Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

aile olmak.

12,401 просмотров • 6 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Huzur evleri hakkındaki düşüncem aynı hocamızın söylediği gibi yaşlılarımızı, annelerimizi, babalarımızı huzur evlerine bırakmamak gerektiğini düşünüyorum. (Çok özel nedenler olmadığı sürece) Bazen şu olabiliyor, deniliyor ki işte kendileri istiyor, kendi yaşıtlarıyla orada olmak istiyorlar. Ben kendi yaşıtlarıyla orada olmak isteyeceğine, çocuklarıyla yan yana olmak isteyeceklerini düşünüyorum. Bu benim fikrim. Şimdi bunu niye söyledim size? Hep Avrupa'yı, Amerika'yı örnek veriyorsunuz. Sokak köpekleri için. Kuzey Avrupa ülkelerinde sokaklarda köpekler yoktur. Amerika'da da yoktur. Fakat oradaki insan ilişkileri çok farklıdır. Çok kötüdür, sevgisizdir. Yani her ülkenin dinamiği, aile bağları bambaşkadır. Orada insanlar imkanları da olsa anneleriyle, babalarıyla asla aynı evde yaşamazlar. Anında hemen yaşlı bakım evlerine bırakırlar. Senede bir kere de gider görürler. Bu kadar. Onun için yani Avrupa'nın her şeyi doğru demek değil. Evet, çok fazla köpek var Türkiye'de sokaklarda. Olmamalı, sizlerle aynı fikirdeyim. Ama bunun çaresi alıp, öldürüp olmayan barınaklara koyup, ondan sonra öldürmek değildir. Evet, yollara makarnalar dökülmeli, gelişigüzel beslemeler yapılmalıdır. Bunlar insanlarla, belediyelerle, hayvansever dernekleriyle el ele verilip yapılacak şeylerdir. Yani kısırlaştırması, aşılanması.20 sene önce de Türkiye'nin sokaklarında yine köpekler vardı ama hiç bu olaylar yaşanmıyordu. Tekrar o hale getirmeliyiz. En az popülasyonu yüzde 20'ye düşürmeliyiz o kadar yine olmalı ki kemirgenler yüzeye çıkıp bulaşıcı hastalıklar bulaştırmasınlar diye. Bakın, Akdeniz tipi ülkelerde yani bizim gibi ülkelerde işte İspanya'sında, İtalya'sında, Yunanistan'ında, Fransa'sında, Portekiz'inde falan sokakta kedi de vardır, köpek de vardır. Papağan gibi yoktur, yoktur demeyin. Oralarda da vardır. Dediğim gibi her ülkenin dinamikleri ayrıdır. Ona göre düşünmek lazım. İşte bu huzur evindeki yaşlılarla konuyu buraya bağladım. Çünkü bakın bizim dinamiklerimiz apayrıdır. Biz de yaşlıların huzur evine gönderen kesim çok çok çok azdır. Avrupa gibi değildir. Onun için Avrupa'nın her şeyi doğru değildir. Bizim değil ama Avrupanın bizden alması gereken çok insani duygularımız var onlar bizim aile yapımızı sokak köpeği sevgimizi örnek alsınlar.

Cenk Eren

14,260 просмотров • 2 месяцев назад

Başta Kur’an olmak üzere İslam kaynaklarına göre; yedinci yüzyılda Mekke’ye egemen olan Kureyş kabilesi ve Hicaz bölgesinde yaşayan Araplar, “Allahsız, dinsiz imansız” değildiler. Müslümanların “müşrik, kafir, putprest, sapkın” dediği Araplar, tıpkı bu çağın dindarları gibi atalarının dinindendiler! Onlar Allah’a inanıyor, İbrahim ve İsmail gibi peygamberlere de inanıyor, Kâbeyi kutsal kabul ediyor; namaz, oruç, hac, zekat ve kurban gibi ibadetleri yapıyorlardı! Hz. Muhammed peygamber olduğunu açıklayınca, başta kendi ailesi ve kabilesi olmak üzere Arapları, atalarının dininden vazgeçip kendisine inanmaya çağırınca ve kendisine inanmayanları “müşrik, kafir, putprest ve sapkın” olmakla suçlayınca, kavga başladı! Araplar, yüzyıllardan beri inanageldikleri atalarının dininden vazgeçmek istemediler, “müşrik, kafir, putperest, sapkın”suçlamalarına tepki gösterdiler: “Biz Allah’a inanıyor, ona tapıyor, ona ibadet yapıyoruz; Lat, Menat ve Uzza gibi şeylere Allah demiyoruz, onları Allah’a ortak koşmuyoruz, onların Allah’ın evliyası olduğuna, bize şefaat edeceklerine inanıyoruz” dediler! Muhammed’i, dinden çıkmış, mürted olmuş, cinlenmiş, büyülenmiş, sapıtmış ilan ettiler! O peygamber değil, Onu şeytan konuşturuyor dediler; “Deli, kafir, sahte peygamber” dediler; sakın ona inanmayın, onunla birlikte siz de sapıtmayın, dinden imandan çıkmayın”dediler! Bazı aile ve kabileler, Muhammed’e inananları vazgeçirmek için dışladılar, aile ve kabile baskısı yaptılar. Bazı efendiler, Muhammed’e inanan köle ve cariyelerine şiddet uyguladı! Muhammed’e inananlar kırk kişiye ulaşınca toplu yürüyüşler yapmaya ve inanmayanlara meydan okumaya başlayınca, kavga şiddetlendi; anne, baba, evlat, karı koca, gelin, kaynana, kardeş, akraba ve hısımlar birbirlerine düşman olmaya başladılar! Doğrusu, Mekke’de yaşanan kavga, Allah’a inanıp inanmama kavgası, din-iman kavgası değildi; Muhammed’e inanıp inanmama kavgasıydı! Çünkü Muhammed’e inanmayanlar Allahsız, dinsiz, imansız değildiler, onlar da tıpkı bu çağın müslümanları gibi atalarının dinindendiler! Doğrusu, Müslümanların müşrik dediği Araplar, Muhammed’e ve inananlara aile ve kabile baskısı yaptılar, ancak baskınlar yapmadılar; Seriyye denilen çeteler oluşturup hür müslümanları öldürmediler, evlerini, mallarını, mülklerini gaspedip yağmalamadılar; esir, köle, cariye yapmadılar! Hz. Muhammed ve ashabı muhacir olarak sığındıkları Medine’de, Seriyyeler oluşturup çevredeki Arap kabilelerine ve kervanlara baskınlar yapmaya başlayınca, savaş başladı! Bunlar, başta Kuran olmak üzere İslam kaynaklarında, tek taraflı ve karşı tarafı suçlayan bir uslupla anlatılır! İslam tarihinde savaşı başlatan kim; İslamı savaş, işgal, ganimet ve yağma dini; esir, köle, cariye, cizye va haraç alma dini haline getiren kim? Peygamberle birlikte Medine’ye sığınan muhacirler, dinlerini anlatsa ve yaşasaydı, seriyyeler oluşturup çevredeki kabilelere ve kervanlara baskınlar yapmasa, yağmalamasaydı Bedir, Uhud, Hendek savaşları olur muydu; İslam savaş dinine döner miydi? İslam kaynaklarına göre, Seriyye baskınlarıyla başlayan ve Bedir savaşıyla devam eden savaşlar silsilesi, din- iman savaşı mıydı, hükümranlık savaşı mıydı? İslam tarihi, baştan sona tek taraflı ve yalnız müşrikleri değil, başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere, diğer dinleri inananları da tekfir etme, suçlama, ötekileştirme ve düşmanlaştırma söylemi üzerine kurulu, yalan, yanlış bir tarih öğretisidir!
0:19

Sensitive content

Başta Kur’an olmak üzere İslam kaynaklarına göre; yedinci yüzyılda Mekke’ye egemen olan Kureyş kabilesi ve Hicaz bölgesinde yaşayan Araplar, “Allahsız, dinsiz imansız” değildiler. Müslümanların “müşrik, kafir, putprest, sapkın” dediği Araplar, tıpkı bu çağın dindarları gibi atalarının dinindendiler! Onlar Allah’a inanıyor, İbrahim ve İsmail gibi peygamberlere de inanıyor, Kâbeyi kutsal kabul ediyor; namaz, oruç, hac, zekat ve kurban gibi ibadetleri yapıyorlardı! Hz. Muhammed peygamber olduğunu açıklayınca, başta kendi ailesi ve kabilesi olmak üzere Arapları, atalarının dininden vazgeçip kendisine inanmaya çağırınca ve kendisine inanmayanları “müşrik, kafir, putprest ve sapkın” olmakla suçlayınca, kavga başladı! Araplar, yüzyıllardan beri inanageldikleri atalarının dininden vazgeçmek istemediler, “müşrik, kafir, putperest, sapkın”suçlamalarına tepki gösterdiler: “Biz Allah’a inanıyor, ona tapıyor, ona ibadet yapıyoruz; Lat, Menat ve Uzza gibi şeylere Allah demiyoruz, onları Allah’a ortak koşmuyoruz, onların Allah’ın evliyası olduğuna, bize şefaat edeceklerine inanıyoruz” dediler! Muhammed’i, dinden çıkmış, mürted olmuş, cinlenmiş, büyülenmiş, sapıtmış ilan ettiler! O peygamber değil, Onu şeytan konuşturuyor dediler; “Deli, kafir, sahte peygamber” dediler; sakın ona inanmayın, onunla birlikte siz de sapıtmayın, dinden imandan çıkmayın”dediler! Bazı aile ve kabileler, Muhammed’e inananları vazgeçirmek için dışladılar, aile ve kabile baskısı yaptılar. Bazı efendiler, Muhammed’e inanan köle ve cariyelerine şiddet uyguladı! Muhammed’e inananlar kırk kişiye ulaşınca toplu yürüyüşler yapmaya ve inanmayanlara meydan okumaya başlayınca, kavga şiddetlendi; anne, baba, evlat, karı koca, gelin, kaynana, kardeş, akraba ve hısımlar birbirlerine düşman olmaya başladılar! Doğrusu, Mekke’de yaşanan kavga, Allah’a inanıp inanmama kavgası, din-iman kavgası değildi; Muhammed’e inanıp inanmama kavgasıydı! Çünkü Muhammed’e inanmayanlar Allahsız, dinsiz, imansız değildiler, onlar da tıpkı bu çağın müslümanları gibi atalarının dinindendiler! Doğrusu, Müslümanların müşrik dediği Araplar, Muhammed’e ve inananlara aile ve kabile baskısı yaptılar, ancak baskınlar yapmadılar; Seriyye denilen çeteler oluşturup hür müslümanları öldürmediler, evlerini, mallarını, mülklerini gaspedip yağmalamadılar; esir, köle, cariye yapmadılar! Hz. Muhammed ve ashabı muhacir olarak sığındıkları Medine’de, Seriyyeler oluşturup çevredeki Arap kabilelerine ve kervanlara baskınlar yapmaya başlayınca, savaş başladı! Bunlar, başta Kuran olmak üzere İslam kaynaklarında, tek taraflı ve karşı tarafı suçlayan bir uslupla anlatılır! İslam tarihinde savaşı başlatan kim; İslamı savaş, işgal, ganimet ve yağma dini; esir, köle, cariye, cizye va haraç alma dini haline getiren kim? Peygamberle birlikte Medine’ye sığınan muhacirler, dinlerini anlatsa ve yaşasaydı, seriyyeler oluşturup çevredeki kabilelere ve kervanlara baskınlar yapmasa, yağmalamasaydı Bedir, Uhud, Hendek savaşları olur muydu; İslam savaş dinine döner miydi? İslam kaynaklarına göre, Seriyye baskınlarıyla başlayan ve Bedir savaşıyla devam eden savaşlar silsilesi, din- iman savaşı mıydı, hükümranlık savaşı mıydı? İslam tarihi, baştan sona tek taraflı ve yalnız müşrikleri değil, başta Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere, diğer dinleri inananları da tekfir etme, suçlama, ötekileştirme ve düşmanlaştırma söylemi üzerine kurulu, yalan, yanlış bir tarih öğretisidir!

MESİH

74,129 просмотров • 2 лет назад