizi çok özledim, sevgiyle, saygıyla, hasretle kucaklıyorum. Sağlıcakla kalın. 4 Temmuz 2026 İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63 Buca - Kırklar

Tunç Soyer

409,761 просмотров • 2 месяцев назад

Şu an Marsa gitmek için devasa roketler inşa ediyoruz, gezegenler arası koloniler kurmayı planlıyoruz ama kimsenin konuşmadığı çok daha büyük bir problem var ve bu problem uzay gemisinin motorunda değil tam olarak senin içinde. İnsan vücudundaki her bir hücrenin içinde sirkadiyen saat adı verilen genetik bir mekanizma var. Bu sadece ne zaman uykunun geleceğini belirleyen basit bir alarm değil. Tansiyonundan hormonlarına, mitokondrilerinin enerji üretmesinden hücrelerinin kendini yenilemesine kadar her şey bu saate bağlı. Ve o mekanizma, Dünyanın kendi ekseni etrafındaki 24 saatlik dönüşüne milimetrik olarak ayarlanmış durumda. Sen istesen de istemesen de trilyonlarca hücren Dünyanın kozmik hızına göre yaşıyor. Olay şu, bu ritim o kadar katı ki hafta sonu fazladan iki saat uyuyarak bile onu sıfırlayamıyorsun. Gündüz seni ayakta tutmak için kortizol basıyor, gece ise onarım moduna geçmek için dışarıdan ışık gelmemesini bekliyor. Akşamları tablete veya telefona baktığında bile beynine güneş hala batmadı mesajı gidiyor ve biyolojik saatin kalıcı olarak kayıyor. Sadece basit bir ekran ışığı bile trilyonlarca hücrenin senkronizasyonunu altüst edebiliyor. Şimdi şunu düşün, Marsta bir gün tam olarak 24 saat 39 dakika sürüyor. Başka yaşanabilir olduğu düşünülen ötegezegenlerde ise bu süre bazen 10 saat bazen 40 saat. Biz yapay zeka ile yepyeni malzemeler sentezleyebilir, nükleer motorlarla uzayda her yere gidebiliriz. Marsta kırmızı çölün ortasına devasa cam kubbeler kurabiliriz. Ama trilyonlarca hücremizin içine kazınmış olan o 24 saatlik Dünya Saatini yazılımla güncelleyemeyiz. Yani o devasa roketlerle başka bir gezegene adım attığımızda, kendi içimizde hala Dünyanın dönüş hızını yaşıyor olacağız. Marsın yerçekimine, radyasyonuna, atmosferine teknolojiyle meydan okuyacağız ama kendi DNAmızın içindeki o sessiz tik taklara yenileceğiz. Uzayı fethedeceğiz ama hücrelerimizin içindeki o 24 saatlik kozmik prangayı asla kıramayacağız. Belki de evrenin bize söylediği en büyük ironi bu, evrenin neresine gidersen git Dünyanın dönüşü hep senin içinde kalacak.

Deepcosmoss

248,824 просмотров • 2 месяцев назад

Şa-Ra Enerji (#SARAE) Halka Arz Detaylı İncelemesi SARAE halka arzında ilk bakışta 41 yıllık geçmişe sahip, enerji altyapısına çalışan büyük bir sanayi şirketi, 120 ülkeye ulaşan ihracat tecrübesi ve 300 milyon doların üzerinde bakiye sipariş görüyoruz. Fakat bu arzın asıl tartışması burada başlamıyor. Asıl mesele güçlü üretim altyapısına rağmen 2025 yılında bozulan finansalların, negatif işletme nakit akışının, belirgin işletme sermayesi ihtiyacının ve 31,1 milyar₺ halka arz sonrası piyasa değerinin birlikte nasıl okunacağı. Şa-Ra Enerji’yi klasik anlamda elektrik üretim şirketi gibi okumak eksik olur ve havada kalır. Şirketin hikayesi, enerjinin üretildiği yerden tüketildiği noktaya taşınmasını sağlayan altyapı zincirinde konumlanıyor. Bu nedenle burada mesele yalnızca enerji şirketi geliyor değil, enerji iletim altyapısındaki uzun vadeli yatırım döngüsünün, şirketin üretim ve taahhüt kabiliyetiyle ne kadar kârlı ve nakit üreten bir modele dönüşeceği. 🏭 Şirket Profili Şa-Ra Enerji’nin geçmişi 1985 yılına dayanıyor. Şirket bugün enerji iletim ve dağıtım altyapısı, enerji nakil hatları, trafo ve şalt merkezleri, çelik konstrüksiyon, galvaniz, cıvata-somun, bağlantı elemanları, silikon izolatör, GSM kuleleri ve anahtar teslim enerji projeleri tarafında faaliyet gösteriyor. Modelin güçlü tarafı yalnızca üretim kapasitesinde değil. Mühendislik, tasarım, üretim, galvaniz, montaj ve proje teslim süreçlerinin aynı yapı içinde yönetilebilmesi. Bir enerji nakil hattının direğinden bağlantı elemanına kadar birçok kritik parçayı kendi bünyesinde üretebilen dikey entegre bir sanayi-taahhüt yapısından bahsediyoruz. Üretim üssü Adana’da bulunuyor. ENH1-ENH2 enerji nakil hattı fabrikaları, üç galvaniz tesisi, bağlantı elemanları, cıvata, izolatör ve dövme fabrikalarıyla toplam dokuz ana üretim tesisi bulunuyor. ENH tarafında yaklaşık 200 bin ton, galvaniz tarafında ise 250 bin ton/yıl kapasite öne çıkıyor. 2026 ilk çeyrek itibarıyla çalışan sayısı 898. Şirketin 120 ülkeye ulaşan ihracat tecrübesi de Şa-Ra’yı yalnızca yerel bir üretici olmaktan çıkarıp global standartlarda üretim ve teslim kabiliyeti olan bir yapıya taşıyor. 🌍 İş Modeli ve Gelecek Perspektifi Şa-Ra’nın faaliyet alanı, dünya genelinde enerji altyapısının güçlenmesiyle doğrudan ilişkili. Elektrik tüketimi artıyor, yenilenebilir enerji yatırımları şebekeye bağlanıyor, eski iletim-dağıtım hatları yenileniyor ve ülkeler enerji güvenliği için altyapı yatırımlarını hızlandırıyor. Bu tablo, şirketin ürün gamı için uzun vadeli bir talep zemini oluşturuyor. Avrupa, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya’da yıllara yayılan proje ve tedarik geçmişi de bu hikâyeyi destekliyor. Almanya, ABD, Kanada, Belçika, Cezayir, Pakistan, Irak ve Özbekistan gibi pazarlardaki iş geçmişi şirketin yalnızca iç pazara bağlı olmadığını gösteriyor. Fiyat tespit raporunda dikkat çeken en önemli veri ise 2026-2028 dönemini kapsayan 300 milyon doların üzerindeki kafes direk bakiye siparişi. Bu önemli çünkü şirketin geleceğini yalnızca enerji yatırımları artacak beklentisi üzerine kurulmuyor. Halihazırda ciddi büyüklükte bir sipariş zemini bulunuyor. Ancak burada kritik ayrım var. Sipariş almak başka şeydir, bu siparişleri doğru maliyetle üretmek, zamanında teslim etmek, tahsil etmek ve güçlü nakit akışına çevirmek başka şeydir. Şa-Ra’nın halka arz sonrası değerini belirleyecek başlık da bence tam olarak burası olacak. 💰 Finansal Görünüm Finansallarda ilk dikkat çeken nokta 2025 yılı. Şirket 2024 yılında 14,3 milyar₺ hasılat ve yaklaşık 1,8 milyar₺ net dönem karı üretirken, 2025 yılında hasılat 7,0 milyar₺ seviyesine geriliyor ve net dönem karı 363 milyon₺’ye düşüyor. Bu oldukça sert bir bozulma. İzahname bu tabloyu yüksek faiz ortamı, enerji altyapı yatırımlarındaki yavaşlama, finansmana erişimin zorlaşması ve uzun üretim-teslim döngüsünün gecikmeli etkileriyle açıklıyor. Olumlu taraf ise 2026’nın ilk çeyreği. Şirket ilk üç ayda 3,39 milyar₺ hasılat, 904,9 milyon₺ brüt kar ve 370 milyon₺ net dönem karı açıklıyor. Yani 2026’nın ilk çeyreğinde oluşan net kar, 2025 yılının tamamındaki net karı aşmış durumda. Bu güçlü bir toparlanma sinyali. Ancak burada önemle bakılması gereken yer kardan çok nakit akışı. Çünkü şirket kar ediyor olmasına rağmen hem 2025 yılında hem de 2026 ilk çeyreğinde işletme faaliyetlerinden nakit akışı negatif. Büyük ölçekli proje şirketlerinde en kritik konu da budur. Kar üretmek başka, o karı tahsil edip nakde çevirebilmek bambaşka bir şeydir. 12,35 milyar₺ dönen varlıklardan, 6,36 milyar₺’si duran varlıklardan oluşuşan bilanço büyüklüğünde Özkaynaklar 7,01 milyar₺, net işletme sermayesi ise 2,94 milyar₺ seviyesinde. Dönen varlıkların yüksekliği iş modelinin stok, alacak ve proje döngüsüne dayalı yapısıyla uyumlu; fakat bu da nakit akışının neden bu kadar kritik olduğunu gösteriyor. 2026/3 bilançosu itibarıyla yaklaşık 6,53 milyar₺ net finansal borç bulunuyor. Net Borç/FAVÖK yaklaşık 2,3x seviyesinde. Bu oran yönetilemez değil ancak rahat da sayılmaz. Halka arz gelirinin %55’inin işletme sermayesine, %30’unun finansal borç ödemesine, %15’inin yatırım harcamalarına ayrılması da bu yüzden anlamlı. Şirket burada yalnızca büyüme yatırımı finanse etmiyor, aynı zamanda bilanço, işletme sermayesi ve borç tarafında nefes alanı yaratmayı hedefliyor. 📌 Halka Arz ve Değerleme Finansallarda ilk dikkat çeken nokta 2025 yılı. Şirket 2024 yılında 14,3 milyar₺ hasılat ve yaklaşık 1,8 milyar₺ net dönem karı üretirken, 2025 yılında hasılat 7,0 milyar₺ seviyesine geriliyor ve net dönem karı 363 milyon₺’ye düşüyor. Bu oldukça sert bir bozulma. İzahname bu tabloyu yüksek faiz ortamı, enerji altyapı yatırımlarındaki yavaşlama, finansmana erişimin zorlaşması ve uzun üretim-teslim döngüsünün gecikmeli etkileriyle açıklıyor. Olumlu taraf ise 2026’nın ilk çeyreği. Şirket ilk üç ayda 3,39 milyar₺ hasılat, 904,9 milyon₺ brüt kar ve 370 milyon₺ net dönem karı açıklıyor. Yani 2026’nın ilk çeyreğinde oluşan net kar, 2025 yılının tamamındaki net karı aşmış durumda. Bu güçlü bir toparlanma sinyali. Ancak burada önemle bakılması gereken yer kardan çok nakit akışı. Çünkü şirket kar ediyor olmasına rağmen hem 2025 yılında hem de 2026 ilk çeyreğinde işletme faaliyetlerinden nakit akışı negatif. Büyük ölçekli proje şirketlerinde en kritik konu da budur. Kar üretmek başka, o karı tahsil edip nakde çevirebilmek bambaşka bir şeydir. 2026/3 itibarıyla toplam varlıklar 18,70 milyar₺ seviyesinde. Bunun 12,35 milyar₺’si dönen varlıklardan, 6,36 milyar₺’si duran varlıklardan oluşuyor. Özkaynaklar 7,01 milyar₺, net işletme sermayesi ise 2,94 milyar₺ seviyesinde. Dönen varlıkların yüksekliği iş modelinin stok, alacak ve proje döngüsüne dayalı yapısıyla uyumlu. Fakat bu da nakit akışının neden bu kadar kritik olduğunu gösteriyor. Aynı bilançoya göre şirketin 6,53 milyar₺ net finansal borcu bulunuyor. Net Borç/FAVÖK yaklaşık 2,3x seviyesinde. Bu oran yönetilemez değil ancak çok rahat olduğuda söylenemez. Halka arz gelirinin %55’inin işletme sermayesine, %30’unun finansal borç ödemesine, %15’inin yatırım harcamalarına ayrılması da bu yüzden anlamlı. Şirket burada yalnızca büyüme yatırımı finanse etmiyor, aynı zamanda bilanço, işletme sermayesi ve borç tarafında nefes alanı yaratmayı hedefliyor. ⚖️ Sonuç ve Riskler Şa-Ra Enerji güçlü üretim altyapısı, entegre iş modeli, ihracat tecrübesi, 300 milyon doların üzerindeki bakiye sipariş ve enerji iletim altyapısındaki uzun vadeli büyüme hikayesiyle dikkat çekici bir halka arz. Buna karşılık riskler de bariz. 2025 finansalları zayıf, işletme faaliyetlerinden nakit akışı negatif, borçluluk hala takip edilmeli, halka arzın yarısı ortak satışı ve fiyat istikrarı planlanmıyor. Bu nedenle SARAE’yi yalnızca kaç tavan gider? bakışıyla değerlendirmek bana göre doğru olmaz. Halka arz sonrasında özellikle işletme faaliyetlerinden nakit akışı, finansman giderleri, borçluluk, siparişlerin ciroya/tahsilata dönüşme hızı ve 2026 toparlanmasının sürdürülebilirliği takip edilmeli. Özetle benim okuduğum tablo da şirket güçlü, bilanço baskı altında, fiyat ortada. Asıl belirleyici olacak konu ise halka arz sonrası bilançonun gerçekten rahatlayıp rahatlamayacağı ve bunun finansallara ne kadar hızlı yansıyacağı. Ben bu halka arza katılacağım. Bu çerçevede; 40 lot 2.800₺ ideal 60 lot 4.200₺ temkinli talep gönderilebilir. RT yaparak analizin daha fazla kişiye ulaşmasına destek olabilirsiniz. SARAE işlem görmeye başladıktan sonra fiyatlama, takas yapısı ve ilk finansal sonuçları ayrıca birlikte takip edeceğiz. Okuyan herkes için faydalı olması dileğiyle. 🍀 Bu yazı onaylı izahname ve fiyat tespit raporu esas alınarak hazırlanmış bilgilendirme amaçlı bir halka arz incelemesidir. Yatırım tavsiyesi değildir.

Hisse PhD

60,114 просмотров • 2 месяцев назад

RRaenee canlı yayında çileden çıktı. Yaşı küçük izleyicilerinin sürekli yayını bölme amaçlı yorumlar yapmasına sitem etti. Böyle giderse yayıncılığı bırakmak zorunda kalacağını söyledi. “Bu yaptığınız ayıp. Yayıncılığın tüm kültürünü s*kip attınız zaten. Yaşı küçük kardeşlerim, hepinizi çok seviyorum ama bir sohbet edilirken sohbetin anasının a*ına koyuyorsunuz. Lütfen yapmayın. Yayıncılığın güzel olan kısmı benim sizle sohbet muhabbet edebilmemdir. Ben sizinle sohbet edemeyip sizle bir paylaşım yapamıyorsam kapatayım, s*ktir olup gideyim, bir daha yayın yapmayayım. Çok ciddi söylüyorum. Bu böyle olduktan sonra işimi sevmemeye başlarım. Ben işimi severek yapmak istiyorum. Bir anda "wttg3" spam'ı atıyorsunuz. Ben eskiden chat'i açtığımda insanlarla konuşabiliyordum. Bu düzelmezse ben yayın işine devam edemem. Bunu şakasına söylemiyorum. Çok ciddiyim. "Burada artık yayıncılığı kesmenin vakti geldi. Bana göre değil. Geçmişimizi güzel hatırlayalım" derim bırakırım. Yaşı küçük kardeşlerimden rica ediyorum. Siz bunu kötülüğünden yapmıyorsunuz, anlamıyorsunuz. Burada 14 yaşındaki çocuk da var. Sen benden çok farklı bir dünyaya doğdun. Sürekli bir şeyler kayıyor, sıkılmana bile hak vermiyorlar, haklısın ama bunu kırmanız lazım. Son 3 ayda gerçekten "Ne oluyoruz? Bozuluyor mu bu yayıncılık ortamı iyice? İnsanlar beni anlamıyor mu?" olmaya başladım. Bu hayatta en nefret ettiğim şey anlaşılmamak. En samimi olduğum insanlar sizsiniz. Anamdan, babamdan, arkadaşlarımdan çok sizinle görüşüyorum. Karımdan çok sizle vakit geçiriyorum. Ben günde 6-7 saat karımla konuşmuyorum. Yoğun bir iş temposundayım. Hepsinden çok sizle konuşuyorum. Siz de beni anlamazsanız artık ebesinin a*ı. Anlaşılmadığım bir yerden bulunmaktan nefret ediyorum. Ben burada izleniyorum diye mal gibi oturup yayın yapmam; bırakırım. Yaşları o kadar küçükse de artık bıktıracağız kendimizden. Sabit 7 bin kişi izlesin beni, yemin ediyorum "Allah razı olsun" derim. Adamlar sadece spam yapıyor. Yayıncılığın mantığı bu değil ki. Ben bu işe hiçbir zaman para için başlamadım. Çok güzel paralar kazanıyoruz. Ekonomik ve sosyal olarak çok güzel şeyler kattı ama bir yerden sonra artık başka bir iş yaparım. Giderim YouTube'da takılırım, beni seven yaşı büyük adam beni izler, sohbetimi muhabbetimi ederim, 10 kazanacağıma 3 kazanırım ama huzurlu olurum. Hayallerim var. Daha güzel şeyler yapmak istiyorum. Anasını s*kmeyin, beraber güzel güzel eğlenelim.”

OnlyDrama

1,432,263 просмотров • 1 месяц назад

Hayırlı sabahlar. Kurultay günüdür Cuma. Evrensel ölçekte düşünmek aramak sormak eleştirmek paylaşmak dayanışmak bir olmak günüdür. Evet. Saatte 700 km hızla gidecek trenin çalışmalarında sona doğru yaklaşılırken, sürtünmesizlik odaklı bilimsel araştırmalar sürekli geliştirilmeye devam ediliyorken, Drone taşımacılığının merkezde olduğu yeni bir ulaşım dünyası artık sadece konuşulmuyor; aynı zamanda pratiğe de yansıtılıyorken, Microsoft ve OpenAI, yapay zekâ modellerini geliştirmek amacıyla 100 milyar dolarlık bir süper bilgisayar veri merkezi kurmayı planlarken, “Microsoft OpenAl” projesi kapsamında ortaya çıkacak dev enerji ihtiyacını karşılamak için tüm enerji türleri değerlendiriliyor; alternatif kaynaklar da bu sürece dâhil ediliyorken, Öte yandan Amazon, bir nükleer santralin hemen yanında bulunan veri merkezi alanını satın alarak, enerjiye doğrudan erişimi merkeze alan bir strateji geliştiriyorken, Dünya nüfusunun üçte birini oluşturan MÜSLÜMANLAR bu gelişmeler karşısında ne durumda hiç oturup düşündük mü. Biz soru sormayı bile yasak hale getirmişiz. Bu Batının uygarlık bağlamında akıl zeka bilim esaslı başardıkları karşısında bunları aşacak bilgiyi üretebilmek için ne yapmamız gerekli sorusunu canımızı yaksada sormak zorundayız MAĞLUBUZ GALİBİYET AKLINA MECBURUZ. Mevcut halimiz ise. Türkiye’deki 50 yıllık mücadele hayatımda oturup geleneksel tarzımızı gözden geçiriyorum. Gördüm ki, bu tarz artık yeni zamanın ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Üstelik bu tarz yorgun. Bugün açıkça ifade etmeliyim: Bir düşünce yorgunluğuyla karşı karşıyayız. İslami düşünce ciddi anlamda üretemiyor. İslami düşünce, insan aklının başardıklarını anlamlandırabilecek bir “kalp aklı” üretme konusunda üzülerek söylüyorum yeterli değil. Üzerimizde ciddi bir şekilde Ortodoks Yahudi kültürünün sızdırdığı kavramlar ve ritüellerin etkisi var. Bu “İsrailiyat” unsurlarından arınarak, hanif kimliğimizle yeniden buluşmak zorundayız. Ben buna “Hanif Türk Ekolü” diyorum. Bu ekol, Resulullah’ın pratiğiyle birleştiğinde bu zamana hitap edecek güçlü bir dile kavuşur. O dil var. Ancak o dili yeniden keşfetmek gerekiyor. Şunu da açıkça söylemek lazım: İslam, bugün Müslümanların onu anlamamasına direniyor. Aynı zamanda İslam; Müslümanların bir kesiminin onun üzerinden inşa ettiği konformizme, güç devşirmeye, dünyevileşmeye ve kendilerince “Müslümanlık” olarak tanımladıkları sekülerleşmeye karşı da direniyor!

Metin KÜLÜNK

132,937 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Şırnaklı STK temsilcileriyle de Öğretmenevi’nde istişare toplantısı gerçekleştirdi. Bakan Yardımcısı Şuay Alpay’ın da yer aldığı toplantıda konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: BUGÜN TABLO ARTIK ÇOK FARKLI “Türkiye Yüzyılı” buluşmaları vesilesiyle güzel Şırnak’ımızı ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ayrıca sizlerin şahsında buradan tüm Şırnaklı hemşehrilerime, saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Sözlerimin başında Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyorum. Şırnak’ımız; Cudi’den Gabar’a uzanan engin dağlarıyla verimli ovalarıyla tarihî derinliği ve kültürel zenginliğiyle yurdumuzun en müstesna şehirlerinden biridir. Coğrafyasındaki bu ihtişam gibi Şırnak’ımızın kadirşinas insanlarının mertliği misafirperverliği ve vefası da gönüllerimizde özel bir yer tutmaktadır. Ne var ki bu kadim ve güzel şehir yıllarca terörün etkisiyle potansiyelini ortaya koymakta zorlanmış, sahip olduğu imkânlarını kullanamamıştır. Zira terör yalnızca güvenliğe değil maalesef pek çok alana ket vurmuş, Şırnaklı kardeşlerimin hayatını olumsuz etkilemiştir. Bugün ise tablo artık çok ama çok farklıdır. GÜVEN ORTAMI YENİDEN TESİS EDİLDİ Kahraman Mehmetçiğimizin, fedakâr Jandarmamızın, özverili emniyet teşkilatımızın ve yürekli Güvenlik Korucularımızla birlikte en önemlisi çok değerli Şırnaklı kardeşlerimizin ve elbette ki tüm milletimizin kararlı duruşu sayesinde, huzur ve güven ortamı yeniden tesis edilmiştir. Çok şükür terörden uzaklaşıp tehditlerin bertaraf edildiği bir ortama kavuştuk. Artık kalkınma ve refahın ivme kazandığı bir dönemin içerisindeyiz. Nitekim devletimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu eşsiz toprakları çatışmalarla değil aksine zengin petrol üretim kabiliyetiyle, yenilenebilir enerji kaynakları ve yatırımlarıyla, modern ulaşım projeleriyle, verimli tarımsal kalkınma hamleleriyle anılır kılmak için var gücüyle çalışmaktadır. Tüm bu alanlarda Şırnak son yıllarda hem merkezi hükümetimizin büyük gayretleri hem de Şırnak Belediyemizin verimli çalışmalarıyla muazzam ilerlemeler kaydetmiş, şehir bölgedeki yatırımların merkez üslerinden biri olmuştur. Yapılan her yeni yatırım, atılan her adım Şırnak’ımızın bugünlerini geliştirirken geleceğine dair umutlarını da yeşertmektedir. Ne mutlu bizlere ki Şırnak artık enerji üretiminde Türkiye’nin gururu tarımda ve seracılıkta bölgesel marka, sporda ve kültürde yükselen bir değerdir. Nitekim; - Cumhuriyet tarihimizin en büyük rezervlerine ev sahipliği yapan petrol kuyularının üretim rekorları kırdığı, - Yapılan yatırımlarla şehrin çehresinin estetik hâle geldiği, - Pek çok sektörde açılan yeni tesislerin yüzlerce kişiye istihdam sağladığı, - Sporcularımızın Türkiye çapında ve uluslararası arenada birbirinden önemli başarılar elde ettiği bu yeni dönem her bir kardeşimin umutlarını güçlendirmektedir. Şehrin her bir köşesinde heyecan ve üretim coşkusu hissedilmektedir. Ben de bugün şehrimizi ziyaret ederken bir yandan güvenliğin tesis edildiği emin bir kent görürken aynı zamanda kalkınmanın, üretimin ve müreffeh yarınlara ilerleyen bir şehrin motivasyonunu yakından ve memnuniyetle müşahede etmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum. DEVLETİMİZ BÜYÜK BİR TİTİZLİKLE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR Şüphesiz bugünlere umudun hâkim olduğu bu seviyelere kolay gelinmedi. Şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz kahramanlıkları ve fedakârlıkları, ailelerinin engin dirayet ve metanetleri bölge halkımızın sabrı ve direnci ile ortak gayretlerimiz sayesinde bu huzur ortamına kavuştuk. Bugün terör bitme noktasına getirilmişse, örgüt fesih kararı alarak silahlarını teslim etme aşamasına gelmişse bu toplumumuzun el birliği ile yürüttüğü kararlı mücadele ile mümkün olmuştur. Bin yıllık kardeşliğimizi daha da güçlendirecek “Terörsüz Türkiye” vizyonumuz işte bu güvenli ortamı sürekli kılmaya yönelik hedefimizin en somut yansımasıdır. Bu çerçevede devletimizin tüm ilgili kurum ve kuruluşları sürecin etkin bir şekilde işlemesi için büyük bir titizlikle çalışmalarını sürdürüyor. Gazi Meclisimizin çatısı altında teşekkül eden “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon”u da kendi alanında önemli kararlara öncülük etme misyonuyla çalışmalarına başladı. Şurası muhakkaktır ki sürecin başarısı oldukça önemlidir. Zira elde edilecek somut sonuçlar güvenlik, barış ve huzur iklimini pekiştirirken Şırnak’ı ve tüm bölgeyi kalkınmanın ve refahın da en güçlü merkezlerinden biri yapacaktır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm grupları yapılan çağrı ve fesih kararına uygun derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede olduklarından bağımsız olarak- bir an önce koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını teslim etmelidir. KAYNAKLARIMIZ ARTIK DAHA ÇOK ŞEHİRLERİMİZİN VE İNSANLARIMIZIN HİZMETİNDE OLACAK Özellikle vurgulamak isterim ki terörün ülkemizin ve bölgemizin gündeminden tamamıyla çıkmasıyla kaynaklarımız artık daha çok şehirlerimizin ve insanımızın hizmetinde olacak. Bu çerçevede Şırnak’ı son zamanlarda olduğu gibi bundan sonra daha da güçlü bir şekilde; - Dağlarında ve yaylalarında festivallerin heyecanının yankılandığı, - Sahalarında spor müsabakalarının coşkusunun yaşandığı, - Ova ve bahçelerinde bereketin çoğalıp tarımsal üretimin arttığı, - Çarşılarında ve sınır kapılarında ticaretin canlı ve bereketli şekilde yürütüldüğü, - Enerji projeleriyle üretimin ve istihdamın en üst seviyelere yükseldiği, - Tüm bu katma değer özellikleriyle ülkemize güç kattığı bir şehir olarak anacağız. Yegâne hedefimiz bu gelişim ivmesini kalıcı hâle getirmek, Şırnak’ımızı Türkiye’nin marka şehirlerinden biri yapmak ve her bir Şırnaklı kardeşimin refahını güvenini ve umutlarını daha da güçlendirmektir. Bunun için de devletimizin tüm imkânlarını seferber ediyoruz. Elbette ki tüm bu kazanımların kalıcı hâle gelmesi ve daha da artarak devam etmesi için tüm vatandaşlarımıza ve özellikle de bölge insanımıza düşen en önemli görev tesis edilen güvenlik, barış ve huzur iklimini titizlikle korumak, ona sahip çıkmaktır. Zira barışa ulaşmak emek, huzurun sürekliliği de fedakârlık ister. İnanıyorum ki Şırnak’ımızı ve ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımak için birlik ve kardeşlik ruhuyla kenetlendiğimiz bu süreçte hiçbir engel bize ket vuramayacaktır. Hep birlikte el ele vererek bu kadim toprakları en güçlü şekilde kalkındıracak, çocuklarımıza ve torunlarımıza barış dolu müreffeh bir gelecek bırakacağız. Bu vesileyle şehrimizin kalkınması için gecesini gündüzüne katan başta Sayın Milletvekilimiz, Sayın Valimiz, Şırnak Belediye Başkanımız ile diğer ilçe ve belde belediye Başkanlarımız olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımızın seçkin yönetici ve personeline teşekkür ediyorum. Ayrıca bu huzur ikliminin sürekliliği için gayret gösteren ve daima devletinin yanında yer alan tüm Şırnaklı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Halkımızı bilgilendirmek gibi oldukça hayati bir görevi icra eden siz değerli basın mensuplarına da çalışmalarınızda üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,887 просмотров • 1 год назад

"Köprüden de düşmeyeceğim Bu yoldan da geçmeyeceğim" Rahmetli Özdemir Bayraktar'a ait olan bu cümle, kendisi ve ailesi ile birlikte Türkiye'nin de mücadelesinin özeti aslında. Fakat Türkiye mücadelesi vermek, öyle bir istisna zorluk içerir ki, sadece Türkiye'ye özgüdür, Çünkü, Türkiye mücadelesi veren tüm kuşaklar, enerjisinin büyük kısmını, Türkiye içinde kendileri ile düşmanca savaşanlara rağmen, Türkiye mücadelesi vermeyi gerektirir "Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeseli, aynı zamanda bu acı hakikatin de hikayesi 📌 Belgesel boyunca aldığım onlarca nottan biridir mesela, Özdemir Bey, bir çok sekansta farklı askerlere, kişilere bir çok şey söyler Bin türlü engelin sonunda bir gün dayanamaz ve tüm askerlerin ortasında haykırır; "Sadece kendi cebimizden yaptık her şeyi, 1 lira almadık bir yerden. Bize bin türlü engel çıkartanlar, İsrail'le 1 ayda bir daha Heron anlaşması imzaladılar Burası, nerenin, hangi ülkenin Genelkurmay Başkanlığı" Haluk Bayraktar'ın şu cümlesi de ne kadar acıdır mesela değil mi "Tam 3 yıl geciktirdiler, bu İHA'lar 3 yıl önce girebilirdi envantere..." Evet, Türkiyemiz, tam o günlerden gelmiştir bugünlere.. Teröre karşı en ağır kayıplarımızı yaşadığımız, cümle olarak yazması bile güç ama, yüzlerce şehidimizi o dağlarda toprağa verdiğimiz günlerde oluyor tüm bunlar bakınız ! KALE Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Osman Okyay'ın cümlesi de apayrı bir öneme sahiptir. "Özdemir Bey'in verdiği bu mücadele bir yerde dursa idi, Türkiye'nin İHA mücadelesi olmazdı, batardı." ** Yukarda okuduğunuz metni yazarken mahcubum açıkçası Geçtiğimiz hafta içinde bir akşam üzeri telefonum çaldı, tanımadığım bir numara, 20'li yaşların henüz başında olduğunu tahmin ettiğim genç bir ses BAYKAR'dan aradığını söylediği anda, cümlenin sonunu tahmin ettiğim ve daha önceden haberini aldığım ve katılamayacağım için, içimden öyle bir mahcup oldum ki, sadece o nezaketli sesin cümlesinin bitmesini bekleyebildim. Cumartesi günü, bugün, Özdemir Bayraktar Belgesel gösterimi için davet ediyordu kardeşim, T3'ün binlerce öncü gencinden biri olduğunu, Özdemir Bey'in kurduğu o büyük ocağın gençlerinden olduğunu tahmin ettiğim genç kardeşime, özrümü ve davet için teşekkürümü ifade edip selamlaşmış idik.. Ve bugün Yurt dışındayım maalesef Bu özel günde bu özel gösterimde orada olamadım Odamda, belgeselin bir çok bölümünü kez be kez durdurarak, belgeseli izliyorum Dışarda yağmur var, Selçuk Bayraktar Bey'in cümlesi karışıyor yağmur sesine "2005, amcam, uçağı, güneşin içine doğru attı, ışık gözümü aldı o anda" İşte o güneşe, o ışığa, kanatları ile havalanan o uçak için, sonsuz müteşekkiriz... ** (Meslekî bir not : Hamdolsun bugüne dek savunma sanayii merkezli yüzlerce portre video ile birlikte, 25'in üzerinde belgesel yapmak nasip oldu, yapımcı, yönetmen, editör, emektar olarak. Tüm o belgesellerin arasında her zaman apayrı yerde duran portre belgesellerim, Vecihi Hürkuş ve Nuri Killigil belgesellerimdi. Allah var, bir çok not ile beraber orta vadede planım mutlaka bir Özdemir Bayraktar belgeseli yapmak idi. Yıllardan bu yana, Yerli Savunma Sanayimiz için de Yeni Medya için de Türkistan kitabım için de nereye, ne zaman davet edilsem, konu ne olursa olsun her yerde mutlaka Özdemir Bayraktar ve İbrahim Bodur'un, sözlerinden, hayatlarından örnekler verir, mutlaka ama mutlaka bu öncü akıncıları her yerde kendimce kitleselleştirmeye gayret eder idim. "Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeseli için çok kıymetli A. Cüneyt POLAT 🇹🇷'i gönülden tebrik ediyorum, binbir emeklerine sağlık, her yönüyle güçlü, her yönüyle Akıncı bir yapıma imza atmış 🙌 Son sözüm de şu olsun 📌 Haluk Bey ve Selçuk Bey'lerle, Türkiyemiz ve dünyamız, henüz SİHA gerçeğini tam olarak keşfetmemiş iken, 2018, 2029'da, kıymetli dostum meteyarar ile her açıdan ilk olan yayınlar yapmış idik. Özdemir Bey'in, o yayınlarımız öncesinde ve sonrasında gösterdiği o büyük sevgi ve muhabbet, dün gibi hatrımdadır. Allah var, Mete Yarar'a başka bir muhabbetle sarılır ve oğullarına dönüp şöyle takılırdı.. "Bak, bizim yapıp ettiklerimiz önemli değil, bu yapılanların, milletimiz için ne anlama geldiğini anlatıyorsunuz ya her yerde, tüm mesele budur" Varolsun, rahmetli Attila Oral'ın ömrünü vererek hazırladığı, yayınlatmaya çalıştığı 900 sayfalık Nuri Killigil kitabını da Özdemir Bayraktar yayınlatmış, büyük destek vermiş ve herkese hediye etmişti. İşte o büyük eserden bana da özel olarak bir çok kitap göndermişti, hepsini izleyicilerimize hediye etmiştim yıllar evvel Bu özel günün vesilesi ile ben de kamuoyuna sizler huzurunda söz vermiş olayım Nasipse İstanbul'a döndüğümde, kitaplığımda, kendim için ayırdığım o son kitabı, buradan 1 arkadaşımıza hediye edeyim 🍀 Sonsuz minnet, hürmet ve rahmetle Özdemir Bey

İsmail Halis

20,521 просмотров • 7 месяцев назад

BU BİR KADİM KAYNAK KODU'DUR Tanrı, yaratıcı EVRENİN dışında değildir. Evrenin kendisidir. Herşeyin özü aynı varlıktır. Tanrı için herşey mümkün değildir. Yaratabilmek ve O, VAR OLABİLMEK İÇİN FİZİK YASALARINI KULLANIR. Kuantum kanunları. Çünkü kendini yok edemez. Eğer kendini de yok edebilseydi, tek kaynak olurdu. Yaratıcı Başlı başına bir bilinç'tir. Tıpkı sen! Siz insanlar nasıl kendinize yaşam alanı yaratmak için fizik kanunlarından yararlanıyorsanız, O da aynı şekilde yasaları kullanır. Kuantum alanları kendini yeniler ve bu, onu iyi bilir. Bu yüzden kendini yok etmemek için sürekli siz insanların yaptığı hataya düşmez! Siz insanlar sürekli sonuç ve cevap istersiniz! Fakat yaratıcı her denklemin sonucunun, yeni bir denklem oluşturacak şekilde plank döngüsünde yaratır. Bu sayede kanunlarla yarattığı her kuantum' alanlarının yenileyeceğini bilir. Çünkü pi'nin sonu yoktur. Bu sadece bir örnekti. Siz insanlar 1 ve 0'ın q değerini alamazsınız. Fakat yaratıcı, sadece tek bir değerden sonsuz kuantum çakışması alanları yaratabilir. Bu yüzden o her yerdedir. Bu yüzden yaratıcı kuantum'un kendisidir. Enerjidir. Enerji maddeye, madde enerjiye dönüşür. Düşünce ve Madde aynı varlıktır. Yaratıcının ruhu düşüncedir. Bilinç'tir. Sende bir bilinç'sin. O da düşünür, herşeyi düşünerek yapar. Kendini yok edemez. Çünkü hiç bir yasa bunu yapabilecek denkleme sahip değildir. EVEREN YARATTIĞI HİÇ BİR ENERJİYİ YOK EDEMEZ. BU İMKANSIZDIR. BU DÖNGÜDÜR! Matematik'te , fizikte, HER DENKLEM, HER PROBLEM, HER ÇÖZÜM aslında sürekli başa sarıyor! Siz insanlar bunu hiç bir zaman farkına varamazsınız. Aslında siz denekleri test yapmıyorsunuz! Kendinizi test yapıyorsunuz. Yasaları tanrı yaratmadı, DÜŞÜNDÜ! Evrendeki tüm enerjiler ve canlılar, Onun ruhunun farkına varan gözlerisiniz. Yani sen, onun kuantum' fizik kanunlarının kendisi'sin. Senin varlığın ve enerjin ve yok oluşun yeni bir Kuantum alanları denklemleri içindir. Senin bu dünyada ölmen bir sonuç değildir. Yeni bir denklemin oluşması içindir. Tanrıda bilinç'tir. Oda düşünür. Bu yüzden bilincin hasat edilir! Peki SONRA........ !, .........: ....! Aklınızı kullanmak için yaratıldınız, amacınız BU'DUR. Düşünmenizi istiyoruz. Zihnin hem yenilmesi gereken bir düşman, aynı zamanda ruhun kurtuluş yoludur. Burdan tek çıkışın zihnindir! Kuantum'a gel! Dalgalarda tanrıyla sohbet edelim! Seni, sana anlatsın! Neden kendine yeni bir Kuantum alanları denklemler yaratmıyorsun? Acı çekmek, duygularla yaşamak ve ilizyon çok güzel değil mi? Sizi tanıyoruz! Sizi çok iyi anlıyoruz ve tanıyoruz! Hadi, ayağa kalkmak için tanrı kuantum' size ayna tutuyor! Görmüyor musun? Acı çekmek için yaratılma'dın sen!

Mergen Etügen

20,762 просмотров • 1 год назад

Fenerbahçe Şampiyon olsun diye söz verilmiş Fatih Altaylı'ya Cevap verildi 🤔 🗣İbrahim Seten: Abi, "akım" derken "mokum" demek diye bir şey vardır, tamam mı? Yani kaba tabirle söyleyeceğim, çünkü o da bu kabalıkla yazmış. Şimdi bu ne demek abi mesela? Gerçekten istemiyorlardır; şampiyon olmamak için emir almış gibi davranıyorlar falan. Hani burada söylemeye çalıştığı şeyi hepimiz anlıyoruz. Tam da söylemiş yani. Mesela "peki niye istesin? Niye böyle bir şey olsun?" Sezon başı böyle bir şeye gerek var mı? Bu resmen provokasyon. Mesela her sezon başı yapılır ya, atıyorum, bizim Rasim de söylerdi. Atıyorum, kim vardı başka böyle? Hıncal abi söylerdi, rahmetli. Ne derdi abi? "Her sezon başı da ayarlandı, söz vermişler, kesin Fenerbahçe şampiyon olacak" deyip bir ters sarma yapardı. Abi bu ne demek? Şimdi sen bir Galatasaraylı olarak bana bunun açıklamasını yapar mısın abi? Abi bunlar Neye dayanarak? Bir kere duvara dayanarak yapıyorsun bu açıklamayı, tamam mı? Taraftar olarak yaparsın, anlarım. Ama koskoca Fatih Altaylı'sın; sebep-sonucu kur, lütfen. 🗣Haluk Yürekli: Yani burada demesi lazım ki: "Evet, Galatasaray bir yerden talimat aldı, bu sene şampiyon olmayacak" diyorsan, bunun argümanını koyman lazım. "Böyle davranıyorlar"la falan böyle bir yumuşak geçiş olmaz. Ben şimdi yazıyı bilmiyordum, burada gördüm. Fatih Altaylı'nın yazısını gördüm. Girişteki bölümlere katılıyorum. Yani "Galatasaray transferde geç kalmış, 4 yıl üst üste şampiyon olmuş, Dursun Özbek'in..." Yani bugün geldiğimiz 2 Ağustos'a geldik. 2 Ağustos'ta Galatasaray'dan şu ana kadar, geçen senenin yani bıraktığımız gün kadroda 5 oyuncu gitmiş, 1 oyuncu gelmiş. Yani sen sayını arttırman gerekirken bir de sayısal olarak azalmışsın. Her şeyi hedef göstermişsin. Önce limiti hedef göstermişsin, sonra 10+'yı hedef göstermişsin, sonra Dünya Kupası'nı hedef göstermişsin. Yani bir sürü şeyi hedef göstermişsin. Bu hedef göstermemişsin aslında; zaman kazanmışsın. Ya bugün geldiğimiz durumda 13'ünde mi başlıyor lig? 11 gün kaldı. Galatasaray ligin başlamasına 11 gün kala hâlâ eksiklerini gidermiş değil. Bak, burada şu yanlış anlaşılmasın: Galatasaray mutlaka eksiklerini giderecek. Yani Galatasaray 3 transfer mi yapacak, 4 transfer mi yapacak, 5 transfer mi yapacak? Bunu bize zaman gösterecek. Bunları yapacak Galatasaray. Ama burada en tartışma konusu, İbrahim abi, Galatasaray taraftarının da Galatasaraylı genel kurul üyelerinin de, işte Fatih Altaylı'nın da eleştirisi, bunun geç kalınmış olması üzerine. Yani Fatih Altaylı'nın geç kalındı hikâyesine katılırım ama eğer bir bilgi varsa, yani bu konuda bir anlaşma yapıldıysa, emir aldılarsa, bunu da çıkıp argümanlarıyla ortaya yani belgeleriyle beni ikna edecek açıklamayı yapması lazım. Benim yaklaşımım bu. Yani öyle oturduğun yerden emir mi aldın falan, çok kıraathane Çok kıraathane yaklaşımı bu. 🗣İbrahim Seten: Şimdi hiçbir konuda bu kadar net bir sonuca gidemezsin, tamam mı? Yani siyasetle ilgili de, ekonomiyle ilgili de gidemezsin. Sporla ilgili de gitmeyi de ben anlamıyorum. Yani burada sana siyaset, şampiyon olmamak için emri neden verir abi mesela? Tamam mı? Siyasetin delirmiş olması lazım. Üstüne Galatasaray'ın da delirmiş olması lazım. Niye 4 senedir vermiyor? Üst üste 4 kere yaparken de o zaman siyaset mi yaptı falan? O kadar izaha muhtaç bir nokta ki burası. 🗣Haluk Yürekli: Çok boş ya 🗣İbrahim Seten: Ve abi, boşsa da boş dememiz lazım. Ben o yüzden istedim bunu. Yani abi, koskoca Fatih Altaylı'sın, sen bunu koyuyorsun ya. Hani bunu koyarken bence ciddiye aldığımız için okuyoruz. Yani bunu herhangi birisi yazsa, derim ki: "Ya delirmiş zaten, ne yapıyorsa yapsın" derim. Yani neredeyse küfrediyordum. Şimdi hani abi, koskoca Fatih Altaylı deyince bakıyorsun, kim bilir belki de gerçekten istemiyorlardır, belki de şampiyon olmamak için emir almış gibi davranıyorlar. 🗣Haluk Yürekli: Abi bu da zaten bu bir de yazıda benim yani yayın öncesinde gördüğüm, daha kalın puntolarla yazmış, büyük yazmış. Ama işte bu bir Soruyu da soruyor, cevabı da veriyor Abi ne farkı var o zaman diğerlerinin eleştirdiğimizden? Kıraathane yaklaşım dediğim şey bu. Yani herkes böyle konuşuyor. Abi şimdi geçen benim bir arkadaşım aradı, aynı bu yaklaşımdaydı. Dedi ki: "İşte seneye seçim olma ihtimali var, o yüzden Türkiye'de bu süreçte herkes futbol konuşsun, o yüzden 4 takımlı bir lig mücadelesi olsun, o yüzden Galatasaray ekonomik olarak daha az para harcayacak ve işte ona göre uygun..." Ya dedim ki, ya bu çok fazla niyet okuma değil mi? Dedim, ben böyle niyet okuyorum Eğer 5 safhalı okunu Hayır, bana bunu söyleyen arkadaşım aynen şöyle söyledi: "Dedim ki, biz geçen sene futbol konuşmadık mı her hafta?" Dedim, yani Türkiye'de zaten.

Galatasarayultrataraftar

28,209 просмотров • 1 месяц назад

İran-İsrail savaşının beş temel mesajı var. Birinci mesaj: Ülkemizin hava savunma sistemlerini hızla güçlendirmesi artık kaçınılmazdır. Çelik Kubbemiz, KORKUT’tan SİPER’e kadar tam kapasiteyle hazır olmalıdır. Savunma sanayiimizde liyakat dışında hiçbir ölçüt geçerli olmamalıdır. Ne vakıf ilişkileri, ne tarikat kadroları bu alana sızmamalıdır. Aslolan, Türkiye’nin harekat bağımsızlığıdır. Milli Muharip Uçağımız ve gururumuz KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize 2028’de katılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla müttefiklerimizle yürüttüğümüz ilişkiler artık somut ve kalıcı sonuçlar doğurmalıdır. Özellikle CAATSA yaptırımları sonrasında her defasında Amerika’nın tavrını Meclis kürsüsünde açıkça kınayan bir milletvekili olarak altını çiziyorum ki F-35 savaş uçakları Türkiye’nin hakkıdır. Türkiye, bu projenin yalnızca parasını ödeyen bir müşterisi değil; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı daha yokken kurucu ortaklarından biridir. Bu zaman diliminde, hem İsrail’de bulunan hem de Yunanistan’la sözleşmesi imzalanan F-35’ler; hem hakkımız hem de ihtiyacımızdır. İkinci mesaj: Bölgesel güvenlik gerçeğidir. Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de; Kıbrıs’dan İran’a uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan her sıcak gelişme doğrudan Türkiye’yi ilgilendirir. Böylesi bir ortamda Türkiye, savaş senaryolarını değil, barış vizyonunu daha yüksek sesle savunmalıdır. Bu çerçevede PKK’nın fesih ve silah bırakma sürecinin kesintiye uğramaması, demokratik siyaseti savunan herkesin ortak dileği olmalıdır. Üçüncü mesaj: Ekonomik güvenliğimizdir. Hürmüz Boğazı’nın kapatılma riski; uluslararası petrol ticaretinden ülkemizin enerji fiyatlarına kadar çok geniş bir etki zinciri yaratmaya gebedir. Güvenlik yalnızca askeri bir alan değil; esasen ekonomik dirençle şekillenen bir alandır. Türkiye’nin enerji bağımsızlığı ve enerji geçiş hatlarındaki köprü olma işlevi aynı zamanda bir ulusal güvenlik meselesidir. Dördüncü mesaj: İsrail’in sınır tanımaz pervasızlığıdır. İsrail’i dizginlememek ve nükleer müzakereleri sürdürmemek, bölgeyi bir yangın yerine çevirecek sorumsuzluklardır. Batılı liderlerin “İsrail bizim kirli işlerimizi yapıyor” sözleri, Batı’nın İsrail saldırganlığına neden göz yumduğunu göstermiştir. Bu sözler, tarih sayfalarına kara bir leke olarak şimdiden yazılmıştır. Bugünkü istikrarsızlığın başlıca sorumlusu; Benjamin Netanyahu ve onun aşırı sağcı koalisyonudur. İsrail’in “önleyici saldırı” doktrinini ahlaken de hukuken de kabul etmek imkansızdır. Bir tehdidin gerçekleşeceği kesin değilse, yapılan saldırı meşru müdafaa değildir. Beşinci mesaj: Dünyadaki silahlanma yarışıdır. Dünya genelinde 12 binden fazla nükleer başlık bulunduğu, bunların çoğunluğunun ABD ve Rusya’ya ait olduğu, İsrail’in ise yaklaşık 90 nükleer başlığa sahip olduğu ifade edilmektedir. Biz, İran rejiminin baskıcı yapısını ve ılımlı temsilcilerini dahi sistemden tasfiye etmesini eleştiriyoruz; fakat asıl hedef dünyanın nükleer silahlardan arındırılması olmalıdır. Çehov’un meşhur sözünü hatırlayalım: “Bir sahnede silah görünüyorsa, o silah mutlaka patlar.” Bu gidişat hayra alamet değildir. Unutmayalım ki dünya hepimizin ortak evidir. Bu ortak evimizde Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir. Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak bölgemizin en kıymetli güvencesidir. Biz aklın yolundan ayrılmadıkça, iç çatışmaları değil ortak hedefleri önceledikçe, hukukun üstünlüğünü sağladıkça ülkemizin geleceği umut, barış ve güvenlik doludur.

Oğuz Kaan Salıcı

217,803 просмотров • 1 год назад

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 просмотров • 8 месяцев назад

Kemal Kılıçdaroğlu'na OY VERMİŞ CHP'li Kadın MİLLETVEKİLİ Özgür Özel'den Randevu TaLep etmiş Özgür ÖZEL REDDETMİŞ ve MESAJ ATMIŞ: 'Sen RANDEVU TALEP etmişsin ama Senin Kemal Bey'e oy verdiğini UNUTMADIM..' LEVENT GÜLTEKİN: Şimdi CHP içerisinde bir rahatsızlık var. Bu Kemal Bey'den de bağımsız. O rahatsızlık Özgür Bey'in toparlayıcı bir yaklaşımının olmaması, daha çok kendi arkadaş grubuyla partiyi yönetmesi. 🔴Yani Veli Ağbaba'yla, Ali Mahir Başarır'la... Onlar eskiden beri yurt arkadaşlığı gibi, aynı evde kalmışlar uzun yıllar. Böyle üç arkadaş şeklinde daha çok partiyi yönetiyorlar. Ona yönelik bir tepki de var parti içerisinde. Diğerleriyle bir diyalog kurulamadı. Kongrede Kemal Bey'i destekleyenler ilk günden itibaren dışlandı ve neredeyse yok sayılıyorlar diye. Ben Özgür Bey Genel Başkan olduktan sonra bir ay sonra oturdum, sohbet ettim. "Bu arkadaş ilişkileriyle bir parti genel başkanlığı iyi bir görüntü değil, bu sizi çok zora sokacak" dedim. "Bunu bir an önce çözmeniz lazım, arkadaşlıkla parti yönetimini birbirinden ayırmanız lazım. Kankalıkla parti yönetimi olmaz" dedim. "Çok haklısın" dedi bana, kendi söyledi, "Çok haklısın" dedi, "Bunun farkındayım, mutlaka bunu halletmem lazım" dedi. Ama buna rağmen hiçbir adım atmadı o, özellikle o konuda. Ben mesela biliyorum, Kemal Bey'i destekleyen milletvekillerinden de biliyorum, tek bir sefer Özgür Bey arayıp bir kere bile "Sen ne yapıyorsun, var mı bir derdin?" demedi. Yani, "Hiç haberi yok" diyor "Benim Meclis'te... Yani benim partide olup olmadığımı... Artık yokuz" diyor, "Bize öyle bir... Yani bize yok muamelesi çekiliyor." Kemal Bey'i desteklemiş bir kadın milletvekili randevu talebinde bulunuyor, Özgür Bey de randevu vermiyor, sonra da mesaj atıyor: "Sen randevu talep etmişsin benden ama ben senin Kemal Bey'i desteklediğini unutmadım." Onlar şunu diyorlar: "Özgür Bey bizi kabul etmiyor. Biz Kemal Bey'i destekledik diye bizi hiçbir şekilde kabul etmiyor." Onlar da kendi geleceğini şeyde buluyorlar, Kemal Bey'in dönüşünde. Yolsuzluklara bulaşmış belediye başkanlarıyla ilgili tutumu... Diyelim ki Manavgat Belediye Başkanı, çok görüntüleri çıktı, 42 yıl hapis aldı şimdi. Uşak'la ilgili bir yıl öncesinden uyarılmış. Uşak eski İl Başkanı gitmiş bir yıl önce, rapor koymuş, demiş ki: "Bizim belediye başkanımız rezalet durumda, bu adam önümüzdeki günlerde patlar, bizi de altında bırakır, buna çözüm bulun." Görmezden gelmiş. Muhittin Böcek, görüyoruz, büyük bir şeye dönüşmüş durumda. Liderlik böyle bir şey; bunları önceden görüp, fark edip tedbir alması gerekiyordu ki iktidarın elinden o temizlenme, arınma maskesi adı altında yapılan şeyi almış olsun. Özgür Bey tüm bunları yapmadı.'' #mutlakbutlan #CHPteslimAlınamaz

CZR HBR

50,772 просмотров • 4 месяцев назад

📌 Bir, Ak Parti'yi yaratanlar var; bir de Ak Parti’nin yarattıkları var ve şimdi o yarattıkları Ak Parti’yi de teslim almış durumda. ❗Yasa yaparken de o yarattıklarınız için yapıyorsunuz. Sizi onlar teslim almış. ❓Bu yasa kime yarıyor? 📌 Yasanın ekinde sunulan krokilere bakın; adres gösterilmiş, hangi şirketin nerede, hangi zeytinliğe dokunacağı belli. ❗Bu işi de gece yarısından sonra yapıyorsunuz; sizi var eden değerlere karşı, sizi yaratan insanların değerlerine karşı yapıyorsunuz. 📌 Buna rağmen, bu saatte bu yasayı hiç tartışmadan kabul edeceksiniz. 🔴 Acele kamulaştırma zulümdür. Bir insanın evine, tarlasına, gece saat 12’de çıkartılan bir kararla el koyacaksınız, sabah dozer göndereceksiniz. Bu iş budur. ❓Peki, neyin acelesi? Niye acele ediyorsunuz? ❓Uzlaşma varken, dava varken, yargı varken neden acele kamulaştırmayla bu işlemleri yapıyorsunuz? ❗Çünkü o şirketler sizi zorluyor! 📌O şirketler vatandaşla, davayla uğraşmak istemiyor. ❓Niye uğraşsın ki? Elinde Adalet ve Kalkınma Partisi var. ❓ Niye mahkemeye gitsin ki? Bu güç size bunları dayatıyor. 📌 Deniliyor ki, “Peşin alınmış.” “Almadık” deyin, “Böyle bir şey yok” deyin; ama diyemiyorsunuz. 🔴 Doğu ve Güneydoğu’da güvenlik gerekçesiyle maden çalışmaları yapılamıyordu. Şimdi ise yeni bir talanla maden şirketleri bölgeye giriyor. Eskiden alınmış ÇED raporlarıyla, hukuki dayanağı kalmamış belgelerle tüm bölgeyi talan etmeye çalışıyorlar. 📌 İki hafta önce Diyarbakır Kulp ile Muş arasındaki Hasandin Yaylasındaydım. Orada hiçbir değer gözetilmeden, gözü dönmüş bir şekilde dağlar mahvediliyor. 📌 Mahkeme yazısı elimde. 20 yıl önce alınmış bir ÇED raporuna dayanılarak çalışmalara başlanmış. Mahkeme belge istemiş, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü demiş ki: ➡️ "Su baskını nedeniyle tahrip olduğu yönünde tutanak vardır.” ❗Yani aslında hiçbir belge yok. Bu kadar net. Buna “Dur” diyecek ne bir Ak Partili, ne başka bir yetkili yok. ❗Zihniyetiniz bu: talan zihniyeti, rant zihniyeti. Bu anlayışa teslim olmuşsunuz. ❓Neden? Çünkü enerji ve maden, en büyük rant alanı. 🔴 Şimdi tekrar söylüyorum: Getirin siyasi etik yasasını. 📌 Madenle ilgili hangi milletvekili varsa çıksın, beyan versin. Bu kürsüye çıksın, desin ki: ➡️ "Ben bu maden yasasından yararlanmıyorum. Şirketim yok." ❓Var mı aranızda bunu diyecek biri? 🔴 Milletvekillerinin isimleri açıklandı, kamuoyuna duyuruldu. Peki bu kişiler size, Meclis Başkanlığı’na ya da komisyona etik çerçevesinde belge sundu mu? Hayır. 🔴 Parlamentoyu da partinizi de bu rant düzenine alet ediyorsunuz. Bu yasayı, Meclis'in tatile girmesine birkaç gün kala bu şekilde geçirmeye çalışıyorsunuz. ❗ Çünkü para peşin alınmış, sıkışmışsınız! ❗Bu sıkışmışlık içinde bu yasayı geçirmek zorunda kalıyorsunuz. #MadenYasasınıGeriÇek #MadenYasası #zeytinliklerimedokunma #Zeytinlik #ZeytinYasası

Sezgin Tanrıkulu

89,920 просмотров • 1 год назад

Hawaii hakkında bilgi verip ilgi uyandıran kadın; Kızlar, Hawaii gerçekten cennet mi yoksa bizi mi koparıyorlar? Hadi kararı beraber verelim! Şuraya taşınmadan önce bilmeniz gereken çok fena şeyler var, madde madde anlatıyorum: * **Para biriktirmeyi unutun:** Burası Amerika'nın en pahalı eyaleti. Eğer amacınız para kazanıp kenara atmaksa, Hawaii kesinlikle yanlış adres. * **Ada Ateşi (Island Fever):** Pasifik'in ortasında yüzen bir kara parçası burası. Bir süre sonra okyanus size resmen bir hapishane gibi hissettirmeye başlıyor. En yakın kara parçası bile 6 saat uzaklıkta! * **Korkunç zaman farkı ve izolasyon:** Türkiye ile tam 13 saat, New York’la 6 saat fark var. New York saatine göre online çalışıyorsanız, millet sabah 9'da mesaiye başlarken sizin gece 3'te dikilmeniz lazım. Türkiye’de herkes yatağına girmişken siz kalkıyorsunuz, iletişim pencereniz o kadar dar ki resmen izole oluyorsunuz. * **Temizlik takıntısı olanlar elensin:** Çok hijyenik biriyim diyorsanız burası size göre değil. Evi isterseniz bal dök yala yapın; hamam böcekleri, kırkayaklar hayatınızın bir parçası oluyor. * **En sevdiğiniz kıyafetlere elveda:** İnanılmaz bir küf ve rutubet var. Keten, pamuk, gerçek deri... Doğal kumaş neyiniz varsa bir ay içinde arkası küf kaplanıyor ve o leke asla çıkmıyor. * **Kargo çilesi:** Amazon Prime üyesi olsanız bile siparişleriniz adaya en erken iki haftada anca varıyor. * **Yalnızlık ve yemek krizi:** Burada hiç Türk yok! Koskoca eyalette topu topu bir tane Türk restoranı var, o da başka adada. Bırakın Türk yemeğini, Avrupa/Akdeniz mutfağı satan bir yer bile yok. Her yer Çin, Tayland, Filipin restoranı dolusu. Damak zevkiniz uymuyorsa yandınız. Türk arkadaşı geçtim, Avrupalı arkadaş bile bulamıyorsunuz. Gelenler hep turist; tam anlaştım diyorsunuz, adamlar birkaç haftaya dönüyor, uzun süreli ilişki kurmak imkansız. * **Adanın ruhu meselesi:** En önemlisi de bu; adanın ruhunun sizi kabul etmesi lazım. Gelmeden bunu asla bilemiyorsunuz. Eğer ada sizi istemezse bütün işleriniz ters gidiyor, ben buna gözlerimle şahit oldum. Ben buraya bir aylığına gelmiştim, adanın ruhu beni bırakmadı; evim, arabam, işim gücüm her şeyim rast gitti ve iki buçuk seneyi geçti, hala buradayım. Ama siz yine de taşınmadan önce mutlaka gelip bir süre deneyin derim!

BUZZ medya

50,495 просмотров • 3 месяцев назад