正在加载视频...

视频加载失败

7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ni, NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama iradesinin somut şekilde ortaya konulacağı ve İttifakın geleceğine ilişkin ortak yaklaşımın şekillendirileceği önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. #MillîSavunmaBakanlığı

26,774 次观看 • 1 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

7-8 Temmuz tarihlerinde dünyanın gözü Türkiye’de, Ankara’da olacak. 🇹🇷 Dünyanın en önemli uluslararası organizasyonlarından biri olan NATO Liderler Zirvesi’ne; 32 müttefik ülkenin yanı sıra 9 davetli ülke olmak üzere toplam 41 ülkeden 52 liderin katılması bekleniyor. Bu ölçekte bir organizasyon; yalnızca diplomatik açıdan değil, güvenlik bakımından da en üst düzey planlama, hazırlık ve koordinasyonu gerektirmektedir. Türkiye, bugüne kadar birçok uluslararası organizasyona başarıyla ev sahipliği yapmış; güvenli organizasyon kabiliyetiyle takdir toplamış güçlü bir devlettir. NATO Liderler Zirvesi de aynı devlet ciddiyeti ve kurumsal tecrübeyle gerçekleştirilecektir. Zirve kapsamında alınan güvenlik tedbirleri, daha önce Hollanda başta olmak üzere NATO toplantılarına ev sahipliği yapan müttefik ülkelerde uygulanan uluslararası güvenlik standartlarıyla uyumludur. Zirvenin güvenli şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla Ankara Valiliğimiz ve İçişleri Bakanlığımız bünyesinde koordinasyon merkezleri oluşturulmuştur. Güvenlik tedbirlerimiz yalnızca sahayla sınırlı değildir. Siber alanda da 639 ilave personelimizle 7/24 sanal devriye faaliyetlerimizi sürdürüyor; suç ve suçlularla mücadelemizi dijital ortamda da kararlılıkla yürütüyoruz. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi’ni; kurumlarımızın tam koordinasyonu, güvenlik güçlerimizin üstün gayreti ve devletimizin tecrübesiyle huzur ve güven içerisinde tamamlayacağız. Detaylı bilgiye Bakanlığımızın resmî internet sitesinden ulaşabilirsiniz. 🔗

Mustafa ÇİFTÇİ

94,767 次观看 • 1 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Savunma Bakanları Toplantısı için gittiği Brüksel’de, Türk basın mensupları ile de bir araya geldi. NATO Savunma Bakanları Toplantısı ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: NATO SAVUNMA BAKANLARI TOPLANTISI Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde Brüksel’deki NATO Karargâhında düzenlenen Ukrayna Savunma Temas Grubu ve NATO Savunma Bakanları toplantılarına bugün katıldık. Genel olarak NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşu, Ukrayna'ya sağlanabilecek destek ve diğer güvenlik konularının ele alındığı toplantılar yaptık. ▪️ NATO’ya kuvvet katkısı sağlayan ülkeler arasında daima ilk 5’te yer alan bir ülke olarak İttifak’ın savunma ve caydırıcılığına sağladığımız katkıları, ▪️ %5 savunma taahhüdü hedefine ulaşılması konusunda kaydettiğimiz kararlı ilerlemeleri -ki %5 hedefine süratle ilerliyoruz, ▪️ Ukrayna’ya ikili düzeyde ve NATO kapsamında destek ve katkılarımız ile barışa yönelik diplomatik çabalara desteğimizi, ▪️ Ankara Zirvesi kapsamındaki hazırlıklarımız ve beklentilerimizi ifade ettik, ▪️ Bölgesel barış ve istikrarın sağlanması kapsamında İran-ABD Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladığımızı da ilettik, teşekkür ettik ve gerektiğinde Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliğine destek vermeye hazır olduğumuzu vurguladık. Toplantılar vesilesiyle muhataplarımızla savunma ve güvenlik ajandasındaki gündemi, ikili ve çok taraflı ilişkiler ile iş birliğini geliştirme imkânlarını ele aldık. 70 yılı aşkın süredir NATO Müttefiki bir ülke olarak katılım sağladığımız bu toplantılarda; hem İttifak gündemindeki konularda hem de bölgesel konulardan Avrupa Güvenliğine uzanan geniş bir yelpazede millî tutum ve değerlendirmelerimizi muhataplarımıza ilettik. Ayrıca Müttefik Savunma Bakanlarını Ankara Zirvesi’nde ağırlamaktan memnuniyet duyacağımızı da kendilerine ilettik. NATO LİDERLER ZİRVESİNİN ÖNEMİ Bugün NATO, tarihinin en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıyadır. Konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıklar güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Nisan ayında düzenlenen “NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansında da ifade ettiğim gibi, Türkiye NATO'nun yalnızca coğrafi merkezlerinden biri değil, aynı zamanda stratejik aklının ve operasyonel kapasitesinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz. Bu zirve, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapması, İttifaka sunduğumuz askerî katkıların, operasyonel tecrübemizin ve güvenlik üretme kapasitemizin doğal bir yansıması olarak görüyoruz. Bununla birlikte, Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu etkili, güvenilir ve sonuç odaklı lider diplomasisi de Ankara Zirvesi'nin en önemli unsurlarından birisi olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye, krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla İttifak içerisinde müstesna bir konuma sahiptir. Hedefimiz; NATO'nun birlik ve dayanışmasını güçlendirmek, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine yönelik ortak kararlılığı vurgulamak ve İttifakı geleceğin tehditlerine karşı daha hazırlıklı hâle getirecek stratejik vizyonun geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Ankara Zirvesi'nin, NATO'nun birlik ve beraberliğini pekiştiren, ortak aklı güçlendiren ve İttifakın geleceğine yön veren tarihî bir buluşma olacağına inanıyoruz. ABD-NATO-AVRUPA GÜVENLİĞİ ABD Avrupa’dan tam manasıyla çekilmiyor, Avrupa’daki asker sayısını azaltıyor. Avrupa ülkeleri de oluşabilecek boşluğu doldurma gayretindeler. Savunma sanayi yatırımlarını artırmaktalar ve zorunlu askerlik uygulamasına dönmekteler. Avrupa’nın güvenliğinin Avrupalılar tarafından sağlanması gerektiğinin farkındalar. YERLİ VE MİLLÎ SAVUNMA SANAYİ VE NATO Türkiye'nin savunma sanayinde elde ettiği başarılar yalnızca ulusal güvenliğimize değil NATO'nun kolektif savunmasına da katkı sunmaktadır. Yerli ve millî sistemlerimiz, müttefiklerin birlikte çalışabilirlik kapasitesini desteklemekte ve İttifakın genel caydırıcılığına katkı sağlamaktadır. Güçlü savunma sanayi, güçlü caydırıcılık ve güçlü NATO demektir. Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek “Savunma Sanayi Forumu”nun, müttefikler arasında savunma sanayi alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Toplantılar esnasında NATO üyesi üç ülkenin savunma bakanı, Türk savunma sanayinin gelişmişliği ve Türkiye ile iş birliğinin artırılmasının önemli ve gerekli olduğunu özellikle vurguladılar. TÜRKİYE’NİN NATO VİZYONU Türkiye'nin vizyonu; güçlü, dayanıklı, birlikte hareket etme iradesini koruyan, müttefiklerinin güvenlik kaygılarına eşit hassasiyet gösteren ve değişen tehdit ortamına hızla uyum sağlayabilen bir NATO'dur. Ankara Zirvesi'nden beklentimiz; öncelikle NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma anlayışının ve 5'inci maddeye olan bağlılığın güçlü şekilde teyit edilmesidir. Bunun yanında müttefiklerin savunma harcamaları ve yetenek hedeflerine ilişkin kararlılıklarını somut adımlarla ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini güçlendirecek ve caydırıcılığı artıracak ortak iradeyi göstermeleri büyük önem taşımaktadır. ÜLKEMİZİN NATO’YA KATKILARI Türkiye’nin NATO’ya katkıları konusunda ise Türkiye; NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefikidir. Askerî eğitimden tatbikatlara, harekâtlardan komuta-kontrol faaliyetlerine kadar NATO'nun tüm temel görev ve sorumluluklarına etkin katkı sunmaya da devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi Steadfast Dart-26 Tatbikatı’na katıldık. Binlerce personelimiz ve Anadolu Deniz Görev Grubumuzla NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşuna güçlü destek verdik. Uzak coğrafyalara süratle kuvvet intikal ettirebilme kabiliyetimiz, yüksek hazırlık seviyemiz ve operasyonel etkinliğimiz burada bir kez daha teyit edilmiş oldu. Kahraman ordumuz, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO'nun en etkin ve en hazırlıklı kuvvetleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda komando birliklerimizin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye de devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde NATO'nun en kritik kuvvet yapılarından biri olan Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin komutasını üstlenecek olmamız da Türkiye'nin İttifak içerisindeki güvenilirliğinin ve stratejik öneminin somut bir göstergesidir. Aynı şekilde KFOR Komutanlığı, NATO Hava Polisliği görevleri ve deniz harekâtlarına sunduğumuz katkılar, Türkiye'nin Balkanlar'dan Karadeniz'e, Akdeniz'den Avrupa'nın güvenliğine kadar geniş bir coğrafyada üstlendiği sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye bugün yalnızca NATO'nun güvenliğine katkı sağlayan bir müttefik değil; askerî kapasitesi, operasyonel tecrübesi ve liderlik sorumluluğuyla İttifakın caydırıcılığına, dayanıklılığına ve geleceğine yön veren başlıca ülkelerden biridir. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ Rusya-Ukrayna Savaşı, iki ülke arasındaki savaş olmanın ötesinde Avrupa güvenlik mimarisini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve NATO’nun güvenlik gündemini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, savaşın başlangıcından itibaren dengeli, ilkeli ve yapıcı bir politika izlemiş; hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklemiş hem de diplomasi kanallarının açık tutulmasına katkı sağlayarak çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve adil, kalıcı bir barışın tesis edilmesine de gayret göstermiştir. Karadeniz'in istikrarı Avrupa-Atlantik güvenliğinin ayrılmaz parçasıdır. Türkiye, Montrö Sözleşmesi'ni kararlılıkla uygulayarak bölgesel istikrara katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu nedenle bölgesel sahiplenme anlayışını destekliyor, Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler arasındaki iş birliğini de önemsiyoruz. Türkiye hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen az sayıdaki ülkeden birisidir. Bu durum ülkemize önemli sorumluluklar da yüklemektedir. Tahıl Koridoru Girişimi, esir değişimleri ve taraflar arasındaki temaslarda üstlendiğimiz rol bunun en somut göstergesidir. Türkiye bundan sonra da diplomasi ve diyalog çabalarına katkı sunmaya devam edecek; krizlerin tarafı değil, çözümün parçası olmayı da sürdürecektir. NATO’NUN GÜNEY KANADININ ÖNEMİ Terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditler NATO’nun güney kanadını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, NATO’nun güney kanadında yer alması nedeniyle bölgesel tehditlerle doğrudan mücadele eden bununla birlikte son yıllarda gelişen gücüne bağlı olarak İttifakın merkezinde önemli katkılar sunan müttefiklerin başında gelmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditler aynı zamanda NATO’nun güvenliğine yönelik tehditler olarak da değerlendirilmektedir. Günümüz güvenlik ortamı, güney kanadının yalnızca çevresel değil, merkezî bir güvenlik meselesi olduğunu da göstermektedir. ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELER Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler yalnızca bölgesel değil küresel güvenliği de doğrudan etkilemektedir. Orta Doğu'daki istikrar NATO'nun güvenliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. NATO müttefiklerimiz de Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar. Türkiye bölgesel barış, istikrar ve güvenliği destekleyen yapıcı bir yaklaşım izlemekte, çatışmaların büyümesini değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini savunmaktadır. Öte yandan, millî güvenliğimize yönelik risklerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınmakta, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde çalışmalar devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin güvenliğini sağlamak için her türlü hazırlığa da sahiptir. HÜRMÜZ BOĞAZI Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha önce de vurgulamıştık. Enerji arz güvenliği, deniz ticaretinin kesintisiz sürdürülmesi ve seyrüsefer emniyetinin korunması yalnızca bölgesel değil, küresel istikrar açısından da önem taşımaktadır. Türkiye, gerilimin tırmanmaması ve sorunların diplomasi temelinde çözülmesi yönündeki yaklaşımını da sürdürmektedir. Bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunan bir ülke olarak, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz güvenliği ve seyrüsefer emniyetini destekleyecek girişimlere gerekli katkıyı sağlamaya da hazırız. DOĞU AKDENİZ’İN GÜVENLİĞİ İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş ve buna bağlı olarak ortaya çıkan füze ve insansız hava aracı tehditleri, Doğu Akdeniz'in güvenliğinin bir kez daha ne kadar hassas bir konu olduğunu da göstermiştir. Bu süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği için aldığımız ilave tedbirler yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliğine değil, Ada'nın tamamında istikrar ve güvenliğin korunmasına hizmet etmektedir. Türkiye'nin yaklaşımı her zaman olduğu gibi gerilimi artırmak değil, riskleri önlemek ve bölgesel istikrarı desteklemektir. NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda da vurguladığımız üzere, Avrupa-Atlantik güvenliği parçalı değil bütüncül bir anlayışla ele alınmalıdır. Güvenlik üretmesi gereken aktörlerin, bölgesel gerilimleri derinleştirecek adımlardan kaçınması; diyalog, iş birliği ve ortak güvenlik anlayışını öncelemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Doğu Akdeniz'de son dönemde şekillenen bazı askerî iş birliği girişimlerini ve bölgesel güvenlik denklemini etkileyebilecek gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Son olarak garantörlük sıfatı olmayan Fransa ile GKRY arasında imzalanan anlaşma; aslında meşruiyeti olmayan, hassas dengeleri bozan ve uluslararası hukuka aykırı olan bir girişimdir. Türkiye'nin askerî kapasitesi, caydırıcılığı ve bölgesel konumu dikkate alındığında, ülkemizi ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir girişimin veya ittifakın başarı şansı bulunmamaktadır. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus, bölgesel güvenliği artırmak yerine belirli aktörleri çatışma ve krizlerin parçası hâline getirebilecek yaklaşımların uzun vadede bölge halklarının güvenliğine zarar verme riskidir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hedef alan oldubittilere ve hasmane girişimlere karşı gerekli karşılığı verecek güce ve kabiliyete ve sarsılmaz bir iradeye sahiptir. Kıbrıs Adası'nın güvenliği ve statüsüne ilişkin düzenlemeler uluslararası anlaşmalarla belirlenmiştir. Türkiye, garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürmektedir. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahı bizim için hayati öneme sahiptir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki; Türkiye, Doğu Akdeniz'de barışın, istikrarın ve yapıcı diyaloğun tarafıdır. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmeler karşısında da garantörlük sorumluluklarımızın gereğini yerine getirme irademiz tamdır. Sonuç olarak, bugün karşı karşıya bulunduğumuz güvenlik ortamı, ülkelerin millî kabiliyetlerini güçlü tutmalarını zorunlu kılarken; müttefikler arasındaki iş birliği ve dayanışmanın da kritik rolünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu çerçevede dayanışma, caydırıcılık, birlikte çalışabilirlik ve stratejik öngörü, ortak güvenliğin temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Türkiye; güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayi, etkin diplomasisi ve sahip olduğu stratejik vizyonla NATO'nun, Avrupa-Atlantik güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Karadeniz'den Akdeniz'e, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada ortaya koyduğumuz yaklaşımın özü nettir: Gerilim değil istikrar, çatışma değil iş birliği, belirsizlik değil güvenlik üretmektir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da millî güvenliğimizi kararlılıkla korurken, bölgemizin ve müttefiklerimizin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Çünkü bugün artık çok açık bir gerçek vardır: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye; gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,461 次观看 • 2 个月前

NATO üyesi ülkelerinin Ankara'daki yabancı misyon temsilcileri, 7-8 Temmuz'da düzenlenecek "2026 NATO Ankara Zirvesi"ne ilişkin AA'ya konuştu 🗣️ İtalya’nın Ankara Büyükelçisi Giuseppe Manzo: — Türkiye'nin liderliği için memnunuz, bunu destekliyoruz ve karşı karşıya olduğumuz tüm tehditleri ele alacak başarılı bir zirve için birlikte çalışmaya kararlıyız 🗣️ Hollanda'nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands: — NATO’daki en büyük ikinci silahlı kuvvetlere ve büyük bir savunma sanayine sahip Türkiye’nin ittifaka katkısı kesinlikle çok önemli 🗣️ Polonya'nın Ankara Büyükelçisi Maciej Lang: — Yaklaşan NATO Zirvesi Ankara için olduğu kadar ittifakın bütünü bakımından da fevkalade ehemmiyet arz eden müstesna bir toplantıdır 🗣️ Bulgaristan'ın Ankara Büyükelçisi Anguel Tcholakov: — Uluslararası düzene yönelik belirsizliklerin, benzeri görülmemiş tehdit ve sınamaların arttığı bir dönemde bu zirve; müttefikler arasındaki birliğimizi açıkça yeniden teyit etmek, kararlılık ve dayanışmamızı göstermek, ayrıca temel ilke ve değerlerimize olan sarsılmaz bağlılığımızı ortaya koymak için son derece kıymetli ve önemli bir fırsat sunuyor. Birlikte daha güçlüyüz. 🗣️ Letonya'nın Ankara Büyükelçisi Bahtijors Hasans: — Ankara Zirvesi, daha önce verilen taahhütlerin somut bir şekilde yerine getirildiğini gösterme fırsatıdır ve şimdiden bazı ilerlemeler gözlemliyoruz — Önemli olan, bir arada durmamızdır ve NATO’nun birliği hayati önem taşımaktadır

Anadolu Ajansı

34,025 次观看 • 1 个月前

NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi (#NATOsummit) kapsamında temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yoğun diplomasi trafiğini yakından takip ettik. Cumhurbaşkanımız, dün NATO Ankara Zirvesi’nde hitaplarını gerçekleştirerek önemli mesajlar verdi. Gün boyunca Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile gerçekleştirilen görüşmelerde; ikili ilişkilerin geliştirilmesi, savunma sanayiinde iş birliğinin güçlendirilmesi, ticaret, güvenlik, Avrupa güvenlik mimarisi ile bölgesel ve küresel gelişmeler kapsamlı şekilde ele alındı. Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine sunduğu katkıları, NATO’nun Avrupa sütununun güçlendirilmesi ve "Transatlantik Bağın" korunmasına verdiği önemi bir kez daha vurguladı. Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın diplomasi yoluyla sona erdirilmesi, İran ile ABD arasındaki mutabakatın korunması ve Suriye’de istikrarın tesisine yönelik Türkiye’nin kararlı yaklaşımı görüşmelerin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Arasındaki Güvenlik ve Savunma Ortaklığı Belgesi’nin imzalanması da stratejik iş birliğinin güçlendirilmesi bakımından önemli bir adım oldu. Cumhurbaşkanımız, NATO Ankara Zirvesi Sonrası Basın Toplantısı’nda yaptığı değerlendirmelerde de Türkiye’nin barış, istikrar ve ortak güvenlik anlayışı doğrultusunda yürüttüğü aktif diplomasiyi ve müttefikleriyle iş birliğini kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı. Sayın Cumhurbaşkanımız bugün de Karadağ Başbakanı Milojko Spajic, Slovakya Cumhurbaşkanı Peter Pellegrini ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile bir araya gelerek ikili ilişkilerin geliştirilmesi, ticaret, savunma, güvenlik ve enerji alanlarındaki iş birliği imkânları değerlendirildi. NATO Ankara Zirvesi kapsamında pazartesi gününden bu yana yürütülen yoğun diplomasi trafiği, Türkiye’nin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde uluslararası barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesindeki etkin rolünü bir kez daha ortaya koymuştur.🇹🇷

Burhanettin Duran

29,463 次观看 • 1 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konulu konferansa katıldı. İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı iş birliği ile düzenlenen panelde konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TÜRKİYE NATO’DA BELİRLEYİCİ AKTÖRLERDEN BİRİ HÂLİNE GELDİ Bugün Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ediyor, böylesine mühim bir organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımıza ve SETA Vakfımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle İttifak’ın bugüne kadar geçirdiği dönüşümü, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak için kıymetli bir zeminde buluştuğumuza inanıyorum. NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü ve en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürmektedir. Tarih boyunca birçok ittifak kurulmuşsa da bir kısmı kısa sürede dağılmış bir kısmı ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hâle gelmiştir. NATO ise farklı dönemlerin meydan okumalarına uyum sağlayabilen siyasi dayanışmasını koruyabilen ve askerî caydırıcılığını sürekli yeniden üretebilen yüksek kapasiteye sahip bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu yönüyle NATO askerî bir ittifak olmanın ötesinde değişen güvenlik ortamına hızlıca entegre olabilen dinamik ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi olarak öne çıkmıştır. Türkiye ise 1952 yılında İttifak’a katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bu çerçevede ülkemiz sahip olduğu jeostratejik konumu, yüksek askerî kapasitesi ve kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı ile NATO’nun kolektif savunma yapısının güneydoğu kanadında cephe ülkesi olarak başladığı üyelik sürecinde artık kendisini merkez ülkelerinden biri olarak konumlandırmaktadır. TÜRKİYE SAHADA BELİRLEYİCİ KATKILAR SUNDU Elbette, İttifak’ın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmak da yerinde olacaktır. Bu bağlamda NATO 1949 yılında imzalanan Vaşington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazanmıştır. İttifak, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askerî kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşanmıştır. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” olarak tanımladığı Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askerî kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO; ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekâtlarına ağırlık verirken, müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askerî kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte İttifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış, bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir. Müttefikler bahse konu planların askerî kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askerî yetenek hedeflerini onaylamış ve bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt etmişlerdir. Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretiminin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar. Ayrıca hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirleri hayata geçirilmektedir. Bu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolü yatmaktadır. Nitekim bu rol sadece organizasyon yapısından değil oluşturduğu askerî kabiliyetlerden kaynaklanmakta ve Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmamaktadır. İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye uzun tarihsel süreç içerisinde İttifak’ın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlenmiş ve sahada belirleyici katkılar sunmuştur. Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem İttifak hem de ülkemiz çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına, terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken, tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak, NATO’nun neden hâlen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır. GEÇİCİ ATEŞKESİ MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Sizlerin de yakından takip ettiği üzere artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçilmektedir. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bu ortamda konvansiyonel tehditler siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlenmektedir. Bölgesel çatışmalar terörizm hibrit harekât ve vekâlet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır. Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkati büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yönelmekte, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimleri belirmektedir. Esasen, son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığı görülmektedir. Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları, buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz. MİLLÎ DAYANIKLILIĞIMIZI ARTIRACAK ÖNLEMLERİ ALMAYI ZORUNLULUK OLARAK GÖRÜYORUZ Özetle içinden geçtiğimiz dönem uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. Bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ve güvenlik ortamında NATO’nun kritik önemi de devam etmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik denklemi, ulusal güvenliğin ve sınırların korunmasının yanı sıra toplumların direnç kapasitesini kritik altyapıların emniyetini siber ve dijital alanın savunulmasını ve kamuoyunun manipülasyona karşı korunmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede NATO dâhil olmak üzere uluslararası güvenlik yapılarının makul, dengeleyici ve koruyucu bir bakış açısı benimsemesi yalnızca bölgesel istikrar için değil, küresel düzenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önemdedir. Şu bir gerçek ki NATO’nun geleceği artık yalnızca askerî kapasitesine değil stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlıdır. Bu nedenle dayanıklılık kavramı İttifak’ın yalnızca askerî gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı hâline gelmiştir. Dolayısıyla müttefik ülkelerin bu alanda geliştirecekleri kapasite NATO’nun bütüncül savunma yaklaşımının ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir. Bu bakımdan bizler de kahraman ordumuzun ve göz bebeğimiz savunma sanayimizin güçlendirilmesi çabalarımızla millî dayanıklılığımızı daha da artıracak önlemleri almayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Burada temel soru şudur: “Tehdit artık yakındır ancak bu tehdide karşı koyabilecek gerçek bir ordu yapımız var mı?” Bu sorunun cevabı dünyanın pek çok ülkesinde savunma mimarisinde başta personel yetersizliği ve donanımsal eksiklikler olmak üzere ciddi bir stratejik kırılma yaşandığını da göstermektedir. Söz konusu durum aynı zamanda disiplin, tecrübe, muharebe devamlılığı ve komuta-kontrol kültürünün aşınması anlamına da gelmektedir. KAHRAMAN ORDUMUZ PROFESYONEL OMURGASIYLA GÖZ DOLDURUYOR Birçok ülkede askerî hazırlık düzeyi tartışılır hâle gelmişken Türkiye çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bugün kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarımızın yüksek muhariplik seviyesi, müşterek harekât kabiliyeti ve gerçek saha deneyimi sayesinde caydırıcılığını her koşulda ortaya koyabilen bütünleşik bir güç yapısına sahiptir. Nitekim kahraman ordumuz her türlü arazi ve iklim şartında meskûn mahal, özel harekât ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekât, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü, doğru personel politikaları, etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve millî savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve millî savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma çözümleri elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri, deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı hâline gelmiştir. TÜRKİYE ARTIK MERKEZÎ BİR MÜTTEFİK OLARAK KONUMLANDI NATO’nun Caydırıcılık ve Savunma Konsepti ile beraber Türkiye terör tehdidini öne çıkarmaya devam etmiş, kendi coğrafyasında sağladığı askerî etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleri ile hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekât alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olmuştur. Böylece ülkemiz Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden artık Avrupa coğrafyasının tamamında güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlanmıştır. Bu stratejik rol kapsamında ülkemiz Afganistan’dan Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya, Akdeniz’den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlenmiş; askerî, lojistik ve eğitim katkılarıyla her zaman güvenilir bir müttefik olmuştur. Dolayısıyla Türkiye yalnızca bulunduğu coğrafyada değil İttifak’ın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıkmaktadır. İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak askerî eğitim, tatbikat, harekât ve diğer sorumluluklarımızı örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirmekteyiz. Türkiye NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifak’ın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO’nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, Merkez Bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki, NATO’nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur. Ayrıca konvansiyonel kapasitemizi artırmaya da devam ediyoruz. Komando Tugayı kapasitemizi 25’e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekât bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. Üç yıl içerisinde ilave Komando Tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40’lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup, günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir. Ayrıca 2028’den itibaren 2 yıl süre ile NATO’nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini üstleneceğiz. Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi NATO’ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğindeki merkezî rolünü bir kez daha vurgulamaktadır. Öte yandan Kosova’da da NATO Kosova Gücü yani KFOR Komutanlığı görevini ikinci kez devraldık. Operatif İhtiyat Taburumuzu dört kez Kosova’ya konuşlandırarak Türkiye’nin Balkanlar’daki barış ve istikrar bakımından ne derece güven verici bir aktör olduğunu açık şekilde ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekât ve Misyonlarının komutası ülkemiz tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edilmektedir. Ayrıca, bu yıl Estonya’da akabinde Romanya’da NATO Hava Polisliği görevlerini icra edeceğiz. Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO’nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. CUMHURBAŞKANIMIZIN ETKİLİ VE GÜVENİLİR LİDER DİPLOMASİSİ, ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE ÖN PLANA ÇIKACAK NATO’da askerî ve operasyonel katkılarımızın ulaştığı bu seviye doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığımızı da daha görünür kılmaktadır. Ülkemizin İttifak’a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askerî ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO’nun kararlılığının vurgulanmasıdır. Geleceğin NATO’sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi’nden beklentimiz öncelikle müttefiklerin 5’inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleridir. Buna ilave olarak; - Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, - Savunma üretim kapasitesini artırmak, yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, - Liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca Zirvede Avrupa Birliği’nin başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına, ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor, diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz. TÜRKİYE NATO’YA AKTİF KATKI SUNAN BİR MÜTTEFİK OLMAYA DEVAM EDECEK Sonuç olarak küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu önümüzdeki süreçte NATO’nun devamlılığının ülkemiz ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim. Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan, çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Nitekim en son İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımı her kesimden vatandaşlarımız tarafından doğru bulunmakta ve desteklenmektedir. Aynı şekilde ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir. Özellikle belirtmeliyim ki Türkiye’nin NATO içindeki kritik rolü bağımsız karar alma kapasitesi ile müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım hem millî menfaatlerimizin korunmasını hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılmaktadır. Türkiye kendi güvenliğini de içeren NATO’nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye NATO’nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO’nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu anlamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız ve SETA Vakfımız olmak üzere katkı sağlayan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca programımıza teşrif eden siz kıymetli katılımcılara değerli katkılarınız ve ilginiz için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,388 次观看 • 4 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, SETA ve Münih Güvenlik Konferansı Vakfı tarafından düzenlenen “Ankara’daki Müttefikler Konferansı”nın açılış konuşmasını yaptı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın da katıldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: NATO KENDİSİNİ YENİLEYEBİLDİĞİ İÇİN VARLIĞINI SÜRDÜRDÜ NATO Ankara Zirvesi marjında düzenlenen “Müttefikler Ankara’da” etkinliğinde sizlerle bir arada bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. SETA Vakfına, Münih Güvenlik Konferansına ve bu etkinliğe katkı sağlayan tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Stratejik, siyasi, endüstriyel ve akademik bakış açılarını bir araya getiren bu etkinlik, İttifak açısından kritik bir dönemde değerli bir platform sunmaktadır. NATO, kuruluşundan bu yana bir askerî ittifaktan daha fazlası olmuştur. Kolektif savunmanın, siyasi dayanışmanın ve transatlantik bağın kurumsal ifadesini teşkil etmiştir. Tarih boyunca ittifaklar ya kısa ömürlü olmuş ya da değişen koşullara uyum sağlayamamaları nedeniyle işlevsiz hale gelmiştir. NATO ise temel amacını gözden kaçırmadan kendisini yenileyebildiği için varlığını sürdürmüştür. Genel hatlarıyla NATO’nun evrimi üç aşamada ele alınabilir. Birinci aşama, “NATO 1.0” olarak adlandırılan, İkinci Dünya savaşını müteakip, Soğuk Savaş dönemini kapsayan ve gerçekçi tehdit değerlendirilmesinin yapılarak İttifakın misyonunu sürdürdüğü dönemdir. Bu kapsamda, hazır kuvvetler, muharebe hizmet desteği kapasitesi ve güvenilir yük paylaşımı ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde ittifakın temel önceliği, kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrasında küresel sistemde yaşanan köklü değişim ile birlikte birçok Avrupalı Müttefik savunma harcamalarını, kuvvetlerini, stoklarını ve sanayi kapasitesini azaltmıştır. “NATO 2.0” olarak tanımlanan bu dönemin odak noktası terörizm ve Balkanlar’daki savaşlar nedeniyle kriz yönetimi ve alan dışı harekâtlar olmuştur. 2014 yılından bu yana konvansiyonel savaş kademeli olarak NATO sınırlarına ulaşmış, yeni büyük güç rekabeti ve eş zamanlı bölgesel krizler bizi yeni bir aşamaya, yani “NATO 3.0” dönemine taşımıştır. Bu sürecin temel sınaması, NATO’nun krizleri yönetme ve her yönden gelen tehditlere karşılık verme kabiliyetini koruyarak güvenilir kolektif savunmayı yeniden tesis etmesidir. Bu durum; Avrupa’nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlendiği, ancak transatlantik bağın ve ABD’nin genişletilmiş caydırıcılığının vazgeçilmezliğini koruduğu, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir İttifakı gerekli kılmaktadır. AVRUPALI MÜTTEFİKLER DAHA FAZLA SORUMLULUK ÜSTLENMELİ Bu dönüşüm, olağanüstü karmaşık bir güvenlik ortamında gerçekleşmektedir. Ukrayna’daki savaş Avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ederken, İran, İsrail ve ABD’yi kapsayan son çatışma, bölgesel krizlerin nasıl küresel sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler, enerji arzının sekteye uğraması ve tedarik zincirleri üzerindeki baskı, tehditlerin birbiriyle ne kadar derinden bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO; doğu ve güney kanatları ile Avrupa-Atlantik alanının ötesindeki sınamaları kapsayan kapsamlı bir 360 derece bakış açısını muhafaza etmelidir. Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı Müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu, yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları; hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir. Külfet paylaşımı ayrıca operasyonel riski, coğrafi konumu, hazırlık seviyesini, görev katkılarını, sanayi kapasitesini ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetini de dikkate almalıdır. Zira ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığına ilişkin düzenlemeleri, İttifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hâle getirmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin tecrübesi son derece değerlidir. Avrupa’nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye, büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş; hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekât icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkân ve kabiliyetler ile sahip olunan devamlılık, bugün hem Türkiye hem de İttifak için stratejik bir avantaja dönüşmüştür. Bazı Müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhâl katkı sağlayabilmektedir. Bu nedenle Türkiye; konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askerî temeliyle NATO 3.0 sürecinde güçlü bir konuma sahiptir. Bu durum Türkiye’nin; hazırlık açıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığı güçlendirmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkân tanımaktadır. TÜRKİYE, NATO’NUN EN BÜYÜK İKİNCİ ORDUSUNA SAHİP Saygıdeğer Konuklar, Türkiye, 1952 yılında NATO’ya katılmasından bu yana yalnızca İttifakın coğrafi ön hattında yer alan bir ülke olmamıştır. Aksine Türkiye, risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiilî yükünü taşıyan bir duruş sergilemiştir. Türkiye; yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekât kapasitesiyle NATO’nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahiptir. Yüksek hazırlık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili şekilde müdahale etme imkânı sağlayan önemli stratejik güç çarpanlarıdır. Türkiye olarak Kosova’dan Akdeniz’e, Baltık bölgesinden Karadeniz’e kadar, NATO görevlerine, harekâtlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağlamaktayız. Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye’nin yalnızca yakın çevresinde değil, tüm Avrupa-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha göstermiştir. Türkiye’nin Afrika, Orta Doğu ve Asya’daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir değerdir. YAPILAN HARCAMALAR TEK BAŞINA CAYDIRICILIK ÜRETMEZ Mevcut dönemde NATO’nun önündeki temel soru şudur: NATO, siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı somut askerî kabiliyetlere dönüştürebilecektir? Savunma harcamalarının artırılması önemlidir. Ancak yapılan harcamalar, tek başına caydırıcılık üretmez. Caydırıcılık; eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunması, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin temel mesajlarından biri, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olmalıdır. NATO’nun geleceği yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirlenecektir. Türkiye bu alanda da önemli kabiliyetlere sahiptir. NATO yetenek hedeflerini ve millî ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla önümüzdeki üç yıl içinde hava ve balistik füze savunması, uzun menzilli ateş sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik veriyoruz. Savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma sistemleri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları, havacılık ile komuta ve kontrol teknolojilerinde ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Bugün, ihracat projeleri de dâhil olmak üzere Türkiye’de 50 askerî geminin inşası sürmektedir. İnsansız ve yeni nesil hava platformlarımız da modern harbin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bunlar yalnızca millî imkân ve kabiliyetler değildir. Doğru şekilde bütünleştirildiklerinde NATO’nun kabiliyet ve üretim açıklarının kapatılmasına katkı sağlayabileceklerdir. Türkiye savunma sanayi alanında rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvene dayalı iş birliğini savunmaktadır. Müttefiklik ruhu kısıtlamalarla değil, dayanışma ve ortak vizyonla güçlenmektedir. AVRUPA GÜVENLİK GİRİŞİMLERİ, AB ÜYESİ OLMAYAN NATO MÜTTEFİKLERİNE DE AÇIK OLMALI Bir diğer kritik mesele de Avrupa güvenliğinin gelecekte nasıl yapılandırılacağıdır. Avrupa’nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO’yla rekabet etmemeli, NATO’yu güçlendirmelidir. Daha güçlü bir Avrupa sütunu transatlantik bağı güçlendirirken NATO, Avrupa’nın kolektif savunmasının temeli olan tek güvenlik sağlayıcı rolünü korumalıdır. Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO Müttefiklerine açık olmalıdır. Askerî kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye’nin dışlanması Avrupa’yı daha güvenli hâle getirmeyecektir. Beklentimiz açıktır: NATO-AB iş birliği kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı olarak güçlendirici olmalıdır. Daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir NATO için tüm Müttefiklerin eşit katılımı ve her Müttefikin kabiliyetlerinden tam olarak yararlanılması gerekmektedir. Bu kapsamda Ankara Zirvesi, yalnızca diplomatik bir toplantı değildir. Zirve; NATO’nun birlik ve beraberliğini, savunma yatırımlarını, hedeflerini, savunma sanayi üretimini, Ukrayna’ya desteğini ve caydırıcılığının sürekliliğini ele alacak kritik bir eşiktir. Ankara’dan verilecek mesaj açık olmalıdır: 5’inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askerî güçle desteklenecektir. Bu kapsamda Müttefikler savunma yatırımlarını; hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayi ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir. Bugün ele alınacak yazılım tanımlı kabiliyetler, yapay zekâ, bilişsel harp gibi teknolojik içeriklerle birlikte altyapı ve deniz güvenliği konuları ile NATO’nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik gibi bölgelerdeki jeopolitik denklem, aynı stratejik gerçekliğin farklı boyutlarıdır. Günümüzde caydırıcılık; yalnızca tanklar, uçaklar ve gemilerle inşa edilemez. Caydırıcılık aynı zamanda güvenli veri, etkili stratejik iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, korunan altyapı ile dayanıklı toplumların varlığı ve hasımlarımızdan daha hızlı görev icra edebilme yeteneğiyle inşa edilebilir. Bu açıdan NATO’nun geleceği yalnızca silahlı kuvvetlerimizin değil; toplumlarımızın, sanayimizin, teknolojimizin ve siyasi birliğimizin gücüne de bağlıdır. NATO’NUN DÖNÜŞÜMÜNÜ DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ Türkiye, NATO’nun yükünü paylaşan, sahada sorumluluk üstlenen, savunma yatırımlarını ciddiyetle ele alan ve geleceğin kabiliyetlerine yatırım yapan bir müttefiktir. Bundan sonra da NATO’nun savunma ve caydırıcılığına katkı sağlamaya, Müttefiklerimizle yakın iş birliği içinde çalışmaya ve NATO’nun dönüşümünü aktif şekilde desteklemeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken bu etkinlikte gerçekleştirilecek tartışmaların ve yapılacak değerlendirmelerin İttifakın geleceğine ve önümüzdeki muhtemel sınamalara ilişkin ortak anlayışımıza katkı sağlamasını diliyorum. SETA Vakfına, Münih Güvenlik Konferansına, organizasyonda görev alan tüm kurumlara ve katılımlarıyla bu etkinliği onurlandıran tüm değerli konuklara bir kez daha teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. T.C. İletişim Başkanlığı #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler #NATOsummit #WeAreNATO #StrongerTogether

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

31,510 次观看 • 1 个月前

Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı, inşası devam eden Ay Yıldız Müşterek Karargâhında gerçekleştirdi. Karargâhın Yıldız bölümünde gerçekleştirilen basın toplantısında Millî Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından şu bilgiler paylaşıldı: AY YILDIZ MÜŞTEREK KARARGÂHI, STRATEJİK BİR VİZYON PROJESİDİR Türk Silahlı Kuvvetlerimizin müşterek harekât anlayışını, yüksek teknolojiye dayalı komuta kontrol kabiliyetini ve geleceğe yönelik savunma vizyonunu simgeleyen Ay Yıldız Müşterek Karargâhının Yıldız bölümünde gerçekleştirdiğimiz Millî Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı'na hoş geldiniz. Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarını aynı yerleşkede buluşturacak şekilde inşa edilen Ay Yıldız Karargâhı; yalnızca modern bir askerî yerleşke değil, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerimizin müşterek harekât kabiliyetini, kurumsal bütünleşmesini ve değişen güvenlik ortamına uyum yeteneğini yansıtan stratejik bir vizyon projesidir. Sahip olduğu ileri teknolojik altyapı, çağdaş komuta kontrol imkânları ve sürdürülebilir yapısıyla ülkemizin savunma alanındaki güçlü iradesinin somut bir göstergesi olan Ay Yıldız Müşterek Karargâhı, aynı zamanda ülkemizin harekât ihtiyaçlarını bugünden planlayan proaktif savunma ve güvenlik anlayışının da en önemli sembollerinden biridir. Bu vesileyle inşası devam eden Ay Yıldız Karargâhı projesini yürüten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) başta olmak üzere katkı sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarımıza, mimarımıza, mühendislerimize, teknik ekiplerimize, işçilerimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, bu stratejik eserin ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını diliyoruz. ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ TARİHİ BİR BULUŞMA OLDU 7-8 Temmuz’da Ankara'da başarıyla gerçekleştirilen 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, 360 derece güvenlik anlayışı çerçevesinde İttifakın karşı karşıya bulunduğu güncel tehditlerin kapsamlı şekilde ele alındığı, ortak caydırıcılık ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik stratejik kararların değerlendirildiği tarihî bir buluşma olmuştur. Zirve; müttefikler arasındaki dayanışmayı pekiştirirken, değişen güvenlik ortamına yönelik ortak vizyonun geliştirilmesine ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine ilişkin müşterek yaklaşımın güçlendirilmesine de önemli katkılar sağlamıştır. NATO Zirvesi kapsamında icra edilen Savunma Sanayi Forumu ile Sayın Bakanımızın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Savunma Bakanları Resepsiyonu; müttefikler arasında savunma sanayinde ortak üretim ve teknoloji iş birliğinin geliştirilmesine, ortak güvenlik anlayışının pekiştirilmesine ve Türkiye'nin yerli ve millî savunma sanayinde ulaştığı yüksek teknolojik yetkinlik, güçlü üretim kapasitesi ve yenilikçi vizyonunun uluslararası platformda bir kez daha ortaya konulmasına vesile olmuştur. Türkiye; güçlü ordusu, gelişen yerli ve millî savunma sanayisi, etkin savunma diplomasisi ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen çok boyutlu dış politika anlayışıyla; krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan, bölgesel ve küresel barış ile istikrarı destekleyen yapıcı yaklaşımını kararlılıkla sürdürmektedir. Bu anlayış doğrultusunda ülkemiz, NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşuna katkı sağlayan güvenilir ve sorumluluk sahibi bir müttefik olarak uluslararası barış, güvenlik ve istikrara katkı sunmaya devam edecektir. SN. BAKANIMIZ, NATO ZİRVESİ’NDE ÖNEMLİ GÖRÜŞMELER GERÇEKLEŞTİRDİ - 3 Temmuz’da, İtalya’nın Ankara Büyükelçisi’ni ve Genelkurmay Başkanımızın resmî davetlisi olarak ülkemize gelen Hollanda Genelkurmay Başkanı’nı kabul eden, - 4 Temmuz’da, Sayın Cumhurbaşkanımızın Pakistan Başbakanı ile görüşmesine iştirak eden Sayın Bakanımız NATO Liderler Zirvesi kapsamında; 6 Temmuz’da, - Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile ABD Ticaret Odası tarafından düzenlenen Savunma Sanayi Çalışma Yemeğine, - Sayın Cumhurbaşkanımızın, NATO Genel Sekreteri ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirdiği görüşmeye, 7 Temmuz’da, - Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) iş birliğinde düzenlenen “Müttefikler Ankara’da” programına, - Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre ve Sergi Merkezinde gerçekleştirilen Savunma Sanayi Forumu ile NATO Projeleri Tanıtım Töreni’ne, - Sayın Cumhurbaşkanımızın, ABD Başkanı ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirdiği görüşmeye, - Ay Yıldız Müşterek Karargâhında konuk savunma bakanları ve NATO üst düzey temsilcileri için verilen resepsiyona ve - Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Savunma Bakanları çalışma yemeğine katılmıştır. Sayın Bakanımız zirve çerçevesinde çeşitli müttefik ve ortak ülkelerin Savunma Bakanları ile ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirmiş; ikili ve askerî ilişkilerin geliştirilmesi, savunma ve güvenlik alanındaki iş birliği imkânları, savunma sanayi alanındaki ortak çalışmalar ile NATO gündeminde öne çıkan bölgesel ve küresel güvenlik konularına ilişkin görüş alışverişinde bulunmuştur. Bu kapsamda; Japonya, Letonya, Yeni Zelanda, Macaristan ve Kanada Savunma Bakanları ile görüşen Sayın Bakanımız, Kanadalı mevkidaşı ile Savunma İş Birliğine İlişkin Niyet Beyanı’nı imzalamış, ayrıca BAE Systems’in CEO’sunu kabul etmiştir. Ayrıca Romanya ve Bulgaristan Savunma Bakanlarıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirdiği görüşmede, Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubunun (MCM Black Sea) görev kapsamını üç ülkenin Karadeniz’deki kritik denizaltı altyapılarının korunmasını da içerecek şekilde genişleten mutabakat muhtırası değişikliğini imzalamıştır. 8 Temmuz’da, Sayın Cumhurbaşkanımız ile zirve oturumlarına katılan Sayın Bakanımız ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımızın Fransa ve Suriye Cumhurbaşkanları; İtalya, Almanya ve Birleşik Krallık Başbakanları ile yaptığı görüşmelere iştirak etmiştir. Sayın Bakanımız yarın (10 Temmuz), Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Millî Savunma Üniversitemizde gerçekleştirilecek “16'ncı Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi” ile “8’inci Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi” mezuniyet törenlerine katılacaktır. Sayın Genelkurmay Başkanımız, NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere ülkemizde bulunan Kanada Genelkurmay Başkanı’nı 6 Temmuz’da, ABD Genelkurmay Başkanı’nı ise 7 Temmuz’da ağırlamıştır. - Bakan Yardımcımız Sayın Musa Heybet, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ev sahipliğinde 2-3 Temmuz’da İstanbul’da gerçekleştirilen 5’inci Türkiye Denizcilik Zirvesi’ne, - Bakan Yardımcımız Sayın Salih Ayhan ise 7 Temmuz’da NATO Liderler Zirvesi vesilesiyle düzenlenen “Türkiye-ABD Savunma Sanayi İş Birliği Yuvarlak Masa Toplantısı”na katılmıştır. YUNANİSTAN’A YAPILAN ZİYARET BUGÜN SONA ERİYOR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; bölgesel ve küresel barış ve istikrar için uluslararası misyonlar ile dost ve müttefik ülkelerdeki eğitim-danışmanlık faaliyetlerine de başarıyla devam etmektedir. Bu kapsamda; 30 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında Japonya’da 4'üncü Türkiye-Japonya Kara Kuvvetleri İş Birliği Toplantısı gerçekleştirilmiştir. “Güven Artırıcı Önlemler 2026 Yılı Uygulama Planı” kapsamında, Donanma Komutanımız tarafından Yunanistan Donanma Komutanı’na yapılan resmî ziyaret bugün (7-9 Temmuz) sona erecektir. Öte yandan; 11 Temmuz “Srebrenitsa Soykırımını Uluslararası Düşünme ve Anma Günü” münasebetiyle 31 yıl önce acımasızca katledilerek soykırıma uğrayan Srebrenitsa şehitlerini rahmetle anıyor, dost ve kardeş Bosna-Hersek halkının acısını paylaşıyoruz. 4 PKK’LI TERÖRİST DAHA TESLİM OLDU Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ülkemizin beka ve güvenliğine yönelen her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini sınırlarımızda ve ötesinde kesintisiz ve kararlı şekilde sürdürmektedir. Kalıcı güvenliği tesis etmek amacıyla yürütülen operasyon, arama tarama ve hudut güvenliği faaliyetleri kapsamında son bir hafta içerisinde; - 4 PKK’lı terörist daha teslim olmuş, - Harekât bölgelerinde mayın ve el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarına devam edilmiştir. Diğer yandan, 2’nci Ordu İstihkâm Tugay Komutanlığımızca, Suriye/Deyrizor’da Fırat Nehri’nin üzerine 240 metre uzunluğunda yüzer köprü kurulumu tamamlanmıştır. Köprü, kontrol geçişlerinin yapılmasını müteakip 10 Temmuz’da hizmete açılacaktır. HUDUTLARDA MÜCADELE SÜRÜYOR Hudutlarımızda ise; - 1’i terör örgütü mensubu olmak üzere 316 şahıs yakalanmış, 1 Ocak’tan bugüne kadar sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 5 bin 615 olmuş, - Engellenen 995 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısı da 41 bin 129’a ulaşmıştır. Ayrıca, hafta içerisinde Van hudut hattında yapılan arama tarama faaliyetinde 109 kilogram uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ İLE ULUSLARARASI GÖREVLERE DEVAM EDİYORUZ Türk Silahlı Kuvvetlerimizin; kara, deniz, hava, uzay ve siber alanda daha etkin, caydırıcı ve hazır hâle getirilmesi amacıyla millî ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerimiz aralıksız devam etmektedir. 22 Haziran’da Konya’da başlayan “Türkiye-Azerbaycan-Mısır Üçlü Kartal Tatbikatı 3 Temmuz’da başarıyla tamamlanmıştır. - Yarın (10-19 Temmuz) Bulgaristan’da başlayacak Breeze 2026 ile, - 13-24 Temmuz tarihleri arasında Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilecek Sea Breeze II tatbikatlarına katılım sağlanacaktır. ABD’nin 250’nci Kuruluş Yıl Dönümü etkinliklerine katılan ve 3-8 Temmuz tarihleri arasında New York/ABD’ye liman ziyareti yapan TCG Oruçreis tarafından NATO Daimî Deniz Görev Grubu-1 (SNMG-1) görevi hitamında 18-22 Temmuz tarih aralığında Dublin/İrlanda’ya liman ziyareti gerçekleştirilecektir. - Bangladeş Deniz Kuvvetlerine ait Sangram tarafından Mersin’e (5-9 Temmuz), - Romanya Deniz Kuvvetlerine ait CAm. August Roman tarafından ise Gölcük’e (23 Haziran - 9 Temmuz) yapılan liman ziyaretleri bugün (9 Temmuz), - Fransa Deniz Kuvvetlerine ait Guepratte tarafından Alanya’ya gerçekleştirilen liman ziyareti ise 12 Temmuz’da sona erecektir. İstanbul Tersanesi Komutanlığımızda inşa edilerek 20 Haziran’da Romanya’ya teslim edilen CAm. August Roman için 10 Temmuz’da Romanya’da icra edilecek karşılama törenine İstanbul Tersanesi Komutanımız ile Deniz Hava Komutanımızın katılması planlanmaktadır. Diğer yandan, - ABD Deniz Kuvvetleri unsuru Roosevelt tarafından 10-11 Temmuz’da Mersin’e, - “Belçika Deniz Kuvvetleri Gününe İştirak” amacıyla 1-6 Temmuz tarih aralığında Belçika’ya liman ziyareti icra eden TCG Burgazada tarafından, 10-12 Temmuz tarihleri arasında Fas’a, 15-17 Temmuz arasında Tunus’a liman ziyaretleri yapılacaktır. Ülkemizin öncülüğünde, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı oluşturulan Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz Görev Grubunun; 8 Ocak 2026 tarihinden itibaren ülkemiz tarafından üstlenilen komutası, 10 Temmuz’da Burgaz/Bulgaristan’da icra edilecek törenle 6 aylığına (10 Temmuz 2026-14 Ocak 2027) Bulgaristan’a devredilecektir. Görev Grubunun 11-22 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek 11’inci aktivasyon faaliyeti kapsamında, - TCG Akçay tarafından 11-12 ile 18-19 Temmuz tarihlerinde Burgaz/Bulgaristan’a, - Bulgaristan Deniz Kuvvetlerine ait Struma ve Captan Dimitar Dobrev unsurları tarafından 20-23 Temmuz tarih aralığında Umuryeri/İstanbul’a liman ziyaretleri yapılacaktır. Somali’ye lojistik nakliyat ve Deniz Görev Grubu faaliyetlerine destek görevi kapsamında 4-5 Temmuz’da Cibuti’ye liman ziyareti gerçekleştiren TCG Göksu, TCG Gelibolu ve TCG Sancaktar’ın, yarın (10 Temmuz) Mogadişu’ya ulaşması planlanmaktadır. “TAYK-AKPA 55’inci Deniz Kuvvetleri Kupası Uluslararası Yat Yarışı”; Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız himayesinde, Türkiye Açıkdeniz Yarış Spor Kulübü (TAYK) organizasyonu ile 11-14 Temmuz tarihleri arasında İstanbul-Bozcaada, Bozcaada-Çeşme rotasında iki etap olarak düzenlenecektir. “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Havacılık Tanıtım Faaliyeti” çerçevesinde 11 Temmuz’da, SOLOTÜRK Gösteri Ekibimiz tarafından Zonguldak’ta; Türk Yıldızları Akrobasi Timimiz tarafından Artvin’de gösteri uçuşu yapılacaktır. YENİ SİLAH SİSTEMLERİ ENVANTERE ALINDI Yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetlerinin artırılması çalışmaları da devam etmektedir. Bu kapsamda Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca, muhtelif miktarda; - TB-3 SİHA, - 7,62 mm Piyade Tüfeği (MPT-76), - Silah Taşıyıcı Araç ile, - Elektrikli Zırhlı Personel Taşıyıcı (E-ZPT) muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanarak envantere alınmıştır. Hava Kuvvetleri Komutanlığımızca, 13-17 Temmuz tarihleri arasında muhtelif miktarda SOM-B1T mühimmatının kabul faaliyeti ROKETSAN’da icra edilecektir. Bakanlığımıza bağlı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz (MKE) tarafından yerli ve millî imkânlarla geliştirilen 105 mm Havadan Taşınabilir Hafif Çekili Obüs BORAN’ın Arnavutluk’a ihracatına yönelik olarak 4 Temmuz’da sözleşme imzalanmıştır. Millî yazılım ve teknoloji alanında hayata geçirdiği projelerle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin güç ve etkinliğinin daha da artırılmasına katkı sağlayan HAVELSAN’ın 44’üncü (1982) kuruluş yıl dönümünü şimdiden kutluyor, ülkemizin savunma gücüne değerli katkılar sunan tüm çalışanlarına başarılar diliyoruz. ASKERÎ ÖĞRENCİ TEMİNİ SÜRÜYOR Personel ve askerî öğrenci alım/temin işlemleri, planlanan takvime uygun şekilde devam etmektedir. Bu kapsamda; - Millî Savunma Üniversitesi “2026 Yılı Askerî Öğrenci Temini Seçim Aşaması Faaliyetlerinin” 7 Ağustos’a kadar devam edeceğini, Seçim aşamalarına katılacak adayların 15 Temmuz-31 Ağustos tarihleri arasında Kredi Yurtlar Kurumunun belirlemiş olduğu yurtlardan istifade edebileceğini hatırlatıyoruz. BEDELLİ ASKERLİK TUTARI BELLİ OLDU Diğer yandan, Hazine ve Maliye Bakanlığınca “Mali ve Sosyal Haklar” genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 2026 yılının ikinci altı ayı için 472.653,60 TL olmuştur. 7 Temmuz 2026 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır. Yaklaşan “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü” vesilesiyle milletimizin iradesine ve demokrasimize kasteden hain FETÖ Silahlı Terör Örgütüne karşı dimdik durarak vatanı ve bayrağı için canlarını feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kahraman gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyoruz. Sonuç olarak bağımsızlığımızın, bölünmez bütünlüğümüz ile millî birlik ve beraberliğimizin güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; karada, denizde ve havada ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamaya ve kendisine tevdi edilen tüm görevleri başarı ile yerine getirmeye devam edecektir. BASIN MENSUPLARININ GÜNDEME DAİR SORULARI CEVAPLANDIRILDI Basın Bilgilendirme Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının gündeme dair soruları cevaplandırıldı. Sorulara verilen cevaplar şu şekilde: ABD BAŞKANININ AÇIKLAMALARI Türkiye, NATO’nun güçlü ve etkin bir müttefiki olarak İttifak’ın caydırıcılığına ve ortak güvenliğine önemli katkılar sunmaya devam etmektedir. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere beklentimiz, müttefiklik ruhuyla bağdaşmayan CAATSA yaptırımları ile savunma sanayimize yönelik açık veya örtülü tüm kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Bu çerçevede, ABD Başkanı tarafından yapılan açıklamaları memnuniyetle karşılıyor, müttefiklerimizle kısıtlamalar yerine karşılıklı güven ve dayanışmanın güçlendirilmesinden yana bir yaklaşımı benimsiyoruz. YUNANİSTAN BAŞBAKANI’NIN AÇIKLAMALARI Ülkemiz, bölgemizde barış ve istikrarın korunmasından, mevcut meselelerin yapıcı diyalog ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde ele alınmasından yanadır. Bu kapsamda, gerilimi artırabilecek söylemlerden kaçınılmasının ikili ilişkilere olumlu katkı sağlayacağını bir kez daha ifade ediyor, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, kendisine tehdit oluşturmayan hiç kimse için tehdit olmadığını bir kez daha hatırlatıyoruz. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,895 次观看 • 1 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin katılımıyla gerçekleştirilen NATO Savunma Sanayi Forumu’nun açılış töreninde şunları söyledi: ÜLKELER SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR SAVUNMA EKOSİSTEMİNE SAHİP OLMALI NATO Zirvesi kapsamında düzenlenen bu forumda, İttifakımızın gelecekteki caydırıcılık ve savunma mimarisini şekillendirecek en kritik alanlardan birini, yani savunma sanayi kapasitemizi, üretim gücümüzü ve yenilikçi kabiliyetlerimizi ele alıyoruz. İçinde bulunduğumuz güvenlik ortamı, bizlere çok açık bir gerçeği hatırlatmaktadır. Ülkeler; egemenliklerini, hak ve menfaatlerini koruyabilmeleri için; güçlü bir devlet yapısına, etkin bir diplomasiye, caydırıcı bir askerî kapasiteye ve sürdürülebilir bir savunma sanayi ekosistemine sahip olmalıdırlar. Bu çerçevede NATO'nun kolektif savunma anlayışı ve müttefikler arasındaki dayanışma ruhu ve birlikte hareket etme kararlılığı, bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu kararlılığı destekleyen üretim kapasitesi, mühimmat stoku, platform modernizasyonu, sürdürülebilir tedarik zincirleri ve hızlı uyum sağlayabilen sanayi ekosistemi de bir o kadar hayatidir. Nitekim, Ukrayna’daki savaş, modern harp ortamında mühimmat tedarik hızının, insansız sistemlerin, hava ve füze savunmasının, elektronik harbin ve hızlı inovasyonun ne kadar belirleyici olduğunu göstermiştir. TÜRKİYE YERLİ VE MİLLÎ ÜRETİM KAPASİTESİNİ DİKKAT ÇEKEN BİR SEVİYEYE ULAŞTIRDI Son dönemde Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler ise ulaştırma hatları güvenliği ile tedarik zinciri yönetiminin artık savunma planlamasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu nedenle artık hepimiz için temel soru şudur: Taahhütlerimizi ne kadar hızlı gerçek kabiliyete dönüştürebiliyoruz? Ankara Zirvesi’nin ana hedeflerinden biri de Müttefiklerin savunma yatırımlarındaki artışlarını göstermeleri, yeni yetenek hedeflerine ulaşmaları, üretim kapasitelerini büyütmeleri ve daha güçlü, daha yenilikçi, daha dayanıklı bir transatlantik savunma sanayi tabanı inşa etmeleridir. Bu bilinçle hareket eden Türkiye; savunma sanayindeki yerli ve millî üretim kapasitesini, mühendislik altyapısını küresel ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştırmıştır. Bugün kara, deniz ve hava platformlarından insansız sistemlere; elektronik harp kabiliyetlerinden hava savunma çözümlerine kadar geniş bir alanda önemli yetkinliklere sahibiz. Nitekim tersanelerimizde onlarca askerî gemi eş zamanlı olarak inşa edilmektedir. Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda Müttefiklerine ve ortaklarına da katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir. Kara gücümüzün modernizasyonu kapsamında ALTAY ana muharebe tankımızın seri üretim safhası, zırhlı kara araçları alanında ulaştığımız teknolojik ve endüstriyel seviyenin somut göstergesidir. KAAN PROGRAMI, TÜRKİYE’NİN YENİ BİR LİGE ÇIKTIĞINI GÖSTERİYOR KAAN programı, hava harekât alanında Türkiye’nin yüksek teknolojiye dayalı muharip hava platformları geliştirme kapasitesinde yeni bir lige çıktığını göstermektedir. Mühimmat üretimi de İttifak için en kritik başlıklardan biridir. Son yıllarda 155 mm mühimmat üretim kapasitemizi çok hızlı biçimde artırdık ve bu alanda somut sonuç üreten müttefiklerden biri olduk. ROKETSAN’ın yeni üretim ve entegrasyon yatırımlarıyla füze ve mühimmat üretim kapasitemizi önemli ölçüde büyütüyoruz. ASELSAN ve HAVELSAN gibi şirketlerimizin radar, elektronik harp, haberleşme, komuta-kontrol, yazılım, simülasyon ve yapay zekâ destekli sistemler alanındaki yatırımları ise savunma sanayi kapasitemizi yalnızca nicelik olarak değil, nitelik olarak da ileri taşımaktadır. Tüm bunlarla birlikte, NATO’nun yüzde 5 savunma yatırım taahhüdünü de önemli görüyoruz. Zira bu taahhüt, aynı zamanda İttifakın caydırıcılığını güçlendirme, savunma üretimini ölçeklendirme ve ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri zamanında sahaya yansıtma iradesinin somut göstergesidir. BİZLERİN GÖREVİ, BARIŞ ZAMANINDA İŞ BİRLİĞİ KÜLTÜRÜNÜ İNŞA ETMEKTİR Yaşanan savaşlar ve çatışmalar göstermiştir ki sahadaki başarı, yalnızca mevcut stoklara değil, aynı zamanda hızlı öğrenme, hızlı üretme ve hızlı uyarlama kapasitesine bağlıdır. Dron teknolojilerinden elektronik harbe, mühimmat üretiminden yazılım güncellemelerine kadar birçok alanda askerler, mühendisler, girişimciler ve karar vericiler arasındaki mesafe kısaldıkça cephedeki etkinlik artmaktadır. Bu nedenle bizlerin görevi, barış zamanında bu iş birliği kültürünü inşa etmektir. Kriz ortaya çıktıktan sonra üretim hattı kurmak, tedarik zinciri oluşturmak veya ortak standart geliştirmek çok geç olabilir. Hazırlık bugünden yapılmalıdır! Çağrımız açıktır: Taahhütleri kabiliyete dönüştürelim. Kaynakları üretime dönüştürelim. Sanayi gücümüzü caydırıcılığa dönüştürelim. Ve İttifakımızın güvenliğini, sözlerle değil, sahada karşılığı olan somut kapasiteyle güçlendirelim. Bu çerçevede, Forum boyunca yapılacak temas ve değerlendirmelerin gerçek projelere, ortak girişimlere, üretim mutabakatlarına ve kabiliyet çıktılarına dönüşmesini temenni ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyor, tüm katılımcılara teşekkür ediyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler #NATOsummit #WeAreNATO #StrongerTogether

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,129 次观看 • 1 个月前

16 Mayıs 1990 tarihinde il statüsüne kavuşan şirin şehrimiz Batman’ımızın il oluşunun 36. yıl dönümünü büyük bir gurur ve heyecanla kutluyoruz. Bugün; gelişen sanayisi, genç nüfusu, güçlü ticaret hayatı, kadim kültürü ve vefakâr insanlarıyla bölgenin yükselen değeri olan Batman’ımızın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından birini yad ediyoruz. Batman’ın il olması, sadece idari bir karar değil; aynı zamanda halkımızın yıllarca verdiği emeğin, mücadelenin ve ortak iradenin bir sonucudur. Bu önemli süreçte Batman’a büyük değer veren, vizyonuyla ülkemize çağ atlatan 8. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal’ı rahmet ve minnetle anıyorum. Aynı şekilde, Batman’ın il olması adına büyük emekler veren, memleket sevdasını her zaman ön planda tutan kıymetli babam merhum Ataullah Hamidi’yi de dualarla ve özlemle yâd ediyorum. Onların Batman için ortaya koyduğu mücadele, bugün hâlâ şehrimizin hafızasında yaşamaktadır. Bizlere düşen görev ise; birlik ve beraberlik içerisinde Batman’ı daha güçlü, daha huzurlu ve daha gelişmiş yarınlara taşımaktır. Bu vesileyle Batman’ımızın il oluşunda emeği geçen tüm devlet büyüklerimizi, siyasetçilerimizi, kanaat önderlerimizi ve aziz hemşehrilerimizi saygı ve şükranla anıyor; güzel şehrimizin 36. kuruluş yıl dönümünü en kalbi duygularımla kutluyorum. Nice güçlü, huzurlu ve başarılı yıllara Batman…

Taner HAMİDİ

13,568 次观看 • 3 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilen Ankara Havalimanı ve Bağlantı Yolları Açılış Töreni’nde konuştu. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: ÖNEMLİ BİR KAZANIM OLDU "Etimesgut Askerî Havalimanında hizmete alınacak yatırımların Ankara’mıza, ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanım; günümüzde ulaştırma ve altyapılarının önemi ekonomik kalkınmanın bir göstergesi olduğu gibi aynı zamanda millî güvenliğin, stratejik hareket kabiliyetinin ve kriz dönemlerinde hızlı reaksiyon alabilmenin de temel unsurlarından biridir. Bu bilinçle son yıllarda zatıalinizin liderliğinde ulaştırma ve altyapı alanında gerçekleştirilen birbirinden kıymetli yatırımlar, ülkemizin gelişim ve kalkınmasına önemli katkılar sağlamıştır. Etimesgut Askerî Havalimanındaki yenileme çalışmaları ile bağlantı yollarının yapılması da bu vizyonun kıymetli bir örneğini teşkil etmektedir. Geliştirilen altyapısı ve tesisleri yenilenen pisti ve inşa edilen devlet konukeviyle bu havalimanımız, kahraman Hava Kuvvetlerimizin harekât ve ulaşım kabiliyetlerini artırırken aynı zamanda pek çok noktada stratejik ihtiyaçlarımıza cevap verecek önemli bir kazanım olmuştur. Hava Lojistik Komutanlığımıza bağlı 11’inci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığımıza da ev sahipliği yapan havalimanının, Cumhurbaşkanlığı Külliyesine ve yapımı devam eden Ay Yıldız Karargâhımıza yakın konumu da stratejik önemini daha da artırmaktadır. Bu kapsamda havalimanımızın ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi sürecinde de konuk devlet ve hükûmet başkanları ile diplomatik heyetlerin güvenli, hızlı ve etkin şekilde intikallerinde önemli bir rol üstleneceğine inanıyorum. TÜRKİYE YÜZYILI HEDEFLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye bugün zatıdevletlerinin liderliğinde etkin diplomasisi, güçlü ekonomisi, her geçen gün gelişen yerli-millî savunma sanayisi ve caydırıcı askerî kapasitesiyle bölgesinde istikrarın ve güvenliğin merkezi konumundadır. Ülkemizin bu güzide konumunu korumak ve daha da üst seviyelere taşımak için 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerimiz doğrultusunda büyük bir azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanım, Sözlerime son verirken yüksek müsaadeleriyle bu projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen başta Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız olmak üzere Karayolları Genel Müdürlüğümüz ile Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğümüze şükranlarımı sunuyorum. Etimesgut Askerî Havalimanında yenilenen ve inşa edilen pist, bina ve tesislerin, ayrıca açılışı yapılacak bağlantı yollarının bir kez daha hayırlı, uğurlu olmasını diliyor; sizleri saygıyla selamlıyorum." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

31,267 次观看 • 2 个月前