Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Akıllı trafik ışıkları, kamera sistemleri sayesinde kaskı olmayan motorcuları izliyor ve motorcu kaskını takana kadar yeşile dönmüyor.

15,291 просмотров • 1 год назад •via X (Twitter)

Комментарии: 10

Фото профиля Shelby1907_
Shelby1907_1 год назад

Ne guzel turkiyede yapsak acayip olur bu

Фото профиля Bilgi Cepte ꪜ𝕩
Bilgi Cepte ꪜ𝕩1 год назад

Sürekli büyüyen Bir ülke olarak, Türkiye'de olmaması büyük eksiklik.

Фото профиля Cansu
Cansu1 год назад

Çok iyiymiş bilgi için teşekkür ederim

Фото профиля Bilgi Cepte ꪜ𝕩
Bilgi Cepte ꪜ𝕩1 год назад

💐

Фото профиля mayhosbiri 🐣
mayhosbiri 🐣1 год назад

Biz hala motosikletli insanları trafikte sıkıştıralım ama (!). Keske biraz güzel şeyleri takip edebilsek ,uygulayabilsek

Фото профиля Bilgi Cepte ꪜ𝕩
Bilgi Cepte ꪜ𝕩1 год назад

Sürekli büyüyen bir ülke olarak (!) Ülkemizde olmaması büyük eksiklik

Фото профиля E
E1 год назад

Çok güzel bilgi olmuş teşekkürler

Фото профиля Bilgi Cepte ꪜ𝕩
Bilgi Cepte ꪜ𝕩1 год назад

💐

Фото профиля aLi
aLi1 год назад

Çok iyi sistem

Фото профиля Bilgi Cepte ꪜ𝕩
Bilgi Cepte ꪜ𝕩1 год назад

💐

Похожие видео

Çin’de yangınlarla mücadele, sadece insan gücüne dayalı geleneksel yöntemlerle değil, ileri düzey teknolojik altyapı ve yapay zekâ destekli sistemlerle yürütülmektedir. Çin’de yangınla mücadelede teknolojiden nasıl faydalanılıyor? 🤜 Yapay Zeka ile Erken Uyarı Sistemleri Çin, ormanlık alanlara yerleştirdiği yüksek çözünürlüklü gece görüşlü kameralar ve insansız hava araçları yani drone ile gerçek zamanlı 7/24 görüntüleme yaparak yangın belirtilerini önceden tespit etmeye çalışıyor. Bu sistemler, yapay zekâ destekli görüntü tanıma teknolojileriyle dumanı, sıcaklık değişimlerini ve olağan dışı parlamaları analiz ederek yangını başlamadan fark edebiliyor. Örneğin, Sichuan ve Yunnan gibi riskli bölgelerde bu sistemler yaygın olarak kullanılıyor. 🤜 Uydu Destekli İzleme ve Haritalama Çin, Gaofen uydu serisini ve Beidou navigasyon sistemini kullanarak yangın bölgelerini anlık olarak izliyor. Uydu verileri sayesinde yangının yayılma yönü, rüzgâr hızı ve sıcaklık gibi değişkenler analiz edilerek yangın söndürme stratejileri anlık olarak güncelleniyor. 🤜 İnsansız Hava Araçları (Drone) ile Söndürme ve Gözetleme Yangın bölgesine ulaşması zor olan alanlarda yangın söndürme drone’ları kullanılıyor. Bu drone’lar hem gözetleme hem de yangın söndürücü kapsül veya kimyasal bırakma amacıyla görev yapıyor. Ayrıca termal kameralarla yangının merkezini tespit edip insanlı ekiplere veri aktarıyor. 2024’ten itibaren devasa boyuttaki dronelar ile yangınların ortasına su bombası atma yöntemi uygulanıp sonuç alınmaya başlandı. Aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. 🤜 Amfibik Yangın Uçakları ve Helikopterler Yerli üretim AG600 “Kunlong” amfibik uçakları, 12 ton suyu tek seferde taşıyabilen ve suya inip kalkabilen dev uçaklardır. Bu uçaklar Çin’in ormanlık bölgelerinde aktif olarak görev alıyor. Ayrıca Z-8 ve Z-20 tipi helikopterler yangın bölgelerine hızlı müdahale sağlamak üzere donatılmıştır. AG600’ün gece görüş sistemiyle karanlıkta da operasyon yapabilmesi, onu kritik saatlerde vazgeçilmez hale getiriyor. 🤜 5G Tabanlı Yangın Komuta Merkezleri Bazı şehirlerde kurulan 5G destekli yangın kontrol merkezleri, anlık olarak yüzlerce sensörden, dronelardan ve kameradan gelen veriyi analiz ederek gerçek zamanlı dijital yangın haritaları oluşturuyor. Bu haritalar sayesinde komuta merkezleri ekipleri dinamik olarak yönlendirebiliyor. 🤜 Yangınla Mücadelede Robotik Sistemler Özellikle endüstriyel yangınlarda, ısıya dayanıklı robotlar kullanılarak alevin kaynağını tespit ediyor ve söndürücü kimyasal püskürtüyor. 🤜 Yapay Zekâ ile Kaynak Tahsisi ve Risk Analizi AI destekli yazılımlar, hava durumu verileri, bitki örtüsü, insan faaliyetleri ve geçmiş yangın verilerini analiz ederek risk haritaları çıkarıyor. Bu sistemler, yangın çıkma ihtimali yüksek bölgeleri önceden belirliyor ve itfaiye birimlerini buna göre ön konumlandırma yapıyor. Yunnan’da Uygulanan Entegre Yangın Sistemi Yunnan eyaleti, Çin’in en ormanlık bölgelerinden biri olarak AI + drone + 5G + uydu izleme kombinasyonunu pilot bölge olarak ilk uygulayan yerlerden biri. Bu bölgede çıkan yangınlara müdahale süresi, geleneksel yöntemlere göre %70 oranında hızlanmış durumdadır. Çin, yangınla mücadelede insan gücünü destekleyen ileri teknoloji sistemlerini entegre kullanarak yangın öncesi, anı ve sonrası için kapsamlı bir strateji izlemektedir. Bu strateji, erken uyarıdan uydu analizine, robotlardan amfibik uçaklara kadar çok katmanlı ve yapay zeka destekli bir yapıya sahiptir. Yangın sadece bir afet değil, aynı zamanda bir veri sorunudur; Çin, bu sorunu çözmek için veriyi gerçek zamanlı eyleme dönüştüren bir yangın ekosistemi inşa etmektedir. “Peki bu bilgilerle ne yapacağız?” diye sorarsanız… sadece genel kültür mü olacak, yoksa bu sistemlerden ilham alıp kendi yangın yönetimimizi çağın gerekliliklerine göre yeniden mi tasarlayacağız? Yangın ekiplerinin can güvenliğini ve eforlarını teknoloji ile destekleyecek miyiz? Bizi bu adımları atmaktan alıkoyan şey ne olabilir?

Evrim Kanbur

99,321 просмотров • 1 год назад

20 YILDIR SÜREN DİZİ #mügeanlı ile YASAK ELMA ve AŞKI MEMNU Televizyon'da baldız bacanak, yenge yeğen, üvey baba üvey kızkardeş,iki erkek kardeşin aynı kıza, Abla ve kızkardeşin aynı adama,eltilerin birlikte yufkacıya, köy muhtarının imamın karısına göz koyduğu marjinal seks konulu ,genellikle sonu cinayetle biten yüzlerce davayı ekranlarda 20 yıldır sakız gibi uzata uzaya pembe dizi formatında yayınlayan #mügeanlı aslında Türk toplumunda bunların normalleşmesine katkıda bulunuyor.. Televizyon sayesinde mahrem olan herşeyin mahremiyetinin bittiği gibi ekranlarda bizi 80 milyon kişi izliyor uyarıları ile bilerek yada bilmeyerek bir algı yaratılıyor..Dikkat ederseniz kendi kızına tecavüz edenden, karısını öldürüp sobada yakana,iki bilezik için komşusunu kesenden dostuyla bir olup karısını yâda kocasını katledene, çocuklarını bırakıp başka evli bir kadın yada adama kaçanlara kadar herkese nasıl hitap ediyor? hanım efendi yada beyefendi????? Peki bu durumda hanım yada beylik ne duruma düşüyor?Mesela karısını başka erkeklere pazarlayan adam canlı yayında karısı ile yüzleşiyor araya girince ne diye hitap ediyor? Beyefendi karınızın anlattıkları doğru mu? Ekranda Pzevenk diyemez çünkü ceza yer değil mi?Peki Pzevenk kelimesini söylemek bile bir suç iken o meslek erbabı kişi günlerce beyefendi hitabıyla neden milyonlarca insana takdim ediliyor? Yine aynı programda aldatan ve aldatılan insanlar , öldüren ile öldürülenin yakınları karşılıklı olarak aynı mekanda nasıl bir arada durabilir? Sizler ayıla bayıla izleyebilirsiniz sorun yok ancak hergün ana haber bültenlerinde birbirinden vahşi cinayet haberleri neden artıyor? Her gün hafta içi her gün ,şiddete maruz kalıp ,şiddet uygulayanların caydırıcı olmayan cezalarını izleyenler özellikle de potansiyel suçlular ,bu programlardan cesaret alıyor.. Bir süre sonra şu akıllara işleniyor .En fazla 6 ay bilemedin 1 yıl yatar çıkarım..#mügeanlı benim için toplumdaki şiddetin aleniyete döküldüğü ve yıllar içinde de bu sayede suçun ve suçlunun âdeta normalleştirildiği programlaedan birinin sahibidir. Bu tür programlar gece 12'den evvel asla yayınlanmamalıdır .

DogruTarih 1881

14,661 просмотров • 1 год назад

CİMER’e yapılan ihbarda, ‘yüzlerce bebeği öldüren bir çete var’ şeklinde açıkça yazılmış. Normalde böyle soruşturmaları Organize Şube ve Özel yetkili savcılar yürütür. Ama bakın perde arkasında ne fırıldaklar dönmüş. 2023 Mart ayında, İstanbul emniyetinde daha önce yaşanmamış bir olaya şahit olduk. Zafer Aktaş, artık nasıl bir baskıya maruz kaldıysa, yedi ay önce Mali şubeden kovduğu Serdar Örs’ü, Mali şube müdürlüğüne geri getirdi. Üstelik değişiklik Mart ayında yaşandı, atama ayı olan Ağustos’u bile bekleyemedi. Bu ilginç atamanın perde arkasını ise sağlık bakanı geçen hafta ağzından kaçırdı. CNN canlı yayınında; ‘il sağlık müdürü olduğum dönemde, CİMER ihbarını daha önce de beraber soruşturmalar yaptığım ve yakınen tanıdığım amir arkadaşa gönderdim’ dedi. Sağlık bakanı, işini sağlama almak için İstanbul emniyet müdürü Zafer Aktaş’ın yetkilerini gasp etmiş. Yazışma kurallarını bile hiçe sayıp, ihbarı doğrudan Mali şubeye tayin ettirdiği arkadaşına gönderip, soruşturmayı ona emanet etmiş. Emniyet ayağı ayarlandıktan sonra, sıra ikinci aşamaya geliyor. Mali şubenin çiçeği burnunda müdürü Serdar Örs, ihbarı çete suçlarında yetkisi ve tecrübesi olan Bakırköy Savcılığı yerine, ilçe adliyesine gönderiyor. Büyükçekmece başsavcısı ihbarı çete suçu tecrübesi olmayan Yavuz Engin savcıya gönderiyor. Savcının bu kadar cesur çıkacağını bilse, yine de gönderir miydi bilmiyoruz. Ortam ayarlandıktan sonra soruşturma başlıyor. İlk olarak tanık ifadeleri alınıyor, tanıklardan Dr. Malik Türkan Esin, İfadesinde çeteyle beraber hareket eden hastanelerin isimlerini tek tek sayıyor. Fakat savcılık ve polis, sadece doktor hemşire ve 112 çalışanlarına odaklanıyor. Telefon dinlemelerinde bebeklerin göz göre göre öldürülmesine rağmen, hiç kimse müdahale etmiyor. Aşağıdaki videoda bu konuyu ele aldım, dinlediğinizde kontrollü bebek cinayetinin ne demek olduğunu anlayacaksınız. 18 Ocak 2024 tarihli bir telefon dinlemesinde, kimliği tespit edilemeyen bir doktorun, çete üyelerine rüşvet karşılığında soruşturma bilgisini sızdırdığı anlaşılıyor. Bu tarihten sonra çete tedbir alıyor ve bebek ölümleri de rüşvetçi doktor sayesinde bitiyor. Tam 12 bebek kurban edildikten sonra. Tapelerde bebek ölümlerinin gerçekleştiği hastanelerin Bilal Erdoğan tarafından korunduğuna dair konuşmalar olmasına ve hastanelerin de işin içinde olduğuna dair tanık ifadesi de olmasına rağmen, soruşturma bu yönde genişletilmiyor. Doktorların ambulansın ve hastane sahiplerinin araçlarında ve ofislerinde gizli kamera çalışması ve ortam dinlemesi yapılmıyor. Aksi halde çok farklı şeyler konuşuyor olacaktık. Sağlıklı bebeklerin anlaşmalı hastanelere sevkini sağlamak için, şırınga enjekte edilerek sağlık durumlarının bozulduğu iddia edilmesine rağmen, öldürülen bebeklerden kan numunesi alındığına, ya da adli tıp incelemesi yapıldığına dair şu ana kadar bilgi yok. Siyasi bağlantısı olan hastane sahipleri ve Bilal Erdoğan’ın yanı sıra, Devlet Bahçeli’nin yıllarca koruma müdürlüğünü yapan Murat Mantuş isimli şahsa da torpil geçiliyor. Çete’ye talimat verdiğini gösteren açık tapeler olmasına rağmen sadece ifadesi alınıp serbest bırakılıyor. Savcı iddianamede, bebekleri ölüme terk eden çete üyelerine ‘ihmali davranış nedeniyle ölüme sebebiyet vermek’ suçlaması yöneltiyor. Yani bu bebek katillerine, trafikte kazayla insan öldüren sürücülere uygulanan sevk maddesini uyguluyor. Savcı, kendisini ölümle tehdit eden ve bir çok siyasi bağlantısı olan Mustafa Kemal Zengin ve beraberindeki şahısları, farklı bir örgüt olarak değerlendirip, onlar için ayrı bir dosya hazırlamış. Böylece bebek cinayetlerinden de ceza almalarının önüne geçmiş. Savcı bey cesaret örneği göstererek, ‘bir şarjörüm var gerekirse hepsini üzerinize boşaltırım’ demişti. Gözüken o ki, yeterli atış tecrübesi olmadığı için, mermiler yanlışlıkla bebeklere isabet etmiş.

Mustafa Okumus

138,586 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, SETA ve Münih Güvenlik Konferansı Vakfı tarafından düzenlenen “Ankara’daki Müttefikler Konferansı”nın açılış konuşmasını yaptı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın da katıldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: NATO KENDİSİNİ YENİLEYEBİLDİĞİ İÇİN VARLIĞINI SÜRDÜRDÜ NATO Ankara Zirvesi marjında düzenlenen “Müttefikler Ankara’da” etkinliğinde sizlerle bir arada bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. SETA Vakfına, Münih Güvenlik Konferansına ve bu etkinliğe katkı sağlayan tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Stratejik, siyasi, endüstriyel ve akademik bakış açılarını bir araya getiren bu etkinlik, İttifak açısından kritik bir dönemde değerli bir platform sunmaktadır. NATO, kuruluşundan bu yana bir askerî ittifaktan daha fazlası olmuştur. Kolektif savunmanın, siyasi dayanışmanın ve transatlantik bağın kurumsal ifadesini teşkil etmiştir. Tarih boyunca ittifaklar ya kısa ömürlü olmuş ya da değişen koşullara uyum sağlayamamaları nedeniyle işlevsiz hale gelmiştir. NATO ise temel amacını gözden kaçırmadan kendisini yenileyebildiği için varlığını sürdürmüştür. Genel hatlarıyla NATO’nun evrimi üç aşamada ele alınabilir. Birinci aşama, “NATO 1.0” olarak adlandırılan, İkinci Dünya savaşını müteakip, Soğuk Savaş dönemini kapsayan ve gerçekçi tehdit değerlendirilmesinin yapılarak İttifakın misyonunu sürdürdüğü dönemdir. Bu kapsamda, hazır kuvvetler, muharebe hizmet desteği kapasitesi ve güvenilir yük paylaşımı ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde ittifakın temel önceliği, kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrasında küresel sistemde yaşanan köklü değişim ile birlikte birçok Avrupalı Müttefik savunma harcamalarını, kuvvetlerini, stoklarını ve sanayi kapasitesini azaltmıştır. “NATO 2.0” olarak tanımlanan bu dönemin odak noktası terörizm ve Balkanlar’daki savaşlar nedeniyle kriz yönetimi ve alan dışı harekâtlar olmuştur. 2014 yılından bu yana konvansiyonel savaş kademeli olarak NATO sınırlarına ulaşmış, yeni büyük güç rekabeti ve eş zamanlı bölgesel krizler bizi yeni bir aşamaya, yani “NATO 3.0” dönemine taşımıştır. Bu sürecin temel sınaması, NATO’nun krizleri yönetme ve her yönden gelen tehditlere karşılık verme kabiliyetini koruyarak güvenilir kolektif savunmayı yeniden tesis etmesidir. Bu durum; Avrupa’nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlendiği, ancak transatlantik bağın ve ABD’nin genişletilmiş caydırıcılığının vazgeçilmezliğini koruduğu, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir İttifakı gerekli kılmaktadır. AVRUPALI MÜTTEFİKLER DAHA FAZLA SORUMLULUK ÜSTLENMELİ Bu dönüşüm, olağanüstü karmaşık bir güvenlik ortamında gerçekleşmektedir. Ukrayna’daki savaş Avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ederken, İran, İsrail ve ABD’yi kapsayan son çatışma, bölgesel krizlerin nasıl küresel sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler, enerji arzının sekteye uğraması ve tedarik zincirleri üzerindeki baskı, tehditlerin birbiriyle ne kadar derinden bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO; doğu ve güney kanatları ile Avrupa-Atlantik alanının ötesindeki sınamaları kapsayan kapsamlı bir 360 derece bakış açısını muhafaza etmelidir. Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı Müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu, yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları; hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir. Külfet paylaşımı ayrıca operasyonel riski, coğrafi konumu, hazırlık seviyesini, görev katkılarını, sanayi kapasitesini ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetini de dikkate almalıdır. Zira ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığına ilişkin düzenlemeleri, İttifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hâle getirmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin tecrübesi son derece değerlidir. Avrupa’nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye, büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş; hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekât icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkân ve kabiliyetler ile sahip olunan devamlılık, bugün hem Türkiye hem de İttifak için stratejik bir avantaja dönüşmüştür. Bazı Müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhâl katkı sağlayabilmektedir. Bu nedenle Türkiye; konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askerî temeliyle NATO 3.0 sürecinde güçlü bir konuma sahiptir. Bu durum Türkiye’nin; hazırlık açıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığı güçlendirmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkân tanımaktadır. TÜRKİYE, NATO’NUN EN BÜYÜK İKİNCİ ORDUSUNA SAHİP Saygıdeğer Konuklar, Türkiye, 1952 yılında NATO’ya katılmasından bu yana yalnızca İttifakın coğrafi ön hattında yer alan bir ülke olmamıştır. Aksine Türkiye, risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiilî yükünü taşıyan bir duruş sergilemiştir. Türkiye; yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekât kapasitesiyle NATO’nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahiptir. Yüksek hazırlık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili şekilde müdahale etme imkânı sağlayan önemli stratejik güç çarpanlarıdır. Türkiye olarak Kosova’dan Akdeniz’e, Baltık bölgesinden Karadeniz’e kadar, NATO görevlerine, harekâtlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağlamaktayız. Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye’nin yalnızca yakın çevresinde değil, tüm Avrupa-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha göstermiştir. Türkiye’nin Afrika, Orta Doğu ve Asya’daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir değerdir. YAPILAN HARCAMALAR TEK BAŞINA CAYDIRICILIK ÜRETMEZ Mevcut dönemde NATO’nun önündeki temel soru şudur: NATO, siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı somut askerî kabiliyetlere dönüştürebilecektir? Savunma harcamalarının artırılması önemlidir. Ancak yapılan harcamalar, tek başına caydırıcılık üretmez. Caydırıcılık; eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunması, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin temel mesajlarından biri, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olmalıdır. NATO’nun geleceği yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirlenecektir. Türkiye bu alanda da önemli kabiliyetlere sahiptir. NATO yetenek hedeflerini ve millî ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla önümüzdeki üç yıl içinde hava ve balistik füze savunması, uzun menzilli ateş sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik veriyoruz. Savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma sistemleri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları, havacılık ile komuta ve kontrol teknolojilerinde ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Bugün, ihracat projeleri de dâhil olmak üzere Türkiye’de 50 askerî geminin inşası sürmektedir. İnsansız ve yeni nesil hava platformlarımız da modern harbin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bunlar yalnızca millî imkân ve kabiliyetler değildir. Doğru şekilde bütünleştirildiklerinde NATO’nun kabiliyet ve üretim açıklarının kapatılmasına katkı sağlayabileceklerdir. Türkiye savunma sanayi alanında rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvene dayalı iş birliğini savunmaktadır. Müttefiklik ruhu kısıtlamalarla değil, dayanışma ve ortak vizyonla güçlenmektedir. AVRUPA GÜVENLİK GİRİŞİMLERİ, AB ÜYESİ OLMAYAN NATO MÜTTEFİKLERİNE DE AÇIK OLMALI Bir diğer kritik mesele de Avrupa güvenliğinin gelecekte nasıl yapılandırılacağıdır. Avrupa’nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO’yla rekabet etmemeli, NATO’yu güçlendirmelidir. Daha güçlü bir Avrupa sütunu transatlantik bağı güçlendirirken NATO, Avrupa’nın kolektif savunmasının temeli olan tek güvenlik sağlayıcı rolünü korumalıdır. Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO Müttefiklerine açık olmalıdır. Askerî kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye’nin dışlanması Avrupa’yı daha güvenli hâle getirmeyecektir. Beklentimiz açıktır: NATO-AB iş birliği kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı olarak güçlendirici olmalıdır. Daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir NATO için tüm Müttefiklerin eşit katılımı ve her Müttefikin kabiliyetlerinden tam olarak yararlanılması gerekmektedir. Bu kapsamda Ankara Zirvesi, yalnızca diplomatik bir toplantı değildir. Zirve; NATO’nun birlik ve beraberliğini, savunma yatırımlarını, hedeflerini, savunma sanayi üretimini, Ukrayna’ya desteğini ve caydırıcılığının sürekliliğini ele alacak kritik bir eşiktir. Ankara’dan verilecek mesaj açık olmalıdır: 5’inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askerî güçle desteklenecektir. Bu kapsamda Müttefikler savunma yatırımlarını; hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayi ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir. Bugün ele alınacak yazılım tanımlı kabiliyetler, yapay zekâ, bilişsel harp gibi teknolojik içeriklerle birlikte altyapı ve deniz güvenliği konuları ile NATO’nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik gibi bölgelerdeki jeopolitik denklem, aynı stratejik gerçekliğin farklı boyutlarıdır. Günümüzde caydırıcılık; yalnızca tanklar, uçaklar ve gemilerle inşa edilemez. Caydırıcılık aynı zamanda güvenli veri, etkili stratejik iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, korunan altyapı ile dayanıklı toplumların varlığı ve hasımlarımızdan daha hızlı görev icra edebilme yeteneğiyle inşa edilebilir. Bu açıdan NATO’nun geleceği yalnızca silahlı kuvvetlerimizin değil; toplumlarımızın, sanayimizin, teknolojimizin ve siyasi birliğimizin gücüne de bağlıdır. NATO’NUN DÖNÜŞÜMÜNÜ DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ Türkiye, NATO’nun yükünü paylaşan, sahada sorumluluk üstlenen, savunma yatırımlarını ciddiyetle ele alan ve geleceğin kabiliyetlerine yatırım yapan bir müttefiktir. Bundan sonra da NATO’nun savunma ve caydırıcılığına katkı sağlamaya, Müttefiklerimizle yakın iş birliği içinde çalışmaya ve NATO’nun dönüşümünü aktif şekilde desteklemeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken bu etkinlikte gerçekleştirilecek tartışmaların ve yapılacak değerlendirmelerin İttifakın geleceğine ve önümüzdeki muhtemel sınamalara ilişkin ortak anlayışımıza katkı sağlamasını diliyorum. SETA Vakfına, Münih Güvenlik Konferansına, organizasyonda görev alan tüm kurumlara ve katılımlarıyla bu etkinliği onurlandıran tüm değerli konuklara bir kez daha teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. T.C. İletişim Başkanlığı #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler #NATOsummit #WeAreNATO #StrongerTogether

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

31,510 просмотров • 1 месяц назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 просмотров • 1 год назад

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 просмотров • 7 месяцев назад

#THYAO 2023 yılı sonuçlarını 4 Nisan Perşembe günü seans açılmadan önce açıklamayı planlıyor. Haftaya gündem seçim olacağı için, #THYAO beklentimi bugün sizlerle paylaşmak istiyorum; Piyasanın merakla beklediği bilanço özelinde, ~6 milyar$, ~170 milyar TL net kâr bekliyorum. Ve tüm detaylarıyla anlatmaya başlıyorum; Bu sene, hepinizin bildiği üzere ana gündem maddemiz VUK'ta uygulanacak Enflasyon Muhasebesinin şirketlere etkileri oldu. Her ne kadar halka açık şirketler TFRS mali tablo yayımlıyor olsalar da VUK'ta uyguladıkları enflasyon muhasebesinin ertelenmiş vergi yoluyla TFRS mali tablolara da etkisi oluyor. Ertelenmiş vergiyi basitçe, ileride oluşacak vergi avantajının veya yükümlülüğünün bugünden mali tablolara alınması olarak açıklayabiliriz. Bu doğrultuda, her ne kadar bugün itibariyle nakdi olmayan bir gelir veya gider olarak gözükse de, şirketlerin gelecekteki nakit akışlarına vergi yoluyla artı veya eksi etki edeceğinden, değerlemede önemli girdilerden biri olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Hatırlayacağınız üzere #THYAO'da bu etkinin ne olabileceği üzerine tarihi bir paylaşımda bulunmuştum (profilimde de sabit). Hesaplamanın arkasındayım. #THYAO’dan son çeyrekte ~375m $, ~10.7milyar TL net kâr bekliyorum. Bu rakamı ilk 3 çeyrek toplamı olan 69.5 milyar TL’ye eklediğimiz zaman yılı ertelenmiş vergi geliri hariç ~80.2milyar TL, ~90 milyar TL ertelenmiş vergi geliri (#THYAO'nun bugünkü piyasa değerinin %25'i) beraber ile toplamda 170 milyar TL net kâr bekliyorum. ~10 gün sonra açıklanmasını beklediğim bu karlılık ile #THYAO bugünkü piyasa değeri üzerinden 2.35fk ile fiyatlanacak. İşin muhasebe tarafına gelirsek, 31 Aralık 2023 mali tablolarında ~100 milyar TL (+-%10) ertelenmiş vergi geliri göreceğiz. Daha önce de ifade ettiğim üzere amacım #THYAO'nun tek seferlik büyük bir kar yazmasını vurgulamaktan ziyade, ileriye dönük olarak piyasa değerinin 1/4'ü kadar bir nakit vergi tasarrufunu hak etmiş olacağı. #THYAO bu güne kadar vergi ödemiyordu çünkü VUK bilançosunda geçmiş yıl zararları vardı. 2022 yılında elde ettiği kâr bile önceki yıllarda yazılan zararları karşılamıyordu. Ancak 2023 mali tablolarıyla beraber durum artık öyle olmayacak. Çünkü VUK bilanço da kâr’a geçecek ve şirket %25 kurumlar vergisine tabi olacak. Ve #THYAO bu sene sonunda yazdığı ve hatta önümüzdeki dönemlerde yazacağı ertelenmiş vergi geliri sayesinde önümüzdeki yıllarda elde edeceği karının vergisini ödemeyecek. Hatta önümüzdeki yıllarda da ertelenmiş vergi geliri yazmaya da devam edecek. Daha önce #PGSUS bilançosu açıklandığında sevgili eshittir’in konuya ilişkin açıklamasını sizlerle paylaşmıştım. Tekrar etmekte fayda var, “Bu vergi faydasının sürdürülebilirliğini değerlendirirken Amortisman oranı vs ÜFE kıyası yapmak lazım. ÜFE > Amortisman oranı olduğu ve VUK’ta enflasyon muhasebesi uygulanmaya devam ettiği sürece ek vergi faydasını izleyen yıllarda da görmeye devam ederiz.” Gelelim Temettü ve Bedelsiz Sermaye Artırımı potansiyeline. 30 Eylül 2023 tarihli VUK bilançosuna göre (Not 18) itibarıyla -20 milyar TL Özkaynağı olan #THYAO enflasyon muhasebesi uygulanmasıyla beraber yaklaşık 400 milyar TL’lik bir Özkaynağa ulaşacağını düşünüyorum. Temettü konusu daha teknik bir konu ancak #PGSUS’un Bedelsiz Sermaye Artırımı kararından sonra #THYAO’nun da Bedelsiz Sermaye Artırımı kararı alacağını düşünmek mantıksız olmayacaktır. Burada da iki opsiyonun değerlendirildiğini düşünüyorum, Ya %262 ile Ödenmiş Sermayesini 5 milyar TL’ye çıkartır, ya da %624 ile Ödenmiş Sermayesini 10 milyar TL’ye çıkartır. Şahsi fikrim, oluşacak müthiş Özkaynaklar (VUK bilanço’da) %624’ü rahat rahat kaldırır. Özetle; 4 Nisan 2024 tarihi itibarıyla #THYAO özelinde müthiş bir 2023 yılını geride bırakacağız. Enflasyon muhasebesinin pozitif etkileri, kur, yakıt fiyatları, trafik sayıları, doluluk oranları, kargo, Asya, Amerika ve Orta Doğu tarafındaki yüksek karlılık, Ajet gibi birçok parametreyi dikkate aldığımızda 2024 yılında da çok ama çok güçlü bir yıl göreceğimiz aşikar. Bu seneki en fundamental hikayenin Kargo ve Asya tarafı olacağından defalarca bahsettim. Nitekim hem Kargo tarafı hem Asya tarafı çok güçlü seyrediyor ancak, detaya inince Amerika ve MEA tarafında da yüksek karlılık olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Amerika tarafında RPK’lar güçlü seyrediyor. İsrail tarafı çözülürse Orta Doğu segmenti de iyice kuvvetlenecek. En karlı line’lardan birisi. 2024 yılı ile ilgili bilanço sonrası detaylı bir bilgilendirme yapacağım ancak şimdilik şu kadarını söyleyeyim, forward 3 FK üzeri neredeyse imkansız gibi. Petrolün durumuna göre 2.2-2.3x FK bile olabilir. Sonuç; 2fk (%50 mevduat) ile mevduat yapacağıma, gönül rahatlığıyla 2fk ile fiyatlanan #THYAO taşıyacağım. Eh, J.P. Morgan ‘da raporunu revize eder artık. İyi Pazarlar, Sevgiler

Ömerhan Karamahmutoğlu

699,084 просмотров • 2 лет назад

Beta Enerji ve Teknoloji (#BETAE) Halka Arz Detaylı İncelemesi BETAE halka arzında öne çıkan taraf yalnızca fiyat, lot ya da kısa vadeli talep dengesi değil. Şirket, halka arz sürecine mevcut üretim kapasitesini büyütmenin yanında ürün gamını dağıtım transformatörlerinden güç transformatörü, beton köşk ve yüksek gerilim anahtarlama sistemlerine taşıyan daha geniş bir dönüşüm hikayesiyle geliyor. Bu nedenle orta vadeli fiyatlamada belirleyici olacak başlık, büyüme odaklı yeni üretim kampüsünün arz sonrası süreçte satışlara, FAVÖK’e ve nakit üretimine ne kadar hızlı yansıyacağı olacak. 🏭 Şirket Profili Beta’nın geçmişi 1997’de Gal-Sa Sıcak Daldırma Galvaniz’e dayanıyor. 2009’da Beta Transformatör kuruluyor ve aynı yıl ilk ihracat Senegal’e yapılıyor. 2013’te TÜRKAK akredite test laboratuvarı, 2017’de Ar-Ge merkezi, 2022’de Beta Enerji ve Teknoloji Kampüsü yatırımı geliyor. 2025’in ilk yarısından itibaren yeni tesiste güç transformatörleri, YG anahtarlama sistemleri ve beton köşk üretimi başlamış. Şirket bugün güç transformatörü, dağıtım transformatörü, kuru ve yağlı tip trafo, beton köşk ve yüksek gerilim anahtarlama tarafında çalışıyor. Kuru ve yağlı tip dağıtım trafoları daha geniş adetli pazara hitap ederken, güç trafosu ve YG anahtarlama tarafı daha büyük biletli, mühendislik seviyesi yüksek ve teslim kabiliyeti daha kritik bir alan. BETAE’nin yatırım hikayesini değerli yapan yer de tam olarak burası. Ortaklık yapısı sade. Halka arz öncesi Sabit Dağsuyu %34, Yusuf Cenk Dağsuyu %33, Hakkı Mert Dağsuyu %33 pay sahibi. Yönetimde de aynı aile omurgası var. Sabit Dağsuyu 49 yıl, Yusuf Cenk Dağsuyu 24 yıl, Hakkı Mert Dağsuyu 23 yıl sektör tecrübesiyle öne çıkıyor. Sunumda 735 çalışan, 123 mühendis, 104 kadın çalışan ve 6 kıtada 80’den fazla ülkeye ihracat bilgisi yer alıyor. 🏗️ Kampüs ve Kapasite Hamlesi BETAE’nin halka arz hikayesinde en kalın çizgi yeni kampüs. 115.155 m² arsa üzerinde yaklaşık 65.000 m² üretim tesisi ve 20.000 m² idari/sosyal alan planlanmış. Mersin Limanı’na 95 km, İskenderun limanlarına 100 km, Çukurova Havalimanı’na 80 km, Yumurtalık Serbest Bölgesi’ne 58 km mesafede. Adana merkezli bir ihracatçı için bu konum sadece coğrafi bilgi değil aynı zamanda teslim, lojistik ve pazar erişimi açısından da değerli. 2026 ilk çeyrek itibarıyla inşaatın %84’ü, toplam yatırımın %70’i tamamlanmış. Şirket, kampüsün kademeli devreye girmesiyle üretim kapasitesinin 2026 sonuna kadar mevcut seviyenin yaklaşık 3 katına ulaşmasını bekliyor. Sunumda bu yatırım, 2026 sonunda tam kapasite kullanıma hazır hale gelmesi planlanan ve Avrupa’nın tek çatı altında en büyük uçtan uca üretim kabiliyetine sahip enerji ve teknoloji kampüsü olma iddiasıyla konumlandırılıyor. Burada güzel olan taraf, yatırımın halka arzdan sonra başlayacak soyut bir vaat olmaması. Makine kurulumları ve üretim geçişi zaten başlamış. Borçluluk artışına da bu nedenle tek renk bakmıyorum. Borç var, hatta yüksek. Ama bunun önemli kısmı günlük faaliyeti çevirmekten ziyade üretim ölçeğini ve ürün miksini değiştiren bir yatırım döngüsüyle birlikte okunmalı. ⚡ Sektör ve Talep Zemini KPMG raporunda global transformatör pazarının 2022’de 70 milyar doların üzerinde olduğu, 2028’de 111 milyar doların üzerine çıkmasının beklendiği belirtiliyor. Türkiye tarafında ise daha sert bir büyüme projeksiyonu mevcut. Transformatör pazarının 2023-2028 döneminde %28 YBBO ile 189 milyar₺ hacme ulaşması öngörülüyor. Bu büyüme tek bir başlıktan çok ötede. Elektrik tüketimi artıyor, sanayi daha fazla enerji çekiyor, yenilenebilir enerji şebekeye daha fazla bağlanıyor, hızlı şarj altyapısı büyüyor, eski iletim-dağıtım hatları yenileniyor. KPMG raporunda, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji kullanımının şebeke yapısını değiştirdiğini ve bunun da bazı noktalarda yeni transformatör ihtiyacı, bazı noktalarda mevcut trafoların yenilenmesi anlamına geldiğini yazıyor. Bu yüzden Beta’nın güç trafosu ve YG anahtarlama tarafına geçişini basit bir ürün genişletme gibi görmüyorum. Talebin büyüdüğü taraf zaten daha güçlü, daha verimli, daha dijital ve daha güvenilir şebeke ekipmanlarına doğru gidiyor. Sektör tarafında akıllı şebeke, enerji verimliliği, yenilenebilir entegrasyonu, hızlı şarj ve altyapı modernizasyonu aynı cümlede buluşuyor. Bir de Suriye başlığı var. Bunu bugünden değerlemeye yazılmış kesin gelir gibi okumak fazla rahat olur. Fakat KPMG’nin Mart 2025 ek sektör raporunda Suriye enerji altyapısının savaş sonrası yenilenme ihtiyacı, transformatör pazarındaki potansiyel büyüme ve Türkiye’den enerji ekipmanı ithalatının artabileceği ayrıca işlenmiş. Beta’nın Adana konumu, limanlara yakınlığı ve ihracat geçmişi bu ihtimali izlenebilir kılıyor. Siyasi risk, yaptırımlar ve altyapı sorunları nedeniyle bu başlık benim için bugünün geliri değil, uzun vadeli opsiyon. 💰 Finansal Görünüm Finansallarda 2025 güçlü toparlanma yılı. TMS 29’a göre düzeltilmiş tablolarda şirket 2025’te 4,69 milyar₺ net satış, 1,50 milyar₺ brüt kar, 927,6 milyon₺ esas faaliyet karı ve 1,01 milyar₺ net kar üretmiş. 2024’te net kar 42,7 milyon₺ seviyesindeydi. Bu kadar sert toparlanma önemli, ama 2026 ilk çeyrek yüzünden metni tek taraflı okumak henüz doğru olmaz. 2026/03 döneminde satışlar 704 milyon₺. Geçen yılın aynı döneminde 1,04 milyar₺ idi. Brüt kar 158 milyon₺, esas faaliyet karı 21,4 milyon₺, net kar 42,5 milyon₺. Yıllık karşılaştırmada satış, brüt kar ve faaliyet karı belirgin gerilemiş. Şirket büyüme yatırımına girerken operasyon tarafında çeyreklik dalgalanma var. Halka arz sonrası takip edeceğim ilk alanlardan biri belki de en önemlisi burası olacak. Özellikle çeyreklik ve yıllık sapmalar dönemsel geçişler var mı dikkatle izlenmeli. 2026 ilk çeyrek bilançosu itibarıyla toplam varlıklar 11,17 milyar₺, özkaynak 3,41 milyar₺. Nakit ve nakit benzerleri 293 milyon₺, stoklar 2,04 milyar₺. Net finansal borç 4,5 milyar₺ bandında okunuyor. 2025’te maddi ve maddi olmayan duran varlık alımlarından kaynaklanan nakit çıkışı 2,56 milyar₺ seviyesinde. Bu şirket büyüyor, ama büyümenin bilanço üzerinde bıraktığı yük de küçük değil. Bu yüzden halka arzdan şirkete girecek yaklaşık 2,07 milyar₺ net kaynağı sadece “yatırım parası” olarak görmemek gerek. Bu kaynak aynı zamanda işletme sermayesi, yatırım finansmanı ve bilanço rahatlaması açısından da kritik. Beta’nın 2026-2027 sınavı üretmekten çok, yeni kapasiteyi karlı satışa ve nakde çevirmek olacak. 📌 Halka Arz ve Değerleme Fiyat: 40,00₺ Talep: 17-18-19 Haziran Toplam satış: 60.750.000 lot Sermaye artırımı: 55.000.000 lot Ortak satışı: 5.750.000 lot Halka arz büyüklüğü: 2,43 milyar₺ Şirket net arz geliri: yaklaşık 2,07 milyar₺ Halka arz sonrası sermaye: 405 milyon₺ Halka arz sonrası piyasa değeri: 16,2 milyar₺ Halka açıklık oranı: %15 Tahsisat tarafında yurt içi bireysel %50, yüksek talepte bulunacak yatırımcı %10, yurt içi kurumsal %39, Beta grubu çalışanları %1. Şirket ve satan ortaklar için 1 yıl satmama taahhüdü var. 30 gün fiyat istikrarı planlanıyor. Yıldız Pazar ve BIST Katılım Endeksi hedefleniyor. Fiyat tespitinde iskonto öncesi pay değeri 50,28₺, halka arz fiyatı 40,00₺. İskonto %20,45. Halka arz geliri dahil bakıldığında F/K 17,6x, PD/DD 2,96x, FD/FAVÖK 18,2x ve Net Borç/FAVÖK 2,3x seviyesinde; yani çarpanlar mutlak bir ucuzluk anlatmıyor, fiyat daha çok yeni kampüs sonrası büyüme ve bilanço rahatlaması beklentisini satın alıyor. 16,2 milyar₺ piyasa değerinde Beta için çok ucuz demem. İlk çeyrek zayıf, borçluluk yüksek, işletme sermayesi ihtiyacı belirgin. Ama fiyatlamayı sadece 2026/03 karıyla da yargılamam. 2025 karlılığı, halka arz sonrası özkaynak etkisi, yeni kampüs, güç trafosu/YG anahtarlama geçişi ve sektör talebi birlikte düşünülünce fiyat tamamen havada kalmıyor. BETAE bu fiyatı bugünkü çarpandan çok, 2026-2027’de kapasite artışının FAVÖK’e ve nakde yansımasıyla savunabilir. ⚖️ Sonuç ve Riskler Beta Enerji tarafındaki riskler; 2026 ilk çeyrek zayıf. Borçluluk yüksek. Stok ve çalışma sermayesi tarafı izlenmeli. Kur/faiz riski var. İlişkili taraf işlemleri halka arz sonrası daha şeffaf takip edilmeli. Suriye potansiyel taşır ama siyasi riskler nedeniyle bugünden fazla değer yüklemek doğru olmaz. Mevcut görünümde halka arz fiyatı çok ucuz değil. Buna rağmen BETAE’yi masada tutan taraf güçlü. Halka arzdan önce ciddi mesafe alınmış kampüs yatırımı, 80+ ülkeye ihracat, mühendislik ve test altyapısı, güç trafosu/YG anahtarlama geçişi, Türkiye ve global tarafta artan şebeke yatırımları, yenilenebilir enerji ve hızlı şarj altyapısının açtığı talep alanı bu şirketi sıradan bir üretim hikayesinden ayırıyor. Ben bu halka arza katılım sağlayacağım. Fiyat dengelendikten sonra ise temel ve büyüme odaklı orta vade takip listemde de olacaktır. Bu çerçevede; 35 lot (1.400₺) dengeli 45 lot (1.800₺) temkinli talep gönderilebilir. RT yaparak analizin daha fazla kişiye ulaşmasına destek olabilirsiniz. İşlem görmeye başladıktan sonra gün sonu değerlendirmelerinde BETAE’yi ayrıca gün gün takip edeceğiz. Okuyan herkes için faydalı olması dileğiyle 🍀

Hisse PhD

50,990 просмотров • 2 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konulu konferansa katıldı. İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı iş birliği ile düzenlenen panelde konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TÜRKİYE NATO’DA BELİRLEYİCİ AKTÖRLERDEN BİRİ HÂLİNE GELDİ Bugün Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ediyor, böylesine mühim bir organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımıza ve SETA Vakfımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle İttifak’ın bugüne kadar geçirdiği dönüşümü, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak için kıymetli bir zeminde buluştuğumuza inanıyorum. NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü ve en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürmektedir. Tarih boyunca birçok ittifak kurulmuşsa da bir kısmı kısa sürede dağılmış bir kısmı ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hâle gelmiştir. NATO ise farklı dönemlerin meydan okumalarına uyum sağlayabilen siyasi dayanışmasını koruyabilen ve askerî caydırıcılığını sürekli yeniden üretebilen yüksek kapasiteye sahip bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu yönüyle NATO askerî bir ittifak olmanın ötesinde değişen güvenlik ortamına hızlıca entegre olabilen dinamik ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi olarak öne çıkmıştır. Türkiye ise 1952 yılında İttifak’a katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bu çerçevede ülkemiz sahip olduğu jeostratejik konumu, yüksek askerî kapasitesi ve kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı ile NATO’nun kolektif savunma yapısının güneydoğu kanadında cephe ülkesi olarak başladığı üyelik sürecinde artık kendisini merkez ülkelerinden biri olarak konumlandırmaktadır. TÜRKİYE SAHADA BELİRLEYİCİ KATKILAR SUNDU Elbette, İttifak’ın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmak da yerinde olacaktır. Bu bağlamda NATO 1949 yılında imzalanan Vaşington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazanmıştır. İttifak, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askerî kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşanmıştır. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” olarak tanımladığı Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askerî kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO; ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekâtlarına ağırlık verirken, müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askerî kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte İttifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış, bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir. Müttefikler bahse konu planların askerî kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askerî yetenek hedeflerini onaylamış ve bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt etmişlerdir. Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretiminin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar. Ayrıca hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirleri hayata geçirilmektedir. Bu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolü yatmaktadır. Nitekim bu rol sadece organizasyon yapısından değil oluşturduğu askerî kabiliyetlerden kaynaklanmakta ve Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmamaktadır. İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye uzun tarihsel süreç içerisinde İttifak’ın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlenmiş ve sahada belirleyici katkılar sunmuştur. Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem İttifak hem de ülkemiz çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına, terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken, tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak, NATO’nun neden hâlen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır. GEÇİCİ ATEŞKESİ MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Sizlerin de yakından takip ettiği üzere artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçilmektedir. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bu ortamda konvansiyonel tehditler siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlenmektedir. Bölgesel çatışmalar terörizm hibrit harekât ve vekâlet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır. Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkati büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yönelmekte, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimleri belirmektedir. Esasen, son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığı görülmektedir. Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları, buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz. MİLLÎ DAYANIKLILIĞIMIZI ARTIRACAK ÖNLEMLERİ ALMAYI ZORUNLULUK OLARAK GÖRÜYORUZ Özetle içinden geçtiğimiz dönem uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. Bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ve güvenlik ortamında NATO’nun kritik önemi de devam etmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik denklemi, ulusal güvenliğin ve sınırların korunmasının yanı sıra toplumların direnç kapasitesini kritik altyapıların emniyetini siber ve dijital alanın savunulmasını ve kamuoyunun manipülasyona karşı korunmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede NATO dâhil olmak üzere uluslararası güvenlik yapılarının makul, dengeleyici ve koruyucu bir bakış açısı benimsemesi yalnızca bölgesel istikrar için değil, küresel düzenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önemdedir. Şu bir gerçek ki NATO’nun geleceği artık yalnızca askerî kapasitesine değil stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlıdır. Bu nedenle dayanıklılık kavramı İttifak’ın yalnızca askerî gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı hâline gelmiştir. Dolayısıyla müttefik ülkelerin bu alanda geliştirecekleri kapasite NATO’nun bütüncül savunma yaklaşımının ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir. Bu bakımdan bizler de kahraman ordumuzun ve göz bebeğimiz savunma sanayimizin güçlendirilmesi çabalarımızla millî dayanıklılığımızı daha da artıracak önlemleri almayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Burada temel soru şudur: “Tehdit artık yakındır ancak bu tehdide karşı koyabilecek gerçek bir ordu yapımız var mı?” Bu sorunun cevabı dünyanın pek çok ülkesinde savunma mimarisinde başta personel yetersizliği ve donanımsal eksiklikler olmak üzere ciddi bir stratejik kırılma yaşandığını da göstermektedir. Söz konusu durum aynı zamanda disiplin, tecrübe, muharebe devamlılığı ve komuta-kontrol kültürünün aşınması anlamına da gelmektedir. KAHRAMAN ORDUMUZ PROFESYONEL OMURGASIYLA GÖZ DOLDURUYOR Birçok ülkede askerî hazırlık düzeyi tartışılır hâle gelmişken Türkiye çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bugün kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarımızın yüksek muhariplik seviyesi, müşterek harekât kabiliyeti ve gerçek saha deneyimi sayesinde caydırıcılığını her koşulda ortaya koyabilen bütünleşik bir güç yapısına sahiptir. Nitekim kahraman ordumuz her türlü arazi ve iklim şartında meskûn mahal, özel harekât ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekât, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü, doğru personel politikaları, etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve millî savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve millî savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma çözümleri elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri, deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı hâline gelmiştir. TÜRKİYE ARTIK MERKEZÎ BİR MÜTTEFİK OLARAK KONUMLANDI NATO’nun Caydırıcılık ve Savunma Konsepti ile beraber Türkiye terör tehdidini öne çıkarmaya devam etmiş, kendi coğrafyasında sağladığı askerî etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleri ile hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekât alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olmuştur. Böylece ülkemiz Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden artık Avrupa coğrafyasının tamamında güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlanmıştır. Bu stratejik rol kapsamında ülkemiz Afganistan’dan Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya, Akdeniz’den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlenmiş; askerî, lojistik ve eğitim katkılarıyla her zaman güvenilir bir müttefik olmuştur. Dolayısıyla Türkiye yalnızca bulunduğu coğrafyada değil İttifak’ın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıkmaktadır. İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak askerî eğitim, tatbikat, harekât ve diğer sorumluluklarımızı örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirmekteyiz. Türkiye NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifak’ın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO’nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, Merkez Bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki, NATO’nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur. Ayrıca konvansiyonel kapasitemizi artırmaya da devam ediyoruz. Komando Tugayı kapasitemizi 25’e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekât bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. Üç yıl içerisinde ilave Komando Tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40’lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup, günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir. Ayrıca 2028’den itibaren 2 yıl süre ile NATO’nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini üstleneceğiz. Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi NATO’ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğindeki merkezî rolünü bir kez daha vurgulamaktadır. Öte yandan Kosova’da da NATO Kosova Gücü yani KFOR Komutanlığı görevini ikinci kez devraldık. Operatif İhtiyat Taburumuzu dört kez Kosova’ya konuşlandırarak Türkiye’nin Balkanlar’daki barış ve istikrar bakımından ne derece güven verici bir aktör olduğunu açık şekilde ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekât ve Misyonlarının komutası ülkemiz tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edilmektedir. Ayrıca, bu yıl Estonya’da akabinde Romanya’da NATO Hava Polisliği görevlerini icra edeceğiz. Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO’nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. CUMHURBAŞKANIMIZIN ETKİLİ VE GÜVENİLİR LİDER DİPLOMASİSİ, ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE ÖN PLANA ÇIKACAK NATO’da askerî ve operasyonel katkılarımızın ulaştığı bu seviye doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığımızı da daha görünür kılmaktadır. Ülkemizin İttifak’a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askerî ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO’nun kararlılığının vurgulanmasıdır. Geleceğin NATO’sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi’nden beklentimiz öncelikle müttefiklerin 5’inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleridir. Buna ilave olarak; - Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, - Savunma üretim kapasitesini artırmak, yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, - Liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca Zirvede Avrupa Birliği’nin başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına, ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor, diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz. TÜRKİYE NATO’YA AKTİF KATKI SUNAN BİR MÜTTEFİK OLMAYA DEVAM EDECEK Sonuç olarak küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu önümüzdeki süreçte NATO’nun devamlılığının ülkemiz ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim. Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan, çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Nitekim en son İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımı her kesimden vatandaşlarımız tarafından doğru bulunmakta ve desteklenmektedir. Aynı şekilde ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir. Özellikle belirtmeliyim ki Türkiye’nin NATO içindeki kritik rolü bağımsız karar alma kapasitesi ile müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım hem millî menfaatlerimizin korunmasını hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılmaktadır. Türkiye kendi güvenliğini de içeren NATO’nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye NATO’nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO’nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu anlamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız ve SETA Vakfımız olmak üzere katkı sağlayan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca programımıza teşrif eden siz kıymetli katılımcılara değerli katkılarınız ve ilginiz için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,388 просмотров • 4 месяцев назад

“Bir babayiğit çıkar yerle yeksan eder, tekrar inşa eder.” An itibarıyla Dünyanın en kârlı ve en düşük çarpanla fiyatlanan bayrak taşıyıcı Havayolu şirketi Türk Hava Yolları #THYAO Beklentilerin %106 üzerinde tam 6.8b$, 163mia TL net kâr elde eden, 2022 yılı toplam kârını (2.86b$) 1 yılda 2.4 katına çıkaran, Cumhuriyet tarihimizin en çok kar elde eden Şirketi. 101 milyar TL Ertelenmiş Vergi Geliri hesaplamıştım, +-%10 sapma ile 90 milyar TL bekledim, 89.2 milyar TL geldi. Allah utandırmadı. 📌Hizmet verdiği ülke sayısına göre dünyanın en büyük Havayolu Şirketi. 📌Hizmet verilen destinasyon sayısına göre dünyanın en büyük Havayolu Şirketi. 📌Dünya yolcu pazarında ~%2.8 payı ile bayrak taşıyıcılar arasında dünyada 8’inci, Avrupa’da 1’nci. 📌Dünya kargo pazarında ~%5.5 payı ile Dünyanın en büyük 5 hava kargo taşıyıcısından biri. 📌Son 20 yılda, yıllık ~%10 bileşik filo büyüme oranı ile 5.7 kat büyüme. 📌~3b$ marka değeri ile Türkiye’nin en değerli markası. Sırasıyla dünyanın en değerli (piyasa değerine göre) 8. Havayolu şirketi olan, Ryanair Delta IndiGo United Airlines Air China Singapore Airlines ve China Southern Airlines ‘dan sonra 8. Havayolu olmasına rağmen “en çok kâr eden, buna rağmen “en düşük çarpanla fiyatlanan” bayrak taşıyıcı Havayolu şirketi. Detaylara geçiyorum, #THYAO 90mia TL’si Sürdürülen Faaliyetler Vergi Öncesi Karı, 73.5mia TL’si ertelenmiş vergi geliri olmak üzere 2023 yılını toplamda 163mia TL net kâr ile kapattı. Ertelenmiş Vergi geliri hariç net kâr piyasa beklentisi olan 79.58mia TL’nin %13 üzerinde gerçekleşirken, enflasyon muhasebesi kaynaklı ertelenmiş vergi geliri kârı 89.2mia TL oldu. Ertelenmiş vergiyi basitçe, ileride oluşacak vergi avantajının veya yükümlülüğünün bugünden mali tablolara alınması olarak açıklayabiliriz. Bu doğrultuda, her ne kadar bugün itibariyle nakdi olmayan bir gelir veya gider olarak gözükse de, şirketlerin gelecekteki nakit akışlarına vergi yoluyla artı veya eksi etki edeceğinden, değerlemede önemli girdilerden biri olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. #THYAO an itibarıyla piyasa değerinin %21'i kadar bir nakit vergi tasarrufu hak etmiş durumda. #THYAO bu güne kadar vergi ödemiyordu çünkü VUK bilançosunda geçmiş yıl zararları vardı. 2022 yılında elde ettiği kâr bile önceki yıllarda yazılan zararları karşılamıyordu. Ancak bu mali tablo ile beraber durum artık öyle olmayacak. Çünkü VUK bilanço da kâr’a geçti ve şirket %25 kurumlar vergisine tabi olacak. Olacaktı 😊 Ve #THYAO bu sene sonunda yazdığı ve hatta önümüzdeki dönemlerde yazacağı ertelenmiş vergi geliri sayesinde önümüzdeki yıllarda elde edeceği karının vergisini ödemeyecek. Hatta önümüzdeki yıllarda da ertelenmiş vergi geliri yazmaya da devam edecek. Bu işin en güzel tarafı, Bu vergi faydasının sürdürülebilirliğini değerlendirirken Amortisman oranı vs ÜFE kıyası yapmak lazım. ÜFE > Amortisman oranı olduğu ve VUK’ta enflasyon muhasebesi uygulanmaya devam ettiği sürece ek vergi faydasını izleyen yıllarda da görmeye devam edeceğiz. Bu yıl elde ettiği 6.87b$ net kar ile #THYAO, havacılıkta altın yıl olarak kabul edilen 2019 yılında elde etmiş olduğu 800m$ net karını tam 8.5 kat artırmasına rağmen, 2019 yılı bilançosunun açıklandığı tarih olan 6 Mart 2020 tarihinde 1.83$ olan hisse fiyatı bugün sadece 5.13x değer kazanarak 9.4$’a ulaşmış. Sadece $ bazında elde ettiği kar kadar değer kazansa bugün 15.5$ ile fiyatlanacak olan #THYAO’nun, sadece bu perspektiften baktığımızda ~%60-65 iskontolu fiyatlandığını düşüyorum. Bu da bizi 495-500 TL gibi bir rakama götürüyor. Geçelim kargo tarafına; Turkish Cargo, bugün gelinen noktada ~%5 pazar payına sahip ve küresel hava kargo taşıyıcıları arasında 5. sırada yer alıyor. 10 yıl içinde taşıdığı toplam kargo miktarını 4 milyon tona çıkarıp, 9.6b$’lık kargo gelirine ulaşmayı hedefliyor. Ülkemiz Avrasya Bölgesi’nde lider, küresel bir havacılık merkezi oldu. 2003 yılında 50 ülke ile 60 noktaya uçuş gerçekleştiriyorken bugün ~130 ülkede ~350 noktaya ulaştı. Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısı 81’den 175’e yükseldi. iGA Istanbul Airport dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden biri haline geldi. iGA Istanbul Airport 2023 yılsonu itibarıyla planlanan koltuk kapasitesi miktarına göre dünyanın en büyük 7. havalimanı. Özetle; Enflasyon muhasebesinin pozitif etkileri, kur, yakıt fiyatları, trafik sayıları, doluluk oranları, kargo, Asya, Amerika ve Orta Doğu tarafındaki yüksek karlılık, AJET gibi birçok parametreyi dikkate aldığımızda 2024 yılında da çok ama çok güçlü bir yıl göreceğimiz aşikar. Bu seneki en fundamental hikayenin Kargo ve Asya tarafı olacağından defalarca bahsettim. Nitekim hem Kargo tarafı hem Asya tarafı çok güçlü seyrediyor ancak, detaya inince Amerika ve MEA tarafında da yüksek karlılık olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Amerika tarafında RPK’lar güçlü seyrediyor. İsrail tarafı çözülürse Orta Doğu segmenti de iyice kuvvetlenecek. En karlı line’lardan birisi. Yılın geri kalanında tüm detaylarıyla Havacılık konuşacağız. Ve sonuç; 2 fk ile mevduat yapacağıma gönül rahatlığıyla 2-2.5 fk’ya #THYAO taşımaya devam edeceğim. Sevgiler,

Ömerhan Karamahmutoğlu

916,211 просмотров • 2 лет назад