正在加载视频...

视频加载失败

🚨 47 Kişilik Dev Ekipler Devrildi: Bir Adam ve Yapay Zeka 600 Bin Dolar Kazandı! Hedge fonlarının milyon dolarlar harcayarak kurduğu 47 kişilik "Quant" masalarının devri bitti. Sadece bir kişi ve Claude kullanarak kurulan yeni nesil masa, 2.611 işlemde %63,4 galibiyet oranıyla tam 601.988 dolar kar elde etti! Tek...

65,913 次观看 • 3 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

📌BÜYÜK OYUN. YILLIK 50 MİLYAR DOLARLIK RANTA SAHİP OLMA ÇABASI… 📌Küreselciler Martı TAG’a İstanbul’da ki taksileri bitirmesi ve rantın tamamına sahip olabilmek amacıyla on milyonlarca dolar ödemişler.Bunu şahsın kendisi beyan ediyor.(Beyanı Ek’te) 📌Sistem özetle korsan taksinin aplikasyonlu şeklini ve Türkiye’de rantı tekeline almaya çalışarak tek patron olma peşinde olan biri üzerine kurulma amacını güdüyor. 📌Şunu bilki Oğuz, ne sana nede küreselcilere TAG üzerinden sadece İstanbuldan kazanmayı planladığınız yıllık 50 milyar dolar ranta bu devlette bu millette müsade etmez. 📌Sadece dün bağlanan 50 araç için 1 milyon 600 bin TL cezanın tamamını sen ödedin. Her gün 50 araca ceza kesiliyor ve o araçlar bağlanıyor, sen ise başkalarına ait olan o araçlar senin sisteminde diye kesilen bu cezaları üstleniyorsun(Araç başı 32.000-TL) ve ödüyorsun. Ayda 50 milyon TL ceza ödüyorsun, bu girdiğin savaşta sana el veren küreselci patronların ve sen amacınızı gerçekleştirmek için tüm bu bedelleri ödüyorsunuz ama başaramayacaksınız. 📌Eğer kurulacak bir sistem var ise ve bu iş yapılacaksa Ulaştırma Bakanlığı yapar ve sadece istanbuldan elde edilecek 50 milyar dolar yıllık gelirin tamamı devletin kasasına girer. Yani Türkiye genelinde devlet yılda 100 milyar dolar gelir elde eder. Göz dikmiş olduğunuz bu geliri fonlandığın ABD’lilere , bu devlet yedirmez rahat ol. T.C. Cumhurbaşkanlığı Recep Tayyip Erdoğan T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Abdulkadir URALOĞLU Hasan Doğan T.C. İletişim Başkanlığı Fahrettin Altun

|Burak Bekiroğlu

128,550 次观看 • 2 年前

CB Yardımcısı: Algılarla olgular birbirinden kopmuş vaziyette; 50 civarında zeytin ağacı ya taşınacak ya da fazlasıyla başka bir alana dikilecek. "Olgu" (fact), önermelerin doğruluğunu sınamakta kullanılır. Bu sınamanın bilimsel karşılığı yani geçerli ve güvenilir sonucu ekosistem teorisi ile ortaya koyulmuştur. Bunu görmezden gelmek tam olarak olguları görmezden gelip "Algı" yaratır! Ekosistem teorisine göre, ister dar bir alan olsun isterse geniş bir bölge, bir çevredeki tüm canlılar (bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar) ile cansız varlıklar (toprak, su, güneş, rüzgar gibi doğal unsurlar) arasında hassas bir denge vardır. Bu dengeyi bozacak her türlü insan müdahalesi, sistemin yalnızca bir parçasını değil, tamamını geri dönülmez şekilde tahrip edebilir. Ekosistem teorisi yalnız doğa biliminde değil, yönetim bilimlerinde işletmeler için de geçerli ve güvenilir önermeler sunar. Bazılarına göre açılan kapanan şirket sayısına bakılırsa konkordato ve iflas vakaları önemli bir sorun oluşturmaz. Çünkü konkordato sayısı yılın ilk 5 ayında 2.235 rekorunu kırdı. Bunların %77’si iflasla sonuçlanıyor. Ancak, aynı dönemde açılan şirket sayısı bundan daha fazla olduğu için ortada bir sorun yoktur. Aslında bu yanlış ve korkunç bir algıdır! Şöyle bir örnekle anlaşılmasını sağlayacağım: Koç Holding altında 16 tane ve Sabancı Holding altında da 11 tane halka açık şirket var. Her ikisinin altında da 100'den fazla iştirak var. Buna göre, sadece iki holdingi kapatalım; 27 halka açık şirket ve 200'den fazla iştirak de kapansın ve bunların yerine 500 tane yeni A.Ş. kuralım. Böylece "harika bir iş" yapmış olalım! Aferin bize! Peki niye ihmal ettik? Bu şirketlerin piyasa değerini, yönetişim birikimini, çalışanların bilgi birikimini ve sayılarını, veya inovasyon, marka itibarları ve küresel pazar ağlarını ihmal ettik. Yeni kurulan 500 şirket bu unsurları ne kadar sürede ve maliyetle kazanabilir? Bu nedenle bir bölgeden 50 bin zeytin ağacını söküp, başka bir alana 500 bin ağaç dikmek ilk bakışta olumlu bir hamle gibi görünse de, ekolojik denge açısından iyi bir şey değildir. Çünkü ekosistem sadece ağaç sayısıyla değil, toprağın yapısı, yerel iklim, mikroorganizmalar ve binlerce yıllık doğal uyumla birlikte işler. Benzer şekilde, Kanal İstanbul gibi projeler ya da benzeri rant odaklı müdahaleler, sadece doğayı değil, gelecekteki yaşamın sürdürülebilirliğini de tehdit etmektedir. Bilimin uzun süredir uyardığı gibi: Ekolojik sistemin bozulması; 🔹Endemik (yerel ve eşsiz) türlerin yok olmasına, 🔹Yeni pandemilere (salgın hastalıklar), 🔹Tarım ve hayvancılığı tehdit eden istilacı türlerin artmasına, 🔹Yer altı boşluklarının çökmesiyle obruklar oluşmasına, 🔹Kuraklık, sel, toprak kaybı ve benzeri doğa felaketlerine yol açabilir. Üstelik bu yıkım, ekonomik olarak da rasyonel değildir: Çünkü bir zeytin ağacı 3.000 yıl yaşayabilir ve bu sürede ürettiği zeytinle sağladığı ekonomik değer, çoğu zaman bir maden sahasından çıkarılan kömür veya benzeri kaynaklardan kat kat fazladır: 🔹Zeytinyağı 3200 dolar/ton 🔹Mermer 500 dolar/ton 🔹Kömür 200 dolar/ton Üstelik zeytin bahçesinde çalışan köylülerin ömrü sağlıklı uzarken maden işçileri göçük altında kalarak öldüğünde "insanın fıtratında var" eleştirisiyle son derece sıradan bir şey haline getirilebiliyor. Sizden nazik bir ricam var: Eğer Türk milletinin bilinçli bir toplum haline gelmesini, zeytinliklerin, vatan toprağının ve bu ülkenin emekle inşa ettiği tüm değerlerin korunmasını gerçekten önemsiyorsanız, lütfen bilimsel bilgiyi paylaşın ve yaygınlaştırın. Çünkü sosyal medyada niteliksiz içerikler öne çıkarılmaya devam ettiği sürece, sokaklara dökülmek veya sembolik eylemlerle tepkimizi göstermek (Gezi Parkı ya da Saraçhane örneklerinde olduğu gibi) kalıcı bir çözüm üretmez. Toplumsal değişim, ancak düşünsel dönüşümle mümkündür. Bu dönüşüm için önce kafalardaki cehaleti, önyargıları, dogmaları ve manipülatif algıları çıkarmalı, yerine bilimsel düşünmeyi ve eleştirel aklı yerleştirmeliyiz. Çünkü oy kullanan her vatandaşın bilinçli tercihi, geleceği belirleyecek en önemli değerdir. . . . #ZeytinimeDokunma #bist100 #enflasyon #Kanalİstanbul #sahol #kchol #borsaistanbul

Dr. İbrahim Can, CPA

33,216 次观看 • 1 年前

Sokak ve barınak köpeği meselesi artık bir duyarlılık konusu olmaktan çıktı; halk sağlığını, insan hayatını, milli ekonomiyi ve ekolojik dengeyi doğrudan tehdit eden devasa bir "rant terörüne" dönüştü. Özellikle Instagram ve TikTok’ta sakat hayvanlar üzerinden yürütülen "aşı ve mama parası" sömürüsü, bu dijital dilencilik sektörünün en büyük yakıtı. Köpekleri "çocuklar, canlar, annem, bebeğim" diyerek insanlaştıran bu sahte romantizm, arka planda dönen rantı örtmeye hizmet ediyor. Sistemin kuralı basit: Ne kadar mama, o kadar popülasyon. Ormanlara kurulan kaçak barınaklar yaban hayatını çökertiyor, yol kenarlarına dökülen mamalar ise can alan trafik kazalarına davetiye çıkarıyor. İşin bir de kimsenin yüzleşmek istemediği, devlet aklının ve matematiğin konuştuğu bir boyutu var. Tek bir köpeğin yem, veteriner, personel ve barınma dahil yıllık maliyeti 120 bin lira. Mevcut 550 bin barınak köpeğini hayatta tutmanın yıllık faturası tam 66 milyar Türk Lirası! Lafı hiç dolandırmadan net rakamlarla konuşalım: Sadece mevcut barınaklardaki köpekleri hayatta tutmak için harcanan bu bütçe; bugün Sierra Leone, Burundi, Güney Sudan ve Eritre gibi birçok Afrika ülkesinin gayrisafi yurt içi hasılasından daha fazla. Daha da çarpıcı bir kıyaslama yapalım: Savunma sanayimizin göz bebeği, beşinci nesil millî muharip uçağımız KAAN projesinin bugüne kadarki tüm AR-GE, tasarım ve devasa prototip üretim süreçleri için harcanan toplam kaynak 90 milyar lira seviyesinde. Yani her yıl, sadece barınak köpeklerine ayırdığımız bütçeyle neredeyse sıfırdan bir KAAN projesini finanse edebilecek muazzam bir millî kaynağı dipsiz bir kuyuya gömüyoruz. Hiçbir koruma, refakat, arama-kurtarma veya narkotik görevi olmayan; bakımları sadece masraf ve kamuya zarar üreten bir popülasyona bu parayı eritmek hangi akla hizmettir? Üstelik bu hayvanları fıtratlarına aykırı şekilde dar alanlara hapsederek ömür boyu esarete mahkûm ediyoruz. Diğer yandan onları beslemek için her gün tonlarca kuzu, koyun ve tavuk kesilip köpek yemine dönüştürülüyor. Canlıyı canlıya kırdıran, üretimi baltalayan akıl almaz bir çelişki çarkı bu. Biz deprem yaralarını sarmaya, bütçeyi dengelemeye, eğitime ve sağlığa kaynak yetiştirmeye çalışırken; sokaktaki 4 ila 10 milyon olduğu varsayılan köpeğe daha sıra bile gelmedi. Yılda iki kez tek batında 8 yavru veren ve bu yavruların 1 yılda cinsel olgunluğa ulaştığı geometrik nüfus patlamasına hiçbir devlet bütçesi, hiçbir kamu kasası dayanamaz. Rakamlar yalan söylemez. Alttaki delik bu kadar büyükken havuzu durmadan suyla doldurmaya çalışmak, popülizmden başka bir şey değildir ve mali olarak asla sürdürülebilir değildir. Önümüzde sahte duygusallıkların değil; matematiğin, ekonomik gerçeklerin ve devlet aklının dayattığı tek bir rasyonel seçenek kalıyor: Kesin, radikal ve dünya standartlarında bir itlaf modeli.

Selâmi Haktan

20,181 次观看 • 1 个月前

🇷🇺 🇦🇲 Putin'den Paşinyan’a Soğuk Duş: "Batı’ya Kaçmak İstiyorsanız Bedeline Katlanırsınız" "Ya Rusya’nın Ucuz Gazı Ya AB’nin Boş Vaatleri" "Gümrük Birliği Kumarı Ermenistan’ı İflasa Sürükler" "Medeniyet Birliğimizi Masa Başı Oyunlarına Kurban Etmeyiz!" "AB Hayali Ermenistan’ı 600 Dolarlık Gaz Faturasıyla Baş Başa Bırakır!" ➖ Belki bir gün aradan yıllar geçer ve biz hem Avrasya Ekonomik Birliği hem de Avrupa Birliği olarak ortak bir noktada buluşabiliriz; sonuçta hepimiz aynı kıtada yaşıyoruz ve sorunları birlikte çözebileceğimizi umuyorum. ➖ Ancak Ukrayna krizinden çok daha önce, Avrupalı ortaklarımızla birlikte çalışmak için her yolu deneyip uzlaşma zemini aradığımızda, en küçük meselelerde bile sergiledikleri sert tavırlar nedeniyle maalesef hiçbir somut başarı elde edilemedi. ➖ O zamanlar bana öyle geliyordu ki, her ülke iş birliği süreçlerinden ve üçüncü taraflarla kurduğu ilişkilerden maksimum fayda sağlamayı hedefler; fakat bu durumun en başında, yani tabiri caizse daha "kıyıda" iken dürüstçe konuşulması gerekir. ➖ Teknik ve ekonomik gerçekler şunu gösteriyor ki; bir ülkenin aynı anda hem Avrupa Birliği ile gümrük birliği içerisinde olması hem de Avrasya Ekonomik Birliği'ne dahil olması tanım gereği imkansızdır. ➖ Bu mesele aslında siyasi bir tercih olmaktan ziyade, tamamen ekonomik kurallar ve gümrük rejimlerinin işleyişiyle ilgili teknik bir karakter taşımaktadır. ➖ Rusya ve Ermenistan arasındaki özel ilişkiler sadece on yıllara değil, yüzyıllara dayanan derin bir geçmişe sahiptir; bizi ortak bir tarih, geçmişteki zorlukların birlikte aşılması ve sarsılmaz bir medeniyet birliği birbirimize bağlamaktadır. ➖ Ermenistan kamuoyunda Avrupa Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik yürütülen tartışmaları yakından takip ediyoruz ve Rusya olarak bu süreci son derece sakin bir şekilde karşılıyoruz. ➖ Enerji konusuna gelecek olursak, buradaki durumun da zamanla rayına oturacağını umut ediyorum; ancak bugünkü küresel piyasa koşullarında enerji fiyatlarının ulaştığı noktayı hepimiz görüyoruz. ➖ Avrupa'nın pek çok yerinde doğalgaz fiyatları bin metreküp başına 600 doların üzerine çıkmışken, Rusya stratejik ortağı Ermenistan'a aynı miktardaki gazı 177,5 dolar gibi oldukça imtiyazlı bir fiyattan sağlamaya devam ediyor. ➖ Aradaki bu büyük fiyat farkı, ekonomik dengeler açısından tamamen farklı bir seviyeye işaret etmektedir; 600 dolar ile 177,5 dolar arasındaki uçurumu göz ardı etmek mümkün değildir. ➖ Ermenistan ekonomisinin son yıllardaki seyrini ve Avrupa Birliği'nin bu ülkeye olan ihracatının on kat gibi muazzam bir oranda artmasını sizlerin de titizlikle değerlendirdiğinizi düşünüyorum. ➖ Tekrar belirtmek isterim ki, nerede, kiminle ve hangi ekonomik temelde iş birliği yapacağınız konusu nihayetinde sizin, yönetim ekibinizin ve uzmanlarınızın vereceği egemen bir karardır.

Kuşçu

56,210 次观看 • 3 个月前

🇹🇷 Cihat Yaycı : Bu, sadece bir robot değil; bu, Mehmetçiğin hayatını koruyan, savaş alanında kaderi değiştiren sessiz bir devrimdir! Koz platformu üzerine entegre edilen METE füzesiyle artık Türk askeri canını riske atmadan düşmanı mağarada, binada, ovada nokta atışıyla etkisiz hale getirebilecek. Üstelik tek bir asker bile kaybetmeden! 🤖 Bu sistem insan gibi gözetliyor, karar vericiye anlık görüntü aktarıyor. Onay gelince kendi başına füzesini ateşliyor. Şehit verme riskini sıfıra indiriyor. Bu, Türk savunma sanayiinin Mehmetçiğe yaptığı en büyük hizmettir! 🛡️ 14-15 yıllık bir emeğin eseri bu sistem, %100 yerli ve milli. Yazılımı da dahil! METE füzesi yalnızca kara platformlarından değil; drone, deniz aracı, tripod, paletli robot, insansız helikopter gibi birçok platformdan fırlatılabiliyor. Sniper menzilinin dışından etkili olması, onu muharebe ortamında benzersiz kılıyor. 📦 Sahada denenmiş, “combat proven” bir teknoloji bu. Kullanıldı, başarıyla hedefleri imha etti. Etkisi ispatlandı. Türk savunma sanayiinin ihracat kabiliyeti bu sistemle daha da artacak. Askerin giremediği EYP'li, mayınlı alana artık KOZ giriyor. Tehlike ona, emniyet Mehmetçik'e. 🚀 Bu sistem; karada METE, denizde Atmaca, havada SOM, savunmada SİPER’le birlikte tam bir caydırıcı güç sunuyor. 140 km menzilli Amerikan füzelerine 2 milyon dolar veren Türkiye, artık 250 km menzilli yerli füzeyi kendi yapıyor! Bu sadece askeri değil, stratejik bağımsızlık demektir. 📡 Sistemde GPS, anti-karıştırma teknolojileri, elektro-optik gözetleme ve uzaktan komuta özellikleri mevcut. Yapay zekâ ile birlikte hedefe yöneliyor, ateşliyor, raporluyor. Her şey dijital, her şey millî. 💬 Türk DEGS olarak biz bu teknolojik ilerlemeyi “Türkiye’nin Füze Devrimi” olarak adlandırıyoruz. Bu, Cumhuriyet tarihimizin sessiz ama derin izler bırakacak bir güvenlik devrimidir. 👏 Başta Roketsan Genel Müdürü Sayın Murat İkinci olmak üzere, Savunma Sanayi Başkanımız Prof. Dr. Haluk Görgün’e, Milli Savunma Bakanlığımıza ve bu başarıda emeği geçen herkese Türk milleti adına teşekkür ediyorum. Bu teknolojiyle sadece sınırlarımızı değil, şehitlerimizi koruyoruz! Murat İKİNCİ Prof. Dr. Haluk Görgün

TÜRK DEGS / TURK MAGS

12,315 次观看 • 11 个月前

10 yıl Google CEO'su olarak görev yapan ve 33 milyar dolar kişisel serveti olan Eric Schmidt, zenginlik ve mutluluk ilişkisini yanıtlıyor. Soru: Zenginlik arzusuyla yönlendirilen bu dürtü hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sorunun tam çevirisini sona ekledim. Cevap: Görece az mutlu insanların daha yüksek mutluluk düzeyine erişmek için paranın etkili bir araç olacağına inanması gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü paranın mutluluk üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur. Bu konuda çok sayıda bilimsel araştırma vardır (az sonra değineceğim) ve mutluluğu parayla ilişkili değerlendirerek örneğin, dünyayı gezeceğiniz ve güzel bir eve sahip olacağınız kadar çok paraya sahip olmayı (materyalist ve tüketim anlayışı) gerçek anlamda anlam ve amaçla ilişkili olan aile duygusu ve etki duygusu ile bağlantılı değerlendirmezseniz mutluluğu yakalayamazsınız. Bu da başkalarına hizmet eden bir amaca bağlanmakla ilgilidir. Bu açıklamaya çok yakın bir düşünceyi (hizmetkar liderlik modeli) Atatürk de açıklamıştır. "Zamanında kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. “Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür sırasında sevinç ve mutluluğa yer bulunmaz” diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: “Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç olmazsa yaşadığımız sürece şen ve neşeli olalım.” Ben kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü beğeniyorum, fakat şu sınırlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır. Besbelli ki, o adam birey sıfatı ile yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Anlayışlı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir..." Atatürk burada açıkça belirtiyor ve bunlar çok uzun yıllar sonra davranışsal psikoloji, sosyal psikoloji vb. bilim dallarının görgül araştırmalarıyla kanıtlanıyor ki, bir insanın yalnız kendi istek, ihtiyaç ve hazlarını tatmin etme peşinde koştuğu ve bunları çoğu zaman para karşılığı satın aldığı (diploma, makam, unvan, seks, güç vs.) üzere tatmin etme çabası ve bunu bir gösteriş ve takdir görmek için dışarıya sunma hastalığı hiçbir şekilde o kişilere mutluluk getirmeyecektir. Bu kişiler açıkça söylüyorum ki görebileceğiniz en zengin ama aynı zamanda en aciz, zavallı ve yapayalnız kimselerdir. O kadar fakirdirler ki sadece ömürleri boyunca harcayamayacağı kadar çok paraları ve etraflarında dalkavuklar, şarlatanlar, sahte arkadaşlar ve fırsatçılar vardır. Böyle bir takipçi kitlesi sosyal medyada da olabilir veya gerçek hayatta da olabilir. Ancak, böyle olacağına zaman zaman fikir ayrılığı yaşasanız dahi saygı, sevgi ve nezaketin olduğu az ama öz insan ilişkileriyle en azından güvenin mutlak olduğu ve tüm insanlığın ortak iyiliğine çabalayan bir iradenin hakim olduğu yaşamın idame edilmesi çok daha iyidir. Davranışsal finans araştırması olarak "para ve mutluluk ilişkisi" üzerine çok önemli bulgular ortaya koyan birkaç araştırmayı Danışman isimli kitabımın 165. sayfasında sundum. Özeti şu ki, ABD'de Ticaret Bakanlığı'nın resmi verisi, 6 bin Dolar aylık gelirin zorunlu temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli olduğu, bunun altındaki gelire sahip olanların kesine yakın düzeyde mutsuz olacağı (yetersiz beslenme, yaşam koşullarının sağlanamaması, sağlık hizmetlerinin karşılanamaması vs.) ama bunun üzerinde bir gelire sahip olunduğunda ise örneğin, aylık 10 bin dolar, 100 bin dolar veya 1 milyon dolar gelir elde edildiğinde mutluluğun pozitif yani somut olarak artamadığı görülmüştür. Bu da daha fazla seyahat, tatil, seks, yeme içme, lüks tüketim, gösterişli bir yaşam vs. olsa dahi (bunlara sahip olan insanlarla mülakatlar yapılıyor) bu kişilerin gerçek anlamda mutlu, huzurlu, sağlıklı, harika insan ilişkileriyle çevrili vs. olmadığını tam aksine bunların ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı, kalabalıkta ama yalnız hissettiklerini, alkol, uyuşturucu vs. sorunlarının olduğunu, irrasyonel kararlar ve davranışlarla başlarını belalara soktuklarını vs. söylüyor. Daha da ötesi şu ki, bu imkanları olan insanların köyde sade bir yaşam süren yani iyi bir eşi, birkaç çocuğu, hayvanlarıyla doğal bir yaşam süren ve düğünde ve cenazede sarılabileceği yakın komşuları, dostları, akrabaları olduğunda çok daha güvende ve huzurda hissettiğini ortaya koyuyor. Gönül arzu eder ki Türkiye'de saçma sapan içeriklerin öne çıkarılması yerine, bunun üzerinden gençlerin onlyfans, şöhret, uyuşturucu, fuhuş, örgütlü suçlar, borsa manipülasyonu, hızlı zenginlik için aklı, ahlakı, hukuku vs. terk ettiği, beyin göçünün özendirildiği, üniversitenin kötülendiği, sanayide usta olmanın daha hızlı iş ve para imkanı sunduğu gibi saçmalıkların video içeriklerle milyonlarca kişinin beynine sokulduğu organize cehalet ve sapkınlık yerine burada açıkladığım kimilerine göre sıkıcı ve çekici gelmeyen ama gerçek, doğru, bilimsel ve ortak iyi olan çözümün akıllara kazınmasıdır. Lütfen buna yardımcı olmak için bu notları paylaşın. Buna çabalayın. Yoksa bireysel anlamda kendinizi kurtarma çabanız yani çok para kazanmanız, yüksek tahsil veya sertifikalar toplama merakınız vs. hiçbirisi işe yaramaz meğer ki toplumu da sizinle birlikte yukarı çekin. DİPNOTLAR: Sorunun uzun versiyonu: Dünyanın en zengin insanlarından birisiniz ve yine de paranın tutkularınızın sadece bir yan etkisi olduğu ve içsel bir hedef olmadığı anlaşılıyor, toplumumuzun büyük bir kısmı, bireysel düzeyde, şirket düzeyinde ve uluslar, zenginlik arzusuyla yönlendiriliyor, bu kadar çok boyutta başarıya ulaşmış olmanız hakkında ne düşünüyorsunuz? Cevabın uzun versiyonu: İnsan mutluluğunun birçok boyutunda ve bu konuşma için genellikle nispeten düşük olan bir eşiğin üzerinde başarıya ulaşmış olmak parayla ilgili mutlulukta hiçbir fark yaratmaz. Mutluluk, anlam ve amaçla ilişkilidir; aile duygusu ve etki duygusu ile bağlantılıdır. Hayatınızı, etrafta dolaşacak kadar paranızın olduğu ve güzel bir evinizin olduğu varsayımı üzerine kurarsanız, bunun üzerinde çalışıyorsanız, insanların başkalarına hizmet ettiklerinde ve kendilerine hizmet etmediklerinde en mutlu olduklarına dair çok sayıda kanıt vardır. Bu düşünce, güçlü ve zengin liderler hakkındaki basın kaynaklı heyecana aykırıdır. Benim durumumda özellikle yapay zeka ve makine öğrenimi araçlarını kullanarak toplumu daha iyi hale getirmekle ilgileniyorum. Ne yaptığınızın bir önemi yok, buna inanmanız önemlidir; bu sizin için değerli ise ve hayatınızı bunu yaparak geçirirseniz hayatınız çok daha tatmin edici olacaktır. Danışman isimli kitabım:

Dr. İbrahim Can, CPA

30,679 次观看 • 1 年前

Tam 10.000 yaşındayım ve gördüğüm en korkunç kitle imha silahı “Ekonomik Yaptırımlar” denilen hadise. Eskiden her bir banknot, her bir para, bir merkez bankasındaki bir miktar altını temsil ediyordu. Daha sonra itibari paraya geçildi. Böylelikle hepimizin değerli olduğuna inandığı için paranın değeri oldu. Deniliyor. Yanlış. Bretton Woods ve altın standardı bittikten beri bi 70 yıldır falan, aslında petrol standardındayız. ABD bu yüzden Suudi Arabistanla bu denli müttefik mesela. Dolayısıyla 2014’te petrol fiyatları aşırı düşünce (2014 oil plunge) bu ekonomik sistem için varoluşsal bir tehdit oluştu. Latin Amerika’daki Bolivarist Devrim ve Pembe Dalga gibi solun dirilişini sinyalleyen hareketler de zaten ABD’nin radarındaydı. Örneğin Venezuela bir süredir petrol kaynaklarını kamulaştırıyordu ve Chevron dışındaki bütün Amerikan firmalarını postalamıştı. Karar verildi. Venezuela’ya ambargolar uygulanacaktı. Böylelikle petrol arzı azalacak ve petrol fiyatı artacaktı. Bunu tek bir ABD şirketinin kâr marjına tırnak atarak yapabilmek de harika denk gelmişti. Üstelik Venezuela halkı sefalet yaşayınca tekrar kapitalist bir iktidar lehine devrim yapabilirdi. Ve böylece o petrollerin arzı da tekrar ABD’ye geçebilirdi. Böylelikle ABD sadece belli bürokratları kapsayan yaptırımlarla başlayıp azar azar ambargoları coşturdu: - ABD'nin finansal sistemi ve doları kullanarak işlem yapan uluslararası bankalar ve şirketlerin Venezuela ile herhangi bir iş yapmasına yasak geldi. - 2018 yılında Venezuela, ABD yaptırımlarından kaçınmak amacıyla "Petro" adlı dijital para birimini çıkardı. Ancak ABD, kısa süre içinde Petro'ya yönelik yaptırımlar uyguladı. ABD Hazine Bakanlığı, Petro ile yapılan tüm işlemleri yasakladı ve bu dijital para birimini kullanan herkesi yaptırımlarla karşı karşıya bırakacağını açıkladı. - “İkincil yaptırımlar” denen türde bir yaptırım çeşidi uygulandı. İkincil yaptırımlar, doğrudan Venezuela ile iş yapmasalar bile, bu ülke ile iş yapanlarla iş birliği yapan şirketleri ve bireyleri hedef almaktadır. Bu özellikle Avrupa ve Asya'daki şirketler ve bankalar üzerinde etkili olmuştur. ABD finansal sistemine erişimlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan bu kuruluşlar, Venezuela ile iş yapmaktan kaçınmaktadırlar. Bu durum, Venezuela'nın uluslararası ticaret ve finansman kaynaklarına erişimini daha da zorlaştırmıştır. - Venezuela, IMF'den yeni krediler veya fonlar alamamaktadır. ABD'nin nüfuzu, IMF'nin Venezuela'ya yönelik politikalarını şekillendirmekte etkili olmuştur. - Dünya Bankası da, ABD'nin baskısı nedeniyle Venezuela'ya yönelik finansal desteklerini kesmiştir. - Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) Venezuela'nın uluslararası finansal işlemlerini kısıtlamış ve ülkenin finansal izolasyonunu artırmıştır. - Büyük uluslararası bankalar, ABD yaptırımları nedeniyle Venezuela ile iş yapmayı durdurmuşlardır. Bu bankalar arasında HSBC, JPMorgan Chase, ve Deutsche Bank gibi önemli finansal kurumlar bulunmaktadır. - Uluslararası yatırım fonları ve varlık yönetim şirketleri, Venezuela'ya yatırım yapmayı durdurmuşlardır. ABD yaptırımları, bu fonların Venezuela'ya erişimini engellemiştir. - ABD'nin liman ve lojistik hizmetlerine yönelik yaptırımları, Venezuela'nın uluslararası ticaretini ve mal taşımacılığını ciddi şekilde etkilemiştir. - ABD, Venezuela'ya yönelik teknoloji ve hizmet ihracatını da yasaklamıştır. Bu durum, Venezuela'nın teknolojiye erişimini ve dijital hizmetlerden faydalanmasını zorlaştırmıştır. -------------------- Bütün bunlar sonucunda, - Venezuela'nın petrol üretimi 2015'te günlük yaklaşık 2,5 milyon varilden 2020'de 500,000 varile düştü, bu da günlük 2 milyon varil azalma anlamına geliyor. Varil başına ortalama 50 dolar. Günlük Gelir Kaybı = 2,000,000 varil x 50 dolar = 100 milyon dolar Yıllık Gelir Kaybı = 100,000,000 dolar x 365 = 36,5 milyar dolar Toplam Gelir Kaybı = 36,500,000,000 dolar x 5,5 = 200 milyar dolar - Yüz binlerce yüzde oranındaki yıllık enflasyon oranları ile, paranın reel değer kaybı çok yüksek olabilir. Ancak, kesin bir rakam hesaplamak, ayrıntılı ekonomik modelleme olmadan olmeyyor. - Venezuela'nın 2017'den bu yana yaklaşık 60 milyar dolarlık borcunu temerrüde düşürdüğü tahmin ediliyor. Bu borcu yeniden finanse etmek bile yasak ve sırf buradan 20 milyar daha girdi. - Bu kaba tahminleri birleştirerek: Toplam Finansal Maliyet yaklaşık 200 milyar dolar (petrol geliri) + 60 milyar dolar (borç temerrütleri) + 20 milyar dolar (finansman sorunları) = 300 milyar dolar - Bunun neticesi de 9 milyon insanın sağlığının kötüye gitmesi oldu. Yani 3 kişiden biri. Ölüm oranları iki katına çıktı. 1 milyon 50 bin ekstra ölüm kaydedildi. 5 milyon kişi göçe zorlandı. Şimdi İran ve Rusya ile savaşa girmeye çalıştığından, ABD’nin acilen pazara biraz petrol arzı sokmaya ihtiyacı var. Daha evvel Evo Morales’in devrildiği darbede dayanak gösterilen OAS, bu sefer de Maduro hile yaptı diyor. Bunun sebebi bu. ABD’nin Avrupa’yı elinde tutması için, bi yerden petrol bulması lazım. Burada da Irakification yapmaya 2014’ten beri yatırım yapıyorlar. Saddam çok otokrat diye mi işgal edildi? Morales birazcık bile otokrat mıydı? Maduro otokrat, yolsuz, zart zurt olabilir. Ama Trump, Geert Wilders, Orban gibi karakterlerin yanında ismi bile anılmaz. Bi keresinde Venezuela’da gıda krizi varken Nusret’te et yemiş olsa ve PCV (komünist parti)nin iç işlerine karışmış olsa dahi, Maduro’nun net değeri 3 milyon dolar. Halkın bağrından kalıyor diğerlerinin yanında. Zaten Maduro’nun otokratlığından şikayetçi olan legit halk biz hiç duymuyoruz bile. Bize sesini yetirebilenler de Maduro’nun ister melek ister şeytan olmasını aslında hiiiiiç umursamıyor. Kaynaklarını kamulaştırmak bir yana millileştirmeye bile çalıştığı an, rejimler otokrat oluyor. Sonra öyle şeyler yapılıyor ki ertesinde hala başta olan bir rejimin bunu tertemiz yapmasına olanak yok. Sonra da bunlar işaret edilerek işgal, darbe, zart zurt. -------------------------- Nasıl ki kendi tebaalarına “Rıza İmalatı” deseniyle, medya oligopolisi üzerinden bir dizayn çekiyorlarsa, düşmanlarını da hamasify ediyorlar. Bu benim uydurduğum bişey. PLO uluslararası destek çekebildiği için karşısına Hamas konup PLO’ya karşı desteklendi. Hamas itici, sivil öldürüyor, vs. Hamas’a karşı rıza üretmek daha kolay. İran’da da mollaları Tudeh’e karşı desteklemek falan hep aynı şeyi yapıyorlar. O yüzden siz de kendi dilinizle bunları bol bol anlatın ki toplumsal hafıza olsun. Biri sizin üsluptan anlar, biri benim üsluptan anlar, anlıyo musun karşimet?

Yepisyeni Türkiye

16,453 次观看 • 1 年前

Çinli DeepSeek, yapay zeka sektörünü altüst etti. Otonom sürüşte de benzer bir yıkım yaşanıyor. Bir zamanlar yüzbinlerce dolarlık LiDAR'lı sensör kitleri olmadan otonom sürüşün mümkün olamayacağına inanılırken günümüzde 20 bin dolarlık otomobiller bile haritasız, şehir içi otonom sürüş gerçekleştirebiliyor. 💡Huawei 2021'de bir milyar avro yatırımla otonom sürüş teknolojisi geliştirmeye başlayan Huawei, ADS 3.2 adını verdiği en yeni sistemiyle herhangi bir yolda haritasız, sıfır müdahale ile yolculuğu mümkün kılıyor. 2024 sonu itibarıyla 1,2 milyar kilometre otonom sürüş verisi toplayan firma, Tesla'nın en büyük rakibi. Son bir yılda Huawei'nin otonom yazılım ve donanım kitini kullanan yarım milyondan fazla yeni araç yollara çıktı. 💡BYD BYD, otonom sürüş konusunda en zayıf Çinli markalardan biri. Bunu telafi etmek için geçen yıl 1,4 milyar dolar yatırım ve sadece otonom sürüş teknolojisi geliştirecek 5.000'den fazla mühendisten oluşan bir ekiple çalışmalarına hız verdi. 2025 sonuna kadar şehir içi haritasız otonom sürüş özelliğinin kullanıma sunulması bekleniyor. 💡Xpeng Bir zamanlar Tesla ile otopilot teknolojisi konusunda davalık olan Xpeng, geçen yıl LiDAR ve radarları bir kenara bırakıp tıpkı Tesla gibi sadece kamerayla otonom sürüşe geçiş yaptı. Volkswagen'in ortak olduğu firma, geçen sene 5 milyar dolar bütçe ve 4 bin kişilik ekiple geliştirme çalışmalarına hız vereceğini açıklamıştı. Piyasada en uygun fiyata otonom sürüş vaat eden marka konumunda. (MONA M03) 💡Horizon Robotics Çin'de NVIDIA'dan sonra en büyük otonom sürüş çipi üreticisi olan Horizon Robotics, hem üst hem alt segmente yönelik çözümleriyle milyonlarca otomobilde kendine yer bulmayı başardı. Bu yıl 10 milyonu devirecek. Volkswagen ile de iş birliği bulunan firma, geçtiğimiz günlerde uçtan uca nöral ağ tabanlı otonom sürüş için özel olarak geliştirdiği yarı iletken çözümü görücüye çıkarmıştı. Otomobil üreticileri, Horizon sayesinde otonom sürüş donanımlarına milyarlar harcamadan yüksek işlem gücü gerektiren birçok fonksiyonu uygun fiyatlı araçlarda müşteriyle buluşturabiliyor. 💡RoboSense, Hesai Tesla, Xpeng, Baidu gibi firmalar sadece kamera odaklı otonom sürüşe geçerken sektörün geri kalanı için LiDAR hâlâ önemini koruyor. Çinli RoboSense ve Hesai, bir taraftan engel algılama performansı çok daha iyi, çalışma mesafesi 600 metreye ulaşan radarlar geliştirirken bir taraftan da uygun fiyatlı LiDAR'ları sayesinde otonom sürüşe giriş eşiğini düşürüyor. Milyarlarca dolarlık süper bilgisayarlara ve yüzbinlerce dolar değerinde sensör kitlerine sahip olmadan otonom sürüşe ulaşılamayacağı iddiası pek gerçeği yansıtmıyor. Çinliler, sürücüsüz otomobil konseptini daha düşük maliyetle hayatımıza sokmak için büyük çaba harcıyor. Öte yandan sektörün açık ara en büyük ismi Tesla, Trump'ın da desteğiyle önce ABD ve ardından tüm dünyada robotaksi hizmetini devreye almak istiyor. Elon Musk'ın Trump desteğinin arkasında günümüzün en önemli yapay zeka sorunlarından biri olan otonom sürüşte küresel pazarın hakimi olmak var desek yeridir.

Dolubatarya

366,872 次观看 • 1 年前

İstanbul'un Bakırköy ilçesinde, genç bir adamın başına gelen akıl almaz bir dolandırıcılık olayı, herkesin tüylerini diken diken etti. 23 yaşındaki T.Y.D., elindeki değerli kol saatini satmak için internette ilan vermişti. Saat, tam $40.000 dolar değerindeydi – güncel kurla yaklaşık 1 milyon 700 bin Türk Lirası'na denk gelen bir servet. Bir gün, kendisini alıcı olarak tanıtan bir kişi T.Y.D.'yi aradı. Fiyatta anlaşıldıktan sonra, genç adamı Bakırköy'de yeni kiralanmış bir ofise davet etti. T.Y.D., heyecanla saati yanına alıp randevuya gitti. Ofise girdiğinde, alıcı olduğunu söyleyen adam saati dikkatle inceledi, çok beğendiğini söyledi ve "Kesinlikle alıyorum" diye söz verdi. Adam, parayı getirtmek için telefonla bir arkadaşını aradı. "Parayı bankadan çekip getir" talimatı verdi. Ancak nakit hemen gelmeyeceği için, saati güvende tutmak adına bir dolaba kilitlemeyi önerdi. T.Y.D. de kabul etti. Saati dolaba koydular, kapıyı kapattılar. Alıcı, "Biraz bekleyelim, arkadaşım geliyor" diyerek sohbeti uzattı. Bir süre sonra adam, "Tuvalete gitmem lazım" diye ofisten ayrıldı. T.Y.D. beklemeye devam etti, ama adam uzun süre dönmedi. Şüphelenmeye başlayan genç, dolabı açmak istedi. Dolabı açtığında şok oldu: Arkasında kocaman bir delik vardı ve saat yoktu! Meğer dolandırıcılar, ofisi önceden hazırlamışlardı. Dolabın arkasını delmişler, deliği de koridordaki "Sigara İçilmez" yazılı tabelayla gizlemişlerdi. Alıcı ofisten çıkınca, iş birlikçisi koridordan tabelayı indirip delikten saati almış, sonra tabelayı tekrar asıp kaçmıştı. Güvenlik kameraları bu inanılmaz anı saniye saniye kaydetmişti. T.Y.D. hemen polise başvurdu. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri devreye girdi. Kamera görüntülerini inceleyen polis, şüphelileri hızla tespit etti. Biri Y.Ç. (54), diğeri ise C.E. (50) idi. C.E.'nin tam 11 adet dolandırıcılık suç kaydı vardı. Y.Ç. İstanbul'da, C.E. ise kaçtığı Balıkesir'de yakalandı. Balıkesir'deki evde arama yapıldığında, çalınan milyonluk saat bulundu. İki şüpheli de çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Saat, sahibine teslim edildi. Bu olay, eski ünlü dolandırıcıların yöntemlerini hatırlattı ve bir kez daha gösterdi ki, değerli eşya satarken yüz yüze görüşmelerde bile aşırı dikkatli olmak gerekiyor. Neyse ki adalet yerini buldu ve genç adam saati geri aldı.

Serkan Tanyildizi

46,963 次观看 • 7 个月前

Fay Hattının Üzerindeki Kanser Barajı ve Türkiye’de Tarımın Yok Olma Tehlikesi !!! Dosya Adı: Erzincan-İliç Anagold ( %80'i Rotschild - Rio Tinto'ya ait) Kanada - ABD ve (%20 ‘si Çalık Holding) Türk ortaklığı olan bir firma. Anagold, Erzincan’ın İliç ilçesinde altın arama faaliyetinde bulunmaktadır. Anagold’a ortak olmakla beraber, 2010 yılında 50 bin tl ödenmemiş sermaye ile kurdukları Lidya Madencilik, 2020 yılında sermaye artırımına giderek sadece 10 yılda 332 milyon 400 bin tl değere yükseliyor... 2015 yılında köyün tamamı madene itiraz dilekçesi veriyor! Şirket, 10 yıl boyunca siyanürle ve 10 yıldan sonra hem siyanür hem sülfürik asitle yaptıkları altın ayrıştırma işlemi için oluşturdukları atık barajı İliç ilçe merkezine sadece 650 metre mesafede. İlçenin 2 bin olan nüfusu kısa sürede 10 bine ulaşmış durumda. Madenin ömrü, 2019-2044 arası 25 yıl. Şirketin yayınladığı 2020- 2027 arası 8 yıllık bilançoya göre 86,2 ton, 25 yılda ise 269 ton altın çıkartacaklar. (ÇED Raporu sayfa 199) Çıkarılacak gümüş ve bakır bu rakama dahil olmayıp, çıkarılacak altının değeri 23 milyar dolar iken şirketin maden ömrü boyunca Türk devletine ödeyeceği miktar 198 milyon dolar gibi komik bir rakam! Ancak devlet ayrıca %40 vergi indirimi de uyguluyor ve rakam 117 milyon dolara düşüyor !!! TÜRKİYE’DE TARIM BİTEBİLİR ! Erzincan -İliç altın madeni, siyanür atık havuzu AKTİF FAY HATTI üzerinde! ÇED Raporuna göre Çöpler- Munzur Kireç Taşı doğrultusunda iki ana fay hattı tarafından sınırlanmış durumda. Sabırlı Deresi bu fay hattı boyunca akmakta ve Prof. Naci Görür burada 7,4 büyüklüğünde bir deprem beklemektedir. Prof . İsmail Duman buradaki bir yarılma bu siyanürlü atıkların Fırat Nehri’ne ulaşması ve Atatürk, Keban, Karakaya barajlarına karışarak Türkiye’nin tarımını bitirmesi 10 saniye alacaktır uyarısında bulunuyor. Atık havuzunun Fırat Nehri ile arası 350 ve İliç ile arası ise sadece 650 metre mesafededir! Mevcut siyanür havuzu 66 milyon ton kapasiteli olup 640 futbol sahası büyüklüğündedir. Fırat nehrine sıfır mesafe yeni atık havuzu yapılmakta olup yerleri belirlenen 7 tane ile siyanürlü havuzların sayısı 9’a çıkacaktır! STRATEJİK MADENLERİMİZ (TORYUM, SELENYUM, TİTANYUM...) BEDAVAYA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR!!! Altın elde edilirken içinde olduğu tespit edilen, ayrıştırılan soy metaller toryum, titanyum, selenyum, osmiyum gibi gramının 10 binlerce dolar olduğu bilinen stratejik metallerin nereye gittiği, kimler tarafından alındığı, nerede kullanıldığı ise belli değil!!! İliç altın madeni 39 çeşit kimyasalın kullanıldığı dünyadaki tek projedir. 23 kimyasalın akciğer, karaciğer ve cilt kanseri ile doğrudan bağlantısı vardır! Bölgede son 1,5 yıldır ölenlerin tamamı kanser hastasıdır! Devlete taahhüt olarak 122 bin ton kimyasal kullanacaklarını taahhüt etmelerine rağmen sadece sülfürik asit girişi bile günlük 300 ton olarak tespit edilmiştir. Sülfürik asit dumanını doğrudan havaya salmaktadırlar ki bu ağır kanserojen maddedir. VE EN ACISI HİÇ BİR DENETİM, HİÇ BİR KAMUOYU İTİRAZI OLMAMASIDIR! İtiraz edin! Türk milleti kanser oluyor ve daha da çok olacak! Sadece İliç halkı değil Edirne’deki insanımız da kanser olacak! Çocuğumuz da torunumuz da olacak ! Ve ne uğruna bütün bu talan ve soygun? 25 yılda 100 milyarlarca dolar, altın, gümüş, bakır, selenyum, toryum’u alıp Türkiye’ye bırakacakları sadece 117 milyon dolar uğruna! PKK’YA, FETÖ’YE GİDEN BOMBALARIN PARASINI İLİÇ ÖDÜYOR!!! NEDEN BU MADENİ BENİM DEVLETİM TEMIZ ŞEKİLDE ÇIKARMIYOR DA MİLYARLARCA DOLAR YERİNE 117 MİLYON DOLAR VE KANSER, ÖLÜM BİZE KALIYOR? UYANIN VE VATANINIZA SAHİP ÇIKIN!!! #CumhuriyetçiVatanseverlerHareketi #SedatCezayirlioğlu #İsmailHakkıAtal #Erzincan #İliç #ÖlümBarajı #YüzYılınİhaneti #altınmadeni #Toryum #TürkiyeyiÖldürecekProje #6AralıktaİliçeGel

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

197,415 次观看 • 2 年前

Fransa'nın Pasifik'teki sömürgesi Yeni Kaledonya'da işler karıştı. Yeni Kaledonya, aslında resmi olarak sömürge değil zira hiçbir sömürge resmen sömürge değildir. Ya kolonidir, ya "deniz aşırı topraktır" ya özerk bölgedir ya da "Tam bağımsız, faizleri tavan ama parası çöp" bir ülkedir. İşte Yeni Kaledonya bu en sondaki fenafillah mertebesine henüz ulaşamamış olan "Deniz aşırı özel bölge" sıfatında bir ülkedir. Biraz tanıyalım ve meseleler ne durumda ve ne şekilde seyredecek öngörülerimizi ve yarısı ciddi yarısı hikaye bir floodu paylaşalım. Yeni Kaledonya, 18.000 km2 bir alana sahip ve Pasifik'te bu boyutta adalar azdır. Genellikle Avustralya ve ABD arasındaki bu sahada ufak adalar vardır ve çoğunda da insan yaşamaz zira yaşamaya elverişli değildir. Bu sebepten Fransa, buralardaki adaların bir kısmını nükleer deneylerde kullanmıştır. Kaledonya'yı ise deyimi yerinde ise özel tutmuş, hiçbir nükleer deneme yapmamış, hiçbir nüklleer çöpü göndermemişlerdir. Bu ise Kaledonya'daki yerlilerin değil, orada sayıları hayli önemli derecedeki (%27) fransız kolonistlerin yüzü suyu hürmetinedir. Buradaki Fransız kolonistler, Bankaların ana çalışanları, müdürleri, burada bulunan ordunun subayları, kolluk kuvvetleri, üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğunluğunu oluşturan gruptur. Esasen bu saydığım ve toplumun kaymağını oluşturan kısım da bu %27'nin tamamıdır. Halkın etnik çoğunluğunu oluşturan ana grup ise %40 ile Kanak yerlileridir. %40 neden çoğunluk? Derseniz, etnik çoğunluktan bahsederken eğer çok etnisiteli bir ülkede sizden daha kalabalık yüzdeye sahip olan yoksa siz %20 ile bile çoğunluk olabilirsiniz. Etnik çoğunluk demek nüfusun çoğunluğu demek değildir. Hele Kıbrıs'ın iki katı kadar büyük bir adada 270 bin nüfus, gayet az bir nüfustur ve bu kadar geniş bir adada egemen olup buradan Fransız ordusunu kovmak için km2'ye en az 100 kişilik bir nüfus yoğunluğu ve genel toplamda %60'lık bir etnik çoğunlukları olmalıdır. Şu andaki durumla sadece dünya çapında haber olurlar. Daha fazlası değil. %40'lık Kanakları takip eden %8 ve diğer %1-2-3'lük pasifik yerlileri ise bu nüfus yoğunluğu düşük adalarda egemen olacak profili sunmuyor. Zira bu iklimlerde böyle ciddi bağımsızlık savaşları nadiren olur ve istisnalar (Timor ayrılık savaşçıları gibi) Avrupa'nın desteklediği gruplar olmuştur. Yeni Kaledonya aslında kötü bir ekonomiye sahip değil. Ülkede çıkarılan nikel olduğu gibi Fransa'ya veya Çin'e gider. Fransa bunu ücretsiz alırken Çin'e gönderilenlerin parası da Kaledonya'nın %27'lik kesiminin cebine girer. Demir (1,39 Milyar Dolar), Nikel Cevheri (825 Milyon Dolar), Nikel Matlar (586 Milyon Dolar), Ham Nikel (13 Milyon Dolar) ve Uçaklar, Helikopterler ve/veya Uzay Araçları (7,23 Milyon Dolar), çoğunlukla Çin'e ihraç edilirken ki bu 1,79 Milyar Dolar eder, Güney Kore'ye (403 Milyon Dolar), Japonya'ya (334 Milyon Dolar), Tayvan'a (57,1 Milyon Dolar) ve İspanya'ya (51,4 Milyon Dolar) ihracatla Kaledonya aslında Türkiye'nin KKTC'de başaramadığı bir hikayenin başarılmış versiyonudur. Bu da Türkiye'ye ders olmalıdır zira KKTC'de daha fazlası olan doğal kaynaklara rağmen şu anda orada İsrail'e emlak satarak para kazanmaktan, kumarhane ve üniversite işletmekten başka bir ekonomi yoktur. Peki insan niçin ayaklanır? Kaledonya neden ayakta? Siz eğer etnik çoğunluğunu oluşturduğunuz ülkede hapishanelerdeki tüm mahkumların %92'sini oluştursanız, Kaledonya'da yaşayan Fransız ailelerde işsizlik %5 iken sizde %40 olsa ne derdiniz? Tabii ki hoşnutsuzluk duyardınız. İşte onlar da duyuyor. Aslında bu hoşnutsuzluk Kanaklarda hep vardı. Ülke, dünyanın en zengin 25 ülkesi arasında (ülke olmasa da) yer alsa da bu aslında bir istatistiki yanılgıdır zira coğrafyadaki yırtmaç ekolünü bilenler bizi anlayacaktır. İstatistik, yırtmaç gibidir. Göstermek istediğinizi gösterir, gizlemek istediğinizi gizler. Yeni Kaledonya'da varoşlarda yaşayanlar hep Kanak yerlileridir. Evsizler Kanak'tır. Refahtan pay alamayanlar da Kanaklardır. Nüfusları artanlar da Kanaklardır ama kapital yoksa artan nüfus zafer getirmez. Yeni Kaledonya'nın bağımsız olmak için sokaklara çıktığı bu günlerde bağımsızlıklarına kavuşmalarını pek ihtimal dahilinde görmüyorum. Toprak üzerindeki demografik hakimiyetleri, nüfus yoğunluğu azlığı gibi kriterlerle bakıldığında Fransız ordusunun ezip geçeceği bir gariban halktır bunlar. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Fransa'nın Rusya'ya karşı şahince çıkışlarına Rusya'nın bu bölgedeki bir cevabı olarak da yorumlayabiliriz ülkede olan olayları. Ancak bağımsızlık ve bağımsızlık hareketleri açısından ergenlik evresindedir bu bölge. Çünkü ateşli sokak protestoları ile başlayan hareketler, devlet kurumlarını ateşe vermek dışında bir yere varamaz. Ülkeye kaçakçılar tarafından sokulan silahlar da olmadığı için silahlı hareket çok kısıtlı kalacak ve bu da bölgedeki Fransız tugayı tarafından ezilerek etkisiz hale getirilecektir. Var sayalım bağımsız oldular yine de sömürü şekil değiştirip aynen devam edecektir. Zira bu tür ülkelerde fakir, bağımsız bile olsa zengin onu sonrasında yeniden köle etmeyi bilir. Yeryüzünde hiçbir fakir halk yoktur ki bağımsızlığını ve cehaletini aynı anda koruyabilsin. Bağımsız olan her fakir ülkenin cehaleti ile onu yeniden ve sürekli olarak ebediyen köle halinde tutabilirsin. Bu da nasıl olur? Bir bakalım. Yeni Kaledonya, sokak hareketleri, ateşli protestolar, kitlesel ayaklanma ve silahlı hareketle bağımsız oldu diyelim. Bir "milli liderleri" çıkara ve ülkeyi tıpkı şimdilerdeki Rwanda'nın idealist lideri Kagame gibi harika şekilde yönetir. Ne çıkarılan Nikel Fransa'ya gider ne de Çin ve Kore'ye satılan hammaddelerin parası Fransız bankalarına akar. Artık her şey Kaledonya içindir. Ülke kalkınır, milli bir ruh inşa edilir ama ondan sonra gelenler eski liderin mirasını eleştirip daha iyisini yapma iddiası ile ülkeye bir anda farklı bir kimlik verme yoluna giderler. Fakir ne kadar bağımsız olsa da cehaleti ile kendisini yeniden sömürge haline getirir kuralı daima işler. Fransa bir anda ülkenin liderine gaz verir ve ona "Gel seni Büyük Pasifik projesinin eş başkanı yapalım" der. Lider gazlanır ve hayalindeki Büyük Pasifik projesinin lideri olmak için boyundan büyük işlere kalkışır. Ordusunu sağa sola olmadık yerlere yollar ve bölgedeki istikrarın dibine dinamit koyar. Bu masraflı işler ekonomiyi sallarken milli gazla büyük katedraller inşa edilip birbirinden büyük Yeni kaledonya bayrakları dikilir. Maaşları ödemek için para basılırken karşılıksız paraya karşılık bulmak için ülkeye döviz gelmelidir ve bu döviz de Fransa'dan bulunur. Fransa ülkeye dövizi babasının hayrına vermeyecektir. Onu %25 faizi ile almak için verecektir. Dolayısıyla eskiden ülke zenginliklerinin %20'sini alan Fransa, bu kez de yine %20 almaya devam eder. Kalan %5 ise ülkenin başındaki "milli lider" veyahut Yeni Kaledonya'nın "dünya lideri" olan tasfiye memurunun hakkıdır. %5 tüm dünyada simsar hakkıdır. Halk ne alırsa bu %25 faizle cebindeki paranın her ay %25'ini sömürüye vermeye devam eder. Bu sömürüyle ne kadar çalışılsa da başkent Numea'daki insanın durumu asla düzelmez. Çalışanlardan daha da ucuza çalışması için ülkeye doldurulan Jawalı işçiler ucuz endüstri kollarında çalışırken liderin emriyle Kanak halkına ateş edecek bir emir kulu kitleyi de oluşturacaktır. Diğer yandan Yeni Kaledonya'nın bağımsız ve milli lideri, pasifiğin en büyük havalimanını yapmış ve bunu da paraları yurtdışında Fransız bankalarına yatıran işadamı arkadaşlarına paslamıştır bile. Havalimanının gelmeyen yolcuları için bile devlet kesesinden paralar ödenmeye devam edecektir. Görünürde havalimanı iş adamlarına ait olsa da Kaledonya liderinin oğlu oradaki en yağlı noktaları işletmektedir. Liderin oğlu, kızı, damadı ve yanında poz verdiği herkes bir yerlerin başındadır. Kızı veya oğlu da masum görünüşlü biri veya süzme saf biri de olabilir. Misal, bir yerlerinden hasta raporu alıp Yeni Kaledonya ordusunda askerliğe gitmeyip aynı hasta yerlerini kullanarak 5-6 çocuk yapmış olabilir. Sorun yoktur. Kanak yerlileri ölmek için hep hazırdır ve Büyük pasifik projesi için top yemi olmak sorun değildir. Tüm Kanak halkı bunu sorgulamaz zira halkın arasında arada bir mikrofon tutulan Fransa'da yaşayan gurbetçi Kanaklar sıklıkla milletin fukaralık acısını sulandırırlar. Bizim Fransa'da kurulu düzenimiz olmasa vallahi gelirdik yeğenim. Bak cennette yaşıyorsunuz, kıymetini bilin. Hem millet kafeteryalarda baksanıza Numea'da kafeler dopdolu madem para yok bu ülkede hiç kafeler dolu olur mu? Var ki harcıyorlar... kıymetini bilin milli liderinizin...! diyebilir. O esnada binlerce kişinin paylaştığı katolik inancın kardinali olan Kanak piskoposu lüks aracıyla sağda solda devlete itaat ve tasarruf konulu vaazlar vermektedir ve ülkenin çoğunda halkın Katolik inancına zerre kadar itimadı, güveni ve sempatisi kalmamıştır. Papaz-hatip okulu mezunları iyi görevler alırken Kanak gençlerine intihar ya da Fransa'ya gurbet seçeneği kalmıştır. Sorun değildir. Ne kadar kişi ülkeden giderse ülkedeki zenginlik o kadar az kimseye bölüneceği için kişi başına GSMH artacaktır. İnsanların büyük kısmı fakirliği de geçtik açlık sınırının altında yaşarken o esnada Kaledonya bilge lideri, dünya lideri veya Kaledonya başkanı ekstra tasarruf mesajları vermekte ve gerek kendisinin bin araçlık konvoyları gerekse eşinin lüks yaşamı gözden kaçmamaktadır. Ama sorun yoktur. Kaledonya'nın itibarı gereği Fransa'ya inat, Kaledonya lideri, Fransız cumhurbaşkanından daha iyi yaşamalıdır. Faizleri uçmuş, parası çöpten hallice olan, insanları sokakta gülümsemeden zombi gibi yürüyen ülkedeki Kanaklar da bu israf ekonomisi içerisinde katolik kardinalin de vaazlarında altını çizdiği gibi tasarruf etmeye yönlendirilir. Zenginliğin üzerinde oturan masum bir halkın bu yeni tasarruf paketleriyle, Muz yaprağı yalayıp manyok kemirmek veya Hindistan cevizi kabuğu dişlemek dışında yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık öyle bir noktaya gelinir ki, birileri çıkıp, Fransa gelse keşke. Fransa bile bundan iyi yönetirdi diyecek kadar bağımsızlıktan, bayraktan ve Katoliklikten soğutulmuş ve cennet Yeni Kaledonya onlar için pasifik ortasında bir cehenneme dönüşmüştür. Ülkeyi kuran ilk idealist liderin inşa ettiği milli ruh böylece tüketilip hiç edilmiştir. Bu esnada, başlarda Fransa'nın gazıyla olmadık işler yapan, israf ekonomisiyle küçük ülkenin büyük ve sarsılmaz lideri yapılan yeni ulu lider ise senelerce bayraktarlığını yaptığı dini ve milli ruhun gazıyla artık kendisini daha fazla desteklemeyen Fransa'ya posta koyan açıklamalar yapar. Artık halkın hoşnutsuzluğu barizdir ve bir başka liderin geleceği de kesindir. Fransa'nın destekleri ile Kaledonya halkına alternatif gibi sunularak Numea belediye başkanlığını alan bir ittirme şahıs ile halkın hoşnutsuzluğu, Fransa'nın seçtiği bu yeni isme yönlendirilir. Bu esnada Yeni Kaledonya'nın ulu lideri, büyük başkanı senelerden beridir çoktan yurtdışına çıkarttığı yol ve havalimanlarınca akıtılan paralar ile muhalefeti de medyayı da kontrol etmeye çalışmaktadır. Trol orduları ve besleme kıtalar ile bir yanda ülkeyi senelerce yöneten ulu lider ve diğer yanda Fransa'nın seçtiği seçilmiş Numea belediye başkanının arkasında toplanmaya başlayan kitleler... halk burada tamamen etkisiz elemandır. Halkın dilinden anlayan, ona geleceği gösteren ufak milli partilere ise sandıkta köpek muamelesi çekildiği için halk da aslında sömürüye hazır ve başta belirttiğimiz cehaleti ile bağımsızlığını taşıma kabiliyetinden uzak ve tekrar tekrar sömürü olmaya namzet bir halktır. Fransa artık ülkeyi yöneten milli liderin döneminde de kar eden, ülkedeki karışıklıklarda da kar eden (paralar zaten Fransız bankalarındadır) ve bunu da kullanarak ulu lideri hizaya çeken ülkedir. Muhalefeti de kullanmakta, geleceğe yatırımı çoktan yapmaktadır. Bu esnada ulu lider de muhalefete bir jest yapıp gel Fransa'ya karşı birlik olalım ben iktidarı devrettiğimde beni ve avanemi yargılama benim başlattığım yatırımlara karşı devletin iptalini falan devreye sokma... iktidarı sana yavaş yavaş vereyim diyecektir. Zira bir saf oğul ve alsbergerli zehir gibi zeki ama asosyal damadın kendisini koruyacağından emin değildir. Çünkü liderin sadece bir oğlu ve bir damadı vardır. Bir rivayete göre bir diğer oğlu daha vardır ama aşırı asabi ve şiddet manyağı biri olduğu için kameralara çıkmaz işinde gücünde parasını kazanmaktadır.. (sonuçta hikaye ve faraziye yazıyoruz. Bob Ross gibi bu resme her saçmalığı ekleyebilirsiniz. Fırça sizin... dolayısıyla liderin metresleri, şusu busu her şeyi olabilir hatta kasetleri de) Nitekim bu görüşme sonrasında Yeni Kaledonya muhalefetinin de farklı olmadığı ve aslında hepsinin kuyruğundan Fransa'ya bağlı olduğu ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak dedikse, de çoğu eğitimsiz ve sağ politikalarla devlet putuna tapmaya alıştırılmış Tropikal Kaledonya köylüsü ortaya çıkmış bir şeyi de anlama kabiliyetinde olmayacaktır. İşler böyle devam ederken Kanak yerlilerinin kaçının öldüğü, kaçının süründüğü önemli değildir. Numea'dan yola çıkan ve dünya ülkelerine gidip gelen gemilerde ne olduğu, ülkeye değil de kime ne zenginlikleri taşıdığını halk bilmeyecektir. Halk zaten ucuz palmiye yağı kuyruklarında liderlerine dua etmeye alıştırıldıkları için her sefalet içerisinde "vardır bir hikmet" diyerek hristiyan teolojisi gereği İncil'de yazdığı gibi "sana tokat atılırsa diğer yanağını uzat" demeye devam edecektir. Halkın kullanımına kapatılmış olan eski havalimanına da neyin girip çıktığı, o koca koca ambarlarda nelerin tutulduğunu halk yine bilmeyecektir ama artık avret mahalinde bir tek yaprak kalmış olan Kaledonya köylüsü, devasa Noumea havalimanına bakıp wargasm olacaklardır. Arada bakışlarını çevirdikleri devasa bayrak direklerine bakıp demlenecekleri, Okyanusunun dalgalarına, palmiye ağacının hışırtısına ölürüm Kaledonyam! şarkılarıyla kendilerini iyi hissedip yine WARgasm olacaklardır ve bu onların en temel hakkıdır. Komşu ülke FİJİ parayla oynarken Kanak ameleleri için ellerinde oynayacakları tek şey kalmıştır ama onda da fakirlik ve sefaletten dolayı mecal kalmamıştır. Zaten ülkeye doldurulan jawalı işçiler onların yerine de bunu hakkıyla yapmaktadır. Fransa'nın Büyük Pasifik projesi gazıyla girdikleri komşu adalardaki işgal ettikleri bölgeler ve oralardan gelen yerlilerin ise ülkedeki istilası bila istisna devam edecektir. Kanaklar için artık makul bir gelecek yoktur. Bağımsızlık akılsızlıkla birlikte gidecek bir kavram olmadığı için akıllanmadıkları ölçüde iyi de yaşayamayacaklarını öğrenene dek Kanaklara ne bağımsızlık ne de koloni hayatı yaramayacaktır. Artık Yeni Kaledonya'nın eski kralları veya kabile şeflerinin haşmetli savaş hikayelerini okumak, Diriliş Kaledonya, kuruluş Kaledonya, Büyük Pasifik Kaledonyası gibi filmleri izleyip en sonunda s...çış kaledonya gerçeğini tadacaklardır. İla nihaye, dünyanın bir yerinde bir Kanak okçusu ya da ciritçisinin fırlattığı ve madalya kazandığı başarılarla övünecek yahu en azından biz de büyük bir halkız diye teselli bulacaktır bu halklar... Dünyanın en rezil ülkelerinden gelen kimselerin caddelerinde insanını öldürdüğü Kaledonya yerlileri kendilerini önemli hissetmek için ya çocuklarını ya eşlerini dövecek ve travmatik bir halk olacaktır. Fakat eskiden ellerinde olan ve kendilerini %40'lık yekunu ile ülkedeki tüm etnik gruplardan da kalabalık yapan nüfus gücü de ellerinde değildir. Fakirlikleri sebebiyle üç kuruşa muhtaç olduklarından ülkelerinden mülk satın alıp yanına eşantiyon pasaport alan zengin ve şimarık FİJİ halkı, ta Fiji'deki sandıklardan Yeni Kaledonya'nın ulu lideri için oy vermektedir. Yeni Kaledonya lideri iktidardan düşmüş bile olsa bu sebepten Kaledonya anayasasının değiştirilmesini engelleyecek bir halk oyuna daima sahip olacaktır. Kanak yerlileri için artık yalayacak muz kabuğu ve kemirecek manyok da yoktur ve muhtemelen ülkelerine hakim olan laterit toprakları yiyecek ve ulu lidere katedrallerde dualar okuyup devletlerinin devamı için ekstra dualar edecek, inandıkları cenneti öbür dünyada göreceklerini sanacaklardır. Artık kurucu liderin hayatında inşa ettiği onca kurum 20-25 yıllık ulu lider iktidarında hovardaca tüketilmiş ve ülkenin kaderini kendi kaderine borçlarla ve elinde rehin tuttuğu ülke hazinesi ile bağlayan yüce liderden kurtarmak isteyen Kanak halkı yeni bir maceraya atılacaktır. Bu da kendilerini emanet edecekleri Noumea belediye başkanı şahsiyetten ve gelecekteki kayıtsız şartsız Fransa sömürüsünün devamından başka bir şey değildir. İşte Yeni Kaledonya'da olması muhtemel şeyleri gerçekle hiç alakası olmayan ve tamamen hayal ürünü, kurgu bir öngörüyle aktaralım dedik. Bunlar tabi kötü senaryo. Zaten böyle kötü bir senaryonun dünyanın hiçbir yerinde olması da söz konusu değildir. Burada yazılanlar da şu veya bu şekilde bir ülkede yaşanmamış ve hayal ürünü şeyler olduğu için bunları "darbı mesel" ve "faraziye" şeklinde ele aldık... Şimdi bu yazdıklarımızı okuyan sıradan bir Kanak bağımsızlık yanlısı bize "Yahu kardeşim sahi siz ne yaşadınız? Biz basit bir bağımsızlık istiyorduk" diyerek şaşırabilir ama biz yine de altındaki DeLorean ile Biff Tannen evreninden geçmişe gelen ve geleceği düzeltmeye çalışan Marty McFly gibi yazmış olalım da Kanaklara hayrımız dokunsun. Özetle, Yeni Kaledonya'da işler pis... Bağımsızlık denemeleri de uzun sürmeyecek. Bağımsız olsalar da daima bağımlı kalacaklar. Çare nedir? Derseniz, hasta olduğunu kabul etmeyen milletler için çare sadece bir hakarettir. Böyle büyük milletlere çare önerecek haddimiz yoktur. Kalplerimiz Yeni Kaledonya halkıyla beraber. :) Pasifiğinin dalgalarına ölürüm, Palmiye yaprağının hışırtısına ölürüm Yeni Kaledonyam!

🇹🇷🇳🇴Dr.Yüksel Hoš PhD🇧🇦

268,073 次观看 • 2 年前

Organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar çeteleri tarafından kıskaca alınmış olan Türkiye, bu kıskacı Zafer Partisi'nin Tertemiz Türkiye Projesi’yle darmadağın edecektir. Zafer Partisi olarak iktidara geldiğimiz zaman Tertemiz Türkiye Projesi çerçevesinde organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar çetelerine karşı büyük bir mücadele başlatacağız. 1)Uyuşturucu ile mücadele mevzuatını bir araya getiren yanlış eksikleri gideren yeni ve bağımsız bir uyuşturucuyla mücadele kanunu çıkartacağız. 2)Sadece kumar ve sanal kumarla mücadeleyi düzenleyen bir yasal düzenleme gerçekleştireceğiz. 3)Uyuşturucu kaçakçılığını insanlığa karşı suç kapsamında tanımlayarak terör suçu ve uyuşturucu çetelerini de terör örgütü olarak tanımlayacağız. 4)Uyuşturucu ve sanal kumar çetelerine karşı terörle mücadele hukuki yöntemlerini ve idari yöntemlerini kullanacağız. 5)Yapılacak hukuki düzenlemeler ile uyuşturucu tacir ve çetelerinin bütün mal varlıklarına el koyarak devlete devredeceğiz. Diyelim ki 5 milyon dolarlık bir uyuşturucu sevkiyatını yakaladık ama çete liderinin mal varlığı 100 milyon dolar. Tamamına el konulacak. 6)Uyuşturucu ve sanal kumar suçlarıyla ilgili infaz indirimi yapılmayacak. Ancak ayrı yasal düzenlemeler gerekecek. Ve bu zorlaştırılacak. 7)Uyuşturucu örgütleriyle bağlantılı siyasetçi ve bürokratların mal varlığına el konularak hazineye devredilecek. 3. kişiler üzerine alındığı tespit edilen mal varlıklarına da el konulacak. 8)Narkotik mali suçlar ve organize suç birimlerinin insan gücü, eğitimi ve mali kaynakları arttırılacak. Narkotik daire, en güçlü dairelerden birisi haline gelecek. 9)Emniyet Genel Müdürlüğü’nün uyuşturucu örgütleriyle yurtdışında, diğer ülkelerin ilgili birimleriyle ortak veya bağımsız mücadele vereceği nitelikli operasyonlar yapabilmesi için imkân sağlayan hukuki düzenlemeler gerçekleştireceğiz. 10)Organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar örgütlenmeleriyle ilgili cezalar ağırlaştırılacak. 11)Özellikle İstanbul'da ilçelere bir geçiş dönemi için valilik yapmış mülki memurlar kaymakam olarak atanacak. İl Emniyet Müdürlüğü yapmış narkotik ve organize suç konusunda deneyimli İl Emniyet Müdürleri kadroları saklı olmak üzere ilçe emniyet müdürü olarak görevlendirecek. Bu mücadelenin, bu savaşın merkez üstü İstanbul'dur. İstanbul'u çetelerin elinden geri alacağız. 12)Uyuşturucu ve sanal kumar ile mücadele konusunda bilimsel araştırma ve projelere ağırlık verilecek. Üniversiteler uyuşturucu ve sanal kumar ile mücadeleye bilimsel temel oluşturacak araştırmalara yönlenecekler. 13)Bağımlılık ile kitlesel mücadele için klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve benzer uzmanların eğitimi sağlanacak ve devlette istihdam edilecekler. 14)Uyuşturucu ile mücadele eğitim ile başlar, tek seferlik eğitimin baştan savma eğitimlerin yerini Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere değişik kurum ve kuruluşlarla bir sürekli eğitim haline getireceğiz ve gençleri, aileleri uyuşturucu çetelerine, sanal kumar çetelerine karşı eğiteceğiz. 15)Uyuşturucu ile mücadelede denetimli serbestlik müessesesi çok ciddi şekilde denetim altına alınacak ve ağır hukuki şartlara bağlanacak. Bugün savcıya bile gitmeden serbest bırakıldıklarını biliyoruz. Bu böyle devam etmez. 16)Tedaviyi gönüllü değil zorunlu hale getireceğiz. Nasıl vücuduna bomba bağlamış bir canlı bomba ‘bu benim kişisel yaşamım bu bomba patlarsa ben ölürüm bu kimseyi ilgilendirmez’ diyerek sokaklarda dolaşamaz ise bir uyuşturucu bağımlısı da ‘ben tedavi olmak istemiyorum böyle hayatımdan memnunum’ diyemez. Anne, baba veya kardeşlerinin imzasıyla zorunlu olarak tedavi edilecek. 17)Çetelerin insan kaynağını kurutacağız. Sınırlarımızı güvenlik altına almak ve sığınmacı ve kaçakları vatanlarına geri yollamak için oluşturduğumuz Anadolu Kalesi Projemizle sınırlarımızı teröristlere, göçlere ve uyuşturucu tüccarlarına tamamen kapatacağız. 18)Sevgili anneler, sevgili babalar, sizin yaşamış olduğunuz zorlukları hayal dahi edemeyiz. Ne kadar büyük bir ızdırap yaşadığınızı ancak tahmin edebiliriz. Bir anne bir baba çocuğunu bir hastalıkta bir kazada kaybettiği zaman veya ülke savunması sırasında şehit verdiği zaman hiç şüphesiz çok büyük bir acı yaşar. Ama siz çocuklarınızın ağır çekim ölümünü izliyorsunuz. Biz sizin yanınızda olacağız. Ve çocuklarınızı uyuşturucudan çetelerin elinden geri alıp sizlere sağlıklı evlatlar olarak vereceğiz. Size söz veriyoruz. 19)Mevcut haliyle uyuşturucu tedavi sistemi adeta çökmüştür. Tedavi için 5-6 ay beklenmektedir. Halen mevcut yataklı tedavi sayısı bin 500 civarındadır. 2 milyona yakın bağımlılığının olduğu bir ülkede bin 500 yataklı tedavi olur mu? Birkaç merkezle sınırlı kalır mı? Hayır. Yataklı tedavi merkezlerini ve ayaktan tedavi merkezlerini bütün Türkiye'ye yayacağız. Sadece psikolojik tıbbi değil sosyolojik bir rehabilitasyon da oluşturacağız. Bu insanlarımızı Türkiye'nin gücü olarak Türkiye'ye tekrar kazanacağız. Tertemiz bir Türkiye’de buluşma dileğiyle

Ümit Özdağ

46,264 次观看 • 7 个月前