Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Ali Çeven'in davet edildiği bir programda cehaletin paçardan aktığı görüntülendi: “Kürtler aslında Türkmendir” #KurdsOnAlert

1,007,521 views • 1 year ago •via X (Twitter)

10 Comments

Saladin's profile picture
Saladin1 year ago

Deli saçması.

Arwen Merlin's profile picture
Arwen Merlin1 year ago

Size göre Türk toplumu nasıl bir toplum? Celal Şengör: “Cahil, Dünyadan bihaber…” 🤔

ERDAL TOPRAK's profile picture
ERDAL TOPRAK1 year ago

Kürtler, Ortadoğu’nun en eski halklarından biridir ve binlerce yıldır Mezopotamya, Anadolu ve çevresindeki bölgelerde yaşamaktadırlar. Kürtlerin kökeni, Medler ve diğer antik İranî halklarla bağlantılıdır. Tarih boyunca, Kürtler; Asur, Pers, Part, Sasaniler ve Arap İslam devletleri gibi birçok farklı kültürle iç içe olmuş, ancak kendi dil ve kimliklerini koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kürtlerin Anadolu'daki varlıkları çok eskiye dayanır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde uzun süredir yaşayan Kürtler, burayı yurt edinmiş ve binlerce yıldır bu coğrafyada iz bırakmışlardır. 11. yüzyılda Selçukluların Anadolu’ya girişinden önce de burada yaşıyorlardı, hatta bölgede birçok Kürt beylik ve devletleri kurmuşlardı. Bu nedenle Kürtler, Anadolu’nun en eski yerleşik halklarından biridir. Kürt kimliği, binlerce yıl süren tarihi ve kendine özgü dili, kültürü ve toplumsal yapısı ile şekillenmiştir. Bazı kesimler, Kürtlerin Türkmen ya da Türk kökenli olduklarını öne sürse de tarihî, dilbilimsel ve genetik bulgular, Kürtlerin ayrı bir etnik ve kültürel kimliğe sahip olduğunu göstermektedir. Kürtçe, İranî diller ailesine ait olup Türk dillerinden farklı bir dil grubuna aittir. Kısacası, Kürtler özgün bir kimlik, kültür ve tarihe sahip, kadim bir halktır. Uzun zamandır Ortadoğu’nun bir parçası olan Kürtler, kendi tarihî köklerine bağlı kalmış ve farklı dönemlerde Anadolu ve Mezopotamya’nın önemli bir unsuru olmayı sürdürmüşlerdir.

ERDAL TOPRAK's profile picture
ERDAL TOPRAK1 year ago

Kürtlere 'Türkmen' demek, onların Türk soyundan geldiğini iddia etmek, cehaletin en derinine inmektir. Eğer bu kadar cehalet televizyonlarda ve programlarda dile getirilebiliyorsa, bu ülkenin yarınları olmayacak demektir. Kürtlerin Türkmen olduğunu iddia eden zavallılar, kendi atalarının Anadolu'ya gelişini bilmelidir. Atanız Alparslan, yüz bin askerle Anadolu’ya geldiğinde, Fars ve Haçlılar arasında sıkışıp kalmıştı. O sırada Kürt devleti Mervaniler, 10 bin askerle Alparslan'ı ölümden kurtarmış ve İslam sancağını taşıyarak, Alparslan’ın Anadolu’da yurt sahibi olmasına vesile olmuştur. Kürtlerin ne zaman Müslüman olduğu ve Türklerin ne zaman Müslüman olduğu tarih sayfalarında bellidir; bu, tartışmaya açık bir konu değildir. Bilmeyenlere bunu bildirmek de bizim görevimizdir.

Dr. Yi Bang Hevêrkan's profile picture
Dr. Yi Bang Hevêrkan1 year ago

"Turk-men İngiliz safsatasıdır. Öyle bir millet ırk yoktur. " İlber Ortaylı diyor ben demiyorum.

jîra's profile picture
jîra1 year ago

Türkmen, türk gibi demektir ki özellikle yerleşik olmayan göçmenliğe vurgu için kullanılır. Oysaki Kürtler tam aksine hem Anadolu hem Mezopotamya'nın yerli yerleşik bir halkıdır, göçebelik mevzusu ise bir kısmı yarı-göçebedir yazın yakınındaki zozanlara(yaylaya) gider.

Amed's profile picture
Amed1 year ago

Kurd kardesimiz Ilk defa fosil beyinli bir turke rast gelmis feqîro soka girdi.

Mahmut Esat PAYTAR's profile picture
Mahmut Esat PAYTAR1 year ago

Türkmen’deki men aslında İngilizce Cin Ali 😂

𝖃𝖘𝖆𝖙𝖍𝖗𝖆✹※≠'s profile picture
𝖃𝖘𝖆𝖙𝖍𝖗𝖆✹※≠1 year ago

@alicevenresmi abe nasıl dayandi allah için

Ahmet Gülabi DERE's profile picture
Ahmet Gülabi DERE1 year ago

Programı sunan da, konuşan da salak ve aptallar. Kürdü türkmenleştirmek kadar salakça bir şey olamaz.

Related Videos

Aslında şimdi yazacaklarım, okuyacaklarınız, ilgilisi için, hem bir makale, hem bir belgesel hem de aslında arşivlik bir metinden fazlası 📌 Yaklaşık 10 gündür milyonlarca insan haklı olarak Christopher Nolan imzalı The Odyssey filmini konuşuyor Cüneyt Özdemir'e müteşekkirim, Ali Arıkan isimli bir birikimle kendisi sayesinde tanışmış oldum, ezber yüzler ve isimler dışında orijinal perspektif sahibi bir insanı daha tanımış olduk onun yayını sayesinde Arıkan'ı, orijinal kılan unsurlardan biri şuydu, uzun yıllardan bu yana ABD'de yaşayan "seküler" bir Türk'ün konuşmasında bu yoğun ve doğan şekilde Türkçe - Osmanlıca - Arapça kelimelerin yer alması, az bulunan bir zenginliktir Ali Arıkan'ın yorumlarında benim merkeze aldığım cümlesi şu oldu genel olarak; Yapay zeka üretimi sahnelerin dünyasında, her şeyin dijital imitasyonunun yapıldığı bir evrende, Nolan, her şeyiyle, gemisi, denizi, insanı, sahnesi ile, gerçek bir sinema yapmış Şahsen ben de filme dair, en çok buradayım.. Filme dair binlerce twit - metin - kritik yayınlandı, çok ince, detaylı ve rafine bilgilerle örülü notları herkes okumuştur, yazmıştır, ben, çok başka bir "okuyacağım" 📌 Tam da bugün, ABD yeni medya yayıncılığının en popüler ismi, podcaster - videocaster Hasan Piker ( Hasan Abi ), Odyssey üzerinden, Yunan takipçileri ile ironik bir polemiğe girdi, kesinlikle orijinal, kesinlikle zihin açıcı idi. “Homeros, Ömer yani Türk’tü. Annem içeri girdi ve 'Homeros, Ömer... İzmir'in dışında doğmuş, o da Türk' dedi. Homeros Yunanlara karşı çok eleştireldi. Yunanlara karşı başka kim çok eleştirel? Türkler! Düşünün bunu!" Chat'ten bir izleyicinin "Asla masada olamayacaksınız, avunmaya devam edin" yorumuna ise Piker şöyle cevap verdi. Bir kez daha, masa biz olacağız!“ ** Yukarda yazdıklarımla sizleri, ekte paylaştığım 4 çarpıcı videoyu, izlemeye - dinlemeye davet edeyim. Oksijen gazetesinin Youtube platformunda böylesi bir ismi gördüğüme hayli şaşırdığımı itiraf edeyim. Program sunuculuğundan çok daha fazla bir birikime sahip olan Pınar Çelikel'e bu sebeple müteşekkirim. Oksijen, şu notla duyuruyor Fahri Işık hocayı. "Grek Mucizesi’ aslında bir ‘Anadolu Mucizesi Meslek hayatı boyunca ‘Grek Mucizesi’nin aslında bir ‘Anadolu Mucizesi’ olduğunu anlatıp Batı merkezli tarih anlayışına meydan okuyan ve özellikle Ionia’nın önemini vurgulayan arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık, “Roma’nın öğretmenleri” olarak bilinen Etrüsklerin Anadolu ile olan bağlantılarını, tarihteki rollerini ve Roma uygarlığı üzerindeki etkilerini ele aldı." 45 dakikalık yayının tamamını mutlaka dinlemelisiniz bence, gerçekten farklı ilgi, eğitim ve bakış açıları olanlar için hayli yüksek besin değeri olan, zihin açıcı bir video. Arkeolojinin kurucusu Almanlar, arkeolojik istihbaratın kurumsallaştırıcısı İngilizler ve bizzat Fehmi Işık hocanın ifadesi ile "büyük değerimiz olarak Abdulhamid Hân'ın" kurduğu, dünyada bir ilk olan telsiz tesisi ile, video, Odyssey anlatısının tarihsel mitlerini bile sıfırlıyor Yeni bir tarih anlatısına hem davet ediyor Hem de bunu tarihsel kaynaklarla delillendiriyor. Tam da burada, Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan'ın, bir süre önce "Eğitimin Dekolonizasyonu Üzerine" başlığı ile kaleme aldığı 3 bölümlük büyük metni okumanızı öneririm.. Christopher Nolan sağolsun. Geniş bir zihin taşıyan herkese bir "Inception" imkanı sunuyor Odyssey ile...

İsmail Halis

60,070 views • 4 days ago

İran Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani: "Cumartesi günü, Salı günü öğleden sonra sistemin tüm yetkililerinin Rehber'in (Ayetullah Ali Hamanei) huzurunda toplantıya davet edildiğini öğrendim. Hemen o Cumartesi günü kendisine bir mesaj gönderdim. Öğle vakti mesajım kendisine ulaştı; ofisi aracılığıyla değil, başka bir kanal üzerinden gönderdim. Rehber şöyle buyurmuştu: 'Peki, eğer Sayın Ruhani böyle diyorsa, ama biz bu toplantı için herkesi davet ettik ve ben de bu toplantı için çok önemli bir konuşma hazırladım.' Cevabından tam olarak ikna olmadığını hissettim. Başka bir yoldan tekrar mesaj gönderdim. Üç dört kez daha girişimde bulundum. Kendi koruma ekibimin başkanına gidip Rehber'in koruma sorumlusuna bu işin önünü kesmelerini, durumun tehlikeli olduğunu söylemesini istedim. Yine de tereddüt ettim; Sayın Pezeşkiyan'ın ofisini aradım, Sayın Hac Mirzai ile görüştüm. Sayın Pezeşkiyan'ın bizzat gidip Rehber'le görüşmesini ve bu toplantının mutlaka iptal edilmesi gerektiğini, durumun çok tehlikeli olduğunu söyledim. Sayın Laricani'yi üç kez aradım, her seferinde toplantıda olduğunu söylediler. Sayın Hicazi'yi iki kez aradım, ona da ulaşılamadı. Hamdolsun, sonunda o toplantı iptal edildi. O toplantı iptal edildiği için çok mutluyum, vicdanım rahat ve Allah'a şükrediyorum. Eğer o toplantı gerçekleşseydi, Trump ve Netanyahu'nun asıl planı o toplantıyı vurmaktı. Bu, tüm ülkeyi felç ederdi. Tüm yetkililer, erklerin başındakiler, hükümet, Uzmanlar Meclisi, Meclis; herkes oradaydı. Üstelik savunmasız bir yerdi, sadece normal bir çatısı olan bir Hüseyniye ... İki uçakla herkesi yok edebilirlerdi."

Ramazan Bursa

23,799 views • 12 days ago

KAMUOYUNA VE BASIN MENSUPLARINA Sputnik Türkiye Ali Cağatay Sputnik Türkiye ekranlarında yayınlanan "Ali Çağatay ile Seyir Hali" programında, staj ve çıraklık dönemindeki sigorta mağduriyetini ve bu husustaki yargı kararlarını samimi ve yalın bir dille gündeme getiren Sayın Ali Çağatay’a, federasyonumuz ve milyonlarca mağdur adına teşekkürlerimizi borç biliriz. Sayın Çağatay’ın adaletin tecellisi adına münferit dava yollarına ve kanıt unsurlarına dikkat çekmesi oldukça kıymetlidir. Ancak, mesleki eğitim sistemimizin ve bu süreçteki emeğin boyutunun tam olarak anlaşılabilmesi adına, programda geçen "3 aylık yaz stajı" ifadesine hukuki ve fiili gerçekler doğrultusunda bir açıklık getirme ihtiyacı doğmuştur: 1. Stajyerlerimizin Emeği "3 Ayla" Sınırlı Değildir Meslek lisesi öğrencilerimiz, sadece yaz aylarında kısa süreli staj yapan öğrenciler değildir. Stajyerlerimiz, okul dönemi boyunca haftanın en az 3 günü, tam 8 ay boyunca bir fiil fabrikalarda, atölyelerde ve işletmelerde bir işçi gibi ter dökmektedir. 2. Çıraklıktaki Vahim Durum: 4 Yıl Kesintisiz Çalışma Çıraklık eğitim merkezlerinde eğitim gören kardeşlerimizin durumu ise çok daha büyük bir emeği ve vahim bir mağduriyeti barındırmaktadır. Çıraklar, 4 yıl boyunca kesintisiz olarak, haftanın 5 günü sanayide ve üretim hatlarında tam zamanlı çalışmışlardır. Bu süreç, geçici bir öğrenci stajı değil, doğrudan ülkenin üretimine omuz veren kesintisiz bir işçilik sürecidir. Federasyonumuzun Esas Duruşu: Yargıtay kararlarında bahsi geçen "fiili üretim ve kanıtlama" şartı, stajyer ve çıraklarımızın zaten yıllarca bizzat yaşadığı ve yaşattığı gerçektir. Bizler, işletmelerde çay içip vakit geçiren değil; tezgah başında, üretim bantlarında genç yaşta bu ülkenin ekonomisine katma değer sağlayan emekçileriz. Bu sebeple, mağduriyetimizin çözüm yolu münferit davalarla bireysel kanıtlar aramak değil, Anayasa'nın eşitlik ilkesi gereğince fiilen çalışılan bu dönemlerin (E-devlet tescil tarihinin) uzun vadeli sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesini sağlayacak yasal düzenlemedir. Sayın Ali Çağatay’a mağduriyetimizin gür sesi olduğu için tekrar teşekkür ediyor, basınımızın tüm kıymetli temsilcilerini bu haklı ve büyük emeğin gerçek boyutlarını aktarmaya davet ediyoruz. Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu Tarih Yazacağız #StajyerÇırakUnutturmayacak

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

10,589 views • 1 month ago

Levent Gültekin, İçişleri Bakanlığı medya toplantısına muhalif gazetecilerin davet edilmemesini eleştirdi. • Ali Yerlikaya herkesle diyalog kuruyordu. • Ben de mesela bir şey yaptığım zaman telefon geliyor, “Levent Bey o öyle değil böyle” diye bir izahat yapma ihtiyacı hissediyorlardı. • Çünkü biraz kafa yapısıyla ilgili bir şey. Yeni gelen İçişleri Bakanı biraz daha muhafazakâr, biraz daha kapalı. • Özlem Zengin hanımefendi beni aramıştı bir konuşmasıyla ilgili. İlk defa “Keşke siz beni arasaydınız yorum yapmadan önce” dedi bana. • Ben de kendisine dedim ki: “Hanımefendi siz bize düşman hukuku uyguluyorsunuz. Herhangi bir toplantınıza, herhangi bir açılışınıza, herhangi bir şeyinize davet ettiğiniz mi var ki ben sizi arayıp bir şey sorabileyim? Sizin bizimle bir diyaloğunuz yok ki aslında.” • Özlem Zengin de “Ben olması gerektiğini savunuyorum” demişti. Cumhurbaşkanımıza da söyledim, “Efendim biz bütün medyayla herkesle diyalog kuralım.” • Kurmayın, sizin zararınıza. Oraya çağırıyorsun kendi yandaşlarını. Onlar zaten senin akşama kadar reklamını yapıyor. Bunun iki tane nedeni var. • Birincisi Türkiye’yi bütün olarak görmüyorlar, kendi mahallesinden ibaret sayıyorlar. • İkinci nedeni şu: Muhalif gazetecinin sürpriz sorularına cesaret edemiyorlar. “Acaba orada hiç beklemediğim bir soru sorulur mu? Zor duruma düşer miyim?” diye düşünüyorlar. • Bu da ne kadar kendilerine bir güven sorunu, kendileriyle ilgili bir özgüven eksikliği olduğunu gösteriyor. O yüzden çağırmıyor olmaları ayıp ama zararı en çok kendilerine. • Ben her gün yorum yapan, her gün 150-200 bin kişinin izlediği bir YouTube kanalıyım. Beni çağırmadın • Ben senin ne konuştuğundan haberdar değilim. Ben de paylaşmadım izleyicimle. Kim kaybetmiş oldu? • Senin derdin kamuoyuna mesaj vermekse o kanallardan biri benim. O kanallardan biri Halk TV, biri Sözcü TV, biri muhalif YouTube kanalları. • Bunları yok sayarsan “çal, kendin oyna” yaparsın. Kendi AK Parti seçmenine methiyeler diz, palavralarını anlat. • Peki senin kimi ikna etmen gerekiyor? Muhalif seçmeni. Onlara nasıl ulaşacaksın? Muhalif kanallar üzerinden. • Ulaşma derdin yoksa zaten sonuç ortada. Ya bu ayrımcılık bunların kültürüne dönüşmüş…

🎙️ Muhbir

25,940 views • 3 months ago

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, "Size Yahudi diyorlar. Dağıstan'da Tat diye bir Yahudi grup varmış, aileniz bu gruba mensupmuş, oradan Türkiye'ye gelmişsiniz. Doğru mu?" sorusunu yanıtladı: 🎙️Yani hem Türk derin devletinin mensubu olacaksınız, hem de Yahudi olacaksınız. Bu ikisi bir arada olmaz. Üstelik yetmeyecek bir de Mossad'çı olacaksınız. Doğrusu çok eğlenceli. Bir zamanlar rahmetli İnönü'ye asker kaçağı diyen, diyebilen tipler vardı ve şimdi benzerlerinin siyasette ahlaksızca iftira attıklarını görüyoruz. Ben Hamdolsun Müslüman ve Türk'üm ve benim Müslümanlığım 22 sene önce başlamadı. Ben bin seneden beri Müslüman olan bir milletin mensubuyum. Evet, ailemin Dağıstan'dan geldiği, Kumuk olduğu bilinen bir vakadır ve önce Türkiye'ye Tokat'a gelmişlerdir, Tokat'a yerleşmişlerdir, sonra Tokat'tan İstanbul'a davet edilmişlerdir. Büyük dedemizi İstanbul'a davet eden Sultan Abdülhamid'tir. Büyük dedem Sultan Abdülhamid'in Dağıstan Alayı'nda imamlık yapmıştır. Fakat kendisine müftülük önerilmesine rağmen oldukça tutucu olduğu anlaşılıyor. Abdülhamid'in yönettiği İstanbul'da bile dinin elden gittiğini düşünerek kendisini davet eden Kayseri Uzunyayla'daki Kafkas kökenli ailelerin davetine uyarak oraya gitmiştir ve oraya yerleşmiştir. Şimdi öyle bir yalan söyleniyor ki trol orduları tarafından ve ahlaksızca bunu düzeltmek için çalışmaya gerek de yok. Neden? Çünkü bilmesi gerekenler sizin kim olduğunuzu biliyorlar. Öte yandan annemin babası da İstiklal Harbi'nde çarpışmış ve 1938'de vefat edene kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapmış bir süvari subayı, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı olarak da vefat ediyor 1938'de. Şimdi Atatürk Türkiye'si ve Yahudi kökenli bir Türk subayı ha? Adama gülerler doğrusu. Onun için benim trollere tavsiyem, tabii trollere tavsiye de çok verilmez aslında, çünkü troll trolldür. Zeka seviyesi ve ahlak seviyesi çok düşüktür. Onların görevi zekalarına ve düşük ahlaklarına uygun olarak iftira atmaktır. Aynı şey yine bu ahlaksızca söylenen Mossad ajanlığı iddiası için hiçbir zaman ben bunu ciddiye almadım. Bakın şimdiye kadar bir kere bu iddiayla ilgili dava açtım; o da Ahmet Davutoğlu işte Mossad'dan ders aldığı mı söylediğinde açtım. Ahmet Davutoğlu'nun avukatı, 'biz Ümit Özdağ'ı kastetmedik' cevabını verdi. Ben avukatıma verdiğim dilekçede şunu söyledim: Dedim ki, bütün Türk devletinin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarına mahkeme yazı yazsın. Ümit Özdağ'ın herhangi bir yabancı istihbarat servisiyle ilintisi, ilişiği var mı? Varsa devlet belgeleri versin getir. Ama yani trollerin ve trollerin arkasındaki psikolojik harp merkezlerinin siyasi ahlaksızlığı, siyasi rezilliği, siyasi iftiracılığı o seviyede ki bunlara cevap vermeye ben hiçbir zaman gerek hissetmedim. Tekrar ediyorum, şimdi iktidar yanlısı troller, yurt dışından benim Yahudi olduğumu veya Mossad ajanı olduğumu yazıyorlar. Türkiye'yi Zafer Partisi yönetmiyor, Türkiye'yi AK Parti yönetiyor. Türk devletinin bütün arşivleri elinde, bütün belgeleri elinde. Böyle bir şey olsaydı, iddia edildiği gibi benim bir iltisakım olsaydı, bir yakınlığım olsaydı, bir irtibatım olsaydı AK Parti bunu ortaya koymaz mıydı?

Haberiniz

21,569 views • 4 months ago

Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. Sonuç olarak şartlar değişmiştir. O günle bugün aynı değildir. Dün Kürtler adına bir kazanım sağlayabilecek bir ittifak, bugün onları daha derin bir kuşatma altına sokma riski taşımaktadır. Bugün Kürtlerin yapması gereken, yalnızca Türkiye ile diğer bölgesel ve küresel güçler arasındaki çelişkilerden yararlanmak değil; aynı zamanda Türkiye iç politikasında da Erdoğan’a teslim olmak yerine, onun çevresinde toplanan güç merkezini dağıtmaya yönelik bir siyasi strateji geliştirmektir. Türkiye’de ne zaman bir klik, diğer tüm klikleri tasfiye ederek tek hâkim güç haline gelirse, bu durumun ilk hedefi her zaman Kürtler olur. Bu da genellikle ağır bir yenilgiyle sonuçlanır. Bu nedenle Kürtler açısından Türkiye iç siyasetinde belirleyici olan şey, klikler arasındaki güç çelişkilerini ustalıkla kullanmak ve her birini kendilerine muhtaç hale getirecek dengeli bir pozisyon oluşturmaktır.

ibrahim halil baran

32,599 views • 1 year ago

#HakanTosunaNeOldu aslında hemen hepimizde cevabı var. Ülkemizde süregelen tabiata karşı işlenen suçlar karşısında yaşam savunusu mücadelesi içinde olanlar için hele, böylesi acı yaşanmışlıklar geçmişte de yok değildi ki: Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftine ne olmuştu mesela? Elbette bu sorunun peşine düşmek ve #HakanİçinAdalet adına büyük bir kamuoyu oluşturmak bu ülkenin herbir vatandaşının vatandaşlık sorumluluğudur. Sadece biz arkadaşları için boynumuza borç olduğundan sebep değil, bu ülkede herhangi birinin sokak ortasında dövülerek öldürülmesinin ne menem sonuçları olacağını kamu aleme göstermek için... Adaletin gerçekten ve bir an evvel tecelli etmesi için herkesi sesini yükseltmeye, tepkisi göstermeye davet ediyorum Hakan'ın eski bir arkadaşı, bu ülkenin bir vatandaşı olarak. Çok sevdiği Anadolu'nun bağrına emanet edip Hakan Tosun'u, sonsuzluğa uğurlayacağız onu... Arkasında bıraktığı hatıralar, filmler, fotoğraflar ile yaşayacak elbette. Yaşatacağız. Adına dünyanın en prestijlilerinden olacak bir çevre filmleri belgesel festivali yakışır mesela. Ben bir sinema emekçisi olarak, şahsen bunun kovalayıcısı olacağıma huzurlarınızda söz veriyorum. Fotoğraflarını görüyorsunuz her yerde zaten Hakan'ın... Ben sizi O'nun çektiği bir sekansla buluşturayım istedim. 15 yıl kadar evvelinden... #BüyükAnadoluYürüyüşü esnasında kamera arkasında, tam karşımda... Arşivimde taradım ama onu bulamadım. Bulursam onu da paylaşırım. Bu kaydın bir benzerini de #Gezi'de yapmıştı Hakan. Bana bu söyleşimizin sonunda söylediklerimi hatırlatarak... İşte o en sonda bahsettiğim insanlardan biriydi #HakanTosun. Kahraman olmak için yaratılmamıştı belki ama bir kahraman olarak yaşadı. Kaç kişi ve ne kadar farkındaydı; bugünün çürümüşlüğünde bunu kaçımız idrak edecek bilmiyorum ama gelecek kuşaklar onu bir kahraman olarak onurlandıracaktır. Hiç şüphem yok. Sonsuzlukta bir yerlerde denk düşeceğiz yine biladerim, ona da şüphem yok; yine ateş yakıp, sabahlara kadar sohbet edeceğiz. Kavga da ederiz yine, "Kamerayı oraya koyma... Sen aşağı git, ben yukarı çıkıyorum... Hayır bekle..." falan diye... Hepsi çok güzeldi be... Hoşçakal, yaktım ateşi, vurucam davulu... Seversin sen.

Kuzgun Nogay

14,333 views • 9 months ago

Kısa Vadeli Sigorta Bir Adalet Meselesidir... CHP 🇹🇷 İYİ Parti Yeniden Refah Partisi Anahtar Parti Gelecek Partisi DEVA Partisi Saadet Partisi Demokratik Sol Parti Demokrat Parti Zafer Partisi Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Yavuz Ağıralioğlu Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Mahmut Arıkan Önder Aksakal Gültekin Uysal Ümit Özdağ Ömer Fethi Gürer Cemal Enginyurt Melih Meriç Prof. Dr. Mühip Kanko Av.Mahmut TANAL Dr. Erhan Usta Levent Gök Bülent Tezcan M. Akif Hamzaçebi Sezgin Tanrıkulu Ednan Arslan Ali KEVEN Süleyman Girgin Kemal Kılıçdaroğlu Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU Engin ALTAY Lütfü Türkkan Turhan Çömez Dr. Ayyüce Türkeş Taş Hayati Çetin Hasan BİLİCİ Şenol Sunat Mehmet Akif Cenkci Burhanettin Kocamaz Selçuk Türkoğlu Doğan Bekin Mehmet Aşıla Suat KILIÇ Murat Şahin Yıllarca iş yerlerinde fiilen çalışan, üretime katkı sağlayan, iş kazası riski altında emek veren stajyer ve çırakların sigortaları yalnızca kısa vadeli gösterilmekte, emeklilik başlangıcı sayılmamaktadır. Aynı iş yerinde çalışan, aynı sorumluluğu taşıyan insanlar arasında farklı uygulamalarla oluşturulan bu eşitsizlik, sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Staj ve çıraklık döneminde alın teri döken çocuk işçiler çalışma hayatının bir parçası olmalarına rağmen, hak ettikleri sosyal güvenceye tam anlamıyla erişememektedir. SSK numarası verilen, bordrosu olan, işverene bağlı çalışan, üretime katkı sunan stajyer ve çırakların emeklilik hakkının yok sayılması açık bir hak kaybıdır. Bu durum yalnızca bugünü değil, yıllar sonra yaşanacak ciddi mağduriyetlerin de temelini oluşturmaktadır. Geçmişte ve günümüzde stajyer ve çıraklara uygulanan yarım sigorta sistemi, emeğin karşılığını vermeyen, çocuk işçilerin geleceğini belirsizliğe sürükleyen ve toplumda güven duygusunu zedeleyen bir uygulamaya dönüşmüştür. Çalışanlar arasında ayrım yapılması sosyal güvenlik sisteminde adaletsizliğe neden olmakta, fırsat eşitliği ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Muhalefet partilerini bu adaletsizliğe karşı güçlü bir duruş sergilemeye, staj ve çıraklık sigortasının emekliliğe başlangıç sayılması için gerekli yasal düzenlemeleri gündeme taşımaya ve milyonlarca vatandaşın sesi olmaya davet ediyoruz. Verilen emek görmezden gelinmemeli, sosyal güvenlikte eşitlik sağlanmalı, yıllardır süren mağduriyet artık sona erdirilmelidir. Adaletin, eşitliğin ve emeğin hakkının teslim edildiği bir çalışma hayatı herkesin ortak sorumluluğudur. Sigortada Eşitliksizlik #StajyerÇıraklarıYarımSigortaylaOyalıyorlar

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

37,604 views • 5 months ago

Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun yeni üyesi olacağını ifade eden Umut Akdoğan, Komisyonla ilgili eleştirileri yanıtladı; "Bizim komisyon fikrimiz Hayat bulmuş durumda.." "Biz kurulan bir komisyona katılmış değiliz aslında.." "Güvensizlik bize değil iktidara.." "Biz iktidarına güven duygusu içinde olmadığımız için o komisyondayız.." "Dört nedenle oradayız; • Bizim tarihsel bir misyonumuz var, • Bugüne dair bir nosyonumuz var, • Geleceğe dair bir vizyonumuz var, • Denetim, bilgilendirme gibi bir fonksiyonumuz var." ◇ Umut Akdoğan'ın söylediklerine dair düşüncelerimi ifade edeyim; Umut Akdoğan, katıldığı programda diyor ki "İlk toplantı açıktı, 2. toplantının da sadece güvenlikle ilgili bölümleri tam kapalıydı ve 10 yıl konuşulamayacak.. Gerisi şeffaf olacak.." Evet doğru ilk toplantı açıktı çünkü o toplantıda 'usul ve esaslara dair prensipler' belirlendi ve o 'usul ve esaslara dair prensipler' belirlenirken, kapalı oturum kararı almak komisyona bırakıldı, kanun teklifleri ile ilgili hazırlıklarda 5'te 3 ile karar alma kuralı getirilirken diğer tüm konularda bu konu da dahil 'katılanların salt çoğunluğu' ile karar alınması üzerinde oy birliği ile anlaşma sağlandı. Dolayısıyla bundan sonraki her komisyon toplantısında iktidar kanadı gizlilik talep ettiğinde, bu oylanacak ve 51 üye ile yapılacak oylamada 26 üye ile bu karar alınabilecek. Katılım eksik olursa daha az sayıda üyeyle bu karar alınabilecek. AKP 22 MHP 4 dediğimizde zaten iktidarın iki ana partisi her zaman için bu kararı alabilecek çoğunlukta olacak. Yine dolayısıyla, her komisyon toplantısında kaçınılmaz bir gerekçeyle kapalı oturum kararı alındığında CHP, 'ama bana şeffaflık söz vermiştiniz' diyemeyecek çünkü ilk toplantıda bunun usul ve esasları belirlenmiş oldu. Ha, arada bir açık olabilecek oturumlar da yapılabilecektir tabii ki. Yani CHP 'kapalı oturum kararı alındı, o zaman biz gidiyoruz' diyemez, diyemeyecek. İkinci konu; Umut Akdoğan 'bizim komisyon fikrimiz hayat buldu' diyerek Özgür Özel'in TBMM Grup konuşmasında 'kare masalarda değil herkesin temsil edildiği yuvarlak masada bu komisyonun kurulmasını önerdiğini' ifade etti. Kurulan komisyon bir yuvarlak masa komisyonu değil çünkü 'yuvarlak masa demek, masanın etrafındaki herkesin eşit oy hakkına sahip olması demek', oysa kurulan komisyonda eşit oy hakkı yok. Yani 'biz istemiştik istediğimiz doğrultuda oldu o yüzden de komisyonda yer alıyoruz ve iktidara güvenmediğimiz için oradayız ve onları denetlemek için oradayız; misyonumuz, vizyonumuz, nosyonumuz, fonksiyonumuz var, denetleme ve bilgilendirme yapacağız' demek işi kurtarmıyor. SONUÇ Komisyona girme/girmeme kararının verildiği süreçte öngörülü hesaplamalar yapılamadı, kamuoyu bu anlamda doğru bilgilendirilemedi, hazırlanamadı.. Komisyona girmek için ortaya konulan şartlarda, komisyonun adına 'demokrasi' sözcüğünün eklenmesi ve sadece kanun tekliflerinde olmak üzere 5'te 3 nitelikli çoğunluk kararı alınması dışında kazanım sağlanamadı. Orada bile hatalı bir söylemde bulunuldu; "Üçte iki ya da 5'te 3" denildi. Halbuki 3'te 2, 5'te 3'ten daha büyük bir sayı ve aslında olması gereken de tüm kararların oy birliği ile alınmasında ısrar etmekti. Şu anda da parti tabanına ve kamuoyuna anlatmakta zorlanılıyor. Bir plansızlık ve öngörüsüzlük içerisinde olayların peşinden sürüklenildiği için yaşananlar ve yaşanacaklar, gerektiği gibi halka anlatılamıyor. Izlemeye devam edelim bakalım. CHP 🇹🇷

Bülent Gürsoy

13,319 views • 11 months ago

Temmuz ayında meseleyi böyle ele almıştım. Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. +

İbrahim Halil Baran / yeni hesap

12,092 views • 10 months ago