Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

🔵 #ARŞİV | Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: "Ermeniler başarsaydı ve o tarihte bir devlet kursalardı bugün soykırım diyecekler miydi? Boston'daki Taşnak arşivleri neden açık değil?, Boston'daki arşivler açıldığinda her sey ortaya çıkacak. Ermeniler durup dururken sürgün edilmediler."

30,157 Aufrufe • vor 3 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

*BOP PROJESİ* *Ve Saddam...* *Her şeyi anladığında vakit çoktan geçmişti. Ordu birlikleri savaşmadan sahayı teslim ettiler.* *Emperyalist ülkeler her zaman tarikatları kullanmışlardır, çünkü o tarikatları kuran yine kendileridir… Osmanlı topraklarında böyle milleti ve devleti aleyhine kullanılan tarikatlar İngilizler tarafından kurulmuştu. Bugün İsrail gizli hizmeti Türkiye’de 70 tane tarikat kurduğunu ve finanse ettiğini saklamıyor.* *Prof. Dr. Yavuz Kaya diyor ki:* *Bir kez daha düşünün! Bu ülkede;* *-Neden ağır bir ekonomik yıkım yaratıldı?* *-Neden varlıklarımız satıldı?* *-Neden altın rezervimize kadar ihtiyat akçemiz harcandı?* *-Neden inanılmaz bir dış borç yaratıldı?* *-Neden Londra mahkemeleri yetkili kılındı?* *-Neden maliyetinin çok üzerinde alt yapı çalışmaları yapıldı, 30 yıllık garantiler verildi, hem de enflasyona indeksli kur ile?* *-Neden Atatürk ismi silinmeye çalışılıyor?* *-Neden T.C. tabelaları kaldırıldı?* *-Neden sınır güvenliği yok ve vasıfsız milyonlarca sığınmacı ülkeye dolduruldu?* *-Neden bir demografik bozulma yaratıldı?!* *-Neden yetişmiş insan gücümüz yurt dışına sevk ediliyor ve çekiliyor?* *-Neden stratejik devlet kurumları yok edildi?* *-Neden, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi önlendiği halde rejim değişikliği yapılıp tek adam rejimine geçildi?* *-Neden Meclis’in üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ilkesi kaldırıldı?* *-Neden denetleme-dengeleme mekanizmaları kaldırıldı?* *-Neden vergilerimizin akibetinin hesabı sorulamıyor ve verilmiyor?* *-Neden Milli Güvenlik Güçleri sistemi değiştirildi?* *-Neden askeri okullar ve askeri hastaneler kapatıldı?* *-Neden bazı savunma sanayii kuruluşları satıldı ve üretim yapamaz hale getirildi?* *-Neden ülkenin telekomünikasyonu satıldı?* *-Neden eğitim sistemi laik sistem dışına çıkarıldı, teknik ortaöğretim bırakıldı, yıl sonu ve kademe bitirme sınavları kaldırıldı?* *-Neden ulus-devletin belkemiği olan orta ekonomik sınıf yok edildi?* *-Neden üniversitelerin kalitesi düşürüldü: yüksek öğrenime giriş maliyetli ve zor, diploma verip çıkartmak kolay?* *-Neden sağlık sistemi kötü işliyor, SGK fonlarını gereksiz tahlil ve ilaçlarla emiyor, sağlık görevlileri neden fazla nöbet ve çalışma karşılığında düşük ücretle çalıştırılıyor?* *-Neden Anayasa hükümlerine uyulmuyor, en hayatî konularda ülke neden KHK’lar ile keyfi uygulamalara tabi?* *-Neden uyuşturucu ve mafyanın merkezi olduk?* *-Neden bağlı olduğumuz AİHM kararları uygulanmıyor?* *-Neden tarikat ve cemaatler holdingleşip devlete yerleştirildi?* *-Neden ortak akıl devre dışı bırakıldı?* *-Neden yetişmiş insan gücümüzü kaybediyoruz?!* *-Neden üretim ekonomisinden vazgeçildi?* *-Neden kendimize yeten tarım ve hayvancılıkta, dışa bağımlı olduk?* *-Neden bu kadar çok gaz, petrol nadir element kaynakları keşfedilirken (!) enerjide dışa bağımlılık arttı?* *-Neden yıllar öncesinden bir Varlık Fonu oluşturuldu ve sorgulanamaz kılındı?! Yıllar öncesinden!… Neden İstanbul Finans Merkezi bir Enerji Hub’ı ile açılacak ve ülkemizin yeraltı zenginliklerinin pazarlaması buradan yapılacaktır?* *-Neden Biden ile başbaşa yapılan görüşmeye Dış İşleri diplomatları alınmadı ve hemen ardından sınırlarda “açık kapı” politikası ile genç erkek Afgan, Paki ve diğerleri akın akın ülkeye girmeye başladı?* *Tek cevap: Yıkıcı ve Bölücü Emperyalist BOP projesi işliyor? Görevlisi de işbaşında!* *Prof. Dr. Yavuz Kaya* #dolar ...

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

3,610,826 Aufrufe • vor 2 Jahren

NEDEN SES YOK? MHP Devlet Bahçeli Nihat Zeybekci 🇹🇷 Mustafa Kalaycı Erkan Akçay İsmet Büyükataman Prof.Dr.Kamil Aydın E. Semih Yalçın Muhammed Levent BÜLBÜL Prof. Dr. Mevlüt KARAKAYA🇹🇷 Hilmi DURGUN İsmail ÖZDEMİR 🇹🇷 Özgür Bayraktar Prof. Dr. Esma Özdaşlı Murat KOTRA Mustafa Çavuş MHP Mustafa Ertekin Osman Gür Yavuz Tellioğlu Fatih ÇETİNKAYA Prof. Dr. Hasan Kalyoncu MEHMET FENDOĞLU 🇹🇷 İsmail Faruk Aksu İlyas TOPSAKAL Sadir Durmaz 🇹🇷 Ahmet Selim Yurdakul Yaşar Yıldırım Tamer Osmanağaoğlu Ali Uçak Siyasette sözün bittiği, alın terinin yok sayıldığı, çocuk yaşta sanayide ve atölyelerde dökülen emeğin görmezden gelindiği günlerden geçiyoruz. Son olarak Sayın Nihat Zeybekci’nin, üretim çarklarının arasında çocukluğunu bırakan bizleri hedef alan açıklamaları, çalışma barışına ve vicdanlara derin bir yara açmıştır. Sayın Zeybekci, devletin o dönemde bizleri yalnızca başımıza bir kaza bela gelmesin diye sağlık yönünden sigortaladığını iddia etmiş; anayasal hakkımız olan yasal sigorta başlangıcı gerçeğini ise "gelecek nesillerin imkan ve kaynaklarına göz dikmek" gibi son derece ağır, kırıcı ve haksız bir ithamla etiketlemiştir. Buradan açıkça ilan ediyoruz: Bizler, kimsenin hakkına gözdiken, gasp eden değil, bu ülkenin sanayisini ayakta tutan, üretimini sırtlayan asıl unsurlarız! Bize o dönemde devletimiz tarafından verilen sigorta kartları ve sicil numaraları, birer hatıra belgesi değildir. Biz o tezgahlarda sadece izleyici olarak da durmadık; ağır çalışma koşullarında, tehlikeli işlerde, kaza ve meslek hastalığına yakalanma pahasına, ağır bedeller ödeyerek bir işçi gibi fiilen ter döktük, ürettik, katma değer sağladık, emek verdik. Bugün beklediğimiz şey kimseden bir ayrıcalık koparmak değil, bizzat fiili çalışmamızın karşılığı olan mutlak bir hak teslimidir. Bizler gelecek nesillerin kaynaklarına göz dikmedik; tam aksine, çocukluğumuzu feda ederek bu ülkenin geleceğini kendi ellerimizle inşa ettik! Hal böyleyken; her fırsatta "Önce ülkem ve milletim" diyen, Türk milletinin asli unsuru olan işçinin, emekçinin ve dar gelirlinin yanında durduğunu ifade eden Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu ağır ithamlar karşısında büründüğü derin sessizlik, bizleri Sayın Zeybekci'nin sözlerinden daha fazla yaralamaktadır. Oysa bizler çok iyi biliyoruz ki; 2018 yılından bu yana seçim beyannamelerinde, meclis kürsülerinde, grup toplantılarında ve bütçe görüşmelerinde bu haklı mücadelemize destek veren Milliyetçi Hareket Partisi değil miydi? Yine bir grup toplantısında kürsüden tüm Türkiye'ye seslenerek, "Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarına el uzatılsın" diyen bizzat Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli değil miydi? Geçmişte bu hakkın teslimi için irade beyan eden, sözleriyle umut olan Sayın Devlet Bahçeli’ye ve değerli MHP Milletvekillerine bugün açıkça soruyoruz: Mhp'den Neden SesYok ? Milyonlarca vatan evladının emeği, alın teri ve fiili çalışması bir siyasetçi tarafından "kaynaklara göz dikmek" olarak nitelendirilirken, MHP bu haksızlığa neden itiraz etmiyor? Nihat Zeybekci’nin açıklamalarına karşı neden Milliyetçi Hareket Partisi sıralarından hak teslimi mücadelemize tek bir destek, tek bir itiraz cümlesi yükselmiyor? Sessizlik, çoğu zaman onaylamaktır. Bizler, emeği kutsal sayan bir siyasi geleneğin bu haksız söylemleri onaylamadığına inanmak istiyoruz. Ancak bu inancımızın sahada karşılık bulması için artık güçlü bir ses, net bir duruş bekliyoruz. Emeğin, alın terinin siyaseti olmaz; adaleti olur. Fiilen çalışılan yılların yok sayılan milyonların sesini duymak, milliyetçi ve toplumcu bir duruşun vefa borcudur. Gelin, bu sessizliği bozun. Dün meclis kürsülerinde verdiğiniz sözleri hatırlayın. Çocuk yaşta devletine güvenip eline anahtar alan, pas ve yağ içinde bu ülkeye değer katan evlatlarınızı bugün sahipsiz bırakmayın. Gerçek dışı ithamlara karşı bizimle omuz omuza verin. Biz buradayız, hakkımızın peşindeyiz ve soruyoruz: Neden ses yok? Saygılarımızla, Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu 🇹🇷 #StajyerÇırak #GaspçıDeğil #MhpNedenSesYok

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

12,478 Aufrufe • vor 3 Monaten

ÖLÜMLE BURUN BURUNA GÖREV YAPANLARI YOK SAYMANIN NE OLDUĞUNU, O YOK SAYDIKLARINIZIN, DEMOKRATİK İRADELERİNİ KULLANDIKLARI GÜN GÖRECEKSİNİZ... Son dönemde dile getirilen söylemler, bu devletin güvenliğini her gün kendi canı pahasına sağlayan polis ve askerin fedakârlığını görmezden gelmenin ötesinde, neredeyse inkâr eden bir tutumu gözler önüne sermektedir... Bugün o saydığınız yüksek makam koltuklarında oturanların hangisine 70 bin TL maaş verilip, silahını al, canını ortaya koy ve Hendek olaylarında olduğu gibi terörle mücadelede en ön safta yer al teröristlerle çatış dediğinizde hiç düşünmeden gelir...? En ağır riskleri üstlenen polis ve askerin tereddütsüz geldiği ortada olmasına rağmen, bu insanların maruz kaldığı ekonomik, psikolojik ve sosyal yıpranmalar sürekli olarak böyle görmezden gelinmekte ve örtbas edilmektedir...!!! Polis ve askerin geçim sıkıntısıyla boğuştuğu, ağır çalışma koşullarının ruhsal çöküntü yarattığı ve onlarca, yüzlece polis ve askerin hayatına son verecek çaresizliğe sürüklendiği ortada dururken, bu tablo karşısındaki kayıtsızlık artık sıradan bir ilgisizlik değil; devlet aklıyla bağdaşmayan ciddi bir yönetim zaafıdır... Bu gerçeklerin bile bile yok sayılması, polis ve askerin yaşadığı bunca sıkıntıların görmezden gelinmesi polis ve askerin nazarında derin bir kırılma yaratmıştır.... Mevcut bu duyarsızlığın, demokratik süreçlerde güçlü, sarsıcı ve açık bir karşılık bulacağı artık tartışmaya kapalı bir gerçek olduğunu açıkça ifade etmek isteriz... Zira bu ülkenin güvenliğini fedakarca omuzlayanların sesi, er ya da geç, demokratik iradede yankısını bulacaktır... KOLLUK-DER #polis

KOLLUK-DER

36,275 Aufrufe • vor 8 Monaten

📢 EMADDER – ADALETİN GERÇEK SESİ EKRANLARDA! Sonsöz Gazetesi YouTube Programı – Ebru Güngör & Dilek Ete’ye Teşekkürlerimizle Dilek ETE Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sonsöz Gazetesi YouTube programında, Sayın Ebru Güngör ve Sosyal Güvenlik Uzmanı Sayın Dilek Ete, milyonların görmezden gelinen gerçeğini cesurca dile getirdi. Dilek Ete’nin, ⚡ “Bir gün farkla 17–20 yıl bekletmek hukuk ve vicdan dışıdır.” ⚡ “Kademeli emeklilik bekleyenler haklıdır.” ⚡ “Adalet duygusu zedelenirse sistem çöker.” sözleri, EMADDER’in üç yıldır mücadele ettiği adaletsizliği tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Bugün ekranlarda söylenen her kelime, 📌 1999–2008 arası çalışanların yok sayıldığını, 📌 Aynı primi ödeyen insanların bir nesil geriye itildiğini, 📌 Sosyal devlet ilkesinin zedelendiğini bir kez daha kanıtlamıştır. Bu mücadeleyi görünür kılan Sayın Ebru Güngör’e ve hakikati açık yüreklilikle ortaya koyan Sayın Dilek Ete’ye EMADDER ailesi adına teşekkür ederiz. ✊ Adalet kaçınılmazdır. Ve o adaleti getirecek olan EMADDER’in kararlı mücadelesidir. Ebru Güngör instagram adresi: Youtube: Emeklilikte Adalet Derneği EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ #KademeKülfetDeğilHak DİSK Eğitim-Bir-Sen sendika.org Memur-Sen HAKİŞ KONFEDERASYONU KESK SAĞLIK-SEN Eğitim Sen TÜRK-İŞ ILO Türkiye International Labour Organization

EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️

16,494 Aufrufe • vor 8 Monaten

Bazı tivitlerim WhatsApp gruplarında paylaşılıyor, aydınlanma başladı... 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Neden Osmanlı’da Müslüman Türkler fakir, gayrimüslimler zengindir? Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı, Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu.” 2. Neden Anadolu’daki Türkler İstanbul’a (o zamanki adıyla Konstantinopolis) gitmek için bulunduğu şehrin eşrafından, ağasından, beyinden, borcu olmadığına ve geri döneceğine dair iki kefilli Muhtesip vizesi istenirken, bu vize Yunandan, Ermeniden, Yahudiden ve diğer gayrimüslimlerden istenmezdi? 3-Neden Boğaz’ın iki yakasındaki yalılarda, köşklerde, Marmara Denizi’nin çevresindeki yalılarda, köşklerde bir tane Müslüman Türk yaşamıyordu? 4. Neden Osmanlı Bankası dahil 12 bankanın sahipleri Yunan, Ermeni vb. iken Türkler bankada işçi olarak bile çalışamıyordu? Duruma istisnai bir tepki olarak Mithat Paşa Ziraat Bankasını (Sırbistan'daki Memleket Sandıklarından) kurmuş, sonra da Mithat Paşa Taif’e (Arabistan’da) sürgün edilip zindanda boğdurulmuştur! 5. Neden Anadolu’da doktor, eczacı, hatta köy bakkalları bile Yunan veya Ermeniydi? 6. Neden Türkler 10 yıl, hatta 15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Yunan ve Ermeniler askerlikten muaf tutulmuştu? Bu durumun ticaret, sanat ve her türlü faaliyetten Türklerin dışlanmasına yol açtığı bilindiği halde sürdürülmüştür!? 7. Neden Osmanlı’da Tanzimat aydınları, “Bu alfabe bizi cahil bıraktı, Latin alfabesine geçelim,” diye 80 yıl boyunca İlbasan kongreleri düzenliyorlardı? Zaten tapu daireleri, telgraf ve saraydaki bazı yazışmalar ve mektuplar Latin alfabesiyle yapılıyor, örneğin 1795 tarihinde Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektup Latin alfabesiyledir. Durum böyle iken, Anadolu’daki Türkmen-Oğuzlara, Müslüman Türklere neden Arap ve Fars harfli uyduruk Osmanlıca dayatılmıştır? 3-Osmanlı’da en az 80 yıl boyunca Osmanlı alfabesinden kurtulma çalışmaları yapılmış iken, neden alfabe bir gecede değişti yalanını yaydılar? Doğrusu, bu süreç 80 yıl + 1 gecedir. Bir Amerikalı gazeteci Atatürk’e der ki: “Neden milletin alfabesini değiştirip cahil bıraktınız?” Bilge Atatürk de cevaben der ki: “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.” 8. Neden Cumhuriyet idaresi “Bulgarlara Osmanlı Arşivi’ni sattı” yalanını yayarlarken, AKP döneminde Milli Kütüphane’nin içinde çok kıymetli el yazması eserlerin de bulunduğu 147 ton tarihi eseri Hurdasan’a kilosu 50 kuruştan sattıklarını söylemiyorlar? Kaldı ki, Bulgaristan’a Yunan, Arnavut, Karaman, Memlûk veya Makedon arşivini vermediler, kendi arşivini verdiler. Onlar da bunu çöpe atmadılar, bilakis güzelce tasnif edip Türkçe dahil 8 dile çevirdiler ve dünyaya açtılar. 9. Neden Cumhuriyet idaresinin camileri yıktığı ve Kur’an’ı yasakladığı yalanını yayarken, sözde Halife Padişah Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni parayla gayrimüslimlere satıp, İstanbul’un göbeğine Papa heykeli diktiğini söylemiyor, yazmıyorlar? 4-Yine Bilge Atatürk’ün, Sultan Vahdettin’in sattığı bu camiyi Yunanlardan satın alıp tadilat yaptırarak cami olarak ibadete açtığını niye yazamıyorlar? Hatta savaşta tahrip edilen diğer 138 camiyi de tamir edip ibadete açtığını neden yazmıyorlar? Yine Niğde, Aksaray gibi pek çok yerde kiliseleri de camiye çevirdiğini yazamıyorlar!? 10. Sonuç: Yemen’den Fizan’a bitmek bilmeyen savaşlarda ömür tüketen, kırılıp yok edilen Anadolu’daki Türk kimin umurundaydı? Hiç Yemen Ağıtı dinlediniz mi? Dinleyin lütfen… (1) Yemen Türküsü – Sümeyra Cakir ve Ruhi Su – YouTube Sizce bu sorularıma dürüstçe, eğip bükmeden cevap verecek bir tarihçi çıkar mı? Bahtiyar Aydın Eski Çağ Tarihi Uzmanı Not: Dönme/Devşirmelerin kontrolüne geçmiş bir devlet yapısından/yönetiminden asli kurucu unsur olan Türk'ü söz sahibi yapması beklenemezdi durum bunu gösteriyor... Üstteki yazım WhatsApp gruplarından bana da geldi. Geçmiş olsun Çepni Boydaşım #NihatGenç ADAMDIR🧿

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

419,958 Aufrufe • vor 1 Jahr

Yürek yangın yeri..! Recep Tayyip Erdoğan Numan Kurtulmuş Cevdet Yılmaz Prof. Dr. Vedat Işıkhan Yusuf Tekin Yılmaz TUNÇ Mehmet Simsek AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı Mustafa Demir 🇹🇷 AK Parti Teşkilat Başkanlığı Ahmet Büyükgümüş T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Prof.Dr.Vahit Kirişci Bekir KARACABEY Milli Parklar Orman Mühendisleri Odası Abdulkadir Polat Ahmet Bağcı AFAD ibrahim yüzer T.C. İletişim Başkanlığı Devlet Bahçeli Mustafa Kalaycı Erkan Akçay İsmet Büyükataman Dr.İzzet Ulvi YÖNTER Prof.Dr.Kamil Aydın E. Semih Yalçın Muhammed Levent BÜLBÜL Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Melih Meriç Cemal Enginyurt Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU Ömer Fethi Gürer Av.Mahmut TANAL Dr. Erhan Usta Faik Öztrak Veli Ağbaba Engin ALTAY Buğra Kavuncu Lütfü Türkkan Turhan Çömez Şenol Sunat Selçuk Türkoğlu Suat KILIÇ Murat Şahin Alev sadece ormanı yakmaz, bir neslin umutlarını da kül eder. Son zamanlarda dört bir yanımızı saran yangınlar, sadece doğayı değil, vicdanlarımızı da yakmaktadır. Bizler, Staj ve Çıraklık Mağdurları Federasyonu olarak, bu ateşin tam ortasında kalanların sesi olmak istiyoruz. Bu ülkenin gençleri, yıllar önce eğitim adı altında fabrikalarda, atölyelerde, iş yerlerinde alın teri döktü. Stajyer, Çırak dediler bize... Ama ne bir öğrenci gibi korunduk ne de bir çalışan gibi hakkımız verildi. Ve şimdi görüyoruz ki sadece elimiz değil, yüreğimiz de yanmış yıllarca. Bugün ormanlar yanıyor… Dün ise biz yandık sessizce. Çünkü haksızlıklar görünmez bir yangındır. Çünkü hak gaspları bir ülkenin gençliğini küle çevirir. Biz diyoruz ki: Yangınlar sadece doğada değil, adaletsizlikle yan yana duran her kurumda, her uygulamada da çıkar. Bir ormanı yeşertmek nasıl yıllar alıyorsa, bir gencin umudunu yeniden inşa etmek de o kadar zordur. Ama yine de susmuyoruz. Çünkü biliyoruz ki; Yanan ormanlar yeniden yeşerir, Ama yanan bir yüreği adalet söndürür. Bu farkındalık çağrımızla bir kez daha haykırıyoruz: Stajyer ve çıraklar da emektardır. Yanmamış bir gelecek istiyoruz. Yeşeren bir Türkiye için hem doğayı, hem emeği koruyalım. Ülkemiz Yangın Yeri #StajyerÇırağınYüreğiYandı

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

13,901 Aufrufe • vor 1 Jahr

NEDEN DİYE HİÇ DÜŞÜNDÜK MÜ? 1. Neden Osmanlı’da Müslüman Türkler fakir, gayrimüslimler zengindir? Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı, Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu.” 2. Neden Anadolu’daki Türkler İstanbul’a (o zamanki adıyla Konstantinopolis) gitmek için bulunduğu şehrin eşrafından, ağasından, beyinden, borcu olmadığına ve geri döneceğine dair iki kefilli muhtesip vizesi istenirken, bu vize Yunandan, Ermeniden, Yahudiden ve diğer gayrimüslimlerden istenmezdi? 3. Neden Boğaz’ın iki yakasındaki yalılarda, köşklerde, Marmara Denizi’nin çevresindeki yalılarda, köşklerde bir tane Müslüman Türk yaşamıyordu? 4. Neden Osmanlı Bankası dahil 12 bankanın sahipleri Yunan, Ermeni, Yahudi iken Türkler bankada işçi olarak bile çalışamıyordu? Duruma istisnai bir tepki olarak Mithat Paşa Ziraat Bankası‘nı (Memleket Sandıkları) kurmuş, 4 yıl sonra da Mithat Paşa Taif’e (Arabistan’da) sürgün edilip zindanda boğdurulmuştu! 5. Neden Anadolu’da doktor, eczacı, hatta köy bakkalları bile Yunan veya Ermeniydi? 6. Neden Türkler 10 yıl, hatta 15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Yunan ve Ermeniler askerlikten muaf tutulmuştu? Bu durumun ticaret, sanat ve her türlü faaliyetten Türklerin dışlanmasına yol açtığı bilindiği halde sürdürülmüştür!? 7. Neden Osmanlı’da Tanzimat aydınları, “Bu alfabe bizi cahil bıraktı, Latin alfabesine geçelim,” diye İlbasan kongreleri düzenliyorlardı? (Zaten tapu daireleri, telgraf ve saraydaki bazı yazışmalar ve mektuplar Latin alfabesiyle yapılıyor, örneğin 1795 tarihinde Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektup Latin alfabesiyledir.) Durum böyle iken, Anadolu’daki Türkmen-Oğuzlara, Müslüman Türklere neden Arap ve Fars harfli uyduruk Osmanlıca dayatılmıştır? Osmanlı’da en az 90 yıl boyunca Osmanlı alfabesinden kurtulma çalışmaları yapılmış iken, neden alfabe bir gecede değişti yalanını yıllarca yaydılar? Doğrusu, bu süreç 90 yıl + 1 gecedir. 🔽Detay 🔽 Bir Amerikalı gazeteci Atatürk’e der ki: “Neden milletin alfabesini değiştirip cahil bıraktınız?” Bilge Atatürk de cevaben der ki: “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.” (Bkz. Murat Bardakçı video ekte) 8. Neden Cumhuriyet idaresi “Bulgarlara Osmanlı Arşivi’ni sattı” yalanını yayarlarken, AKP döneminde Milli Kütüphane’nin içinde çok kıymetli el yazması eserlerin de bulunduğu 147 ton tarihi eseri Hurdasan’a kilosu 50 kuruştan sattıklarını söylemiyorlar? Kaldı ki, Bulgaristan’a Yunan, Arnavut, Karaman, Memlûk veya Makedon arşivini vermediler, kendi arşivini verdiler. Onlar da bunu çöpe atmadılar, bilakis güzelce tasnif edip Türkçe dahil 8 dile çevirdiler ve dünyaya açtılar. 9. Neden Cumhuriyet idaresinin camileri yıktığı ve Kur’an’ı yasakladığı yalanını yayarken, sözde Halife Padişah Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni parayla gayrimüslimlere satıp, İstanbul’un göbeğine Papa heykeli diktiğini söylemiyor, yazmıyorlar? Papa 15. Benoit’in heykeli 1921’de Harbiye’deki St. Esprit Kilisesi’nin bahçesine dikilmiştir. O dönemin parasıyla 6.980 liraya mal olan heykel için Halife Padişah Sultan Vahdettin de 500 Osmanlı Lirasıyla sponsor olup destek verdi. Heykel İtalyan heykeltıraş Quattrini tarafından yapıldı. Yine Bilge Atatürk’ün, Sultan Vahdettin’in sattığı bu camiyi Yunanlardan satın alıp tadilat yaptırarak cami olarak ibadete açtığını niye yazamıyorlar? Hatta savaşta tahrip edilen diğer 138 camiyi de tamir edip ibadete açtığını neden yazmıyorlar? Yine Niğde, Aksaray gibi pek çok yerde kiliseleri de camiye çevirdiğini yazamıyorlar!? 10. Sonuç: Yemen’den Fizan’a bitmek bilmeyen savaşlarda ömür tüketen, kırılıp yok edilen Anadolu’daki Türk kimin umurundaydı? Hiç Yemen Ağıtı dinlediniz mi? 1 dakika ayırıp dinleyin lütfen Sizce bu sorularıma dürüstçe, eğip bükmeden cevap verecek bir tarihçi çıkar mı? Bahtiyar Aydın Eski Çağ Tarihi Uzmanı

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

978,471 Aufrufe • vor 9 Monaten

100 Yılın Ayıbı Artık Son Bulmalı… Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan Dijital Medya Cevdet Yılmaz Numan Kurtulmuş Mehmet Uçum Oktay SARAL Ejder AÇIKKAPI🇹🇷 Mahinur Özdemir Göktaş Orhan Ateş Dr. Hasan Arslan Abdullah Erdem Cantimur Zeki Korkutata Prof. Dr. Vedat Işıkhan Vedat Bilgin Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Dr. Nazım Maviş Dr. Leyla Şahin Usta 🇹🇷 Doç. Dr. Resul Kurt Vedat Bilgin Prof.Dr.Kürşad ZORLU Ahmet Büyükgümüş Mehmet Simsek Feyzi Berdibek🇹🇷 Yusuf Tekin Mehmet Emin Öz Zehranur Aydemir Radiye Sezer KATIRCIOĞLU Cemil YAMAN Mehmet Akif YILMAZ Sadettin HÜLAGÜ Veysel TİPİOĞLU🇹🇷 AK Parti Av. Özlem Zengin 🇹🇷 ERCAN ÖZTÜRK 🇹🇷 Kemal Karahan Latif Selvi Ibrahim Ufuk Kaynak Rukiye Genç Toy Yılmaz Büyükaydın T.C. Cumhurbaşkanlığı T.C. İletişim Başkanlığı AK Parti T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı AK Parti Yerel Yönetimler Başkanlığı TBMM AK Parti Grup Başkanlığı AK Parti Teşkilat Başkanlığı Bu ülkede daha çocuk yaşta üretime katıldık. Okul sıralarından çıkıp atölyelere, fabrikalara, dükkânlara koştuk. Sabahın karanlığında mesaiye başladık, akşam yorgunlukla eve döndük. Çırak dediler, stajyer dediler… Ama iş söz konusu olduğunda bizi çalışan gibi gördüler. Bugün ise aynı yıllar yok sayılıyor. Alın terimiz kayıtlarda var, ama haklarımızda yok! Prim yatırıldı denildi, fakat emeklilik hesabına gelince “başlangıç sayılmaz” denildi. Bugün bile stajyerlikten ve mesleki okulların öneminden söz edilirken, yapılan kısa kol sigorta uygulamasının doğurduğu hak gaspından ve emek sömürüsünden bahsedilmiyor. Bu bilinçli şekilde sürdürülen bir uygulama olarak vicdanları yaralamaktadır. Soruyoruz: Fiilen çalıştırılan bir gencin emeği nasıl yok hükmünde sayılır? Üretime katılan, ekonomiye katkı sağlayan, meslek öğrenirken iş gücü olarak kullanılan insanlar neden sosyal güvenlik başlangıcına dâhil edilmez? Bu mesele bir teknik düzenleme değil; Bu mesele hayatı boyunca çalışan insanların gasp edilen yıllarıdır. Ertelenen emekliliklerdir. Değiştirilen hayat planlarıdır. Devlete güven duyan milyonların hayal kırıklığıdır. Erken yaşta çalışmayı teşvik edip, zamanı gelince o çalışmayı yok saymak sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Biz ayrıcalık değil, adalet istiyoruz. Yeni bir hak değil, geçmişte verilmiş emeğin teslim edilmesini istiyoruz. Staj ve çıraklık döneminde geçen sürelerin 4A sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesini istiyoruz. Görmezden gelinen her gün, büyüyen bir mağduriyettir. Bu ses duyulana kadar susmayacağız. 100 Yılın Ayıbı #StajÇıraklıkSigortasıMağdurlarınaSahipÇıkılmıyor

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

143,737 Aufrufe • vor 5 Monaten

Çırak, Stajyer Yanında Olanı Unutmayacak...! CHP 🇹🇷 İYİ Parti Yeniden Refah Partisi Anahtar Parti Gelecek Partisi DEVA Partisi Saadet Partisi Demokratik Sol Parti Demokrat Parti Zafer Partisi Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Yavuz Ağıralioğlu Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Mahmut Arıkan Önder Aksakal Gültekin Uysal Ümit Özdağ Ömer Fethi Gürer Cemal Enginyurt Melih Meriç Prof. Dr. Mühip Kanko Av.Mahmut TANAL Dr. Erhan Usta Levent Gök Bülent Tezcan M. Akif Hamzaçebi Sezgin Tanrıkulu Ednan Arslan Ali KEVEN Süleyman Girgin Kemal Kılıçdaroğlu Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU Engin ALTAY Lütfü Türkkan Turhan Çömez Dr. Ayyüce Türkeş Taş Hayati Çetin Hasan BİLİCİ Şenol Sunat Mehmet Akif Cenkci Burhanettin Kocamaz Selçuk Türkoğlu Doğan Bekin Mehmet Aşıla Suat KILIÇ Murat Şahin Biz kimseden fazla bir şey istemedik… Ne ayrıcalık, ne torpil, ne de alkış bekledik. Sadece emeğimizin hakkı verilsin istedik. Bir sabah uyandığımızda bugün de adalet sessiz dememek için, her gün biraz daha inandık, biraz daha sabrettik. Yıllardır hakkımızı anlatmaya çalışıyoruz. Belki sesimiz bazen duyulmadı, bazen duymak istemeyenler oldu. Ama biz yılmadık. Çünkü biz, yüreğiyle direnen bir topluluğuz. Birbirimize omuz olduk, teselli olduk, umut olduk. Biliyoruz… Devran bir gün dönecek. Ve o gün geldiğinde kim bizimle yürüdüyse, kim inancını yitirmediyse, kim yüreğini ortaya koyduysa, biz onu hiç unutmayacağız. Bu yol, sadece bir hak arayışı değil. Bu yol, alın terinin, emeğin, adaletin yoludur. Kimseye kızgın değiliz… Ama kırgınız — çünkü yıllar geçti, biz hâlâ aynı yerde sayıyoruz. Bizi unutanlara inat, biz birbirimizi unutmadık. Her gün biraz daha kenetlendik, biraz daha büyüdük. Biz hâlâ buradayız. Bugün sesimiz belki kısık, belki yorgunuz ama yılmadık. Çünkü biliyoruz, hak gecikir ama kaybolmaz. Bir gün bu ülke, stajyerin emeğini, çırağın hakkını teslim edecek. Ve o gün geldiğinde, biz alnımız açık, vicdanımız rahat diyeceğiz. Biz sabrettik. Biz inandık. Biz yanımızda olanı unutmadık. Adalet gecikse de gelecek. Ve geldiğinde, kimseyi dışlamadan, kimseyi suçlamadan, sadece hakkı teslim etmenin huzuruyla birbirimize sarılacağız. Çünkü biz; birbirini unutmayanların, hakkı ararken yorulsa da vazgeçmeyenlerin, ve devran dönse de kalbi temiz kalanların hikâyesiyiz. Devran Dönecek #ÇırakStajyerYanındaOlanıUnutmayacak

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

30,033 Aufrufe • vor 10 Monaten

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 Aufrufe • vor 11 Monaten

■ İkinci Dünya Savaşına girmemekle birlikte , Türk ordusu BU SAVAŞ SÜRECİNDE 28.749 asker hayatını kaybetmiştir. ■ Emekli Amiral Türker Ertürk : İRAN’A müdahale geliyor. Arkasından Türkiye,Pakistan, Suudi Arabistan VE Mısır . İran’a yönelik ABD-İsrail müdahalesi artık kaçınılmaz durumda. Her an başlayabilir. ■ İstanbul Şişli'de bir çöp konteynerinde kafası olmayan kadın cesedi bulundu. (DHA) ■ Hatay'da 17 yaşındaki Fatih G., okul bahçesinde av tüfeğiyle vurulmuş halde ölü bulundu. ■Araplara ihanet ettiği ve İsrail ile birlikte Müslümanlara eziyet ettiği iddiası nedeniyle BAE Emiri Muhammed bin Zayed'e suikast düzenleneceği bildiriminin alındığı iddia ediliyor. Dubai'de terör saldırısı ihtimali nedeniyle de turistlerin gelmemeye başladığı ve güvenlik önlemlerinin artırıldığı duyuruldu. ■ Romanya ve Moldova, “tek bir ülke haline gelmek” ve yeniden tek bir devlet olmak için birleşmeyi görüşüyor. Moldova, referanduma gitmeyi düşünüyor. ■ Meclis'te bir skandal yaşandı, kamuyla iş yapan yandaş firmaların 70 milyar liralık borçları affedildi." ■ Sağlık sektörüne sızan,fikir babası Apo olan “jin jiyan azadî” sloganı üzerinden PKK propagandası yürüten unsurlar ciddi bir sorun hâline gelmiştir. İşe girene kadar suskun kalan bu kişiler, kurum içinde yer edindikten sonra gerçek niyetlerini açığa çıkararak açıkça bölücü propaganda yapmaktadır. ■ Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu çok önemli bir mevzudan bahsediyor! " Türkiye’de altın madenciliğinden kazanılan paranın ülkemize kalan oranı sadece %0,9. Şu an biz altını çıkaramıyorsak, %99’unu başkası kazanıyorsa niye çıkarıyoruz o zaman?” (YouTube-Hilmi Hacaloğlu) ■ Fikir babası terörist başı Apo olan “jin jiyan azadî” sloganı üzerinden PKK propagandası olarak başlatılan, Saç örme kampanyasına Peşmerge başı Mesut Barzani’de katıldı. ■İstanbul'da terör örgütü YPG'ye destek eyleminde konuşan terör destekçisi kadın: " Devlet üstümüze geliyor, artık boyun eğmeyeceğiz." diyerek tehditler savurdu. ■ Melih Gökçek’in, 801 milyon dolar 💵 harcadığı Ankapark'taki dinozorlar için gerçek fiyatının tam üç katı ödeme yaptığı ortaya çıktı. (Sözcü Deniz Ayhan) ■ Murat Ağırel : Devlet hastanesinde sahte doktor skandalı… Sahte belgelerle tıp fakültesine girenler, mezun olanlar ve bir devlet hastanesinde hasta muayene eden “doktor”… Dosya dosya ortaya çıkıyor. Sahte e-imza davasından sonra şimdi de yurt dışı üniversiteler üzerinden yapılan sahte diploma ve yatay geçiş skandalını açıkladı . ■ Dün İzmir’de 25 yaşında katledilen ve ölürken insanlardan yardım isteyen Gözde Akbaba’yı öldüren katilin Lokman Etken olduğu ortaya çıktı. ■ Japonya'da internet bağlantı hızı rekoru kırıldı: "402.000.000" Megabit. Bu hız, ülkemizdeki ortalama internet hızının "8 milyon 760 bin" katına denk geliyor. ■ Bir doktor, sigara konusunda alışılmadık bir tavsiyede bulundu: "15-20 yıldır sigara içiyorsanız bırakmayın. Vücudunuz nikotin direncine alışarak ona göre bir bağışıklık gerçekleştiriyor." Bıraktığınız anda mevcut bütün hastalıklar ortaya çıkacak." ■ Vladimir Putin: Batı'nın elitleri; midelerini insan etiyle, ceplerini ise parayla doldurmaya alışmışlar ve uluslararası ilişkilerdeki mevcut haksız düzeni dondurmaya çalışıyorlar. Ama şunu unutmasınlar ki Vampir balosu sona eriyor. ■ "ABD’de bir ICE ajanı, protestolarda polis müdahalelerini izlemekle görevli bir gözlemcinin aracının fotoğrafı çekti. -Gözlemci: Neden arabamın fotoğrafını çektiniz? +Ajan: Küçük bir veritabanımız var ve artık seni iç terörist olarak görüyoruz. İyi eğlenceler." ■ "Çin Ordusu, şehir savaşlarında yoğun ve yıkıcı dron çatışmalarına hazırlık yapmaya başladı." ■ "Hollanda’nın başkenti Amsterdam, kamuya açık alanlarda tüm et reklamlarını yasakladı.Gerekçe: Daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik etmek." ■ ABD’li yetkili: “ABD askerlerini Suriye hükümetiyle SDG arasındaki çatışmaların ortasında bırakmak istemiyoruz.” -The War Zone- #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #DonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

22,239 Aufrufe • vor 6 Monaten

BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ! Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir. Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok! Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür. Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz! Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır! “Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir? Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir? Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz! Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez. Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır! Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir. DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok. Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı, Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var, Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var, Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar. Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz! Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir. Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir! Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez! ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR “Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir. Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır. Şimdi asıl soruyu soruyoruz: Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir? Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur! “DEMOKRATİK CUMHURİYET” DEDİKLERİ HANGİ CUMHURİYETTİR? Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir. İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz! Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir. Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır. Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır! TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez. Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor. Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır. Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur. TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir. Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır! TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor. Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor! Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz! Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz! Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır. Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz. Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder. Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir. Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil. Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz! Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükûmetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir. SEVRİN ÇOCUKLARINA SESLENİYORUZ; TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SAHİBİ TÜRK MİLLETİDİR! BİZLER CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYIZ! TÜRK MİLLETİNİ EMPERYALİZM VE TERÖR KARŞISINDA TESLİM ALAMAZSINIZ! O KURUMLAR CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYLA YENİDEN GERİ GELECEKTİR. TÜRK MİLLETİNİN EGEMENLİĞİNE KAST EDENLER CUMHURİYET HUKUKUNDA YARGILANACAKLARDIR! SON SÖZÜ HER ZAMAN TÜRK MİLLETİ SÖYLER! NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

31,914 Aufrufe • vor 10 Tagen

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görevli Mehmetçiklerle akşam yemeğinde bir araya gelen Bakan Yaşar Güler, onlara hitaben şunları söyledi: SON BİR ASRIN EN YOĞUN VE EN ETKİN FAALİYETLERİNİ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ “Kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle adanın güvenliğine yönelik önemli bir fonksiyon üstlenen 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızda, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; artan risk ve tehditler nedeniyle güvenlik paradigmalarının sürekli değiştiği kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin de tüm bu tehdit ve tehlikelere karşı, daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk haline geliyor. Dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için son bir asrın en yoğun ve en etkin faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz, yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlar ile terörle mücadelede büyük başarılar elde ediyor. Kahraman Mehmetçiklerimiz, son teröristi de etkisiz hâle getirme kararlılığıyla mücadelesini büyük bir gayretle sürdürüyor. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve etkili tedbirlerle sağlarken; Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında bulunurken, güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi de siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıklarıyla başarıyla yerine getiriyoruz. 50 YIL ÖNCE ADADAKİ SOYDAŞLARIMIZIN VARLIĞI GARANTİ ALTINA ALINDI Türkiye, Kıbrıs sorununun ortaya çıktığı ilk andan itibaren, konuya uluslararası hukuk temelinde hakkaniyet esasıyla yaklaşmış; diplomasiyi önceleyerek ve ilgili taraflarla görüşerek sürece çözüm bulmak için yoğun gayret sarf etmiştir. Ancak tüm bu çabalarımıza rağmen Kıbrıs’taki soydaşlarımıza karşı artan baskı ve hatta katliama dönüşen eylemler, garantör devlet olarak barışın tesisi ve soydaşlarımızın korunmasına yönelik adım atmamızı gerekli kılmıştır. Bu çerçevede kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, 1974’te büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı’yla Ada’ya barış ve huzur getirmiştir. Şurası muhakkaktır ki, o süreçte asil milletimizin tüm fertlerinin yüreği, buradaki soydaşlarımızın haklı mücadelesi için atmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı’na verilen güçlü destek de Türk milletinin sarsılmaz birlik ve dayanışma ruhuna yeni bir örnek teşkil etmiştir. Bu sene 50’nci yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu önemli harekât sayesinde soydaşlarımızın Ada’daki varlığı güvence altına alınmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yol da açılmıştır. O tarihten itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin adadaki varlığı, barış ve güvenliğin teminatı olup huzur ortamının devamı için en büyük güvencedir. Bugün burada görev yapan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın varlığı da, barışın ve istikrarın korunması bakımından son derece kıymetlidir, hayatidir. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum; sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Dolayısıyla böylesine tarihî bir görevi Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının değerli personeli ile büyük bir özveri içerisinde icra ettiğiniz için her birinizi tebrik ediyor; sizleri gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, nasıl 50 yıl önce soydaşlarımızın yaşadığı zulüm ve acılara sessiz kalmadıysak, bugün de aynı anlayışla Kıbrıs Türk’ünün haklarını koruma azim ve kararlılığına sahibiz. KARDEŞLERİMİZİN EGEMEN EŞİTLİKLERİ BİZİM İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR Şu anda, Ada’da tamamen uluslararası meşruiyeti haiz olarak bulunan Türkiye’nin varlığını sorgulayan zihniyete, ülkemizin garantör devlet olma vasfını ve bölgeyle olan tarihî bağlarını bir kez daha hatırlatmak isteriz. Ayrıca Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi, bizim için olmazsa olmazdır. Muhataplarımızı artık; miadı dolmuş, statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya; bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun, makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için, en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da garantör devlet olarak güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edeceğiz. ÜLKEMİZ KRİZLERİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ÇOK KAPSAMLI GİRİŞİMLERDE BULUNUYOR Ülkemiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atmış, diğer ülkelerle kurduğu çok boyutlu ilişkilerle bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaşmıştır. Çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer alan ülkemiz, gerginliklerin yayılmasını engellemeye, krizlerin ve sorunların çözümüne yönelik, çok kapsamlı girişimlerde bulunmaktadır. Bu kapsamda; - Güney coğrafyamızdaki çatışmaların sonlandırılması ve krizlerin çözümünden Kafkaslar’da kalıcı barışın sağlanmasına, - Karadeniz’deki güvenlik ortamının sürdürülmesinden, Balkanlar’daki huzur ortamının korunmasına, - Kuzey Afrika ve Akdeniz’de güvenliğe sağladığımız katkılardan Somali ve çevresinde istikrarın tesisine yönelik üstlendiğimiz inisiyatiflere kadar faaliyetlerimizi çok yönlü bir şekilde yürütüyoruz. Tüm bu girişimler, Türkiye’nin küresel bir aktör haline dönüştüğünü; uluslararası güvenlik mimarisinin ve müzakere masalarının mimarı ve vazgeçilmez bir üyesi haline geldiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır. KKTC’NİN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ Başta terörle mücadele olmak üzere, elde ettiğimiz tüm başarıların devam etmesi ve ülkemizin uluslararası alandaki güçlü konumunu sürdürebilmesinin en önemli şartlarından biri de yerli ve millî savunma sanayimizdir. Yerli, millî ve modern savunma sanayimizin son yıllarda ulaştığı üstün seviye ile her platformda ihtiyaçlarımızı karşılıyor; bunun yanı sıra ürünlerimizi pek çok ülkeye ihraç ederek ülke ekonomimizi güçlendiriyoruz. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda, - Ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için var gücümüzle çalışmaya, - Daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için gayret göstermeye devam edeceğiz. Aynı şekilde “İki devlet ve tek yürek” olduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Ayrıca Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla…” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

102,216 Aufrufe • vor 2 Jahren

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kara Harp Okuluna girişinin 127’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Bakan Yaşar Güler, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: KARA HARP OKULUNDA, BİR MİLLETİN KADERİNE ETKİ EDECEK BÜYÜK BİR LİDERİN YOLCULUĞU BAŞLADI Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okuluna adım atışının 127’nci yıl dönümünde ilim ve irfan ocağı, şanlı yuva Harbiyede sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kutsal çatı altında yetişerek vatan ve millet uğrunda her türlü fedakârlığı gösteren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Tarihimizin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Kara Harp Okulu nice komutanların, devlet adamlarının ve fikir insanlarının yetiştiği, milletimizin kaderinde söz sahibi olmuş nesillerin yoğrulduğu bir ocaktır. İşte Mustafa Kemal’in de bu şanlı yuvanın kapısından içeri girdiği gün sadece bir askerî öğrencinin eğitim hayatı başlamamış, aynı zamanda bir milletin kaderine etki edecek büyük bir liderin yolculuğu da başlamıştır. Harbiyede kazandığı disiplin, düşünce derinliği ve sorumluluk bilinci; onu Millî Mücadele’yi zafere taşıyan ve Cumhuriyetimizi kuran bir önder hâline getirmiştir. Bugün, aynı kutlu mirasın taşıyıcıları olan sizlerin de Harbiyede kazandığınız bilgi ve birikim hem bir meslek yolculuğunun hem de asil milletimizin güvenliğini ve devletimizin istikbalini omuzlayacak bir komutanın yetişme sürecidir. Ben de bu sıralarda eğitim alıp 52 yıl önce mezun olmuş bir komutanınız olarak Harbiyeli ünvanı taşımaktan daima gurur duydum. İnanıyorum ki tarih boyunca buradan yetişen her Harbiyeli de aynı duygu ve düşüncelerle ülkemize ve şanlı ordumuza hizmet etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Bu vesileyle Mekteb-i Harbiyenin bugünkü mümtaz seviyesine ulaşmasında katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenleri rahmetle anıyorum. ABD-İSRAİL VE İRAN ARASINDAKİ ÇATIŞMALARI BÜYÜK BİR DİKKATLE İZLİYORUZ Dünyamız yeni bir jeopolitik kırılma döneminden geçmektedir. Uluslararası sistemde dengeler hızla değişmekte, güç merkezleri arasındaki rekabet giderek sertleşmektedir. Güçlü olanın kendi çıkarlarını dayattığı bu ortamda uluslararası hukuk ihlal edilmekte, küresel nizamı sağlamak için oluşturulan kurumlar etkisini kaybetmekte, diplomasi ise giderek daha kırılgan bir zeminde yol almaktadır. Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya uzanan geniş bir hatta savaşlar, vekâlet çatışmaları, enerji rekabeti ve jeopolitik hesaplaşmalar aynı anda yaşanmaktadır. Özellikle yakın coğrafyamızdaki gelişmeler bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Nitekim 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın misilleme saldırılarıyla şiddetlenen çatışmalar, bölgemizi yeni bir kriz sarmalının içine sürüklemiştir. Türkiye olarak ilk günden itibaren tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmekte, millî güvenliğimizi ilgilendiren her konuda gerekli tedbirleri kararlılıkla almaktayız. Diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için çaba sarf ederken bekamıza yönelebilecek ihlallere karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da her fırsatta ifade ediyoruz. Çevremizdeki bu ateş çemberine rağmen ülkemiz, istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, bu konumunu korumak ve daha da güçlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde yoğun bir gayret göstermektedir. TSK, ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN GÜVENLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TEMİNATIDIR Çok iyi biliyoruz ki dünyanın en zorlu jeopolitik kuşaklarından birinde yer alan ülkemizin güvenliği, güçlü bir devlet yapısını, etkin bir diplomasiyi ve caydırıcı bir askerî kapasiteyi gerektirmektedir. Bu kapsamda binlerce yıllık köklü geleneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; disiplinli yapısı, yüksek kabiliyetleri ve sahip olduğu saygın konumuyla ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin en güçlü teminatıdır. Öte yandan devam eden sıcak çatışmalar dâhil yaşanan kriz ve savaşlar, askerî doktrini, savunma ve güvenlik tedbirlerini ve stratejik aklı sürekli geliştirmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır. Şüphesiz siz Harbiyeliler için de bu gelişmeler, yalnızca takip etmeniz gereken hadiseler değil, geleceğin komutanlarına çıkarılacak dersler sunan askerî tecrübe kaynağı mahiyetindedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” HEDEFİMİZİN NE KADAR GEREKLİ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞTÜR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefimizin de ne kadar gerekli ve stratejik olduğu bir kez daha açıkça görülmüştür. Şu hususu özellikle vurgulamalıyım ki bugün tarihî süreç yürütülebiliyorsa bu, en başta kahraman ordumuzun yıllardır sürdürdüğü emsalsiz mücadeleler sayesinde olmuştur. Dolayısıyla gazi ve muzaffer ordumuz, kendisine tevdi edilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdiği gibi bu mücadelede de üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya da azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Binlerce yıllık engin devlet tecrübesiyle yürütülen süreç; - Bütün kirli hesapları altüst ederek asırlık oyunları bozacak, - Kalıcı güvenlik, huzur ve refah ortamı oluşturacak, Ve “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize daha emin adımlarla ilerlememize imkân tanıyacaktır. DİSİPLİN OLMADAN BAŞARI SAĞLANAMAZ Kıymetli Harbiyeli evlatlarım; içinde bulunduğumuz bu kritik dönemde sizler milletimizin güvenliğini sağlayacak, devletimizin bekasını koruyacak, bayrağımızın hür dalgalanmasını teminat altına alacak, caydırıcı güce sahip ordumuzu yönetecek komutan adaylarısınız. Unutmayınız ki güçlü bir ordunun temeli; iyi yetişmiş, yüksek karakter sahibi ve stratejik düşünebilen subaylardır. Bu nedenle kendinizi her açıdan en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Şüphesiz ki bilgi sahibi olmadan güçlü olunamayacağı gibi disiplin olmadan da başarı sağlanamaz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi kahraman ordumuzun en temel niteliği ve Türk askerini diğer ordulardan ayıran en belirgin özelliklerden biri mutlak itaat ve sarsılmaz disiplin anlayışıdır. Binlerce yıllık askerî geleneğimizden süzülüp gelen bu kültür, ordumuzun en büyük gücüdür. Disiplinle birlikte önemli bir husus da liderlik ve komutanlık özellikleridir. İyi bir lider ve gerçek komutan, öncelikle iyi bir karaktere sahip olmalıdır. Aynı zamanda en zor şartlarda dahi soğukkanlılığını koruyabilmeli, gelişmeleri neden-sonuç ilişkisi kurarak okuyabilmeli, doğru kararları verebilmeli ve astlarına güvenip onlara örnek olmalıdır. İşte şanlı yuva Harbiye de sizlere yalnızca askerî bilgiyi değil, aynı zamanda bu liderlik ruhunu da kazandırmayı amaçlamaktadır. Kıymetli Harbiyeliler, Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Bu yüzden buradaki vakitlerinizi okulunuzun her türlü imkânını en iyi şekilde kullanarak verimli şekilde geçirmeye çalışın. Kendinizi ne kadar çok geliştirirseniz yarın o kadar kazançlı olursunuz. Harbiyeli için her yeni gün, kendini bir adım daha geliştirme ve milletine daha güçlü hizmet etme fırsatı olarak görülmelidir. İnançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Zira başarı tesadüf değildir, bütünleşik bir gayretin ve hedeflere inanma iradesinin sonucudur. İnanıyorum ki sizler; burada edindiğiniz millî, manevi ve mesleki değerlerinizle asil milletimize ve devletimize nice önemli hizmetlerde bulunacak, ülkemizin geleceğinin güvencesi ve kahraman ordumuzun gururu olacaksınız. ÜLKELERİNİZDE ÖNEMLİ GÖREVLER ÜSTLENECEKSİNİZ Değerli misafir Harbiyeliler; bu çatı altında edindiğiniz çağdaş eğitim ve bilgi birikiminin sizlere önemli katkılar sağlayacağına, kurduğunuz dostlukların da hayatınız boyunca büyük bir gurur ve güzel bir anı olacağına yürekten inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda ülkelerinizde önemli askerî görevler üstleneceğinizden ve ülkelerimiz arasındaki savunma iş birliklerinin güçlenmesine büyük katkılar sunacağınızdan eminim. En büyük temennimiz burada kurduğunuz dostlukların ve aramızdaki kardeşlik bağının her şart altında yaşam boyu sürmesi ve her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizdir. Kara Harp Okulumuzun değerli komutanları ve öğretim üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelecekteki liderlerini yetiştirme gibi son derece önemli bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyorsunuz. Harbiyelilerimize kazandırdığınız her değer ordumuzun ve ülkemizin geleceğine yapılan çok değerli bir yatırımdır. Bugüne kadar gösterdiğiniz fedakârlık ve özverili çalışmalar için Kara Harp Okulunun siz kıymetli yönetici, komutan, personel ve öğretim görevlilerine teşekkür ediyor, bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten en büyük Harbiyeli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Değerli Harbiyeli evlatlarım; eğitim hayatınızda sizlere üstün başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle sizlerin ve kıymetli ailelerinizin Mübarek Ramazan Bayramı’nı da şimdiden en içten dileklerimle kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Ufkunuz açık, motivasyonunuz yüksek, başarılarınız daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,472 Aufrufe • vor 5 Monaten

CHP Genel başkanı Özgür Özer diyor ki herkes safını belli etsin safımız belli. Ya siz safnız belli edin ya Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda gidin ya Mustafa Atatürk’ün askeri olun adam gibi. Ya da ikide bir Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına saklamayın ya da Kürtleri arkasına saklamayın. Safımız belli bizim safmız Türkiye Cumhuriyeti’nin devletidir askeri ve polisidir Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır hatırlatayım size Sayın Özgür Özer Özgür Özel CHP Genel başkanı bu millet seni affetmeyecektir gün gelir sen de ve İstanbul il başkanı Özgür Çelik ikinizde  yargılanacaksın  Yaptığınız çağrı milleti ve polisi karşı karşıya getirdiniz  Halkı sokağa çağıran ve polislerimizin yaralanmasına sebep olan, vatandaşın huzurunu bozan, Özgür Özel ve Özgür Çelik bu iki şahıs hakkında işlem yapılacak mı. Adalet Bakanı Sn Yılmaz Tunç sayın bakanım bakanım Özgür Özel ve Özgür Çelik görevinde İvedikle uzaklaştırması gerekiyor. CHP derhal kayyum atılmalıdır.! bu iki Galyancılara suç duyurusunda bulunacağız. Özgür Özel asla sizi affetmeyeceğiz yaptığınız açıklamalar polislerimize baltayla saldırmak teşebbüs etmekten polislerimize kezzap üzerlerine atmaktan Türkiye Cumhuriyeti ikinizi de affetmeyecektir. Mersin CHP milletvekili Ali Mahir Başaran sen de bu iki kişi gibi suç ortağısınız. maksadınıza başaramayacaksınız Türkiye’nin huzurunu bozmaya asla izin vermeyeceğiz CHP ve Ekrem İmamoğlu’na Açık Çağrımızdır: Kürt Halkı Kimsenin Peçetesi, Oy Deposu Değildir! CHP ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında açılan soruşturma ve ardından gelen tutuklama kararının ardından, her zamanki siyasi manevrasına başvurarak Kürt halkını sokağa çağırmaktadır. Bu artık klasikleşmiş bir CHP taktiğidir: Sıkışınca ya Atatürk’ü kullan, ya da Kürtlerin arkasına sığın. Ancak bilesiniz ki Kürt halkı artık bu senaryolara kanmıyor. Ekrem İmamoğlu, kimlerle tatile gittiysen, paraları kimlerle akladıysan, fantezilerini kimlerle yaşadıysan, seni de onlar savunsun. Kürt halkı; kendini temsil etmeyen, değerlerine yabancı, halkla bağı olmayan bir zihniyetin peşine takılmaz. Her zaman olduğu gibi CHP, Kürtleri yalnızca seçimden seçime hatırlıyor. Kürtlerin acılarını da sevinçlerini de yalnızca siyasi kazanç için kullanıyor. Ama bu oyun bitti! Cumhurbaşkanımıza hakaret edip, devletin polisine küfredip, sonra dönüp “Kürtler neden sahip çıkmadı?” diye sormak ne cürettir? Kürt halkı artık bu ucuz siyasetin, samimiyetsiz çağrıların parçası olmayacak kadar bilinçlidir. Bu milletin evlatları artık kimin dürüst, kimin sahte olduğunu çok iyi bilmektedir. Kürt kimliği bugün Türkiye Cumhuriyeti içerisinde onurlu bir şekilde temsil edilmektedir. Kürt kökenli bakanlarımız, milletvekillerimiz, valilerimiz vardır. Eğer bugün bir Kürt, televizyonda anadilinde konuşabiliyor, görev aldığı devleti gururla temsil edebiliyorsa, bu kazanım Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın kapsayıcı iradesiyle sağlanmıştır. Kürtlerin tek umudu da, gerçek dostu da, Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli’dir. Bu ülkenin birliğini, dirliğini ve geleceğini tehdit eden hiçbir yapıya, hiçbir çarpık zihniyete müsamaha gösterilmeyecektir. Bugün sokak çağrısı yapanlara açıkça söylüyoruz: Kürtler artık sizin oyuncağınız değil! Oy deposu değiliz! Sizi de, sizin gibi düşünenleri de çok iyi tanıyoruz. Siz kendi yandaşlarınızı, çıkar ortaklarınızı sokağa çağırın. Kürt halkı bu tezgâha gelmeyecek. Ali Yerlikaya Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Yılmaz TUNÇ Hakan Fidan TBMM Numan Kurtulmuş A Haber Bengü Türk Selami YILDIZ Mahmut Demirtaş Dr. İdris AKBIYIK Davut GÜL Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Davut Gürkan Türk Polis Teşkilatı T.C. Jandarma Gn. K Tuncay Akkoyun Birol Ekici Özgür Özel Özgür Çelik Ali Mahir Başarır Muharrem İNCE CHP 🇹🇷 CHP Isparta İl Başkanlığı Baş koymuşum Türkiyem, ölürüm Türkiyem. Kürt-Türk milleti birdir, bir kalacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene! Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

17,541 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Bakan Yardımcısı Musa Heybet, Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve MSB Personel Genel Müdürü Tümgeneral Orhan Gürdal ile gittiği Balıkesir’de Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) Kara Astsubay Meslek Yüksekokulunda “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Eğitimi” mezuniyet törenine katıldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Bakan Yaşar Güler’in telefonundan mezun olan Astsubaylarımıza seslendi. "Şüphesiz ki annelerin babaların en mutlu günü, evlatlarının böyle bir mutlu ocaktan mezuniyetini görmeleridir." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle konuştu: "Şu anda da 1200'ü aşkın astsubayımızın mezuniyet töreninde bu mutluluğu yaşamak gerçekten anne ve babalar için hele hele Türk ordusuna gönderecekleri evlatları için farklı bir mutluluk tablosudur. Bu mutluluğunuzu ben de şimdi komutanlarımla birlikte yaşıyorum. Sizleri tebrik ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun. Ordumuzun yeni bir güç kaynağını elde ettiği bugünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum." Bakan Yaşar Güler de törende Astsubaylarımıza özetle şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİN İÇİNDEYİZ Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın bölgemiz başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemin içindeyiz. Bu kaotik ortamda süregelen çatışmalar, terörizm, siber saldırılar ve çok boyutlu tehlikeler; orduların yalnızca güçlü bir teknolojik altyapıya değil aynı zamanda iyi eğitimli personele olan ihtiyacını da artırmaktadır. Askerî sistemde bilgi ve teknoloji ne kadar önemliyse bunu bilinçli ve etkili şekilde kullanacak nitelikli personel de bir o kadar hayatidir. Bir başka ifadeyle; sürekli olarak kendini yenileyen, öğrenen, adaptasyon yeteneği yüksek, teknolojiyi etkin ve doğru şekilde kullanabilecek personelin varlığı askerî gücü belirleyen en kritik faktördür. İşte bu yüzden, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Bu kapsamda Kara Kuvvetlerimize değerli astsubaylar yetiştiren bu köklü eğitim kurumumuz da; sizleri akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Burada aldığınız eğitimlerle bireysel ve mesleki gelişimini artıran siz genç astsubaylarımızın üstleneceği görevler Türk Silahlı Kuvvetlerimizin faaliyetlerinin etkinliğine büyük katkılar sağlayacaktır. EN GÜVENİLİR ORTAK OLARAK HEP TÜRKİYE’NİN ADI ZİKREDİLİYOR Millî güvenliğimizi ve varlığımızı tehdit eden gelişmelerin ortaya çıktığı bu kaotik süreçte Türkiye, alışılmış metotlarla tedbir almak yerine, etkili ve önleyici politikalar ortaya koymaktadır. Ülkemiz, bu güçlü duruşuyla pek çok coğrafyada etkin ve yapıcı bir rol üstlenerek müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Dünyanın başat aktörleri dahi, Türkiye’nin güçlü temaslarını ve hayata geçirdiği etkin inisiyatifi, açıkça dile getirmektedirler. - Bugün Afrika’daki güvenlik ve refahın paydaşlığında, - Kafkasya’daki istikrar ve barışın sürekliliğinde, - Karadeniz’de savaşın sona erdirilmesi çabalarında, - Orta Doğu’da barış ve huzurun tesis edilmesinde, - Hatta Avrupa güvenlik mimarisinin korunmasında en güvenilir ortak olarak hep Türkiye’nin adı zikredilmektedir. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlediği bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesi için Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kosova’da, Bosna-Hersek’te ve daha pek çok coğrafyada engin tecrübesiyle önemli vazifeler ifa etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Silahlı Kuvvetlerimiz; - Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanması, - Tüm terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunması, Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu dönemde, Kara Kuvvetlerimiz de aynı etkinlik ve yoğunlukta sorumluluklarını yerine getirmektedir. KARA KUVVETLERİMİZ ÜLKEMİZİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR Gururla ifade etmeliyim ki Kara Kuvvetlerimiz; köklü tarihi yetenekli personeli, üstün teknolojisi ve büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağıdır. Kara Kuvvetlerimizin bulunduğu mümtaz konumunu devam ettirebilmesi için; - Bir yandan sizler gibi vatan, millet ve bayrak aşığı yiğit evlatlarımızı ordumuzun saflarına katıyor; - Diğer yandan da çağımızın en büyük kuvvet çarpanlarından biri olan teknolojik yenilikleri vakit kaybetmeksizin personelimizin kullanımına sunarak, imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli geliştiriyoruz. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonu ve liderliğinde yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği harp araç gereçleri Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü artırırken ülkemiz bu ürünlerin ihracatında da büyük bir sıçrama yaşıyor. Bundan sonra da en büyük gayemiz, ordumuzu; personeliyle teknolojisiyle ve harekât yetenekleriyle, dünyanın en kuvvetli kara güçlerinden biri hâline getirmektir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARI TESLİM ETMELİDİR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tarih boyunca olduğu gibi, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş, kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirmiştir. Bugün, ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden, terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, aynı şekilde jandarma ve emniyet teşkilatımızın ve güvenlik korucularımızın büyük fedakârlık ve üstün gayretle yürüttüğü mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya gelinmiştir. Elbette ki terörle mücadele, yalnızca silahlı bir mücadele değildir. Bu, aynı zamanda milletimizin iradesini, devletimizin kararlılığını ve güvenlik güçlerimizin fedakârlığını ortaya koyan bir millî duruşun göstergesidir. Bu süreçte, gazi ve muzaffer ordumuz; gece gündüz demeden, en zorlu coğrafyalarda, en çetin şartlarda, her türlü fedakârlığı göze alarak, vatanı için canını ortaya koymuş, gerektiğinde şehit olmuş, gerektiğinde gazilik mertebesine ulaşmıştır. Başta Şehit ve Gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğin azmi, cesareti ve kararlılığı sayesinde ülkemizi terör belasından arındırma noktasında büyük bir mesafe katedilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları (nerede olduklarından bağımsız olarak) bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahları teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek; temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine herkes güvensin ve vatandaşlarımız bu konuda müsterih olsun. TÜRK ASKERİNİN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ YÜKSEK DİSİPLİN ANLAYIŞIDIR Türk Silahlı Kuvvetleri, stratejik özellikleri nedeniyle tarih boyunca hâkim güçlerin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. İşte sizler de böylesine köklü, güçlü ve etkin bir ordunun parçası olarak meslek hayatınız boyunca hayati sorumluluklar taşıyacaksınız. Mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin, sizlerden beklentileri büyüktür. Sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: - Öncelikle tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler çerçevesinde akıl ve sağduyu ile yerine getiriniz. - Bu anlamda ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. - Diğer yandan yapacağınız işlerde, takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. - Yeri ve zamanı geldiğinde, aziz vatanımız için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. - Hiçbir engel veya imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizi alıkoymamalıdır. - Tüm bunlar için de çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki kahraman Türk askerinin en büyük özelliği; fedakârlık, azim ve inancının yanı sıra sahip olduğu yüksek disiplin anlayışıdır. Nitekim muzaffer ordumuz; binlerce yıllık şanlı tarihimizden süzülüp gelen ve askerliğin temeli olan kurallardan yani disiplinden ve mutlak itaat anlayışından asla taviz vermeden millî, manevi ve mesleki değerlerimiz doğrultusunda, asil milletimizin güvenine layık bir şekilde görevlerini sürdürmektedir. Bu esaslar doğrultusunda sizlerin de görevlerinizi büyük bir şevk ve heyecanla ve üstün bir disiplinle yerine getirerek Kara Kuvvetlerimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize önemli katkılar sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı, en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Çabalarınız için her birinize teşekkür ediyorum. Kahraman Astsubaylarımızın Çok Kıymetli Aileleri; en değerli hazineleriniz olan evlatlarınız, büyük bir emekle sürdürdükleri eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun olmanın gururunu yaşıyorlar. Bu özel ve anlamlı günde, onların mutluluğunu paylaşırken, onlara daima rehber olan siz kıymetli ailelerimizin de bu başarıda büyük bir payı olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Bu vesileyle, tüm annelerimizin ve kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü de bir kez daha içtenlikle kutluyorum. Sevgileri, şefkatleri ve fedakârlıklarıyla hayatı güzelleştiren kadınlarımız, nice yiğit vatan evladını yetiştirerek, nice zorluklara göğüs gerip büyük başarılar elde ederek ülkemize güzide katkılar sunmaktadırlar. Varlıkları ve emekleri için hepsine minnettarız. Sonuç olarak “Türkiye Yüzyılı”nda daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için çalışmalarımızı artan bir şevk ve gayretle sürdürmeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinden öpüyor; değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

68,346 Aufrufe • vor 1 Jahr