Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Abdullah Öcalan a statü Rojava ya özgürlük mitingi düzenlendi Çok yoğun katılım oldu 73 kişi hep birlikte PKK marşlar okudu..💪

11,351 Aufrufe • vor 6 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Timur Soykan: • Öcalan’a, İmralı’da bir konut hazırlandı. DEM Partililer bunu söylüyor. Adalet Bakanı yalanlasa da bunu, herkesin artık bildiği bir şey. • Yani ayrı bir konut yapıldı İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan için. • Şimdi Abdullah Öcalan’a bu konuta geçmesi söyleniyordu. • Öcalan da şunu diyordu: “Benim statüm belli değil ki. Benim bir adım yok, bana bir statü verilmediği için ben oraya geçmem.” • Şimdi herhalde bu açıklamadan sonra gerekli adımlar da atılırsa, AKP de desteklerse Devlet Bahçeli’nin bu açıklamasını, burada şunu göreceğiz: Abdullah Öcalan İmralı’daki cezaevinden çıkacak, İmralı’daki bir konuta geçecek ve o konutta bir sekretaryası da olacak. • Hatta bir kurulu da olacak. Anladığımız kadarıyla PKK suçlarından çok uzun süre cezaevinde yatan isimlerle birlikte orada toplantılar yapacak. • Aynı zamanda akademisyenler, gazeteciler, çeşitli kişiler o konuta gidecekler. Orada Öcalan’la görüşecekler. • Öcalan oradan da PKK’ya, örgüte mesajlarını verecek. Örgütün silah bırakması, mağaraları kapatması ve siyasete girmesi yönünde adım atacak. • Bu sırada tabii bakın orada önemli olan “barış süreci” ve “siyasallaştırma koordinatörü” kavramı. • Belki partinin adının değiştirilmesi olabiliyor mu bilmiyoruz. Ya da yönetim mi değişir ama Abdullah Öcalan artık DEM Parti’nin siyasallaştırma koordinatörü olduğu için aynı zamanda DEM’i de çok açıktan oradan yönetmeye devam edecek. • Yani hem PKK biliyorsunuz feshetti kendini, oraya yönelik hamleleri yapacak, hem Türkiye kamuoyuna yönelik hamleleri, röportajları yapacak. • İmralı’da bir konutta, muhtemelen de ciddi bir koruma altında o süreci yürütecek. • Yani özetle Öcalan eve çıkacak. Bu konuda en net tavrı olmayan AKP zaten, diğer herkesin tavrı net!

🎙️ Muhbir

285,264 Aufrufe • vor 3 Monaten

Bitmemiş Roman’ın sonunu hep birlikte okuyalım! Yorumsuz yazıyorum. Xani TV’ye katılan Abdurrahim Semavi (Abdurrahim SEMAVİ), kamuoyunda geniş yankı uyandıracak açıklamalarda bulundu. Semavi, Abdullah Öcalan’ın Türk devletiyle birlikte hareket ettiğini belirterek dikkat çekici açıklamalarda bulundu. İşte o açıklamalar; 👉🏻 Öcalan’ın Ankara’da, MİT binasında düzenlenen bir kongreyi bizzat organize etti!ve bu sürece aktif olarak katıldı. 👉🏻 Fesih kararı, Avrupa yapılanmaları, PJAK ve Rojava dahil tüm yapıları kapsıyor. 👉🏻 PKK’nin elindeki silahların, belirlenen altı noktada Türk istihbaratının kontrolü altında teslim edilecek, devlet bu süreçte mevcut silah envanterini Öcalan üzerinden çıkardı. 👉🏻 PKK’nin toplamda 28 milyar doları bulan mali varlığının Öcalan’ın kontrolüne geçecek, Öcalan bu parayı Türk ekonomisine katkı sağlamak amacıyla kullanmak istiyor. 👉🏻Öcalan SDG’nin feshi ve Rojava’daki mevcut statünün sona ermesi konusunda taahhütte bulundu. 👉🏻 PKK mensupları için iki aşamalı formül üzerinde duruluyor. İlk seçeneğe göre, örgüt üyeleri bir süre Güney Kürdistan’da bekletilecek, gerekli yasal düzenlemelerin ardından Türkiye’ye getirilecek. İkinci formülde ise doğrudan Türkiye’ye getirilmeleri ve belirli bir süre ev hapsinde tutulmaları planlanıyor. 👉🏻 Öcalan’ın kendisi de ev hapsine çıkarılacak. Tüm bu gelişmelere karşılık, Öcalan’ın hiçbir konuyu pazarlık malzemesi yapmadığını savunan Semavi, devletin ise anadil ile ilgili yasal düzenlemelere gideceğini, yerel yönetimlerin güçlendirileceğini ve kayyum uygulamalarına son verilmesine yönelik adımlar atacağını dile getirdi.

Mustafa Yıldız

59,039 Aufrufe • vor 1 Jahr

15 Ağustos 1984 günü PKK terör örgütü Eruhta jandarma karakoluna saldırarak J. Er. Süleyman Aydını şehit etti. Saldırıda yaralanan Astsubay çavuş Memiş Arıbaş kaldırıldığı hastanede şehit oldu. Bu şehitlerimiz PKK terör örgütüne karşı verdiğimiz ilk terör şehitleridir. PKK terör örgütü 15 Ağustos gününü "ilk kurşun günü" ve "diriliş bayramı" olarak kutluyor. PKK terör örgütünün Kandil elebaşlarından, Murat Karayılan bşr mesaj yayınlayarak 15 Ağustosu kutlamış. “Biz, Kürdistan Özgürlük Gerillaları adına Rêber APO’nun, şehit ailelerinin ve halkımızın Diriliş Bayramı’nı kutluyoruz” demiş. Malumunuz; Türk milletinden adeta kaçırılarak, PKK terör örgütü ile yürütülen bir süreç var. Geçen hafta PKK terör örgütüne af getirmek için meclise bir yasa teklifi getirdiler ve Türk milleti ile bağını koparmış 467 vekilden evet oyu ile teklifi meclisten geçirdiler. Evet diyenler, hiçbir haklı emare gösteremeden “terör örgütü ile hiçbir pazarlığın olmadığını ve örgütün silah bırakacağını” gözümüzün içine utanmadan bakarak söylediler. Dün, 15 Ağustos 1984’ün yıldönümü idi. PKK terör örgütü Türkiye Cumhuriyetinin pek çok ilinde sözde “ilk kurşun” gününü havai fişeklerle kutladı. Sorumlular sus pus… Aklı selim bir insan bu kutlamaları yapan bir örgütün silah bırakmaya mı hazırlandığını yoksa başka bir işe mi kalkışmak için gerekli hazırlığı yaptığını anlar. Bana hiç silah bırakmaya hazırlanan bir örgüt gibi gelmiyor bu yapılanlar. Size nasıl gözüküyor ey millet? Türk milleti, düşün, gafil olma, hazır ol.. Hep diyorum ya, Haçova günlerindeyiz…

Fatih Eryılmaz

19,181 Aufrufe • vor 3 Tagen

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Sayın Devlet Bahçeli'yi 1976-77 senesinden beri tanıyorum ve önce Sayın Bahçeli'nin adını lise öğrencisiyken bir ülkücü ağabeyimiz olarak duyardık. Ve çok az asistan, ülkücü asistan vardı o da onlardan birisiydi ve Devlet Bey'in ağabeyisi de benim matematik öğretmenimdi Ankara Koleji'nde. Sonra Almanya'dan döndükten sonra Gazi Üniversitesi'nde ilk değil ama ikinci ziyaretine gittiğim hoca Devlet Bahçeli olmuştu. O zaman bizler için kendisi Devlet Bey'di ve Türk milliyetçiliğinden de taviz vermeyen kişiydi. Ve diğerlerini eleştirirken hep referans olarak da taviz vermemek konusunda Devlet ağabeyi ele alırdık. Seyit Bey de burada bu konuşmayı duyunca efkarlanıyor. Ben Devlet Bey'in genel başkanlık açıklamasını yazmış kişiyim. Seyit Bey de Devlet Bey'in bütün adaylık sürecinde arabasını sürmüş bütün Anadolu'da kendisini dolaştırmış kişi. Onun için bizim şaşkınlığımız çok daha büyük. Bütün Türk milliyetçilerinin şaşkınlığı çok büyük. Diğer siyasi partilerden insanlar da bize sormaya devam ediyorlar. Ne yapıyor Devlet Bey diye. En son yayınlamış olduğu metni Devlet Bey'in yazmadığından eminim. Hatta şunu da söyleyeyim. O metnin MHP Genel Merkezi'nde yazılmadığından da eminim. MHP Genel Merkezi literatürünü yıllardan beri iyi bilen bir kişi olarak bunu söylüyorum. Bu dışarıda yazılmış ve bir bürokratik içerisinde bir kanadın çalışması. Ve Abdullah Öcalan'a bir statü verilmeye çalışılıyor. Ve çok tehlikeli benzetmeler yapılıyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu ile İngiliz Devleti arasında yapılan görüşmelere atıfta bulunuluyor. Bu görüşmeler sırasında uluslararası heyetlerin, kuruluşların sürece müdahaleleri söz konusu. Türkiye ile İrlanda'yı nasıl karşılaştırırsınız? Bu Türkiye'yi nereye sürükler? Hani Devlet Bahçeli bütün bu süreç başlarken demişti ya, önümüzdeki süreçte her şey değişecek, çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez. Devlet Bey, farkında değil misiniz? Türkiye'yi değiştiriyorsunuz. Tarihe Türkiye'yi değiştiren kişi, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in parçalanmasına yol açan kişi olarak geçmek mi istiyorsunuz?

Ambargo TV

113,583 Aufrufe • vor 3 Monaten

Galatasaray 1-2 Villarreal Maç Sonu Yorumu Uğur Karakullukçu: AVM'de elbiseden hanımefendilerden hiçbir farkınız yok; hanımefendilerden özür diliyorum. 22.000 kişi var, çok teşekkür ediyorum. Aynı elbise; birisi 10.000, birisi 15.000, gidip 15.000'liği alıp geleceksiniz. Sizin mantığınız bu yani. Sizin mantığınız bu; Niagayı böyle kazık olarak kulübe sivriltip çakmadıkları için Niaga değerli değil. Leslie Hugo çok mu değerli sizin için? Size 30 milyon pound demedikleri için? 6,5 milyon euro olduğu için gariban çocuk 10 gün mü? Geçen hafta "Çoruma kiralanır mı?" falan deniyor ya. Geçen hafta "kiralanır mı?" Yer açacaklarmış, yer açacaklar, yer açacaklar U23'e. Siz U23 bula... Siz Niaga gibi adam bulabilir misiniz ki de Niaga'yı göndereceksiniz? Siz Jankat'ın ne- nasıl bir oyuncu olduğunu biliyor musunuz? Ben— Arkadaşlar, ben— biliyorsunuz, Lemina'yla bir röportaj yaptık; Ersin Düzen'le birlikte. Lemina röportajından sonra— bunu zaten söyledim daha önce— yaklaşık 1 saat, 1,5 saat ben Sayın Başkan'la ve Sayın Kavukçu'yla oturdum. Ben Sayın Kavukçu'yla ilk fırsatta, yani böyle 6-7 kişi sohbet ediliyordu, bir fırsat oldu; direkt Jankat'ı sordum. "Jankat ikinci kaleci olur mu?" dedim. Altyapı kontenjanı var, çok iyi sezon geçirdi. "İkinci kaleci olmak istiyor" dedi ya. Yani bu arada, yani bu- bunun kararını Abdullah Kavukçu mu alıyor, bilmiyorum. Ben hani Abdullah Bey'le ilgili bir şey söylemiyorum. Ama ilk söylenen şey bu. Yani ikinci kaleci... Hadsiz bir şey istiyor adam. Algı bu yani. Ha, dediğim gibi, Abdullah Kavukçu almıyor olabilir bu kararı. Hatta bir adım öteye gideyim: Okan Buruk alıyor. Okan Hoca alıyor bu kararı. Okan Hoca diyor: "Günay kıymetli." Okan Hoca diyor: "Salih'i bedava alalım, Kaan'ın yerine koyalım" dendiğinde, Okan Hoca diyor: "Abi, istemiyorum" diye. Ya vallahi harbiden çok sıkıldım bazı şeylerden. Ya ben bunların hepsini söyledim. Bunlar yeni şeyler değil ya. Açın 1 ay önce anam avrat küfür yediğim yayınlara bakın. Niaga Leslie'den iyi. Leslie Hugo Çukur'dan iyi Niaga. Kaan yerine Salih'i alalım, tamam mı? Leao'dan... Leao tipi bir oyuncuya ihtiyacı yok. Galatasaray'ın teknik orta saha— orta saha kalitesini arttırmaya ihtiyacı var diyorum. Leao'yu görüyoruz. 2 tane maçını izledim. Yemin ediyorum az konuşuyorum. Yemin ediyorum az konuşuyorum. Bak, Leao için çok az konuşuyorum. Leao'yu da— ama Leao 45 değil mi? Leao 55 istiyorlar, 60 istiyorlar. 60 verin, rahat edin ya. Rahat edin ya. Rahat edin. 60.000 verin. 60.000 diyorum. Ağzım gitmiyor ya. 60 milyon euroyu size paketlesinler, siz Leao oynatırsınız. Leao bizim sezonumuzu kurtarır. Leao çok... orada çok morali bozukmuş. Leao'nun... Leao paşamızın keyfi yerine gelecek, bize maç.

Galatasarayultrataraftar

99,478 Aufrufe • vor 12 Tagen

Şemdin Sakık’ı kim, hangi amaçla Ergenekon’un gizli tanığı yaptı. OdaTv yıllar sonra konuyu neden gündeme taşıdı. Bahçeli’nin 17-25 takvimi ile Soner Yalçın ve Tuncay Özkan provakasyonları ne alaka…. Zamanlama manidar, ama ilk önce gizli tanık ve PKK tanık, TSK sanık yapıldı konusu. Şemdin Sakık 1993’te sözde Diyarbakır komutanıyken, İlker Başbuğ da Diyarbakır 8. Kolordu’da Albaydı. Jandarma komutanı Bahtiiyar Aydın’ın da şehit olduğu Lice katliamı ile 33 askerin şehit olduğu PKK saldırısı bu ikili döneminde yaşandı. Sis perdesi kalkmadı, halen soru işaretleri ve tuhaflıklar konuşuluyor. 1998 yılında PKK eylem planını sızdırdığı gerekçesiyle Abdullah Öcalan tarafından infaz emri verildi. Irak’a kaçan Sakık, Barzani tarafından Türkiye’ye teslim edildi. 28 Şubat sürecinin başladığı günlerdi. Sakık ifadesinde, Refah partisi, Milli Gazete ve Akit gazetesi PKK ile anlaştı diyordu. 7. Kolorduda alınan ifade gazete ve televizyonlara servis edildi, çarşaf çarşaf yayınlandı. Şemdin Sakık, Refahyol hükümeti devrilip 28 Şubat tamamlandıktan sonra yargılandığı davada, kurum isimlerini ifademe askerler ekledi dedi, Genel Kurmay da ifadenin andıç olduğunu doğruladı. Yedi yıl sonra İstanbul’da Ergenekon soruşturmaları başladı. Şemdin Sakık cezaevinden gazetelere bir çok mektup yazdı. Tanık olup, Ergenekon-PKK-Öcalan ilişkilerini anlatacaktı!. Soruşturma makamlarının açıktan yaptığı çağrılara karşılık vermemesi üzerine 4 Haziran 2008 yılında dilekçe yazarak avukatı aracılığıyla Ergenekon dosyasına gönderdi. Bu şekilde zorlamayla gizli tanık olmayı başardı. Gizli tanık olduktan sonra farklı tarihlerde ‘Deniz’ kod ismiyle bir çok ifade verdi. Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Doğu Perinçek ve Tuncay Özkan’ın Ergenekon ile bağlantılı olduğunu söyledi ama somut hiç bir bilgi paylaşmadı. İlker Başbuğ’dan ise hiç bahsetmedi, ismini bir sefer bile ağzına almadı. 2012 yılındaki duruşmada gizli tanık olarak ifade verirken, artık ülkede konjonktür değişti ve kimliğimi saklamama gerek kalmadı deyip, sürpriz bir şekilde ismini açıkladı. İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer duruşma salonundaydı ama kendisi katılmamıştı. Avukat İlkay duruşmada İlker Başbuğ’un mesajını okudu (ikinci video). Başbuğ kısaca, teröriste soru sormam diyordu. O esnada cezaevinde olan Başbuğ, gizli tanık Deniz’in duruşmada kimliğini açıklayacağını ve isminin Şemdin Sakık olduğunu ne şekilde öğrendi, notu avukatına nasıl gönderdi, halen bilinmiyor. Şemdin Sakık, kendisine terörist diyen İlker Başbuğ’a iki gün sonraki duruşmada cevap verdi. ‘Benim yaptığım hizmetleri ya bilmiyor ya da vicdansızca inkar ediyor’, dedi. Kısacası Sakık’ın beyanları, somut bilgi olmadığı için soruşturma makamlarına hiçbir katkı sağlamadı. Fakat PKK tanık TSK sanık sloganını ve ‘KUMPAS’ algısını, gizli tanık Deniz’e borçluyuz. Şemdin Sakık’ın gizli tanık oluşu, mahkumiyet kararına itiraz etmek için de kullanıldı ve işe yaradı. Sonuç olarak Başbuğ 2014 yılı Mart ayında tahliye oldu. Zamanlamaya dair; PKK’nın iki numarası Şemdin Sakık gizli tanık yapılmış, Devlet Bahçeli de duruma sert tepki göstermişti. Bahçeli o dönem ki açıklamalarında; ‘Nitekim ‘Parmaksız Zeki’ kod dağda yapamadıklarını duruşma salonlarında, karanlık odalarda iftiralarıyla yerine getirmişlerdir’ demişti. Bugünlerde de OdaTv Bahçeli’ye sahip çıkıyor. Soner Yalçın çeşitli tarihlerde yazdığı yazılarda; ‘Sinan Ateş cinayeti MHP’yi bitirmeye yönelik bir komplodur, Sinan Ateş‘i öldüren kurşunun kimden çıktığı belli değil’ şeklinde açıklamalar yapmıştı. Devlet Bahçelii’nin 17-25 takvimini makam odasına koymasıyla, Soner Yalçın’ın PKK tanık TSK sanık çıkışı da aynı tarihe denk geldi. Bugünkü gündemimiz de, Ergenekon sanığı Tuncay Özkan’ın Tayyip Erdoğan’ın yaptığı hakarete, aynı tonda cevap vermesi oldu. AKP cenahından da, Tuncay Özkan’a yönelik çok sert açıklamalar var. Tuncay Özkan, AKP tabanı ile CHP tabanı arasındaki çukura çok sert bir kazma daha vurmuş oldu. Saflar netleşiyor.

Mustafa Okumus

13,918 Aufrufe • vor 2 Jahren

📸 Gabi Guimaraes'in Açıklaması "Buraya bazı haberler vermek için uğradım... Maalesef bu yıl Milletler Ligi'nin final aşamasında yer alamayacağım. İyileşme sürecim çok iyi gidiyor, ben de iyiyim. Rio de Janeiro'da düzenlenecek olan ve Olimpiyat Oyunları için eleme niteliği taşıdığı için bizim için çok önemli olan Güney Amerika Şampiyonası'na en iyi şekilde dönebilmek için hazırlanıyorum. Önemli bir aşamadayım; havuz çalışmaları ve pilatesten geçtim, şimdi de ağırlık/fiziksel antrenman çalışmalarıma başladım bile. Ama her neyse, birçok kişi endişelenip mesaj atıyor, sokakta karşılaştığımda bana durumumu soruyor... Öncelikle herkesin gösterdiği bu sıcak ilgi ve sevgi için çok teşekkür etmek istiyorum. Ancak gerçekten de iyileşme sürecim için biraz daha uzun bir zamana ihtiyacım oldu. Bu durum, aslında uzun yılların getirdiği yoğun takvimin yarattığı bir yıpranma. Altyapı milli takımına ilk adım attığım 15 yaşımdan beri yıllardır aralıksız kulüp-milli takım, kulüp-milli takım döngüsüyle devam ediyorum. Sonrasında zaten 17-18 yaşlarımda A milli takıma dahil oldum. Yani bu hesapla, bu yoğun ritimde geçen tam 16-17 yıl oldu. Milli takımdan uzak kalmak zorunda kaldığım anlar çok azdı; bunlardan biri, 2017 yılında sağ dizimden olduğum ameliyattı. O zamandan beri bu formayı giymek için her zaman hazır bulundum ve elimden gelenin en iyisini yaptım. Maalesef şu an, en iyi şekilde iyileşebilmem için bu duraklama gerçekten gerekliydi. Teknik heyetle ve sağlık ekibiyle ortak bir karara vardık; %100 iyileşebilmem için çok iyi bir protokol hazırladık. Aslında vücudum bir süredir sinyaller veriyordu; birkaç yıldır zaten bu sakatlıkla mücadele ediyordum. Vücudum, bir noktada durmam gerekeceğine dair sinyalleri aslında uzun zamandır veriyordu. Birçok kişi, 'Kaburga sakatlığı yüzünden mi?' diye sordu. Elbette kaburga sakatlığı tüm vücutta bir dengesizlik yaratıyor. Eğer dizimde biraz daha fazla ağrı hissediyorsam, vücudun başka bir bölümüyle bunu telafi etmeye çalışıyorum ve bu tamamen normal. Ancak aslında durma sebebim tam olarak kaburga sakatlığım değil, daha çok az önce bahsettiğim o yoğun takvimden kaynaklanıyor. Ama durum bu; bence en önemlisi, hem kulübümün hem de milli takımın benim %100 iyileşebilmem için aynı fikirde olması. Bana çok iyi bakılıyor ve çok iyi bir destek alıyorum. Bu kez evde kalıp kızları ekran başından bol bol destekleyeceğim. Maalesef yakın zamanda Julia Kudiess'in sakatlığı da oldu. Gerçekten bizim için hem hücumda hem de savunma sistemimizde, blokta ve serviste çok önemli bir emniyet unsuruydu, büyük bir fark yaratıyordu. Genç yaşına rağmen sahada çok büyük bir liderlik gösteren, eksikliğini hissedeceğimiz bir oyuncu. Ancak ben burada desteğimi sürdürüyorum. Her zaman söylediğim gibi; sürece inanmak gerekiyor. Şu an kendi kontrolümde olan şeylere odaklanıyorum: iyileşmeme, uykuma, beslenmeme ve zihnime dikkat ediyorum. Böylece kızlar Milletler Ligi'nden döndüğünde takıma en iyi şekilde yeniden katılabilir, yine %100'ümü verebilir ve hep birlikte bu Güney Amerika Şampiyonası'nı kazanabiliriz. Genel olarak, gösterdiğiniz sevgi ve destek için herkese gerçekten çok teşekkür ederim. Hakikaten çok fazla insan endişeli mesajlar gönderdi. Bu videoda herkese iyi olduğumu, iyileşme sürecimin çok iyi gittiğini söyleme şeklim olsun. Belo Horizonte'de Fábio ile birlikteyim, tüm protokole uyarak çok iyi bakılıyorum; yani her şey yoluna girecek. Kızlar için de bu final aşamasında her şey çok güzel olacak; biz de bizim için çok önemli olan desteğimizi sürdüreceğiz. Kocaman öpücükler ve teşekkürler!"

Gibby

333,436 Aufrufe • vor 1 Monat

Terör örgütü lavu olacaksa ellerindeki silahları toplayıp demir çelik fabrikasına teslim ettirip başlarında Türk ordusu gerçek vatansever bir komutanımız olup hepsine eritip demire çevirmelidir  DEM PARTİ hey heyeti cezaevindeki bebek katili 7  madde bir öneri yapmış arkadaşlar maddelerine söyleyim sizlere bir garantiluk bir ülke istemiş iki terör örgütü el ele başı Abdullah Öcalan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelip DEM Genel başkanı olarak girmeyi talep etmiş 7000 terörist cezaevlerinden çıkartmak istemiş yani demem o ki bu şehitlerin katilleri cezaevinden çıkarıp genel af olarak istemiş bu ne demek şehitlere hakaret demek resmen ölüm demek. Bir teröristlerle PKK YPG PYD PYJ gibi müzakere yapılmaz iki terör belli kırılmışken böyle bir zamanda Apo Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ne işi olacak nasıl bir faydası olacak Türkiye çok merak ediyorum 1978’den beri Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti terörle mücadelesi başarılı bir şeklinde mücadele etmiştir ve şu anda Cudi dağında Gabar Dağı’nda hiçbiryerde sinek kadar bir terör yoktur 1978 beri dünya kadar şehit verdik eli kanlı teröristler fidan gibi askerimize polisimize mehmetçiklerimize komutanlarımızı şehit ettiler şehit olan askerimiz yeni evli nişanlı anasının karnında bebekleriyle babasız kaldılar ne için Türkiye Cumhuriyeti’nin devletin toprağına sahip çıktı diye belki de bazı bu şehit ailelerin şehit annelerin şehit eşleri şehit çocukları babaları bile görmemişler her bir şehit yavrularımın yavrularımızın babaları her biri bir kahramandır güvenli korucularımızı polisimizin askerimizin şehit verdik bu şehitlerin mükellefleri bu muydu bunu mu layık gördünüz Abdullah Öcalan teröristtir bebek katilidir asla Kürt değil Ermeni kökenli şehit ailelerin düşmanıdır  Apo’yu meclise davet etmek için mi bir Kürt olarak bir ülkücü olarak bu konuda gerçekten rahatsızız aziz Türk milletimizin aziz Kürt milletimizin Laz Çerkez Arap arnavut yani Türk bayrağın altında yaşayan kahraman şehit analarımız babalarımız çocuklarımıza evlatlarımızın bizlere soruyor ne oluyor biz bunları mı hak ediyoruz  Yakında PKK terör ör götüne laf söylesek belki bizim hakkımızda dava açarlar maalesef öyle bir hissiyat içindeyiz. Süreç:Yok! Müzakere:Yok! Pazarlık:Yok! Demokratik dönüşüm:Yok! Açılım,saçılım:Yok! Hapisteki teröristler ve Kandil’dekiler üzerinden oyun kurmak:Yok! Ya ne var? Kayıtsız şartsız örgütü lağv(YPG/PKK dahil),silah bırakmak var. Bunun dışında konuşacak bir şey yoktur. Olmamalıdır! BİR Kürt olarak Diyorum Çok merak Ediyorum bu siyasetçiler.Şehit Analari ve Babalarına ne diyecekler. Terörist başı Abdullah Öcalan’ın” TBBM DEGİL.Direk idam edilmelidir. Türkiye Şehit Asker Polis Özel Hareket. Evlatları şehit oldular. Ey siyasetçiler. Bu kadar şehit verdik. Terörist başı Apo Piçi meclise gelmek için mi. Yazık günahtır o kadar genç kardeşlerimizi şehit verdik silah arkadaşlarımız şehit oldu. Kanıma dokunuyor kabul edemiyorum iki gündür yatmadım şehit ve silah arkadaşlarım gözümüzün önüne geliyor siz siyaset yaparken biz o dağlarda PKK çatışıyorduk kar kış demeden toprağımız korumaya canımız feda ediyorduk. Abdullah Öcalan teröristtir bebek katilidir. Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır. Ne mutlu Kürt doğdum  Ne mutlu Müslüman oldum Ne mutlu türküm diyene Saygılarımla Abdurrahim Avcioglu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

117,008 Aufrufe • vor 1 Jahr

Binlerce mektup aldım Erden Timur: Konuşayım diye düşündüm. Öyle bazı şeyler tabii önyargısız, öyle temiz bir gönülle bakmayınca tam anlaşılamıyor. Size çok kısa bir şeyler diyeceğim. İnşallah buradaki insanlar yüzümü gözümü gördüğü için anlarlar, böyle ekranlardan izleyecekler de bizim Anadolu'da çok güzel bir laf vardır: "Kafandaki kulağınla dinleme" derler. Gönlündeki kulakla, ona da can kulağı deriz ya, o can kulağıyla dinlemelerini rica ediyorum. Bizi burada aslında buluşturan şey, arkadaşlar, ne şampiyonluklar, ne başarılar, hiçbir şey değil; bir şeyi karşılıksız sevme, bir şeye adanma hikâyesi. Ben bizim aramızdaki bu bağın tamamen bundan geçtiğini düşünüyorum. Yoksa ben aslında iki sene yöneticilik... Duyuluyor değil mi sesim? Duyulmuyor. Mikrofon kesiliyor arada. Mikrofon? Hah, şu an duyuluyor. Evet. Yoksa ben aslında iki sene yöneticilik yaptım, baktım toplamda da 14-15 defa konuşmuşum. Yani beni duyduğunuz ancak o kadar. Peki nasıl böyle bir sevgi kurulur, hem sizden bana, benden size? Ben gönlümüzde hepsi Erden başka. Ben de onu söylemek istiyorum. İlk yöneticilik sürecime basketbolla başladığımda, eee, çok küçük bir bütçeyle, 2 milyon dolarla, çok başarılı işte, Allah öyle vermişti o zaman da. Tevafuk, basketbolda 13. devre almıştım, futbolda öyle oldu, hep birlikte o zamanki emek veren arkadaşlarımızla. Çok başarılı bir şey olunca ben şey demiştim: "Ben sene sonuna kadar hiç röportaj vermeyeceğim. Hiç röportaj vermeden de yöneticilik yapılabilir" diye düşündüğüm için... Helal olsun. Lütfen. Bir dakika ayarlayayım. Neyse, en sonunda bir şey söylemek zorunda kaldım, çok kısa. Bana dediler ki: "Bu başarının sırrı ne?" dediler, böyle. Ben de şey demiştim: "Sevgi, sevginin giremeyeceği kalp tanımıyorum." Bugün beni başından beri mutlu eden, bu zor dönemlerde de en çok sevindiren şey samimiyet anlaşılabiliyormuş arkadaşlar. Ben en çok buna mutlu oluyorum, hakikaten. Siz de bence öyle düşünüyorsunuz. Bazı şeyler kupalardan, şampiyonluklardan çok daha önemli ki onlar değerler. Ve bizim aramızdaki samimiyet çok farklıymış. Binlerce mektup aldım. Şimdi bakıyorum orada tabii sosyal medyaya bakma imkânım yoktu, sorun. Ne kadar büyük destek olmuş. Bana gelip avukatlar iletiyordu ama görmeyince insan o kadar büyük olduğunu anlamıyor bir de. İki gündür sadece 3 saat uyuyabildim. Evime ilk gittiğimde 400-500 kişi vardı, şimdi de öyle. Hiç, herkes geliyor. Benim için inanılmaz bir şey. Yani ben bu sevgiyi, sizden gelen bu şeyi iliklerime kadar hissediyorum. Ve insanların da şunu anlaması: Bizim kararlılığımızın, gücümüzün, bu kadar dik durmamızın sebebi de bu, başka hiçbir şey değil. Sizin varlığınız. Bu süreçte sizden şunu da gördüm: Hani bir söz var ya, "Derdime derman arardım, meğer derdim bana derman imiş" diye. Bizim aslında bu dert diye gördüğümüz şey bize dermanmış. Hep birlikte çok güzel şeyler öğreniyoruz. Ben onu da aynı zamanda çok anlamlı buluyorum. Çıkarken cezaevinden şey dedin, hani sonuçta bu 3-4 senelik bir iftira süreci, neticede her şey anlaşılacak, adalete de güvenim tam, kendime de güvenim tam. Her şey görünecek, hiçbir şey için aceleci olmaya gerek yok. Her şey anlaşılacak. Ama bunun bize çok güzel şeyler öğretti hep birlikte. Kendimce onu bambaşka şeyler öğrendim. Çok da güzel geçti.

Galatasarayultrataraftar

18,720 Aufrufe • vor 2 Monaten

MERHABALAR EFENDİM geçtiğimiz günlerde Ozan'la beraber sahneye çıkıp bir ödül aldık, İNGEV kapsayıcılık ödülü ben kapsayıcılık ödülünü Milli Eğitim Bakanlığı ya da örneğin Sanayi Ticaret Bakanlığı alabilsin isterdim, yaptıkları çalışmalarla ülkemizdeki bütün engellilerin nitelikli olarak eğitim alabilmesini ya da iş yaşamına katılmasını sağladıkları için ya da Aile Bakanlığı alsın isterdim ülkemizdeki tüm engellilerin refahını temin ettikleri için oysa bunların hiçbiri gerçekleşmediği için bu ödül de bize düşüyor bizim Ozan'la son 15 senemiz neredeyse her şeyi iki başımıza aşmaya çalışmakla, istenmediğimiz yerlere girmeye çalışmakla, önümüze çıkan duvarları yıkmaya çalışmakla, yapamaz dedikleri her şeyi yapabileceğini ispat etmekle geçti Ozan küçük yaşlarda kendini ifade edemiyor, konuşamıyordu, sokaklarda kendini yere atıyor çılgınca bağırıyordu, tutmak mümkün değildi bir sokakta dümdüz birkaç metre yürümemiz bile imkansızdı, bütün bunları birlikte aştık, gerçekten destek vermesi gerekenlerin önümüze koyduğu engellere rağmen, herkese ve her şeye rağmen salondaki pek çok kişi otizmli bir genci ilk kez görüyor ya da böyle bir sahnede kendisini ifade etmesine ilk defa şahit oluyordu videonun sadece bir kısmı burada yer alıyor, mikrofonu ilk ona uzattım ve önce konuşmak istemedi ama sonra sahneye alıştı ve araya girip söyleyeceğini söyledi ben 15 senedir oğlum için "yapamaz, edemez" diye hiç düşünmedim, yapamadığı pek çok şey oldu ama ben hep "yapabilir" üzerinden ilerledim, "neden olmasın" diye "belki bir gün yapabilir" diye baktım, her konuda seçimlerini ona sordum, konuşamadığında bile giyeceği tşörtün rengini ben seçmedim, işaretle bile olsa onun göstermesini istedim, varlığına özgünlüğüne saygı göstermeye çalıştım sen bunu da başardın Ozancım, benim içinse asıl ödül senin varlığın, İNGEV e tekrar teşekkür ediyorum ülkemizdeki tüm engelliler haklarına kavuşana dek çalışmaya devam

Sedef Erken

53,991 Aufrufe • vor 1 Jahr

Her oyuncuyu ayrı ayrı övdü Sinan Yılmaz: Öncelikle. Şimdi, 3 tane tecrübeli oyuncu vardı sahada; as takımdan diyebileceğimiz. Gabriel Sara ve İlkay, direkt rotasyonun ana hamleleri. Kazım Can, yedek parçadan. Bu üçü, A takım oyuncusuydu; geri kalan gençti. İ- ideal ilk 11, ilk yarı başlangıcı böyleydi; ideal ilk 11 değildi tabii ki. 3 tane vardı, üçü de bence ilk yarının en iyi Galatasaray oyuncularıydı. Hatta devre arasında böyle bir tweet attım: "Yetişkinlerden Sara İlkay ve Kazım Can iyi, gençlerden de en parlak görünen Arda Ada Yüzgeç, diye yazdım. Birçok kişi şey yazmış: "Abi başka yetişkin yok zaten takımda." diye. Demek ki, dedim orada cevap olarak, demek ki yetişkinlerin gençlerle arasında çok fark var. Ki bu zaten bilinen bir şeydi. Ve/veya iyi hazırlanmışlar aynı zamanda. Yani birçok kişi İlkay'ı beğenmediğini falan da yazmış ama ben katılmıyorum. İlkay gayet iyi oyunu yönlendirdi, kurdu. Sara da çok güzel 2 asist yaptı. Kazım Can da yine çok dinamik, çok iştahlı bir, performans sergiledi. Kazım Can'ın geçen sezonun ilk yarısındaki Galatasaray performansı da çok iyiydi; ikinci sezondaki Başakşehir, ikinci yarısındaki Başakşehir performansı da çok iyiydi. Şimdiki maça da, sezona da çok iyi bir başlangıç yaptı fiziksel olarak. Son derece hazır görünüyor, kendisini olabildiğince zorluyor. Bence Rusya'ya gidip de, Rusya'da bir de çok, düşme potasında bir takıma gitti, orada yaşadığı hayal kırıklığı Kazım Can'ı çok uzaklaştırdı belki de şeyden. Belki Rusya'nın, zorlu ikliminde böyle bir hayatı sorguladı Kazım Can ve dedi ki: "Benim futbola dönmem lazım." Çünkü Rusya'ya gitmeden önce Ankaragücü'nde bile yedek kalmaya başlamıştı. Ankaragücü küme düşmüştü, hatırlıyorsunuz. Küme düşen Ankaragücü'nde yedekti Kazım Can. Oradan, Rusya'da da takım küme düşmeye oynadı, düşmüş de olabilir, hatırlamıyorum, ama kötüydüler bayağı yani. Orada da yedek kaldı. Ama sonra Galatasaray'da, Başakşehir'de, bambaşka bir Kazım Can izliyoruz, çok diri, bence yerli de olduğu için, hani yeni sezonda işte takas ihtimallerinden bahsediliyor; Bertu'yla takas, onunla vesaire. Çok kolay kolay elden çıkarılmaması gereken bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendini adadı yani, artık, aklı başına geldi. Ya zaten iştahlı, istekli bir oyuncuydu. Öyle, yüzde yüzünü vermeyen bir çocuk değildi zaten de. Bu kez ama kendisini çok adamış belli ki. Ya arabasından bile zaten kendisini yüzde yüz futbola adadığını görüyoruz. Yani ar- yeni araba almaya fırsat bulamamış çocuk yani, önceliklerini futbola vermiş. O yüzden çok kolay vazgeçilmemesi gerekir. Kiralık falan düşünülebilir ama ben hep diyordum, sezonun ilk yarısında çok daha fazla maç oynanıyor. O yüzden ilk yarı, takımda kalsın, ikinci yarı kiralansın. Maç sayısı azalırsa, Avrupa'dan maazallah elenme durumu falan olursa iyice azalıyor. O zaman kiralanır gerekirse diye. Okan Hoca'nın da tüm röportajlarında bu, benim geçen sene yaptığım yorumu söylediğini görüyoruz. İşte bazı arkadaşlar yazan olmuş: "Ya seni hoca dinlemiş herhalde, izlemiş herhalde" falan gibi. Öyle olacağını zannetmiyorum. Tecrübe, birlikte yaşıyoruz işte. Taraftar da, yorumcu da, teknik heyet de, futbolcular da birlikte yaşıyor. 3 sezon üst üste Avrupa yaşanınca, 3 sezon üst üste Aralık, eee, Kasım-Aralık aylarında kriz, sakatlık krizleri, Şubat'ta yine, sakatlık ve kadro eksilme krizleri yaşanınca ne oluyor? Bir deneyim, bir tecrübe oluyor,

Galatasarayultrataraftar

43,440 Aufrufe • vor 1 Monat

Bir varoluş hareketini anlattığımız bu hikayedeki karakterlerin ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi VARDIR! HEP-SEN, 09.10.2020’de ‘7’ CESUR ‘HEMŞİRENİN’ öncülüğünde kuruldu. Bu tarih, emekleri ve tutkularıyla birlikte yeni bir ‘UMUDU’ simgeliyordu. Arkasında ne siyasi bir güç, ne finans desteği, ne de bir medya gücü vardı! Ne zaman sağlık çalışanları için bir adım atmaya kalksa önü kesiliyor, ENGELLENİYORDU! Tüm bu olumsuzluklara rağmen İNANDIKLARI yolda kararlılıkla yürümeye devam ettiler. Onlarca ‘ENGELLEMEYE’ rağmen ülke genelinde faaliyetlerine hız verdiler. HEP-SEN ‘BÜYÜYOR! ‘BÜYÜDÜKÇE’ hemşirelerin emeğini daha ‘GÜR SESLE’ savunuyordu! Bu büyüme birilerini rahatsız edecek ve hemen ardından sendikalara %1 barajı uygulaması getirilecekti! Gücünü Sahadan Alan HEP-SEN, çok geçmeden hukuksuz %1 Barajını aştığını duyurdu! Sadece bir yıl sonra HEP-SEN artık ‘BİNLERİ’ TEMSİL EDİYORDU! Artık sağlık camiasının ‘GÜR SESİ’ olmuştu. Nerede bir hukuksuzluk, haksızlık görse var gücüyle ‘MÜDAHALE’ ediyordu! Üstlendiği sorumluluklarının ‘FARKINDAYDI’ ve SUSMUYORDU! Günden güne gönül verenler artıyor, HEP-SEN’ in varlığı ‘81 İLDE’ TESCİLLENİYORDU! Ülke genelinde teşkilatlanmasını genişletiyor, Türkiye’nin çeşitli illerinde şubeler açıyordu. Tüm bu gelişmeler üzerine %1 barajında başarısız olan mevcut yapılanmalar, bu kez de ‘%2 SENDİKA BARAJI’ nı getireceklerdi. AMA hesap edemediler. Sahanın ‘GÜR SESİ’ ‘DURMAYACAK’ ve ‘SUSMAYACAKTI!’ PEKİ YA SONRA? SONRAKİ YILLARDA ‘HEP-SEN’ i NELER BEKLİYORDU? 2023'ün Şubat ayında, tüm Türkiye gibi Kahramanmaraş Deprem Felaketlerinin hüznüyle güne başladı! Ama duramazdı, bir şeyler yapmalıydı! Aynı gün tüm hazırlıklarını yapıp İskenderun'a doğru yola çıktı! Deprem bölgesindeki tüm illerde yaraları sarmak için maddi manevi tüm imkanlarını seferber etti. Depremin yaraları henüz sarılmaya başlanmışken, Van Şubesinin açılışını gerçekleştirdi. Eskişehir'de sağlıkçılara mobbing olduğunu duydu, oraya koştu! Cerrahpaşa taşınıyor dendi, sağlıkçılar mağdurdu, soluğu hemen orada aldı! Sanki dertleri azmış gibi, bir kadın sağlıkçının saçlarını yolmak pahasına şiddete uğramasına SUSAMAZDI! İlk Türk hemşire 'Safiye Hüseyin Elbi' ve hunharca katledilen sağlık çalışanı 'Ömür Erez' in isimlerini şubelerine vererek yaşattı. 2023'ün 1 Mayısında HEP-SEN TAKSİMDE SAĞLIK SİSTEMİN REÇETESİNİ AÇTI! Sahadaki sıradan anlayışıyla hemşire öğrencileri her fırsatta destekledi! Mesleği adına bir şeyler söylemek isteyenleri daima DİNLEDİ ve yanında oldu! Haksızlıklara karşı barikatlara, engellere direndi! Sağlık çalışanlarının haklarını savunmak adına sahalardan ve eylemlerden hiç vazgeçmedi! 10 yıldır eylem yapılmayan YÖK'ün önünde CESURCA HAYKIRDI! Sarı sendikalar, memurların haklarını talan ederken, TEK BAŞINA TÜM TÜRKİYE'DE MEYDANLARDAYDI! Atasına saygısını her fırsatta binlerce gönül vereniyle yanına giderek gösterdi! Araştırmak ve geliştirmek zorundaydı! Ar-Ge merkezini açtı! Sessiz yığınların sesi - Adaletin Temsilcisi olarak üstüne düşen ne varsa yaptı! Forma alın teridir - Emektir dedi ve SAĞLIK BAKANLIĞINA GİYİM YARDIMI YAPTI! Amerika'da 6 kıta, 32 ülke, 44 sendikanın içinde TÜRKİYE' yi gururla temsil etti! Dün her şey bir hayaldi, GERÇEĞE DÖNÜŞTÜ! BUGÜNSE ARTIK BİR ZİRVE OLDU! HEP-SEN, HER ADIMDA 'FARK' YARATAN 'İZ' BIRAKAN SENDİKA!

HEP-SEN

15,645 Aufrufe • vor 2 Jahren

Terörsüz Türkiye konusundaki açıklamalarını sordunuz bazı DEM parti yetkililerinin. Tabii DEM Parti içerisinde gerçekten sorumlulukla konuşan, sağduyulu konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişi sistematik olarak şöyle bir tutum sergiliyorlar: Sayın Cumhurbaşkanımızı, Sayın Devlet Bahçeli'yi hedef aldılar. Daha sonra da bizim genel başkan yardımcılarımızı, bakanlarımızı hedef alıyorlar. Ve sürekli olarak da bunu kendilerinin çözüm istediği, AK Parti'nin ise buna karşı çıktığı şeklinde bir konumlandırma ile yapıyorlar. Tabii kullandıkları cümleler siyasi açıdan son derece niteliksiz cümleler. Yani siyasi bir karşılığı olmayan cümleler. Tabii siyasette siyasi eleştiri çok kıymetlidir. Biz eleştiri yapanları son derece saygıyla karşılarız, fakat o cümlelerde bizim bakanlarımızı, genel başkan yardımcılarımızı kişiselleştirerek hedef alan cümlelerde bir siyasi eleştiri yok. Daha çok birilerine mesaj vermeye çalışan bir faaliyet raporu gibi gözüküyor. Tabii burada esas mesele şudur: Yani birileri bu süreçlere karşı olabilir. Onları görüyoruz biz. Fakat bu süreçle ilgili olarak AK Parti içerisinde sorumluluk almış ve gayret eden kişilerin sistematik olarak hedef alınmasında bir algoritma var. Biz bu algoritmayı çok iyi tanırız. Geçmiş süreçlerde de bunu gördük. Bu algoritma şöyle çalışıyor: Sürekli olarak çözümden bahseder, çözüme destek vermekten bahseder, ama sürekli olarak maksimalist taleplerde bulunarak ya da kendilerinin dediklerinin dışındaki bir şeyi sürekli olarak yargılamaya çalışarak, sorgulamaya çalışarak esasında algoritmanın mantığı gereği çözümsüzlüğe hizmet eder. Yani çözüme karşıyım diyemez, ama algoritmayı böyle çalıştırır. Bu tabii çok yanlış bir şey. Yani siyasi eleştiri başka bir şey, faaliyet raporu başka bir şey. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımıza da zaman zaman niteliksiz sözler söyleyenler oldu, Sayın Devlet Bahçeli'ye dönük olarak da oldu. Bunlara gereken cevabı verdik. Şimdi sürekli olarak birilerinin “ben örgüt adına konuşmuyorum ama” diyerek cümle kurup, sürekli olarak örgütün söylediği cümleleri dillendirmesi apaçık ortada. Örgüttekilerin de siyasette konuşulması gereken konular konusunda bir yön vermeye çalışması orada bir problem olduğunu gösteriyor. Bu problem tabii bizim problemimiz değil. Biz sonuç olarak terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeden terörün Türkiye gündeminden çıkmasını anlıyoruz. Bir de tabi bu cümleler kurulurken sürekli olarak “biz özgürlükten yanayız, çözümden yanayız, demokrasiden yanayız” diye kuruluyor. Önemli olan bu cümleleri kurmak değil. İsmi özgürlük ve demokrasi olan ama zıt yöne hareket eden çok sayıda parti var Avrupa'da. Dediğim gibi DEM içerisinde çok sağduyulu konuşan, çok dengeli konuşan, çok basiretli konuşan sayın milletvekilleri var. Fakat birkaç kişinin de sistematik olarak çözümden yanaymış gibi cümleler kurup aslında algoritmayı işletme biçimleri itibariyle süreci enfekte etmeye dönük birtakım çıktılar ürettiklerini görüyoruz. Burada tabii bizim takıldığımız konu bu değil, bizim odaklandığımız konu terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sağlıklı bir şekilde hedeflerine ulaştırmak. Yani eğer bunlara tek tek cevap vermeye kalksak o zaman dediğim gibi odağımızı kaybederiz. Ben zaten herkese odaktan ayrılmasın diye söylüyorum ama bahsettiğiniz bu niteliksiz cümleleri kuranlar sürekli olarak odağı ve merceği değiştirmeye çalışıyorlar. Odak, PKK terör örgütünün feshedilmesi ve silahlarını tamamen bırakarak legal görünümlü yapılarıyla, legal demiyorum legal görünümlü yapılarıyla Avrupa'daki ve illegal yapılarıyla tamamen ortadan kalkmasıdır ve bununla ilgili olarak da meclis komisyonunda da ifade edilen bir teyit mekanizması vardır.

Ömer Çelik

20,718 Aufrufe • vor 4 Monaten

Hizmet Hareketi’nin eğitim faaliyetleri, özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde hayata geçirilen ücretsiz etüt merkezleri aracılığıyla gençlerin dağa çıkışını engellemişti. Yalçın Küçük, bir toplantıda, “Gülen hareketi Kerkük’te, Musul’da, Diyarbakır’da PKK’nın altını oyuyor.” demişti. Bu ifadenin altında yatan nedenlerden biri, bu eğitim faaliyetleriydi. Hizmet Hareketi, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla iş adamları dernekleri, memurlar ve doktorlar gibi gruplarla bölgeye gidiyor; bayramlaşmalar düzenliyor, hediyeleşiyor ve ihtiyaç sahibi ailelerin gereksinimlerini karşılıyordu. Özellikle Kurban Bayramı ve Ramazan dönemlerinde yürütülen bu çalışmalar, halkın PKK ve Hizbullah gibi yapılardan uzaklaşmasını sağlıyor, Türk Milleti ile bağlarını güçlendiriyordu. Bu durum, BOP projesi planlayıcıları ve uygulayıcıları açısından ciddi bir engel oluşturuyordu. 6–8 Ekim 2014 tarihlerinde, Demirtaş’ın çağrısı sonrası yaşanan olaylar, yurt baskınları, ayaklanmalar ve onlarca ölümle sonuçlandı. Saldırıların hedefi çoğunlukla Hizmet Hareketi yurtları, etüt merkezleri ve okullarıydı. Bir JİTEM mensubunun itirafına göre, “Artık insan öldürmek istemiyorum.” demesine rağmen, 6–8 Ekim tarihlerinde bölgeye gidip çok sayıda kişiyi öldürmüşlerdi. Bu, emirle hareket edenlerin, kendi iradeleri dışında eylem yaptığını gösteriyor. Tarihler 17/25 Aralık ve 01/19 Ocak’tan geriye doğru incelendiğinde, 30 Kasım 2013 tarihinde BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak şunları dile getirmişti: “Eğitim sistemini yerel yönetimlere devredin. Kadrosunu ve bütçesini devredin. Biz talibiz. Bıraksınlar bize; biz tüm Türkiye’de ve Kürdistan’da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim.” Kışanak, eğitimin BDP için vazgeçilmez bir alan olduğunu vurgulayarak, devletin tekçi zihniyetinden ve sömürgeciliğin asimilasyon politikalarından korunmak için eğitimin önemine dikkat çekti: “Bir halk olarak kendimizi eğiteceğiz. Boynumuzun borcu, kendi halkımızın eğitim sistemini halk eğitimi olarak inşa etmek ve kendi değerlerimizle gelecek nesillerimizi yetiştirmektir. Biz bu kavganın tarafı ve tartışmanın bir tarafı olmayacağız. Bırakın bu kayıkçı kavgasını; eğitim sistemini halka, yerel yönetimlere devredin. İşte o zaman demokratik bir eğitim gerçekleşir. Kadrosunu ve bütçesini devredin, bakın eğitim sorunu kalıyor mu? Biz buna talibiz. Kürt siyaseti olarak, demokratik özerklik projesini savunan bir siyaset olarak ilan ediyoruz: Bıraksınlar bize; biz tüm Türkiye’de ve Kürdistan’da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim. Bu konuda halkımıza ve kendimize güveniyoruz.” 02 Aralık 2013 tarihinde Diyarbakır’da Gençlik Meclisi toplantısında konuşan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise şunları ifade etti: “Gençliğin ve toplumun içerisine hangi kanallardan sızıldığını dikkatlice izlemeliyiz. Cemaat yapılarının ve iktidardan beslenen yapıların hangi boşluklardan sızdığını tespit edin. Bu boşlukları biz dolduramazsak, sızma ve gençliği teslim alma, toplumu teslim alma harekâtı kesintisiz sürecektir. Gençlik artık her yerde öncülüğünü yaparak okullar açmalıdır. Kürdistan’ın küllerinden yeniden doğması ve buna tanık olmamız heyecan vericidir. Kürt halkının liderleri bir arada, birlik içerisinde Kürt ulusal demokratik birliğinin gereklerini yerine getirdiği oranda bu mücadele kısa sürecektir. Başkan Apo, halkın özgürlük talepleri doğrultusunda yakın zamanda özgürleşecektir. Bir halk önderini bir çukurda tutarak rehine muamelesi yapmakla müzakere sürdürülemez. Bu, bir halkın kabul edebileceği bir tutum değildir. Önümüzdeki dönem müzakerenin en önemli başlıklarından biri Apo’ya özgürlüktür.” Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’ndeki görüşmelerine ait tutanaklarda, özellikle 2000’li yılların başında, Fethullah Gülen hareketine dair eleştiriler ve endişeler dile getirilmiştir. Öcalan, bu hareketin PKK’ye karşı düşmanlık beslediğini ve örgütü yok etmeye yönelik bir strateji izlediğini ifade etmiştir. Özellikle 2004-2005 yıllarında, Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde bu konuya sıkça değinilmiştir. Öcalan, Cemaat’in devlet içinde güç kazandıkça PKK’ye karşı daha sert bir tutum sergilediğini ve bu durumun örgütün varlığını tehdit ettiğini belirtmiştir. Özellikle 2007 yılında, Cemaat’in devletin çeşitli kademelerinde etkinleşmesiyle birlikte PKK’ye yönelik baskıların arttığını ve bu durumun örgütün stratejik hedeflerini zorlaştırdığını ifade etmiştir. Bütün bu gelişmeler, Oslo’da İngilizler aracılığıyla yürütülen özerklik görüşmeleri, şehirlere silah gömülmesine göz yumulması ve valiler ile kolluğa dokunulmaması için verilen talimatlarla paralel ilerlemişti. (Sonrasında Hendek Olayları olarak tarihe geçen süreçte, kolluk ve sivil olmak üzere yaklaşık 1.200 kişi şehit edilmiş, bu silahlar aracılığıyla kayıplar verilmişti.) Ayrıca Abdullah Öcalan için Diyarbakır–Urfa çıkışında özel korunaklı bir konut inşa edilmiş, Ahmet Türk'ün Bayramlarda gelen STK'lıları CHP'llere bir şikayeti vardı göreceksiniz. Bunlara Mani olun diyordu, Öcalan ile yatlarda rakı-balık yapılmış ve son rötuşlar tamamlanmıştı.

Muhammed S.ARSLAN

40,911 Aufrufe • vor 11 Monaten

"ŞİRK"E ENGEL OLMASI GÜLEN'İN VE SEVENLERİNİN BAŞINI YAKTI!.. Fethullah Gülen kendisinin insanüstü, olağanüstü görülmesinden ve yüceltilmesinden çok rahatsızdır! En çok rahatsız olduğu konu budur ve bunu da hiç bozmadığı üslubunu sadece bu konuda yani şirk konusunda bozar ve çok ağır şeyler söyler! Bunun için her fırsatta kendisinin sıradan bir insan olduğunu vurgular ama Muaviye ile birlikte İslam'ın yerini alan Muaviyeizm'de yani Şirkizmde tam tersi bir inanış hakimdir! Hocalar, imamlar, şeyhler, müftüler, DİB'ler, devlet ve siyaset adamları ise şirkizmden beslenirler! Bu kişiler tapılacak kadar yüceltilmiyorsa bulundukları makamların hiçbir hükmü yoktur! Sadece İslam(!) yani "müşrik âlemi" değil küresel çeteler de şirkin yok olmasını istemezler! Zira şirk yok olursa yerine İslam güneşi tekrar doğacaktır! İşte F.Gülen'e karşı bütün kesimlerde var olan iflah olmaz yerli ve küresel ortak düşmanlığın bu kadar amansız, imansız ve sınırsız olmasının asıl sebebi budur! Çünkü şirk herkesin hesabına geliyor! Liderler tapacak mürit ya da halk isterken, halk ve müritler de tapılacak dini ya da siyasi lider arıyorlar! Halk, dürüst ve mütevazı liderlerden hoşlanmıyor! Halk için burnundan kıl aldırmayan ilahlaşmış liderler gerekiyor! Zira mütevazı liderlere yalakalık yapılamıyor! Kendilerine tapılmayan bir anlayışı ve sistemi İslam(!) ülkelerinde hiçbir kesimin elitleri istemez, istemiyor! Milletin oyu ile seçilen vekillerin ve liderlerin "Küçük dağları ben yarattım" havasında olmalarının, seçmenlerin de onların bu haline bayılmalarının sebebi budur! Bu durum küresel güçler için de bulunmaz fırsatlar doğuruyor! Zira şirk demokrasiye en büyük engel oluyor! Demokrasi varsa şirk, şirk varsa demokrasi olmuyor! Küresel güçler Müslüman(!)coğrafyasında demokrasi istemiyorlar! İstemiyorlar çünkü demokratik toplumları sömürmek mümkün olmuyor çünkü koca bir halkı koca bir toplumu kandırmak, ikna etmek mümkün olmuyor, halk sömürüye karşı çıkıyor ama tek adamlı rejimleri kandırmak, ikna etmek, satın almak çok kolay oluyor! Fethullah Gülen şirk konusunda o kadar hassastır ki kendisine bir paye verilmemesi böyle bir algı oluşmaması için aracın arka koltuğuna asla oturmaz hep ön koltuğa şoförün yanına oturur! Böylece direksiyondaki kişi onun şoförü değil arkadaşı konumunda kalır!.. Bu konuşma insanlık tarihinin en önemli konuşması sayılır! Zira insanın en önemli zaafı olan şirk konusunda böylesine açık tavır koyan, adeta duvar ören başka bir lider yoktur! Çünkü liderlik ve şeyhlik makamı şirk olmadan yürümez! Hiç kimse şirksiz bir liderliği kabul etmez!.. İnsanlık Araplar #StayWithUsOsimhen Beyaz TV Nuh'un Gemisi Erk Acarer Şuayb Ordu Madeleine Murat Bardakçı Adnan #WeAreMadleen #WeAreMadleen GOAT İtalya İspanya Portekiz Greta Thunberg #FileninSultanları Vargas #AllEyesOnDeck #GazaGenocide #FreePalestine Osman Gökçek İsmail Aslı Şerefsiz Fuji #EmniyetTabanMaaşaZam Acil Yusuf İmamoğlu Arda Güler Ferdi Zeyrek #deprem #SONDAKİKA #KHKAdaletsizliği Alevi Fetö(!) #StopAlawiteGenocideInSyria #StopAlawiteGenocide Yahudi Özgürlük Filosu Koalisyonu'na Fatih Altaylı #HerkesİçinBayram 15 Temmuz Müslüman İslam

Bahri Şenkal

19,448 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bülent Timurlenk: Osimhen orada elinin bandajlandığı anda başladı. Şimdi Galatasaray'ın biliyorsun doktoru cezalı. Yener İnce. O ne kadar inisiyatif alırdı bilmiyorum. Ama o simen hakkında geçen sene böyle bir yaşadığı sakatlıklarda bazen canı çok yanıp oyuna devam ettiği anları hatırla. O günlerde ben bir kemerburgazda bu konuyu soruşturmuştum. Biraz egzajere derler. Biraz böyle şey yapan. Yandım Allah. gibi gösteren bir adam ama bu burada değil belli ki böyle koşuyordu abi buradaki belli ki kenara gelmesi lazım tamam mı işte hep dediğimiz gibi yani o sakatlık 35 38 oralarda bir yerde olsa 7 dakika sıkarsın kendini belki başka açılır başka bandaj yapılır çünkü soğutucuyla nereye kadar bence soğutucu da tutmadı adamın sahada abi bir fotoğraf gördün biz tabi anlayamadık maçı sayı derken Osman'a ne oldu yani koluna bir şey oldu belli ki ama Yani o fotoğraf kötü bir fotoğraf. Yani MR'da büyük ihtimalle belli olacak. Yani kolunun orada Konate'nin dizi kolunun altında kalıyor. Yani dizi vuruyor Konate'nin, Osman'in koluna. Ve pek sağlıklı bir görüntü de değil. Yani bir oyuncunun orada tabii ki zaten acısından da çok net bir şekilde anlaşılıyor. Lan çatlak. Yani şimdi tabii yani bu işin röntgeni var. Röntgeni hemen girecektir. Lan da o da. Röntgeni var yani sonuçta. Çatlak diye düşünüyorum çünkü. Kırığın o dakika ki zonklayan arası onun 35 dakika daha. Bir kere o kırığa mesela o sprey bir şey etki etmez. Benim kolum kırıldı. 3 dakika bir şey anlamıyorsun. 4. dakikada hayatın kararıyor yani. Evet evet. Yani böyle beyinde telleri kopartacak bir şeydir o yani. Oradan sonra oyundan çıkmalıydı. Şimdi bu hiyerarşinin içinde Okan Buruk onu oyundan... Alamadı ya bu kadar basit. Evet yani Loan Lang'ı gördük. Gelmek istemiyor. O 35'te oldu. Evet. Şimdi devam etti oyun. Biz şöyle gördük. 1.5 dakika sonra oldu o olay. Noa Lang 35 civarı kenara geldi. Oyuna girecek. Hatta şey dedik kendi aramızda konuşurken. Mutlaka o Sümen'le zaten konuşulmuştur. Yani Noa Lang 25 dakika sonra oyuna giriyorsa o Sümen'de dayanamıyorum demiştir. Orada o Sümen hayır dedi. Yani ben devam edeceğim oynamaya dedi. Sakın yani böyle hani otursun yaptı. E öyle orada devre bitti. Şimdi devre biterken, şimdi bir golü hatırlayalım Sobostay'ın. Devre ortasında maçın devre ortasında değil ki, Sobostay her maçta tabela yapmış bir adam. Nerede yapmamış? İki tane Liverpool'un sıfırda kaldığı ve Asray maçlarında. İyi bir set çalışmışlar. Biraz şampiyonlar ligi seviyesinde basit gibi geldi. Çok basit gösterdiler. Basit gösterdiler ya da. O golün ardına Jakobs'un yaptığı penaltıyla beraber eğer... Liverpool devreye 2-0 gitseydi. Başka türlü cümle kurar mıydık bilmiyorum. Yani 2-0 başladı zaten ikinci. Oyunun gidişatı hadi bakalım yani o simen çıkar 46'da birileri girer. Hiç olmazsa 2-0'a kilitlense maçın fişi çekilecek. 3 kurtarış ilk yarıda. Üstüne bir de penaltı. Uğurcan ama takımda geri kalan 9 kişi o simenin o sakatlığıyla beraber bence mental olarak çöktü ve bir panik yaşamaya başladı. Burada Liverpool'un da hakkını vereyim. Her maçını izlemiş olmayabilirim tabii ki ligde. Şampiyonlar liginde bir şekilde bu takımdaki her futbolcu için.

Galatasarayultrataraftar

230,805 Aufrufe • vor 5 Monaten