Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

650 bin kilometre boyunca fabrikadan çıkan aynı devirdaim pompasıyla kullanılan Mercedes'in parçası söküldü. Usta, aracın sağlamlığına dikkat çekerek, "Düzenli olarak antifriz değişimi yapılsaydı bir o kadar daha giderdi" ifadelerini kullandı.

457,640 Aufrufe • vor 3 Monaten •via X (Twitter)

12 Kommentare

Profilbild von Vulcan
Vulcanvor 3 Monaten

mercedes kullanıp hele hele kırmızı motor kullanan birisi antifiriz niye koymaz ya

Profilbild von Kadir Sağlam
Kadir Sağlamvor 3 Monaten

Eski mercedes ler dayanıklı arabaydı şimdikilerde planlı eskitme var

Profilbild von Eren
Erenvor 3 Monaten

lan biraz daha hzılı konuş amk

Profilbild von TOM ASPNALL
TOM ASPNALLvor 3 Monaten

Devirdaimi kaç para ona bakmak lazım. Bizim araçlarda plastik pervaneli devirdaimler o yüzden 80/100 bin civarı artık erimeye başlıyor. Pirinçten yaparsan daha uzun ömürlü olur ama onu plastiğin 5 katına satarsan bi anlamı yok tani

Profilbild von kenan
kenanvor 3 Monaten

sanayiye gidiyorsun ölçuyor adam.abi bunun antifirizi var diyor.ama antifiriz 10 yillik. Zorla ikna edip, değiştirmen gerekiyor ya da yetkili servise gitmen gerekiyor.

Profilbild von Mâkabli Meçhûl...
Mâkabli Meçhûl...vor 3 Monaten

Ford Mondeo 2.2 dizel.. Trigger ve klima pompası kayışları 300 binde değişti.Hakeza çıkmışken su devridaim pompası da değişti.. Çıkan patçalat orijşnal gibi..Vasıtam 17 yaşında ama Maaşallah taş gibi..

Profilbild von salim dağdeviren
salim dağdevirenvor 3 Monaten

Artık hepsi Çin malı ne yazık ki

Profilbild von Mehmet Fatih Turan
Mehmet Fatih Turanvor 3 Monaten

Araç nee

Profilbild von Ekim 𓆌
Ekim 𓆌vor 3 Monaten

Senin gibi ustanın ben taa… devirdaimin anası bellenmiş. Daha giderdi diyor. Makıydum, her yeri ayrı oynuyor. Böyle skk ustalar yüzünden olan bize oluyor. Puuhh

Profilbild von ysnry
ysnryvor 3 Monaten

Dayı bi öksür amk

Profilbild von Ali Yasar Yagci
Ali Yasar Yagcivor 3 Monaten

demekki ömürlük evans antifriz konsaydı, ömür boyu kullanılırdı

Profilbild von Emre 
Emre vor 3 Monaten

60.000 km’de bir devirdaim değiştirmemi isteyen TCe Megane’m…

Ähnliche Videos

“Milan'da yöneticilik yaptığım süre boyunca birçok güzelliğe şahit oldum ama en büyüğü kuşkusuz ki Marco Van Basten'di. Bize armağan ettiği onca neşe yüzünden... Ama aynı zamanda yalnızca 28 yaşında, Göteborg maçındaki röveşatasının ardından futbola veda ettiği için... Bu da onun hatırasına James Deanvari bir çekicilik kattı. Yunanlılar şöyle derdi: Kahramanlar genç ölmelidir. Rita Hayworth, Marilyn Monroe’dan daha yetenekli ve daha güzeldi. Fakat biz onun yaşlanışına tanık olduk. Marilyn ise sonsuza kadar genç kalacak. Tıpkı Van Basten gibi... 18 Ağustos 1995’te, futbola veda ettiğini açıklamasının ertesi günü, Marco Van Basten San Siro’da yaptığı o kısa koşuyla hepimizi ağlattı. Kot pantolon, pembe gömlek, süet ceket... Gol attığında yaptığı gibi kolunu havaya kaldırmıştı. Bir tanrı bizi terk ediyordu... Aslında 'Utrecht Kuğusu', kanatlarını 25 Kasım 1992’de, San Siro’da Göteborg’a attığı dört golle kapatmıştı. Henüz 28 yaşındayken... Sanki Marco Van Basten o gece pazarda bir tezgâh açmış ve elindeki en iyi ürünleri sergilemişti. Bir santrfordan teknik kalite, taktiksel fırsatçılık, zamanlama, acımasızlık ve zarafet adına isteyebileceğiniz ne varsa dünyanın gözleri önünde oradaydı. Şan ve güzellikle dolu bir geceydi. Fakat geriye dönüp bakıldığında aynı zamanda büyük bir hüznün gecesiydi çünkü Marco Van Basten’ın futbola gerçek vedası o gece gerçekleşti. Daha sonra yine gol atacaktı. Son golünü Mayıs 1993’te Ancona’ya karşı atacaktı. Bir Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde daha, Münih’te Marsilya’ya karşı oynayacaktı. Ama artık eski Marco olmayacaktı. Marco, o maçtan birkaç gün sonra üçüncü Ballon d’Or’unu almak için Paris’e gitti. Daha önce bu başarıya yalnızca Johan Cruijff ve Michel Platini ulaşmıştı. Paris’ten doğrudan St. Moritz’e geçti ve burada Profesör Rene Marti tarafından ameliyat edildi. Milan başhekimi Doktor Ginko Monti’nin onu ameliyat olmaması için ne kadar ısrarla uyardığını çok iyi hatırlıyorum: — Marco, bu acıyla yaşamayı öğrenmelisin. Ayak bileğin ağrıyacak ama ameliyat olma. Her maçta oynayamayacaksın, bazılarını kaçıracaksın ama sen de en önemli maçları seçersin ve kariyerine devam edebilirsin. Ameliyat olma, bana güven Marco... Van Basten olağanüstü bir oyuncuydu. Fakat fiziksel olarak küçük bir problemi olduğunda bile her zaman yüzde yüz hazır olmak istiyordu. Oysa ben bir futbolcunun kaçınılmaz olarak ağrıyla uzlaşmak ve fiziksel açıdan belirli bir gerilemeyi kabul etmek zorunda olduğuna inanıyorum. Çünkü yıllar boyunca futbol oynamak vücudu ister istemez yıpratır ve alınan her darbe sizden bir şeyler götürür. Billy Costacurta 41 yaşına kadar oynadı çünkü dört menisküsü de sağlamdı. Paolo Maldini ise çok az sakatlık yaşadı. Van Basten, o dönemde düzenli olarak Şampiyonlar Ligi finallerine ulaşan Milan’da doktor Monti’nin bu akıllıca tavsiyesini dinlemiş olsaydı daha kaç Ballon d’Or kazanırdı diye sık sık düşünüyorum. St. Moritz’de bulunan Juventus'un sahibi Avukat Gianni Agnelli beni aradı ve Marco’nun tedavi gördüğü kliniğe onu ziyaret etmek için gidip gidemeyeceğini sordu. Gitti, Marco’yla zarif sohbetleriyle vakit geçirdi ve Juventus’un onu Milan’dan koparmak için yaptığı girişimleri anlattı. Avukat Agnelli, Marco’nun komodininde ameliyat sırasında temizleme işlemiyle çıkarılmış küçük bir kemik parçası olduğunu fark etmiş. Klinikten çıktıktan sonra beni tekrar aradı: — Sanırım bu çocuk bir daha futbol oynayamayacak... Maalesef gerçekten de Avukat’ın kehaneti gerçekleşti. Mart 2006’da, Demetrio Albertini’nin San Siro’daki Barcelona’ya karşı oynanan jübile maçında Marco bir gol daha attı. Muhteşem bir kafa vuruşuyla, havaya süzülerek attığı gol, 35 bin kişiyi, benim de dahil olduğum Van Basten hayranlarını çılgına çevirdi. 41 yaşındaydı. O son kuğu uçuşunun fotoğrafı, Nuova Arena adlı restoranda bir duvarda asılı. Restoranın sahibi Milan taraftarı arkadaşım Gianni’nin evinde her yemek yediğimde o uçuşa bakıp gülümsüyorum ve kendi kendime şunu soruyorum: — Bir ayak bileği yüzünden ne kadar büyük bir güzelliği kaybettik?” ✍️ Adriano Galliani, “Le memorie di Adriano” adlı otobiyografisinden

calciolog

32,912 Aufrufe • vor 1 Monat

Tam 15 yıl önce, yine bir pazar günü, tam da bu saatlerde.. 💫 Metroda şarkı söyleyen bir grup üniversiteli genç, bir anda Türkiye'nin gündemine oturdu! 🤗 Boğaziçi Caz Korosu (henüz o zamanki adımızla, BÜMK Caz Korosu) ile Avusturya'daki Dünya Koro Şampiyonasına katılmaya hak kazanmışız, çok heyecanlıyız! Fakat ne paramız var ne de bir sponsorumuz.. Az önce baktım, altı ayda 30'dan fazla konser yapmışız.. Her konser çıkışı oturur, bu işin içinden nasıl çıkacağız diye konuşurduk. Bu konuşmaların birinde bir video fikri çıktı. Bir cumartesi, Kadıköy Evlendirme Dairesinden başlayarak gün boyu İstanbul'un her yerinde şarkı söyledik. Metro da bunlardan biriydi.. Ertesi gün yine bir konser çıkışı, bilgisayarımı açtığımda önüme çıkan şeye nasıl şaşırdığımı dün gibi hatırlıyorum.. Videoyu çeken Deniz ve arkadaşı Zeynep, bizden habersiz, bir performansı çoktan paylaşmışlar bile! 😲 Aynı gün içinde 20 bin, 50 bin, 100 bin derken, video bir anda milyonlara ulaştı. O dönemde sosyal medya böyle değil, viral videolar yeni yeni konuşuluyor. Birkaç dakikalık bir koro performansının bu kadar yayılacağını biz dahil kimse beklemiyordu. Ama videodaki samimiyet, heyecan, neşe, yani "sahicilik", bugün hala bu kadar çok paylaşılıyor olmasının da en büyük sebebi. ❤️ İki hafta boyunca, tüm ana haber bültenleri, ülkenin en çok izlenen TV şovları, canlı yayınlar, gazete, dergi röportajları.. Üniversite bünyesinden ayrılma ve bağımsız bir topluluk olarak devam etme süreci de tam o günlerde yaşanıyor. Bir yandan beklenmedik bir görünürlük ve ilgi, diğer yandan şampiyonaya bir ay kala prova yapacak yerimiz bile yok.. O sancılı sürecin sonunda sponsorumuzu bulduk ve bir ay boyunca Galata Derneğinde geceli gündüzlü çalıştıktan sonra Avusturya'ya gidebildik ve ülkemize iki dalda Dünya Şampiyonluğunu getirdik. Yaşadığımız gururu, hisleri tarif etmem imkansız.. ✨ Bu süreçte Türkiye'deki koro algısı da müthiş bir değişime uğradı. O yıllarda yalnızca belirli bir gruba hitap eden koro müziği, çok daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı ve böylece Türkiye'de yepyeni bir sayfa açılmış oldu. Elbette bu dönüşüm bir grup insan ve tek bir videoyla olmadı. Gerek bizden önceki çok değerli hocalarımızın, gerekse sonraki yıllarda onlarca şef, binlerce korist ve sayısız kurumun emeğiyle sürdürüldü. Ama bu süreç ve sonrasındaki adanmışlık ve sıkı çalışma, şüphesiz bu dönüşümde en büyük paya sahip. 🙏🏻 Videonun ardından elbette çok şey söylendi, 15 yıl boyunca olacağı gibi.. 😊 Ama her türlü imkansızlığa, sistematik dışlama ve engellemeye rağmen, 3 kıta ve 13 ülkede ülkemizi en üst düzey platformlarda başarıyla temsil edip, bugün hala uluslararası alanda Türkiye'den kazanılan en üst düzey başarılara sahip olmanın, Türkiye'nin neredeyse tamamından ve onlarca farklı ülkeden, her yaştan beş bine yakın müziksevere, amatör koro şarkıcısına ev sahipliği yapmış olmanın, ilk günden itibaren, her türlü konuda öncülük (bazıları önce alay edilip ardından 'bire bir' taklit edilen) etmiş ve öncü projeler gerçekleştirebilmiş olmanın, sesini çıkarmaktan asla çekinmeden, halkın içinde, halkla birlikte olmayı seçip, gerçek anlamda milyonlarca kişinin sesi olabilmenin, özetle, bu ülkede koro müziği algısını değiştiren, halka koroyu tanıtan, sevdiren ve tüm bunları yaparken niteliğinden bir an bile ödün vermemiş bir topluluk olmanın, ve dahası, her türlü çabaya rağmen, Türkiye'de hala koro denince tartışmasız akla ilk gelen topluluk olabilmenin büyük gururunu yaşıyoruz. ✨ Yıllar boyu, bu korodan yetişenlerin kurduğu ya da bizden aldıkları ilhamla kurulan Türkiye'nin dört bir yanındaki, hatta yurt dışındaki koroları (Fransa'da bir koro dahil) gördükçe hissettiklerim ise çok daha farklı.. 💫 Özetle, üniversite yıllarından bugüne bu hikayenin bir parçası olmuş, emek vermiş herkese ve Yücel Kültür Vakfı başta olmak üzere bu yolculukta bizlere destek olan tüm kurumlara bir kez daha, teker teker ve sonsuz teşekkürlerimle, "iyi ki"... ❤️ Bu günler aslında koroyla ilgili bir büyük dönüm noktasının daha yıl dönümü, onu da başka zaman anlatırım artık. ☺️ Son olarak, hepimizin çok iyi bildiği o söz var ya, bu vesileyle bir kez de ben söylemiş olayım: "Güneş balçıkla sıvanmaz." ☀️ Sevgilerimle, Masis YouTube'da izlemek için: #metrodaminikonser #bogazicicazkorosu

Masis Aram Gözbek

44,618 Aufrufe • vor 3 Monaten

HZ.DAVUD'DAN AEDEN'E...BİR HEYKELİN ÜÇ DİNDEKİ HAFIZASI VE ANYMA'NIN İSTANBUL MESAJI. Bir heykelin anlamı, yalnızca mermerde biçimlenen bedeninden ibaret değildir. Bazen bir sanat eseri, yüzyıllar boyunca taşınmış dini, siyasi ve kültürel hafızanın üzerine kurulmuş bir sembole dönüşür. Michelangelo'nun David'i bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. 1501-1504 yılları arasında Floransa'da yapılan 5 metre yüksekliğindeki eser, başlangıçta Floransa Katedrali için tasarlanmıştı. Ancak 1504'te sanatçılar ve kent yöneticilerinden oluşan komisyon, heykelin Palazzo Vecchio önüne yerleştirilmesine karar verdi. Böylece David, yalnızca İncil'deki Davud'u temsil eden dini bir figür olmaktan çıkarak Floransa'nın gücünün ve bağımsızlığının simgesine dönüştü. Michelangelo'nun tercihi de son derece anlamlıydı. Davud'u Golyat'ı öldürdükten sonra değil, mücadeleden hemen önce gösterdi. Genç, çıplak ve olağanüstü güçlü beden; fiziksel kuvvetten ziyade iradeyi, cesareti ve küçük görünenin büyük olana karşı koyabilmesini temsil ediyordu. Bu nedenle David, Rönesans Floransası açısından aynı zamanda siyasi bir alegoriydi. Güçlü düşmanlara karşı bağımsızlığını korumaya çalışan küçük bir cumhuriyetin görsel manifestosu. Floransa Accademia'sının kendi açıklaması da heykelin Palazzo Vecchio önünde "Floransalıların gücü ve bağımsızlığının" sembolü haline geldiğini açıkça kaydediyor. Tam da burada Anyma'nın İstanbul için hazırladığı AEDEN gösterisinin görsel dili dikkat çekici hale geliyor. Anyma'nın resmi açıklamasına göre AEDEN, daha önce oluşturduğu dünyanın yeni bir bölümü; müzik, görsel tasarım ve ileri teknolojiyi birleştiren, geleneksel konser anlayışının ötesine geçen "immersive" bir audiovisual deneyim olarak tasarlanmış durumda. İstanbul gösterisi 12 Eylül 2026'da Ataköy Marina Arena'da gerçekleştirilecekti fakat yasaklandı. İstanbul tanıtım videosunda David imgesini çağrıştıran heykelsi figürün kullanılması, bu nedenle yalnızca estetik bir tercih olarak okunmamalıdır. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, kullanılan imgenin doğrudan Michelangelo'nun heykelinin kendisi olduğunun değil, Michelangelo David'inin görsel ve sembolik mirasının yeniden yorumlandığının söylenebilecek olmasıdır. Nitekim David figürü Floransa sanatında tek bir esere indirgenemeyecek kadar güçlü bir ikonografik geleneğe sahiptir; Donatello, Verrocchio ve Michelangelo gibi sanatçılar tarafından farklı dönemlerde yeniden yorumlanmıştır. Fakat David'i yalnızca bir Rönesans heykeli olarak okumak da eksik kalır. Çünkü karşımızdaki figür, Eski Ahid, Yeni Ahid ve Kur'an'ın ortak hafızasında bulunan Davud'dur. Yahudilikte David, İsrail kralı, hanedan kurucusu ve Kudüs'ü siyasi merkez haline getiren hükümdar olarak son derece merkezi bir konuma sahiptir. Hristiyanlık, bu Davidik mirası devralarak David soyunu Hz.İsa'ya ilişkin teolojik anlatının önemli unsurlarından biri haline getirir. İslam'da ise Davud yalnızca hükümdar değil, aynı zamanda Allah tarafından seçilmiş bir peygamberdir; kendisine Zebur verilmiş, hikmet ve hükümranlık bahşedilmiştir. Kur'an'da Calut'u öldürmesinden sonra Hz.Davud'a hükümranlık ve hikmet verildiği bildirilir. Dolayısıyla Anyma'nın İstanbul gibi tarih boyunca Roma, Bizans, Osmanlı ve modern dünyanın kesişme noktası olmuş bir şehirde David figürüne başvurması, ister istemez daha geniş bir sembolik alan açıyor. Çünkü burada Yahudiliğin kralı, Hristiyanlığın Davidik geleneğinin atası ve İslam'ın peygamberi Davud, Rönesans sanatının çıplak insan bedeninde yeniden biçimlenmiş bir ikon üzerinden çağdaş dijital kültüre taşınıyor. Hz.Davud, üç inanışta da yalnızca sıradan bir tarihsel karakter değildir. O; kraldır, savaşçıdır, şairdir, ilahi seçimin taşıyıcısıdır ve İslam'da peygamberdir. Buna karşılık Michelangelo onu çıplak insan bedeninin ideal güzelliği içinde yeniden kurmuş, Floransa ise bu kutsal karakteri siyasi bağımsızlığın sembolüne dönüştürmüştür. Anyma ise şimdi aynı sembolik zincirin üzerine yapay zeka çağının, dijital bedenin ve teknolojik görselliğin katmanını eklemektedir. David'in anlamı böylece bir kez daha yer değiştirmektedir. Kutsaldan sanata, sanattan siyasete, siyasetten dijital gösteriye. İstanbul'da karşımıza çıkan mesele bu nedenle yalnızca bir elektronik müzik konserinin sahne tasarımı değildir. Bir peygamber ve kralın, Rönesans'ın en meşhur bedenlerinden biri aracılığıyla yeniden yaratılması; ardından bu bedenin yapay ışık, dev ekran ve dijital teknoloji içerisinde milyonlarca izleyicinin önüne çıkarılması, kutsal sembollerin modern popüler kültürde nasıl dönüştürüldüğüne ilişkin güçlü bir kültürel tartışma yaratmaktadır. Ve belki de İstanbul AEDEN gösterisinin en çarpıcı tarafı tam burada ortaya çıkıyor. Bir zamanlar Floransa'nın bağımsızlığını temsil eden David, bugün İstanbul'un dijital sahnesinde yeniden ortaya çıkıyor. Fakat bu kez elinde sapanı değil, geçmişten geleceğe taşınan bir sembolün kendisi var. Anyma'nın yaptığı şeyin dini bir eleştiri olup olmadığı tartışılabilir; ancak Davud gibi üç büyük inanç geleneğinin hafızasına yerleşmiş bir figürün seküler ve teknolojik bir gösterinin merkezine taşınması, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor. Kutsal olan, modern sanat tarafından yeniden yorumlandığında hala kutsal mıdır; yoksa artık yalnızca herkesin kullanabileceği bir kültürel sembole mi dönüşmüştür?

Emre Ercis

14,721 Aufrufe • vor 29 Tagen

#Güncel || BAŞKAN MESUD BARZANİ’DEN CİZRE’DE TARİHİ “BARIŞ SÜRECİ” MESAJI “Bütün gücümüzle destekliyoruz; bizden ne istenirse yapmaya hazırız” 📍ŞIRNAK – Kürdistan Demokrat Parti (KDP) Lideri Mesud Barzani, Şırnak’ın Cizre ilçesinde düzenlenen 4. Uluslararası Melayê Cizîrî Sempozyumunda yaptığı konuşmada hem güçlü kültürel vurgular hem de Türkiye’de başlayan yeni barış sürecine ilişkin dikkat çekici mesajlar verdi. 📰 Sempozyumun ikinci gününe katılan Barzani, konuşmasının sonunda Türkiye’de başlayan yeni barış sürecine açık destek ilan ederek şu ifadeleri kullandı: “Bu sefer süreç daha düzenli başladı. Halk, meclis ve partiler devleti destekliyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Türkiye devletine, Türkiye Parlamentosu’na ve Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Aynı zamanda Sayın Öcalan’a attığı olumlu adımlar için teşekkür ediyorum. Şunu açıkça ilan ediyorum: Biz de bütün gücümüzle bu süreci destekliyoruz. Bizden ne istenirse ve elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.” 🛜 Barzani, sürecin tüm taraflar için hayırlı bir sonuca ulaşmasını dileyerek konuşmasını şöyle bitirdi: “İnşallah süreç çok iyi bir sonuca ulaşır; hepimiz için hayır ve esenlik getirir.” 👤 Melayê Cizîrî’ye Derin Saygı: “Hiç batmayan bir yıldız” Barzani konuşmasının başında Melayê Cizîrî’ye duyduğu saygıyı dile getirerek onu, Kürt kültür ve tasavvuf mirasının en parlak isimlerinden biri olarak tanımladı. Barzani’nin öne çıkan ifadeleri şöyle: •“Melayê Cizîrî hiçbir zaman batmayan parlak bir yıldızdır.” •Cizîrî’nin Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Farsça’ya olan derin hakimiyetine vurgu yaptı. •Barzan Tekkesi’nde Cizîrî’nin şiirlerinin okunduğunu, Mevlana Şeyh Ahmed Barzani ile manevi yakınlığı olduğunu anlattı. •Cizîrî’nin bazı beyitlerini okuyarak onun tasavvuftaki derinliği ve fenafillah mertebesine işaret etti. 📕 Barzani, Şırnak Üniversitesi’nin Cizîrî Sempozyumu’nu geleneksel hale getirmesini “takdire şayan” olarak niteledi. 🖊️ Cizre ve Botan’ın Tarihi Rolü Konuşmasında Cizre’nin tarihsel önemine dikkat çeken Barzani, bölgenin dini ve kültürel hafızadaki yerini şöyle vurguladı: •“Cizîrî buradan çıkmıştır, bu sizin için büyük bir onurdur.” •“Nuh’un Gemisi Cudi’ye oturdu; tarih burada yeniden yazıldı.” “Hem Kültürel Saygı Hem Siyasi Mesaj” Mesud Barzani’nin Cizre’deki konuşması, iki yönlü güçlü bir mesaj niteliği taşıdı: 1.Melayê Cizîrî’nin kültürel ve manevi mirasına duyduğu derin hürmet, 2.Türkiye’de başlayan yeni barış sürecine açık ve kararlı destek. 📥 Barzani, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Türkiye halkına ve Öcalan’a kadar tüm aktörlere teşekkür ederek, sürecin başarıya ulaşması için “tüm imkanlarla katkı sunmaya hazır olduğunu” belirtti. Bu çıkışıyla Cizre’deki sempozyum, bölgesel barış ve diyalog açısından dikkat çeken bir dönemeç haline geldi.

SESLİ HABER

23,172 Aufrufe • vor 10 Monaten

Filmleri aratmayan bir olay. Özel Rapor hazırladım. Tavsiye ederim. İran Çevresinde Ortaya Çıkan Gizemli Farsça Radyo Yayını! Modern savaşın görüntüsü çoğu zaman nettir: füzeler, radarlar, savaş uçakları ve patlamalar. Ancak her büyük çatışmanın görünmeyen bir tarafı da vardır. İstihbarat, iletişim ve elektronik savaş. İran çevresinde son haftalarda ortaya çıkan Farsça sayı yayınları tam da bu görünmeyen cepheyi gözler önüne serdi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının başlamasından yaklaşık 12 saat sonra, 28 Şubat 2026’da, amatör radyo meraklıları kısa dalga bandında alışılmadık bir sinyal fark etti. Yayın 7910 kHz civarında yapılıyordu. Kısa dalga bandı özellikle istihbarat ve uluslararası yayınlar için kullanılır; çünkü sinyaller atmosferden sekerek binlerce kilometre uzağa ulaşabilir. Yayında duyulan şey oldukça basitti ama aynı zamanda son derece tuhaftı: Farsça konuşan bir erkek sesi, monoton bir şekilde sayılar okuyordu. Yayın genellikle günde iki kez, sabah erken saatlerde ve akşam saatlerinde tekrarlanıyordu. Sayı dizileri birkaç dakika boyunca okunuyor, ardından kısa bir duraklama oluyor ve aynı kelime üç kez tekrarlanıyordu: “Tavajjoh… Tavajjoh… Tavajjoh.” Ve sonra sayılar. (Farsçada “Dikkat” anlamına gelir.) Bu yayın, dünya çapındaki radyo gözlemcileri tarafından kısa sürede kaydedildi ve analiz edildi. Radyo araştırmacılarının oluşturduğu Priyom adlı veri tabanı bu yeni istasyona bir kod verdi: V32. Numbers Station: Soğuk Savaş’ın Hayaleti Uzmanların dikkatini çeken ilk nokta şuydu: Bu yayın biçimi çok eski bir yöntemi hatırlatıyordu. İstihbarat dünyasında “numbers station” (sayı istasyonu)olarak bilinen bu sistem, özellikle Soğuk Savaş yıllarında kullanılmıştı. Mantığı oldukça basittir fakat güvenliği son derece yüksektir. Bir merkez istasyon radyo üzerinden rastgele görünen sayılar yayınlar. Mesajı alacak kişi ise elindeki tek kullanımlık şifre anahtarı (one-time pad) ile bu sayıları çözer. Bu yöntemin avantajı iki noktada ortaya çıkar: Yayını herkes dinleyebilir, çünkü kısa dalga radyo herkese açıktır. Ancak mesajı yalnızca anahtara sahip olan kişi anlayabilir. Kriptografi uzmanlarına göre doğru kullanılan bir one-time pad sistemi teorik olarak kırılmaz. Bu yüzden Soğuk Savaş boyunca CIA, KGB ve birçok istihbarat servisi bu yöntemi tercih etti. Sinyalin Kaynağı Radyo gözlemcileri sinyalin kaynağını bulmak için klasik bir yöntem kullandı: triangülasyon. Yani farklı ülkelerdeki alıcıların sinyal gücü ölçümleri karşılaştırıldı. Bu analizler sonucunda sinyalin kaynağının Avrupa’nın batısında bir bölge olabileceği değerlendirildi. Tahmini kapsama alanı şu ülkeleri içeriyordu: Kuzey İtalya İsviçre Batı Almanya Doğu Fransa Belçika Hollanda Bu bilgi tek başına kesin bir sonuç vermese de, yayıncının İran içinde olmadığına dair güçlü bir işaret olarak yorumlandı. Elektronik Karıştırma (Jamming) Olayın en dikkat çekici kısmı ise birkaç gün sonra yaşandı. 4 Mart 2026’da aynı frekansta güçlü bir elektronik gürültü ortaya çıktı. Radyo literatüründe bu tür karıştırma yöntemine “bubble jammer” denir. Yayın üzerine yoğun bir elektronik ses gönderilerek orijinal mesajın anlaşılması engellenir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği, BBC veya Radio Free Europe gibi Batı yayınlarını engellemek için bu yöntemi kullanmıştı. Aynı teknik şimdi bu gizemli Farsça yayına karşı kullanılıyordu. Bu durum iki önemli sonucu ortaya koydu: Yayın gerçekten birilerinin işine yarıyordu. Başka bir taraf ise bu mesajların alıcıya ulaşmasını istemiyordu. Karıştırma başladıktan sonra orijinal yayın kısa süre kesildi ve daha sonra yakın bir frekansa taşındı. Kim Gönderiyor? Radyo uzmanları arasında farklı teoriler ortaya atıldı. En çok konuşulan senaryo, yayının ABD tarafından İran içindeki ajanlara gönderilen mesajlar olabileceği yönündedir. Çünkü kısa dalga yayınları internet kesintilerinden etkilenmez ve sahadaki bir ajan sadece radyo dinleyerek mesaj alabilir. Başka teoriler ise şu ihtimalleri öne sürmektedir: İsrail istihbaratı tarafından yürütülen bir operasyon İran’a karşı yürütülen psikolojik savaş Bölgesel bir aktörün (rferl. org göre örnegin Türkiye) gizli iletişim kanalı ABD’nin Uyarısı 9 Mart’ta ABC News tarafından yayımlanan bir haberde, ABD hükümetinin bazı güvenlik kurumlarına “ele geçirilmiş şifreli iletişimler” hakkında bir uyarı gönderdiği bildirildi. Uyarıda şu ifadeler yer aldı: “Bu yayınların tam içeriği belirlenememiş olsa da, uluslararası özelliklere sahip yeni bir istasyonun aniden ortaya çıkması dikkat gerektirmektedir.” Bu açıklama doğrudan söz konusu yayına işaret etmese de, zamanlama nedeniyle tartışmaları daha da artırdı. Modern Savaşın Eski Teknolojisi Bütün bu gelişmeler aslında önemli bir gerçeği gösteriyor. Modern savaş yalnızca yüksek teknolojiyle yürümüyor. Uydu sistemleri, siber ağlar ve dijital iletişim son derece gelişmiş olabilir. Ancak kriz anlarında bu sistemlerin hepsi kesilebilir veya izlenebilir. Bu yüzden istihbarat dünyası bazen en eski ama en dayanıklı araçlara geri döner. Kısa dalga radyo tam olarak böyle bir araçtır. Elektrik olduğu sürece çalışır. İnternet gerektirmez. Uyduya bağlı değildir. Atmosferden sekerek dünyanın öbür ucuna ulaşabilir. Bu nedenle 2026 yılında bile bir savaşın ortasında, bir yerde hâlâ şu ses duyulabiliyor olabilir: “Tavajjoh… Tavajjoh…” Ve belki de bu sayılar, modern savaşın görünmeyen cephesinde oynanan çok daha büyük bir oyunun küçük bir parçasıdır. kullandiğim kaynaklar: Random Numbers, Persian Code: A Mysterious Signal Transfixes Radio Sleuths — And Intelligence Experts – Radio Free Europe / Radio Liberty (RFE/RL) Iran Shortwave Radio Signals Spark Cold War Spy Technology Mystery – The Times Cold War-Style Numbers Stations Return During the Iran Conflict – The Atlantic V32 Persian Numbers Station Monitoring and Analysis – Priyom Numbers Station Research Blog US Government Alert on Intercepted Encrypted Communications – ABC News The Conet Project: Recordings of Shortwave Numbers Stations – Akin Fernandez. Radyoda yayımlanan gizli kodların yayınlanma an ve kod: #Iran #IranWar #IranResistance #RadioWar #NumbersStation #ShortwaveRadio #IntelligenceWar #ElectronicWarfare #SignalWar #ColdWarTechnology #PsychologicalWar #InformationWar #IranTechnology #StrategicIran #HiddenWar #SpySignals #EterdekiSavas #GizliSavas #IranAnalysis

Murteza OCAKLI

11,403 Aufrufe • vor 6 Monaten

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Amedspor Süper Lig'e çıkarıldığı zaman, bakın “çıktığı zaman” demiyorum, “çıkarıldığı zaman”; çünkü şampiyon olarak çıkmadı, ikincilikten çıktı ve Türkiye'de futbolun ne kadar siyasallaştığını hepimiz biliyoruz. İstenmeseydi çünkü çıkarılmayabilirdi. Arkadaşlarımızla bir değerlendirme yaptık ve şu tespitte bulunduk: Kim bütün bu süreci kurguladıysa Amedspor'un Süper Lig'e çıkarılması da bu kurgunun bir parçası ve amaç, toplumsal gerilimi artırmak, stadyumlar üzerinden Türkiye'de patlamaya hazır bir potansiyeli hazırlamak. Diyebilirsiniz ki, “Ya öyle şey olur mu? Hangi akıl böyle bir şey yapar?” Hangi akıl, Sevr'in 100. uğursuz yıl dönümü olan 10 Ağustos 2026'da PKK affı yasasını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirdiyse, o akılla aynı akıl bu düzenlemeyi yapmıştır diye düşünüyoruz. Bu benim kişisel görüşüm değil. Bu, partimizin ortak görüşü; divanda, konusunda uzman emniyetçiler, askerler, psikiyatristlerle birlikte yapmış olduğumuz tartışmanın sonucunda ulaşmış olduğumuz nokta. Çünkü futbol, her zaman ve hemen her ülkede olağanüstü gerilimlerin çok hızlı ortaya çıkmasını sağlayan bir alandır. Siz de hatırlayacaksınız, Türkiye'de bir futbol maçında iki İç Anadolu şehri arasında çıkan olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, ağır yaralanmıştı. Onun için bunu bilen, futbolun bu gerilim alanını bilen merkezler, Amedspor üzerinden böyle bir gerilimi planlı olarak yaratmak için bunu ortaya çıkarttılar. Peki, Amedspor ne? Amedspor çok açık; yani PKK tarafından desteklenen ve PKK'nın ayrışma aracı, duygusal kopuş aracı, tahrik aracı olarak bilinçli bir şekilde kullandığı bir araç durumunda. Ve şimdi bu araç, bütün Türkiye'yi yıl boyunca bir grup taraftarla dolaşacak ve daha önce görmediğimiz görüntülerin ortaya çıkmasına neden olmaya başladı bile. Trabzon'da... Yani ligin en arkalarında, adı duyulmamış bir spor takımı iken Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası sahip çıktı. STK temsilcileri... Yani bir gizli el adeta talimat verdi. Ve yapılan araştırmaları söylüyorum size: 18 yaş üstü Kürtlerde Amedspor'a olan ilgi, 2023'ten 2025'e yüzde 8,7'den yüzde 27,5'e çıkmış. Yani 4 milyon kişiye ulaşmış bu kadar kısa sürede. Ve oy dağılımına baktığınızda, kulübün taraftarı olarak kendini niteleyenlerin yüzde 57'si DEM Parti'ye, yüzde 18'i CHP'ye, yüzde 12'si AK Parti'ye veriyor. Yani bir gizli el çok ciddi bir finansman sunuyor, bir devlet projesi gibi adeta. Ve daha önemlisi, daha geçen gün Futbol Federasyonu Başkanı hakemlere çağrıda bulundu. Dolayısıyla bunu sadece PKK ile sınırlamak mümkün mü sizce? Hayır, değil. Ama en etkili unsurun o olduğu görülüyor. Devletin yapmış olduğu tespitler var biliyorsunuz. Cemil Bayık, Amedspor'un desteklenmesi için çağrıda bulunuyor. Bu arada şunu da parantez içinde ifade edeyim: Partimizin divan üyesi, genel başkan yardımcısı, GATA'dan emekli Profesör Ali Şehirlioğlu Hoca, Diyarbakır Askerî Hastanesi'nde görevliyken aynı zamanda Diyarbakırspor'un da doktoruydu, gönüllü doktoruydu. Yani biz parti olarak Diyarbakırspor gerçeğinden, sürecin nasıl Amedsporlaştırılarak siyasallaştırıldığını gayet iyi ve gayet yakından biliyoruz. Şimdi bu siyasal pimi çekilmiş psikolojik bombayı Türkiye'nin değişik yerlerine götürüp bir tahrik ve gerilim tuzağı Türkiye'ye kurulmak isteniyor. Bu konuda devlete büyük sorumluluk düşüyor. Şu ana kadar ben devletin bu sorumluluğu yerine getirmediğini ve polisiye önlemlerle sadece durumu yönetmeye çalıştığını görüyorum. Bu da yetersiz. Bakın, bu da yetersiz. Çok daha kapsamlı, çok daha tansiyonu düşürücü psikolojik önlemlere ihtiyaç var. Ve ayrıca Amedspor lehine bir pozitif ayrımcılık yapıldığı duygusunu vermek, bunu güçlendirecek, bu düşünceyi güçlendirecek açıklamalar yapmak da tansiyonu düşürmüyor. Aksine yükseltiyor. Mesela Trabzonlu Futbol Federasyonu Başkanı'nın maçtan önce hakemlere yapmış olduğu çağrı, iyi niyetli bir çağrı olsa bile sonuçları itibarıyla doğru bir çağrı değil. Yani, “Hakemler, kanaatlerinizi Amedspor lehine kullanın.” Niye yani? Niye Antalyaspor lehine değil de Amedspor lehine? Niye Muğla İdman Yurdu için değil de Amedspor lehine? Bakın, bu herkesin kendisine sorduğu ve herkesi öfkelendiren soru hâline geliyor. Yani bir takım var, taraftarı İstiklal Marşı'nızı söylemiyor. Bir takım var, taraftarlarına diyor ki, “Stada İstiklal Marşı'ndan sonra girin.” Bir takım var, Trabzon maçı öncesinde statta örgüte yakın marşların çalınmasına izin veriyor veya çaldırıyor, bilmiyorum. Ben sadece videoda gördüğümü söylüyorum. Şimdi bu süreç böyle devam edemez. Devletin bu konuda üzerine düşen önlemleri alması ve Amedspor'u normalleştirmesi gerekiyor. Yoksa bu lig çok uzar.

Haberiniz

22,788 Aufrufe • vor 29 Tagen

CHP'li belediyeler var olanı yok eder AK partili belediyeler yapar destek 🖐️🖐️🖐️ Kocaeli Büyükşehir'den damga vuran dönüşüm: FuarPark İzmit’in ortasında yeni bir dünya! Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin eski fuar alanını kapsayan kapsamlı dönüşüm projesiyle kente kazandırılan FuarPark, modern bir yaşam merkezine dönüştü. Bir dönem yalnızca fuar etkinlikleriyle anılan alan, bugün yılın her günü yaşayan, binlerce kişiyi ağırlayan ve Kocaeli’nin yeni çekim merkezi olarak öne çıkan bir yaşam alanı haline geldi. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, alanın vatandaşlara peşkeş çekildiğini vurgulayarak “Çünkü biz bu şehre hizmet etmeye odaklandık” ifadelerini kullandı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin İzmit'te hayata geçirdiği kapsamlı dönüşüm projesiyle eski fuar alanı, modern, nitelikli ve çok yönlü bir yaşam merkezi olarak kente kazandırıldı. Büyükşehir'in ortaya koyduğu vizyonla birlikte yeniden şekillenen FuarPark, Kocaeli başta olmak üzere bölgenin en güçlü kamusal alanlarından biri haline geldi. Uzun yıllar kentin sosyal hafızasında önemli yere sahip olan bölge, planlı düzenlemeler, altyapı yatırımları ve yeni yaşam alanlarıyla adeta küllerinden yeniden doğdu. İŞLEVİNİ KAYBETMİŞTİ, YENİDEN HAYAT BULDU 1960'lı yıllarda Kocaeli sanayisini tanıtmak amacıyla kurulan ve uzun yıllar Kocaeli Fuarı olarak hizmet veren alan, zaman içerisinde eski işlevini büyük ölçüde yitirdi. Bir dönem kentin en önemli buluşma noktalarından biri olan bölge, son dönemlerde cazibesini yitirmiş ve atıl bit alana dönüşmüştü. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen FuarPark projesi ise bu alanı yeniden şehrin kalbine taşıdı. Bir zamanlar yalnızca belirli dönemlerde kullanılan bölge, bugün her gün yaşayan ve her yaştan insana hitap eden bir yaşam merkezi kimliği kazandı. DÜNYADAKİ ŞEHİR PARKLARINI HATIRLATAN DÖNÜŞÜM Dünyanın önemli metropollerinde yer alan büyük şehir parkları yalnızca yeşil alanlarıyla değil, kültür, sanat, eğitim ve sosyal yaşamı bir araya getiren yapılarıyla da dikkat çekiyor. FuarPark da son yıllarda bünyesine kazandırılan yatırımlarla benzer bir dönüşüm süreci yaşadı. Akvaryumdan kütüphaneye, sanat galerisinden etkinlik alanlarına kadar uzanan çok yönlü yapısıyla bölge, günün her saatinde yaşayan bir kent merkezi kimliği kazandı. Kocaeli'nin yeni vitrini olarak gösterilen alan, yalnızca şehir sakinlerinin değil çevre illerden gelen ziyaretçilerin de uğrak noktalarından biri haline geldi. BÜTÜNCÜL ŞEHİR MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ Dönüşüm kapsamında alana kazandırılan Körfez Aqua Kıtalar Akvaryumu, Alev Alatlı Kütüphanesi, Sanat Galerisi ve geniş yeşil alan düzenlemeleriyle birlikte FuarPark; yalnızca bir rekreasyon alanı olmanın ötesine geçerek kültür, eğitim, bilim ve sosyal yaşamı bir arada sunan bütüncül bir şehir merkezine dönüştü. HER TÜRLÜ HASSASİYET GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULDU FuarPark yalnızca sosyal ve kültürel yatırımlarıyla değil, kapsayıcı yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Alanda hizmet veren özel kafeterya, gluten hassasiyeti bulunan vatandaşların ihtiyaçları gözetilerek tasarlandı. Çocuklardan gençlere, öğrencilerden ailelere kadar her kesime hitap eden yaşam alanlarıyla FuarPark, Kocaeli'nin ortak buluşma noktası haline geldi. DÖRT MEVSİM YAŞAYAN ÇEKİM MERKEZİ Büyükşehirin dokunuşuyla küllerinden doğan alan dört mevsim yaşayan bir çekim merkezine dönüştü. Sabah saatlerinde yürüyüş yapan vatandaşlardan akşam saatlerinde vakit geçiren ailelere, öğrencilerden turistlere kadar farklı kesimlerden ziyaretçilere ev sahipliği yapan bölge, kentin sosyal yaşamında vazgeçilmez bir yer haline geldi. AKVARYUMLA GÜÇLENEN YENİ TURİZM DESTİNASYONU FuarPark içerisinde hizmet veren Körfez Aqua Kıtalar Akvaryumu, sunduğu deneyimle alanın çekim gücünü daha da artırdı. Farklı kıtalara ait su altı ekosistemlerini bir araya getiren tematik yapısıyla ziyaretçilere kapsamlı bir deniz yaşamı deneyimi sunan akvaryum, modern tasarımı ve eğitici içerikleriyle özellikle ailelerin ve çocukların ilgi odağı

Sabri Amca

15,355 Aufrufe • vor 3 Monaten

CHP'li belediyeler var olanı yok eder AK partili belediyeler yapar destek 🖐️🖐️🖐️ Kocaeli Büyükşehir'den damga vuran dönüşüm: FuarPark İzmit’in ortasında yeni bir dünya! Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin eski fuar alanını kapsayan kapsamlı dönüşüm projesiyle kente kazandırılan FuarPark, modern bir yaşam merkezine dönüştü. Bir dönem yalnızca fuar etkinlikleriyle anılan alan, bugün yılın her günü yaşayan, binlerce kişiyi ağırlayan ve Kocaeli’nin yeni çekim merkezi olarak öne çıkan bir yaşam alanı haline geldi. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, alanın vatandaşlara peşkeş çekildiğini vurgulayarak “Çünkü biz bu şehre hizmet etmeye odaklandık” ifadelerini kullandı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin İzmit'te hayata geçirdiği kapsamlı dönüşüm projesiyle eski fuar alanı, modern, nitelikli ve çok yönlü bir yaşam merkezi olarak kente kazandırıldı. Büyükşehir'in ortaya koyduğu vizyonla birlikte yeniden şekillenen FuarPark, Kocaeli başta olmak üzere bölgenin en güçlü kamusal alanlarından biri haline geldi. Uzun yıllar kentin sosyal hafızasında önemli yere sahip olan bölge, planlı düzenlemeler, altyapı yatırımları ve yeni yaşam alanlarıyla adeta küllerinden yeniden doğdu. İŞLEVİNİ KAYBETMİŞTİ, YENİDEN HAYAT BULDU 1960'lı yıllarda Kocaeli sanayisini tanıtmak amacıyla kurulan ve uzun yıllar Kocaeli Fuarı olarak hizmet veren alan, zaman içerisinde eski işlevini büyük ölçüde yitirdi. Bir dönem kentin en önemli buluşma noktalarından biri olan bölge, son dönemlerde cazibesini yitirmiş ve atıl bit alana dönüşmüştü. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen FuarPark projesi ise bu alanı yeniden şehrin kalbine taşıdı. Bir zamanlar yalnızca belirli dönemlerde kullanılan bölge, bugün her gün yaşayan ve her yaştan insana hitap eden bir yaşam merkezi kimliği kazandı. DÜNYADAKİ ŞEHİR PARKLARINI HATIRLATAN DÖNÜŞÜM Dünyanın önemli metropollerinde yer alan büyük şehir parkları yalnızca yeşil alanlarıyla değil, kültür, sanat, eğitim ve sosyal yaşamı bir araya getiren yapılarıyla da dikkat çekiyor. FuarPark da son yıllarda bünyesine kazandırılan yatırımlarla benzer bir dönüşüm süreci yaşadı. Akvaryumdan kütüphaneye, sanat galerisinden etkinlik alanlarına kadar uzanan çok yönlü yapısıyla bölge, günün her saatinde yaşayan bir kent merkezi kimliği kazandı. Kocaeli'nin yeni vitrini olarak gösterilen alan, yalnızca şehir sakinlerinin değil çevre illerden gelen ziyaretçilerin de uğrak noktalarından biri haline geldi. BÜTÜNCÜL ŞEHİR MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ Dönüşüm kapsamında alana kazandırılan Körfez Aqua Kıtalar Akvaryumu, Alev Alatlı Kütüphanesi, Sanat Galerisi ve geniş yeşil alan düzenlemeleriyle birlikte FuarPark; yalnızca bir rekreasyon alanı olmanın ötesine geçerek kültür, eğitim, bilim ve sosyal yaşamı bir arada sunan bütüncül bir şehir merkezine dönüştü. HER TÜRLÜ HASSASİYET GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULDU FuarPark yalnızca sosyal ve kültürel yatırımlarıyla değil, kapsayıcı yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Alanda hizmet veren özel kafeterya, gluten hassasiyeti bulunan vatandaşların ihtiyaçları gözetilerek tasarlandı. Çocuklardan gençlere, öğrencilerden ailelere kadar her kesime hitap eden yaşam alanlarıyla FuarPark, Kocaeli'nin ortak buluşma noktası haline geldi. DÖRT MEVSİM YAŞAYAN ÇEKİM MERKEZİ Büyükşehirin dokunuşuyla küllerinden doğan alan dört mevsim yaşayan bir çekim merkezine dönüştü. Sabah saatlerinde yürüyüş yapan vatandaşlardan akşam saatlerinde vakit geçiren ailelere, öğrencilerden turistlere kadar farklı kesimlerden ziyaretçilere ev sahipliği yapan bölge, kentin sosyal yaşamında vazgeçilmez bir yer haline geldi. AKVARYUMLA GÜÇLENEN YENİ TURİZM DESTİNASYONU FuarPark içerisinde hizmet veren Körfez Aqua Kıtalar Akvaryumu, sunduğu deneyimle alanın çekim gücünü daha da artırdı. Farklı kıtalara ait su altı ekosistemlerini bir araya getiren tematik yapısıyla ziyaretçilere kapsamlı bir deniz yaşamı deneyimi sunan akvaryum, modern tasarımı ve eğitici içerikleriyle özellikle ailelerin ve çocukların ilgi odağı

Sabri Amca (caps)

47,184 Aufrufe • vor 3 Monaten

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin katılımıyla gerçekleştirilen NATO Savunma Sanayi Forumu’nun açılış töreninde şunları söyledi: ÜLKELER SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR SAVUNMA EKOSİSTEMİNE SAHİP OLMALI NATO Zirvesi kapsamında düzenlenen bu forumda, İttifakımızın gelecekteki caydırıcılık ve savunma mimarisini şekillendirecek en kritik alanlardan birini, yani savunma sanayi kapasitemizi, üretim gücümüzü ve yenilikçi kabiliyetlerimizi ele alıyoruz. İçinde bulunduğumuz güvenlik ortamı, bizlere çok açık bir gerçeği hatırlatmaktadır. Ülkeler; egemenliklerini, hak ve menfaatlerini koruyabilmeleri için; güçlü bir devlet yapısına, etkin bir diplomasiye, caydırıcı bir askerî kapasiteye ve sürdürülebilir bir savunma sanayi ekosistemine sahip olmalıdırlar. Bu çerçevede NATO'nun kolektif savunma anlayışı ve müttefikler arasındaki dayanışma ruhu ve birlikte hareket etme kararlılığı, bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu kararlılığı destekleyen üretim kapasitesi, mühimmat stoku, platform modernizasyonu, sürdürülebilir tedarik zincirleri ve hızlı uyum sağlayabilen sanayi ekosistemi de bir o kadar hayatidir. Nitekim, Ukrayna’daki savaş, modern harp ortamında mühimmat tedarik hızının, insansız sistemlerin, hava ve füze savunmasının, elektronik harbin ve hızlı inovasyonun ne kadar belirleyici olduğunu göstermiştir. TÜRKİYE YERLİ VE MİLLÎ ÜRETİM KAPASİTESİNİ DİKKAT ÇEKEN BİR SEVİYEYE ULAŞTIRDI Son dönemde Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler ise ulaştırma hatları güvenliği ile tedarik zinciri yönetiminin artık savunma planlamasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu nedenle artık hepimiz için temel soru şudur: Taahhütlerimizi ne kadar hızlı gerçek kabiliyete dönüştürebiliyoruz? Ankara Zirvesi’nin ana hedeflerinden biri de Müttefiklerin savunma yatırımlarındaki artışlarını göstermeleri, yeni yetenek hedeflerine ulaşmaları, üretim kapasitelerini büyütmeleri ve daha güçlü, daha yenilikçi, daha dayanıklı bir transatlantik savunma sanayi tabanı inşa etmeleridir. Bu bilinçle hareket eden Türkiye; savunma sanayindeki yerli ve millî üretim kapasitesini, mühendislik altyapısını küresel ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştırmıştır. Bugün kara, deniz ve hava platformlarından insansız sistemlere; elektronik harp kabiliyetlerinden hava savunma çözümlerine kadar geniş bir alanda önemli yetkinliklere sahibiz. Nitekim tersanelerimizde onlarca askerî gemi eş zamanlı olarak inşa edilmektedir. Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda Müttefiklerine ve ortaklarına da katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir. Kara gücümüzün modernizasyonu kapsamında ALTAY ana muharebe tankımızın seri üretim safhası, zırhlı kara araçları alanında ulaştığımız teknolojik ve endüstriyel seviyenin somut göstergesidir. KAAN PROGRAMI, TÜRKİYE’NİN YENİ BİR LİGE ÇIKTIĞINI GÖSTERİYOR KAAN programı, hava harekât alanında Türkiye’nin yüksek teknolojiye dayalı muharip hava platformları geliştirme kapasitesinde yeni bir lige çıktığını göstermektedir. Mühimmat üretimi de İttifak için en kritik başlıklardan biridir. Son yıllarda 155 mm mühimmat üretim kapasitemizi çok hızlı biçimde artırdık ve bu alanda somut sonuç üreten müttefiklerden biri olduk. ROKETSAN’ın yeni üretim ve entegrasyon yatırımlarıyla füze ve mühimmat üretim kapasitemizi önemli ölçüde büyütüyoruz. ASELSAN ve HAVELSAN gibi şirketlerimizin radar, elektronik harp, haberleşme, komuta-kontrol, yazılım, simülasyon ve yapay zekâ destekli sistemler alanındaki yatırımları ise savunma sanayi kapasitemizi yalnızca nicelik olarak değil, nitelik olarak da ileri taşımaktadır. Tüm bunlarla birlikte, NATO’nun yüzde 5 savunma yatırım taahhüdünü de önemli görüyoruz. Zira bu taahhüt, aynı zamanda İttifakın caydırıcılığını güçlendirme, savunma üretimini ölçeklendirme ve ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri zamanında sahaya yansıtma iradesinin somut göstergesidir. BİZLERİN GÖREVİ, BARIŞ ZAMANINDA İŞ BİRLİĞİ KÜLTÜRÜNÜ İNŞA ETMEKTİR Yaşanan savaşlar ve çatışmalar göstermiştir ki sahadaki başarı, yalnızca mevcut stoklara değil, aynı zamanda hızlı öğrenme, hızlı üretme ve hızlı uyarlama kapasitesine bağlıdır. Dron teknolojilerinden elektronik harbe, mühimmat üretiminden yazılım güncellemelerine kadar birçok alanda askerler, mühendisler, girişimciler ve karar vericiler arasındaki mesafe kısaldıkça cephedeki etkinlik artmaktadır. Bu nedenle bizlerin görevi, barış zamanında bu iş birliği kültürünü inşa etmektir. Kriz ortaya çıktıktan sonra üretim hattı kurmak, tedarik zinciri oluşturmak veya ortak standart geliştirmek çok geç olabilir. Hazırlık bugünden yapılmalıdır! Çağrımız açıktır: Taahhütleri kabiliyete dönüştürelim. Kaynakları üretime dönüştürelim. Sanayi gücümüzü caydırıcılığa dönüştürelim. Ve İttifakımızın güvenliğini, sözlerle değil, sahada karşılığı olan somut kapasiteyle güçlendirelim. Bu çerçevede, Forum boyunca yapılacak temas ve değerlendirmelerin gerçek projelere, ortak girişimlere, üretim mutabakatlarına ve kabiliyet çıktılarına dönüşmesini temenni ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyor, tüm katılımcılara teşekkür ediyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler #NATOsummit #WeAreNATO #StrongerTogether

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,234 Aufrufe • vor 2 Monaten

Gazeteci Özlem Gürses, Derya Çayırgan'ın ifadesini, yorumlayarak anlattı, onu irdeleyeceğim. Önce kendi düşüncemi belirteyim: Kişisel özel ilişkilere dair yapılan dedikodular bizi ilgilendirmez. Gerçekliği var mı yok mu onu bile sorgulamam. Derya Çayırgan'ın ifadesinin alınma sebebi, "suç gelirlerini aklamak" iddiası İfadeyi ben de okudum. Bazı noktalar dikkat çekici. Sorgulanması gereken kısımlar var. Tabii Özlem hanım iyi bir gazeteci, bunları da sorgulayacaktır. Acele bir çekim yapmış, yayında gördüğüm kadarıyla nezle gibi bir durumu da var, ondan soramamıştır. Sonraki yayınlarda soracaktır. Dikkatimi çeken noktalar şunlar: 📍Ekrem İMAMOĞLU ile 2020 ya da 2021 yılında Taksim'de yürürken tanışmış. 📍2022-2023 yıllarında ziyaret etmek için aramış, verilen randevu tarihinde Floryada İPA tesisinde ziyaret etmiş. 📍2023 yılında Bahçelievler'de evi (kentsel dönüşüm nedeniyle) yıkılmış, o dönem Bahçelievler ilçe başkanı olan arkadaşı Özgür ÇELİK'ten yardım istemiş, o da; kendisini, ailesini ve komşularını otele göndermiş. Bir süre sonra da ailesini İBB tesislerine yerleştirmişler. 📍Ankarada PTT'de oynadığı için bir süre sonra İstanbula geri dönmüş, ailesiyle 3.5 ay otelde kalmış. O arada, ev ararken Ekrem İMAMOĞLU'nun şahsi telefon numarasını bulmuş, kendisini aramış, teşekkür etmiş. 📍İmamoğlu'ndan İBB takımında oynama ve sonrasında da iş teklifi almış. 📍Görüşmeden çıkarken sağ kolu denilen Mustafa AKIN ile tanıştırılmış. Ekrem Bey, bir şeye ihtiyacı olduğunda arayabileceğimi söylemiş. BG - Buraya kadar (2021-2023 arasında) her şey normal sayılabilir. (Daha sonra yayılan bilgilerle HTS kayıtlarına göre Ekrem İmamoğlu ile 300, Mustafa Akın ile 570 kez görüştüğü tespit edilmiş.) 📍Masak incelemeleri neticesindeki tespitler sorulduğunda, "kendi birikimlerimi dövize çevirip bankaya yatırmamdan kaynaklı" demiş. Ancak, "2021 yılından önce kazandığım paraları bankaya yatırmazken, 2021'den sonrasında biriktirdiğim paraların bir kısmını dövize çevirerek banka hesabıma yatırdım." demiş. 📍16/06/2023 tarihinde hesabıma elden yatırdığım 50.000 Euro da bu birikimlerden kaynaklı diye açıklamış. "15/06/2023 tarihinde Kameroğlu İnşaata 20.000 TL, 16/06/2023 tarihinde 32.000 Dolar ve 62.570 TL ev almak için para gönderdim" ifadelerini kullanmış. BG - Burası biraz sıkıntılı. 2023'ün 6. Ayı itibarıyla 4 milyon 100 bin TL (yaklaşık 175.000 $) Bugünkü parayla 7.5 milyon TL'ye ev almış. (Ayrıca aynı dönemde peşin parayla birkaç milyon TL değerinde lüks Audi Q3 cip aldığı iddiası da var). Bu kadar yüksek rakamların evde tutulması, saklanması (gizli bir iş çevirilmiyorsa) pek akla yatkın değil. Düzenli yaşam süren ve yaşamı şeffaf olan insanlar evlerinde nakit para, döviz turmazlar. Riske girmeyecek kadar altın, belki.. Evlerinin kentsel dönüşüme girdiği ve belediye imkânlarıyla otellerde, İBB tesislerinde kalan bir ailenin böyle bir paraya sahip olması da akla yatkın değil. Voleybolcuların futbolcular gibi büyük paralar aldıklarını da bugüne kadar duymadım. Belki rahat bir yaşam sürebilecekleri gelirleri olabilir ama bir anda (tüm giderlerin dışında) 10 milyon TL üzeri bir birikimi (görülen o ki 2022-2023 arası 1-1.5 yıllık bir süreçte birden ortaya çıkarması) pek mümkün değil gibi. Ödenen paralar da evin alındığı rakamı tamamlamıyor ama hadi onu da açıktan vermiş olsun. Ancak, Kameroğlu İnşaat, İBB davası dosyalarında geçen, belediye ile ilişkilerinde; ruhsat, arazi, imar konularında al-ver ilişkileri (karşılıksız veya düşük değerli taşınmazlar alışverişi vb.) olduğu kayda geçen, İmamoğlu ve ailesiyle bu anlamda ilişkilendirilmiş bir şirket. İBB, Kulüp, Fatih Keleş ve Kameroğlu İnşaat ile Mustafa Akın'ın diğer dava dosyalarındaki, iddianamelerdeki ifadeleriyle çapraz kontroller de yapılmalı. Bu kısımlar mutlaka sorgulanmalı. Derya hanım belki ilerleyen süreçlerde bu konuları daha net izah edecektir. O açıklamaları bekleyelim. Takip edelim, doğruları bulmaya çalışalım. Özlem hanım da tabii. Özlem Gürses CHP 🇹🇷

Bülent Gürsoy

25,151 Aufrufe • vor 8 Monaten

SİNAN ATEŞ CİNAYETİ "SİYASİ" Mİ, DEĞİLSE "SİYASİ CİNAYET" ISRARININ SEBEBİ NE? Başta Ayşe Ateş olmak üzere Sinan Ateş cinayetini “siyasi cinayet” vasfına sokmak isteyenlerin tek amacı MHP ve Ülkü Ocakları’nı sanık sandalyesine oturtmak. Ayşe Ateş'in, 1 Temmuz'da başlayan duruşmalardan sonra bu kadar gerilmesinin, kendi durduğu konum ve kullandığı söylemlerde çelişkiye düşecek kadar paniklemesinin sebebi, savcılığın kimini iddianameden "kaçındığı" kimini tutuklulardan sakladığı ancak duruşmalarla ortaya çıkan dosyadaki ifade, BAZ ve HTS kaydı, kriminal raporlar vesair gibi bilgi ve belgelerle cinayete yükledikleri "siyasi" anlamın ve bu anlam üzerinden MHP ve Ülkü Ocakları'nı sanık sandalyesine oturtma planlarının bozulmaya başlamasıdır. Zira bir cinayetin “siyasi” olması için maktulün öldürülme sebebini destekleyecek türden “siyasi bir kimliğinin” ve o kimliği destekleyen “siyasi faaliyetlerinin” bulunması gerekir! Halbuki Sinan Ateş’in kimi dava dosyasına yansımış kimi ortalığa saçılmış “özel yazışmaları” ona siyasi bir kimlik yüklenemeyecek içerikler barındırıyor. Dahası, Sinan Ateş'in ortalığa saçılan "özel yazışmaları"na bakılırsa bir siyasi faaliyet içinde olmadığı gibi hem kaynağına dair şüphe duvarları yıkılamayan ticari faaliyetleri hem “pizzacı kılığında birilerinin evine adam göndermek kafa göz kırdırmak” gibi hukuk dışı eylemleri hem de cinayet davasının sanıkları olan “tetikçi ve azmettiricinin” saldırı gerekçesi olarak öne sürdüğü “iş takipçiliğine” yoğunlaştığı görülüyor. Bu arada Ayşe Ateş'in Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte yaptığı açıklamada kullandığı, "sanık beyanlarıyla Ülkü Ocakları yöneticileri ve destekçilerinin ve hatta MHP yöneticilerinin beyanlarının örtüştüğü" sözleri, cinayetle MHP ve Ülkü Ocakları arasında kurumsal bağ kurma çaba ve ısrarının ürünü. Ne var ki Ayşe Ateş'in muhalif medyayla birlikte kurdukları "korsan mahkemelerde" kullandığı söylemler, cinayeti MHP ve Ülkü Ocakları ile ilişkilendirme planının bir parçası olarak dile getirdiği isimler ve cinayete dair anlattığı olay örgüsü, cinayetin üzerinden 1 saat bile geçmeden hatta daha Ankara Emniyeti delilleri bile toplamadan (zira olay yerinde kullanılan silahlardan ikisi, Selman Bozkurt ve Ahmet Keçik'in kullandığı silahlar akşam 19 sularında polise teslim edildi) firari FETÖcüler ve onlarla ilişkili sahte isim kullanan ESRARENGİZ hesaplardan paylaşılanlarla birebir aynı. Öyle ki, Ayşe Ateş'in paylaşımları ve anlatımlarını analiz ettiğinizde ya cinayetten bir saat bile geçmeden yazılan hikayeyi Ayşe Ateş yazmış ya o hikayeyi yazanlar Ayşe Ateş'in paylaşımlarını yazıp açıklamalarını hazırlamış diyor insan. İşte asıl sorgulanması gereken de bu. Zira başından beri bu cinayetin, MHP ve Ülkü Ocakları'nı sanık sandalyesine oturtma bu yolla da Cumhur İttifakı'nı dağıtma amacına matuf bir kumpas örgüsü içerdiğini dile getiriyor, Ayşe Atyeş'in de (BİLEREK YA DA BİLMEDEN) bu örgünün aparatlığına soyunduğunu vurguluyoruz.

Zihni Çakır

49,834 Aufrufe • vor 2 Jahren

İyi akşamlar.... 🏺⚔️💧 Antalyanın kalbinde Hititlerin , Büyük İskenderin, Romalıların … Hepsinin Yolu Bu Kentten Geçti: PERGE ANTİK KENTİ 🏺⚔️… Antalya’nın Aksu ilçesinde, bugün sessizce yükselen sütunların arasında yürüdüğünüzde aslında yalnızca görkemli bir Roma kentinde değilsiniz… Çünkü Perge’nin hikâyesi Roma’dan çok daha eskiye uzanıyor. 🏺⏳ ⛰️ Perge Akropolü’nde yapılan araştırmalar, buradaki yerleşimin izlerini Erken Tunç Çağı’na kadar götürüyor. Ama asıl gizem burada başlıyor… 👀 📜 Hitit metinlerinde “Parha” adında bir yerden söz ediliyor. MÖ 13. yüzyıla tarihlenen ünlü Tunç Tablet’te de bu isim karşımıza çıkıyor. Peki Hititlerin bahsettiği Parha, bugünkü Perge olabilir mi? 🤔 Bu bağlantı bilim dünyasında güçlü biçimde kabul görse de aynı döneme ait arkeolojik kalıntılar henüz Perge’de kesin biçimde ortaya konulmuş değil. Yani önümüzde hâlâ cevaplanmayı bekleyen yaklaşık 3.000 yıllık bir soru var. 🔎🏺 🌊⛰️ PEKİ PERGE BU COĞRAFYADA YALNIZ MIYDI? Hayır… Perge, Antik Çağ’da Pamphylia olarak bilinen bölgenin en önemli kentlerinden biriydi. Fakat hemen çevresinde Anadolu’nun birbirinden farklı halkları ve kültürleri bulunuyordu. 🏺 Batısında Likya ve Likyalılar… ⛰️ Kuzeyinde, Torosların yüksek kesimlerinde Pisidia ve Pisidialılar… 🌊 Güneyinde ise Akdeniz ve Akdeniz dünyasına açılan ticaret yolları… Perge tam anlamıyla bu dünyaların kesiştiği bir coğrafyada yükselmişti. 🗺️ Özellikle Toroslardan Pamphylia Ovası’na inen yollar, kıyı ile Anadolu’nun iç kesimleri arasında doğal bir bağlantı oluşturuyordu. Bu nedenle Perge’nin dünyasını yalnızca “Pamphylialı” olarak düşünmek eksik kalır. 🏺 Likya, Pamphylia ve Pisidia birbirlerinden kesin duvarlarla ayrılmış dünyalar değildi. Ticaret yolları, göçler, siyasi değişimler, dini gelenekler ve sanat aracılığıyla bu bölgeler yüzyıllar boyunca birbirleriyle temas halindeydi. 🤝🏺 Likya’nın kendine özgü mezar mimarisi ve dili vardı… Pisidialılar Torosların sarp dağlık dünyasında güçlü yerleşimler kurmuştu… Perge ise verimli Pamphylia Ovası üzerinden hem Akdeniz kıyılarına hem de Anadolu’nun içlerine bağlanabiliyordu. 🌊⛰️ Bu konum, Perge’nin ilerleyen yüzyıllarda neden bu kadar önemli bir kent haline geldiğini anlamamız açısından da oldukça önemli. ⚔️ VE SONRA BÜYÜK İSKENDER GELDİ… Takvimler MÖ 333’ü gösterdiğinde Anadolu’yu baştan sona değiştiren bir isim Pamphylia’ya ulaştı: 👑⚔️ BÜYÜK İSKENDER İskender önce Likya ve Pamphylia kıyıları boyunca ilerledi. Ardından ordusuyla Perge’ye ulaştı. İşte bu noktadan sonra Perge’nin içinde bulunduğu dünya çok daha büyük bir siyasi dönüşümün parçası olacaktı. 🌍 İskender’in ölümünün ardından kent Helenistik krallıkların mücadele alanında kaldı. Seleukoslar… Pergamon Krallığı… Ve sonunda… 🦅 ROMA. Fakat Roma geldiğinde Perge’nin hikâyesi sona ermiyordu. Tam tersine… ✨ PERGE’NİN EN GÖRKEMLİ DÖNEMİ DAHA YENİ BAŞLIYORDU. 🏛️ Sütunlarla çevrili dev caddeler… 🏟️ Binlerce kişilik stadyum… 🎭 Görkemli tiyatro… 💧 Caddenin ortasından akan sular… 🗿 Mermer tanrılar ve imparatorlar… Perge, Roma döneminde Pamphylia’nın en ihtişamlı şehirlerinden birine dönüşecekti. Ve yaklaşık 2.000 yıl önce bu kentin kaderinde söz sahibi olan en dikkat çekici isimlerden biri… 👩 BİR KADINDI. Onun adı: 👑 PLANCIA MAGNA 🏺 DEVAMI 2. POSTTA… 💧 Roma’nın “Su Şehri” Perge 👩 Plancia Magna’nın sıra dışı hikâyesi 🗿 Perge’nin dünyaca ünlü heykelleri 🏟️ Dev stadyumu ve tiyatrosu ⛏️ Ve Jale İnan’la gün ışığına çıkan muazzam eserler… 🏛️🔥

Sanem Ergün

10,350 Aufrufe • vor 24 Tagen

100 Yılın Ayıbı Artık Son Bulmalı… Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan Dijital Medya Cevdet Yılmaz Numan Kurtulmuş Mehmet Uçum Oktay SARAL Ejder AÇIKKAPI🇹🇷 Mahinur Özdemir Göktaş Orhan Ateş Dr. Hasan Arslan Abdullah Erdem Cantimur Zeki Korkutata Prof. Dr. Vedat Işıkhan Vedat Bilgin Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Dr. Nazım Maviş Dr. Leyla Şahin Usta 🇹🇷 Doç. Dr. Resul Kurt Vedat Bilgin Prof.Dr.Kürşad ZORLU Ahmet Büyükgümüş Mehmet Simsek Feyzi Berdibek🇹🇷 Yusuf Tekin Mehmet Emin Öz Zehranur Aydemir Radiye Sezer KATIRCIOĞLU Cemil YAMAN Mehmet Akif YILMAZ Sadettin HÜLAGÜ Veysel TİPİOĞLU🇹🇷 AK Parti Av. Özlem Zengin 🇹🇷 ERCAN ÖZTÜRK 🇹🇷 Kemal Karahan Latif Selvi Ibrahim Ufuk Kaynak Rukiye Genç Toy Yılmaz Büyükaydın T.C. Cumhurbaşkanlığı T.C. İletişim Başkanlığı AK Parti T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı TBMM AK Parti Grup Başkanlığı AK Parti Teşkilat Başkanlığı Bu ülkede daha çocuk yaşta üretime katıldık. Okul sıralarından çıkıp atölyelere, fabrikalara, dükkânlara koştuk. Sabahın karanlığında mesaiye başladık, akşam yorgunlukla eve döndük. Çırak dediler, stajyer dediler… Ama iş söz konusu olduğunda bizi çalışan gibi gördüler. Bugün ise aynı yıllar yok sayılıyor. Alın terimiz kayıtlarda var, ama haklarımızda yok! Prim yatırıldı denildi, fakat emeklilik hesabına gelince “başlangıç sayılmaz” denildi. Bugün bile stajyerlikten ve mesleki okulların öneminden söz edilirken, yapılan kısa kol sigorta uygulamasının doğurduğu hak gaspından ve emek sömürüsünden bahsedilmiyor. Bu bilinçli şekilde sürdürülen bir uygulama olarak vicdanları yaralamaktadır. Soruyoruz: Fiilen çalıştırılan bir gencin emeği nasıl yok hükmünde sayılır? Üretime katılan, ekonomiye katkı sağlayan, meslek öğrenirken iş gücü olarak kullanılan insanlar neden sosyal güvenlik başlangıcına dâhil edilmez? Bu mesele bir teknik düzenleme değil; Bu mesele hayatı boyunca çalışan insanların gasp edilen yıllarıdır. Ertelenen emekliliklerdir. Değiştirilen hayat planlarıdır. Devlete güven duyan milyonların hayal kırıklığıdır. Erken yaşta çalışmayı teşvik edip, zamanı gelince o çalışmayı yok saymak sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Biz ayrıcalık değil, adalet istiyoruz. Yeni bir hak değil, geçmişte verilmiş emeğin teslim edilmesini istiyoruz. Staj ve çıraklık döneminde geçen sürelerin 4A sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesini istiyoruz. Görmezden gelinen her gün, büyüyen bir mağduriyettir. Bu ses duyulana kadar susmayacağız. 100 Yılın Ayıbı #StajÇıraklıkSigortasıMağdurlarınaSahipÇıkılmıyor

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

143,737 Aufrufe • vor 7 Monaten

İletişim Başkanımız Fahrettin Altun'un (Fahrettin Altun), #KriziletişimiÇalıştayı'ndaki konuşmalarından… ▪ Elbette krizlerden bahsettiğimizde aklımıza sadece doğal afetler gelmemeli. Ne yazık ki beşeri krizler de zaman zaman doğal afetler kadar, hatta onlardan çok daha fazla yıkıcı olabiliyor. Bugün küresel alanda gün yüzüne çıkan savaşlar, terörizm, göç dalgaları, gıda krizleri, sağlık krizleri bizleri ağır buhranlarla, meydan okumalarla karşı karşıya bırakıyor. ▪ İşte komşumuz Suriye’de yaşananlar... Son 13 yılda Suriye, modern tarihin gördüğü en büyük insani krizlerden birine şahitlik etti. 1 milyona yakın insan hayatını kaybetti. 12 milyon insan yerinden yurdundan edildi. ▪ Evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce masum insan kendilerine yuva ararken Akdeniz’de, Ege’de boğularak hayatını kaybetti. Şehirler, mabetler, tarihi yapılar yıkıldı. Ülke, acımasız vekalet savaşlarına sahne oldu. Terörizmin farklı formları orada kendisine neşv-ü nema buldu ve her zaman olduğu gibi olan yine mazlumlara oldu. Şükürler olsun ki, 13 yıl süren bu zulüm, Suriyeli kardeşlerimizin kararlı mücadelesi sayesinde bitti ve Baas rejimi yıkıldı. ▪ Türkiye bu 13 yıllık süreçte Suriye krizinden en ağır şekilde etkilenen uluslararası aktörlerin başında yer aldı. Türkiye, Suriye kaynaklı terör saldırılarının ve yine Suriye’den neşet eden göç dalgasının başlıca muhatabı oldu. ▪ Türkiye’de kaos ve istikrarsızlık yaratmak isteyen, Türkiye’ye karşı yıpratma savaşı sürdüren unsurlar Suriye’yi işlevsel bir kaynak olarak gördüler ve sömürdüler. Bu süreçte ülkemizin milli güvenliği, siyaseti, ekonomisi ve toplumsal barışı ciddi risklerle, tehditlerle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Suriye krizine çözüm aramaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Sert ve yumuşak güç unsurlarını birlikte kullanarak Suriye’de akan kanı durdurmaya çalıştık. Birleşmiş Milletler mekanizmalarını, Astana süreci başta olmak üzere yeni diplomatik kanalları devreye soktuk. ▪ Bütün bunların yanında; terör örgütleriyle tek başımıza mücadele ettik. Terörü kaynağında kurutmak amacıyla bütün dünyayı karşımıza alarak teröre karşı çok güçlü, başarılı askeri operasyonlar düzenledik. Bunları yaparken aynı zamanda savaştan, zulümden kaçan masuma da, mazluma da kucak açtık. Ülkemiz bu mazlumlar için adeta bir güvenli liman oldu. Suriyeli kardeşlerimizin yaşadıkları mezalime dünyanın vicdanı olarak hep insani boyutta baktık. Dolayısıyla onlara sırtımızı dönmedik, dönemezdik de. Ne İslâmî ne insani olarak kabul edilebilecek böylesi bir tutum içerisinde olmadık, bu manada Suriyeli kardeşlerimize misafirperverliğimizi gösterdik. İnancımız ve komşuluk hukukumuz neyi gerektiriyorsa onu yaptık. ▪ Sayın Cumhurbaşkanımızın dün akşam Kabine Toplantısı sonrası millete sesleniş konuşmasında ifade ettikleri gibi; "Bir dönem nüfusu 3 milyon 700 bine ulaşan, ancak şimdi sayıları 2,9 milyona düşen Suriyeli muhacirlere, 13 yıl boyunca biz ensarlık yaptık. Yüksünerek, şikayet ederek değil, inancımızın ve komşuluk hukukumuzun gereği olarak memnuniyetle yerine getirdik. Bu emsalsiz misafirperverlik, insanlık tarihine altın harflerle yazılacaktır. Türkiye; zor bir dönemde, zor bir imtihanı alnının akıyla vermeyi başarmıştır." ▪ Sayın Cumhurbaşkanımız bütün dünyada Türkiye’nin bu güçlü, haklı duruşunun temsilcisi olarak dün yaptığı konuşmada bu ifadeleri kullandı ve çok güçlü, gururlu bir şekilde net bir biçimde Türkiye’nin haklı pozisyonunu bütün dünyaya duyurmuş oldu. ▪ Suriyeli sığınmacı kardeşlerimizin onurlu, güvenli, gönüllü ve düzenli şekilde vatanlarına geri dönüşlerini temin etmek amacıyla da hükümetimiz gerekli adımları atacaktır. Bizler Türkiye olarak gönüllü gerçekleşecek bu dönüş sürecini de yine tarihimize, kültürümüze ve insanlık vicdanına yaraşır şekilde yöneteceğiz.

Aslan Değirmenci

13,544 Aufrufe • vor 1 Jahr

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Üniversitesinde Kara Harp Okulu öğrencileriyle iftar programında bir araya geldi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler beraberindeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile karşıladı. İftarda Harbiyelilere hitap eden Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 110’uncu yıl dönümünü hatırlatarak şunları söyledi: "Şanlı tarihimizin kilometre taşlarından olan Çanakkale Deniz Zaferimizin 110'uncu yıl dönümü kutlu olsun diyorum. Canları ve kanlarıyla hafızalara kazınan direniş kıyamıyla Çanakkale'de destan yazan şehitlerimizin tamamını kemal-i edeple yâd ediyorum. Başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere müstahkem mevki kumandanı Cevat Paşa'dan Yarbay Selahaddin Adil Paşa'ya, kahraman ordumuzun tüm komutanlarını saygıyla anıyorum. Anadolu'nun ve gönül coğrafyamızın dört bir yanından gelerek devrin zalimlerinin karşısına dikilen düvel-i muazzama müstevlilerine geçit vermeyen tüm kahramanlara Rabb’imden bir kez daha rahmet diliyorum." BU ZAFER MİLLETİMİZE DİRİLİŞ ÜMİDİ AŞILADI Mehmet Âkif Ersoy'un Çanakkale şehitleri için yazdığı, "Sen ki son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın." dizelerini okuyan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle devam etti: "Aziz vatanı düşman çizmelerine çiğnetmeyen, o demir çemberi göğsünde kırıp parçalayan tüm kahramanlarımıza bir kere daha şükranlarımı sunuyorum. Rabb'im şehit ve gazilerimizin emanetine hakkıyla sahip çıkmayı, istiklal ve istikbal sancağını bundan sonra da aşkla, şevkle, gururla dalgalandırmayı bizlere de nasip eylesin diyorum." Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Çanakkale Zaferi'nin, Balkan Harbi'nden ve üst üste gelen ihanetlerden yorgun düşmüş, işgalci güçlerin "hasta adam" olarak gördükleri bir milletin yeniden şahlanışının ve dirilişinin müjdecisi olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: "Genciyle, yaşlısıyla, kadını ve erkeğiyle el ele, yürek yüreğe verip zaferle taçlandırdığımız Millî Mücadele’nin fitili Çanakkale Zaferi ile ateşlenmiş; bu zafer milletimize, taptaze bir kıyam ve diriliş ümidi aşılamıştır. Milletimizin hücrelerine işleyen şehadet bilinci İstiklal Harbi'nde tüm ışıltısıyla bir kez daha parlamış, dünyanın diğer milletleri için mümtaz bir mücadele örneği teşkil etmiştir. Kore'de, Kıbrıs'ta ve daha pek çok yerde Mehmetçiğin sergilediği vakur ve erdemli tavır millî kimliğimizin tarihe düştüğü birer eşsiz not hükmündedir. Merhameti ve merhameti kadar mücadelesiyle de örnek bir ecdadın ahfadı olmaktan hepimiz iftihar ediyoruz. Burada şunu da büyük bir gururla ifade etmek istiyorum, 110 yıl önceki hayâsız akınları nasıl bozguna uğratıp vatanımızın birliğini, milletimizin dirlik ve kardeşliğini temin ettiysek bugün de aynı azim ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürüyoruz." ULUSLARARASI BASINDAKİ DEĞERLENDİRMELER, ÜLKEMİZİN BAŞARILARINI AÇIKÇA TEYİT VE TESCİL ETMEKTEDİR Ülkemizi hedef alan sinsi planları, hain emelleri, karanlık senaryoları arkasında kim olduğuna bakmadan tek tek yırtıp atıyoruz." ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şunları söyledi: "Devletimizin payidar, milletimizin ebediyen muzaffer ve muvaffak olması için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktan bir an olsun çekinmiyoruz. Şu gerçeği artık dost düşman fark etmeksizin artık herkes ikrar etmektedir. Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu başta olmak üzere dünyayı etkisi altına alan değişim fırtınasını en hazırlıklı karşılayan ülkelerden biridir. Son dönemde uluslararası basında ülkemizle ilgili çıkan değerlendirmeler, ülkemizin başarılarını açıkça teyit ve tescil etmektedir. Daha üç beş sene öncesine kadar bizi kıyasıya eleştirenlerin çoğu şimdi bize hak vermeye başladı. Suriye ve Filistin'de takip ettiğimiz insani, vicdani ve onurlu politikaların ne kadar isabetli olduğu bugün herkes tarafından açıkça dillendiriliyor. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta ilk günden beri izlediğimiz dengeli tutumun doğruluğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Aynı tabloyu Libya'dan Sudan'a, Somali'den Karabağ'a, Balkanlar'dan Doğu Akdeniz'e pek çok yerde görüyoruz." FETÖ’CÜ ALÇAKLARLA MÜCADELEMİZ HIZ KESMEDEN DEVAM EDİYOR Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Yurtta sulh, cihanda sulh!" ilkesini "Daha adil bir dünya mümkündür." şiarıyla birleştirerek girişimci bir dış politika tasavvuruyla Türkiye'yi küresel bir oyuncu hâline getirdiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Ülkemiz içindeki bazı çevreler hâlen kabullenmese de doğru zamanda hayata geçirdiğimiz doğru stratejimiz sayesinde bugün Doğu ve Batıyla eşit ilişkiler geliştiren, küresel adaletsizliklere korkusuzca tepki veren, millî politikalarını her şart altında kararlılıkla uygulayan, çıkarları ile değerleri arasında tercih yapmak mecburiyetinde kalmayan bir Türkiye gerçeğine kavuştuk." dedi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, Türkiye Yüzyılı'nı adım adım inşa ederken milletin şevkini, azmini ve cehdini kıran engelleri de teker teker kaldırdıklarını belirterek konuşmasına şöyle devam etti: "15 Temmuz gecesi milletin namusuna emanet ettiği silahlarla devletimizi işgale yeltenen FETÖ'cü alçaklarla mücadelemiz ihanetin üzerinden geçen yaklaşık 9 yıla rağmen hız kesmeden devam ediyor. Finans desteği ve eleman havuzunu önemli ölçüde yitiren bu hain şebeke, Pensilvanya'daki elebaşının ölümü sonrasında çöküş dönemine girmiştir. Tıpkı hain elebaşı gibi örgütün de son nefesini vereceği günler yakındır. Aynı şekilde, 40 yıldır başımıza musallat edilen bölücü terör belasından ilelebet kurtulmak için de yoğun bir çalışmanın içindeyiz. 85 milyon vatandaşımızın tamamının kardeşlik şuurunu perçinleyecek, müreffeh geleceğini güvence altına alacak, iç cephemizi güçlendirecek terörsüz Türkiye hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Bölgemizin hasretini çektiği kalıcı barış ortamına kavuşmasını sağlayacak bu çalışmaların semeresini inşallah yakında göreceğiz. Bizim gayemiz; son iki asırdır kimi zaman etnik, kimi zaman mezhebi fay hatları üzerinden sahnelenen planları tarihin çöp sepetine yollamaktır. Derdimiz huzurdur, kardeşliktir, muhabbettir, kader ve gönül birliğini bu topraklarda ilelebet hâkim kılmaktır. Allah'ın izniyle bu amacımızda da muvaffak olacağız." COĞRAFYAMIZI KANA BOĞMAK İSTEYENLERİN SONUNA KADAR KARŞISINDA DURACAĞIZ Bir asır evvel olduğu gibi istilacı heveslerle bu coğrafya üzerinde ameliyat yapmaya yeltenenlerin karşılarında Türkiye'yi bulacağını belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Şunu çok açık ve net söylemek isterim; Arzımevut hezeyanıyla coğrafyamızı kana, gözyaşına ve zulme boğmak isteyenlerin sonuna kadar karşısında duracağız." ifadesini kullandı. "Siyonist rejim dün gece Gazze'ye düzenlediği vahşi saldırılarla masumların kanından, canından ve gözyaşından beslenen bir terör devleti olduğunu bir kez daha gösterdi." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "330 masumu düşünebiliyor musunuz? Bir sahur vaktinde bu siyonist rejim maalesef soykırım yaparak katletmiştir. Çoğu çocuk ve kadın. Akşam aldığım haberle 400'ün üzerinde kardeşimizin şehit edildiği, vahşetin sorumluları döktükleri her damla kanın hesabını vereceklerdir." açıklamasında bulundu. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, bugün masum çocukları, bebekleri ve kadınları yakan ateşin, bu şımarıklıkla, bu cinnet hâliyle, bu pervasızlık ve küstahlıkla devam edilirse elbet bir gün çırayı tutanları ve ateşe benzin dökenleri de saracağını dile getirerek "Türkiye olarak bu mübarek günlerde Gazzeli mazlumların ve Filistinli kardeşlerimizin yanındayız. Katliamların durması, sükûnetin tesisi ve ateşkesin tekrar sağlanması için diplomatik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz." ifadesini kullandı. SAVUNMA VE HAVACILIKTA İHRACATIMIZI 7 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNE ÇIKARDIK Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, milletin medarıiftiharı kahraman Türk ordusunun eriştiği yüksek caydırıcılık kapasitesiyle küresel düzeyde müessir bir güç hâline geldiğini belirterek son dönemde yapılan yüksek teknoloji hamlesiyle yerlilik oranının yüzde 20'lerden yüzde 80 seviyesinin üzerine taşındığını, savunma sanayisi alanında parmakla gösterildiklerini söyledi. Kendi mühendisleriyle ürettikleri İHA, SİHA, uçak, helikopter, gemi, denizaltı ve daha nicelerinin, güvenlik mimarisinin ulaştığı seviyeyi ortaya koyduğunu belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle devam etti: "Savunma ve havacılık ihracatımızı 2024'te bir önceki yıla göre yüzde 29 oranında artırarak 7 milyar doların üzerine çıkardık. Son 10 yıl içinde 185 ülkeye 230 çeşit savunma sanayi ürünü ihraç ettik. İnşallah kısa bir zaman içinde ikinci uçak gemimizi de yapıyoruz, yapacağız. Sadece geçtiğimiz yıl toplam değeri 10 milyar doları aşan sözleşmelere imza attık. 180 farklı ülkeye ihracat gerçekleştirdik. İnşallah bu sene çok daha yüksek rakamları yakalayacağız." ORDUMUZUN DEDİKODULAR ÜZERİNDEN YIPRATILMASINA İZİN VERMEYİZ Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, kahraman Türk ordusunun, Afganistan'dan Somali'ye, Irak'tan Kosova'ya gönül ve kültür coğrafyasının dört bir yanında barışa katkı sunduğunun altını çizerek "Desteğimize ve kardeşliğimize ihtiyaç duyulan her bölgede dostlarımızın yanında olmayı bundan sonra da inşallah sürdüreceğiz." diye konuştu. Bu süreçte en büyük dayanaklarından birinin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Ordumuzu güçlendirmek, caydırıcılığını artırmak, imkân ve kabiliyetlerine yenilerini eklemek önümüzdeki dönemde de önceliğimiz olacaktır. Şurası da son derece önemlidir. Üzerine titrediğimiz ordumuzun dedikodular üzerinden yıpratılmasına, kimi kendini bilmez siyasetçiler tarafından örselenmesine izin vermeyiz. Kimden gelirse gelsin, bu tür hadsizlikler karşısında ordumuzun ve komuta kadememizin her daim yanındayız. Disiplini, cesareti ve fedakârlığıyla bilinen Türk Silahlı Kuvvetlerinin, her ne surette olursa olsun bu vasıflarının zedelenmesine de göz yummayız." dedi. Disiplin, vakar ve imanın, kahraman Türk ordusunun kahraman mensuplarının en önemli özelliği olduğunu ve kimsenin bunlara halel getiremeyeceğini belirten Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, "Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev üstlenen her bir evladımız, kardeşimiz ve arkadaşımız da askerlik mesleğinin temel prensipleri olan bu hasletlere sıkı sıkıya sahip çıkmalıdır." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, harbiyelilerin gerek eğitim gerekse görevi boyunca bu değerlerden asla sapmayacağına inandığını dile getirerek şunları kaydetti: "Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başkomutanı olarak kahraman ordumuzun asil mensuplarıyla her zaman kıvanç duyduğumu bilmenizi istiyorum. Çanakkale Deniz Zaferimizin 110’uncu yıl dönümünü tekrar tebrik ediyorum. Şehitlerimizi, gazilerimizi bir kere daha rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Rabb’im sizlerle birlikte tüm askerlerimizi korusun, kollasın, yolunuzu da bahtınızı da açık eylesin diyorum. Gönül elçilerimiz olarak gördüğümüz misafir öğrencilerimize de aynı şekilde Rabb’imden üstün başarılar temenni ediyorum. Hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum." #18Mart1915 #ÇanakkaleGeçilmez #18MartŞehitleriAnmaGünü #ÇanakkaleDenizZaferi #GaziMustafaKemalAtatürk #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

188,939 Aufrufe • vor 1 Jahr

Kaya Temel İçin Üzüldüm Bülent Timurlenk: Okan Burun maça dahil diğer açıklamalarına da geleceğim. Kocaeli Başkanı Kocaeli Maçı için de söylediklerini. Ama bu 11'in sızma meselesinde önce bir medya tarafından bakmak lazım. Demek ki Kaya Temel ismi verilmiş. Son aylarda sürekli olarak 11'i tutturuyormuş bu arkadaşımız. Bir gazeteci gözüyle şöyle bakayım. Gazete sayfası ya da televizyon ekranı için muhabirlerden muhtemel 11'ler her zaman istenir. Ama o muhtemel 11'leri bilen muhabirlere ben hayatımda prim falan verildiğini görmedim. Yani çok gazeteciğin ufak detaylarından bir tanesi. Mesela Galatasaray 11'i muhtemel 11'i istendiği gibi Göztepe 11'i de istenir. muhabirlerden. Böyle çalışırdı güzel. Şimdi bu arkadaşlardan hiçbirisi mesela Galatasaray muhabiriyim diye dolaşırken Galatasaray'ın rakip 11'leri hakkında istihbarat yapsınlar diye söylemiyorum. Bu haberciliğin bir parçası. Kendi kendine oynamayacak ki Galatasaray. Göztepe 11'in hiç merak eden yok. Şimdi burada temel problem şu. Kurumlarda çalışırken konvansiyonel medyada, gazetede, televizyonda bir sayfanın editörü vardır. Bir spor servisinin müdürü vardır. Sen getirdiğin haberler dışında sana sorular sorarlar. O sorulara cevap ararsın. Sayfalar ona göre yapılır. Haberler ona göre şekillenir. Ekranda haberler ona göre seslendirilir. Yorumcular da bunların üzerinden program yaparlar. Ve muhabirlikte... Yorum yapılması beklenmez. Bir bir daha iki. Yani gazeteciliğin üzerinde köşe yazarları vardır, muhabirler vardır. Ama şimdi yeni düzenli dijital medyayla beraber bütün muhabirler de aynı zamanda yorumcu. Bak olmasınlar demiyorum ama işin temel noktasında şu var. Galatasaray muhabirlerinin Galatasaray taraftarı karşısında dijital medyada kurdukları kanallar vesaireyle beraber bir Galatasaraycılık oynama... durumları var. Bu gazeteciliğin dışında bir şey. Çünkü orada etkileşimi onlardan alıyorlar o taraftardan. Efendim yok işte süper chat'ti soru sordum işte sana para kazandırdım. Ben olmasam YouTube'dan sen para kazanmazsın sen izlenmezsin. Yani aslında ben senin patronunum. Ben sana hesap sorarım. Madem Galatasaraylısın Galatasaray'ın 11'ini açık etmeyeceksin. Bildiğini kendine saklayacaksın. Bu sadece 11 için değil. Maalesef şu anda gazeteciler arasında iliştirilmiş gazetecilik denen, evrensel diliyle medyajurnalizm yapan çok insan var. Bu sadece bir 11 değil ki. Transfer haberinde tutan, saklayan, transferin detayını vermeyen, Avrupa'da o transfer hakkında çıkan haberleri görmezden gelen, yani sana böyle bin tane hikaye anlatırım. Bunları anlatmak çok keyifli değil, çok sıkıcı. Ama bu bundan sonraki gelecek kuşaklar için gazeteciliğin tarifinin değiştiğinin de aynı zamanda göstergesi. Ha tabii bir genç arkadaşımızı hani orada ismen hedef olması hoş bir şey değil. Yani bir şekilde lince uğruyorsun. Üzüldüm kendisi için ama mesleki yeterlilik açısından artık geldiği nokta şu olayın. Yılların muhabiri arkadaşlar şunun oynamasını beklemiyorum deyip o oynamadığı zaman da üstüne tweet atıp işte okey oynamıyor falan. Ya kardeşim. Atla deve değil ki bu ne yapıyorsunuz yani? Ben sana bu bir önceki programda Galatasaray'ın Göztepe maçında kimlerle oynayabileceğini ya da oynaması gerektiği hususunda biraz sonra geleceğiz kadroya. Bir şeyler söylemedin mi? Ya ben Kemerburgaz'da birisini mi arıyorum? Hayır biraz fikir yürütüyorsun yani. Bunun içine hani en sürprizi şeydi Aspirin'le de dahil olmak üzere. Ama tekrar altını çizerek söylüyorum. Burada bir etkileşim deliliği var. Ya adam sabahtan yataktan kalkıyor bak trafikte. Transfer döneminde de böyle. Bu yüzden 100 tane isim yazılıyor. Sabah yataktan kalkıyor. Akşam Göztepe maçı var. İşte diyor ki İkardi yok. Vay vay vay İkardi yok. Ya arkadaş zaten 72 saattir. Ama onun oraya yazma sebebi şu. Altına etkileşim alacak. Sonra şeyden Elon Musk'tan oraya bir işte bilmem kaç dolar para gelecek. Çünkü medyanın düzeni bozulmuş durumda. Bir kontrol mekanizması yok.

Galatasarayultrataraftar

44,870 Aufrufe • vor 5 Monaten

3⃣-) Konu o kadar uzun ve detaylı ki günlerdir size bunu en anlaşılır şekilde nasıl anlatabileceğimi düşünüyorum. Sanırım en doğrusu önce FETÖ'nün X'te neler çevirdiğini ana hatları ile anlatarak başlamak. Sonra muhtemelen de anlatması günler sürecek olan detaylara geçeceğim. FETÖ, şu an X Platformunda irili ufaklı on binlerce sahte hesap yönetiyor ve bu hesaplar inanılmaz şekilde aktif haldeler. Takipçi sayısı yüksek 200-300 arası hesap tespit ettim ama sayılarının bin civarında olabileceğini düşünüyorum. Bunlar sürekli provokatif içerikler ürettiği gibi sayısının 20 bine yakın olduğunu tahmin ettiğim küçük RT hesapları var. Bu tahmini, yoğun gündem çalışmalarındaki maksimum RT ve fav sayıları üzerinden yapıyorum yoksa bir matematik hesabı yapmak bu kaotik ortamda neredeyse imkansız. Şimdi size meseleyi daha iyi anlatmak için binlerce örneği olan bir hesap göstereceğim. X platformu bu tür hesaplarla dolu. Örnek olarak inceleyeceğimiz hesabın ismi ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️❤️💛. Profil fotosunda yaşlı bir adam muhtemelen torunu olan bir kız çocuğu ile GS stadında gülümseyerek poz vermiş. Bio'sunda da "KIRMIZI ÇİZGİM ATATÜRK GALATASARAY." yazıyor. Benim karşılaştığım bu türden hesapların tamamında muhakkak Atatürkçü olduğuna dair net mesajlar veriliyor. Şimdi soldaki videoda sizin bu hesaba girdiğinizde gördükleriniz var. Yoğun futbol paylaşımı, karşınızda fanatik bir Galatasaray taraftarı olduğu izlenimini veriyor. Sağda ise filtrelendikten sonra ortaya çıkan ve her gün binlerce defa RT'lenen FETÖ ekibi var. Şu an X'te futbol, borsa, dizi gibi onlarca farklı konseptte açılmış hesabın özünde hep bu sağda gördüğünüz FETÖ hesapları ve onların devam ettirdiği FETÖ propagandası akışı devam ediyor. Bu akışa bir süre önce CHP kurumsal hesapları, Özgür Özel ve çok sayıda CHP milletvekili de eklenmiş durumda. FETÖ'nün X yapılanması muazzam boyutlarda olmasına rağmen yıllar boyunca kimse onları farkedemedi çünkü tam da FETÖ'nün o karanlık zihnine yakışan şeytani bir yöntemle gizleniyorlar. Şu an X'te binlerce FETÖ hesabı yürüttüğü algı operasyonlarını, çoğunlukla bir konu bütünlüğü olmadan rastgele yaptığı RT'lerin arkasına gizliyor. Mesela FETÖ'nün bugün gündem etmek istediği bir konu var diyelim. Binlerce hesap, o konu hakkında içerik giren FETÖ hesaplarını RT'liyor. Bunu yaparken de konuyla hiç alakası olmayan çok daha fazla paylaşımı da rastgele RT'leyerek bir karmaşa oluşturuyor ve algı operasyonunun insan gözüyle fark edilmesinin önüne geçiyor. Seçtikleri konular çoğunlukla futbol, magazin, dizi vs oluyor. Siz bu hesaplardan birini incelediğinizde en fazla arada bir siyaset de yapan bir futbol fanatiği gördüğünüz içi hiç şüphelenmiyorsunuz. Bir FETÖ RT hesabı, günde 100 ila 1000 arasında değişen sayıda RT yapıyor. (Ben 1 milyon 450 bin RT'si olan hesaplara rastladım) Tabi bir süre sonra FETÖ'cülerin az sayıda da olsa AK Partili sahte hesaplarının olduğunu da gördüm. 10-20 AK Parti paylaşımı yaptıktan sonra araya bir FETÖ paylaşımı atıyorlar. Bu sayede normalde hiç karşımıza çıkmaması gereken yalan dolan haberleri sinsice gözümüze ve aklımıza sokuyorlar. Bunun örneklerini de göstereceğim size. FETÖ, X'te FETÖ'lüğünün hakkını vermiş. Böyle bir planı sadece onlar hayata geçirebilirdi. Velhasıl, değerli dostlarımı da işte bu sebeple engellemek zorunda kaldım. FETÖ ekibinin önlem almaması için de amacıma ulaşana kadar bunun sebebini açıklayamadım. Dostlarımdan özür diliyorum ama saklandığını sanan şu FETÖ ekibini gördüklerinde sanırım bana hak vereceklerdir. Bu hainler hem radikal Kemalist söylemler üzerinden halkı provoke ediyorlar hem de Atatürkçülük maskesiyle firari FETÖ'cülerin videolarını paylaşıyorlar. Paylaşımlardan birisi vatan haini firari FETÖ'cü İbrahim Öztürk'e ait. Bir altında RT'lendiğini gördüğünüz gönderi ise Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt tarafından paylaşılmış. Devamında CHP'lilerin de aynı RT akışına dahil olduğunu görebilirsiniz. İşte bu gördüğünüz akış on binlerce FETÖ hesabı tarafından 7/24 devam ettiriliyor.

Abese İrca

50,696 Aufrufe • vor 9 Monaten