Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Ali Yerlikaya’nın dilinde ve üslubunda devlet adamlığı da yok devlet dili de yok! Bulunduğu makamın ağırlığının bilinci de yok! Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in söylediği konuya cevap vereceğine polisin, jandarmanın arkasına sığınıyor. Sadece şahsi ikbali söz konusu olunca polisi, jandarmayı hatırlıyor. Cevap vereceksen kendi pozisyonunla ilgili cevap vereceksin. Askerin...

156,456 просмотров • 8 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Bu gördüğünüz, sizin bütçe sunuş planınız, 10 temel maddenin 8 tanesi, terörle mücadele, asayiş, organize suç, uyuşturucuyla mücadele… Bunların tamamı Emniyet ve Jandarmanın konusu. Peki bu bütçede polis, jandarma var mı? Bu bütçede ne polis var ne jandarma var. Siz polisin, jandarmanın derdiyle dertlenmiyorsunuz. Komisyonda aynen şöyle söylediniz: “Şu çalışma saatlerinden dolayı ben bunu yaptım diye bir tane mektup yok ya! Böyle olsa savcı bizi çağırır ya!” Konuya bu kadar uzaksınız. Polis ‘çalışma koşullarından dolayı intihar ediyorum’ demez, çalışma koşulları polisi depresyona sürükler. Kaldı ki bunu diyen de var. Polis Memuru Murat Baş’ın ardında bıraktığı notu Meclis kürsüsünde okudum. Yani Yerlikaya’nın ‘Yok!’ dediği intihar mektubunu... Var mıymış Sayın Bakan? Ne diyorsunuz intiharlarla ilgili? “Sınıflandırma yaptım. Ailevi nedenler, nişan, düğün problemi, kripto para, aşırı borçlanma, gönül ilişkisi, psikolojik nedenler, depresyon...” devam ediyorsunuz. Sayın Bakan, siz olayı kavramakta güçlük çekiyorsunuz. Bu problemler sadece polislerin yaşadığı problem mi, jandarmanın yaşadığı problem mi? Diğer meslek grupları bu problemleri yaşamıyor mu? Her nişanı bozan intihar mı ediyor? Bizim sorumuz, tüm meslek grupları içinde neden en çok polisler, jandarmalar intihar ediyor? Çalışma koşullarının etkisi yok mu? ‘Depresyondan intihar ediyor’ dediğiniz polis neden depresyonda? Bunda amir baskısının etkisi yok mu? Ekonomik sebeple intihar eden polis, jandarma neden bunu yaşıyor? Bu kadar basit mi bu iş? Polisin intiharından, nişanlısı sorumlu, ailesi sorumlu, ülke ekonomisi sorumlu; Ali Yerlikaya’nın hiçbir sorumluluğu yok!

Murat BAKAN

118,741 просмотров • 1 год назад

Bugün Meclis’te polis intiharlarıyla ilgili araştırma komisyonu kuralım dedik; yine AKP ve MHP oylarıyla reddedildi! 2026’da 10 polis memuru, bir tane de bekçi hayatına son verdi. Bunlardan biri Hakkâri’de görev yapan Mehmet Cengiz. Ailesiyle de görüştüm. Sadece mobbinge uğradığı için, kep takmadı diye memuru il emniyet müdürü, başkomiseri X-Ray’in başında görevlendiriyor, onurunu zedelemek gururunu kırmak için. Onuru zedelendiği için hayatına son veriyor. Babasına sözüm var, ‘Bu işin peşini bırakmayacağım’ diye. Sadece ona değil; Alpaslan Soylu’nun babası Tayyip abiye sözüm var, Mehmet’in babası Bilal abiye sözüm var, Nagehan’ın babasına, Semanur’un babası Osman abiye sözüm var. Evlatlarını unutmadık. Bir diğer polis memuru Emrah… O da hayatına son verdi bundan 10 gün önce. Son paylaşımı şuydu: ‘Kızımın hep yanında olun, ona hep destek olun.’ Sosyal medya paylaşımında birini etiketlemiş. O birisi Efkan Ala değil, Süleyman Soylu değil, Ali Yerlikaya değil, taze İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de değil. Çünkü İçişleri Bakanlarının polisin derdiyle dertlenmediğini polis biliyor. ‘Polislik maaş mesleği değildir’ diyenin de İçişleri Bakanı olduğunu; ‘gönül meselesi’nden polisin intihar ettiğini söyleyenin de İçişleri Bakanı olduğunu biliyor. Kimi etiketlemiş biliyor musunuz? Sedat Peker’i etiketlemiş. Devlet için canını veren, bir emirle ölüme giden, bir üniforması da kefeni olan polisin kendi devletinden umudu yok.

Murat BAKAN

101,991 просмотров • 5 месяцев назад

Kimse bana gelip de “Sen Sayın Ali Yerlikaya’nın adamısın” demesin! Ben onun adamı değilim… Kardeşiyim, kardeşi! Biz Sayın Ali Yerlikaya’yı koltuk için sevmedik! Makam için hiç sevmedik! Biz onu Allah için sevdik, adamlığı için sevdik! 30 yıldır tanırım! Tam 30 yıl… Bir gün çıkıp da “şu işimi hallet” demedim, demem! Çünkü onun kapısı torpile değil, hakka açıktır! Allah devletimize zeval vermesin! Polisimizin, askerimizin sonuna kadar arkasındayız! Kim devletine laf ederse, kim iftira atarsa karşısında bizi bulur! Buradan açık açık söylüyorum: Zihni Çakır… Zihni Çakır Sen Ali Yerlikaya’yı tanımıyorsun! Tanısaydın böyle konuşamazdın! Bak sana anlatayım: valilik yaptığı yerler. Şırnak’ta görev yaptı, Ağrı’da görev yaptı, Gaziantep’te, Tekirdağ’da, İstanbul’da görev yaptı! Bu milletin her köşesinde iz bırakmış bir devlet adamından bahsediyoruz! Sen kalkıp böyle bir isme iftira atacaksın, öyle mi? Yok öyle yağma! Buna asla izin vermeyiz! Ben onu Erzin’den, ilk kaymakam adaylığından beri bilirim! Bir kuruş haram yediğini görmedim! 0,01 TL’ye bile el uzatmaz! Özgür Özel Saraçhane’de konuşma yaptı diye, Bakan oraya gitti diye, alışveriş yaptı diye neyin hesabını soruyorsunuz? Orası Türkiye Cumhuriyeti değil mi? Devletin bakanı halkın içinde olmayacak mı? Bu nasıl bir zihniyet? Bir de utanmadan ima ediyorsunuz! Ben de açık açık soruyorum: Siz kendi hesabınızı verdiniz mi? “Özelden yazarım, içinizden geçerim” diyorsun… Hadi geç! Görelim seni! Biz korkuyu bilmeyiz, diz çökmeyiz! Buradan son kez söylüyorum: Ben Ali Yerlikaya’nın dostuyum, kardeşiyim! Ali Yerlikaya Kim ne derse desin! İtirazı olan varsa… hodri meydan! Biz Recep Tayyip Erdoğan’ın yolundayız! Biz Devlet Bahçeli’nin yanındayız! Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Bu devlet sahipsiz değildir! Bu millet sahipsiz değildir! Konya’nın iki yiğit evladı: Ali Yerlikaya ve Mustafa Çiftçi İkisi de bu milletin onurudur, gururudur! Mustafa ÇİFTÇİ T.C. İçişleri Bakanlığı İçişleri Bakanlığı makamına uzanan kirli dillere, iftiralara, yalanlara asla boyun eğmeyeceğiz! Son söz: Devlete uzanan el kırılır! İftiranın karşısında dimdik dururuz! Akın Gürlek Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu

Abdurrahim Avcıoğlu

40,500 просмотров • 4 месяцев назад

Sabahattin Önkibar, Mansur Yavaş hakkında çeşitli iddialar ortaya atan Ahmet Hakan’a cevap verdi: • Ahmet Hakan gibi saray cazgırları laf atıp ajitasyonlar yapıyorlar. • Diyorlar ki ‘Mansur Bey kıyamet koparken ortalıkta yok.’ • Birinci husus, Mansur Bey’in tarafı net olarak ortada. • Bunu daha ilk gün Kemal Kılıçdaroğlu ile beraber CHP Genel Merkezi’ne gitmeyip Özgür Özel’le beraber Güven Park’a giderek ve konuşma yaparak, Anıtkabir’e yürüyerek ortaya koydu. • Son olarak da yeni partiyi kuran Özgür Bey’i aradı, tebriklerini iletti. • Bu durum aşikar. Yani bilinirken kimileri ısrarla hınzırlık peşinde. • Zira amaçları kafa karıştırmak, Mansur Bey’i hedef yapmak. • Birinci boyut, Mansur Bey milletvekili değil, belediye başkanı ve şekil olarak farklı davranmak zorunda. • Ayrıca aylardan Temmuz ve senelik iznini kullanıyor. Bu itibarla Yeni Parti bağlamında Ankara’da bulunması gerekmiyor. • Ahmet Hakan’ın söylediği gibi susması da söz konusu değil. • Çünkü Güven Park dahil pek çok yerde yaptığı konuşmalar açık, net. • İktidar cenahı ve saray medyası Mansur Yavaş her gün konuşsun, kendini tartıştırsın, yıpransın, CHP’nin içini karıştırsın istiyor. • Mansur Bey de gerekmedikçe konuşmayarak bu oyuna gelmiyor ki. Doğru olan bu. • Dolayısıyla Mansur Bey’in bugünkü tavrı, tutumu partisi ve muhalefet adına olması gerekendir.

🎙️ Muhbir

50,283 просмотров • 21 дней назад

CHP Genel başkanı Özgür Özer diyor ki herkes safını belli etsin safımız belli. Ya siz safnız belli edin ya Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda gidin ya Mustafa Atatürk’ün askeri olun adam gibi. Ya da ikide bir Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına saklamayın ya da Kürtleri arkasına saklamayın. Safımız belli bizim safmız Türkiye Cumhuriyeti’nin devletidir askeri ve polisidir Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır hatırlatayım size Sayın Özgür Özer Özgür Özel CHP Genel başkanı bu millet seni affetmeyecektir gün gelir sen de ve İstanbul il başkanı Özgür Çelik ikinizde  yargılanacaksın  Yaptığınız çağrı milleti ve polisi karşı karşıya getirdiniz  Halkı sokağa çağıran ve polislerimizin yaralanmasına sebep olan, vatandaşın huzurunu bozan, Özgür Özel ve Özgür Çelik bu iki şahıs hakkında işlem yapılacak mı. Adalet Bakanı Sn Yılmaz Tunç sayın bakanım bakanım Özgür Özel ve Özgür Çelik görevinde İvedikle uzaklaştırması gerekiyor. CHP derhal kayyum atılmalıdır.! bu iki Galyancılara suç duyurusunda bulunacağız. Özgür Özel asla sizi affetmeyeceğiz yaptığınız açıklamalar polislerimize baltayla saldırmak teşebbüs etmekten polislerimize kezzap üzerlerine atmaktan Türkiye Cumhuriyeti ikinizi de affetmeyecektir. Mersin CHP milletvekili Ali Mahir Başaran sen de bu iki kişi gibi suç ortağısınız. maksadınıza başaramayacaksınız Türkiye’nin huzurunu bozmaya asla izin vermeyeceğiz CHP ve Ekrem İmamoğlu’na Açık Çağrımızdır: Kürt Halkı Kimsenin Peçetesi, Oy Deposu Değildir! CHP ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında açılan soruşturma ve ardından gelen tutuklama kararının ardından, her zamanki siyasi manevrasına başvurarak Kürt halkını sokağa çağırmaktadır. Bu artık klasikleşmiş bir CHP taktiğidir: Sıkışınca ya Atatürk’ü kullan, ya da Kürtlerin arkasına sığın. Ancak bilesiniz ki Kürt halkı artık bu senaryolara kanmıyor. Ekrem İmamoğlu, kimlerle tatile gittiysen, paraları kimlerle akladıysan, fantezilerini kimlerle yaşadıysan, seni de onlar savunsun. Kürt halkı; kendini temsil etmeyen, değerlerine yabancı, halkla bağı olmayan bir zihniyetin peşine takılmaz. Her zaman olduğu gibi CHP, Kürtleri yalnızca seçimden seçime hatırlıyor. Kürtlerin acılarını da sevinçlerini de yalnızca siyasi kazanç için kullanıyor. Ama bu oyun bitti! Cumhurbaşkanımıza hakaret edip, devletin polisine küfredip, sonra dönüp “Kürtler neden sahip çıkmadı?” diye sormak ne cürettir? Kürt halkı artık bu ucuz siyasetin, samimiyetsiz çağrıların parçası olmayacak kadar bilinçlidir. Bu milletin evlatları artık kimin dürüst, kimin sahte olduğunu çok iyi bilmektedir. Kürt kimliği bugün Türkiye Cumhuriyeti içerisinde onurlu bir şekilde temsil edilmektedir. Kürt kökenli bakanlarımız, milletvekillerimiz, valilerimiz vardır. Eğer bugün bir Kürt, televizyonda anadilinde konuşabiliyor, görev aldığı devleti gururla temsil edebiliyorsa, bu kazanım Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın kapsayıcı iradesiyle sağlanmıştır. Kürtlerin tek umudu da, gerçek dostu da, Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli’dir. Bu ülkenin birliğini, dirliğini ve geleceğini tehdit eden hiçbir yapıya, hiçbir çarpık zihniyete müsamaha gösterilmeyecektir. Bugün sokak çağrısı yapanlara açıkça söylüyoruz: Kürtler artık sizin oyuncağınız değil! Oy deposu değiliz! Sizi de, sizin gibi düşünenleri de çok iyi tanıyoruz. Siz kendi yandaşlarınızı, çıkar ortaklarınızı sokağa çağırın. Kürt halkı bu tezgâha gelmeyecek. Ali Yerlikaya Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Yılmaz TUNÇ Hakan Fidan TBMM Numan Kurtulmuş A Haber Bengü Türk Selami YILDIZ Mahmut Demirtaş Dr. İdris AKBIYIK Davut GÜL Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Davut Gürkan Türk Polis Teşkilatı T.C. Jandarma Gn. K Tuncay Akkoyun Birol Ekici Özgür Özel Özgür Çelik Ali Mahir Başarır Muharrem İNCE CHP 🇹🇷 CHP Isparta İl Başkanlığı Baş koymuşum Türkiyem, ölürüm Türkiyem. Kürt-Türk milleti birdir, bir kalacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene! Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

17,541 просмотров • 1 год назад

bölümde en verim aldığım sahne ordil sahnesi olması bana da sürpriz oldu bu konuşma tam anlamıyla son türküden izler taşıyor, sevdalık zor kelime ama henüz daha birilerine kolay olan bir konuşma. ama gelen tepkilere birazcık şaşırdım, ben de kendi yorumumu yapmak istiyorum yani en azından bana geçen şeklinde.. öncelikle adil-oruç konuşmasında adil tarafından oruçu düşürmek için kullanılan cümle görmedim yani adil ve oruç konuşması eleninin babası-abisi gibi değil de bu sevdalık ne demek bilen birisi ve yolun çok daha başında olan birisinin konuşmasıydı, onlara baktığımda furtuna koçari değil de aralarında kocaman bir yirmi yıl olan iki sevdalı gördüm. adilin cümleye bu konularda yasak olmaz diyerek başlaması bile aslında konuşmanın gidişatının üstten bir konuşma değil de aksine tecrübelerini oruça aktarmak istermişçesine bir giriş olduğunu düşünüyorum, söz söylemeye hakkım yok demesi vs. cidden adilin bütün gardını indirerek yapacağı bir konuşma olacağının da sinyallerini veriyor. gelelim oruç tarafına orucun adile eleninin onunlayken mutsuz olup olmayacağını sormasının asıl sebebinin aslında bir abi olarak gördüğü adilin ağzından onunla mutlu olacağını söylemesini istediğinden bunu umut etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum, yani bir sitem değil aslında gerçekten yanında birisinin olup ona yol göstereceğini düşündüğü ve desteklemesini istediği bi soruydu. adilse bir cevap vermedi, mutsuz olmaz mı diye tekrar bir soru yöneltti, onu düşürmeye yönelik değil sadece içinde bulunduğu durumun çok farkında olan birisinin aynı soruları kendisinin yine kendine 100 kere sorup sürekli aynı cevabı aldığını ama her seferinde cevabın farklı olmasını istediğini gördüğü birine. adil bu soruya bir cevap vermedi, mutsuz olur demedi. o orucun eleninin gönül bağı olduğunu ilk fark eden insan bile olabilir çünkü. ikisi birbirlerini yaralarından tanıyorlar. oruca onunla mutsuz olur demedi ama ailesinin onun kanını emeceğini de söyledi yani sorunun o değil onun ailesi olduğunu söyledi. en can alıcı kısım da en sonu, arkadaş kalacaklarını söylediğinde oruca kavuşmak istemeyecek misin diye sorarken o kadar yaşlı geldi ki gözüme ama bunun yaşla hiçbir alakası yok sadece yaşanmışlıklarla alakası var, adilin ilk defa gardını bu kadar indirdiğini görüyorum ya da ilk defa bana bu kadar geçen.. zaten adilin orucun sorduğu sorulardan cevapladığı tek soru da kavuşamamanın zor olup olmasınına dair verdiği cevap, adilin 20 yılda öğrendiği tek kelimelik cevap. orucun 20 yıl dayanmışsın o kadar da zor değil demek ki demesine cevap vermemesi hele ama attığı bakış o kadar yeterliydi ki o kadar şey anlattı ki çünkü dil, kelimeler pek çok şeyi açıklar ama aşk üzerine kelimeler düşmediğinde daha berraktır. oruç neden bencil olamıyor neden hala eleninin onunla mutsuz olacağını düşünüyor diye sorguluyoruz ama kendisi sorumluluk bilinci had safhada yetiştirilmiş, bencil olmayan biri, sürekli diğerlerini düşünmek zorunda kalmış, bu empoze edilmiş. hatta bu sevdalık ‘işinde’ bile önce eleniyi düşünüyor, onun iyiliğini düşünüyor ama onun istediği şeyin kendi olduğunu göremiyor, bencil olamıyor.. eleninin oruca hep onu düşündüğü ama onları düşünmediğini söylediği bir çıkışın orucun bazı şeylen idrakını varabileceği güzel bir nokta olacağını düşünüyorum

feride

46,143 просмотров • 5 месяцев назад

SARI RENGİN ARKASINA SAKLANAN FETÖ VE LİDERLERİ İMAMOĞLU. Artık açık ve seçik: Fethullah Gülen terör örgütünün lideri kimliğiyle Mesih olarak yeniden dirileceğini uman terör örgütü mensuplarının yaşayan lideri kim sorusunun cevabı bulunmuş oldu. Bu cevap: Ekrem İmamoğlu’dur. Strazburg’daki kaçaklar ve FETÖ sempatizanları, emperyalizmin desteğiyle düzenledikleri toplu gösteride, kendilerini Ekrem İmamoğlu maskesiyle saklayarak örgütün yeni liderinin İmamoğlu olduğunu ilan etmişlerdir. O hâlde sayın İSTANBUL Başsavcımıza çağrımızdır: Ekrem İmamoğlu’nun FETÖ ile iltisak ve bağı, yapılan gösteriyle açık hâle gelmiştir. O hâlde Ekrem İmamoğlu ile ilgili soruşturmalara geçmişten bugüne FETÖ terör örgütü yöneticiliği şüphesi de araştılacaktır inanıyoruz. Şimdi milletimize sesleniyoruz: Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ekim ayında ortaya koyduğu, devlet aklını temsil eden; PKK terör örgütünün İmralı’daki liderine ve örgüte yaptığı çağrının ne anlama geldiğini, bu çağrıyla Evanjelik siyonizmin Büyük İsrail Projesi’ne yönelik Anadolu’nun parçalanmasına odaklı kirli oyunun nasıl bozulduğunu anladık mı? Diyor ki: 🔴 İsrail Yayın Kurumu Eski Başkanı: “Bir sonraki düşmanımız Türkiye. Güçlü ordusu ve köklü bir devleti var. Türk halkıyla ilişkileri onarmak zor olacak, sert şekilde üzerlerine gitmemiz gerekecek.” Farkındayız elbette süreci sabote etmek için her şeyi yapacaklar; ama biz aldırış etmeden yolumuzda yürüyecek ve başaracağız. HEDEF: SÜPER GÜÇ TÜRKİYE Çünkü tarih bir kez daha; Hanif Türkler, Hanif Kürtler ve Hanif Araplar’ın bu coğrafyada birlikte barışı tesis edeceği, bu coğrafyanın barış, zenginlik, refah, eşitlik, adalet ve hakkın esas olduğu bir düzenle insanlığa büyük mesaj vereceği bir merkez olacağını göstermektedir. Şimdi anladık mı MHP ’nin lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ve kadrolarının bu ülkeyi nasıl büyük bir felaketin eşiğinden dönülmesine vesile olduklarını anladık mı? Şimdi anladık mı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Akın Gürlek’in; korkusuz, cesur duruşuyla, üzerine gelen bütün tehditlere rağmen ve AK Parti kadrolarının içinden bir kesimin dahi Ekrem İmamoğlu’na yatırım yapmasına, hatta AK Parti’nin kalıntı unsurlarının Ak Parti’deki bağlarını kullanarak Sayın Akın Gürlek üzerinde kurmak istedikleri baskılara aldırış etmeden, kimi zaman yalnız bırakılışını aldırış etmeden kripto FETÖ’cülerin baskılarına boyun eğmeden; 19 Mart’ta adaletin tecelli etmesi için başlattığı operasyona cevap vermek üzere FETÖ ve arkasındaki emperyalist aklın ekonomik darbe operasyonlarının nasıl boşa çıkarıldığını ve Türkiye’yi nasıl bir eşikten dönüldüğünü anlamamız gerek? Şimdi mücadele alanımızı bütün vatanseverlere ilan ediyoruz: Mücadele alanımız kripto kimliklerdir! Kendilerini Atatürkçülüğün, şeriatçılığın, radikal İslamcılığın, cemaatlerin, liberalliğin, iş adamlığının, sivil yapıların arkasına saklayan; emperyalizmin emrinde Türkiye’ye savaş açmış bütün kripto unsurlara karşı hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; her zeminde çok daha güçlü şekilde mücadele! Vatanseverlere sesleniyorum: Yılgınlık yok, bıkkınlık yok, usanmak yok! Tam aksine, bu vatan hepimizin; bu vatanı emperyalizme asla ve asla teslim etmeyeceğiz. İçerideki kriptolara sesleniyoruz: Emperyalizmin taşeronluğunu yapan, nerede olursa olsun bütün kriptolara sesleniyoruz: Açık kimliklerinizi ilan ediniz! HODRİ MEYDAN.

Metin KÜLÜNK

133,811 просмотров • 1 год назад

Geçtiğimiz günlerde servis edilen drone görüntülerini kim çekti? Jandarma, Özgür Çelik'e "Drone bize ait değil" demiş. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik (Özgür Çelik): "Milletin İradesine Barikat Kuramazsınız: Saraçhane’de Görüşürüz!" "​Komutanlarla bir görüşme gerçekleştirdik. Bize sunulan gerekçe şu: Güya bir gazeteci, Ekrem İmamoğlu’na soru sormuş. Diyorlar ki; "Sıradan bir sanığa mahkeme salonunda soru sorulabilir mi?" Öncelikle bu ifadeyi düzeltelim: Yargılanan kişi sıradan bir şahıs değildir. 16 milyonun oyuyla seçilmiş, Türkiye ve dünya gündeminde tanınan, 25 milyon kişinin imzasıyla destek verdiği Ekrem İmamoğlu’dur. Gazeteciler de orada mesleki etik dışı bir şey yapmıyor; sadece bir merhabalaşma, bir insani temas söz konusu. Sayın İmamoğlu’nun orada söylediği tek şey, davanın yalanlar üzerine kurgulandığına dair somut bir tespittir. Bu doğal diyaloğu bahane ederek basını dışlamak kabul edilemez. ​Basına Ambargo, Gerçeğe Sansürdür ​Pazartesi gününden itibaren basın mensuplarının sağlıklı bir alanda görev yapması şarttır. Şu an gösterilen yer ne mahkeme heyetinin ne de savunmanın net görülebildiği bir nokta. Masa yok, düzenek yok; gazeteci not alamıyor, bilgisayarını koyamıyor. Önlerine bariyerler, askerler dikilerek gözlem yapmaları engelleniyor. Mahkemenin sağlıklı yürümesi için bu hukuksuz uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. 🔴 ​ "Drone" Kimin? ​Gündeme getirdiğimiz bir diğer konu ise çekilen drone görüntüleri. Boş arsaları çekip "ilgi yok" imajı yaratmaya çalışıyorlar. Yetkililere sordum: "Eğer bu drone güvenlik güçlerininkiyse, bu görüntüler yandaş medyaya nasıl servis edildi? Eğer sizin değilse, kuş uçurtmadığınız bu alanda o drone nasıl havalandı ve neden indirilmedi?" ​Bu davanın halkta karşılığı olmadığını göstermek isteyenler boş arsalara değil, tarihe baksınlar. Saraçhane’de on binlerin nasıl yüz binlere, Maltepe’de nasıl milyonlara dönüştüğünü izlesinler. Biz bir yıl içinde Sultanbeyli’den en uzak köşeye kadar yüz tane miting yaptık. O insanlar oraya sadece partimiz için değil; iradelerine, Ekrem İmamoğlu’na ve Genel Başkanımız Özgür Özel’e sahip çıkmak için geldiler. ​18 Mart’ta Saraçhane’deyiz! ​O drone’u uçurup yandaş kanallara ve trollerine servis edenleri davet ediyorum: 18 Mart günü Saraçhane’nin önüne gelin! Gelin ve bu milletin; belediye başkanlarına, yol arkadaşlarına ve kendi iradesine nasıl sahip çıktığını kendi gözlerinizle görün. ​Milletin iradesini ne asılsız davalarla ne de algı operasyonlarıyla sindirebilirsiniz."

Fatoş Erdoğan

18,251 просмотров • 5 месяцев назад

Son Dakika Artık Kürtler kandıramazsınız. Bugün eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Türk, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarına “Kürdistan” deyip duruyor. Mardin’i, Şırnak’ı, Hakkâri’yi, Van’ı, Diyarbakır’ı, Muş’u sayıyor ve buraların Kürdistan olduğunu iddia ediyor. Haydi oradan Sayın Ahmet Türk! Ben yaşadığım sürece gerçekleri anlatacağım anlatmaya da devam edeceğim. Ahmet Türk TBMM Erkan başı hangi oyla meclise girdi kimin oylarıyla girdi. Önce Kürt halkına bir cevap verin. Şaşkın pişkin demogoji yapmayın  Sayın Ahmet Türk, Terör örgütü PKK’nın olmadığı her yerde huzur vardır, güven vardır, kardeşlik vardır, kalkınma vardır. İnsanlar korkmadan yaşar, çocuklar umutla büyür, esnaf huzur içinde çalışır, millet geleceğe güvenle bakar. Bunu en iyi bilenlerden biri de sizsiniz.  Sayın Ahmet Türk, benim de size bir cevabım vardır. Siz ne kadar Kürtseniz ben de o kadar Kürdüm. Kürt olmaktan da gurur duyuyorum. Ancak sizin gibi düşünen zihniyetten her zaman uzak durmuşumdur, uzak durmaya da devam edeceğim. Sayın Ahmet Türk, peki Erkan Baş’ı Meclis’e taşıyan kimdir? Kimlerin oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmiştir? Kürt milletinin oylarıyla girmiştir. Şimdi ise Kürt kökenli bir cumhurbaşkanı adayı olsa desteklemeyeceklerini söylüyorlar. Bu konuya Kürt halkına nasıl bir cevap vereceksiniz? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Bingöllü bir Kürttür. Cevdet Yılmaz Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan Vanlıdır. Hakan Fidan Kürt milletvekili var mı? Var. Arslan Tatar Kürt komutan var mı? Var. TSK Kürt jandarma komutanı var mı? Var. T.C. Jandarma Gn. K Kürt alay komutanı var mı? Var. Kürt istihbaratçı var mı? Var. İbrahim Kalın Kürtler devletin her kurumunda çalışabiliyor mu? Çalışabiliyor. Kürdün tek devleti vardır; o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir, Sayın Ahmet Türk. Ahmet Türk Ahmet Türk Türkler bu memlekette ne kadar hak sahibi ise Kürtler de o kadar hak sahibidir. Sayın Ahmet Türk, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapmış bir milletvekilisiniz. Orası Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisi’dir. Sizin dediğiniz gibi bir “Kürdistan Meclisi” değildir. TBMM Numan Kurtulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmak için milyonlarca Kürt, Türk, Laz, Arap ve Çerkez şehit olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Çanakkale’de, İzmir’de, Trabzon’da ve Anadolu’nun dört bir yanında omuz omuza mücadele ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuşlardır. Şimdi çıkmışsınız; yok efendim Mardin, yok efendim Şırnak, yok efendim Hakkâri, yok efendim Van, yok efendim Diyarbakır, yok efendim Muş… Bu coğrafyaya sürekli “Kürdistan” deyip duruyorsunuz. Sayın Ahmet Türk, iyi dinle Bir Kürt olarak Kürt kardeşlerimizin Türk Kardeşlerimizin canı sağ olsun istiyoruz. Demem o ki Ayrımcılık yapmak isteyene net cevabımız”dır canı cehenneme. Yapmış olduğunuz açıklamalara istinaden ben de bir Kürt olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Saydığınız bütün topraklar Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağıdır. Ya çok yaşlanmışsınız ve artık ne dediğinizi bilmiyorsunuz ya da gerçekleri görmek istemiyorsunuz. Bence artık Kürt halkını kandırmaya çalışmayın. Kürt halkı sizin oyunlarınıza gelmeyecektir. Bunu bilmenizi isterim. Bizim gücümüz birliktedir. Bizim gücümüz kardeşliktedir. Bizim gücümüz ay yıldızlı al bayraktadır. Kürt ile Türk’ün arasına fitne sokmak isteyenler bugüne kadar başarılı olamadılar, bundan sonra da olamayacaklardır. Rabbim devletimizi, milletimizi, güvenlik güçlerimizi ve aziz vatanımızı korusun. Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır Sloganımız nedir. Bir daha söylüyorum. Baş koymuşum Türkiyem ölürüm Türkiyem NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE.🇹🇷  Ne mutlu Kürt doğdum. Ne mutlu Müslüman oldum. Ne mutlu Türküm diyene. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa Destici MHP Habertürk Mustafa ÇİFTÇİ Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 Akın Gürlek Ali Yerlikaya Ali Fidan Birol Ekici Murat Zorluoğlu MHP ABDURRAHİM AVCIOĞLU

Abdurrahim Avcıoğlu

31,929 просмотров • 2 месяцев назад

Siyasette zaman zaman sert eleştiriler yapılabilir. Muhalefet, iktidarı en ağır ifadelerle sorgulayabilir; iktidar da muhalefetin iddialarına hukuk zemininde cevap verebilir. Ancak demokrasilerde "İddialar somut delillere dayanmalı, eleştiriler kişilik haklarını ihlal etmemelidir" diye ince bir çizgi vardır. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, kişilik haklarına saldırı gerekçesiyle Manisa Milletvekili Özgür Özel aleyhine açtığı davada 150 bin TL manevi tazminat kazanması, bu açıdan son derece dikkat çekici bir gelişmedir. Daha da dikkat çekici olan ise, kazandığı tazminatı Kızılay'a bağışlamasıdır. Bu gelişme, siyasette sadece söylenen sözlerin değil, o sözlerin sonuçlarının da önem taşıdığını bir kez daha göstermiştir. Öte yandan kamuoyunda uzun süredir dile getirilen bir başka tartışma da dikkat çekmektedir. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun, hakkında açılan tazminat davalarında hükmedilen ödemeleri kendi kişisel imkanlarıyla karşıladığı ifade edilirken, Özgür Özel döneminde tazminatların parti bütçesinden ödendiğine ilişkin iddialar gündeme gelmiştir. Eğer bu iddialar doğruysa, burada yalnızca hukuki değil, aynı zamanda etik açıdan da cevaplanması gereken sorular vardır. Çünkü siyasi sorumluluk, makamın sağladığı olanakların arkasına saklanmak değil; söylenen sözün bedelini gerektiğinde şahsen üstlenebilmektir. Daha düne kadar meydanlarda yüksek perdeden "Sert kayaya çarptın Akın." diyenlerin bugün aynı kararlılıkla konuşamaması ise bana çok ilginç geliyor. Aslında Özgür Özel’in tazminata mahkum edilmesi; bizlere siyaset kurumunun değişmeyen "hukuk önünde verilen kararlar, sloganlardan daha kalıcıdır" gerçeğini hatırlattı. Elbette herkes yargı kararlarını eleştirebilir, hukuki yolları kullanabilir ve görüşlerini ifade edebilir. Ancak peşin hükümle, belgeden ve somut delilden yoksun ithamlarla konuşmanın hem hukuki hem de siyasi faturası ağırdır. Bizlerin siyasetçiden beklediği şey; ne zaman, nerede, nasıl konuşacağını iyi planlamasıdır. Aynı zamanda konuştuğu her sözün arkasında da durabilmesidir. Çünkü siyaset, milyonların sorumluluğunu omuzlarında taşıyabilme sanatıdır. Saygılarımla... CHP 🇹🇷 Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Özel

Cengiz Sarıyer

32,618 просмотров • 28 дней назад

CHP Genel Başkanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkan yrd. Sayın Özgür Özel DEM'in Ankara'da Polatlı, Yenimahalle ve Bala'da Kent Uzlaşısı yaptığına ilişkin bir soruya şöyle cevap vermiş: "Kent uzlaşısını yapacak olsak, dendiği gibi, Polatlı gibi, milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu bir yer var. Ben Polatlı'da mı kent uzlaşısı yaparım? Gelir Etimesgut'ta mı yaparım? Şimdi ben kent uzlaşısını Etimesgut'ta yapmamışım. O kadar yakın ki. Etimesgut'ta dünya kadar Kürt seçmen var. Onların oyu belirleyici olacak. Mamak'ta kent uzlaşısını yapmamışım. Alevilerin, Kürtlerin dünya kadar yaşadığı ve HDP'nin adayının çok ciddi oy alma potansiyeli olan bir yer. Ben anlayamadım bu nasıl bir şey?" Madem öyle kent uzlaşısı yaptığınız DEM'e söyleyin Ankara'da uzlaşı olmadığını açıklasın. Bu ifadeler üzerine biz de anlayamadık bu nasıl bir milliyetçilik anlayışı... Demokratik özerklik, çok dilli belediyecilik, yerelde siyasi özerklik, kuvvetler ayrılığını yerele genişletmek isteyen DEM'le yapılan uzlaşının milliyetçilik karşıtlığı olduğunu, milliyetçilerin bunu aslında kabul etmeyeceğini de dolaylı olarak itiraf etmiş. Asıl anlamadığı şey milliyetçilerin sahip olduğu hassasiyeti ülkenin diğer yerlerinde DEM'le yapılan yapılan uzlaşıyı görmezden gelip sadece kendi ilçesi için göstereceğini düşünmektir. Polatlı'da milliyetçi hassasiyet var da Etimesgut'ta yok mu? İstanbul'da yok mu? Başka yerde yok mu? Bu nasıl bir anlayış? Milliyetçiliği bilmiyor. Milliyetçiler Türkiye'yi, milletin tamamını düşünür. DEM'le uzlaşının siyasi anlamını bilir. Yanlış anladığı bir şey de milliyetçiler ile Kürt ve Alevileri ayrı kompartımana koyması. Bu da hem milliyetçilere hem de Kürt ve Alevilere bir bühtandır. Unutma ki Kürt de Alevi de milliyetçi olur. Milliyetçilik etnik veya mezhep ayırt etmeksizin milli kültürle, milli kimlikle milletin tamamını kavrar ve kuşatır. İstanbul'un ilçelerinde, bazı illerde DEM'le uzlaşı yap. Sonra başka yerlerde milliyetçiler bunu görmesin. Ankara'da, Polatlı'da milliyetçi hassasiyet var da İstanbul'da ilçelerde, diğer illerde yok mu? Afyon'da DEM'siz. İstanbul'da DEM'li... Milliyetçiler de bu oyunu görmeyecek öyle mi. Türkiye'nin her yerinde milliyetçiler verdiği oyun siyasi anlamını da bilerek oy kullanacaktır. Milliyetçilerin, vatanseverlerin DEM'in fikirlerine siyasi meşruiyet kazandıracak, hizmet edecek bir iradesi yoktur, olamaz. Bunu sağlayacak stratejik oy kullanmasını da bilir. Bir başka anlaşılmayacak husus da Kürt ve Alevilerin oyunu almak için DEM'le işbirliğine vurgu yapması. Kürt ve Alevileri DEM'in ipoteğinde görmek bühtandır. Demek ki CHP, DEM'i Kürt ve Alevilerin temsilcisi konumunda görüyor. DEM, Kürtlerin de Alevilerin de temsilcisi değildir. Sn. Özel bu ifadelerle milliyetçileri, vatanseverleri; "bir davanın amaçlarını tam olarak kavramadan propagandasını yapıyor olarak algılanan ve kullanılan kişiyi belirten" bir terim olan ve Lenin'in Batı'da Kremlin'in eylemlerini rasyonelleştirenlere yakıştırdığı "kullanışlı aptal" lakabına uygun görmesi ise kendisinin ayıbıdır. Ziya Paşa'nın ifadesiyle "Herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın." Onun için de milliyetçiler, vatanseverler siyasi tercihlerini, HÜDAPAR'lı muhafazakar devrimci ya da DEM'li kültürel marksizmin yanına değil, hür ve müstakil İYİ Parti'nin milli siyasetine yapacaklardır.

Oktay Vural

28,820 просмотров • 2 лет назад

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 просмотров • 11 месяцев назад

İDDİALAR ÇOK VAHİM GÜRSEL TEKİN : “CHP’YE YAKIŞMIYOR” CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, İmamoğlu'na yönelik olarak devam eden casusluk soruşturmasına ilişkin ilk kez konuştu.. Tekin, "Dosya açılmadığı için herhangi bir arkadaşımı zan altında bırakmak istemiyorum.. Hiç bir arkadaşıma ajanlık yakıştıramam ama iddialar da çok vahim." dedi RÖPORTAJ: ERSOY DEDE KAMERA: DİDEM DEDE PARAYI KİM VERİYORSA BENİ DE O ENGELLİYOR CHP'ye yakın televizyon kanallarının kendisine ambargo uygulamasına da değinen Gürsel Tekin, "Beni eleştirebilirler. buna diyecek sözüm yok. Ama çıkıp bana namussuz diyorlar. Hem de benim gibi partinin içinden yetişmiş birine partiye sonradan gelmiş kişiler söylüyor bunu." diye konuştu. Söz konusu televizyonların yöneticileriyle temasa geçtiğini de anlatan Tekin, "kendimizi savunmamıza bile izin vermiyorlar. Hayatımızda bir kısım medya mensubuyla geçmişe dönük dostluklarımız var. Çok üzmek isterim ama içim el vermiyor. Kendi savunmamızı yapalım dedim çıkarmadılar. Ben de yasal haklarımı kullandım. Şimdi çıkacağım., siz Aziz İhsan Aktaş’ın iş ortaklarını çıkarttınız bana namussuz dediler. Cevap verelim dedim izin vermediler. Kendilerine özgür medya diyorlar, değiller." ifadelerini kullandı. Tekin, mahkemeden cevap hakkı için karar çıkarttığını belirterek kendisine ambargo koyduranların ise kanalları fonlayan yapılar olduğunu söyledi ancak isim vermedi.. KILIÇDAROĞLU VE ÖZEL'İ AYNI EVDE BULUŞTURACAKTIK Gürsel Tekin, çağrı heyeti teklifi kendilerine ilk geldiğinde bir arabulucu görevi üstlenmek istediklerini anlattı. "İlk bu teklif bize geldiğinde bizim bir başka misyonumuz olmalı. Bir an önce sayın Kılıçdaroğlu ile sayın Özel'i aynı evde bir araya getirmek istedik. Bu kadar iyi niyetli çabamızı bizi suçlayarak berhava ettiler." dedi. SATILACAK OLSAK CHP'DE SATILIRDIK Gürsel Tekin, bu süreçte AK Parti ile işbirliği yaptığı iddialarına da sert tepki gösterdi: "Diyorlar ki, bunlar AK Parti'ye satıldı mı? Bizim bir fiyatımız yok. Satın alınabilecek bir ürün olsak CHP’de satın alınırdık. Neden dışarıya gidelim." PARAYLA HABER YAPAN GAZETECİLERİ BİLİYORUM Gürsel Tekin bazı gazetecilerin maaşa bağlandığını da iddia ederek “Parayla haber yapıyor olabilirsiniz, maaş alıyor olabilirsiniz. Ama en son laf söyleyeceğiniz adamı hedef alıyorsunuz. Masak raporlarında bunlar belli." dedi. TAMAMI YOUTUBE KANALIMIZDA 👇🏻

Ersoy Dede

57,553 просмотров • 9 месяцев назад

Gün ortasında. İKTİDARIN AHLAKI: VAKIF MALI Devlet vicdanı ne zaman Anonim Şirket CEO’su oldu? İlber Ortaylı Hoca, katıldığı Sözcü TV’de Vakıflar Genel Müdürlüğünün Edremit’te vakıf malı olan Edremit Körfezi boyunca yer alan zeytin ağaçlarının ve tabii ilgili işletmesinin kapatılmasını konu etti ve hatırlattı: “ “Adam evkaf genel müdürü olmuş… Bu ne demek biliyor musun; İmparatorlukta Sadrazam ve Şehül İslam’dan sonra kabinenin üçüncü adamıdır!... Protokolde esnaf nazırıdır. Edremit’te ağaçları kesiyorsun başkasına veriyorsun; neden? Presler eskimişti… deniyor; Yenisini koy!....”diye başlayan sözlerle eleştirisni sürdürüyor. Videoda ayrıntısı var. Sahi Vakıflar Bölge Müdürlüğü neden bu aralar bir çok konuda ve farklı illerde kamuoyunda tartışma konusu olan işlerle anılıyor ve neden devlet ile halkı karşı karşıya getiren seri uygulamalar içinde? İzmir, Kayseri, Balıkesir…. Diye başlayan tartışmalı ihaleler, vakıf malını satmalar; Kiralara yüzde bin artırma ve çıkmaya zorlamalar… çoğalıyor; üstelik bu uygulamalar arka planda garip ilişkilerle anılıyor? İlber Hoca’nın gündem ettiği Edremit körfezinde Zeytinliklere ve işletmesine yönelik uygulamanın Vakıf ruhuna, geleneğine, makamına yakışmayan ve Zeytinliklere yönelik de insaf ölçülerine sığmayan uygulamasını ve ihmallerini konu etmesinden anlaşılıyor ki; Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir Sahlepçioğlu İş Hanı etrafında tartışmalara sebep olan uygulaması tek değil yani. İki ihtimal var; Ya İlber Ortay’lının dediği gibi Vakıf ruhuna, makamına, misyonuna uygun olmayan bir anlayış yerleşti ve farklı illerde sürekli halkı devletle karşı karşıya getiren uygulamalar çoğaldı; Ki Vakıflar Bölge Müdürlüğü ısrarla “Kamu yararı” ifadesini “en fazla parayı veren alır!” veya “Para etmiyor; vakıf malını özelleştiriyoruz!” gibi Vakıf malına bir Anonim şirket mantığı veya Özelleştirme politikasına yöneldiğini açıkça ilan etmekten çekinmiyor. Yani Vakfedilmiş mallara bildiğiniz KİT muamelesi çekiliyor; hatta Şirket malı gibi muamele yapılıyor. İkinci ihtimal de; Vakıflar Genel Müdürlüğü bilinçli, sistematik bir uygulama içinde. Yani yönetim bir ticari model geliştirdi ve bunu sistematik uyguluyor. Hatta İzmir’de Kemeraltı Çarşısındaki Sahlepçioğlu Vakfının Camiye ait “İmam Evi”ni bile satacak kadar “Ticarette Vakıf Geleneği Yok Sayılabilir!” eşiğine girilmiş. Ayrıca öğreniyoruz ki; neredeyse tüm illerde Vakıf kiracılarına yüzde binleri aşan hem zamlar yapılıyor hem de değişik saiklerle kiracılar çıkartılıp yerine Otel-Ticarethane-Fon destekli Şirketlere mal satma gibi değişik yöntemler kullanılıyor. İzmir’de vahim iddialara muhatap olan Vakıf Genel Müdürlüğü rahatlıkla mağdur ettiği esnafı açıktan suçlayabiliyorken; Şimdi de İlber Hoca’nın dikkat çektiği Edremit’teki Zeytin ağaçları ve fabrikasına Fabrikasına yönelik eleştirilerine acaba ne cevap yetiştirilecek? Özellikle de Osmanlı Vakıf Geleneğinde söz konusu makamın önemine, ruhuna dikkat çekip yaptığı eleştiriye? Bunca hassas süreçlerde; Devlete ve Millete ait Vakıf Mallarına yönelik tasarruflarını “La yüsel” sanan makam anlayışına sahip zatlar ne zaman İktidarı halkla karşı karşıya getiren uygulamalardan vazgeçecek; veya bu karşı karşıya gelmelerin başka sebepleri varsa; işin gerçeğini ne zaman kamuoyuna izah etme lütfunda bulunacak. Bekliyoruz!

Metin KÜLÜNK

149,534 просмотров • 1 год назад

2024 Kasım yayınlarından ALINTILIYORUZ. Daha 2023'te, “Ekrem İmamoğlu asla cumhurbaşkanı olamayacak” dediğimi biliyorsunuz. İsminin önüne astrolog ünvanını koyan meczuplar, ''Ekrem İmamoğlu 1 aya çıkacak, başkan olacak'' derken. Alıntıladığım yayınlar yotubeda duruyor. Yayınlarda, Özgür Özel sorusundan önceki soru Ekrem İmamoğlu sorusu. Ekrem İmamoğlu henüz içeri girmemiş. “Ekrem İmamoğlu'nun kaderinde başkanlık yok ama Özgür Özel kalıcı” diyorum. Kelimeye bakın “Misyonu olacak'' diyorum. Yeni Parti’nin kaderi şöyle; 🔴 Özel’in, partiden ayrılışını ve yeni parti kurulacağını ilk ilan edişi Terazi Ay boşluğunda. Takipçilerimin paylaşımlarımdan ezber ettiği, ''en umut verici, en hoş, en boş Ay boşlukta'' Burdan büyük bir puan kırdık. 🔴 Merkür, büyük işler çıkaracak, kader değiştirecek, uzun emel, ideal akibet getirecek pozisyonda değil. Burdan büyük puan kırdık. 🔴 İlk açıklamanın ölü bir an olması ve gökyüzünün genel durumu iyi olmasa da Özgür Özel açısından kesinlikle uygun bir tarih. Ama sadece Özgür Özel açısından. Türkiye ile konunun en ufak bir alakası yok. Filmin sonunda Türkiye Devleti’nden bir ziyan görecek. Türkiye Cumhuriyeti’ni zarara uğratma gibi bir ceza alacak parti. Partinin kaderi böyle. Özgür Özel için ise, siyasi kariyerini garantilediği, ''Kariyer siyaset'' i açısından kendisi için verimli bir an. Doğum saatini bilmemekle birlikte, doğum saati eğer 08.00 -10.00 arası değilse, 17.00-19.00 arası değilse, önümüzdeki 1-2 ay, 29 Temmuz dolunayı, 12 Ağustos tutulması Özel’in haritasını müthiş pozitif etkiliyo. Gün Özgür Özel'in günü. Pozitif rüzgarı olacak. Kendisinin beklediğinden daha pozitif bir rüzgar olmasını beklerim. 28 Ağustos tutulması kendisi için sarsıcı, ani korkular yaşatır ama temelini sağlamlaştırır. 🔴 İlk birkaç ay Ekrem İmamoğlu şövalyeciliği yapacak. İlk birkaç ay Ekrem İmamoğlu için de olumlu bir rüzgar var. 12 Ağustos tutulması Ekrem İmamoğlu için çok kritik. Ağustos'ta kendisi için kesinleşen hükümler, bazı konulardan yırtması ya da bir yasal hakkının değerlendirilmesi, kendisi için olumlu işleyebilecek bir prosedür, fakat, bunun, kendisiyle ilgili başka bir yanlışlık, ihmal, şanssızlık yüzünden işlememesi. Ya da kendisinin bir şansssızlığı nedeniyle kendisi için olumlu bir prosedürün işlemesi gibi konular olabilir. 🔴 Türkiye açısından, Türkiye'den büyük bir murat alabilecek bir parti kesinlikle değil. Asla ülkeyle ilgili hayırlı bir murada kavuşumu yok. Kuruluş gününün,Türkiye açısından varoluşsal bir faydası asla olmayacak. (Asla şahsi yorumum değil, astrolojik göstergelere göre) Fakat mutlaka bir dönem, bir iktidarla yahut devletin bazı kurumlarıyla yanyana olacaklar, birlikte hareket edecekler. Bürokrasinin önemli noktalarında olacaklar. Bu kesin. Kesinlikle bürokraside önemli noktalarda olacaklar. İlginç gelecek ama kesinlikle “devlet aklıyla” işbirliği içerisinde de olacaklar. 🔴Bir cinayet, bir cinayet gündemi, bu kurulacak partiyle ilgili kesinlikle olacak. Türkiye gündemini uzun süre meşgul edecek. Faili meçhul olarak kalacak. Oldukça karışık, at iziyle it izinin birbirine karıştığı cinayet ya da cinayetler. Memlekete Hayırlı Olsun.

Nihan Urel

99,283 просмотров • 24 дней назад

YOLSUZLUĞU AKLAYAN CHP SOLA MI KAYDI ? YOLDAN MI ÇIKTI ? CHP milletvekili Murat Emir kurultay salonundaki yandaş TV de konuşuyor ve “CHP sola kayıyor” diyor. Yanındaki hanımefendi de yanılmıyorsam Gül Çiftçi oda aynı özgüvenle “program sola kayıyor” diye ekliyor. Şaka gibi ama konuşmalarına ve siyasetteki geçmiş pratiklerine baktığımda sol düşünce kavramının içini doldurmaktan aciz olan bu ikili , CHP’nin sola kaydığını iddia ediyor. Murat Emir’in “sol” diye anlattığı başlıkların neredeyse tamamı, neoliberal düzenin kendisini ayakta tutmak için ürettiği kavramlardan ibaret. Piyasa kutsal, sermaye dokunulmaz, imtiyaz ilişkileri sorgulanmaz; sonra da bu çerçeveye birkaç “sosyal” cümle eklenip adına “sol politika” deniyor. Sol ideolojiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir resim bu. Önce şu soruyu sormak lazım ; Sola kaydığı iddia edilen partiyi kimlerle yönetiyorsunuz? Kendi düşünsel konumunu netleştiremeyen, ideolojik olarak nereye bastığını bilmeyen bu insanlar , bugün hiç çekinmeden “CHP sola kayıyor” diyebiliyor. Solda olmayı , birkaç slogan ve ezber cümleyle tarif edenlerin önce siyasetteki sınıfsal tercihlerini , kamuculuk, eşitlik ve adalet üzerine pratik ve iradelerini net olarak ortaya koymaları gerekiyor. 5’li çeteye iki yıldır laf edemeyen , kamuda ki yolsuzlukların üstüne gitmeyen, belediyelerindeki yolsuzluklar ile ilgili yargının yürüttüğü soruşturma ve kovuşturmalara inkar refleksi ile cevap veren, seçmen ve halkta “yolsuzluk yok” algısını yaratan ve pekiştiren, sermaye sahipleri ile yakın ilişkiler kurup hatta çakarlı aracını tahsis edenlerle CHP nasıl sol kaymış oluyor ? Bir bilen varsa anlatsın bizde öğrenelim. Sola kaydığı iddia edilen ” CHP, kamudaki özellikle de yerel yönetimlerdeki yolsuzluklara nasıl bakıyor? Yolsuzluk yapanla arasına mesafe koyamayan, yolsuzluk iddialarını daha ilk günden “kökten reddetmeyi” refleks haline getiren bir CHP, nasıl oluyor da sola kaymış oluyor? Açık söylemekte fayda var CHP nin içinde bulunduğu hali göz önüne aldığımda bu sorulara makul bir cevap vermek çokta mümkün değil. Çünkü ; Yolsuzluk iddialarını görmezden gelen, siyaseti çıkar ilişkilerinden arındıramayan, güç sahiplerine dokunmaktan ısrarla kaçınan bir anlayış, sol anlayış olamaz. Sol, en başta kamunun malına, halkın vergisine, emekçinin alın terine sahip çıkmak demektir. Yolsuzluk karşısında sessiz kalıp tam aksine yolsuzluk yaptığı iddia edilenle arasına mesafe koymayıp sahip çıkılıyorsa artık soldan bahsedilemez. O yüzden Murat Emir ve diğer yönetenlerin açık açık şu sorulara cevap vermeleri lazım ; Kamudaki yolsuzluklara karşı CHP ‘nin net, tavizsiz ve şeffaf bir çizgisi varmı ? Yoksa CHP, “bizimkiler yaparsa susarız, başkası yaparsa konuşuruz” diyen çifte standartlı bir siyaset mi yürütüyor? İşte bu sorunun cevabı, CHP’nin gerçekten sola mı kaydığını, yoksa sadece lafta mı solculuk yaptığını herkese gösterecek. Hadi bakalım verin cevabınızı da aydınlansın herkes. Murat Emir CHP 🇹🇷 Özgür Özel Ekrem İmamoğlu Kemal Kılıçdaroğlu CHP Kadın CHP Gençlik Kolları

Emin Vahap Şimşek

15,766 просмотров • 8 месяцев назад