Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Antik Mendirek’i ziyaret ederek devam eden çalışmaları yerinde inceledik. Tuzla’nın tarihine ışık tutan bu eşsiz alanı, özgün dokusunu koruyarak yeniden gün yüzüne çıkarıyoruz. Tuzla için çalışıyoruz, Tuzla’nın değerlerini geleceğe taşıyoruz. 💙

15,734 views • 1 month ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

🔴Birileri “Haydarpaşa neden açılmadı?” diye algı peşinde koşarken, devlet İstanbul’un 2 bin 500 yıllık tarihini gün yüzüne çıkarıyor. 🔺Çünkü Haydarpaşa’da sıradan bir tadilat değil, İstanbul tarihinin en önemli restorasyon ve arkeoloji çalışmalarından biri yürütülüyor. 🔺2018’de başlayan kazılarda antik Khalkedon’a ait liman kalıntıları, kiliseler, toplu mezarlar, lahitler, M.Ö. 5. yüzyıla uzanan sikkeler ve farklı medeniyetlere ait binlerce eser ortaya çıkarıldı. Arkeologlar açıkça “Kadıköy’ün tarihi yeniden yazılıyor” değerlendirmesini yaptı. 🔺Bir yanda 130 yıllık tarihi gar binasının özgün kimliğini koruma mücadelesi, diğer yanda 2 bin 500 yıllık medeniyet mirasını gün yüzüne çıkaran kazılar var. Bu süreçte orijinal taşları kullanabilmek için yıllar önce kapanan taş ocakları yeniden açıldı, restorasyon Bilim Kurulu denetiminde yürütüldü. 🔺Ortaya çıkacak eser ise sadece bir tren garı olmayacak. 🔺10 bin metrekarelik arkeoloji müzesi, 15 dönümlük arkeopark, 6 bin metrekarelik kütüphane kompleksi, 20 bin kişilik etkinlik alanı ve yaklaşık 150 bin metrekarelik kamusal yaşam alanıyla Haydarpaşa yeniden İstanbul’un kalbi haline gelecek. 🔺En önemlisi de tüm bunlar yapılırken Haydarpaşa’nın asli kimliği olan demiryolu ve ulaşım fonksiyonu korunuyor. 🔺Tarihi eserleri koruyarak, arkeolojik mirası geleceğe taşıyarak yapılan bu titiz çalışma; “hemen açılsın” kolaycılığından çok daha değerli. ❌Tarihi korumak için yürütülen Haydarpaşa çalışmalarını eleştirenler, 5 yıldır çivi çakılıp bitirilemeyen Haldun Taner Sahnesi’ne neden tek kelime etmiyor?

vefa yürekli

27,246 views • 2 months ago

T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tersaneleri ziyaret ederek devam eden projeler hakkında bilgi aldı; konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu: Prof. Dr. Haluk Görgün: “ Mavi Vatan’ın güvenliği ve geleceği için emek veren kıymetli tersanelerimizi yerinde ziyaret ederek yürüyen projelerimizi kapsamlı biçimde değerlendirdik. ⚓️ Dearsan Tersanesi, ⚓️ Ada Tersanesi, ⚓️ Sedef Tersanesi, ⚓️ ADİK Anadolu Tersanesi, ⚓️ İstanbul Denizcilik ve ⚓️ Desan Tersanesi olmak üzere sektörümüzün öncü tesislerinde devam eden çalışmaların her bir safhasını detaylıca inceleme fırsatı bulduk. Türkiye bugün aynı anda yaklaşık 10 tersanede, 40’a yakın deniz platformunu eşzamanlı üretebilen güçlü bir ekosisteme sahip. Bu büyük yapının arkasında; 🔹 Yüzlerce alt yüklenicinin emeği, 🔹 Binlerce nitelikli personelin yetkinliği, 🔹 On binlerce alt sistemin kusursuz uyumu, 🔹 Yüksek yerlilik oranı ve teknoloji birikimi yer alıyor. Bu sinerji yalnızca kendi donanmamızın ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda dost ve müttefik ülkelerin taleplerine cevap verebilen küresel ölçekte bir üretim kabiliyeti oluşturuyor. Faaliyetimiz kapsamında; 📍 İnşası devam eden MİLGEM sınıfı gemilerin hem içine girerek hem de güverte ve üst yapı bölgelerinde incelemeler yaparak platformların son durumunu yerinde değerlendirdik. 📍 İstanbul Tersanesi’nde devletten devlete yaptığımız anlaşma kapsamında Malezya Kraliyet Donanması için inşa edilen üç adet Littoral Mission Ship (LMS) projesini de yerinde inceledik. 📍 Üretimi tamamlanan ve suya indirilme hazırlıkları süren LÇT Çıkarma Gemilerinin üzerine çıkarak son kontrolleri ve teslimat aşamasındaki hazırlıkları yerinde değerlendirdik. 📍 Mayın Avlama Gemisi’nin inşa sürecini ve teknik ilerlemelerini sahada detaylı biçimde inceleyerek proje ekibinden kapsamlı bilgi aldık. Tüm projelerimizin takvimlerinde herhangi bir aksama olmadan planlandığı şekilde ilerlediğini görmekten büyük bir memnuniyet duyduk. Ayrıca denizcilik alanında yüksek seviyeye sahip ülkelerden biri olan Portekiz için üreteceğimiz Denizde İkmal ve Lojistik Gemisi’nin ilk saç kesim törenini de gerçekleştirdik. STM ana yükleniciliğinde, Ada Tersanesi tarafından *inşa edilecek olan* bu değerli platformu Avrupalı bir müttefikimiz için hayata geçirmenin gururunu yaşadık. Türkiye, Asya-Pasifik’ten Körfez’e, Afrika’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada güvenlik, istikrar ve barışın güçlenmesi için üretmeye, yenilik geliştirmeye ve güçlü iş birlikleri kurmaya kararlılıkla devam edecektir. Bu vesileyle; projelerimizi omuzlayan ana yüklenicilerimize, üretimin her aşamasında kritik rol üstlenen alt yüklenicilerimize, sahada ve ofiste alın teri döken mühendislerimize, teknisyenlerimize ve binlerce emekçiye, gösterdikleri gayret ve ortaya koydukları yüksek standart için gönülden teşekkür ediyorum. Tarihi kahramanlıklar ve zaferlerle dolu Donanmamızı yerli milli platformlarımızla en yenilikçi yaklaşım ve son teknolojilerle donatmaya devam edeceğiz.”

SavunmaSanayiST.com

53,879 views • 9 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Hakkâri Ticaret Odasını ziyaret ederek, üyelerle bir araya geldi. Hakkâri sokaklarında dolaşan ve vatandaşlarımızla sohbet eden Bakan Yaşar Güler, Hakkâri esnafını da ziyaret etti. Bakan Yaşar Güler, daha sonra Şehit ve Gazi Derneklerinin yöneticileri, STK temsilcileri, Oda Başkanları, kanaat önderleri, muhtarlar ve iş insanlarının da katılımıyla düzenlenen yemeğe katıldı. Yemekte bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: HAKKÂRİ, ANADOLU İRFANININ ENGİN BİR YANSIMASIDIR Türkiye Yüzyılı buluşmaları kapsamında ülkemizin göz bebeği Hakkâri’mizi ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük mutluluk duyduğumu özellikle belirtmek istiyorum. Hakkâri’miz heybetli dağlarının vakurluğu, güzel vadilerinin asaleti ve mert insanlarının yüreğiyle Anadolu irfanının engin bir yansımasıdır. Yüksekova’nın bereketli ovası, Şemdinli’nin hududa mühür vuran enginliği, Çukurca’nın dağlara meydan okuyan duruşu ve Derecik’in sınır hattında güven veren varlığıyla, kardeşlikle yoğrulan bu kadim coğrafya, tarih boyunca milletimizin kararlılığının ve vefasının timsali olmuştur. Sarp kayalıklarında inanç, yaylalarında umut yeşeren Hakkâri hem mazisiyle gurur duyduğumuz hem de istikbaliyle umutlandığımız bir cevherdir. İşte bu kutlu toprağın hakkını teslim etmek, gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak, Hakkârili kardeşlerimizin umutlarını daha da büyütmek için Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru ve Hakkârili kardeşlerimizin refahı için durmadan çalışıyoruz. EN BÜYÜK PAY, ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN Ne yazık ki bu güzel şehir, uzun yıllar boyunca terörün gölgesinde ağır bedeller ödemiştir. Yıllarca terörü bu topraklardan uzaklaştırma maksadıyla icra ettiğimiz kararlı mücadeleler sayesinde bu topraklarda huzur, güvenlik ve istikrar tesis edilmiştir. Bu konuda en büyük pay şüphesiz en başta aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin kahramanca mücadelesi ve yüksek fedakârlıklarıdır. Ne yaparsak yapalım onların haklarını ödeyemeyiz. Ancak gazilerimizin ve değerli ailelerinin daima yanlarında olmaya devam edeceğiz. Onların emsalsiz gayretleri ve sizlerin de feraseti ve devletimizin güçlü iradesiyle bugün artık terör Hakkâri’nin kaderi olmaktan çıkmıştır. Bu güvenli ortamı tamamıyla kalıcı kılabilmek adına yakın zamanda başlattığımız “Terörsüz Türkiye” vizyonu da bu noktadaki kararlılığımızın en önemli adımı olmuştur. Atılan bu tarihî adım hem ülkemizin kaynaklarının doğru değerlendirilerek refahının artması hem de Hakkâri’nin gerçek potansiyelinin açığa çıkması yolunu da sonuna kadar açmıştır. Nitekim Hakkâri tarımdan ulaştırmaya, spordan turizme, eğitimden enerjiye kadar her alanda gelişen, üreten ve geleceğe umutla bakan bir kalkınma şehri olma yoluna girmiştir. HAKKÂRİ’NİN ÇEHRESİ DEĞİŞTİ Son yıllarda tesis edilen güvenlik ve huzur ortamı sayesinde her alanda çehresi değişen Hakkâri’mizin bu gelişimini, bazı somut örneklerle ifade etmek istiyorum. Örneğin ulaştırma alanında atılan adımlar sayesinde, Hakkâri’nin çehresi değişmiştir. Yüksekova ile Hakkâri arasındaki ulaşımı büyük ölçüde kolaylaştıran Yeniköprü Tüneli, artık bölge insanının günlük hayatına konfor katmaktadır. Şehir ve ilçe merkezlerinde Belediyelerimizin kırsalda ise İl Özel İdaremizin yürüttüğü yol genişletme ve asfaltlama projeleriyle vatandaşlarımızın ulaşımı güvenli ve sürdürülebilir hâle gelmektedir. Şehir genelinde içme suyu ve kanalizasyon hatlarında onarım ve yenileme çalışmaları yürütülürken, tarımda ise desteklenen üretici sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu bağlamda geçtiğimiz günlerde 659 çiftçimize toplamda 38 tonun üzerinde yem bitkisi tohumu dağıtılmıştır. Sulama projeleriyle birlikte 15.000 metrelik kanal, 3 havuz ve 30 adet kaptaj, vantuz ve bendden oluşan yapı tamamlanmıştır. Ayrıca güneş paneli destekli sulama sistemleriyle yenilenebilir enerji de tarım sahalarına entegre edilmektedir. Hâlihazırda tarımsal verimliliği artırmak ve modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmak amacıyla Yüksekova’da kapsamlı bir proje başlatılmıştır. 10 köy ve mahallenin yararlanacağı modern sulama sistemleri sayesinde çiftçilerimiz daha yüksek verim elde ederken su tasarrufu da sağlanacaktır. Esas önemli husus ise bu proje kapsamında 1.300 kişinin istihdam edilecek olmasıdır. Aynı şekilde haziran ayında ihalesi yapılan ve Yüksekova’da inşa edilmekte olan yeni Organize Sanayi Bölgesi yüzlerce kişiye iş imkânı sağlayacak ve şehir ekonomisine büyük bir canlılık getirecektir. KADINLARIMIZ ÜRETİYOR, KAZANIYOR VE EV EKONOMİSİNE KATKILAR SUNUYOR Sadece birkaç alandaki sayıyı ifade eden bu rakamlar bile bölgedeki kalkınmanın ve istihdamdaki artışın ne denli etkin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede kadınlarımız da arıcılık, organik sebze ve meyve yetiştiriciliği ile Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Programı IPARD kapsamında kalkınma kooperatiflerinde aktif rol alarak tarlada, serada ve paketleme tesislerinde üretiyor, kazanıyor ve ev ekonomisine katkılar sunuyorlar. Bu gibi gelişmeler Hakkâri’nin sosyal refahının tabana yayılması bakımından oldukça önemlidir. Hayvancılık alanında da Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından yürütülen “Kırsalda Bereket” projesi kapsamında 101 yetiştirici büyükbaş hayvan desteği almıştır. Ayrıca, kırsalda yaşayan vatandaşlarımız için uygulanan mera ıslah projeleri, tohum ve gübre destekleri, yem bitkisi dağıtımları ve sulama altyapısına yönelik yatırımlar da üretim kapasitesini ciddi oranda artırmaktadır. İşte bu örneklerden de açıkta görülmektedir ki Hakkâri’miz bölgesinde üretimin, emeğin ve kalkınmanın merkezi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Diğer yandan şehrimizde eğitim yatırımlarına da hız verilmiştir. Son dönemde şehrimize 4 anaokulu, 2 ilk ve ortaokul, 1 lise, 2 öğretmen konutu, 1 halk eğitim merkezi ve 1 spor salonu kazandırılmıştır. Şu anda da 9 eğitim binası ile bir spor salonunun yapımı sürmektedir. HAKKÂRİ’NİN SPOR ALANINDAKİ BAŞARILARI HEPİMİZİ GURURLANDIRIYOR Tüm bunların yanında Hakkâri’nin spor alanındaki başarıları da hepimizi gururlandırmaktadır. Türkiye Judo Şampiyonası’ndan Kros Ligi’ne, rafting ve kayak şampiyonalarına kadar Hakkârili gençlerimiz pek çok turnuvadan madalyalarla dönmüş, Türkiye dereceleri elde etmiştir. Hakkâri’miz çok sayıda spor organizasyonuna ev sahipliği yaparak bu alandaki marka değerini her geçen gün artırmaktadır. Tüm bu gelişmeler gençlerimizin geleceğe daha büyük umutlarla ve özgüvenle bakabildiğinin de en açık yansımasıdır. Turizm alanında ise Mencel Gölü’nde rafting, Şivekür ve Mehed Dağı’nda tırmanış ve kayak etkinlikleri düzenleniyor. Bu ayın sonunda Kültür ve Turizm Bakanlığımızın koordinesinde düzenlenen “Bir Anadolu Şenliği” etkinliklerinin ilk durağı da güzel Hakkâri’miz olacak. Tüm bunlardan da açıkça görüyoruz ki Hakkâri’de her geçen gün sosyal yaşam canlanıyor, refah artıyor, üretim çoğalıyor, istihdam da genişliyor. Bizler de şehrimizin mevcut ihtiyaçlarıyla yakından ilgileniyor, belirli periyotlarla bölgeye gerçekleştirdiğimiz ziyaretler çerçevesinde, sorunları gidermek için kamu kurum ve kuruluşlarımızla yakın bir koordinasyon içerisinde büyük gayret gösteriyoruz. ARTIK VAKİT TÜRKİYE’Yİ ŞAHA KALDIRACAK YENİ YATIRIMLARI PLANLAMA ZAMANI Tüm bu gelişmelerin temelinde yatan en önemli unsur şudur: Güvenlik. Bu topraklarda artık bayındırlık faaliyetleri rahatça yapılabiliyorsa, gençlerimiz gönül rahatlığıyla sportif faaliyetlere katılabiliyorsa, kadınlarımız üretim sürecinin bir parçası oluyorsa bunlar hep kahraman Mehmetçiklerimiz ve güvenlik kuvvetlerimizin yüksek gayretleri ve sizlerin dirayetiyle tesis edilen huzur ortamı sayesindedir. Ortaya çıkan Terörsüz Türkiye süreci de bu yoldaki kararlılığımızı ve oluşan bu güven ortamını sürekli kılmanın yeni ve güçlü bir başlangıcıdır. Artık vakit Türkiye’yi ve Hakkâri’yi her alanda şaha kaldıracak yeni hedefler ortaya koyma, yeni yatırımları planlama zamanıdır. Amacımız “Terörsüz Türkiye” vizyonunun sağladığı bu ortamı elde edilecek somut neticelerle, daha fazla yatırım ve üretim ile daha güçlü bir gelecek için değerlendirmektir. Bu noktada siz kıymetli kanaat önderlerimize, meslek odalarımızın değerli temsilcilerine, muhtarlarımıza ve sivil toplumun her kademesindeki üyelerine büyük sorumluluklar düşüyor. Toplumun içinden gelen ve çeşitli statü ve rollerden grupları temsil eden kişiler olarak hem halkın sesi hem de öncüsü olan sizler bu yeni kardeşlik sürecinin taşıyıcıları olacaksınız. Zira bu güzide toprakların hakkı barıştır, refahtır, üretimdir ve kardeşliktir. Sizlerin katkısı ve desteğiyle bu süreci daha da güçlendirecek, Hakkâri’mizi Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızlarından biri hâline getireceğiz. Desteğiniz ve tecrübeniz, huzur ve istikrar, açısından hayati önemdedir. Hep birlikte içeride birliğimizi tahkim ederek bin yıllık kardeşliğimizi daha da pekiştirecek, daha güçlü ve büyük bir Türkiye ve Hakkâri için çok çalışarak güzel yarınlara ulaşacağız. Bu vesileyle gösterdiğiniz ilgi ve ev sahipliği için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyor, hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

25,537 views • 1 year ago

Rize’de Bir Gün: Hafıza, Muhabbet ve Gelecek Bugün Rize’de, “bir gün” ifadesinin çok ötesinde; sevginin, muhabbetin, tebessümün ve vefanın vücut bulduğu anlar yaşadık. Sadettin Türüt ve Mehmet Sukas kardeşimizin nezaket dolu eşliğinde şehri adım adım dolaşırken, aslında Rize’nin dününe, bugününe ve yarınına dokunduk. Rize’deki günümüz, Rize Belediye Başkan Yardımcısı Sayın Mustafa Arıcı’yı ziyaretimizle başladı. Ardından şehrin yaşayan hafızalarından biri olan Recep Koyuncu kardeşimizin kitap hanesine uğradık. Çöpe atılan kitapları dahi toplayıp yeniden hayata kazandırarak oluşturduğu sahaf dükkânları ve Rize tarihi üzerine yaptığı çalışmalar, bir şehrin hafızasına sahip çıkmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi. Sonraki durağımız Öz Gıda-İş Sendikası Rize Şube Başkanlığı oldu. Şube Başkanı Adem Kandemir ve yönetici arkadaşlarımızla çayımızı içerken; çayın ve ÇAYKUR’un dününü, bugününü ve yarınını konuştuk. Bununla birlikte Rize’de sendikacılığın yakın gelecekte karşı karşıya kalabileceği tabloyu birlikte okuyabilmenin ve geleceğe bugünden hazırlanmanın gerekliliği üzerinde durduk. Ardından Kopuz ailesinin ekmek teknesine Kale Seramik’te Hüseyin Kopuz ve Fatih Kopuz kardeşler ile dükkan önü “Çay içmeden bırakmayız.” dediler. Çay tadında, muhabbet dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Sonrasında adeta 50 yıl öncesine doğru bir yolculuğa çıktık. Merhum Enver Aslan Bey’in evlatlarının devam ettirdiği müzik aletleri dükkânı geleneğini ziyaret ederek hem hafızalarımızı tazeledik hem de geçmişten bugüne taşınan bir kültürün izlerini yeniden gördük. Rize’nin eşrafından, Rizespor yöneticilerinden Sayın Yılmaz Zehiroğlu bey ile Resul Çolak beyefendi kardeşimizin ekmek teknesinde kısa süreli de olsa güzel bir sohbet gerçekleştirdik. “Bu ağacın altında fotoğraf çektirmeden gitmek yok.” dediler. Biz de geleneği bozmadık; fotoğrafımızı çektirdik. Ardından Çillioğlu ailesinin değerli evladı Asım Çillioğlu Bey’in iş yerinde buluştuk. Rize Ticaret Odası seçimlerinden Rize ekonomisinin geleceğine uzanan kısa fakat anlamlı bir sohbet gerçekleştirdik. Ve günün beni en fazla heyecanlandıran duraklarından birine geldik: Rize Sanat Çarşısı. Henüz tamamlanmadan önceki son hâlini görme imkânımız oldu. Büyük bir heyecan ve keyif duydum. Uzun yıllardır yeni yapılan eserler içerisinde, dünün otantik değerleriyle yarını böylesine güçlü biçimde buluşturan bir yapıyla, hem de Rize’nin tam orta yerinde karşılaşmak gerçekten umut vericiydi. Ardından Mustafa Karaali ile buluştuk. Rize’nin çoğu zaman fark edilmeyen değerlerini arayıp bulan, bunları insan için faydalı hâle getirmeye çalışan; aromatik bitkiler ve bal üzerinden ortaya koyduğu ürünlerle son derece zarif bir çalışma meydana getiren dükkânını gördük. Çok açık yüreklilikle ifade edeyim: Mustafa Karaali’nin ortaya koyduğu bu çalışma doğru şekilde geliştirilip desteklendiğinde, Rize’nin aromatik bitkiler, beslenme ve tamamlayıcı ürünler alanında ciddi mesafeler alabileceğine yürekten inanıyorum. Rize yalnızca çayıyla değil; toprağının, florasının ve geleneksel birikiminin sunduğu başka değerlerle de yeni bir ekonomik ve kültürel hikâye yazabilir. Öncesinde Can Gıda Pazarı’na da uğradık. Yolumuzu kesti Şaban Can bey kardeşimiz, büyük bir nezaket gösterdiler. Sohbet sırasında geçmişi anlatırken: “Bu gördüğün yer yalıydı. Deniz hemen bu yalının önündeydi.” dediler. Bugün ise denizle o eski kıyı arasında neredeyse bir kilometrelik mesafe oluşmuş. Birkaç cümle içinde Rize’nin yalnız insanının değil, coğrafyasının da nasıl değiştiğini görüyorsunuz. Günün ilerleyen saatlerinde ise Rize’nin bütün kulislerinin, sıra dışı düşünenlerinin, üretken zekâlarının ve itiraz kabiliyeti yüksek insanlarının önemli buluşma noktalarından biri olan, Emniyet Müdürlüğü’nün hemen yanı başındaki çay bahçesinde dostlarla kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Bütün gün boyunca Rizelilerin gösterdiği misafirperverlik, samimiyet ve nezaket gerçekten çok kıymetliydi. #Rize

Metin KÜLÜNK

239,773 views • 13 days ago

Varan-170 Zeynel Abidin Beyazgül Şanlıurfa’ya Neler mi yaptı? Şanlıurfa’nın Vizyoner Mimarı: Zeynel Abidin Beyazgül Kadim tarihin sıfır noktası, peygamberler şehri Şanlıurfa’nın her sokağında, her meydanında ve her eserinde iz bırakan önceki dönem Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Zeynel Abidin Beyazgül, yalnızca bir belediye başkanı değil; şehrin geleceğine yön veren vizyoner bir isim olarak hafızalarda yer edinmiştir. ❗️ Eser Siyaseti ve Modern Şehircilik Görev süresi boyunca Şanlıurfa’yı modern şehircilik anlayışıyla buluşturan Beyazgül; Çevik Kuvvet Köprülü Kavşağı, Abide Kavşağı ve birçok ulaşım yatırımıyla şehrin kronikleşen sorunlarına çözüm üretmiştir. “Çok Şey Yaptık, Çok Şey Yapacağız” anlayışıyla; • Kızılay Meydan Projesi ile şehre yeni bir nefes kazandırmış, • Kızılkoyun ve Urfa Kalesi çevresindeki kamulaştırma çalışmalarıyla tarihi mirası gün yüzüne çıkarmış, • Bilim Merkezi, gastronomi ve sanayi yatırımlarıyla gençlere ve istihdama umut olmuştur. ❗️Gönül Belediyeciliğinin En Güzel Örneği Zeynel Abidin Beyazgül denince akla gelen en önemli kavram hiç şüphesiz “Gönül Belediyeciliği”dir. Makamda değil; sokakta, esnafın yanında, vatandaşın arasında olan bir yönetim anlayışı sergilemiştir. Halk Ekmek Fabrikası başta olmak üzere sosyal belediyecilik projeleriyle dar gelirli vatandaşların yanında olmuş, samimiyeti ve mütevazılığıyla gönüllerde özel bir yer edinmiştir. ❗️Tarihin ve Kültürün Koruyucusu Göbeklitepe’den Balıklıgöl’e uzanan kadim mirasın korunması ve dünyaya tanıtılması adına önemli çalışmalara imza atan Beyazgül, Şanlıurfa’nın turizm potansiyelini güçlendiren projeleriyle şehrin tarihi ruhunu yeniden ayağa kaldırmıştır. Şehrin siluetini bozan yapıları kaldırarak, Urfa’nın eşsiz dokusunu ön plana çıkarmış; geçmiş ile geleceği buluşturan hizmetlere öncülük etmiştir. ❗️Sonuç Olarak Zeynel Abidin Beyazgül; çalışkanlığıyla örnek olan, nezaketiyle gönüllerde yer edinen ve hizmetleriyle Şanlıurfa’ya mühür vuran bir isimdir. Onun döneminde atılan her adım, bugün şehrin geleceğine ışık tutmaya devam etmektedir. “Büyükşehir Sevda İster” diyerek çıktığı bu yolda, Şanlıurfa’ya duyduğu sevda; yapılan eserlerde, kazanılan gönüllerde ve şehrin her köşesinde yaşamaya devam edecektir. Şanlıurfa’ya kazandırdığı hizmetler, vizyonu ve gönül belediyeciliği anlayışı için teşekkürler Zeynel Abidin Beyazgül. #Şanlıurfaiçinçokşeyyaptık BİZ YAPACAĞİZ DEMEDİK YAPTIK AK PARTİ BELEDİYECİLİĞİ! #şanlıurfa #urfa #urfahaber #sanlıurfa Mehmet Ali KURT Ahmet Büyükgümüş Zeynel Abidin BEYAZGÜL AK PARTİ ŞANLIURFA AK Parti CEVAHİR ASUMAN YAZMACI Av.İbrahim EYYÜPOĞLU Cevdet Yılmaz Bekir Bozdağ M.İlhami GÜNBEGİ Mehmet CANPOLAT 🇹🇷 Mehmet Kuş 🇹🇷 Recep Tayyip Erdoğan Hikmet Başak Fırat KÖRAN 🇹🇷 MUSTAFA BAĞMANCI Zehra Ay Suleyman Elgün 🇹🇷🌹 Av. Orhan ÇELİK Numan Kurtulmuş Abdullah Beyazgül

Mehmet Sinan Şeker

75,067 views • 3 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 views • 5 months ago

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,764 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile katıldığı SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nın açılış töreninde konuştu. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: SAHA EXPO, MÜSTESNA BİR PLATFORM Sözlerimin başında dost ve müttefik ülkelerden gelerek uluslararası ölçekteki bu büyük fuarımıza iştirak eden misafirlerimize ve bütün katılımcılara hoş geldiniz diyorum. Bu önemli organizasyonunun açılış töreni vesilesiyle sizlerle birlikte bulunmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade ediyor bu güzide etkinliğin ülkemize ve tüm paydaşlara hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Cumhurbaşkanlığımızın himayeleri ile Millî Savunma Bakanlığımız, ilgili bakanlıklarımız ve kurumlarımızın katkılarıyla düzenlenen SAHA EXPO Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük sanayi kümelenmelerinden biri olarak savunma sanayimizin ulaştığı mümtaz seviyeyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu yönüyle SAHA EXPO; nitelikli görüşmeleri, uluslararası panelleri ve vizyoner ürün lansmanlarıyla savunma sanayisi ekosistemindeki stratejik iş birliğini pekiştiren son derece müstesna bir platformdur. Bu kapsamda fuarda kurulacak temasların, imzalanacak anlaşma ve mutabakatların sadece ticari birer adım değil, aynı zamanda yeni ve güçlü ortaklıklara zemin hazırlayacak tarihî birer milat olacağına inanıyorum. BÖLGEMİZDEKİ SAVAŞ, SORUMLULUKLARIMIZI ARTIRDI Küresel güvenlik ortamının belirsizleştiği çatışma ve savaşların pek çok coğrafyada aynı anda vuku bulduğu hassas bir dönemden geçiyoruz. Özellikle son dönemde tanıklık ettiğimiz ve bölgemizi doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilemiştir. Yakın dönemde meydana gelen bu çatışma ve savaşlar güvenlik doktrininde bizlere çok kritik veriler sunarken sorumluluklarımızı da bir o kadar artırmıştır. Bu kaotik ortamda kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm gelişmeleri yakından ve çok boyutlu bir şekilde takip etmekte, - Savunma ve güvenliğimizi sağlamak için hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm önlemleri kararlılıkla almaktadır. Bu kritik dönemde şu gerçek artık net bir şekilde görülmüştür: Yalnızca güncel askerî hareketliliğe odaklanmak yeterli değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo, dünya güvenlik mimarisini caydırıcılık dengesini ve askerî doktrinleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Modern savaş doktrininin en gelişmiş harp teknolojileriyle harmanlandığı bu yeni nesil konsept; bizlere her zaman “hazır ve etkin” bir orduya sahip olmanın yanı sıra bu orduyu destekleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir savunma sanayisi ekosisteminin varlığının da ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır. İHA, SİHA, TİHA TEKNOLOJİSİ İLE TÜRK MÜHENDİSLERİNİN NELER BAŞARABİLECEĞİNİ DÜNYAYA GÖSTERDİK Malumunuz olduğu üzere; 1980’li yıllara kadar savunma sanayisi alanında büyük ölçüde tedarikçi olan ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya konulan kararlı politikalar ve doğru yatırımlar sayesinde artık kendi sistemlerini tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir ülke olmuştur. Bu gelişim vizyonuyla; - Kara platformlarımızda modern teknolojileriyle donatılmış araçlarımız sahada yüksek hareket kabiliyeti sergilerken, - Denizlerimizde ise millî gemilerimiz ve insansız deniz araçlarımızla hak ve menfaatlerimiz kararlılıkta korunmaktadır. - Tüm bunların yanında Türk savunma sanayinin asıl büyük devrimi, dünyada harp doktrinlerini yeniden yazdıran, gökyüzünün yeni hâkimleri olan insansız hava araçlarımızla gerçekleşmiştir. Bugün İHA, SİHA ve stratejik seviyedeki TİHA teknolojilerimiz; sahip oldukları yapay zekâ hassas vuruş gücü ve yüksek irtifa kabiliyetleriyle küresel ölçekte etkiler oluşturmuş özellikle de Türk mühendisliğinin neleri başarabileceğini tüm dünyaya en çarpıcı şekilde göstermiştir. İnsansız sistemlerde ulaştığımız bu mümtaz seviye hava savunma stratejilerimizde de bizi çok daha ileri bir safhaya taşıma yoluna sokmuştur. Gök Vatanımızı koruma irademizin en somut yansıması olan “Çelik Kubbe” bütünleşik hava savunma sistemimiz de bu stratejik aklı yansıtmaktadır. Hava savunma sistemlerimizin birbirleriyle tam bir uyum içinde çalışacağı bu yapı Türkiye’nin teknolojiye istikamet veren bir aktör hâline gelme yolunda emin adımlarla ilerlediğinin de ispatıdır. TÜRKİYE MÜTTEFİKLERİNE TEKNOLOJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR GÜVENLİK EKONOMİSİ DE SUNUYOR Türk savunma sanayisi ürünleri, bugün sadece kataloglarda değil, dünyanın en zorlu çatışma bölgelerinde de kendini ispat etmiş sistemlerdir. NATO standartlarında geliştirdiğimiz millî hassas güdümlü mühimmatlarımız, yabancı muadillerine göre sunduğu düşük maliyet avantajıyla orduların askerî kabiliyetlerini doğrudan artırmaktadır. Ekonomik maliyetin asimetrik bir silah hâline geldiği bu çağda Türkiye; müttefiklerine silah sistemleriyle birlikte teknoloji ve sürdürülebilir bir güvenlik ekonomisi de sunmaktadır. Gururla söylemeliyim ki bu büyük dönüşüm Türkiye’nin yeni nesil harp anlayışlarını şekillendiren bir stratejik merkez hâline gelmesini sağlamıştır. Bir zamanlar sınırlı ölçüde takip edebildiğimiz teknolojilerde bugün fikrî mülkiyeti bize ait özgün ve yüksek katma değerli çözümler ortaya koymaktayız. SAHA EXPO gibi platformlar bu özgün çözümlerin uluslararası pazarda hak ettiği yeri bulması ve stratejik ortaklıkların kurulması için benzersiz bir zemin teşkil etmektedir. Tüm dünyanın gıpta ile baktığı bu seviyeye ulaşılması birbirinden değerli savunma sanayisi firmalarımızın çalışmalarıyla bir diğer deyişle yöneticisinden işçisine, mühendisinden teknisyenine kadar bir bütün hâlinde Türk savunma sanayisi ailesinin büyük gayretleriyle mümkün olmuştur. BU ÇAĞDA YERİNDE SAYMAK, GERİDE KALMAKTIR Özellikle belirtmeliyim ki ileri teknolojilerin kullanıldığı bu alandaki Ar-Ge faaliyetlerimiz yerli üretim ve nitelikli iş gücü yatırımlarımız bizleri daha yukarı seviyelere taşırken ekonomik kalkınmamızı da perçinlemektedir. Savunma alanında elde ettiğimiz yüksek teknoloji birikimi kahraman ordumuzu ve ülkemizin savunmasına olan eşsiz katkılarının yanı sıra ulaştırmadan enerjiye sağlıktan siber güvenliğe kadar pek çok alanda da millî kabiliyetlerimizi yukarı taşımaktadır. Ulaştığımız bu mümtaz seviye gurur verici olsa da elbette ki yeterli değildir. Zira rekabet çağındayız ve bu durum gelişen teknolojilere bağlı olarak sürekli artmakta ihtiyaçlar çeşitlenmektedir. Bu bilinçle kendimizi daima geliştirmeli ve daha ileriye ulaşma hedefiyle çalışmalarımıza artan bir tempoda devam etmeliyiz. Sürdürülebilir bir savunma gücü; sadece teknolojiye sahip olmak değil, o teknolojiyi ihtiyaç anında kitleler hâlinde sahaya sürebilmektir. Bu yüzden Türk savunma sanayisi; “seri üretim” kapasitesini hem dostlarına yetebilecek seviyede korumalı hem de “seferberlik” esnekliğiyle birleştirme çalışmalarına hız katmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu çağda yerinde saymak, geride kalmaktır. Dolayısıyla asimetrik tehditlere karşı hazırlıklı olmak adına İHA ve SİHA teknolojileri, otonom deniz ve kara platformları ile uzay ve siber savaş elektronik harp alanlarındaki imkân ve kabiliyetlerimizi daha üst seviyelere en hızlı şekilde taşıma gayretlerimizi artırmalıyız. Gerçek şu ki bugünün ve geleceğin dünyasında güç merkezi teknolojiyi öncü bir şekilde üretip daha yeni buluşlara imza atanlarda olacaktır. Bu bilinçle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başta Savunma Sanayii Başkanlığımız olmak üzere tüm paydaşlarımızla uyum içerisinde, etkin, verimli ve koordinasyona dayalı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çok iyi biliyoruz ki Türkiye; ordusu ve savunma sanayisi ile ne kadar güçlü olursa yarınlarımız da bir o kadar güvenli olacaktır. Diplomasi ve güvenlik politikalarımızı askerî yeteneklerle entegre ederek uluslararası iş birliklerimizi de güçlendirmeye devam edeceğiz. Böylece Türkiye sadece kendi sınırlarında değil bölgesel ve küresel barışı da tahkim eden en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürecektir. Tam bu noktada SAHA EXPO; ülkemizin bu artan etkinliğini ve savunma sanayindeki teknolojik gelişimini başta kardeş, dost ve müttefik ülkelere olmak üzere uluslararası ortaklarımızla aynı zeminde buluşturarak bu büyük vizyona önemli katkılar sunmaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; - Savunma sanayisi firmalarımızın kıymetli yönetici ve çalışanlarına, - Ayrıca bu güzide organizasyonun düzenlenmesinde başta SAHA İstanbul Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Haluk BAYRAKTAR olmak üzere emeği geçen ve katkıda bulunan herkese şükranlarımı sunuyorum. Burada yapılacak görüşme ve anlaşmaların, hayırlı uğurlu olması dileğiyle sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,307 views • 3 months ago

Valimiz Sayın Atilla Toros, ilimizde yürütülmekte olan güvenlik ve asayiş hizmetlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Vali Atilla Toros; Vali Yardımcısı Ahmet Çırakoğlu, İl Emniyet Müdürü Kamil Karabörk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ercan Atasoy ve Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutan Vekili Albay Fecri Yılmaz ile basın mensuplarına yapmış olduğu açıklamalarda; “Mersin’imizin huzur ve güvenliğine yönelik yürütülen çalışmaları paylaşmak üzere huzurlarınızdayız. 2025 yılının ilk 4 ayına ait verileri geçtiğimiz yılın aynı dönemi ile karşılaştırmalı olarak sizlerle paylaşacağız. Bu veriler, Mersin’in huzuruna göz dikenlere karşı verilen mücadelenin, azmin ve kararlılığın somut bir göstergesidir. Mersin’imiz, Torosların yemyeşil yamaçlarının Akdeniz’in masmavi ufkuyla kucaklaştığı, eşsiz bir coğrafyada yükselen çok özel bir şehirdir. Bu güzide şehrin huzur ve güvenliğini sağlamak, vatandaşlarımızın emniyet içinde yaşamını sürdürmesini temin etmek en temel sorumluluğumuzdur. Bu anlayışla 7.604 polis, 2.914 jandarma ve 654 sahil güvenlik mensubu olmak üzere toplam 11.172 güvenlik personelimizle mesai mefhumu gözetmeksizin canla başla çalışıyoruz. Devletimizin bekasına kasteden, milletimizin birliğine göz diken her türlü terör odağına karşı kararlı mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu yılın ilk 4 ayında terör örgütlerine karşı 118 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda göz altına alınan 178 şahıstan 71’i tutuklandı, 66’sına adli kontrol tedbiri uygulandı. Mersin’de teröre, asla, yer yoktur! Teröre karşı verdiğimiz tavizsiz mücadele, kararlılıkla devam etmektedir. 2025’in ilk dört ayında, geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla kişilere karşı işlenen 10 önemli suçun 9’unda azalma sağlanmıştır. Bu kategoride geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %7,9 oranında düşüş kaydedilmiştir. Özellikle konut dokunulmazlığının ihlali suçunda %39 oranında ciddi bir azalma sağlanmıştır. Kişilere karşı işlenen suçlarda %97,6’lık aydınlatma oranı ile geçen yılın da üzerine çıkılmış, failler tek tek yakalanmıştır. Vatandaşımızın alın teriyle kazandığı birikimine göz dikenlere, helal kazancına el uzatanlara göz açtırmıyoruz. Nitekim bu yılın ilk 4 aylık döneminde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre mal varlığına karşı işlenen 9 önemli suçun, 8’inde azalma kaydedilmiştir. Bu suçlarda toplamda %8,4’lük bir azalma sağlanmıştır. Bu kategoride yer alan evden hırsızlıkta %25, motosiklet hırsızlığında %25 ve oto hırsızlığında %20 oranında düşüş sağlanmıştır. Mal varlığına karşı işlenen bu 9 önemli suçtaysa %89,1’lik bir aydınlatma oranına, ulaşılmıştır. Bu veriler, Mersin’de suçun cezasız kalmadığını; güvenlik güçlerimizin titiz, etkin ve caydırıcı çalışmalar yürüttüğünü, açıkça ortaya koymaktadır. Kişilere ve mal varlığına karşı işlenen suçlarda azalma sağlanmıştır. Ayrıca aydınlatma oranlarında da artış kaydedilmiştir. Bu başarıda emeği geçen tüm güvenlik güçlerimize teşekkür ediyorum. İlimiz, gece gündüz demeden yürütülen özverili çalışmalarla daha güvenli bir şehir haline gelmiştir. Temennimiz, yarının bugünden de daha huzurlu olmasıdır. Çeşitli suçlardan aldıkları hapis cezası nedeniyle aranan şahısları yakalayarak adalete teslim ediyoruz. Mersin’de suçluların barınmasına, asla izin vermeyeceğiz. Bunun yanında ruhsatsız silah taşıma, bulundurma ve silah kaçakçılığıyla mücadelemiz, kesintisiz devam ediyor. Bu yılın ilk 4 aylık döneminde yürütülen operasyonlarda, 753 silah ele geçirilmiş, 840 kişi hakkında işlem yapılmıştır. Ele geçirilen 753 silahın; 435’i tabanca, 47’si kurusıkı tabanca, 1’i uzun namlulu tüfek ve 270’i av tüfeğidir. Silah kaçakçılarına, nefes aldırmayacağız. Suçun gölgesini bile vatandaşımızın üzerine düşürmeye niyet edenlere asla fırsat vermeyeceğiz. Vatandaşlarımızın huzuruna kasteden şehir eşkıyalarına, organize suç örgütlerine yönelik kararlı ve etkili operasyonlarımız, aralıksız sürdürülmektedir. Bu yılın ilk 4 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre organize suç örgütlerine karşı düzenlenen operasyon sayısını %50 artışla, 27’ye çıkardık. Bu operasyonlarla 5 yerel organize suç örgütü çökertildi, gözaltına alınan 139 şahıstan 51’i tutuklanırken 50’sine adli kontrol tedbiri uygulandı. Çökerttiğimiz her bir suç örgütü ile Mersin’imizin huzur ve güvenliğini daha da güçlendiriyoruz. Bir kez daha altını çizmek isterim ki organize suç yapılarına karşı, topyekûn mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Bunun yanında güvenlik güçlerimizin kaçakçılıkla mücadeledeki başarılı çalışmalarıyla, geçtiğimiz yılın ilk 4 ayında 288 olan operasyon sayımız bu yılın aynı döneminde 328’e yükselmiştir. Söz konusu operasyonlarda gözaltına alınan 396 şahıstan 18’i tutuklandı, 23’üne ise adli kontrol tedbiri uygulandı. Yapılan operasyonlarla, 326 bin 358 litre akaryakıt, 40 bin 321 litre içki, 30 bin 989 paket sigara, 1.084 adet elektronik sigara, 24 milyon 907 bin adet makaron ve 5.687 kilogram tütün ele geçirilmiştir.19 milyon 433 bin TL vergi kaybının önlendiği bu operasyonlarla suç örgütlerine, yasa dışı ticarete ve kara paraya geçit verilmemiştir. Kaçakçılığa olduğu gibi tefeciliğe de geçit vermiyoruz. Tefeciliğe karşı düzenlenen 31 operasyonda göz altına alınan 110 şahıstan 40’ı tutuklandı, 18’ine ise adli kontrol tedbiri uygulandı. Mersin, çetelerin, şehir eşkıyalarının değil, milletin şehridir! Hiçbir şahıs ve yapının ilimizin huzur ve güvenliğine kastetmesine, asla müsaade etmeyeceğiz. İnsanlığın en büyük düşmanı olarak gördüğümüz uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz. Başta gençlerimiz olmak üzere milletimizi zehirlemeye kalkanlara, asla geçit vermeyeceğiz. Güvenlik güçlerimizin başarılı çalışmaları sonucunda bu yılın ilk 4 ayında uyuşturucu imal ve ticaretine yönelik 432 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda yakaladığımız 604 şahıstan 380’i tutuklanıp cezaevine gönderilirken 102’si hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Bunun yanında kullanıcılık ve diğer alanlardaki 2.176 olayda gözaltına alınan 2.385 şahıstan 15’i tutuklanırken, 288’ine adli kontrol tedbiri uygulandı. Düzenlenen bu operasyonlarda çeşitli türdeki 156 kg uyuşturucu madde, 64 bin uyuşturucu hap, 812 kök kenevir ele geçirildi. Yılın ilk 4 aylık verilerini kapsaması nedeniyle bu rakamlara dahil edilmeyen ve Sayın İçişleri Bakanımızın da sosyal medya hesabından duyurduğu üzere 3 gün önce, emniyetimiz tarafından 28 kg kokain ve jandarmamız tarafından 680 litre sıvı metamfetamin ele geçirilmiştir. Bu da zehir tacirlerine geçit vermeyeceğimizin açık bir göstergesidir. Yine, 1 Mayıs tarihinde Sayın İçişleri Bakanımızın açıkladığı üzere, jandarmamızın 3 aylık titiz çalışmaları neticesinde faaliyetleri tek tek delillendirilen, torbacı diye tabir edilen 112 sokak satıcısı Narkokapan-Mersin operasyonuyla kıskıvrak yakalandı. Bu operasyonlarla gençlerimizin hayatını çalmaya cüret eden zehir tacirlerine, girdikleri sokağın çıkmaz sokak olduğunu ve gençlerimize dokunmaya kalkışanlara hesabını hukuk önünde ödeteceğimizi net bir şekilde gösterdik. Biz, uyuşturucu satıcılarının ensesindeyiz. Bu illeti Mersin sokaklarından söküp atacağız. Dijital dünyanın bizlere sağladığı avantajları sabote etmeye kalkışan kişi ve organize suç şebekelerine karşı güçlü bir mücadele veriyoruz. Suç artık yalnızca sokakta değil, sanal dünyada da karşımıza çıkıyor. Ama biz bu yeni cephede de aynı kararlılıkla görev başındayız. Bu kapsamda siber suçlar ve siber terör gibi yapı ve oluşumlara sanal devriyelerimizle geçit vermiyoruz. Dijital dünyada işlenen bilişim suçlarından çocuk istismarına, yasa dışı bahisten ödeme sistemlerine kadar her alanda, suç ve suçlu ile mücadele ederek vatandaşlarımızın dijital güvenliğini de teminat altına alıyoruz. 2025 yılının ilk 4 ayında siber devriyelerle, suç unsuru tespit edilen 2.515 şahıs veya hesapla ilgili işlem yapılmıştır. Bunların 876’sının terörle iltisaklı olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında bilişim- ödeme- yasa dışı bahis suçlarına karşı düzenlenen 13 operasyonda gözaltına alınan 256 şahıstan 165’i tutuklanmıştır. Sayın İçişleri Bakanımızın da kamuoyuyla paylaştığı üzere Mersin merkezli 20 ilde “Yasa Dışı Bahis ve Nitelikli Dolandırıcılık” suçlarına yönelik düzenlenen operasyonda 182 şüpheli yakalanarak adalete teslim edildi. Bu şahıslardan 128’i tutuklanarak cezaevine gönderilirken, 40’ı hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Bu operasyonla yasa dışı bahis oynatanların ve bilişim sistemlerini kullanarak nitelikli dolandırıcılık yapanların enselerinde olduğumuzu net bir şekilde gösterdik. Sektörel çeşitliliği, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile sosyo-ekonomik yönden gelişimini artan bir ivme ile sürdüren Mersin’imiz, insan ve araç hareketliliğini çok yoğun yaşayan bir şehir. İlimiz genelinde sürücü ve yayalarımızın güvenliğini temin etmek, trafik akışını düzenli ve güvenli bir şekilde sağlamak için 7/24 çalışıyoruz. Yapılan uygulamalarda denetlenen araç sayısını bu yılın ilk 4 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %54 artırarak 1 milyon 674 bin 928’e, işlem yapılan araç sayısını da %33 artırarak 291 bin 616’ya çıkardık. Denetleme yapılan motosiklet sayısını geçtiğimiz yıla göre %119 artırarak 188 bin 67’ye, işlem yapılan motosiklet sayısını da %98 artırarak 51 bin 32’ye çıkardık. Bunun yanında denetim yapılan ticari taksi sayısını %52 artırarak 9 bin 733’e, işlem yapılan ticari taksi sayısını da %72 artırarak 2.751’e çıkardık. Evlatlarımızın güvenliği için okul servis araçlarına yönelik denetimlerimizi de yoğunlaştırdık. Bu kapsamda, bu yılın ilk 4 ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre denetim yapılan okul servis araç sayısını %73 artırarak 8.549’a, işlem yapılan okul servis sayısını da %29 artırarak 572’ye çıkardık. Tüm denetim ve tedbirlerimize rağmen, 23'ü ölümlü, 2.666’sı yaralanmayla sonuçlanan 2.689 trafik kazası meydana gelmiştir. Bu kazalarda maalesef 26 vatandaşımız olay yerinde hayatını kaybetmiş, 3.631 vatandaşımız ise yaralanmıştır. Bu veriler trafik kurallarına toplum olarak daha fazla önem vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. İçerisinde bulunduğumuz Trafik Haftası münasebetiyle bu yılın temasını bir kez daha hatırlatmak isterim, “Bir Kural, Bir Ömür” İçişleri Bakanlığımızın rehberliğinde; hız, emniyet kemeri, alkollü araç kullanımı, yaya önceliği gibi konularda farkındalık oluşturacak denetim ve bilgilendirme çalışmalarımız da devam etmektedir. Mersin’imizde, yasal kalış hakkı olan toplam 218 bin 279 yabancı bulunmaktadır. Bunların, 174 bin 333’ü geçici koruma altındaki Suriyeliler, 42 bin 383’ü ikamet izinliler ve 1.563’ü uluslararası koruma kapsamındaki yabancılardır. Bu yılın ilk 4 aylık döneminde ilimizde hizmet veren 10 farklı mobil göç noktasında 32 bin 393 yabancının kimlik denetimi yapılmıştır. Bu denetimlerde düzensiz göçmen olarak tespit edilen 386 kişi düzensiz göçmen ön kabul sevk merkezine gönderilmiştir. Göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında düzenlenen 18 operasyonla yakalanan şahıslardan 6’sı tutuklanırken 4’ü hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış ve 3 araca el konulmuştur. Düzensiz göçmen ve göçmen kaçakçılığı organizatörlerine yönelik mücadelemiz aralıksız sürdürülmektedir. Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığımız, denizlerimizde huzur ve emniyetin teminatı olmuştur. Komutanlığımızca bu yılın ilk 4 ayında 5.880 saat görev icra edilmiştir. Bu kapsamda 2.014 gemi veya tekne kontrol edilmiş, 115 yasal işlem tesis edilmiştir. Yine yasa dışı su ürünleri avcılığı yaptığı tespit edilen 26 araca 357 bin TL idari para cezası uygulanmıştır. Bunun yanında mavi vatanımızın temiz tutulmasına yönelik denetimlerde aykırılık tespit edilen 4 araç hakkında yasal işlem yapılmıştır. Denizde de karada da devletin eli ve gözü her yerdedir. İlimizin huzur ve güvenliği ile vatandaşlarımızın esenliği için çalışmalarımızı kararlı bir şekilde ve titizlikle sürdürüyoruz. Suç ve suçluyla olan kararlı mücadelemizi her geçen gün daha da üst seviyeye çıkarma başarısı gösteriyoruz. Bugün burada açıkladığımız rakamlar; sadece sayılardan ibaret değil, gece gündüz görev başında olan güvenlik birimlerimizin emeğinin ve fedakârlığının somut karşılığıdır. Her bir kahraman güvenlik personelimize ayrı ayrı teşekkür ediyor, görevlerinde üstün başarılar diliyorum. Mersinli hemşehrilerimize duyarlılıkları ve iş birlikleri için şükranlarımı sunuyorum. Huzurun ve güvenin kenti Mersin için el birliğiyle, gönül birliğiyle çalışmaya devam edeceğiz. Güvenli bir şehir, huzurlu bir gelecek, bu konudaki temel ilkemizdir. Şehrimizin huzuru, güvenliği ve esenliği için verdikleri destekle her daim yanımızda olan İçişleri Bakanımıza şükranlarımı sunuyor, sizleri en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.” dedi. #Mersin

Mersin Valiliği

13,750 views • 1 year ago

MENZİL'DE NE OLDU? “Bu açıklama Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni (kuddise sirruhu) hazretlerinin mahdumları ve torunlarından edinilen bilgilerle hazırlanmıştır.” Soru: Menzil-i Şerif, meşrebi ve hizmetleriyle müslümanların gönlünde müstesna bir yerde duruyor. Merhum Gavs hazretlerinin ahirete irtihalinin ardından ortaya çıkan bugünkü tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bugün geldiğimiz noktada, Menzil’in hüviyeti zedelenmeye, sahip olduğu bütün değerlerin ve insanlığa teklif ettiği bütün çağrıların içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Buna neden olan saldırıların herhangi bir şekilde izahı mümkün olamaz. Bu saldırıların muhatabı olmak, ümmete böylesi bir görüntü vermek ve bütün çirkin iddialara cevap vermek zorunda bırakılmış olmak hayli üzücüdür. Merkad-ı Şerif’te medfun bulunan büyüklerimizin hayırları ve hatıraları bu derin üzüntünün temel sebebidir. Ancak onların hayırları hatırına bu tezviratları açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Konunun bu seviyeye düşmüş olmasından dolayı aile çok üzgün. İki yıldır susuyorlar, “Sosyal medya üzerinden meselelerimizi tartışmayalım. Menzil’in, tasavvufun itibarına zarar vermeyelim.” diye gayret ediyorlar. Radyo, televizyon, dergiler, mobil uygulamalar ve daha birçok yayın aracı olmasına rağmen, imkanlar bu konulara alet edilmemiştir. Her biri kendi yayın mecrasında vakur bir şekilde faaliyetine devam etmiştir. Ama bu vakur tavra karşılık o kadar çok tezvirat yapıldı ki artık susmak neredeyse bütün o itham ve iftiraları tasdik etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle bugün kamuoyunu bilgilendirme vazifesi gereği bu gerçekleri paylaşıyoruz. Soru: Bu konular aile içerisinde görüşülüp çözülemez miydi? Menzil-i Şerif gibi bir belde, bugüne dek, her zaman çözümle anılmıştır. Ve bizler, bütün müminler gibi, her meselenin Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında âlimler eliyle çözülebileceğini biliyoruz. Zaten âlimler eliyle başlatılmış ve idare edilmiş meselelerin çözümsüz kalması akla uygun da değildir. İslâm’ın hükümleriyle yalın ve sorunsuz bir şekilde çözülebilecek meselelerimizin, bugün çirkin iftiralarla etrafı kalabalık hale getirilmiştir. Daha önce aralarında herhangi bir küslük ve ayrılık bulunmayan akrabaların, bu konuları çözmek üzere bir araya gelememesinin tek bir nedeni olabilir: Çözüm istenmemesi! Yoksa kardeşlerin birbirine, amcaların yeğenlerine, kayınbabaların damatlarına sorup da aslını öğrenemeyeceği ne olabilir! Gerçeği kolayca öğrenmek yerine söylenti ve dedikoduları -sırf işine geliyor diye- bilgi kaynağı olarak kabul etmek ve dillendirmek iyi niyetle asla bağdaştırılamaz. Buna karşılık iki yıldır iyi niyetle yapılan çağrıların, çözüm davetlerinin karşılık bulamadığına hepimiz istemeye istemeye şahit olduk. Mesele büyüklük ise rahmetli Gavs hazretleri her anlamda hepimizin büyüğü idi. Fakat işlerini bu şekilde çözmezdi. Bazı meseleleri istişare edeceği zaman beş oğlunu etrafına toplar, “Ben de sizden biriyim, hadi bu konuyu altı kardeş olarak istişare edelim.” derdi. İstişareye verdiği önemin dışında şeriata karşı çok hassastı. Her meseleyi hocalara sorardı. Töhmet mahallinden bile çok uzak durmaya gayret ederdi. Ahlâkı ve adaba bağlılığı dolayısıyla töhmet mahallinden bu denli uzak duran bir zatın arkasından bu tür meselelerin yaşanması hürmetsizlikten başka bir şey değildir. Aile büyüğü olduğunu söyleyenlerin Allah Teâlâ’nın net bir şekilde sınırlarını ve gereklerini bildirdiği akrabalık hukukunu bu denli ayaklar altına almaları da ayrıca hürmetsizliktir. Soru: Menzil köyünün 1971 yılında Gavs-ı Kasrevi Şeyh Seyyid Abdulhakim Elhüseyni kuddise sırruhu tarafından satın alındığını biliyoruz. Geçmişten günümüze Menzil köyünün gittikçe büyüdüğünü ve yenilendiğini müşahede ettik. Bu konudaki usul nasıldı? Tarihsel olarak bilinmektedir ki 1993 yılında irşada başlayan Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sırruhu birkaç yıl sonra babalarının mirasını kardeşleriyle bölüşmüştür. Hatta kardeşlerine fazla fazla pay vermiştir. Dolayısıyla iddia edildiğinin aksine köyde şer’en durum çok açıktır. Köyün Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olan bölümleri bellidir. Lakin bu arsaların tapularında güvene dayalı olarak uzun yıllardır işlem yapılmamıştır. Rahmetli Gavs hazretleri, Menzil-i Şerif’i bir ziyaret beldesi olarak inşa ederken akrabalık hukukunu hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. Ne kendini köyün ağası olarak görmüş ne de “ailenin büyüğü benim, ben ne dersem o olur” demiştir. Aksine projelerin detaylarını tüm taraflarla paylaşmış, nihayetinde proje alanında hak sahibi olanların rızaları doğrultusunda anlaşmalar yapılmış, üzerinde mutabık kalınan bedeller de ilgililere teslim edilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretleri hayattayken gerçekleştirilen yeniden inşa projesiyle Menzil çok müstesna bir görümüme kavuştu. Menzil’deki henüz tamamlanmamış olan inşaat alanları bu projenin devamı niteliğinde mi? Merhum Gavs hazretleri Menzil’in yeniden inşa sürecinde çok büyük emek sarf etmiştir. Menzil’in, mirasçısı olduğu geleneğe uygun bir görünüme kavuşması, geleneğin yaşayan bir temsilcisi olması ve ziyaretçilerin huzur ve güven içerisinde ziyaretlerini gerçekleştirmesi amacıyla oldukça zor bir vazifeyi üstlenmiştir. Allah Teâlâ kendisinden razı olsun. Yeniden inşa süreci 10 yıldır Menzil’in yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin ihtiyaçlar doğrultusunda hazırladığı projeyle gündeme gelmiştir. Projeyi oldukça beğenen Gavs hazretleri, izni ve onayıyla inşa sürecini başlatmıştır. Bu kapsamda köy meydanındaki dükkanlar kaldırılmıştır. İçerisinde ilim meydanı, çorbahane, bedesten, kadınlar tarafındaki meydan, kadınların köy meydanına girmeden Merkad-ı Şerifi ziyaret edebilecekleri mahremiyete uygun alanları barındıran güzel bir proje hayata geçirilmiştir. Yazlık cami yeniden inşa edilmiş ve Merkad-ı Şerif büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Taç kapılar dahil bütünlüklü bir mimari ince ince işlenmiştir. Nihayetinde Menzil, bugünkü çehresine kavuşmuştur. Yine bu süreçte ilgili alanlardaki hak sahipleriyle anlaşma yapılmış ve kendilerine hakları teslim edilmiştir. Gavs hazretleri vefatından evvel tamamlanmış projeyi bizzat görmüş ve çok mutlu olmuştu. Fakat özellikle hanımlar tarafında ve caminin batı tarafında projenin tamamlanması gereken bölümleri bulunmaktaydı. Bu ihtiyaçların giderilebileceği ölçüde alan kalmadığından proje, köy içindeki yerleşim alanlarında değişiklik yapılmasını gerektirmişti. Hangi yapıların nerelere yapılacağı ve tamamlanan birinci etaba nasıl ekleneceği projelendirilerek Gavs hazretlerine sunulmuştu. Proje alanındaki şahıslara ait mülkler, bu mülklerin metrekareleri ve bedelleri hesaplanarak bir tablo haline getirilmişti. Daha önceden yapıldığı üzere, 2021 yılının ocak ayında projeye dahil edilecek alanlar, ilgili tüm taraflara gösterilmişti. Projeye ve satın alınacak alanların değerlerine itiraz edilmemiştir. Gavs hazretleri bu alanları şahsi hesabından ödeyerek satın almış ve projeyi başlatmıştır. Projede kadınlar çorbahane ve şadırvan, Kız Kur’an Kursu, dergâh ve misafirhane ile görevliler için yatakhane planlanmıştı. Caminin hemen yanında ise Gavs hazretlerine misafirlerini ağırlayabileceği divan, evlatlarına birer divan, âlimlere bir divan ve Gavs hazretlerinin tanıdık misafirlerine hususi yemekhane planlanmıştı. Herkesçe bilinen ve süreçleri başlatılmış olan bu proje devam ederken Gavs hazretleri ahirete irtihal etmiş ve çalışmalar durmuştur. Allah Teâlâ rahmet eylesin, makamlarını âli eylesin. İşte, çalışmaları devam eden bu alanlar daha sonradan tezviratların konusu haline getirilmiştir. Gavs hazretlerinin bu ikinci etapla ilgili yapmış olduğu akitler, “akd-i fasid” yani geçersiz akit ilan edilmiştir. Gavs hazretlerinin kardeşlerinden satın aldığı yerler bu iddiayla “dede mirası” olarak nitelendirilmiş ve hukuksuz işlemler bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Soru: Merhum Gavs hazretlerinin gezip beğendiği bu proje, ahirete irtihalinin ardından neden tamamlanamadı? Menzil’de devam eden projelere taziyeden dolayı 15 günlük bir ara verildi. Sonra tekrar inşaata başlandı. Sonra Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni haber göndererek “Burası mirastır, miras meselesi çözülene kadar inşaatı durdurun.” demiştir. Bunun üzerine inşaat durmuştur. Daha sonraları kardeşlerin bir araya gelerek yaptığı görüşmede Gavs hazretlerinin inşaattan dolayı borcu olduğu, öncelikle bu borcun ödenmesi gerektiği konuşulmuştur. Tüm kardeşler mutabık kalmış, “öncelikle Gavs hazretlerinin borcu terekeden ödensin” denilmiştir. Bu zaten şer’i bir gerekliliktir. Bundan hareketle Gavs hazretlerinin borcu köydeki şahsi terekesinden ve şirketlerindeki varlıklarından ödenmiştir. Kasayla ilgili yapılan tezviratın da aslı bundan ibarettir. Bu tezvirat da Gavs hazretlerinin hastalığı döneminde 7 yıl boyunca bilfiil kendisine hizmet eden, fedakârca yanından ayrılmayan, hususi işlerini takip eden torunu Seyyid Galib Elhüseyni ile ilgili ortaya atılmaktadır. Seyyid Galib Elhüseyni aynı zamanda Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin damadıdır. Gavs hazretlerinin sağlığında kasasının anahtarı da Seyyid Galip Elhüseyni’de mahfuz idi. Ahirete irtihalinden sonra öncelikle borçlarının ödenmesi gerektiği konusunda tüm evlatları mutabık kalınca, kasasındaki şahsi parası ve şirketlerinden bir miktar varlığı ile bu borçları ödenmiştir. Kasanın açılmasına ve sayılmasına yıllardır Gavs hazretlerinin hanesinde görev yapmış ve Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye intisaplı olan bir kişi de şahit olmuştur. Bunlarla alakalı Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye bilgilendirme yapılmış, raporlar sunulmuştur. Devam eden süreçte kendisine verilen bilgilerin ve aileye dair mahrem meselelerin sosyal medyadan paylaşılmaya başlamasıyla birlikte rapor verilmekten imtina edilmiştir. Lakin her şey kayıt altındadır. Konuyla ilgili Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından sonraki aylarda, “Gelin inşaatları birlikte yapalım.” denilmiştir. Akabinde “Bu inşaatı ben yapacağım ama projeye sadık kalacağım.” denilmesine rağmen ilerleyen haftalarda “Proje tanımam, ben istediğim gibi yapacağım.” denilmiştir. Devamında “Ben bu köyün ağasıyım, bunu herkese duyurun, bilsinler, ben ne dersem o olacak!” söylemleri, aslında yaklaşımın ne olduğunu kamuoyuna net bir şekilde göstermiştir. Söz konusu proje, başta Gavs hazretlerinin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanan ve Gavs hazretlerinin tüm evlatlarına tahsis edilmiş alanları içeren güzel bir projeydi. Lakin bu proje Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni tarafından akamete uğratılmış ve sonrasında kendi uhdesindekilere hizmet edecek bir bina inşa edilmiştir. Bu şekilde Gavs hazretlerinin evlatları yok sayılmış, kendilerine tahsis edilmiş alanlara el konulmuş, bunun yerine kendi çocuklarına ve yakınlarına odalar ve ofisler yapılmıştır. Üstelik bu yapılırken Rahmetli Gavsımızın ve Menzil’in ismi kullanılarak sosyal medya üzerinden para toplanmış ve “cami için” denilerek toplanan bu paralarla içinde şahsi ofislerin bulunduğu garabet bir bina inşa edilmiştir. Menzil köy projesine verilen zarar bu binayla da sınırlı kalmamış, yeni dükkanlar, proje kapsamında olmayan yapılar inşa edilmiştir. “Sofiler rahat etsin diye yaptık” denilen bu yere kim girebiliyor, diye sormak lazım. Son olarak Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerinin çok beğendiği, Menzil projesinin sembolü olan taç kapı sökülmüştür. Şimdi hangi vicdan ehli bu yapılanı haklı görebilir! Bundan sonra, bu işi yapanların yeni girişimlerinin ümmetin menfaatine olacağına kim inanır? Üstelik son günlerde türlü manipülasyonlarla “kadın dergâhı yapacağız” diyerek zapt etmeye çalıştıkları bina aslında “çorbahane ve şadırvan” olarak tasarlanmış ve kaba inşaatı bitmiştir. Asıl proje ihtiyaçlara cevap verecek ve herkesi memnun edecek bir proje iken bu projenin müdahalelerle bozulması, ümmetin zararına değil midir? Ümmet lafını dillerinden düşürmeyenler ümmete en büyük zararı verdiklerinin ne zaman farkına varacaktır… Soru: Bu yaklaşım şer’i olarak nasıl temellendirilmektedir? İnşaatların bulunduğu arsaların tamamı Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni hazretlerine ait olduğu için burada bir şer’i mesuliyet ortaya çıkmaktadır. Miras paylaşılmadan söz konusu alanlara inşaat yapmak caiz değildir. Bunu kendileri de bildikleri ve hak sahiplerinin rızası olmadığı söylendiği halde caminin batısındaki alana bahsi geçen garabet binayı inşa etmişlerdir. Caminin batısındaki inşaat ve alanlardaki şer’i mesuliyetten dolayı, yıllar önce Gavs hazretleri tarafından yapılmış akdin geçersiz olduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Ve amcaların üzerindeki arsaların resmiyeti kendi üzerlerine geçirilmiştir. Oysa daha önce belirtildiği ve delilleri gösterildiği üzere arsalar Gavs hazretleri tarafından bizzat satın alınmış, lakin tapu resmiyetinde güvene dayalı olarak bir işlem yapılmamıştı. Bu girişimle birlikte arsalarını satan amcaların parasını iade etmek istemişler; bunda muvaffak olamamışlardır. Çünkü Rahmetli Gavsımızın ahirete irtihalinden sonra onun akdinin geçersiz olduğunu iddia etmek ona yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Zira yapılan akdin üzerinden yıllar geçmiş, yapılar yıkılmış, yerine inşaata başlanmıştır. Bu akdin geçersiz sayılmasının hiçbir şer’i ve hukuki karşılığı yoktur. Söz konusu alanın bedelleri ödenerek alındığına dair dekontlar bunun ayrıca delilidir. Kaldı ki arsaların üzerindeki inşaat bir gecede yapılmış olamayacağına göre, Gavsımızın vefatına kadar bu inşaata bir itiraz olmaması da bu arsaların Gavsımız tarafından satın alındığının en büyük akli delilidir. Gündeme dahi getirilmesinden hicab edilmesi gereken bu konu maalesef kişisel arzular için gündeme getirilmiştir. Bunun üzerine Menzil’de toplanan 3 halifeden oluşan hakem heyeti tarafından, caminin batısındaki alanlarla ilgili olarak iddia sahiplerince ortaya atılmış “akd-i fasid” iddiası tetkik edilmiştir. Ve taraflar bir araya getirilerek beyanları dinlenmiştir. Soru: Şer’i Hakem Heyeti bu konuyu nasıl tetkik etmiştir? Onların bu konudaki kanaatleri nedir? Şer’i Hakem Heyeti dört kardeşin davetiyle köye gelmiş, Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’ye durumu iletmiştir. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni, Şer’i Hakem Heyeti başkanı Seyda Molla Nezir’in ısrarlı davetlerine kabul edilmesi zor bir şartla karşılık vermiştir. Koştuğu şart şudur: “Herkesin önünde olacak, camide olacak!” Hem hakem heyeti tarafından hem de kardeşleri tarafından “bu işin yeri cami değil” denilmesine rağmen şartında ısrar etmiştir. Bu ısrarın neticesinde fitnenin ortadan kaldırılması umuduyla camide hakem heyeti toplantısı yapılmıştır. Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’nin “Çekin, bırakın çeksinler” şeklinde görüntülere yansıyan telkinleriyle görüşme kayıt altında gerçeklemiş, haberlere konu olmuştur. Oluşan nahoş manzaraları bir kenara bırakırsak o toplantıda herkesin önünde hakemlere yetki verilmiştir, imzalar atılmıştır. Hakem heyeti taraflardan birer komisyon görevlendirmesini istemiştir. Komisyonlarla çalıştıktan sonra köydeki ihtilaf ve ittifak noktalarını bir liste olarak hazırlamıştır. Ve köyün batısındaki alanlarla ilgili olarak ortaya atılan “akd-i fasid” iddiasını tetkik etmeye karar vermiştir. Bununla ilgili bir “şer’i toplantı” tertip edilerek tüm taraflar toplantıya davet edilmiştir. Toplantıda tarafların beyanları alınmıştır. Tarafların hocaları, muhatapların bizzat kendisi ve şahitler dinlenmiştir. Toplantıda hakem heyeti ve taraflara; söz konusu harita, bedelleri gösteren tablo ve amcaların Nisan 2021’de müdürleri üzerinden ödemeyi aldığının dekontları sunulmuştur. Dekontları imzalayanların sözlü beyanlarına başvurulmuş ve bütün bunlar şahitlerin anlatımlarıyla tasdiklenmiştir. Meselenin aslında çok açık olduğu orada anlaşılmıştır. Aynı akşam hakem heyeti tarafların hocalarını dinlemiş; sorularına cevap vermiş, ilmi müzakereler yapılmıştır. O toplantıda hakem heyeti kanaatini net bir şekilde ifade etmiş, akdin geçerli olduğunu, yani arsanın Gavs hazretlerine ait olduğunu beyan etmiştir. Hocalara tarafsız şekilde hareket etmeleri, haktan yana tavır takınmaları ve tarafgirlik yapmamaları gerektiği hatırlatılmıştır. Yapılan uzun soru cevaplardan sonra “akdin fasid olduğunu savunanlar” dahil heyetin büyük çoğunluğu akdin geçerli olduğu kanaatine varmıştır. Bunların arasında daha önce “akd-i fasid hükmü” veren hocalar dahi vardır. Bu kanaatlerini sözlü olarak ikrar etmişlerdir. Hakem heyeti bu kanaatleri tutanak altına almak istediğinde ise hocalar “Biz sözlü olarak kanaatimizi söyleriz ama imza atmayız. Siz hükmünüzü verebilirsiniz.” demiştir. Lakin hakem heyeti mevcut fitne ortamından dolayı toplantıya iştirak eden tüm hocaların aynı kanaate varmasını ve bunun tutanak altına alınmasını istediği için ertesi gün devam etmek üzere toplantıyı bitirmiştir. Maalesef ertesi gün aldıkları talimatla çoğu toplantıya iştirak etmemiştir, gelen birkaç kişilik temsilci komisyonun artık toplantılara gelmeyeceğini ifade etmiştir. Bunun sebebi ise Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’yi temsil eden bir hocanın toplantının mahremiyetine yönelik yapılan yemini hiçe sayarak gidişat hakkında kendi mürşidine bilgi vermesidir. Bu da çalışmanın akamete uğramasına neden olmuştur. İstedikleri çıkmadıkça hakikate bile sırtına dönebilen bu yaklaşımla; herkesin huzurunda kendileri tarafından hakemlere verilen yetki kapalı kapılar ardında geri alınmıştır. Ve süreç maalesef daha karmaşık hale getirilmiştir. Peki neden böyle yapılmıştır? Yapılan hukuksuzluk ilmen tasdik edildiğinde düşecekleri durum oldukça vahim bir durumdur. Fakat iddia sahipleri kararın açıklanmasından önce süreçten çekilerek bu sorumluluktan kurtulmuş olduklarını zannetmişlerdir. Hatta yakın zamanda geçersiz olduğu tasdiklenen görüşlerinde ısrar ederek tüm varislerin bulunmadığı bir ortamda, vefat eden varislerin evlatlarının tamamından vekalet almadan, kendi aralarında kura çekerek sözde bir taksimat dahi yapmışlardır. Ve bunu sosyal medyada paylaşmışlardır. Hakem heyeti tarafından tasdiklenen akdin geçerli olduğu gerçeği Gavs hazretlerinin evlatlarına 1/6 oranında pay düşmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden haksız bir biçimde akdin fasid olduğu iddiasında ısrar edilerek bu pay resmi tapu değişiklikleriyle %50’nin üzerine çıkarılmaya çalışılmaktadır. Burada bir hususa dikkat çekmekte fayda var. Kendi savundukları görüşe göre dahi yaptıkları caiz değildir. Kendi savundukları görüşe göre hakim hisse olsalar bile diğer mirasçıların rızası olmadan inşaat yapmak caiz değildir. Alimlerce kebair günah olarak nitelendirilmektedir. Bu durum hem inşaatı inatla sürdürenleri, hem göz yumanları, hem destek olanları vebal altına sokmaktadır. Ümmetin saf temiz duygularına hitap eden birtakım duygusal söylemlerle insanları günaha sokmak büyük bir sorumsuzluktur. “Ben büyüğüm, ben ne dersem o olur” tavrının bir devamı olarak âlimlerimize karşı söylenen “Sizi ilgilendirmeyen işlere burnunuzu soktunuz!” cümlesi, hukuk tanımazlığın geldiği seviyeyi açıkça göstermektedir. Hak, hukuk, hakikat kavramlarının tekelleşmesi söz konusu değildir. Eğer adalet ve doğruluk isteniyorsa, ilme ve ilim ehline müracaat etmek gerektiği de herkesçe malumdur. Adalet ve doğruluktan kaçınmak ise toplumda güven ve huzur ikliminin varlığını tehdit etmektedir. Soru: Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’nin evi hakkında bazı ithamlar gündeme getirilmektedir; evi neden ve nasıl oraya yapılıyor? Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Seyyid Mübarek Elhüseyni’nin halihazırda köyde evi yoktur. Rahmetli Gavs hazretlerinin evlatlarından evi olmayan tek kişi de odur. Çünkü evi şu an el konulmak istenen bayanlar çorbahane binası civarında idi. Proje kapsamında yıkılmıştır. Evini yapacağı yer Gavs hazretleri tarafından belirlenmiştir. Bu da Gavs hazretlerinin torunlarına ev yeri tayin ettiği zamanlara tekabül etmiştir. Misalen; Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni ve oğullarının evlerinin olduğu yerler Gavs hazretlerinin şahsi mülklerinden verilmiş ve Gavs hazretleri tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da ailenin bir geleneğidir. Menzil’de mirasa konu olan ve ailenin kullandığı tüm evler Gavs hazretlerine aittir. Bunu tüm evlatları ikrar etmektedir. Gavs Hazretleri ahirete irtihal edince köydeki miras taksiminde evler bahsi açılmıştır. “Kuraya girmesin herkes kendi evinin sahibi olsun. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna birer ev, Seyyid Muhammed Masum Elhüseyni’nin iki oğluna birer ev verilmek suretiyle sulh olsun.” denilmiştir. Tüm kardeşler tarafından bu kabul edilmiştir. Eğer bu sulh kabul edilmiyorsa o zaman herkesin evinde her mirasçının hakkı vardır. Kendi evleriyle ilgili konuyu gündem etmeyip Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna yapılmakta olan iki evi sosyal medyada yaymak; halka açık meclislerde bu konuyu şaibeliymiş gibi lanse etmek bir mümine yakışmaz. Üstelik bu anlattıklarımızın en büyük şahidi bu söylemlerin sahibi olan Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni’dir. Bu şahitliği kendisine sorulduğunda inkar etmemiştir. İlk aylardaki beyanlarında bunlar yazılıdır. Bu şahitliğini kısaca anlatmak gerekirse: Kadınlar dergâhı için köyün batısındaki arsalar maliklerden Gavs hazretleri tarafından satın alınmıştır. Binalar da yıkılmıştır. Artık arsa Gavs hazretlerinin mülkü haline gelmiştir. O da diğer evlatlarına ve torunlarına yer verdiği gibi oğlu Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve torununa şu an evin bulunduğu noktayı işaret ederek yer vermiştir. Kadın dergâhı projesinin Gavs hazretlerine gösterildiği gün Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni de odaya gelmiştir. Bunun üzerine projenin kendisine de gösterilmiştir. Proje incelendikten sonra Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretleri “Bak Saki, Seyyid Mübarek’e ‘Aşağıdan ne kadar alıyorsan al, ne kadar büyük bir ev yapacaksan yap.’ dedim. Ona kimse karışmasın.” buyurmuştur. Bunun üzerine Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni “Ona kim karışır baba.” demiştir. Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verdiği yeri defaten farklı meclislerde söylemiştir. Buna tüm aile şahittir. Bu konuda tüm aile ittifak halindedir. Buna Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni bizzat şahit olmasına rağmen, taziyeden sonra kendisine gelen heyetler konuyu sorduğunda ikrar ve tasdik etmesine rağmen, bugün bu ithamlarda bulunmaktadır. Kendisi ve oğullarına Gavs hazretlerinin terekesinden verilen arsa miktarı Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni ve oğluna verilenden daha fazla olmasına rağmen bu ithamlarda bulunmak kardeşlik hukukuna sığmaz. Bu ithamların amacı farklıdır. Yapılan usulsüz müdahaleleri ve şeriatsızlıkları gizleme çabasıdır. İyice bilinmelidir ki sürekli değişen slogan ve gerekçelerle yapılan hukuksuzluklara, insanların şahsiyetine ve haysiyetine; dahası ailelerin mahremiyetine dönük gerçekleşen çirkin saldırılara ortak olmak şöyle dursun, sessiz kalmak dahi Hak Teâlâ katında büyük vebaldir. Bu vebal “ümmetin malı”, “dede mirası”, “tapulu mülk”, “köyün ağası”, “ailenin büyüğü” gibi ifadeler öne sürülerek ortadan kaldırılamaz! Soru: Menzil’deki ihtilaflardan birisi de İlim Meclisi olarak yapılan, lakin ısrarla Taziye Evi olduğu savunulan mekanla ilgilidir. Bu mekan ne için inşaa edildi? Halihazırda ne olarak kullanılmaktadır? Özellikle tarihteki tekke – medrese tartışmalarını düşündüğümüz zaman Nakşibendiliğin Halidi kolu medrese ve tekkeyi; ilim ile ameli tek çatı altına toplamıştır. Halidilik geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Menzil’de de binden fazla talebe ilim tedris etmekte idi. Şimdiye dek buradan yüzlerce alim yetişmişti. Buradaki birikimin yaygın eğitime aktarılması, ziyarete gelen kişilerin namaz arası vakitlerinde de ilimle, sohbet ile meşgul olması için bir mekan hayal edildi. Bu hayal, köyün yeniden inşa projesinde vücut buldu. Rahmetli Gavsımızın görevlendirmesiyle 10 yıldır köyün yönetiminden sorumlu olan Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni, köy meydanını yeniden tasarlarken dükkanları tamamen kaldırmış, meydanın arka tarafında bir bedesten içine toplamıştı. Menzil’in irşadla, tövbeyle, ilimle, kitapla, sohbetle anılmasından mütevellit meydanında da ilim olması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden meydana adıyla ve işleviyle bir İlim Meclisi kuruldu. Açıklamaların devamını videodan izleyebilirsiniz. #menzil #tasavvuf #tarikat

Menzil Yolu Teyit

176,202 views • 1 year ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Efes-2026 Tatbikatı’nın Seçkin Gözlemci Günü faaliyetlerine teşrif ederek katılımcılara hitaben bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: MİSAFİRLERİMİZE, “TÜRKİYE’YE HOŞ GELDİNİZ.” DİYORUM Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli mensupları, dost ve müttefik ülkelerin kıymetli temsilcileri, kahraman Mehmetçiğimiz, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Buradan sizlerin aracılığıyla vatanımızın dört bir yanında ve yurt dışında fedakârca görev yapan güvenlik güçlerimizin her birine ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Sadece Türkiye'nin değil, dünyanın sayılı birleşik, müşterek ve kapsamlı tatbikatlarından biri olan Efes-2026 tatbikatının seçkin gözlemci günü vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu yılki tatbikatımıza da kendi askerlerimizin yanı sıra 50 farklı ülkeden 1.300'ü aşkın dost, kardeş ve müttefik personel katılıyor. Misafirlerimizin her birine Türkiye'ye hoş geldiniz diyorum. Millî Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımız başta olmak üzere ordumuzun her bir mensubunu, ayrıca tatbikatta görev alan kamu kurum ve kuruluşlarımızın temsilcilerini canıgönülden tebrik ediyorum. Emeği geçen her Mehmetçiğimize, her kahramanımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Dostlarımıza güven aşılayan, ülkemizle ilgili hesaplar yapanların da heveslerini kursaklarında bırakan Efes Tatbikatı'nı Malazgirt'ten 10 yıl sonra, 1081'de Çaka Bey'in fethettiği döneme göre dünyanın en önemli tersanelerinden birini kurarak denizcilik tarihimizde destanlar yazdığı topraklarda yapıyoruz. Bundan bin yıl önce bu toprakları yurt tutarken şehit olan, gazi olan, ilahikelimetullah uğrunda can veren tüm kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum. Aynı şekilde geçmişten bu yana, Malazgirt'ten İstiklal Harbi'ne, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan terörle mücadeleye kadar vatanımız, birliğimiz, dirliğimiz, bayrağımız, mefkûremiz, devletimizin ve milletimizin bekası için şehit olan, gazi olan her bir vatan evladını kemaliedeple anıyorum. Hayatta olan gazilerimize Cenabıallah'tan hayırlı ve uzun ömürler diliyorum. BURADA 2500 YILLIK BİR KURMAY AKLIN TECELLİSİ VAR Kıymetli misafirler; yüksek teknolojili yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizin başarıyla kullanıldığı, planlamasıyla, uygulamasıyla, birliklerin uyumuyla, içeriği ve iletisiyle bütün bunların arkasındaki stratejik akılla Efes Tatbikatı, bir tatbikat olmanın çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Burada 2.500 yıllık bir kurmay aklın tecellisi var. Burada caydırıcılığın yanı sıra barışı tesis etmenin nasıl bir hazırlık, irade ve kararlılık gerektirdiğinin numunesi var. Burada bir milletin göz bebeği olarak Peygamber ocağı olarak gördüğü, her bir neferine Mehmetçik adını verdiği bir kurumun ete kemiğe bürünen şuuru var. Şunu ifade etmek isterim ki Türk ordusu kendi milletinin, kendi vatanının hafızasını ve mefkûresini taşıdığı kadar içinde bulunduğu coğrafyanın da hafızasını ve mefkûresini taşımaktadır. Hamdolsun o hafızayı da o mefkûreyi de ordumuzun her bir mensubu layıkıyla deruhte etmeye devam ediyor. Türk ordusu, barışın ordusudur. Türk ordusu, huzurun ordusudur. Türk ordusu, istikrarın ordusudur. Dünyanın kendi ordusuna ithaf edilen tek millî marşı İstiklal Marşımızdır. “Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklal” mısrasında olduğu gibi Türk ordusu istiklalin ordusudur. Türk ordusu, tarih boyunca gittiği hiçbir yeri tahrip etmemiş, aksine tahrip edilen yerleri tamir etmiştir. Ordumuz en çetin şartlarda bile düşman unsurları dışında hiçbir insana, canlıya, ağaca, şehre zarar vermemiş, aksine imha edilen yerleri imar ve ihya etmiştir. Türk ordusu ülkesi ve milletinin güvenliliğinin teminatı olduğu kadar bölgesel ve küresel barışın, huzurun ve istikrarın da en önemli güvencesidir. Efes-2026 Tatbikatının tüm dünyaya verdiği mesajların bu yönleriyle de çok iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum. TÜRKİYE’NİN ADI HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA ÖNE ÇIKIYOR Aziz kardeşlerim, çok değerli misafirler; güvenlik paradigmalarının değiştiği, uluslararası hukukun irtifa ve itibar kaybettiği, yeni güvenlik mimarilerine ihtiyaç duyulduğu, dinamik olduğu kadar hassas bir dönemden geçiyoruz. Dünyada yeni dengeler, yeni ittifaklar kuruluyor fakat küresel ölçekte yeni bir düzen kurulamıyor. Dünyamız sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen büyük güçlerin dizayn ettiği bir statükodan çok kutuplu, çok aktörlü bir yapıya hızla evriliyor. Ülkemizin içinde yer aldığı geniş bölge, aynı zamanda bu sürecin sıklet merkezini oluşturuyor. Türkiye'nin adı yeni dönemin müessir aktörlerinden biri olarak her geçen gün daha fazla öne çıkıyor, daha fazla zikrediliyor. Geleceğe dair karamsar senaryolar yazılırken biz, başta bölgesel barış olmak üzere ülkemizi her alanda kilit konuma getirmeye çalışıyoruz. Bununla birlikte, bu zor coğrafyada barış ve güvenliğimizi korumak için ordumuzu güçlü ve donanımlı tutmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Ay başında 120 farklı ülkeden 1700'e aşkın firmanın iştirak ettiği SAHA EXPO-2026'da sergilenen ürünlerimizi inanıyorum ki sizler de gördünüz. Caydırıcılığımızı artırarak, savunma yeteneklerimizi güçlendirerek, savunma sanayinde başlattığımız atılım hamlesini hızlandırarak, karşılıklı fayda ve saygı zemininde dostlarımızla yeni ortaklıklar kurarak Türkiye'yi bu fırtınalı sulardan sahili selamete çıkarmak istiyoruz. Efes-2026 Tatbikatı'nda sahne alan savunma sanayi ürünlerimizin hepsi bunun içindir. Dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden biri olan kahraman ordumuz işte bunun mücadelesini vermektedir. Barışçıl, girişimci ve insani değerleri merkeze alan dış politikamız bunun için yürütülmektedir. Doğu’yla yüzyıllara sari güçlü bağlarımızı korurken Batı’yla diyaloğumuzu artırmamızın, Afrika'dan Latin Amerika'ya uzanan iş birliği çabalarımızın gerisinde işte bu yaklaşım vardır. SOYKIRIM ŞEBEKELERİNİN KARŞISINDA İNSANLIĞIN DEĞERLERİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ Kıymetli dostlar, şunu burada bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum: Türkiye olarak savaşa ve kaosa yatırım yapanların karşısında barışı ve istikrarı savunmaya devam edeceğiz. Gazze'de, Lübnan'da ve bölgemizin diğer yerlerinde çoluk çocuk, kadın-yaşlı demeden katleden soykırım şebekelerinin karşısında tüm insanlığın müşterek değerlerini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Tarih, Türk milletiyle dost olmanın neler kazandırdığının da Türklere husumet etmenin neleri kaybettirdiğinin de sayısız örnekleriyle doludur. Mehmetçik, diğer tüm hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda dostluğundan emin olunan kuvvet demektir. Biz bu güven cephesinin sarsılmasına müsaade etmeyeceğiz. Ne diyor istiklal şairimiz Mehmet Akif: “Değil mi cephemizin sinesinde iman bir, Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir. Değil mi ortada bir sine çarpıyor yılmaz, Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.” Bu düşüncelerle Efes-2026 Tatbikatı'nın icrasında başarıyla görev alan tüm personelimizi tebrik ediyorum. Tatbikata iştirak eden dost ve müttefik ülkelere teşekkür ediyorum. Kahraman ordumuzun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Rabbim kahraman ordumuzu daima muzaffer, muvaffak eylesin diyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

22,870 views • 3 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ile Balıkesir’e gitti. Astsubay Meslek Yüksekokulu’ndaki “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Kursu’nu tamamlayan personelin mezuniyet törenine katılan Bakan Yaşar Güler, personele hitap ederek dereceye giren personele mezuniyet belgelerini verdi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler törendeki konuşmasında şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ “Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerine hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın coğrafyamız başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı, risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemi yaşıyoruz. Buna bağlı olarak da savunma ve güvenlik konuları, her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Yaşanan bu asimetrik gelişmelerden ve jeopolitik çekişmelerden maalesef bölgemiz ve ülkemiz de etkileniyor. Millî Savunma Bakanlığı olarak tüm bu gelişmeleri yakından takip ediyor; ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için büyük bir şevk ve gayretle çalışıyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz; son bir asrın en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Kahraman Silahlı Kuvvetlerimiz, bir yandan hudutlarımızın güvenliğini en üst seviyede sağlarken; aynı zamanda terörle mücadelede büyük başarılar elde etmektedir. Yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen etkili operasyonlar ile örgütün hareket kabiliyeti bitme noktasına getirilmiştir. TERÖR ÖRGÜTLERİNE BÜYÜK DARBE VURUYORUZ Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine, bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlar gerçekleştirerek terör örgütlerine büyük darbeler vuruyoruz. Sınır ötesi harekâtlarımızın etkinlik ve başarısı sayesinde, artık ülkemize ve asil milletimize yönelen tehdit ve tehlikeler, sınırlarımızın ötesinde karşılanmakta; kaynağında bertaraf edilmektedir. Elde edilen bu başarılarda en büyük pay, başta aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğimize aittir. Terörle mücadelenin yanı sıra Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de azim ve kararlılıkla koruyoruz. Bu faaliyetlerimizin yanı sıra başta Kıbrıs ve Azerbaycan olmak üzere kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davasına destek veriyor; uluslararası barış ve istikrara katkı sağlıyoruz. Ayrıca; karada, denizde ve havada büyük ve etkili tatbikatları icra ederek personelimizin harbe hazırlık seviyesini daima diri tutuyoruz. Her geçen gün yenilerini envanterimize kazandırdığımız yerli ve millî savunma sanayi ürünleriyle de, şanlı ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkartıyoruz. ORDUMUZUN DAİMA GÜÇLÜ VE ETKİN OLMASI HAYATİ ÖNEMDEDİR Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, büyük ve güçlü ordusu, her alanda sahip olduğu imkân ve yeteneklerle, dünyada söz sahibi ülkelerden biridir. Son yıllarda, uluslararası arenada müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi haline gelen ülkemiz, geleceğe daha büyük hedeflerle ve emin adımlarla yürümektedir. Dolayısıyla ülkemizin huzur ve güvenliği için, kahraman ordumuzun da daima güçlü ve etkin olması hayati önemdedir. Bu bilinçle, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi birçok kişi arasından seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Astsubay okullarımız da millî ve manevi değerlerine bağlı olan sizleri; akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Bizler de sizler gibi nice kahramanlarımızın en iyi şekilde yetişmesi için her türlü olanağı sağlamaya, sizleri desteklemeye devam ediyoruz. SİLAHLI KUVVETLERİMİZİN SİZLERDEN BEKLENTİSİ BÜYÜK Türk Silahlı Kuvvetleri; tarih boyunca medeniyetin kaynağı olduğu kadar, her çağın hâkim güçlerinin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. Sizler de artık bu büyük ordunun seçkin bir üyesi olarak etkin ve önemli görevler üstleneceksiniz. Zira mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin sizlerden beklentileri büyüktür. Çünkü sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak isterim: Nerede olursanız olun, hangi görevi üstlenirseniz üstlenin, elinizden gelenin en iyisini yapma gayret ve çabası içinde olun. Tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler ile aynı zamanda akıl ve sağduyu ile yerine getirin. Bu anlamda eğitim ve bilgi sahibi olmak, görevlerinizi daima en iyi şekilde yapmanızı sağlayacak ve istediğiniz hedeflere sizi ulaştıracak en önemli unsurdur. Dolayısıyla ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. Bedenen ve fiziken güçlü olabilirsiniz, ancak güç sizi tedbirsiz bırakmasın. Zor durumda kalmamak için sürekli yenilenmeyi ve gelişmeyi ilke edinin. Burada aldığınız eğitimlerle asla yetinmeyin. Mekteb-i aslî olan kıtalarınızda kazanacağınız uygulamalı tecrübelerin yanı sıra daha iyisini yapabilmek için öğrenmeye açık olun, kendinizi ve yeteneklerinizi daha fazla geliştirin. Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz ve mevcut bilgiler sürekli bir devinim içerisindedir. “İlim; ilim bilmektir / İlim; kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır.” dizelerinde de ifade edildiği gibi, her şeyden önce kendinizi tanıyın; kabiliyetlerinizi, ilgi alanlarınızı ve potansiyelinizi keşfedin. Kendinize anlamlı amaçlar oluşturun ve gelişim hedeflerinizi belirleyin. Buna yönelik çalışmalarınızı planlayın ve bu plana ne derece uyduğunuzu kontrol edin. DİSİPLİN, BAŞARININ VAZGEÇİLMEZ ANAHTARIDIR Kendinizi, hedefinize adayın ve başladığınız çalışmaları bitirin. Çünkü size kıymet kazandıracak yaptığınız işlerdir. Bunun için öz disiplininizi güçlendirin. Kararlı ve inançlı olun. Büyük şeyleri başarmak için bilgi ve cesaret gereklidir. Bilgi okudukça ve gözlemledikçe; cesaret ise bilgi ve tecrübe ile yoğruldukça gelişir, güçlenir. Nitekim Konfüçyüs başarının temel esaslarını şöyle açıklamıştır: “- Etraflıca çalış, - Doğru şekilde araştır, - Dikkatlice düşün, - Düşündüklerini gözden geçir, - Ciddi ve samimi şekilde uygula” Bu bakımdan inançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Bu yüzden çalışmak, hayatınızın ana felsefesi; sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayın ki taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Askerlik mesleğinin özü olan disiplin de başarının vazgeçilmez anahtarıdır. Diğer yandan yapacağınız işlerde takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. Emin olunuz ki birlikte çalışarak daha büyük başarılara imza atabilirsiniz. Tüm bunların yanı sıra sağlıklı ve zinde olmak için sporu bir yaşam tarzı, alışkanlık haline getirin. Yabancı dil öğrenmeniz de bir o kadar önemlidir. Zira dil zenginliği, vizyonunuzu geliştirecek, dünyadaki gelişmeleri çok yönlü takip edebilmenize imkân verecektir. Sonuç olarak sizlerin, bu esaslar çerçevesinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “En hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözünden hareketle çok okumanızı, çok çalışmanızı ve alanınızda, kendinizi en iyi şekilde yetiştirmenizi bekliyoruz. Yeri ve zamanı geldiğinde, vatan için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. Hiçbir engel ya da imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizleri alıkoyamamalıdır. Bir Türk askerinin en önemli özelliklerinden biri de, karşılaştığı türlü zorluklara göğüs germesini bilmesi ve yüksek bir sebat gösterebilmesidir. Bu bağlamda inancınız, yüksek azminiz ve gayretiniz ile en çetin zorlukların üstesinden gelebilir; yolunuza en güçlü şekilde devam edebilirsiniz. Asla unutmayın ki kahraman ordumuzun geleceği ve gücü sizler olacaksınız. Burada aldığınız kapsamlı askerî ve bilimsel eğitimler ile uygulamalarda göstereceğiniz üstün gayret ve çalışmalarınız sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücüne güç katacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; Sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Değerli Evlatlarımızın Kıymetli Aileleri; Ne mutlu sizlere ki; desteğinizi hiçbir zaman esirgemediğiniz evlatlarınızın, bugün bu güzide yuvadan mezun olmasının haklı gururunu yaşıyorsunuz. Onlarla ne kadar övünseniz azdır. Başarılarında siz kıymetli ailelerimizin de önemli bir payı bulunmaktadır. Destekleriniz için sizlere teşekkür ediyor, hepinize saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca dost ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelerek burada eğitim gören ve bugün mezun olan genç kardeşlerimizin de mezuniyetlerini kutluyorum. Burada aldığınız eğitimler ve kazandığınız üstün niteliklerle, kardeş vatanımızda başarıyla hizmet edeceğinize yürekten inanıyor; görevlerinizde başarılar diliyorum. Millî Savunma Bakanlığı olarak; - Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimiz doğrultusunda; - Daha büyük, daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmaktayız. Gücünü bağrından çıktığı asil Türk milletinin sevgi ve güveninden alan kahraman ordumuz da - Anayasa’ya ve Kanunlara bağlı olarak, - Millî, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde, - Atatürk ilke ve inkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde, - Kendisine verilecek her türlü görevi başarıyla yerine getirecek ve asil milletimizin gurur kaynağı olmaya devam edecektir. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinizden öpüyor; sizleri ve değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, Yolunuz ve bahtınız açık olsun.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

159,177 views • 2 years ago

🇹🇷 BAYKAR Bayraktar TB2 1.000.000 uçuş saatini aştı! Türkiye’nin ilk milli SİHA’sı Bayraktar TB2, 1 milyon uçuş saatini başarıyla tamamlayan ilk milli hava aracı oldu. Rekorlarına bir yenisini ekleyen milli SİHA, ulaşılması güç bir rekor kırarak Türk havacılık tarihine bir kez daha imzasını attı. Türk havacılık tarihinde ilklere imza atan Bayraktar TB2 SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı), 1 milyon uçuş saatini başarıyla tamamlayarak önemli bir kilometre taşını daha geride bıraktı. Bayraktar TB2 SİHA, böylece envantere girdiği 2014’ten bu yana geçen 10 yıllık süreçte gökyüzünde tam 1 milyon saati aşarak en uzun süre görev yapan ilk ve tek milli hava aracı oldu. DÜNYANIN ÇEVRESİNİ 3742 KEZ KATETTİ Dünyanın en büyük SİHA şirketi olarak ABD’li, İsrailli ve Çinli rakiplerini geride bırakan Baykar, elde ettiği ihracat başarısı sayesinde Türkiye’yi dünya SİHA pazarının %65’ine sahip bir konuma taşıdı. Bu başarıda önemli bir rol oynayan Bayraktar TB2 SİHA’lar, 1 milyon saatlik uçuş süresi boyunca gökyüzünde yaklaşık 150.000.000km mesafe katetti. Milli SİHA’lar gökyüzündeki bu uzun yolculuk sırasında, 40.075km olan dünyanın çevresini tam 3.742 kez dolaşmaya eşdeğer bir mesafeye ulaştı. TÜRKİYE’Yİ DÜNYA LİDERLİĞİNE TAŞIDI Milli SİHA Bayraktar TB2’nin Libya, Dağlık Karabağ ve Ukrayna gibi çatışma bölgelerindeki başarısıyla birlikte Türkiye, küresel SİHA pazarında lider konuma geldi. Türkiye 2021 itibarıyla SİHA ihracatında Amerika, İsrail ve Çin’i geride bırakarak dünyanın en büyük tedarikçisi oldu. Bayraktar TB2, yüksek teknolojisi, uygun maliyeti, hızlı teslimat süreci ve sahada kanıtlanmış etkinliğiyle dünyanın dört bir yanında birçok ülkenin tercihi haline geldi. ABD merkezli düşünce kuruluşu CNAS’ın (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) raporuna göre, Türkiye küresel SİHA ihracatının %65'ini gerçekleştirerek büyük bir başarıya imza attı. Türkiye'nin yenilikçi üretim yaklaşımı, askeri alanın yanı sıra stratejik diplomasi ve uluslararası güvenlik dengelerindeki lider aktör konumunu güçlendirdi. İHRACAT ŞAMPİYONU Başlangıçtan bugüne tüm projelerini öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2003 yılındaki İHA Ar-Ge sürecinin başlangıcından itibaren tüm gelirlerinin %83’ünü ihracattan elde etti. 2023’te 1.8 milyar dolarlık ihracat yapan Baykar, ülkemizdeki tüm sektörlerde en çok ihracat gerçekleştiren ilk 10 firma arasında yer aldı. İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Savunma Sanayi Başkanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. Son yıllarda gelirlerinin %90’ından fazlasını ihracattan elde eden Baykar, 2023’te savunma ve havacılık sektöründeki ihracatın 3’te 1’ini tek başına yaptı. Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar’ın hâlihazırda imzalanan sözleşmelerinin %97,5’i ihracat kaynaklı gerçekleşti. Bayraktar TB2 SİHA için 34 ülkeyle, Bayraktar AKINCI TİHA için ise şimdiye kadar 10 ülke ile olmak üzere toplam 35 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı. NATO VE AB ÜLKELERİNİN SEMALARINDA Bayraktar TB2 SİHA’lar, dünya üzerinde birçok noktada rekabete dayalı bir sürecin sonunda ülkelerin envanterlerine giriyor. 2023’te de Kuveyt Savunma Bakanlığı’nın yürüttüğü rekabete dayalı sürecin kazananı Bayraktar TB2 SİHA oldu. Bayraktar TB2 SİHA’lar yapılan demo faaliyetlerinde Amerika, Avrupa ve Çinli rakiplerini geride bırakarak kazandı. Böylece Baykar, Kuveyt Savunma Bakanlığı ile önemli bir ihracat sözleşmesi imzaladı. Öte yandan milli SİHA’ların görev yaptığı coğrafyalar da artmaya devam ediyor. 19 Kasım 2024’te Zagreb’te imzalanan anlaşma neticesinde Hırvatistan’a gerçekleştirilen ihracatla birlikte Bayraktar TB2 SİHA’lar, Kasım 2024 itibariyle NATO üyesi 6 ülke ile AB üyesi 4 ülkenin envanterine girmiş oldu. 2014’TE ENVANTERE GİRDİ Türkiye’nin milli SİHA sistemlerini üreten Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen, teknik özellikleri ve katıldığı operasyonlar değerlendirildiğinde kendi sınıfında dünyanın en iyisi olarak gösterilen milli SİHA Bayraktar TB2, 2014 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) envanterine girdi. 2015’te silahlandırılan insansız hava aracı şu anda TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT tarafından operasyonel olarak kullanılıyor. Bayraktar TB2 SİHA, güvenlik güçleri tarafından 2014’ten beri yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede etkin olarak görev alıyor. DÜNYADA BİR İLK: OTONOM FIÇI TONOSU 31 Mayıs 2024 tarihinde Bayraktar TB2, sarmal bir yörünge izleyip ve kendi ekseni etrafında tam tur dönerek icra ettiği otonom fıçı tonosu manevrası ile dünya havacılık tarihine bir kez daha adını yazdırdı. Bayraktar TB2 SİHA, savaş uçaklarının en önemli kaçış manevralarından biri olan otonom fıçı tonosunu tam 3 kez başarıyla tamamladı. Dünya üzerinde bu manevrayı başarıyla yapabilen ilk ve tek SİHA olan Bayraktar TB2, otonomi ve aerodinamik kabiliyetlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterdi. YERLİLİK ORANI REKOR DÜZEYDE Baykar 2000’li yılların başından itibaren insansız hava araçları alanında en büyük katma değer olan yazılım ve donanım sistemlerini Türk mühendislerinden oluşan ekibiyle milli ve özgün olarak geliştiriyor. Baykar 15 farklı disiplindeki mühendislik gücüyle alanında dünyanın lider teknoloji firmalarından biri olarak gösteriliyor. Tüm kritik aksamı, tasarım ve yazılımları Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB2 SİHA’lar, rekor düzeyde %93'lük yerli sanayi katılımıyla Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi’nde üretiliyor. REKORLARIN SAHİBİ Bayraktar TB2 SİHA, 16 Temmuz 2019 tarihinde Kuveyt’te katıldığı demo uçuşunda yüksek sıcaklık ve kum fırtınası gibi zorlu coğrafi ve iklim şartlarında tam 27 saat 3 dakika kesintisiz uçarak rekor kırdı. Milli SİHA’lar Avrupa’dan Afrika’ya kadar dünyanın birçok farklı bölgesinde karşılaştığı çöl sıcağı, dondurucu soğuk, kar ve fırtına gibi tüm olumsuz hava şartlarında görev yapmaya devam ediyor. Türk havacılık tarihinde taktik sınıfta 27 saat 3 dakika havada kalarak en uzun havada kalış süresi ve 27.030ft yükseklikle Türkiye irtifa rekorunu kıran milli SİHA, 1 milyon saati aşan uçuşla birlikte ulaşılması zor bir rekorla Türk havacılık tarihine geçti. Milli SİHA en uzun süre başarıyla Türkiye’ye hizmet eden hava aracı unvanını da elinde bulunduruyor. ZEYTİN DALI HAREKATI’NA DAMGASINI VURDU Milli SİHA Bayraktar TB2, TSK tarafından sınır içi ve ötesinde gerçekleştirilen Hendek, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarında aktif rol aldı. Savunma uzmanları harekatların beklenenden çok daha kısa sürede sona ermesini ve daha az kayıp yaşanmasında en önemli etkenlerden birinin milli SİHA’lar olduğunu belirtti. Bayraktar TB2 SİHA sistemleri özellikle Afrin’de düzenlenen Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında gerçekleştirilen tüm uçuşlarının %90’ından fazlasını yaparak, 5.300 saat uçuşla adeta harekâta damgasını vurdu. MAVİ VATAN’I GÖZLÜYOR Terör örgütüne yönelik Pençe ve Kıran gibi birçok operasyonda görev alan Bayraktar TB2 SİHA’lar, bölücü terör örgütünün sözde yöneticilerine yapılan operasyonlarda da önemli bir rol üstlenmeye devam ediyor. Milli SİHA’lar bu görevlerinin yanı sıra Mavi Vatan’ın korunmasında da görev alıyor. Bu kapsamda Doğu Akdeniz’de arama faaliyeti yürüten sondaj gemilerimize de güvenlik için havadan refakat etti. Yine aynı kapsamdaki görevler için KKTC’de konuşlandırılmak üzere 16 Aralık 2019’da Dalaman Deniz Hava Üs Komutanlığından kalkarak Geçitkale Havaalanına inen Bayraktar TB2 SİHA tarihi bir uçuşa imza atmıştı. DEPREMLERDE GÖREV YAPIYOR Bayraktar TB2 İHA’lar depremlerde görev alarak büyük katkı sağlıyor. 24 Ocak 2020’de meydana gelen Elazığ Sivrice merkezli 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından çok kısa sürede bölgeye intikal ederek 25. dakikadan itibaren Ankara ve deprem olan illerin kriz komuta merkezlerine anlık görüntü ve bilgi aktardı. Asrın Felaketi olarak nitelenen 6 Şubat 2023 depremlerinde 2.417 saat 6 dakika uçarak görev icra etti. Bu kapsamda toplamda 8'i Baykar Hızlı Haritalama Podu entegreli 42 Bayraktar TB2 görev aldı. Bayraktar TB2 SİHA’lar arama ve kurtarma çalışmalarına gökyüzünden destek vermenin yanı sıra deprem sonrası oluşan yoğun araç trafiğinin kontrol edilmesi ve yardımların aksamadan ulaştırılabilmesi için de görev yaptı. GÖÇMENLERİN KURTARILMASINDA ROL ALIYOR Bayraktar TB2’ler, Ege ve Akdeniz’de devam eden düzensiz göç hareketlerini gökyüzünden takip ederek birçok düzensiz göçmenin hayatının kurtarılması ve dünyanın gündeminden düşmeyen geri itmeler gibi insan hakları ihlallerinin belgelenmesine de önemli katkı sağlıyor. ULUDAĞ’DA KAYBOLAN TURİSTİ BULDU Bayraktar TB2 SİHA’lar aynı zamanda doğada gerçekleştirilen arama kurtarma faaliyetlerinde de etkin olarak görev yapıyor. 31 Aralık 2021 günü Bursa Uludağ’da yürüyüşe çıkan ve hava şartlarının kötüleşmesi üzerine kaybolan Danimarka uyruklu Yusuf Sepehizade’nin bulunmasında da rol aldı. Hava koşullarının ağırlaşması nedeniyle bölgedeki ekipler tarafından bulunamayan Danimarkalı turistin yeri, Aydın’dan havalanan Jandarma Genel Komutanlığı’na ait Bayraktar TB2 SİHA tarafından tespit edildi. Kayıp turist bulunduğu yerin gökyüzünden tespit edilmesinin ardından bölgedeki ekipler tarafından kurtarıldı. ORMAN YANGINLARINI TESPİT EDİYOR Bayraktar TB2 İHA’lar güvenlik ve insani yardım görevlerinin yanı sıra orman yangınlarıyla mücadelede de önemli bir rol üstleniyor. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ile yapılan iş birliğiyle Bayraktar TB2 İHA’lar, 2020 yılından itibaren orman yangınlarının erken tespiti ve söndürme çalışmalarının verimli yönetilmesinde etkin görev alıyor. 2020 yılından bugüne dek toplam 4.091 orman yangını Bayraktar TB2 tarafından tespit edildi. Bu sayede Avrupa’da ilk kez yüksek teknolojiye sahip İHA’lar orman yangınlarıyla mücadelede kullanılmaya başlandı. Türkiye’nin orman yangınlarıyla mücadelede izlediği öncü ve yenilikçi çözüm 2020’den günümüze büyüyerek devam ediyor. OGM’nin belirlediği merkezlerde konuşlanan Bayraktar TB2 İHA’lar, Baykar’ın uzman ekibinin koordinasyonunda görev yapıyor. Baykar’ın OGM’nin Ankara’daki yangın yönetim merkezine kurduğu gelişmiş yazılım ve teknolojik altyapı ile görev yapan Bayraktar TB2’ler, tek seferde 400km² alanı termal kamera vasıtasıyla tarayabiliyor ve 185km'ye kadar uzaklıktaki yangınları başlangıç aşamasında tespit edebiliyor. Bayraktar TB2 İHA’lar, 2020’de 345, 2021’de 267, 2022’de 1.109, 2023'te 1.445 ve 2024’de ise 924 yangını ilk anda tespit ederek orman yangınlarının söndürülmesinde etkin rol aldı. Bunun neticesinde ülkemizde orman yangınlarına ilk müdahale süresi 45 dakikadan 11 dakikaya kadar düştü. DÜNYADA HAYRANLIK UYANDIRDI Barış Pınarı Harekatı’nda Türk Silahlı Kuvvetlerinin keşif gözetleme kabiliyetlerini büyük oranda artırarak başarıya ulaşılmasına katkı sağlayan Bayraktar TB2 SİHA’lar aynı zamanda harekat boyunca birçok hedefi başarıyla imha etti. Bahar Kalkanı Harekatı’nda ise ilk defa filolar halinde uçarak birçok zırhlı araç, obüs, Çok Namlulu Roketatar (ÇNRA) ve hava savunma sistemini imha etti. Bayraktar TB2 SİHA dünyada ilk defa muharebe sahasında birincil unsur olarak SİHA’ların kullanıldığı Bahar Kalkanı Harekâtı’na katılan hava araçlarının yaptığı tüm sortilerin %80’ini gerçekleştirdi. Suriye’nin İdlib bölgesinde düzenlenen harekât kapsamında her türlü elektronik harbe rağmen başarıyla görev yapan Bayraktar TB2 SİHA’lar, 2.000 saatin üzerinde uçtu. Bayraktar TB2 SİHA’ların dünya muharebe tarihinde ilk kez filolar halinde uçarak harekâtta etkin görev yapması dünya basınında da büyük yankı uyandırdı. KARABAĞ’IN KURTARILMASINDA ÖNEMLİ ROL ÜSTLENDİ Bayraktar TB2 SİHA’lar kardeş ülke Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıldır devam eden Karabağ işgalini sonlandırmasında da önemli bir rol üstlendi. Azerbaycan, Ermenistan’ın işgali altındaki Dağlık Karabağ’a yönelik 27 Eylül 2020 tarihinde bir askeri harekat başlattı. Harekatın başlangıcından 44 gün sonra, 10 Kasım 2020 tarihinde Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’ın işgalini sonlandırarak Dağlık Karabağ’ı kontrol altına aldı. Ermenistan’a yönelik harekât esnasında Azerbaycan Ordusu, Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB2 SİHA’ları tüm cephe hattında kullandı. Savunma analistleri tarafından teyit edilen çalışmalara göre Bayraktar TB2 SİHA’lar ile Ermenistan Ordusu’na ait birçok hava savunma sistemi, radar sistemi, tank, zırhlı araç, kamyon, cephanelik, mevzi ve birlik imha edildi. Azerbaycan Ordusu’nun dünyayı imrendiren bu başarısı dünya medyası ve savunma uzmanları tarafından Türk SİHA’larının harp tarihini değiştirerek oyun kurucu bir güce ulaştığı yorumlarına neden oldu. UKRAYNA’DA ÇOCUKLARA “BAYRAKTAR” ADI VERİLDİ 2022 Şubat ayında başlayan Ukrayna-Rusya savaşında gösterdiği üstün başarı ile Bayraktar TB2 SİHA, Ukrayna halkı nezdinde bir kahraman haline geldi. Savaşta bir güç çarpanı olarak dengeleri değiştirdi. Hakkında marşlar bestelenen ve oyuncakları yapılan silahlı insansız hava aracı adına Kiev’de “Bayraktar Radyosu” yayına başladı. Yeni doğan erkek çocuklarına “Bayraktar” adı dahi verildi. Bayraktar TB2 Ukrayna’da muharebedeki etkisinin yanında artık umudun sembolü oldu. Ukrayna’daki bu başarı Bayraktar TB2’nin etkisini ve sınıfının en iyisi olduğunu tüm dünyaya gösterdi. 7 ÜLKEDE YARDIM KAMPANYASI DÜZENLEDİ Bayraktar TB2’leri satın alarak Ukrayna Ordusu’na bağışlamak için Litvanya, Ukrayna, Polonya, Letonya, Norveç, İspanya ve Kanada’da halk tarafından yardım kampanyaları düzenlendi. Bayraktar TB2 SİHA’ları hediye eden Baykar, toplanan yardımları da Ukrayna halkının insani ihtiyaçlarının karşılanması için bağışladı.

Turan Oguz

11,918 views • 1 year ago

İstanbul Tersanesi Komutanlığımızda gerçekleştirilen Teknofest Mavi Vatan için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle açılış töreni düzenlendi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de beraberinde TSK Komuta Kademesi ile katıldığı törende konuşan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: ZAFER HAFTAMIZI HAKKINI VEREREK EN GÜZEL ŞEKİLDE İDRAK EDİYORUZ Sizlerle birlikte Türkiye’nin kutlu yürüyüşüne gönül veren, ülkemizin güçlü yarınlarına öncülük eden tüm gençlerimize, tüm evlatlarımıza buradan selamlarımı gönderiyorum. Umudun, sevginin, aydınlığın timsali olan siz gençlerimizle İstanbul Tersanesi Komutanlığının mensuplarını bir arada görmenin bahtiyarlığını yaşıyorum. TEKNOFEST Mavi Vatana hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Birliğiniz, beraberliğiniz, kardeşliğiniz daim olsun. Cenabı Allah bahtınızı açık etsin, gözlerinizdeki ışık hiç eksik olmasın. Sevgili gençler; biliyorsunuz milletimizin tarihinde ve millî hafızamızda özel bir yere sahip olan Ağustos ayındayız. Malazgirt’te, Çaldıran’da, Mohaç’ta ve Büyük Taarruz’da destanlar yazdığımız zaferler ayındayız. İki gün önce Malazgirt Zaferimizin 954’üncü yıl dönümünü büyük bir gururla kutladık. Ahlat ve Malazgirt’teki iftihar tablosu gerçekten muhteşemdi. Milletçe bir ve beraber olduğumuzu tüm dünyaya bir kez daha ilan ettik. Malazgirt Ovası’nda ebedî ve ezeli kardeşliğimiz yeniden tescillendi. Dün ise ASELSAN’ın Gölbaşı yerleşesindeydik, şirketimizin 50’nci yılında savunma sanayimiz adına üç gurur verici adımı aynı anda attık. Çelik Kubbe bileşeni sistemlerimizi envantere aldık, ASELSAN’a ait 14 tesisin açılışını gerçekleştirdik, ayrıca Oğulbey Teknoloji Üssü’nün temelini attık. İşte bugün de İstanbul Tersane Komutanlığımızdayız. İki gün sonra 30 Ağustos Zaferinin 103’üncü yıl dönümünü kutlayacağız, yani zafer haftamızın hakkını vererek en güzel şekilde idrak ediyoruz. Muhalefet gibi nümayiş yapmıyor, kuru gürültüyle, içi boş sloganlarla bu önemli günleri geçiştirmiyoruz, tam tersine her açıdan dolu dolu geçirmeye gayret gediyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Sevgili kardeşlerim, öncelikle sizin ve tüm gençlerimizin zafer haftasını tebrik ediyorum. Bu topraklar için kanlarını dökerek canlarını feda ederek Anadolu’yu bizlere yurt yapan şehit ve gazilerimizi rahmetle yâd ediyorum. Şurası bir gerçek ki, ne yaparsak yapalım onların haklarını asla layıkıyla ödemeyiz. Her şeyden önce bu ülke bize aziz şehitlerimizin kutsal emanetidir. Ay-yıldızlı bayrağımız onların fedakârlıkları sayesinde dalgalanıyor. Vatan toprakları üzerinde onların yüzü suyu hürmetine hayatımızı özgürce idame ettirebiliyoruz. Millet olarak tarih sahnesindeki varlığımızı yüzlerce yıldır yine onların sayesinde sürdürüyoruz. Rabbim hepsinden razı olsun, ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin. Ne diyor merhum Mehmet Akif: “Sen, şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı, verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.” Evet, sizler hepiniz şehit oğlusunuz, şehit torunlarısınız. KARŞIMDA ŞEHİTLERİN EMANETİNE SIKI SIKIYA SARILAN GENÇLİK GÖRÜYORUM Burada şunu da tüm samimiyetimle söylemek durumundayım: Şu an karşımda şehit ve gazilerin emanetlerine sıkı sıkıya sarılan şuurlu bir gençlik görüyorum. Şu an büyük ve güçlü Türkiye’nin temellerini atan, geleceğine sahip çıkan özverili bir gençlik görüyorum. Her yönüyle muhteşem, her açıdan muazzam, bilgisiyle, vizyonuyla, isteğiyle, tutkusuyla, hayranlık uyandıran bir gençliği karşımda görüyorum. İnanın sizlere bakınca Çaka Beyi, Umur Beyi, Kaptanıderya Barbaros Hayrettin Paşa’yı hatırlıyorum. Sizlere bakınca Oruç Reis’i, Piri Reis’i, Turgut Reis’i hatırlıyorum. Sevgili gençler, sizlere baktıkça gemileri karadan yürüten Sultan Fatih’in o keskin dehasını, cihana yön veren Sultan Selim’in o büyük zekâsını, Sina Çölü’nü 13 günde geçen Sultan Yavuz’un o kararlılığını görüyorum. Karşımdaki şu güzel topluluğa baktığımda emin olun Türkiye’nin parlak geleceğini görüyorum. Coşkunuz için, heyecanınız için teşekkür ediyorum. Milletimize verdiğiniz güven için her birinizi tek tek tebrik ediyorum. Sizin gibi köklerini bilen, misyonunu bilen, hedefe kilitlenmiş bir gençlikle yol yürüdüğüm için Rabbime sonsuz hamd ediyorum. TEKNOFEST Mavi Vatan’da gönüllerimizi buluşturan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza, T3 Vakfımıza, programda emeği geçen tüm kardeşlerime şükranlarımı iletiyorum. Maşallah çok güzel bir program hazırlamışlar, gençlerimiz vizyon kazandıracak pek çok etkinlik organize etmişler. Sualtı ve deniz aracı yarışmalarında interaktif gemi dizayn atölyelerine, forum ve konferanslardan eğitici ve eğlenceli sahne gösterilerine, velhasıl 4 gün boyunca devam edecek TEKNOFEST Mavi Vatan programının ülkemiz, milletimiz, bilhassa da siz gençlerimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Ürünleriyle, projeleriyle, eserleriyle TEKNOFEST Teknoloji Yarışmalarında maharetlerini sergileyecek tüm gençlerimizin gözlerinden öpüyor, hepsine ayrı-ayrı başarılar diliyorum. SAVUNMA SANAYİMİZ HER ALANDA DESTAN YAZIYOR Değerli misafirler, sevgili genç kardeşlerim; engellere rağmen inancın ve azmin neleri başardığını görmek isteyenler bugün açık söylüyorum, Türk savunma sanayine bakıyor. Ülkemizin iftihar vesilesi olan savunma sanayimiz, kelimenin tam anlamıyla her alanda destan yazıyor. Dostlarımız başarılarımızdan övgüyle bahsederken, hasımlarımız endişe ve telaş içinde bizi yakalamaya çalışıyor. Varsın uğraşsınlar, onlar koşacak, ama onlar bizi yakalayamayacak. Burada şunu iddiayla ifade etmek isterim: Bundan 100 yıl önce istiklal harbimiz nasıl ezilenlere umut aşılamışsa, savunma sanayi hamlelerimiz de bugün mazlumlara cesaret veriyor. Filistin’den Suriye’ye, Yemen’den Somali’ye, Sudan’dan Libya’ya nerede sıkıntı çeken bir kardeşimiz varsa Türkiye’nin başarılarıyla gurur duyuyor. Elbette bugünlere kolay gelmedik. Sevgili gençler; ne mi yaptık, olmaz diyenlere aldırmadık. Yapamazsınız diyenlere kulak asmadık. Hayal görüyorsunuz diyenlere prim vermedik. Hayalperest olmadık, ama hayal kurmaktan da asla vazgeçmedik. İnsanımıza güvendik, mühendislerimize, şirketlerimize, siz gençlerimize sonuna kadar güvendik. Sonuçta çok kısa sürede dünyanın gıptayla takip ettiği bir seviyeye geldik. Pazar günü inanıyorum ki sizler de Boğaz’daki geçit merasimini izlediniz. Avara komutuyla zafer yolculuğuna başlayan ve 24 Ağustos’ta dünyanın incisi İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilerimiz hepimizin göğsünü kabarttı. Çok maksatlı amfibi gemimiz TCG Anadolu, Barbaros sınıfı firkateynimiz TCG Oruç Reis, ilk millî firkateynimiz TCG İstanbul, ilk millî savaş gemimiz TCG Heybeliada, amfibi çıkarma gemimiz TCG Sancaktar, hayalet denizaltı gemimizin ikinci platformu TCG Hızır Reis, kılıç sınıfı hücum botumuz TCG Kalkan, mayın avlama gemimiz TCG Alanya gibi her biri donanmamızın caydırıcı gücü olan son teknolojiye sahip platformlarımızı oraya götürdük. Bu gemilerimizle birlikte Gazi Mustafa Kemal’in emaneti TCG Savarona da geçit törenimizde ilk kez yerini aldı. SAVARONA YILLARCA KADERİNE TERK EDİLMİŞTİ Sevgili gençler; bakınız Savarona yıllarca kaderine terk edilmişti. Genç cumhuriyetimizin bir dönemine tanıklık eden bu yat, maalesef bir ara kumarhane olarak da kullanılmıştı. Biz bunu aldık, aslına sadık kalarak baştan aşağı yeniledik ve mavi sularla tekrar buluşturduk. Gazi Mustafa Kemal’in “bir çocuğun oyuncağını beklemesi gibi bekledim” dediği yatını burada yakından görebileceksiniz. Yarışmalarda dereceye giren evlatlarımız ile şehit yakınları ve gazilerimiz ise Savarona gemisini ziyaret edebilecekler. Donanmamızın amiral gemisi ve dünyanın ilk SİHA gemisi olan TCG Anadolu’nun kapıları da ziyaretçilere açık olacak. Şimdi bunun bir büyüğünü yapıyoruz inşallah. Bununla kalmayacağız. Bize yakışan neyse onu da yapacağız. TCG Anadolu’da Bayraktar TB-2, TB-3 ve Kızılelma gibi insansız hava araçlarımızın yanı sıra ZAHA, Vuran, Kobra gibi zırhlı araçlarımız da yer alacak. TEKNOFEST ziyaretçileri Türk denizciliğinin nereden nereye geldiğini, bugün hangi yeteneklere sahip olduğunu böylece görme fırsatı bulacak. 8 YILDA 11 MİLYONA YAKIN ZİYARETÇİ AĞIRLADIK Sevgili gençler, değerli arkadaşlarım; biz savunma sanayimizi güçlendirirken, aynı zamanda genç kuşakların teknolojiye, dijitale, inovasyona, ilgisinde özellikle bunu artırmaya çalışıyoruz. TEKNOFEST’ler bu gayretlerimizin adeta sembolü haline geldi. İlkini 2018 yılında gerçekleştirdiğimiz TEKNOFEST’in bu sene yurt içinde 10’uncusunu, toplamda 12’incisini düzenliyoruz. 8 yılda yaklaşık 11 milyona yakın ziyaretçi ağırladık. 2025 senesinde birincisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde. İkincisi İstanbul’da olmak üzere iki TEKNOFEST tertip ettik. Toplam 63 yarışmaya 1,2 milyona yakın yarışmacı başvuru yaptı. TEKNOFEST’in her yıl gençlerimizin ilgisine daha fazla mazhar olmasını çok kıymetli görüyorum. Bütün bu rakamları aslında bizlere şunu söylüyor: TEKNOFEST gençliği özellikle bentleri tek tek yıkarak maşallah doludizgin geliyor. Bu ülkenin gençleri teknolojiye, araştırmaya, yeni şeyler keşfetmeye daha fazla merak sarıyor. Bu milletin pırıl pırıl evlatları Türkiye için hayal kurmaktan ve hayallerinin peşinden gitmekten asla vazgeçmiyor. Onca algı çalışmasına, dozu sürekli artırılan onca provokasyona, propagandaya rağmen gençlerimiz kendilerine güveniyor, inanıyor, yarınlarına umutla bakıyor. Şair Arif Nihat Asya’nın; Elde sensin, dilde sen. Gönüldesin, baştasın. Fatih’in İstanbul’u Fetih ettiği yaştasın. Dediği siz gençlerimizle kıvanç duyduğumu bilmenizi isterim. İstanbul merhum Mehmet Akif’in, üstat Necip Fazıl’ın, rahmetli Nurettin Topçu’nun ve daha nice fikir erbabımızın özlemini çektiği TEKNOFEST gençliğini bizlere yoldaş eden Rabbime şükürler olsun. Bu kutlu yürüyüşün, yani sancaktarı kim mi? Sizlersiniz. Sizler yükselen bir çağın öncüleri, Türkiye Yüzyılının mimarlarısınız. BÜYÜK DÜŞÜNÜN, BÜYÜK HEDEFLER BELİRLEYİN Şunu her bir genç arkadaşımın bilmesini istiyorum: Gelecek sizin, Türkiye sizin, hatta tüm dünya sizin. Sığ sularda bile yüzmekten acizlerin size hudut çizmesine asla izin vermeyin. Büyük düşünün, büyük hedefler belirleyin ve o hedeflere ulaşmak için yılmadan, yorulmadan, yıkılmadan yürümeye devam edin. Özgürlük istiyorsanız özünüze dönün. Adalet istiyorsanız medeniyetinize sarılın. Gelecek istiyorsanız mazinizle barışın. Şunu da lütfen hiçbir zaman unutmayın sevgili gençler: Sizler Sultan Alparslan’ın, Selahaddin Eyyubi’nin, Fatih’in torunlarısınız. Ne sömürgecilik, ne soykırım, ne zulüm şanlı tarihinde hiçbir leke olmayan çok büyük bir milletin çocuklarısınız. Başınızı her zaman dik tutmanızı sizlerden özellikle rica ediyorum. Her birinizden işte bu özgüvenle hareket etmenizi istirham ediyorum. Sizin özgüveniniz, sizin azminiz bu ülkenin en büyük teminatıdır. Göreceksiniz bugün attığınız küçük adımlar gelecekte büyük başarıların kapısını açacaktır. Bugün yaptığınız fedakârlıkların meyvelerini yarın hiç tahmin etmediğiniz alanlarda toplayacaksınız. Biz öncekilerden devraldığımız emaneti şanlı, şerefle taşıdık. Gençler olarak siz de bizden teslim alacağınız sancağı inşallah çok daha yükseklere çıkaracaksınız ben buna inanıyorum, size güveniyorum. İnşallah son nefesime kadar da güvenmeye devam edeceğim. Biliyorum ki siz varsanız her zaman umut var, gelecek var. Hani şair diyor ya; Yarın elbet bizim, Elbet bizimdir. Gün doğmuş, Gün batmış, Ebet bizimdir. Evet, yarınlar bizimdir, milletimizindir, Türkiye Cumhuriyetinindir. İçinde bulunduğumuz asrı Türkiye Yüzyılı yapana kadar durmayacak, inşallah sabırla, azimle, samimiyetle çalışacağız. En büyük eserimiz olarak terörsüz Türkiye’yi inşallah sizin için hayata geçireceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle hepinizi; bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Kahraman donanmamızın, kahraman mensuplarına Cenabı Allah’tan başarılar niyaz ediyorum. Savunma sanayinde adeta desten yazan firmalarımızı tekrar kutluyorum. TEKNOFEST Mavi Vatan’a katılan ve katkı sunan Savunma Bakanlığımıza, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza, Savunma Sanayi Başkanlığımıza, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfımıza ve diğer kurumlarımıza bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Kalın sağlıcakla. TR Teknoloji Takımı #TEKNOFEST #MAVİVATANTEKNOFEST #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

48,961 views • 1 year ago

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 views • 1 year ago