Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

🚨 47 Kişilik Dev Ekipler Devrildi: Bir Adam ve Yapay Zeka 600 Bin Dolar Kazandı! Hedge fonlarının milyon dolarlar harcayarak kurduğu 47 kişilik "Quant" masalarının devri bitti. Sadece bir kişi ve Claude kullanarak kurulan yeni nesil masa, 2.611 işlemde %63,4 galibiyet oranıyla tam 601.988 dolar kar elde etti! Tek...

65,913 görüntüleme • 4 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Amerika'da garsonluk yapan genç, deneyimlerini anlattı: • Amerika'da bu hafta da garsonluk yaptım, çünkü işim bu. • Bir haftanın sonunda, sadece bahşişlerden ne kadar kazandığıma bakacağız. • Garsonlar, özellikle yurtdışında, paralarının tamamını bahşişlerden kazanırlar. • Bu yüzden bir restorana gittiğinizde bunu bilerek gidin. • Eğer aldığınız hizmeti beğenmezseniz, bahşiş vermek zorunda değilsiniz. • Veya hizmet kötü olduğu için, örneğin garsonu sevmediyseniz, içecekleriniz yenilenmediyse, masanıza peçete getirilmediyse veya çatal istedikten sonra yarım saat gelmediyse çok düşük bir bahşiş verebilirsiniz. • Ben Amerika'ya ilk geldiğimde, garson olarak gelmemiştim. • Bir restorana gittiğimde iki kişi yemek yedik ve 15-20 dolar bahşiş bıraktım. • O zamanlar, Türk kültüründen geldiğim için bu miktarı çok bulmuştum, çünkü bizim kültürümüzde bahşiş zorunlu bir şey değil. • Bahşiş kültürünü tam olarak bilmiyordum. • Bir restorana gittiğinizde iki şey için para ödersiniz: Birincisi yediğiniz yemek, ikincisi ise garsondan aldığınız hizmet. • Yediğiniz yemeği beğenmezseniz bile menajere gidip durumu anlatabilirsiniz. • "Bu yemeği beğenmedim, şurası böyle, menüdekiyle uyuşmuyor, bu yüzden parasını ödemek istemiyorum" dediğinizde, genellikle saygıyla karşılanır ve "Tamam, ödemeyin" derler. • Eğer aldığınız hizmetten memnunsanız, %25-%30 arası bir bahşiş bırakabilirsiniz. • Yani 100 dolarlık bir hesaba 30 dolar bahşiş verebilirsiniz. • Eğer hizmeti beğenmediyseniz, örneğin su istedikten 20 dakika sonra geldiyse, çatalınız yere düştüğünde yenisini istediğinizde garsonu bulamadıysanız ve hizmetten memnun kalmadıysanız %15 civarı bahşiş bırakırsınız. • Ancak Amerika'da bahşişin geneli %20'dir. • Bazen hiç anlaşamadığım masalar oldu, müşterinin kavga etmeye çalıştığı anlar yaşandı. • Ona rağmen her zaman bahşiş aldım. • Bazen müşteri bana kötü bir şey söylediğinde, ben de ona karşılık verdim ama yine de o masadan 5 dolar bile olsa mutlaka bahşiş bırakıldı, çünkü bu bir kültür. • Garson olduğum için bu kültüre alışmam çok zaman almadı, hemen anladım. • Bahşiş genelde yurtdışında, Avrupa'da durum nasıl bilmiyorum ama Amerika'da %20'dir. • Eğer yediğiniz yemeğin fişi, örneğin 200 dolarlık bir hesap geldiyse, tatlı yemişsinizdir, alkol içmişsinizdir. • Garson masanıza defalarca gelip gitmiştir. • Garsondan ekstra bir şey isterseniz, bence bahşişi artırmanız gerekir. • Örneğin, "Etim orta pişsin ama şurasında şu olsun, burasında bu olsun" diyerek şefe özel istekler ilettiyseniz, benden ekstra bir hizmet almışsınız demektir. • Biz de sizden istediğiniz hizmetin karşılığını bekleriz. • Bir müşteri geldi, daha önce hiç gelmemişti ve bileğinin rahatsız olduğunu, bu yüzden yemeğini paket yapıp yapamayacağımı sordu. • "Tabii ki" dedim. • Genellikle restoranlarda paketlemeyi biz yapmayız, boş kutu veririz ve müşteri kendisi paketler. • Ama ben ona yardım ettim, yemeğini paketledim ve o adam bana 40 dolar bahşiş bıraktı. • Bu duruma çok şaşırdım çünkü böyle bir şeye gerek yoktu. • Her şey para değil. • Aldığım en kötü bahşiş ise yedi kişilik bir masadan geldi. • Çok korkunç bir masaydı. • Yedi kişi benden o kadar imkânsız şeyler istediler ki, sanki mutfağa gidip yemeklerini benim yapmamı istiyorlardı. • Örneğin, tavuklu erişte çorbası. Çorbayı biz garsonlar koyarız. İçinde haşlanmış tavuk, erişte, havuç ve birkaç sebze bulunur. • "Erişte olmasın, havuç çok olsun, kereviz hiç olmasın" gibi isteklerde bulundular. • Bu durumda benim o çorbanın başına geçip tek tek sebzeleri ayıklamam gerekiyor. • Bunu yapmama rağmen benden aynı çorbadan defalarca istediler. • Ekstra ekmekler istediler, getirdim ve bunlardan ücret almadım. • Yedi kişilik masanın bu kadar isteğine rağmen bana bırakılması gereken bahşiş %20'den hesaplandığında en az 40 dolar olmalıydı. • Fakat bana 10 dolar bahşiş bıraktılar. • Yapacak bir şey yok, ama bu büyük bir saygısızlıktı.

Jurnal

118,814 görüntüleme • 9 gün önce

📌BÜYÜK OYUN. YILLIK 50 MİLYAR DOLARLIK RANTA SAHİP OLMA ÇABASI… 📌Küreselciler Martı TAG’a İstanbul’da ki taksileri bitirmesi ve rantın tamamına sahip olabilmek amacıyla on milyonlarca dolar ödemişler.Bunu şahsın kendisi beyan ediyor.(Beyanı Ek’te) 📌Sistem özetle korsan taksinin aplikasyonlu şeklini ve Türkiye’de rantı tekeline almaya çalışarak tek patron olma peşinde olan biri üzerine kurulma amacını güdüyor. 📌Şunu bilki Oğuz, ne sana nede küreselcilere TAG üzerinden sadece İstanbuldan kazanmayı planladığınız yıllık 50 milyar dolar ranta bu devlette bu millette müsade etmez. 📌Sadece dün bağlanan 50 araç için 1 milyon 600 bin TL cezanın tamamını sen ödedin. Her gün 50 araca ceza kesiliyor ve o araçlar bağlanıyor, sen ise başkalarına ait olan o araçlar senin sisteminde diye kesilen bu cezaları üstleniyorsun(Araç başı 32.000-TL) ve ödüyorsun. Ayda 50 milyon TL ceza ödüyorsun, bu girdiğin savaşta sana el veren küreselci patronların ve sen amacınızı gerçekleştirmek için tüm bu bedelleri ödüyorsunuz ama başaramayacaksınız. 📌Eğer kurulacak bir sistem var ise ve bu iş yapılacaksa Ulaştırma Bakanlığı yapar ve sadece istanbuldan elde edilecek 50 milyar dolar yıllık gelirin tamamı devletin kasasına girer. Yani Türkiye genelinde devlet yılda 100 milyar dolar gelir elde eder. Göz dikmiş olduğunuz bu geliri fonlandığın ABD’lilere , bu devlet yedirmez rahat ol. T.C. Cumhurbaşkanlığı Recep Tayyip Erdoğan T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Abdulkadir URALOĞLU Hasan Doğan T.C. İletişim Başkanlığı Fahrettin Altun

|Burak Bekiroğlu

128,809 görüntüleme • 2 yıl önce

Sokak ve barınak köpeği meselesi artık bir duyarlılık konusu olmaktan çıktı; halk sağlığını, insan hayatını, milli ekonomiyi ve ekolojik dengeyi doğrudan tehdit eden devasa bir "rant terörüne" dönüştü. Özellikle Instagram ve TikTok’ta sakat hayvanlar üzerinden yürütülen "aşı ve mama parası" sömürüsü, bu dijital dilencilik sektörünün en büyük yakıtı. Köpekleri "çocuklar, canlar, annem, bebeğim" diyerek insanlaştıran bu sahte romantizm, arka planda dönen rantı örtmeye hizmet ediyor. Sistemin kuralı basit: Ne kadar mama, o kadar popülasyon. Ormanlara kurulan kaçak barınaklar yaban hayatını çökertiyor, yol kenarlarına dökülen mamalar ise can alan trafik kazalarına davetiye çıkarıyor. İşin bir de kimsenin yüzleşmek istemediği, devlet aklının ve matematiğin konuştuğu bir boyutu var. Tek bir köpeğin yem, veteriner, personel ve barınma dahil yıllık maliyeti 120 bin lira. Mevcut 550 bin barınak köpeğini hayatta tutmanın yıllık faturası tam 66 milyar Türk Lirası! Lafı hiç dolandırmadan net rakamlarla konuşalım: Sadece mevcut barınaklardaki köpekleri hayatta tutmak için harcanan bu bütçe; bugün Sierra Leone, Burundi, Güney Sudan ve Eritre gibi birçok Afrika ülkesinin gayrisafi yurt içi hasılasından daha fazla. Daha da çarpıcı bir kıyaslama yapalım: Savunma sanayimizin göz bebeği, beşinci nesil millî muharip uçağımız KAAN projesinin bugüne kadarki tüm AR-GE, tasarım ve devasa prototip üretim süreçleri için harcanan toplam kaynak 90 milyar lira seviyesinde. Yani her yıl, sadece barınak köpeklerine ayırdığımız bütçeyle neredeyse sıfırdan bir KAAN projesini finanse edebilecek muazzam bir millî kaynağı dipsiz bir kuyuya gömüyoruz. Hiçbir koruma, refakat, arama-kurtarma veya narkotik görevi olmayan; bakımları sadece masraf ve kamuya zarar üreten bir popülasyona bu parayı eritmek hangi akla hizmettir? Üstelik bu hayvanları fıtratlarına aykırı şekilde dar alanlara hapsederek ömür boyu esarete mahkûm ediyoruz. Diğer yandan onları beslemek için her gün tonlarca kuzu, koyun ve tavuk kesilip köpek yemine dönüştürülüyor. Canlıyı canlıya kırdıran, üretimi baltalayan akıl almaz bir çelişki çarkı bu. Biz deprem yaralarını sarmaya, bütçeyi dengelemeye, eğitime ve sağlığa kaynak yetiştirmeye çalışırken; sokaktaki 4 ila 10 milyon olduğu varsayılan köpeğe daha sıra bile gelmedi. Yılda iki kez tek batında 8 yavru veren ve bu yavruların 1 yılda cinsel olgunluğa ulaştığı geometrik nüfus patlamasına hiçbir devlet bütçesi, hiçbir kamu kasası dayanamaz. Rakamlar yalan söylemez. Alttaki delik bu kadar büyükken havuzu durmadan suyla doldurmaya çalışmak, popülizmden başka bir şey değildir ve mali olarak asla sürdürülebilir değildir. Önümüzde sahte duygusallıkların değil; matematiğin, ekonomik gerçeklerin ve devlet aklının dayattığı tek bir rasyonel seçenek kalıyor: Kesin, radikal ve dünya standartlarında bir itlaf modeli.

Selâmi Haktan

20,297 görüntüleme • 3 ay önce

🇷🇺 🇦🇲 Putin'den Paşinyan’a Soğuk Duş: "Batı’ya Kaçmak İstiyorsanız Bedeline Katlanırsınız" "Ya Rusya’nın Ucuz Gazı Ya AB’nin Boş Vaatleri" "Gümrük Birliği Kumarı Ermenistan’ı İflasa Sürükler" "Medeniyet Birliğimizi Masa Başı Oyunlarına Kurban Etmeyiz!" "AB Hayali Ermenistan’ı 600 Dolarlık Gaz Faturasıyla Baş Başa Bırakır!" ➖ Belki bir gün aradan yıllar geçer ve biz hem Avrasya Ekonomik Birliği hem de Avrupa Birliği olarak ortak bir noktada buluşabiliriz; sonuçta hepimiz aynı kıtada yaşıyoruz ve sorunları birlikte çözebileceğimizi umuyorum. ➖ Ancak Ukrayna krizinden çok daha önce, Avrupalı ortaklarımızla birlikte çalışmak için her yolu deneyip uzlaşma zemini aradığımızda, en küçük meselelerde bile sergiledikleri sert tavırlar nedeniyle maalesef hiçbir somut başarı elde edilemedi. ➖ O zamanlar bana öyle geliyordu ki, her ülke iş birliği süreçlerinden ve üçüncü taraflarla kurduğu ilişkilerden maksimum fayda sağlamayı hedefler; fakat bu durumun en başında, yani tabiri caizse daha "kıyıda" iken dürüstçe konuşulması gerekir. ➖ Teknik ve ekonomik gerçekler şunu gösteriyor ki; bir ülkenin aynı anda hem Avrupa Birliği ile gümrük birliği içerisinde olması hem de Avrasya Ekonomik Birliği'ne dahil olması tanım gereği imkansızdır. ➖ Bu mesele aslında siyasi bir tercih olmaktan ziyade, tamamen ekonomik kurallar ve gümrük rejimlerinin işleyişiyle ilgili teknik bir karakter taşımaktadır. ➖ Rusya ve Ermenistan arasındaki özel ilişkiler sadece on yıllara değil, yüzyıllara dayanan derin bir geçmişe sahiptir; bizi ortak bir tarih, geçmişteki zorlukların birlikte aşılması ve sarsılmaz bir medeniyet birliği birbirimize bağlamaktadır. ➖ Ermenistan kamuoyunda Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yürütülen tartışmaları yakından takip ediyoruz ve Rusya olarak bu süreci son derece sakin bir şekilde karşılıyoruz. ➖ Enerji konusuna gelecek olursak, buradaki durumun da zamanla rayına oturacağını umut ediyorum; ancak bugünkü küresel piyasa koşullarında enerji fiyatlarının ulaştığı noktayı hepimiz görüyoruz. ➖ Avrupa'nın pek çok yerinde doğalgaz fiyatları bin metreküp başına 600 doların üzerine çıkmışken, Rusya stratejik ortağı Ermenistan'a aynı miktardaki gazı 177,5 dolar gibi oldukça imtiyazlı bir fiyattan sağlamaya devam ediyor. ➖ Aradaki bu büyük fiyat farkı, ekonomik dengeler açısından tamamen farklı bir seviyeye işaret etmektedir; 600 dolar ile 177,5 dolar arasındaki uçurumu göz ardı etmek mümkün değildir. ➖ Ermenistan ekonomisinin son yıllardaki seyrini ve Avrupa Birliği'nin bu ülkeye olan ihracatının on kat gibi muazzam bir oranda artmasını sizlerin de titizlikle değerlendirdiğinizi düşünüyorum. ➖ Tekrar belirtmek isterim ki, nerede, kiminle ve hangi ekonomik temelde iş birliği yapacağınız konusu nihayetinde sizin, yönetim ekibinizin ve uzmanlarınızın vereceği egemen bir karardır.

Kuşçu

56,210 görüntüleme • 5 ay önce

🇹🇷 Cihat Yaycı : Bu, sadece bir robot değil; bu, Mehmetçiğin hayatını koruyan, savaş alanında kaderi değiştiren sessiz bir devrimdir! Koz platformu üzerine entegre edilen METE füzesiyle artık Türk askeri canını riske atmadan düşmanı mağarada, binada, ovada nokta atışıyla etkisiz hale getirebilecek. Üstelik tek bir asker bile kaybetmeden! 🤖 Bu sistem insan gibi gözetliyor, karar vericiye anlık görüntü aktarıyor. Onay gelince kendi başına füzesini ateşliyor. Şehit verme riskini sıfıra indiriyor. Bu, Türk savunma sanayiinin Mehmetçiğe yaptığı en büyük hizmettir! 🛡️ 14-15 yıllık bir emeğin eseri bu sistem, %100 yerli ve milli. Yazılımı da dahil! METE füzesi yalnızca kara platformlarından değil; drone, deniz aracı, tripod, paletli robot, insansız helikopter gibi birçok platformdan fırlatılabiliyor. Sniper menzilinin dışından etkili olması, onu muharebe ortamında benzersiz kılıyor. 📦 Sahada denenmiş, “combat proven” bir teknoloji bu. Kullanıldı, başarıyla hedefleri imha etti. Etkisi ispatlandı. Türk savunma sanayiinin ihracat kabiliyeti bu sistemle daha da artacak. Askerin giremediği EYP'li, mayınlı alana artık KOZ giriyor. Tehlike ona, emniyet Mehmetçik'e. 🚀 Bu sistem; karada METE, denizde Atmaca, havada SOM, savunmada SİPER’le birlikte tam bir caydırıcı güç sunuyor. 140 km menzilli Amerikan füzelerine 2 milyon dolar veren Türkiye, artık 250 km menzilli yerli füzeyi kendi yapıyor! Bu sadece askeri değil, stratejik bağımsızlık demektir. 📡 Sistemde GPS, anti-karıştırma teknolojileri, elektro-optik gözetleme ve uzaktan komuta özellikleri mevcut. Yapay zekâ ile birlikte hedefe yöneliyor, ateşliyor, raporluyor. Her şey dijital, her şey millî. 💬 Türk DEGS olarak biz bu teknolojik ilerlemeyi “Türkiye’nin Füze Devrimi” olarak adlandırıyoruz. Bu, Cumhuriyet tarihimizin sessiz ama derin izler bırakacak bir güvenlik devrimidir. 👏 Başta Roketsan Genel Müdürü Sayın Murat İkinci olmak üzere, Savunma Sanayi Başkanımız Prof. Dr. Haluk Görgün’e, Milli Savunma Bakanlığımıza ve bu başarıda emeği geçen herkese Türk milleti adına teşekkür ediyorum. Bu teknolojiyle sadece sınırlarımızı değil, şehitlerimizi koruyoruz! Murat İKİNCİ Prof. Dr. Haluk Görgün

TÜRK DEGS / TURK MAGS

12,569 görüntüleme • 1 yıl önce

Deniz Zeyrek: “2023 yılında 11,1 milyon Türk yurt dışına çıkmış. Bu sayı 2024’te 11,39 milyon olmuş. 2025’in rakamı ise 12 milyonu bulmuş. Türkler, 2025 yılında yurt dışında yaklaşık 10 milyar dolar harcamış. 2025’te sadece Yunan adalarına giden Türklerin sayısı 1,5 milyonu aşmış. Üstelik bu 1,5 milyon kişinin Yunan adalarına giriş sayısı 2,6 milyonu bulmuş (Bazı insanlar birden çok gitmiş). Yunanistan 2025 yılında 1,1 milyon Türk’e kapıda vize vermiş. Türklerin sadece Yunan adalarında 2025 yılında harcadığı para ise 500 milyon euroyu bulmuş. Feribot seferlerindeki rezervasyon artışlarına göre bu rakamların 2026 sonunda %25-30 civarında artması bekleniyormuş. Belli ki Türkiye’ye yakın Yunan adaları, Türk tatilciler için çekim noktası olmuş. Yunanistan’a olan ilgi Türklerle de sınırlı değil. İngilizler, Almanlar, kuzey Avrupa ülkelerinin vatandaşları Yunan adalarına akın ediyor. Bugün itibariyle turizm Yunanistan milli gelirinin yaklaşık %25’ine dolaylı ya da doğrudan katkı sağlıyor. Yüzbinlerce insana istihdam yarattığı gibi ülkenin en büyük döviz kaynağına dönüşmüş. Yunanistan’da bunlar olurken coğrafi olarak “turizm cenneti” olan ülkemizde son beş yılda gıda enflasyonu aldı başını gitti. Kira artışları kontrol edilemiyor. Enerji maliyetleri, personel giderleri de eklendiğinde otellerde restoranlarda maliyetler yükseldi ve turizmciler de bu maliyeti fiyatlarına yansıtmak zorunda kaldı. Bir diğer faktör; euro ve dolar kuru baskılandığı için Türkiye’deki döviz bazlı fiyatlar yurt dışındaki fiyatların üzerinde kaldı. Basit bir örnek: Bodrum’da en ucuz 300 liraya (5,5 euro) içilen bir fincan kahve herhangi bir Yunan adasında 3 euro. Arada yaklaşık 140 lira fark var. Gıda enflasyonu nedeniyle yemek ücretlerinde bu fark daha da açılıyor. Alkollü ürünlerde ise fiyatlar zaten iktidarımızın sistematik olumsuz politikaları nedeniyle Türkiye’de kıyaslanamayacak kadar yüksek. Geçen hafta sonu arkadaşlarımla Sisam Adası’na gittim ve hepsini bizzat yerinde gözlemledim. Muhteşem bir koyda kapısından çıkıp üç metre ötedeki denize girilen bir butik otelde iki kişilik bir odaya üç gece için 17 bin lira ödedik. İki kişi dört gün boyunca 10 öğün yemek için 16 bin lira ödedik (Fiyatlar üzerinden yaptığım küçük bir araştırmayla aynı yemeklerin Ankara’da dahi 25 bin liraya mal olacağını gördüm). Yurt dışı çıkış harcı ve feribot dahil maliyetimiz 43 bin lira oldu. Oysa aynı tarihlerde (Şubat ayında indirimli erken rezervasyon yaptırılmış) Marmaris’teki her şey dahil bir otelde kalan arkadaşım üç gece için 70 bin lira ödemişti. Ankara-Marmaris ulaşımını da katarsak rakam 80 bin lirayı aşıyor. Aradaki farktan da anlayacağınız gibi en önemli faktör fiyat. Pahalı ve kalitesiz değil, ucuz ve kaliteli bir tatili tercih ediyor insan. Bir de güne operasyon haberleriyle uyanılan, tutuklamaların, kavga gürültünün gırla gittiği bir ülkede herkesin üzerine sinen, yüzlerine yansıyan o negatif enerji ve yüksek gerilimin olumsuz etkisi var. Ne yalan söyleyeyim İnsan, birbirine karşı saygılı, nezaketli, gülümseyen, eğlenen, şarkı söyleyen, dans eden mutlu ve neşeli insanların yaşadığı bir yerde tatili daha çok hissediyor.”

Kupür Haber

18,910 görüntüleme • 28 gün önce

10 yıl Google CEO'su olarak görev yapan ve 33 milyar dolar kişisel serveti olan Eric Schmidt, zenginlik ve mutluluk ilişkisini yanıtlıyor. Soru: Zenginlik arzusuyla yönlendirilen bu dürtü hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sorunun tam çevirisini sona ekledim. Cevap: Görece az mutlu insanların daha yüksek mutluluk düzeyine erişmek için paranın etkili bir araç olacağına inanması gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü paranın mutluluk üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur. Bu konuda çok sayıda bilimsel araştırma vardır (az sonra değineceğim) ve mutluluğu parayla ilişkili değerlendirerek örneğin, dünyayı gezeceğiniz ve güzel bir eve sahip olacağınız kadar çok paraya sahip olmayı (materyalist ve tüketim anlayışı) gerçek anlamda anlam ve amaçla ilişkili olan aile duygusu ve etki duygusu ile bağlantılı değerlendirmezseniz mutluluğu yakalayamazsınız. Bu da başkalarına hizmet eden bir amaca bağlanmakla ilgilidir. Bu açıklamaya çok yakın bir düşünceyi (hizmetkar liderlik modeli) Atatürk de açıklamıştır. "Zamanında kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. “Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür sırasında sevinç ve mutluluğa yer bulunmaz” diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: “Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç olmazsa yaşadığımız sürece şen ve neşeli olalım.” Ben kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü beğeniyorum, fakat şu sınırlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır. Besbelli ki, o adam birey sıfatı ile yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Anlayışlı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir..." Atatürk burada açıkça belirtiyor ve bunlar çok uzun yıllar sonra davranışsal psikoloji, sosyal psikoloji vb. bilim dallarının görgül araştırmalarıyla kanıtlanıyor ki, bir insanın yalnız kendi istek, ihtiyaç ve hazlarını tatmin etme peşinde koştuğu ve bunları çoğu zaman para karşılığı satın aldığı (diploma, makam, unvan, seks, güç vs.) üzere tatmin etme çabası ve bunu bir gösteriş ve takdir görmek için dışarıya sunma hastalığı hiçbir şekilde o kişilere mutluluk getirmeyecektir. Bu kişiler açıkça söylüyorum ki görebileceğiniz en zengin ama aynı zamanda en aciz, zavallı ve yapayalnız kimselerdir. O kadar fakirdirler ki sadece ömürleri boyunca harcayamayacağı kadar çok paraları ve etraflarında dalkavuklar, şarlatanlar, sahte arkadaşlar ve fırsatçılar vardır. Böyle bir takipçi kitlesi sosyal medyada da olabilir veya gerçek hayatta da olabilir. Ancak, böyle olacağına zaman zaman fikir ayrılığı yaşasanız dahi saygı, sevgi ve nezaketin olduğu az ama öz insan ilişkileriyle en azından güvenin mutlak olduğu ve tüm insanlığın ortak iyiliğine çabalayan bir iradenin hakim olduğu yaşamın idame edilmesi çok daha iyidir. Davranışsal finans araştırması olarak "para ve mutluluk ilişkisi" üzerine çok önemli bulgular ortaya koyan birkaç araştırmayı Danışman isimli kitabımın 165. sayfasında sundum. Özeti şu ki, ABD'de Ticaret Bakanlığı'nın resmi verisi, 6 bin Dolar aylık gelirin zorunlu temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli olduğu, bunun altındaki gelire sahip olanların kesine yakın düzeyde mutsuz olacağı (yetersiz beslenme, yaşam koşullarının sağlanamaması, sağlık hizmetlerinin karşılanamaması vs.) ama bunun üzerinde bir gelire sahip olunduğunda ise örneğin, aylık 10 bin dolar, 100 bin dolar veya 1 milyon dolar gelir elde edildiğinde mutluluğun pozitif yani somut olarak artamadığı görülmüştür. Bu da daha fazla seyahat, tatil, seks, yeme içme, lüks tüketim, gösterişli bir yaşam vs. olsa dahi (bunlara sahip olan insanlarla mülakatlar yapılıyor) bu kişilerin gerçek anlamda mutlu, huzurlu, sağlıklı, harika insan ilişkileriyle çevrili vs. olmadığını tam aksine bunların ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı, kalabalıkta ama yalnız hissettiklerini, alkol, uyuşturucu vs. sorunlarının olduğunu, irrasyonel kararlar ve davranışlarla başlarını belalara soktuklarını vs. söylüyor. Daha da ötesi şu ki, bu imkanları olan insanların köyde sade bir yaşam süren yani iyi bir eşi, birkaç çocuğu, hayvanlarıyla doğal bir yaşam süren ve düğünde ve cenazede sarılabileceği yakın komşuları, dostları, akrabaları olduğunda çok daha güvende ve huzurda hissettiğini ortaya koyuyor. Gönül arzu eder ki Türkiye'de saçma sapan içeriklerin öne çıkarılması yerine, bunun üzerinden gençlerin onlyfans, şöhret, uyuşturucu, fuhuş, örgütlü suçlar, borsa manipülasyonu, hızlı zenginlik için aklı, ahlakı, hukuku vs. terk ettiği, beyin göçünün özendirildiği, üniversitenin kötülendiği, sanayide usta olmanın daha hızlı iş ve para imkanı sunduğu gibi saçmalıkların video içeriklerle milyonlarca kişinin beynine sokulduğu organize cehalet ve sapkınlık yerine burada açıkladığım kimilerine göre sıkıcı ve çekici gelmeyen ama gerçek, doğru, bilimsel ve ortak iyi olan çözümün akıllara kazınmasıdır. Lütfen buna yardımcı olmak için bu notları paylaşın. Buna çabalayın. Yoksa bireysel anlamda kendinizi kurtarma çabanız yani çok para kazanmanız, yüksek tahsil veya sertifikalar toplama merakınız vs. hiçbirisi işe yaramaz meğer ki toplumu da sizinle birlikte yukarı çekin. DİPNOTLAR: Sorunun uzun versiyonu: Dünyanın en zengin insanlarından birisiniz ve yine de paranın tutkularınızın sadece bir yan etkisi olduğu ve içsel bir hedef olmadığı anlaşılıyor, toplumumuzun büyük bir kısmı, bireysel düzeyde, şirket düzeyinde ve uluslar, zenginlik arzusuyla yönlendiriliyor, bu kadar çok boyutta başarıya ulaşmış olmanız hakkında ne düşünüyorsunuz? Cevabın uzun versiyonu: İnsan mutluluğunun birçok boyutunda ve bu konuşma için genellikle nispeten düşük olan bir eşiğin üzerinde başarıya ulaşmış olmak parayla ilgili mutlulukta hiçbir fark yaratmaz. Mutluluk, anlam ve amaçla ilişkilidir; aile duygusu ve etki duygusu ile bağlantılıdır. Hayatınızı, etrafta dolaşacak kadar paranızın olduğu ve güzel bir evinizin olduğu varsayımı üzerine kurarsanız, bunun üzerinde çalışıyorsanız, insanların başkalarına hizmet ettiklerinde ve kendilerine hizmet etmediklerinde en mutlu olduklarına dair çok sayıda kanıt vardır. Bu düşünce, güçlü ve zengin liderler hakkındaki basın kaynaklı heyecana aykırıdır. Benim durumumda özellikle yapay zeka ve makine öğrenimi araçlarını kullanarak toplumu daha iyi hale getirmekle ilgileniyorum. Ne yaptığınızın bir önemi yok, buna inanmanız önemlidir; bu sizin için değerli ise ve hayatınızı bunu yaparak geçirirseniz hayatınız çok daha tatmin edici olacaktır. Danışman isimli kitabım:

Dr. İbrahim Can, CPA

30,679 görüntüleme • 1 yıl önce

Çinli DeepSeek, yapay zeka sektörünü altüst etti. Otonom sürüşte de benzer bir yıkım yaşanıyor. Bir zamanlar yüzbinlerce dolarlık LiDAR'lı sensör kitleri olmadan otonom sürüşün mümkün olamayacağına inanılırken günümüzde 20 bin dolarlık otomobiller bile haritasız, şehir içi otonom sürüş gerçekleştirebiliyor. 💡Huawei 2021'de bir milyar avro yatırımla otonom sürüş teknolojisi geliştirmeye başlayan Huawei, ADS 3.2 adını verdiği en yeni sistemiyle herhangi bir yolda haritasız, sıfır müdahale ile yolculuğu mümkün kılıyor. 2024 sonu itibarıyla 1,2 milyar kilometre otonom sürüş verisi toplayan firma, Tesla'nın en büyük rakibi. Son bir yılda Huawei'nin otonom yazılım ve donanım kitini kullanan yarım milyondan fazla yeni araç yollara çıktı. 💡BYD BYD, otonom sürüş konusunda en zayıf Çinli markalardan biri. Bunu telafi etmek için geçen yıl 1,4 milyar dolar yatırım ve sadece otonom sürüş teknolojisi geliştirecek 5.000'den fazla mühendisten oluşan bir ekiple çalışmalarına hız verdi. 2025 sonuna kadar şehir içi haritasız otonom sürüş özelliğinin kullanıma sunulması bekleniyor. 💡Xpeng Bir zamanlar Tesla ile otopilot teknolojisi konusunda davalık olan Xpeng, geçen yıl LiDAR ve radarları bir kenara bırakıp tıpkı Tesla gibi sadece kamerayla otonom sürüşe geçiş yaptı. Volkswagen'in ortak olduğu firma, geçen sene 5 milyar dolar bütçe ve 4 bin kişilik ekiple geliştirme çalışmalarına hız vereceğini açıklamıştı. Piyasada en uygun fiyata otonom sürüş vaat eden marka konumunda. (MONA M03) 💡Horizon Robotics Çin'de NVIDIA'dan sonra en büyük otonom sürüş çipi üreticisi olan Horizon Robotics, hem üst hem alt segmente yönelik çözümleriyle milyonlarca otomobilde kendine yer bulmayı başardı. Bu yıl 10 milyonu devirecek. Volkswagen ile de iş birliği bulunan firma, geçtiğimiz günlerde uçtan uca nöral ağ tabanlı otonom sürüş için özel olarak geliştirdiği yarı iletken çözümü görücüye çıkarmıştı. Otomobil üreticileri, Horizon sayesinde otonom sürüş donanımlarına milyarlar harcamadan yüksek işlem gücü gerektiren birçok fonksiyonu uygun fiyatlı araçlarda müşteriyle buluşturabiliyor. 💡RoboSense, Hesai Tesla, Xpeng, Baidu gibi firmalar sadece kamera odaklı otonom sürüşe geçerken sektörün geri kalanı için LiDAR hâlâ önemini koruyor. Çinli RoboSense ve Hesai, bir taraftan engel algılama performansı çok daha iyi, çalışma mesafesi 600 metreye ulaşan radarlar geliştirirken bir taraftan da uygun fiyatlı LiDAR'ları sayesinde otonom sürüşe giriş eşiğini düşürüyor. Milyarlarca dolarlık süper bilgisayarlara ve yüzbinlerce dolar değerinde sensör kitlerine sahip olmadan otonom sürüşe ulaşılamayacağı iddiası pek gerçeği yansıtmıyor. Çinliler, sürücüsüz otomobil konseptini daha düşük maliyetle hayatımıza sokmak için büyük çaba harcıyor. Öte yandan sektörün açık ara en büyük ismi Tesla, Trump'ın da desteğiyle önce ABD ve ardından tüm dünyada robotaksi hizmetini devreye almak istiyor. Elon Musk'ın Trump desteğinin arkasında günümüzün en önemli yapay zeka sorunlarından biri olan otonom sürüşte küresel pazarın hakimi olmak var desek yeridir.

Dolubatarya

366,872 görüntüleme • 1 yıl önce

Miami Miami’de güzellik standartlarını konuşan sosyal medya fenomeni: Miami'deki güzellik standartları gerçekten çılgınca, çünkü son iki haftada başıma gelen ve paylaşmak istediğim iki hikaye var: 🔹 Şöyle başlayayım, Miami'ye geldiğinizde zaten herkesin inanılmaz güzel ve inanılmaz fit olduğunu biliyorsunuz. 🔹 Miami'ye geldiğinizde bunu beklemeyi zaten biliyorsunuz, ancak korkarım ki bir BBL ve göğüs estetiğiniz yoksa, o zaman iyi şanslar. 🔹 Bu bir şikayet bile değil, yani kendimi gerçekten seviyorum ve kendimde hiçbir şeyi değiştirmek istemezdim, ama size ilk gelen şeyi anlatacağım. 🔹 Yani ben ve arkadaşlarım gerçekten çok ünlü bir adamın yayınına gittik, büyük bir malikane evindeydi falan, bununla ilgili paylaşım yapıştım. 🔹 Yayın sırasında, yani en sonda, zaten ayrılmayı planlıyorduk ama adam biraz sinirlendi çünkü "BBL çeteleri" nerede diye soruyordu ve korkarım ki ben bir BBL çetesi değilim. 🔹 Şöyle ki, yayında dedi ki, "Şey, onlar ayrılıyorlar ama yeni kızlar geliyor ve onlar BBL çetesi, o yüzden iyi olacağız." 🔹 Bilmiyorum, belki sadece bana öyledir ama bence BBL yaptırmak çekici değil. 🔹 Yani, belki bazı insanlara göre öyledir ama ben bütün gün bebek bezi takıyormuş gibi görünmektense doğal görünmeyi çok daha fazla tercih ederim. 🔹 Bilmiyorum, bu bana sadece tuhaf geldi, her neyse. 🔹 İkincisi, tanıtımcılarımdan biriyle ilgiliydi, ki kendisi aslında en sevdiğim tanıtımcıdır — bu ona bir nefret değil, onunla birlikte olan insanlara yönelik bir nefret. 🔹 Ama bana, "Tekne, baddiler, yerinizi alın, kızlar yerinizi alın" dedi. 🔹 Tabii ki yerimi alacağım, teknede olmak istiyorum. 🔹 Tam olarak ne mesaj attığını unutuyorum ama şöyle bir şeydi: "Sadece büyük kalçalı hatunları istiyorlar." 🔹 Tamam, Allah korusun, benim hiçbir şeyim yokken ben de eğlenebilirim ama eğer gidip köşede oturacak ve ilişkiye girmek için sana 10.000 dolar ödetecek büyük kalçalı hatunlar istiyorsan, o zaman tamam, bunu elde ettin. 🔹 Kusura bakmayın, şu an gerçekten kin kusuyorum ama erkeklerin bebek beziyle dolaşmayı çekici sanmasının çılgınca olduğunu düşünüyorum. 🔹 Anlıyorum, anlıyorum, büyük bir kalça istiyorsun ama ben bunu gerçekten anlamıyorum. 🔹 Bunu hiç anlamıyorum. 🔹 Ve bence Miami'ye taşınınca çok insan — denemek bile değil, çok insanın yüzüne ve vücuduna bir şeyler yaptırdığını görüyorsunuz. 🔹 Şu his oluyor: "Lanet olsun, ben de böyle görünmeliyim." 🔹 Oysa gerçekte 20-25 yaşında bir insanın BBL, göğüs estetiği ve yüzüne bu kadar çok şey yaptırmış olması normal değil. 🔹 Bu normal değil, insanlar böyle görünmez ama bunun bu kadar kanıksandığı bir yerde olmak insana şunu düşündürtüyor: "Neden ben normal görünüyorum da onlar yapay zeka gibi görünüyorlar?" 🔹 Bilmiyorum, sadece bunu düşünüyordum. 🔹 BBL yaptıranların sayısı gerçekten çılgınca, yani bilmiyorum, bu beni korkutuyor.

Netlog Medya

25,391 görüntüleme • 1 ay önce

İstanbul'un Bakırköy ilçesinde, genç bir adamın başına gelen akıl almaz bir dolandırıcılık olayı, herkesin tüylerini diken diken etti. 23 yaşındaki T.Y.D., elindeki değerli kol saatini satmak için internette ilan vermişti. Saat, tam $40.000 dolar değerindeydi – güncel kurla yaklaşık 1 milyon 700 bin Türk Lirası'na denk gelen bir servet. Bir gün, kendisini alıcı olarak tanıtan bir kişi T.Y.D.'yi aradı. Fiyatta anlaşıldıktan sonra, genç adamı Bakırköy'de yeni kiralanmış bir ofise davet etti. T.Y.D., heyecanla saati yanına alıp randevuya gitti. Ofise girdiğinde, alıcı olduğunu söyleyen adam saati dikkatle inceledi, çok beğendiğini söyledi ve "Kesinlikle alıyorum" diye söz verdi. Adam, parayı getirtmek için telefonla bir arkadaşını aradı. "Parayı bankadan çekip getir" talimatı verdi. Ancak nakit hemen gelmeyeceği için, saati güvende tutmak adına bir dolaba kilitlemeyi önerdi. T.Y.D. de kabul etti. Saati dolaba koydular, kapıyı kapattılar. Alıcı, "Biraz bekleyelim, arkadaşım geliyor" diyerek sohbeti uzattı. Bir süre sonra adam, "Tuvalete gitmem lazım" diye ofisten ayrıldı. T.Y.D. beklemeye devam etti, ama adam uzun süre dönmedi. Şüphelenmeye başlayan genç, dolabı açmak istedi. Dolabı açtığında şok oldu: Arkasında kocaman bir delik vardı ve saat yoktu! Meğer dolandırıcılar, ofisi önceden hazırlamışlardı. Dolabın arkasını delmişler, deliği de koridordaki "Sigara İçilmez" yazılı tabelayla gizlemişlerdi. Alıcı ofisten çıkınca, iş birlikçisi koridordan tabelayı indirip delikten saati almış, sonra tabelayı tekrar asıp kaçmıştı. Güvenlik kameraları bu inanılmaz anı saniye saniye kaydetmişti. T.Y.D. hemen polise başvurdu. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri devreye girdi. Kamera görüntülerini inceleyen polis, şüphelileri hızla tespit etti. Biri Y.Ç. (54), diğeri ise C.E. (50) idi. C.E.'nin tam 11 adet dolandırıcılık suç kaydı vardı. Y.Ç. İstanbul'da, C.E. ise kaçtığı Balıkesir'de yakalandı. Balıkesir'deki evde arama yapıldığında, çalınan milyonluk saat bulundu. İki şüpheli de çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Saat, sahibine teslim edildi. Bu olay, eski ünlü dolandırıcıların yöntemlerini hatırlattı ve bir kez daha gösterdi ki, değerli eşya satarken yüz yüze görüşmelerde bile aşırı dikkatli olmak gerekiyor. Neyse ki adalet yerini buldu ve genç adam saati geri aldı.

Serkan Tanyildizi

46,963 görüntüleme • 8 ay önce

Fay Hattının Üzerindeki Kanser Barajı ve Türkiye’de Tarımın Yok Olma Tehlikesi !!! Dosya Adı: Erzincan-İliç Anagold ( %80'i Rotschild - Rio Tinto'ya ait) Kanada - ABD ve (%20 ‘si Çalık Holding) Türk ortaklığı olan bir firma. Anagold, Erzincan’ın İliç ilçesinde altın arama faaliyetinde bulunmaktadır. Anagold’a ortak olmakla beraber, 2010 yılında 50 bin tl ödenmemiş sermaye ile kurdukları Lidya Madencilik, 2020 yılında sermaye artırımına giderek sadece 10 yılda 332 milyon 400 bin tl değere yükseliyor... 2015 yılında köyün tamamı madene itiraz dilekçesi veriyor! Şirket, 10 yıl boyunca siyanürle ve 10 yıldan sonra hem siyanür hem sülfürik asitle yaptıkları altın ayrıştırma işlemi için oluşturdukları atık barajı İliç ilçe merkezine sadece 650 metre mesafede. İlçenin 2 bin olan nüfusu kısa sürede 10 bine ulaşmış durumda. Madenin ömrü, 2019-2044 arası 25 yıl. Şirketin yayınladığı 2020- 2027 arası 8 yıllık bilançoya göre 86,2 ton, 25 yılda ise 269 ton altın çıkartacaklar. (ÇED Raporu sayfa 199) Çıkarılacak gümüş ve bakır bu rakama dahil olmayıp, çıkarılacak altının değeri 23 milyar dolar iken şirketin maden ömrü boyunca Türk devletine ödeyeceği miktar 198 milyon dolar gibi komik bir rakam! Ancak devlet ayrıca %40 vergi indirimi de uyguluyor ve rakam 117 milyon dolara düşüyor !!! TÜRKİYE’DE TARIM BİTEBİLİR ! Erzincan -İliç altın madeni, siyanür atık havuzu AKTİF FAY HATTI üzerinde! ÇED Raporuna göre Çöpler- Munzur Kireç Taşı doğrultusunda iki ana fay hattı tarafından sınırlanmış durumda. Sabırlı Deresi bu fay hattı boyunca akmakta ve Prof. Naci Görür burada 7,4 büyüklüğünde bir deprem beklemektedir. Prof . İsmail Duman buradaki bir yarılma bu siyanürlü atıkların Fırat Nehri’ne ulaşması ve Atatürk, Keban, Karakaya barajlarına karışarak Türkiye’nin tarımını bitirmesi 10 saniye alacaktır uyarısında bulunuyor. Atık havuzunun Fırat Nehri ile arası 350 ve İliç ile arası ise sadece 650 metre mesafededir! Mevcut siyanür havuzu 66 milyon ton kapasiteli olup 640 futbol sahası büyüklüğündedir. Fırat nehrine sıfır mesafe yeni atık havuzu yapılmakta olup yerleri belirlenen 7 tane ile siyanürlü havuzların sayısı 9’a çıkacaktır! STRATEJİK MADENLERİMİZ (TORYUM, SELENYUM, TİTANYUM...) BEDAVAYA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR!!! Altın elde edilirken içinde olduğu tespit edilen, ayrıştırılan soy metaller toryum, titanyum, selenyum, osmiyum gibi gramının 10 binlerce dolar olduğu bilinen stratejik metallerin nereye gittiği, kimler tarafından alındığı, nerede kullanıldığı ise belli değil!!! İliç altın madeni 39 çeşit kimyasalın kullanıldığı dünyadaki tek projedir. 23 kimyasalın akciğer, karaciğer ve cilt kanseri ile doğrudan bağlantısı vardır! Bölgede son 1,5 yıldır ölenlerin tamamı kanser hastasıdır! Devlete taahhüt olarak 122 bin ton kimyasal kullanacaklarını taahhüt etmelerine rağmen sadece sülfürik asit girişi bile günlük 300 ton olarak tespit edilmiştir. Sülfürik asit dumanını doğrudan havaya salmaktadırlar ki bu ağır kanserojen maddedir. VE EN ACISI HİÇ BİR DENETİM, HİÇ BİR KAMUOYU İTİRAZI OLMAMASIDIR! İtiraz edin! Türk milleti kanser oluyor ve daha da çok olacak! Sadece İliç halkı değil Edirne’deki insanımız da kanser olacak! Çocuğumuz da torunumuz da olacak ! Ve ne uğruna bütün bu talan ve soygun? 25 yılda 100 milyarlarca dolar, altın, gümüş, bakır, selenyum, toryum’u alıp Türkiye’ye bırakacakları sadece 117 milyon dolar uğruna! PKK’YA, FETÖ’YE GİDEN BOMBALARIN PARASINI İLİÇ ÖDÜYOR!!! NEDEN BU MADENİ BENİM DEVLETİM TEMIZ ŞEKİLDE ÇIKARMIYOR DA MİLYARLARCA DOLAR YERİNE 117 MİLYON DOLAR VE KANSER, ÖLÜM BİZE KALIYOR? UYANIN VE VATANINIZA SAHİP ÇIKIN!!! #CumhuriyetçiVatanseverlerHareketi #SedatCezayirlioğlu #İsmailHakkıAtal #Erzincan #İliç #ÖlümBarajı #YüzYılınİhaneti #altınmadeni #Toryum #TürkiyeyiÖldürecekProje #6AralıktaİliçeGel

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

197,415 görüntüleme • 2 yıl önce