Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

30 çiftçi birleşerek devlet desteğiyle tek bir çiftlik kurarak, 300 ineği tek bir çatı altında topladılar. İşçilik maliyetleri düştü, günlük 2,7 ton süt üretiliyor. Hayvancılıktan anlamayanlarda bu ortaklıktan yararlanma imkanı oldu.

1,671,905 Aufrufe • vor 2 Jahren •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von Serdar Murat Bal
Serdar Murat Balvor 2 Jahren

#Şirketokrasi tarımı da ele geçirmeden yapılması gereken kooparatif tarzı birleşmek ki yoksa aynen üç harfli marketlerin mahalle marketlerini yutması gibi gelişecek olaylar ;

Profilbild von Birikim Maratonu
Birikim Maratonuvor 2 Jahren

Bu tür kooperatif yapıların kurulması ve gyo benzeri yapılara alınabilin tarım, hayvancılık fonları olması faydalı olacaktır. Yatırımcıya nakit akışı sağlarken tarım ve hayvancılık alanında üretim ve verimi arttırır.

Profilbild von Seekcoin
Seekcoinvor 2 Jahren

Buna kooperatif deniyor aslında. 2024 yılında keşfedilmiş olması, ülkenin geleceği adına sevindirici.

Profilbild von ABDULLAH SARIPINARLI
ABDULLAH SARIPINARLIvor 2 Jahren

300 inekten 2700 kilo süt oluyorsa derhal kapatın orayı hayvan başına 9 kilo süt yapar,bu nasıl iş

Profilbild von Ahmet Uzunoğlu
Ahmet Uzunoğluvor 2 Jahren

Tüm tarım sektöründe kooperatifleşme veya birlikte hareket , artık bu çok önemli bir unsur oldu. Birlikte hareket ile hem daha uygun girdi hem daha uygun işçilik hem de satışta daha dirayetli bir duruş ile kazançların en üst seviyeye çıkartılması .

Profilbild von TURK.ai
TURK.aivor 2 Jahren

Çiftlik bank gibi mi ? Nereye para yatırıyoruz

Profilbild von Salim&Aysu
Salim&Aysuvor 2 Jahren

Bütün çiftçilerin yapması gerekende budur, tarlada ekini olan, bağda meyvesi sebzesi olan birleşip malını kendi satmalı, bütün halinde olmalıki birbiri ile rekabet etmek yerine tek güç olmalıki herkes kazansın.

Profilbild von abdurrahman ertürk
abdurrahman ertürkvor 2 Jahren

Zaten tarım ve hayvancılık ile kim uğraşıyorsa yapması gereken bu lâkin bizim insan ne kendini büyütür nede komşusunu büyütür ve büyümesini istemez, ondan sonra malını çöp eder

Profilbild von lingo 🟠 NFTARMY
lingo 🟠 NFTARMYvor 2 Jahren

Olması gereken. Ama bizim ülkemizde ortaklar bile birbirine nasıl kazık atar onun derdinde.

Profilbild von Mustafa Yüzotuzbir
Mustafa Yüzotuzbirvor 2 Jahren

300 inek 2.7 ton süt üretiyorlar ise, batmaları yakındır.

Ähnliche Videos

Sırbistan'daki Müslümanların 20 yıldır süren kavgası, bölünmüşlüğü nihayet sona erdi! 🤝 2007'den bu yana süren ayrılık, Novi Pazar'da geçen hafta atılan tarihi imzalarla resmen bitti. Belgrad’ın desteğiyle kurulan "paralel" İslam Birliği feshedilerek, etnik ayrım olmaksızın tüm Müslümanlar yeniden tek çatı altında birleşti. Anlaşmaya göre; 🔴 Sırbistan’daki tüm Müslümanlar, etnik köken fark etmeksizin tek bir İslam Birliği'ne bağlandı. 🔴 İslam Birliğinin merkezi başkent Belgrad değil, Novi Pazar oldu. 🔴 İslam Birliği’nin lideri, Sancak Müftüsü Mevlud Dudiç oldu. 🔴 Bosna Hersek Reis-ül Uleması, en yüksek dini otorite olarak kabul edildi. 🔴 Paralel yapılar lağvedilerek, tüm imamlar tek bir sistem altında toplandı. Peki ama kriz nasıl çözüldü? 🧐 Çözümün arkasındaki en kritik güç, halkın güvenini kazanmış iş insanları ve akil isimlerden oluşan bağımsız “muslihun” heyeti oldu. Kim bu "muslihun"? İslam hukukunda "ıslah edenler, arabulucular ve toplumsal barışı sağlayanlar" anlamına gelen muslihun heyeti, Sırbistan'daki bu sürece hakemlik etti. Hiçbir resmi makama bağlı olmayan bu sivil heyet, anlaşmanın kâğıt üzerinde kalmaması için manevi garantör oldu. Kısacası, 20 yıllık krizin tabandan gelen bir helalleşmeyle bitmesini sağladı. 🎙 Kayhan Gül #sırbistan #sancak #novipazar #haber #balkanlar

BalkanNews Türkçe

32,960 Aufrufe • vor 1 Monat

KREDİYE ULAŞAMAYAN ESNAFA YENİ İMKÂN ÖNEMLİ Sosyal güvenlik kurumuna, vergi dairelerine borcu olan esnaf kredi almakta zorluk çekiyordu. Krediye ulaşmak mümkün değildi. Evvela git borcunu öde veyahut yapılandır. Şimdi böyle 15 gün süreli daha önce yapılandırma yapın. Alacağınız para miktarının sınırlandırılmış 300 bin lirası SSK veya vergi dairesine kesilmek suretiyle kalan bölümünü alma imkanı oldu. Bu esnaf için bir rahatlık. Zaten esnaf parası olsaydı hiç bu krediye de ihtiyacı olmazdı. Ancak bununla birlikte esnafın en azından ekonomideki borçlarını ödeyebilmesi veya ekonomik olarak sıkıntıda olan esnafların bundan dolayı mağduriyetlerin önlenmesi açısından çok önemli. FİNANSMANA ERİŞİMDEKİ ÖNEMLİ BİR ENGEL AŞILMIŞ OLACAK Emeği geçen herkese başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere teşekkür ediyoruz. Ancak sorunun esas özünde olan şey yapılandırma ile birlikte kredi faizlerindeki düşüşün getirmiş olduğundan istifade etmek tabii ki esnafı en azından tefeciden borç alır halinden veyahut bankadan kullanılan normal krediden çok daha fazla devlet tarafından sübvanse edilen bir kredi almak çok daha avantajlı. Devletin sübvanse miktarında da tabi bir düşüş sağlandı, keşke o da olmasaydı esnaf açısından daha verimli olacaktı. Dolayısıyla bu esnafı en azından krediye ulaşmasını sağladığı gibi piyasadaki enflasyonla ilgili esnafın sermayesi erozyonun da bir bölümün en azından ortadan kalkmış olacak. Yeniden veyahut işte imal ettireceği ürünleri almada öne açılmış olacak. Kredi miktarlarının da yükselmesi 1 milyondan 1.5 milyona önemli bir yükseliş. Yüzde 50’lik neredeyse bir artışa yakın da diğer taraftaki araç alacaklara, iş yer alacaklara bunları da 3.5 milyon lira gerçekten de esnafın işini görecek. FAİZ DESTEĞİNDEKİ DÜŞÜŞ YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ Bilindiği üzere artık bizim esnaf sanatkarın bu sıkıntıdan kurtulması için daha radikal tedbirlerin alınması lazım. Rekabette erişebilecek önündeki kanunların da çıkmasıyla ancak esnaf ayakta kalacak. Yoksa tek pazar halinde bunların rekabet edip tekrar iş yerlerinin ayağa kalkmasını sağlayacak miktardaki destekler bunun için kullanılacak. Hem devlet tahsilatını yapmış olacak. Daha evvelki biliyorsunuz yapılandırmalarda önemli miktarda da devletin bir geliri oldu. Şimdi de her kredi alandan en az borcu olandan 300 bin lira almak demek ortalama yani yüzde 25 civarına geliyor ki alacağı kredi miktarına göre teminatına göre bu da esnaf için belki de bir can suyu olmuş olacak.

Bendevi Palandöken

55,643 Aufrufe • vor 1 Monat

YILLARDIR HALKA DOMUZ ETİ YEDİRİYORLAR.. İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya,Denizli, Aydın, Mersin ve Adana başta olmak üzere Türkiye genelinde 80'nin üzerinde domuz çiftliği halen faaliyette. Bu çiftliklerden elde edilen domuz etleri ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis olarak satılıyor. Antalya'nın Manavgat ilçesine bağlı Şişeler ve Yeniköy Mahallelerinin sınırında bulunan ve 10 yıldır faaliyetini sürdüren çiftlik buna bir örnek.. Videoda konuşan Yeniköy mahalle muhtarı.. Yıl 2003, Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyü domuz çiftliğinde tam 5 bin domuz vardı. Çiftliğin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı’na akıyordu. Baraj ise on milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyordu. Şikayetler neticesinde bazı çiftlikler kapanmıştı lakin yeniden farklı metodlarla bu çiftlikler faaliyetlerine devam ettiler. Türkiye’deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon ton civarında et üretiliyor. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere “kıyma” şeklinde satılıyor. Salam, sosis de piyasaya sürme yöntemlerinin en sık kullanılanı. İstanbul’daki et kesiminin yüzde 50'si kontrolsüz. Domuz hem otobur hemde etobur bir hayvan ne bulursa büyük bir iştahla yer, mutfak artıklarını, restoran artıklarını, gıda sanayi artıkları, hatta ölü hayvanları.. Bu nedenle domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş. Maliyeti düşük.. Ayrıca domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her batında 15-20’ye kadar yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4—5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor. Kısa sürede büyük kâr.. Gıda sektörü dışında domuz yağı sabun, kozmetik ve ilaç sanayiine satılıyor. Bazı firmalar.urun etiketlerinde katkı ve yardımcı maddelerin hangi hayvandan üretildiğini bile yazmıyor.. Çünkü kontrol eden YOK. Bazı yerlerde bu ürünler etiketsiz bile satılıyor. (Ev yapımı vs denilerek) Daha geçenlerde Türkiye ve Sudan arasında Ticaret ve Ekonomik Ortaklık anlaşması kapsamında Cumhurbaşkanına doğrudan yetki verilmesine ilişkin kanun teklifi Dışişleri Komisyonu'nda kabul edildi. Anlaşmaya göre Türkiye, Sudan'dan yapılacak 500 ton at, eşek veya 500 ton domuz eti ithalatında vergi almayacak. Yani domuz etine yüzde 100 gümrük indirimi. Domuz etini kullanan sadece köfteci yusuf değil,onlarca firma domuz eti kullanıyor!!!! Sadece İstanbul'da günlük 30-40 ton domuz eti piyasaya sürülüyor.. Şuanda Türkiye’de tam bir gıda terörü yaşanıyor. En büyük sorun da devletin sorumsuzluğundan kaynaklanıyor. Denetim mekanizması doğru düzgün işlemiyor. Daha fazla Rant/domuzluk için insanımızın sağlığı feda ediliyor..

Gaffar Okkan

332,772 Aufrufe • vor 2 Jahren

İşin Altında Başka Bir Gerçek Var! O gerçek de şu; ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar kendilerini İslam dininin temsilcisi olarak gördüklerinden ve İslam'ı referans alan bir siyasi parti diye ortaya çıktıklarından, İslam diniyle özdeşleştiler. Sonunda ne oldu? Sonunda şu oldu: Bunlar gelmeden önce camiler dolar taşardı. Hatta camilerde cuma günleri yer bulunmazdı. Camilerin önüne hasır falan serilir, caddelere taşardı cemaat... Şimdi camiler boş ya da boşalıyor. Bunlar geldikten sonra birçok orta yaşlı kişi 'Ben artık camiye gitmiyorum. Bunlar geldikten sonra bıraktım.' diyorlar. Görüyoruz. Ama başka bir derin gerçek daha var. Yarınki Türkiye'nin insan dokusunu oluşturacak olan 'Z' ve arkadan gelecek olan 'Alfa' kuşağının şu anda, yüzde 70'i deist. 10 yıl önceki araştırma... Yani, Allah'a inanıyor, dine inanmıyorlar. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, bütün bu yaptıkları ters tepecek. Dindar ve kindar bir kuşak yetiştirmek savıyla ortaya çıkarken problem burada başlıyor. Geçmişte mahyalarda, iki minare arasında 'Kin tutma!' yazardı. Şimdi ise Fazıl'ın şiirinden alıntılanarak 'dinine ve kinine' diye bir söylem oluşturuluyor. Ne demek 'Dinine ve kinine...'? Ben de bir şiir yazdım. 'Yunus'un dinidir dinim, ne öcüm vardır, ne kinim...' diye başlıyor. Bunu niye yapıyorlar? Çünkü geleceğin kendilerine ne getireceğini görüyorlar. Onun için ne diyorlar? 'Halk ne kadar cahil olursa o kadar iyidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe oylarımız düşüyor.' diyorlar. Ne demektir? 'Ne kadar cahil, o kadar iyi...'. Zorunlu din dersinin olması, bir defa devletin 'Laiklik' niteliğini tek başına yok eder. Ve bunu da Kenan Evren başımıza açtı. 'Zorunlu din dersi' ne? Diyorsun ki yurttaşlara; 'Din budur.' Kardeşim ne hakkın var? Hangi dini anlatıyorsun? Bir de tek mezhebin tek anlayışı. Yani sünnilik diyeceğim de, sünnilik de değil. Sünniliğin bir yorumu bu... Onu dayatıyorsun! Emevi... Emevi den de, Ebusuud... Osmanlıyı çökerten din anlayışı... Ne oluyor? Niye yapıyorsun bunu? Gençlik 'dinine, kinine...'. Evet! 'Dinine' değil ama 'Kinine' sahip çıkan bir gençlik oluşuyor. Size kin duyuyorlar. Yaptığınız her yanlıştan ötürü Müslümanlık yara alıyor. Anlattığınız İslam'dan ötürü gençler İslam'dan kopuyorlar. Milli Eğitim Bakanı istediği kadar müfredat yapsın. Biliyorsunuz imam hatip okullarına da karşıyım. Yanlıştır! Devlet imam yetiştirmez. Yanlış! Bunları şimdi 5000'e çıkardınız. Ama ne oluyor? Yüzde 30'u deist. Bu da araştırma sonucu... Yani olmuyor. Zorlamayın. Siz kendi kafanızı düzeltin! Bir ara Recep Tayyip Erdoğan çok doğru bir şey söyledi. Çok doğruydu. 'Bir takım alim geçinen alimler, kadın haklarıyla ilgili şeriattaki hükümleri söylüyorlar ve savunuyorlar. Çok rahatsız edici şeyler söylediler. 1400 sene önceki hükümle bugün İslam anlatılabilir mi? Bunlar İslam'ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar aciz insanlar. Hiç 1400-1500 yıl önceki hükümlerle şimdiki örtüşebilir mi?' Ve devam etti... 'Şimdi' dedi; 'Benim bu sözlerim karşısında hoca efendiler beni tefe koyup çalacaklar. Rabbim tefe koymasın!' Aman Allah'ım!.. Bunlar ne sözler? Alkışladım! Ey Milli Eğitim Bakanı, ey onun gibi düşünenler; Böyle yaparsanız sandığınız gibi kişileri dine kazanamazsınız. Sizin bu tutumunuza biz şiddetle ve hiddetle karşıyız. Programınıza da karşıyız. Biz onu yırttık attık ve uygulayamayacaksınız. Ama aynı zamanda savunduğunuzu, savladığınız dine de İslam'a da büyük zarar var. Sizin yüzünüzden orta yaş da dahil olmak üzere gençlik dinden kopuyor.

Namık Kemal Zeybek

32,072 Aufrufe • vor 7 Monaten

Süleymancıların Almanya faaliyetleri Yurt dışındaki Süleymancıların yönettiği camilerde 2016'dan itibaren FETÖ'cülerin de namaz kıldığını öğrendik. Yurt dışındaki FETÖ firarileri veya orada doğup büyüyen FETÖ mensupları yukarıdan aldıkları talimatla Diyanet camilerine kesinlikle gitmeme kararı aldılar. Sadece tek bir camiye gidiyorlar, o da Süleymancıların yönettiği camiler. Bunu bize doğrudan Süleymancıların içinden çıkan, yıllarca yurt dışındaki medreselerinde, Kur'an kurslarında, yurtlarında kalan, orada eğitim alan ve FETÖ'nün kendi aralarına girmelerinden rahatsız olan pek çok cemaat mensubu bizzat gelip anlattı. Kendi hocalarına mesela söylüyorlar Süleymancı talebeler. Bunlar neden bizim yanımıza geliyorlar? Bunlar 15 Temmuz'da Türkiye'de darbe yapmadılar mı? Bunlar hain değiller mi? Hocalar aynen şu yanıtı veriyor. Biz ona bakmayız. Bizim kapımız bütün Müslümanlara açık. Aslında bu yaklaşım sadece bununla sınırlı değil. Süleymancıların Almanya'da 1973'te kurduğu bir kurum var. İslam Kültür Merkezleri Birliği. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'ya Türkler çalışmak için gitmeye başladığında orada bir Türk nüfusu oluştu, bir Müslüman nüfusu oluştu. Bunların tabi ki ibadetini yapabileceği, dini faaliyetlerini yürütebileceği bir alan yoktu ve bu boşluğu Süleymancılar kapattı. Hemen buraya giderek dernekler kurmaya başladılar. Mescitler kurmaya başladılar, camiler kurmaya başladılar ve bu faaliyetleri de İslam Kültür Merkezleri adı altında yürüttü. Kendi internet sitesinde yer alan bir bilgiye göre Almanya genelinde 300 dernekleri var ve bu birliğin bünyesinde eyalet eyalet, şehir şehir, mahalle mahalle örgütlenmeleri var. Süleymancılar Almanya'da Alman Devleti'nin desteğiyle çok güçlü faaliyet yürütüyor. Sadece dini faaliyet yürütmüyorlar. Orada mesela hem Muhafazakar Parti'ye üyeler, hem Sosyal Demokratların Partisi SPD'ye üye Süleymancılar da var. Yani hem siyasi faaliyet yürütüyorlar, hem dini faaliyet yürütüyorlar, hem ticari faaliyet yürütüyorlar. Orada kurdukları şirketler var. Çok sayıda şirket, Almanya'da faaliyet yürüten özellikle gıda şirketleri bütün Avrupa Müslümanlarının tüketebilmesi için çok sayıda gıda ürünü üretiyor ve bunların hepsi Alman Devleti'nin bilgisi, izni ve onay dahilinde oluyor. Almanya'da Köln'de Süleymancılar'ın eski merkezinin hemen yanındayız. Burası İslam Kültür Merkezleri Birliği, LİKS kurumunun bir önceki merkezi. Geçen sene yeni merkez açıldı Köln'de ve şimdi orası yeni merkeze olarak kullanılıyor. Burası şu an mescit, yanında da Tuna Restoran var. Yine cemaatin yönettiği. İnşa edilen bu bina, bu yapı, bu külliye İslam'ın Avrupa'daki merkezi olacak. Doğrudan kendilerinin söyledikleri şey bu. İlk gördüğünüz kısım yurt binası, ortadaki mescit, diğer üçüncü yapı da idare binası olarak kullanılacak ve Süleymancıların yeni merkezi olacak. Yılda 200'den fazla talebe yetiştireceklerini söylüyorlar. Eylül 2023'te burada sembolik bir açılış yapıldı. Ve bu açılışa katılan isimler arasında Almanya Cumhurbaşkanı Steinmayer'da vardı. Fakat orada katılımcılar arasında bir isim daha dikkat çekiyordu. O kişi de Alman Piskoposlar Konferansı Dinler Arası Diyalog Alt Komisyonu Başkanı Dr. Bertram Mayer. Dinler Arası Diyalog projesinin bir FETÖ ve Amerika projesi olduğunu biliyoruz. 90'lı yıllarda bizzat Fethullah Gülen, Fener Rum Patriği Bartolomeo bir Musevi din adamının bir araya gelmesiyle oluşturulan bir projeydi. Daha sonra dönemin papası da katıldı. İlerleyen yıllarda bütün dünyaya yayıldı. Güya sözüm ona tırnak içinde dinler arası ve kültürler arası çatışmayı önleyeceklerdi. Bu doğrudan Amerikan güdümlü bir projeydi ve uygulayıcısı da FETÖ'ydü. 1973'te kurulan İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin Eylül 2023'teki 50. yıl etkinliğinde bizzat Alman Cumhurbaşkanı ve Alman Piskoposlar Konferansı'nın Dinler Arası Diyalog Alt Komisyonu Başkanı orada Süleymancılar için şunu söyledi. İslam Kültür Merkezleri Birliği Almanya'daki dinler arası diyalog, kültürler arası diyalog faaliyetinin en önemli ortağıdır dedi. En önemli ortağı İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin faaliyetlerini övdüler, tebrik ettiler, destekleyeceklerini söylediler. Müslümanların İslam Kültür Merkezleri Birliği'ne gitmesini, onun camilerinde namaz kılmasını da teşvik edeceklerini söylediler. Yani Türkiye'de kurulmuş, ortaya çıkmış bir cemaatin, bir tarikatın Alman Devleti tarafından resmi olarak muhatap alındığını görüyoruz. Ve doğrudan da Alman Devleti'nin teşviki ve desteğiyle bugüne kadar büyüdü ve yayıldı. Bütün Avrupa'ya yayılırken de Almanya hep merkez oldu. Bugün Köln'de İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin 70 milyon Euro'ya yaptığı yeni merkezde Alman Devleti'nin desteğiyle oldu. Doğrudan Köln Belediyesi destek vererek, teşvik vererek, projelerini çizdirmek için yarışmalar açarak, Köln Belediye Başkanı'nın doğrudan projenin içinde olarak bu büyüme, bu yerleşme ve bu Süleymancıların Almanya genelinde güçlü bir şekilde faaliyet yürütülmesi, bütün Alman Devleti'nin bürokratları aynı zamanda başındaki Cumhurbaşkanı tarafından bugün görüyoruz ki hala destekleniyor. Yöneticinin bize söylediği şey doğrudan şu, biz burada DITİB'den önce de vardık, burada faaliyet yürütüyoruz. Bu yapıyı da daha da çalışmalarımızı büyütmek, cemaatimizi burada daha da büyütmek için inşa ettik. Yakın zamanda da açılacak. Şu anda zaten kaba inşaat bitmiş durumda. Cemaat bu merkezi sadece dini faaliyet ve cemaat faaliyeti olarak da kullanmayacak. Aynı zamanda gelir getirici, yani cemaate mali kaynak yaratacak şekilde de değerlendirilecek.

Herodot Diyor Ki

13,398 Aufrufe • vor 1 Monat

Değerli vatandaşım, Türk halkı, yani sen, büyük bir ekonomik krizin pençesindesin. 5 yıldır alım gücün düşüyor. Enflasyon canavarı, mutfağındaki ekmeği her geçen gün biraz daha küçültüyor. Ufukta düzelme umudu olmadan her gün her saat yeni bir sıkıntı yaşıyoruz. Gelin size tek tek bu sıkıntıyı neden çektiğimizi anlatayım; 1) İnşaat şirketleri, holdingler, işadamları vergisini ödemiyor. Kurumlar ve gelir vergisine uygulanan istisna ve muafiyetler yüzünden 2023 yılında 1 trilyon 100 milyar TL vergi kaybımız oldu. Zenginden vergi almıyorlar, sonra dönüp emeklilere, memurlara, işçilere "zam yapamayız, kaynak yok" diyorlar. 2) 2002 yılından bugüne kadar 13 kere vergi affı çıkarttılar. Yani vergi kaçıranları affettiler. Kaçakçıyı, rüşvetçiyi affediyorlar sonra dönüp üç kuruşuyla geçinmeye çalışan, pazarcının, tuhafiyecinin, küçük esnafın, zanaatkârın, KOBİ’nin peşine düşüyorlar. 3) Servet sahibinin finansal kazançlarını vergilendirmiyorlar. Bakın 2022-2023 arası Kur Korumalı Mevduat sahiplerine 1 trilyon 235 milyar TL faiz ödedik. Ama bu faiz kazancından hiç vergi almadılar; "siz vergiden muafsınız" dediler. Buna karşılık vatandaş mutfak tüpüne yüzde 15 ÖTV, yüzde 10 KDV ödüyor. Benzine, mazota yüzde 44 ÖTV, yüzde 20 KDV ödüyor. Zenginler faiz kazancından muaf tutuluyor, vatandaş bebek bezine bile KDV ödüyor. Böyle adalet olur mu? Mutfak tüpü, çiftçinin, sanayicinin, vatandaşın kullandığı mazot lüks tüketim midir ki bu kadar ÖTV alınıyor? Oysa zenginler, servet sahipleri, faiz ve borsa kazançları hiç vergilendirilmiyor. Mevduat faizi yüzde 50 ama bu kazancın vergisi yüzde 7,5... Parası olan servetine servet katıyor, vatandaş ise sürekli borçlanarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Zafer Partisi iktidarında benzin, mazot, mutfak tüpü ve benzeri vatandaşın kullandığı bütün ürünlerde ÖTV sıfırlanacak. Gıda fiyatlarından günlük ihtiyaçlarımıza kadar iğneden ipliğe bütün fiyatlar düşecek. 4) Bakınız pandemi bitti ama Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonu hala yüzde 60! Bu alanda dünya birincisiyiz. Mehmet Şimşek "enflasyon düşecek" diyor. Düşecek dediği fiyat artış hızı. Yani et, süt, yumurta, sebze, şeker, ekmek fiyatları yine artmaya devam edecek ama yılık yüzde 60 değil, yıllık yüzde 30 artacak. Başarı bu mu? Ben onu şu anda alamıyorum ki yarın yüzde 30 daha arttığında nasıl alacağım? AKP hükümeti "vatandaşın refahı, alım gücü nasıl artacak?" onu söylemiyor. Holdinglere, zenginlere uygulanan vergi istisnaları, muafiyetleri kalkacak. Oradan elde edilen gelirle 2023 yılında çiftçiye ödenmeyen 200 milyar TL ödenecek. Çiftçi kâr edecek, daha çok üretecek. Zafer Partisi iktidarında holdinglere değil çiftçiye alım garantisi verilecek. Türkiye tarım cenneti olacak. 5) Herkes kazandığı kadar vergisini verecek. Türkiye, Porsche'e, Mercedes'e binen ama beş kuruş vergi vermeyenlerin cenneti olmayacak. Herkes vergisini adil olarak ödeyince emekli maaşı asgari ücretle eşitlenecek. Asgari ücret 24 bin TL’ye arttırılacak. 6) AKP döneminde eğitim perişanlığa döndü. Özel okullar yıllık 500 bin TL ücret isterken imkânı olmayan vatandaşlarımız çocuklarını İmam Hatip Liselerine göndermek zorunda kalıyor. İmam Hatip olsun ama bütün ortaokul ve liseleri imam hatip yaparsan olmaz. Türkiye 82 ili 922 ilçesi ile üst düzey bilimsel eğitim veren Fen Liselerine ihtiyaç duyuyor. Bunların bir kademe altında, yabancı dil eğitimi de veren onlarca Anadolu Lisesi gerekiyor. Türkiye’de 208 üniversite var ama genç işsizlik oranı yüzde 29’a yükseldi. Buna karşılık ara eleman açığı imalat sanayiinde 300 bine ulaştı. Üniversite mezunu gençler işsiz beklerken, üretici de ara elemanı bulamıyor. Böyle plansızlık olur mu? Zafer Partisi iktidarında Türkiye’de açılan bu apartman üniversiteler meslek yüksek okulları ve teknik liselere döndürülecek. Eğitim ile özel sektör bir araya getirilecek. Gençlerimiz, Türkiye’nin bütün ilçelerinde, eşit olarak aldıkları eğitim seviyesi sayesinde Avrupalı akranlarıyla rekabet edebilecekleri bir seviyeye gelecekler. 7) AKP iktidarında teknolojiye dayalı üretim geriledi. 2000’li yılların başında 15 milyar dolar olan dış ticaret zararı 100 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin hem döviz bağımlılığı hem de dış borcu arttı. 2002’de 120 milyar dolar olan dış borç 450 milyar dolara çıktı. Dışa bağımlılığı bitirebilmenin tek yolu var o da ekonomik olarak güçlü olmak. Üretmek. Teknoloji geliştirmek. Sanayi bacalarının tütmesi. Teknoloji geliştirecek genç beyinlerin yetişmesi. Zafer Partisi iktidarında Türkiye geleceğini, eğitimini, sanayisini, tarımını, teknolojisini bir bütün olarak planlayacak. Devlet ve özel sektör beraber tek bir hedefe yürüyecek; tam bağımsız, kalkınmış, milleti refaha ermiş bir Türkiye. Milletin her zümresi, her ferdi, üstüne düşen görevi eksiksiz yapacak ve kendine düşen kazancı eksiksiz alacak. 8) Ve 13 milyon Suriyeli, Afgan sığınmacı ve kaçak için her yıl 11 milyar dolar harcıyoruz. Çocuğunun nafakasını tanımadığın sığınmacılara harcıyorsun. Onların varlığından dolayı hayat pahalılığı, kiralar artıyor. Ve işlerimizi sigortasız çalışan yabancılara kaybediyoruz. Bize insanca yaşayacağımız maaşı vermeyenler bir de "Türkler tembel, çalışmak istemiyor" diyorlar. Bu ülkeyi biz inşa ettik, kendi ülkesini savunamayıp kaçanlar değil. Sonuç olarak ekonomik kalkınma, refah, saray rejiminin gitmesi ve sığınmacıların/kaçakların vatanlarına dönmesi için Zafer Partisi’nde buluşalım.

Ümit Özdağ

451,596 Aufrufe • vor 2 Jahren

Sabahattin Önkibar, Erdoğan ile Bahçeli arasındaki sürpriz görüşmenin perde arkasıyla ilgili çarpıcı iddialarda bulundu: “Önceki akşam beklenmedik bir şey yaşandı. Emniyet Genel Müdürü, Ankara Valisi ve Ankara Emniyet Müdürü görevden alındı. Bu üç isimden ikisi MHP’ye yakın bilinen isimler. Bu itibarla hadiseyi Mülkiye ve Emniyetteki MHP’lileri eleme olarak yorumlayanlar var. Ankara önemli. Zira MHP aleyhinde yaşanan pek çok yaralamalı olay polis kayıtlarına bile girmedi. MHP’li İzzet Ulvi Yönter ve Devlet Bahçeli’nin danışmanı olan Eyüp Yıldız taraftarları arasında silahlı çatışmalarda Yıldız’ın oğlunun yaralanmasına rağmen olay yok sayıldı. Evet. Sadece Sinan Ateş olayında değil pek çok hadisede MHP korundu, kollandı. Dahası mafya lideri Ayhan Bora Kaplan’ın üstüne gerektiği gibi gidilmedi. Pek çok gelişme sonrası saray istihbarat raporları doğrultusunda düğmeye basmış. Daha önce de aktarmıştım. Bu şekilde Sinan Ateş ve benzeri saldırıların üstüne gidilecek. Keza Ülkü Ocakları’na da dokunulacak. Dünkü Erdoğan Bahçeli buluşmasının konularından biri buydu. Dinlediğime göre Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanına elindeki kamuoyu araştırmalarını gösterip seçim öncesi adaletsizlik algısını yıkmak zorunda olduklarını söylemiş. Bahçeli’nin buna tepkisi de olumlu olmuş ki tersi zaten düşünülemez. Görüşme gündemi bağlamında bir başka iddia Süleyman Soylu’ya dokunulması yani yargıya sevk edilmesi. Soylu’da birkaç gündür böyle bir panik söz konusu. Öyle ki iki gün önce Devlet Bahçeli’nin mecliste yaptığı sıradan salı konuşmasına adeta destan yakıştırmasını yaptı ki amacı genel başkandan destek almaktı. Yine aynı Soylu mecliste kendine Gülistan Doku olayını soran gazeteciye fiili müdahalede bulundu itti. Erdoğan Bahçeli görüşmesinin ikinci başlığı ise PKK ile başlatılan sözde terörsüz Türkiye sürecindeki yeni yol haritasıydı. Cumhurbaşkanı bu başlıkta da MHP Genel Başkanıyla bazı bilgileri paylaşmış. Bu konuda durum PKK büyük baronu lideri Murat Karayılan’ın ifadesiyle dondurulmuş durumda. Yani beklenme söz konusu. Abdullah Öcalan’la bir aydan fazla zaman oldu. Temas kurulmadı. Yine atılan fiili bir adım da yok. İktidarın tek hesabı APO ve PKK’dan seçimde yararlanmak, saray yaptırdığı araştırmalarla getirileri, götürüleri görüyor, karşılaştırmalar yapıyor. Çıkarı yani oy getirisi nerede yüksek olursa ona göre tavır alacak, ona göre hareket edecek. Evet, hadise tamamen oya sandığa endeksli. PKK ile APO da bunu biliyor. Lakin onlar da selden kütük kapma yani seçimden yararlanma hesabındalar. Bahçeli bu süreçte adeta görev icra ediyor ve bu aralar suskun. Evet. Kimse İmralı’ya gitmezse ben gideceğim diyen MHP Genel Başkanı 30 gün geçti oralı değil.”

🎙️ Muhbir

265,533 Aufrufe • vor 5 Monaten

Fethullah Gülen'in yükselişinde onu Edirne'deyken keşfeden Yaşar Tunagür'ün (1924-2006) payı çok büyüktür İstanbul'da hem şer'i eğitim alan hem de lise mezunu olan Tunagür (resimdeki şahıs) 1953'te sınavla Diyanet'te müftü oldu. 1956'da Diyanet tarafından Bağdat'a gönderildi, bu arada Mısır'a da gitti ve bu ülkeyi, burada İhvan Teşkilatı başta olmak üzere İslami hareketleri de inceledi, 1958'de Türkiye'ye geri döndü Yaşar Tunagür'ün 1950'li yıllardan itibaren MİT ile -1965'e kadar ismi MAH- irtibatlı, hatta burada görevli olduğu biliniyor. Bu tarihlerde devletin bu tarz kurumlarının ABD ile ilişki tarzı, Tunagür'ün dolaylı olarak ABD ile de ortak çalıştığı anlamına geliyordu 1960 Darbesi'nin ardından Yaşar Tunagür'ün etkisi MAH tarafından Diyanet'in yeniden dizaynı, Süleymancıların tasfiyesi için artırıldı. Darbenin akabinde Yaşar Tunagür Edirne müftüsü yapıldı ve burada genç imam Fethullah Gülen ile tanıştı. Fethullah Gülen'i projeleri için parlatmaya karar veren Tunagür bu tarihten itibaren Gülen ile bağını hiç koparmadı, onu MAH -devrin MİT'İ- ile tanıştırdı ve ABD'nin güdümündeki anti-Komünist, MAH'ı da etkisi altında tutan, daha sonra İtalya'daki örneğine atıfla Gladio olarak isimlendirilecek olan yapıya angaje etti Fethullah Gülen'in asker dönüşü Erzurum'da bu yapının enstrümanı 'Komünizm ile Mücadele' derneğini tamamen bu yapının finansmanı ile açması bu bilgilerle tesadüf değildi O dönemde Türkiye'deki dindar kesimler maalesef Komünizm ve Sovyet korkusu nedeniyle ABD'ye sempati duyuyordu. Bazı muhafazakar yayınlar ilerleyen dönemde ABD'nin Vietnam'da herkesin gözü önünde gerçekleştirdiği onca zulme rağmen Vietnam Savaşı'nda bile ABD'yi destekleyecekti Bu ilişkiler ağının şahidi bir başka olay doğruluğu kesin olan 1971'de Fethullah Gülen'in katıldığı ilginç bir yemektir. Bu yemekte ünlü Amerikancı iş adamı Vehbi Koç (1901-1996) , MİT'in o dönem başı olan ve Yaşar Tunagür'ün adeta amiri Fuat Doğu (1914-2004) ve Fethullah Gülen bulunmuş ve konuşmuştur. Elbette Gülen'i bu yemeğe katan Tunagür'dür. 30 yaşında basit bir Diyanet çalışanının o dönem ülkenin en büyük iş adamı ve MİT'inin başıyla oturması normal midir!? Bu sebeple Fethullah Gülen'in bu gibi çalışmalarını hem kendi kendine, hem de yakın çevresine meşrulaştırması kolaydı, Pakraduni Fethullah Gülen'in ana motivasyonu ve değer yargısı güçlüyle iyi olup güçlenmek üstüne kuruluydu 1965'te Fethullah Gülen'in Kırklareli merkez vaizliğine atanmasını da o sırada devlet gücünü arkasına alıp Diyanet'te git gide güçlenen Yaşar Tunagür sağlamıştı Fethullah Gülen'in Kırklareli'nde imamlık ve vaizlik yaparken cemaatine rezil olacağı bir eşcinsel ilişki skandalına karıştığı biliniyor. Kırklareli'nde o dönemi yaşayanların anlattığına göre Fethullah Gülen caminin tuvaletinde tuvaletçiyle, erkek tuvaletçinin fail, Gülen'in mef'ul olduğu bir cinsel ilişki yaşarken yakalandı. Bu ilişki tek seferlik bir şey değildi, süren bir ilişkiydi, cemaatten bundan şüphelenen birinin bu işin peşine düşmesiyle ifşa olmuştu Videoda konuşan şahıs Kırklareli'nde o dönem yaşayan, bu olayı hatırlayanlardan Fethullah Gülen erkek çocuklarını taciz etmekteydi. Tuvaletçi Gülen'i bunu şikayetle tehdit edince Gülen onu sustutabilmek için ona da eşcinsel ilişki teklif etmiş, bu kısım bu olayın ifşa olmasının ardından tuvaletçi tarafından açıklanmıştı Kırklareli'ndeki cami cemaati Fethullah Gülen'i bu ilişki sebebiyle şikayet etmiş, arkasında namaz kılmamaya başlamıştı Tunagür duruma el attı, Mart 1966'de Gülen'i Kırklareli'nden alıp İzmir'e vaiz ve Kestanepazarı Kuran Kursu'na yönetici olarak atadı, iddialara göre Gülen'i bir daha böyle bir hata -eşcinsel ilişki- yapmaması, bir daha kendisini kurtaramayabileceği konusunda sert bir şekilde uyardı Böylece Fethullah Gülen'in cemaatini kurmaya girişeceği dönem başlamış oldu.

Bilgisel Analiz

15,435 Aufrufe • vor 2 Monaten

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'den çok önemli açıklamalar: ◾️Bu dönemde Mücteba Hamanei hiç görmedim. Birkaç kişi dışında kimsenin onu gördüğünü sanmıyorum. ◾️(Mücteba'nın Rehber seçileceğini düşünüyor muydunuz?) O her zaman adaylardan biri, bu makam için uygun kişilerden biri olarak görüldü. Karar Uzmanlar Meclisi'ne aittir. ◾️Bölge, bizim tüm bölgeyi (stratejik noktaları) vuracağımıza ve onların buna cevap veremeyeceğine inanamıyordu. Bu, gerçekleşen büyük bir dönüşümdü ve aslında bölgenin güvenlik yapısını tamamen değiştirdi. İran'ın tüm bölgeyi vurması, hem de tamamını... ◾️Savaştan önce Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde çok sayıda toplantı yaptık. Tüm senaryolar incelenmişti. Örneğin; eğer Amerika tek başına saldırırsa ne yaparız? Rejim (İsrail) ile birlikte saldırırlarsa ne yaparız? Eğer altyapı tesislerimize yönelirlerse ne yaparız? ◾️Ve bir senaryo daha vardı ki o en son ihtimaldi: "Ya Liderlik (Rehberlik) makamını vururlarsa ne yapacağız?" ◾️Toplantıda hiç kimsenin dili bunu söylemeye varmıyordu. Bunu dile getirmek bile çok zordu. Bu yüzden buna bir kod vermiştik: "110 Kodu". Herkes "110 Kodu" denildiğinde neyin kastedildiğini biliyordu. ◾️İşte bu yüzden karşı saldırı anında başladı; hem de çok düzenli, planlı ve organize bir şekilde başladı. Kesinlikle gafil avlanmadık. Her şeye karşı hazırlıklıydık. ◾️Görüştüğüm tüm bakanlar, dost ya da düşman fark etmeksizin, İran'ın bu savaştan daha güçlü çıktığını söylüyorlar. İran dünyayı şaşırttı. ◾️On gün önce ateşkes yapmış olsaydık hem Laricani'yi kaybetmezdik hem de Asaluye ve Mübareke Çelik tesisleri elimizde zarar görmemiş bir şekilde olurdu. ◾️İki kez tünele toplantı için girdim. Ben ve Dışişleri Bakanlığı yardımcıları, savaş sırasında Dışişleri Bakanlığı binasını terk etmedik. ◾️Bölge liderlerinden biri İran’ı askeri saldırıyla tehdit etti; ona, 'Eğer vurursan doğrudan seninle savaşa gireriz' uyarısında bulundum ve savaşın sonuna kadar o Arap ülkesini bombaladık. ◾️Dey ayı (Aralık-Ocak) olayları için hazırlıklı değildik. Elbette 18 ve 19 Dey tarihlerinde dış bir komplo devreye girdi; halkın üzerine ateş açmaya başlayan silahlar ve eğitimli güçler ülkeye sokuldu. ◾️18 Dey’den sonraki Çarşamba günü, savaşın eşiğine kadar geldik. O iki günün olayları, düşmanın savaş için toplumsal zeminin hazır olduğunu düşünmesine yol açtı. ◾️12 günlük savaşta, ne tür değerlere sahip olduğumuzu anladık; ne yazık ki 12 günlük savaştan sonra da bu değerlerin kadrini bilmedik. ◾️Sayın Hicazi’yi neredeyse enkazın altından çıkardılar. Özel kalem müdürü ise bedeninden hiçbir iz kalmayacak şekilde şehit oldu. Birkaç saniye içinde "Beyt" (Rehberlik Ofisi) yerleşkesine üç saldırı gerçekleştirildi. ◾️Savaşın üçüncü günü, bölge ülkelerinden birinin dışişleri bakanı beni aradı ve şöyle dedi: "Topraklarımıza yaptığınız saldırıların misillemesi olarak birkaç saat sonra ülkenizin falan noktasını vuracağız; ancak biz devam etmeyeceğiz, siz de devam etmeyin. Aksi takdirde, bizimle sizin aranızda da savaş başlayacaktır." ◾️Son savaş, bölgenin güvenlik yapısını değiştirdi. Tüm adımlarımız, daha öncesinden Şehit Lider'in onayından geçmişti. ◾️Biz petrol ihraç edemezsek, bölgedeki hiç kimsenin petrol ihraç etmesi mümkün değildir. ◾️ABD’nin "sıfır zenginleştirme" şeklindeki mantıksız talebine karşı direndik. Karşı taraf, müzakere yoluyla istediği sonuca ulaşamayacağını görünce savaşa yöneldi; "müzakerelerin savaşa yol açtığını" söylemek doğru değildir. ◾️Bence 12 günlük savaşı durdurmak, nizamın aldığı doğru bir karardı. 12 günlük savaş, 40 günlük savaştaki zafer için bir ön hazırlık oldu. ◾️40 günlük savaştan önce müzakerelere, esasen ileride kimse "Eğer müzakere etseydiniz savaş çıkmazdı" diyemesin diye başladık. Biz ve askeri güçler, savaşın yeniden patlak vereceğinden emindik. ◾️Ben kendi itibarımı korumak için değil, İslam Cumhuriyeti'nin çıkarları için dışişleri bakanıyım. Bunun aksi bir tutum ihanet sayılır. Sunucu: Eğer biz 7 Esfend’de (26 Şubat) birkaç yıllık askıya almayı (nükleer faaliyetleri durdurmayı) kabul etseydik savaş çıkmaz mıydı? ◾️Bunu kesin olarak söyleyemeyiz ama kabul etseydik savaştan daha büyük bir zarar görürdük; çünkü ülkenin onurunu satmış olurduk. Sunucu: Ben olsaydım, Trump ve Netanyahu gidene kadar birkaç yıllık askıya almayı kabul eder, sonra zenginleştirmeye yeniden başlardım. ◾️Biz zorbalığı ve teslimiyeti bir gelenek (yol) haline getirmemeliydik; bu yüzden savaş pahasına da olsa müzakerelerde dik durduk. ◾️Bölge liderlerinden biriyle görüştüm. Çok kibirli bir tavırla ve davranışlarında hissedilen bir tür sevinçle şöyle dedi: 'Emin olun ki size saldıracaklar. Nükleer tesislerinizi yok edecekler, petrol tesislerinizi de mahvedecekler ve siz karşılık vermeyeceksiniz; çünkü bizzat sizi (şahıslarınızı) vuracaklar ve liderliğinizi de hedef alacaklar. ◾️Onlara, konunun sizin hayal ettiğiniz kadar basit olmadığını söyledim. Eğer bizim herhangi bir noktamızı vururlarsa, biz de buna karşılık gelen noktayı hedef alırız. ◾️Ancak daha sonra bazı Amerikan ve Siyonist çevrelerden gelen analizler duyduk. Bazıları bize, onların bölge ülkelerine şu açıklamayı yaptıklarını söyledi: 'En fazla bir ay daha dayanın; bu hikaye sonsuza dek bitecek. ◾️Anayasa'da barış zamanı mı, savaş zamanı mı yoksa başka bir durum mu; buna Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin karar vermesi gerektiği belirtilir. Ayrıca barış ve savaş kararı, anayasaya göre nihayetinde Rehberlik makamına bağlıdır. Yani tüm bu karar alma süreçleri önceden belirlenmiştir. Bu, "sen ben şöyle olur, böyle olur" diyeceğimiz bir şey değil; her şeyin tam olarak hesaplanması gerekir. ◾️Amerika ile savunma muhtırasının (Mütabakat Zaptı) onaylandığı o son toplantı günü. Hani şu çokça sorgulanan ve hakkında çok konuşulan toplantı. O malum son toplantı, akşam saat 9’da başladı, gece 3’e kadar sürdü. ◾️Ateşkes çok daha zor güvenlik şartları altında gerçekleşti. O sırada Yüksek Konseyi (tek bir yerde) toplama imkanı yoktu. Çünkü toplansak, o bina anında bombalanırdı ve ülke büyük bir felaket yaşardı. ◾️O dönemde daha küçük çaplı toplantılar yapıldı (4'erli, 3'erli gruplar halinde) ve onların sonuçları birleştirildi. ◾️Tabii ki o zaman da hem lehte hem de aleyhte görüşler vardı. Ama o günün şartlarını, sonraki şartlarla asla kıyaslayamazsınız. İki kişinin bir araya gelmesinin bile çok zor olduğu savaş koşulları altındaydınız. Ama sonuçta görüşmeler yapıldı. ◾️ Ancak nihayetinde şu şartla kabul edildi: "Eğer Amerika, bizim sunduğumuz 10 maddelik planın müzakerelerin temeli olmasını kabul ederse."

Ramazan Bursa

435,061 Aufrufe • vor 2 Monaten

Süleyman Soylu TİCARET Bakanı Olsun ! Mazot Bahane VURGUN ŞAHANE !! Kimse kusura bakmasın MAL’A Anlatır gibi Anlatacağım Lütfen Okumadan Kimse Yorum yapmasın, HELE Kİ BU VURGUNU SAVUNMAYA KALKMASIN, Kaldı ki, bilin ki Savunanlar ya bu işi bizzat yapan ya da millete mal muamelesi yapanlardır. Tane tane Anlatacağım. Defalarca da bu konuyu İşledim Öyle kafadan atma falan değil, sordum araştırdım hep öyle yazdım. Geçen ay demiyorum, geçen haftadan bu zamana kadar bir hafta içinde PAZAR FİYATLARINDA minimum %50 ile %100 arasında sebze ve meyve fiyatlarına zam yapıldı Tek bahane MAZOT FİYATLARI !! Nakliye !! Şimdi tek tek Anlatalım, MALA ANLATIR GİBİ ANLATALIM, kararı siz verin. 1 Mart 2026’da mazot 58 TL NAKLİYE ise 16 tonluk bir kamyon Antalya’dan İstanbul’a 36 bin ila 45 bin arasında geliyor. 16 ton da ben rakamları abartacağım (çok fazlasını yazacağım) 50 bin TL nakliye yapalım 50 bin / 16 bin = 3.125 TL’ye gelir Yani bir kilo biberin nakliye fiyatı ABARTIYORUM 3 lira. Pekâlâ biberin pazar fiyatı ne kadar 150 / 250 TL. Kaldı ki o zamanda yazdım çookkkk fazlaydı. Ama bizim şimdi ölçümüz bu olsun Pekalaaaa 25 Mart 2026 mazot an itibari ile 78 TL NAKLİYE ise 50 bin ila 60 bin TL arasında ama ben bunu da abartacağım diyelim ki nakliye 78 bin TL olsun Antalya’dan İstanbul’a 16 ton alan bir kamyon 80 bin TL’ye geldiğinde 80 bin / 16 bin = 5 TL’ye gelir. DEĞERLİ ARKADAŞLAR SAMİMİ OLUN, DÜRÜST OLUN, DOBRA OLUN, ALLAH ve PEYGAMBERE inanan bana bu durumu açıklasın. Mesele mazot ise nakliyede abartsak da kiloda 5 lira fark etmesi gerekmiyor mu ? Ama her şeyin kilosunda %50 ila %100 fark koymuşlar. Biberde, domateste, patlıcanda vb. birçok üründe kilo başına 50 lira 100 lira hatta 200 lira fark koyulmuş ! 👉 Şimdi saçmalayarak savunmaya kalkanlara ben sorayım. Baştan söyleyeyim, gübreyi bahane edecek olanlar önce söyleyeyim daha yeni ekim yapmadılar ki onu bahane etsinler, devam ediyorum o gübrenin de kiloya maliyeti yer yerinden oynasa 1 lira yapmaz ama sizin güzel hatrınıza sırf bahane etmeyin diye 5 lira koyalım ! Ama soruyorum ! Bu ürünleri satanlar 👉 İşçilerine zammı yaptılar 👉 Kiralarına zammı geldi 👉 Elektriklerine zammı geldi Kaldı ki vallahi billahi üretici çiftçi bunların arada kazandığının yani koydukları farkın %10’unu koymadılar. Çiftçi üretici cefasını çekiyor, aylarca mücadele veriyor. Tarladan 20 / 30 / 40 / 50 TL’ye çıkan ürün 24 saat sonra marketlerde 159 / 200 / 250 / 300 hatta 600 TL’ye çıkıyor Kazanan çiftçi olsa gam yemeyeceğim. 👉 Şimdi diyecekler ki eee her şeye zam geliyor ! Ulan zaten her şeye gelen zammın sebebi de bu AHLAKSIZ TİCARET değil mi? Tabii ki sen gıdada böyle FUTURSUZCA zam yaparsan o zamlar doğal olarak domino etkisi yapacak. Yani o zamların da sebebi bunlar değil mi ? Eğer bu kadar zammın sebebi MAZOT olsa mazotun litre fiyatı 250 TL olmalı İşin aslı vallahi billahi budur, insanlara resmen SALAK MUAMELESİ yapılıyor. Ticaret Bakanlığı ise RESMEN İZLİYOR Sayın Bakanım, en kral yetkililerini yanına al ve sor bakalım bu adam yalan mı söylüyor ! İşte o zaman biz de diyoruz ki ne kadar zam gelirse o kadar vergi alıyorsunuz diye mi susuyorsunuz ? Kaldı ki bu zamlar domino etkisi yapacak, her şeyi etkileyecek. Dün pazarını 3 bine yapan bugün 6 bine yaparsa tabii ki berberinden bakkalından sanayideki tamircisinden ev sahipleri kiralarına kadar zam yapacaktır ! Ben şu fındık kadar beynimle bunları görüyorum da DEVLET GÖREMİYOR MU ? Bu vurguna dur diyecek bir ALLAH kulu yok mu ? Pandemiden bu zamana kadar Türkiye’de fiyatlar doların dahi 2 / 3 katını geçti Kimse kusura bakmasın ama DEVLETİMİZ RESMEN BU DURUMU GÖRÜYOR BİLİYOR AMA YA İŞİNE GELDİĞİ İÇİN SUSUYOR YA DA !!! Son Olarak Reis’im Eğer Gerçekten bu Vurgun Dursun İstiyorsan SÜLEYMAN SOYLU’yu Ticaret Bakanı Yapın 15 Günde Düzeltmezse Hiçbirşey Bilmiyorum. Selam ve Dua ile Onuncu Köyden/Cihat Komut #sondakika Recep Tayyip Erdoğan T.C. İletişim Başkanlığı AK Parti Prof. Dr. Ömer Bolat Süleyman Soylu T.C. Ticaret Bakanlığı Burhanettin Duran Abdullah Güler

Cihat Komut 🇹🇷

20,257 Aufrufe • vor 6 Monaten

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısındaki konuşmalarından... ▪ Bakınız bu gidiş, gidiş değildir. Netanyahu yönetimi altında İsrail’in gittiği yol, yol değildir. Bu pervasızlığın, bu hoyratlığın, Batının sergilediği bu iki yüzlülüğün sonu, korkarım ki, çok kötü bitecektir. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur. ▪ Gazze’de 40 bin masum insanı katlettikten sonra bugün gözünü Lübnan’a dikenlerin, yarın pis ellerini başka yerlere uzatmayacağının garantisini kim verebilir? Bu soruyu sadece biz sormuyoruz; bölgedeki tüm devletler soruyor. ▪ Bölgemizde hudutları halen netleşmemiş tek ülke; İsrail’dir. Bölgemizde diğer ülkelerin topraklarını işgal ederek semiren ülke, İsrail’dir. Bölgemizde güvenliğini saldırganlıkta, katliam ve toprak gaspında arayan yegâne ülke, İsrail’dir. Meşru bir devlet olarak değil, terör örgütü gibi hareket eden ülke, İsrail’dir. ▪ Hamas, bizim de telkinlerimizle ateşkese "evet" dediği halde; savaşı uzatan, kan döken, katliam yapan taraf İsrail’dir, İsrail yönetimidir. Hukuk tanımaz İsrail devleti, sadece Filistin için, sadece Lübnan için değil; gelinen noktada artık tüm insanlık için, tüm dünya için tehdittir. ▪ Hitler, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin ittifakıyla, geç de olsa durdurulmuştu. Daha geç olmadan, bu soykırım, bu vahşet, bu barbarlık, "insanlığın ittifakıyla" artık derhal durdurulmalıdır. Netanyahu yönetiminin yularını elinde tutanların, bu katliam şebekesine bir an önce "dur" demesi gerekiyor. ▪ Biz, Netanyahu denilen caninin ne yapmaya çalıştığının, bölgemizi ve tüm dünyayı nasıl bir felakete sürüklemek istediğinin farkındayız. Gazze’deki ateşi tüm bölgeye yayma girişimlerinin arkasındaki asıl niyeti de çok iyi biliyoruz. ▪ Ne yapıyorsak, böyle bir senaryonun önüne geçmek için yapıyoruz. Ne söylüyorsak, bölgemizde kanın ve gözyaşının durması için söylüyoruz. Daha önce defalarca ifade ettim: Biz, İstiklal Marşı bile "Korkma" diyerek başlayan bir milletiz. "Klavye soytarılarının" hadsiz mesajları bizi korkutmaz, bizi ürkütmez, bizi sindirmez, inandığımız yolda yürümekten bizi asla vazgeçirmez. ▪ İstedikleri kadar çirkinleşsinler, istedikleri kadar çukurlaşsınlar... Tayyip Erdoğan’ın ne kavline, ne kalbine zincir vurabilirler. Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına engel olamazlar. ▪ Biz kimsenin tehditlerine boyun eğmeyiz. Kimsenin zorbalıklarına eyvallah etmeyiz. Eli kanlı canilerin provokasyonlarına da gelmeyiz. Şunu herkes çok iyi bilsin ve idrak etsin: Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık. Biz bu günlere çarpışa çarpışa geldik. Biz bu günlere Hakk’ın ve halkımızın desteğiyle geldik. ▪Bize gazete manşetlerinden ömür biçenler oldu; yanıldılar. Bizi Rahmetli Menderes’in ve arkadaşlarının akıbetleriyle tehdit edenler oldu; avuçlarını yaladılar. Bizi terörle, sokak terörüyle, darbeyle devirmek isteyenler oldu; hepsini bozguna uğrattık. ▪ Üstümüze saldıkları ne kadar piyon varsa, tamamını ya meydanlara ya da dağlara gömdük. Neredeyse yarım asrı bulan siyasi tarihimiz boyunca korkuyu yanımıza hiç yaklaştırmadık. Bugün de aynı yerdeyiz, dimdik ayaktayız. ▪ İsrailli yetkililerin küstah açıklamaları karşısında son iki gündür siyasi parti gözetmeksizin milletimizin fertlerinin sergilediği dik ve dirayetli duruşu çok kıymetli bulduğumu özellikle vurgulamak istiyorum. ▪ Buradan şu gerçeği bir kez daha ilan ediyorum: Türkiye olarak; bundan 500 yıl önce engizisyondan kaçan Musevilere, Hitlerin toplama kamplarından kaçan Yahudilere nasıl kucak açtıysak, bugün de mazlum ve mağdurların yanındayız. ▪ Bizim için zalimin de, mazlumun da kimliğinin bir önemi yoktur. Türkiye; tüm imkanlarıyla, tüm kapasitesiyle, elbette hiçbir ihtimali göz ardı etmeden mazlum Filistin halkının yanındadır; birileri rahatsız olsa da bu vicdanlı tavrını sonuna kadar koruyacaktır.

Fahrettin Altun

99,629 Aufrufe • vor 2 Jahren

Umutlar Tükendi.! Bir tek sizin isteklerinizin, yalnızca sizin dayatmalarınızın ve hayallerinizin yaşandığı yerdeyiz.! Hiç kimsenin hiçbir şekilde ne düşüncesinin, ne de isteğinin bir önem arz etmediği bir şey ifade etmediği nihayetindeyse Allah’ın (c.c) Hükmünün bile bir kıymeti harbiyesinin kalmadığı SONa geldik.! Lakin, gelinen bu nokta bile sizi memnun etmedi.! Artık ne ile mutlu olacağınız herkesçe malum oldu.! En başından belliydi aslında bunun böyle olacağını tüm bunların yaşanacağını söylemiştiniz.! Kimsenin bir üstünlüğü yoktur, 6 halife de aynıdır aynı pınardan… demiş, ama ertesi gününde en Büyük benim, Ağa benim Kral benim demiştiniz ta ki şu ana kadar…! Uttunuz mu yoksa, Rabbül Alemin’in; “Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” Dediğini.! Biz unutmadık.! 15 aydır Hayretle ve şaşkınlıkla izliyor herkes yaptıklarınızı. 30 yıllık emekleri nasıl talan ettiğinizi, kardeşi kardeşe düşman ettiğinizi, aileleri böldüğünüzü, kimseye yaşama hakkı tanımadığınızı.! Bizlere en güzel örnek olacak olan siz, kendi kardeşlerinize küfrederek onları dışlayıp bizlere gösterdiniz bakın Aileme bunları yapıyorum, size neler yapmam benim ne kadar umurumda olursunuzu.! Uttunuz mu yoksa, Efendimiz’in (s.a.v); “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” Dediğini.! Biz unutmadık.! Tüm sofiler gözlerinizin içine bakarken, herkesin gözü kulağı gözbebeğimiz Menzil'den gelecek güzel haberleri beklerken 15 aydır tek bir güzel haber alamadık. Bu dargınlık bu kavga bitsin, Menzilimize eskisi gibi mutlu huzurlu gelelim, 25 saat yolculuk yapıp sonunda huzura vardığımız muhabbetten kendimizden geçtiğimiz Menzilimize ne oldu.! Neden birleştirmek yerine kutuplaştırıyorsunuz? Neden tüm Müslümanları kucaklamak varken yüz çeviriyorsunuz? Neden sofiler artık birbirine selam dahi veremez hale gelsin diye çabalıyorsunuz? Neden sizin dışınızdaki herkesi dışlıyorsunuz? Neden size yakın olmayanları münkir münafık ilan ediyorsunuz? Neden kendinizi hiç sorgulamıyorsunuz? Neden delilsiz suçlamalar yapıyorsunuz sürekli? İnsanların arkasından neden sürekli gıybet edip küfrediyorsunuz? Niçin Ailenizin en mahremlerini kameralar önünde konuşuyorsunuz? Niçin kardeşlerinize ağır ve galiz ithamlardan geri durmuyorsunuz? Niçin Ailenizin mahremini insanlara duyuruyorsunuz niçin insanlar bu şerefli ailenin özeline şahit oluyor? Uttunuz mu yoksa, Rabbül Alemin’in; “(Ey mü’minler!) Hep birlikte Allahın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, ayrılığa/tefrikaya düşmeyin.” Dediğini. Biz unutmadık.! Nasıl olur da Kardeşlerinize Fetöden daha beterler dersiniz? Nasıl olur da babanızın 30 yıllık emeği gözbebeği vakfına ve orada hizmet edenlere iftiralar atabilirsiniz? Nasıl olur da insanları asılsız ithamlarla hedef gösterirsiniz? Nasıl olur da bunca insan hakkında zanda bulunabilirsiniz? Kötü Söz gibi kötü Zan’da Haram değil mi? Bütün sofiler bütün Ümmet birliğe kardeşliğe İslam Sancağının altında hizmet için gözünüzün içine bakarken, Ümmet Ümmet deyip kendinize has bir ümmet kavramı nasıl bir düşüncenin tezahürüdür? Babamı, Gavsı Kasreviyi Şah-ı Nakşibendi tanımam demek hangi adabta vardır? Yoksa sizin farkı bir yol hayaliniz mi var? Şeyhlik yerine Ağalık yada Saltanat için mi tüm bunlar? Aynı tastan aynı kaşıkla çorba içen sofiler ne hale geldi, ne kadar büyük bir tefrikaya düştü görmez misiniz? Yoksa sizin kastınız Menzilimize midir? Menzilimiz de Gayda gibi Norşin gibi mi olsun, adı unutulsun mu istiyorsunuz? Kastınız Menzil adının artık insanlar nezdindeki ağırlığına mıdır? Menzil adının silinip gitmesini mi istiyorsunuz? Artık Mekke, Medine Menzil değil mi sizin gözünüzde? Devamı👇🏻 (Videolar: Nasıl başladı / Nasıl bitti)
3:25

Sensitive content

Umutlar Tükendi.! Bir tek sizin isteklerinizin, yalnızca sizin dayatmalarınızın ve hayallerinizin yaşandığı yerdeyiz.! Hiç kimsenin hiçbir şekilde ne düşüncesinin, ne de isteğinin bir önem arz etmediği bir şey ifade etmediği nihayetindeyse Allah’ın (c.c) Hükmünün bile bir kıymeti harbiyesinin kalmadığı SONa geldik.! Lakin, gelinen bu nokta bile sizi memnun etmedi.! Artık ne ile mutlu olacağınız herkesçe malum oldu.! En başından belliydi aslında bunun böyle olacağını tüm bunların yaşanacağını söylemiştiniz.! Kimsenin bir üstünlüğü yoktur, 6 halife de aynıdır aynı pınardan… demiş, ama ertesi gününde en Büyük benim, Ağa benim Kral benim demiştiniz ta ki şu ana kadar…! Uttunuz mu yoksa, Rabbül Alemin’in; “Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” Dediğini.! Biz unutmadık.! 15 aydır Hayretle ve şaşkınlıkla izliyor herkes yaptıklarınızı. 30 yıllık emekleri nasıl talan ettiğinizi, kardeşi kardeşe düşman ettiğinizi, aileleri böldüğünüzü, kimseye yaşama hakkı tanımadığınızı.! Bizlere en güzel örnek olacak olan siz, kendi kardeşlerinize küfrederek onları dışlayıp bizlere gösterdiniz bakın Aileme bunları yapıyorum, size neler yapmam benim ne kadar umurumda olursunuzu.! Uttunuz mu yoksa, Efendimiz’in (s.a.v); “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” Dediğini.! Biz unutmadık.! Tüm sofiler gözlerinizin içine bakarken, herkesin gözü kulağı gözbebeğimiz Menzil'den gelecek güzel haberleri beklerken 15 aydır tek bir güzel haber alamadık. Bu dargınlık bu kavga bitsin, Menzilimize eskisi gibi mutlu huzurlu gelelim, 25 saat yolculuk yapıp sonunda huzura vardığımız muhabbetten kendimizden geçtiğimiz Menzilimize ne oldu.! Neden birleştirmek yerine kutuplaştırıyorsunuz? Neden tüm Müslümanları kucaklamak varken yüz çeviriyorsunuz? Neden sofiler artık birbirine selam dahi veremez hale gelsin diye çabalıyorsunuz? Neden sizin dışınızdaki herkesi dışlıyorsunuz? Neden size yakın olmayanları münkir münafık ilan ediyorsunuz? Neden kendinizi hiç sorgulamıyorsunuz? Neden delilsiz suçlamalar yapıyorsunuz sürekli? İnsanların arkasından neden sürekli gıybet edip küfrediyorsunuz? Niçin Ailenizin en mahremlerini kameralar önünde konuşuyorsunuz? Niçin kardeşlerinize ağır ve galiz ithamlardan geri durmuyorsunuz? Niçin Ailenizin mahremini insanlara duyuruyorsunuz niçin insanlar bu şerefli ailenin özeline şahit oluyor? Uttunuz mu yoksa, Rabbül Alemin’in; “(Ey mü’minler!) Hep birlikte Allahın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, ayrılığa/tefrikaya düşmeyin.” Dediğini. Biz unutmadık.! Nasıl olur da Kardeşlerinize Fetöden daha beterler dersiniz? Nasıl olur da babanızın 30 yıllık emeği gözbebeği vakfına ve orada hizmet edenlere iftiralar atabilirsiniz? Nasıl olur da insanları asılsız ithamlarla hedef gösterirsiniz? Nasıl olur da bunca insan hakkında zanda bulunabilirsiniz? Kötü Söz gibi kötü Zan’da Haram değil mi? Bütün sofiler bütün Ümmet birliğe kardeşliğe İslam Sancağının altında hizmet için gözünüzün içine bakarken, Ümmet Ümmet deyip kendinize has bir ümmet kavramı nasıl bir düşüncenin tezahürüdür? Babamı, Gavsı Kasreviyi Şah-ı Nakşibendi tanımam demek hangi adabta vardır? Yoksa sizin farkı bir yol hayaliniz mi var? Şeyhlik yerine Ağalık yada Saltanat için mi tüm bunlar? Aynı tastan aynı kaşıkla çorba içen sofiler ne hale geldi, ne kadar büyük bir tefrikaya düştü görmez misiniz? Yoksa sizin kastınız Menzilimize midir? Menzilimiz de Gayda gibi Norşin gibi mi olsun, adı unutulsun mu istiyorsunuz? Kastınız Menzil adının artık insanlar nezdindeki ağırlığına mıdır? Menzil adının silinip gitmesini mi istiyorsunuz? Artık Mekke, Medine Menzil değil mi sizin gözünüzde? Devamı👇🏻 (Videolar: Nasıl başladı / Nasıl bitti)

Hüsrev BEY

46,598 Aufrufe • vor 1 Jahr