Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

66,698 görüntüleme • 6 ay önce •via X (Twitter)

62 Yorum

yasoo profil fotoğrafı
yasoo6 ay önce

@sorrybebisimm Dokunmadan aşk lütfen doyurur… Yine en tatliş editi yapmışsın

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

sozleri oyle uyuyor ki isfada... ver cok tesekkur ederiiiimm💗💗💗🥹🥹🥹

yasoo profil fotoğrafı
yasoo6 ay önce

Yanlışlkla ver yazman isfad sen bize ne yaptın xnmxmx 🥵

sewl༄ profil fotoğrafı
sewl༄6 ay önce

BUDUR VALLA

imane profil fotoğrafı
imane6 ay önce

geldiiiim. it’s time for my romcom masterpiece dose, no one talk to me💖

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

can i say something???☝️

imane profil fotoğrafı
imane6 ay önce

go ahead but i'm only half-listening.. BU MUDUR? BUDUR.

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

I WAS WAITING FOR U!!!....🥹🩷

imane profil fotoğrafı
imane6 ay önce

yaaaa 🥹🫂💖💖 stop it i’m embarrassed i’ll start camping here until you get sick of me

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

😭😭😭💗💗💗

mireth profil fotoğrafı
mireth6 ay önce

Ay bu fikirleri nasıl buluyorsun çok iyii 😭😭😭😭😭

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

coookk fazla sarki dinliyorum hsjdjsjs... ve cok tesekkur ederimmm😭😭

mireth profil fotoğrafı
mireth6 ay önce

büyüyünce sen olmak istiyorum 🙏🏻💘

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

YA SUSSS DELIRME😭😭😭😭ALLAHM o kadar tatli birisin ki.. asil ben buyuyunce sen olmak istiyorum... 🥀

mireth profil fotoğrafı
mireth6 ay önce

AĞLIYORUMMM 😭😭😭🩷🩷🩷🩷🩷

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

🥺🥺🥺🩷🩷🩷

sid. profil fotoğrafı
sid.6 ay önce

BUDUR

şevval profil fotoğrafı
şevval6 ay önce

editlerine bayılıyorum ellerine sağlık mükemmelsinn🫶🫶

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

@ulabezdumda YAAAAA COOOOK TESEKKUR EDERIIIMMM🥺🥺🥺😭😭😭💗💗💗

tosbik profil fotoğrafı
tosbik6 ay önce

kaç kere izledin? -BU MUDUR? BUDUR.

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

@theodosiaeirene yurek her seyi sana buyurur🙄

tosbik profil fotoğrafı
tosbik6 ay önce

dokunmadan kısmında yerimden doğruldum wow 8 kere daha izlicem

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

@theodosiaeirene HAHJDJAJDJAJ AFIYETTT CNM

sori profil fotoğrafı
sori6 ay önce

#ErdemŞanlı #ZeynepAtılgan @erdemsanli35 @zeyatilgan

rey🤍 profil fotoğrafı
rey🤍6 ay önce

Ayy bayıldım çok güzel

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

ayyy cok tesekkur ederiiim cnm🥺💗

did profil fotoğrafı
did6 ay önce

baayildummmmmm

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

cnmmm afiyett olsunn🌹

did profil fotoğrafı
did6 ay önce

ellerine saglik hayatimm🌼

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

ayyyyy cnmmm cook tesekkur ederiiiiimmmm🩷

did profil fotoğrafı
did6 ay önce

🫶🏻🫶🏻🫶🏻🫶🏻🫶🏻

casar profil fotoğrafı
casar6 ay önce

yaaaa sen neler yapıyorsunn olucemmmm #isfad

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

@smithsis15 🤭🤭💗💗

peony profil fotoğrafı
peony6 ay önce

ha bu nedurr çok iyii😍

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

🤭🤭cok tesekkur ederiiimm💗💗

büş star`✰ profil fotoğrafı
büş star`✰6 ay önce

bu mudur BUDUR 🫵🏼🫵🏼🌟🌟

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

aynen oyle BUDUR!🌹

büş star`✰ profil fotoğrafı
büş star`✰6 ay önce

SENDİR 🥹🥹🌸🌸

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

NELER DIYORSUNN YAAA😭😭😭😭!!!!!🥺🥺🥺🥺

suvarisi profil fotoğrafı
suvarisi6 ay önce

Ttye de gelmesini rica ediyorum

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

ay tt hesabıma attim kii🥺

suvarisi profil fotoğrafı
suvarisi6 ay önce

Girer girmez çıktı karşımaa

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

HWHDHEHEHEHHJSJQJWA CIDDI MISINNN patladim

suvarisi profil fotoğrafı
suvarisi6 ay önce

Ben de bir noluyoruz dedim ksbfkwntwlfnwktnwkdnwmms

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

ayyy bu kadar olurrr gercekten cok guldumhaahhshahhsjajsjhshsjwjajdjjs

Tracy🐦‍🔥 profil fotoğrafı
Tracy🐦‍🔥6 ay önce

Ayyy çoook güzelll bu bayıldımm😭😭🤍🤍🤍

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

@treasuremione yaaaa coookk tesekkur ederiiiimm🥺😭💗

Allah belani versin profil fotoğrafı
Allah belani versin6 ay önce

@moonflyy4 YAAA YİCEMMM SİMDİ SENİ BUNEE MİNNOS MİNNOS

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

yaaaaa coook tesekkur edermmmm😭💗

nevüs profil fotoğrafı
nevüs6 ay önce

ya mesela su sarkının isfada asırı yakısacagı kimin aklına gelir inanılmazsın bayılıyorum edit tarzına⭐️🤩

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

yaaaaa cok cok tesekkur ederimmm cok kibarsin😭😭💗💗

'Aslı² profil fotoğrafı
'Aslı²6 ay önce

Askk meseleee! #isfad

deniz profil fotoğrafı
deniz6 ay önce

gunluk dozumuzu alalim

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

ehehhehe afiyett olsun 🤭🤭💗💗

sori profil fotoğrafı
sori6 ay önce

#isfad #TaşacakBuDeniz

'Aslı² profil fotoğrafı
'Aslı²6 ay önce

Ben seni almam haa

sori profil fotoğrafı
sori6 ay önce

kime nee ask meselee

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

😭😭💗💗

ᯓ★şarya profil fotoğrafı
ᯓ★şarya6 ay önce

aşk bakışıdır arkadaş🤫😅

GizemmAy⁷/ARIRANG🤍🪽 profil fotoğrafı
GizemmAy⁷/ARIRANG🤍🪽6 ay önce

@ceylingulim Ayayaya ne tatlı edit 😭😭😭

'Aslı² profil fotoğrafı
'Aslı²6 ay önce

Budur! #isfad #tasacakbudeni̇z

dimple🌟 profil fotoğrafı
dimple🌟6 ay önce

budur!

Benzer Videolar

Çoğu kişi evliliğe yalnızca "gençlik, güzellik, dünya menfaati" açısından bakarken; bu vaizenin babası evliliği Allah’a bir kulluk vesilesi, dini müdafaa edecek bir neslin inşası olarak görmüş. Bence bu kıssa bugünkü evlilik anlayışının ne kadar zayıfladığını da gösteriyor.. İnsanlar artık evliliği “huzur, aşk, mutluluk” gibi süslü kavramlara hapsediyor. Halbuki sahabe bakışı şuydu; Bu evlilikle Allah’a daha yakın olacak mıyım? Çocuklarım ümmete faydalı olacak mı? Bu beraberlik, dünyayı değil ahireti imar edecek mi? Belki de Rabbimiz bize “en zor görünen yüklerden, en ağır gelen tercihlerden” hayırlı bir nesil çıkarıyor. Bir kadının dört çocuğunu kabullenmek, yaş farkını önemsememek, aşk ve romantizm yerine iman bağı kurmak… İşte gerçek dava evliliği böyle bir şey. Bu kadın için de geçerli.. Kadının, 4 çocuklu dul bir erkekle evlenmeyi tercih etmesi durumunda, bu da aynı derecede büyük bir dava fedakârlığı olur.. Çünkü kadın, başkasından doğmuş çocukları kendi çocukları gibi kabullenip büyütmeye niyetlenmesi çok ulvi bir niyet.. Belki kendi doğuracağı çocuklardan bile önce onları gözetmek zorunda kalacak. Belki belki toplumun diline maruz kalacak.. ki kalınıyor da.. Ama niyeti şu olursa; “Ben bu çocuklara analık yapayım ki, ümmet yetim kalmasın. Ben bu evliliği Rabbimin dini için sürdüreyim ki, Allah katında iz bırakan bir nesil yetişsin.” O zaman bu da iman bağına dayalı, dava merkezli bir evlilik olur. Aslında burada mesele erkek-kadın farkı değil; mesele, taraflardan hangisinin ağır imtihanı göze aldığı. Erkek yetimleri sahiplenince yüce bir örneklik ortaya çıkıyor; kadın yetimleri sahiplenince de aynı yüce örneklik ortaya çıkıyor. Çünkü her iki durumda da nefsin hesaplarını bırakıp Allah’ın rızasına odaklanmak var.. Evvlilik, her zaman bizim sandığımız gibi bir masa etrafında kurulan mutluluk hayali değildir kardeşler. Bazen evlilik, ağır bir yükün altına girme, başkasının emanetini sırtlanma, nefsin değil imanın çağrısına “evet” deme meselesidir. İşte bu babanın cevabı da, bir aşk ilanı değil; bir dava ilanıdır. Dünya ölçülerini yırtıp atan bir bakıştır bu. Çocuk sayısını değil, yaş farkını değil, toplumun sözünü değil; Allah’ın rızasını ve ümmetin yarınını düşünen bir yürekli adam..

Dicle

31,191 görüntüleme • 1 yıl önce

“Cahildim dünyanın rengine kandım” Bu dize yalnızca bir aşk yanılgısını değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi de anlatır. Çünkü dünya bize renksiz gelmez; ailemiz, toplum, çağın idealleri ve başkalarının arzuları tarafından çoktan boyanmıştır. Daha ne istediğimizi bilmeden, neyi istememiz gerektiği öğretilir. Lacan’ın “simgesel” dediği düzen budur: dil, yasalar, gelenekler ve bize verilen roller… İnsan kendi arzusuna ulaşmaya çalışırken çoğu zaman Öteki’nin çizdiği hayatı yaşar; sevilirse, sahip olursa tamamlanacağını sanır. Dünyanın rengine kanmak, bu vaatlerin bizi tamamlayabileceğine inanmaktır. Türküdeki asıl kırılma, sevilen kişinin sonsuza kadar “benim” kalacağının sanılmasıdır. Aşk, sevilen kişiyi kaybedilmeyecek bir nesneye dönüştürme arzusuna dönüşür. Oysa arzu hiçbir şeyle doymadığı gibi sevdiğimiz insan da “bizim” olmaz; karşımızdaki de eksik, bölünmüş ve arzusu bize ait olmayan bir öznedir. Gerçeklik, yaşayabilmek için imgeler ve sözcüklerle kurduğumuz dünyadır. Gerçek ise bu hikâyenin açıklayamadığı, dile gelmeyen ve geri dönüp bizi sarsan eksiktir. Ayrılık, sevilenin başka bir arzusu olduğunu göstererek bizi bu Gerçek’le karşılaştırır. Bu yüzden “kandım”, safça aldatılmış birinin yakınması değil, kendi yanılsamasını fark eden öznenin cümlesidir: Dünya bana yalan söylediğinden çok, ben onun vaadine inanmak istedim. Her kuşak dünyayı kendi korkuları ve arzularıyla boyar; sonra o renkleri gençlere hakikatin kendisi diye sunar. Gençler inanmayınca da onları yozlaşmakla suçlar. Mesele renkten vazgeçmek değil; onun nerede aşka, nerede arzuya, nerede yalana dönüştüğünü görebilmektir. Hayal kırıklığına uğrayan kişinin, o kırıklığa vesile olan kişiyi değil, hayallerini elden geçirmesi daha kıymetli sonuçlar üretir. Gençlerin dünyanın rengine kanması için elimizden geleni yapmalıyız; çünkü umut, hakikatin gençlikte aldığı ilk renktir. Ama o rengin utanca dönüşmemesi için büyüklerin sözleriyle hayatları birbirine benzemelidir. Agah Aydın - Güzelbahçe Sohbetleri, 2026

Agâh Aydın

17,876 görüntüleme • 1 ay önce

Bu video 30 sene öncesine ait. CHP'li Belediye Başkanının yönetimindeki İstanbul burası. Çöp dağı patlamış,39 insan hayatını kaybetmiş. Kimin umurunda? Aynı dönemde İSKİ Genel Müdürü Ergün Göknel'in aşk skandalı patlıyor. Sular akmıyor ama akmayan sudan milyarlarca lira yolsuzluk var. Haliç kokudan geçilmiyor. Lağım adacıkları oluşmuş ve Altın Boynuz'un üstünü toprakla kapatalım tartışmaları yapılıyor. Sonuçta dönemin Başkanı Nurettin Sözen'i İSKİ yolsuzluğu ve bu beceriksizlikler götürmüştü. Bugün. Ben İstanbul'da yaşıyorum. Başkan benim paramla kendisine medya kuruyor, gazeteci fonluyor, troll besliyor. Her gün toplu taşıma kullanıyorum. Defalarca bindiğim metrobüs arızalandı. Yürüyen merdivenlerin yürümemesi rutin artık. Bakımsızlıktan yanan, yolda kalan, köprüden düşen otobüslerin haber değeri bile yok artık. Sıradanlaştı. Bu araçların bakım ihalesi Özgür Karabat'a verilmişti daha önce defalarca dile getirildi. Admalarda yaprak kımıldamadı. Toplu taşıma olduğu yerde bile saymıyor. Geriledi. İlave edilen 1 (Bir) metre bile metro yok. İlave etmeyi bırakın 2018'de Ak Parti döneminde test sürüşleri yapılan hatlar ancak üç sene sonra hizmete sokulabildi. Yani diyeceğim o ki, imkân var, şartlar elverişli, merkezi hükümet beklentilerinden dahi fazla ödeme yapmış. Ama ortada ne yatırım var ne para. Mesele beceriksizlik, liyakatsizlik ve zihniyet meselesi. Değişmez bu zihniyet. Millete hizmet etmek değil, milletten hizmetçilik bekleyen zihniyet.

Bekir Tiryaki 🇹🇷

200,487 görüntüleme • 3 yıl önce

Bir Rus kadın, Türk erkeklerinin neden Rus kadınlarını tercih ettiğini açıkladı: • Bak şimdi biraz can sıkıcı bir şey söyleyeceğim ama Türkiye'de 4. yılım. • ⁠Yani artık neyin ne olduğunu görüyorum ve gerçekten "Türk kadınları güzel değil" falan lafından bıktım. • ⁠Ya kardeşim siz ciddi misiniz ya? Ben Nişantaşı'nda yaşıyorum ve her gün dışarı çıkınca aşırı derece güzel, bakımlı kadınlar görüyorum. • ⁠O yüzden bana bunu anlatmayın lütfen. Ama mesele bence güzellik değil. • ⁠Mesele şu ki; biz Türkçeyi tam olarak bilmiyoruz ya... "Nasıl olsa çok fazla konuşmaz, nasıl olsa her dediğime inanır, nasıl olsa da sorgulamaz. Ben ne anlatırsam yutar." • Hatta bazıları resmen masal anlatıyor. Karşıdaki de "Aa öyle mi? Aa çok güzel!" diyor. • ⁠Ama tabii ki de Türk kadınları artık bu numarayı yemiyorlar. Çünkü yıllardır artık duyuyorlar aynı şeyleri. Aynı laflar, aynı bahaneler, aynı hikayeler... • Bir de tabii ki de çok sorgulamak istemiyor ya beyefendi; hesap vermek istemiyor, konuşmak istemiyor. • ⁠Egoları sürekli okşansın istiyor. Çünkü ego da maşallah balon gibi, biraz dokunuyorsun patlıyor. • ⁠Türk kadını saygısızlık yapıldığında ne yapıyor? "Hadi oradan” diyorlar. Rus kadın ise Türkçe ve Türk dilini tam bilmediği için bazen ilk başta anlamıyor bile. • ⁠Bir de Türk ilgisi Rus kadınlara en baştan çok hoş gelebilir. • ⁠Güzel sözler, ilgi, sürekli yazmalar falan... Ama kızlar, bunlar aşk değil. Yani Türk kadınları için bunlar zaten standart. • ⁠Sadece yakışıklısın diye seni baş tacı etmeyecek, komiksin diye de değil, "Ben erkeğim" diye de hiç değil. • ⁠Seninle konuşabilmesi lazım. Zeki olacaksın, kafa dengi olacaksın, iyi kazanacaksın, saygı duyacaksın, ona güzel bir hayat sunabileceksin. • ⁠Çünkü Türk kadını ne istediğini çok iyi biliyor ve açıkçası bunu istemekten de utanmıyor. • ⁠Sonra ne oluyor? "Türk kadınları böyle, şöyle şımarık, çok şey istiyor” diyorlar. • ⁠Belki de kadın sadece saygı istiyor. Evet, kendini prenses gibi hissetmek istiyor. Bunda ne var ki? Her kadın bunu hak ediyor. • ⁠Ben yıllardır Türkiye'de yaşayan bir kadınım, Rus bir kadınım. Ve artık şunu söylemek istiyorum: Sizin bu güzel güzel anlattığınız hikayeleri, anlattığınız masalları biz de anlıyoruz artık. • ⁠O yüzden kusura bakma ama sadece siz olduğunuz için sizi tek bir kişi sever, o da anneniz. • ⁠Bir kadın için sadece erkek olmak yetmez; iyi bir insan olmanız gerekiyor. Ama çoğunuzda asıl problem tam olarak da burada başlıyor.

🎙️ Muhbir

2,279,248 görüntüleme • 10 gün önce

DURUNNN, BEN GALİBA NE OLACAĞINI ÇÖZDÜM! Bu sefer Paralellik Cihan’dan değil, ALYA’DAN geliyor! Benim özetten anladığım şu: Bence bu hikâye çok güzel bir yerden bağlanacak. Hatırlayın; Boran, Cihan’a Alya’yla evlenmesini söyledi ve Cihan ertesi sabah gidip Alya’nın karşısına geçerek “Benimle evlen” dedi. Şimdi aynı döngünün Alya tarafından tamamlanacağını düşünüyorum. Alya o mektubu okuyacak. Cihan’ın gerçek annesinin Sado olmadığını ve bütün hayatının koca bir yalanın üzerine kurulduğunu öğrenecek. Ama bence asıl mesele Alya’nın o sırrı öğrenmesi değil; o sırla birlikte Cihan’ı yeniden görmeye başlaması. Çünkü Alya Cihan’ı hiç sevmemiş olsaydı, bunca şeyden sonra hâlâ onunla ilgili bu kadar savaşmazdı. Onu terk etmesinin altında sevgisizlik değil, kırgınlık ve çaresizlik var. Cihan’ın öfkesiyle kendisini ittiğini düşündüğü için uzak duruyor. Ama Cihan’ın bütün hayatının yalanlarla, kayıplarla ve yaralarla şekillendiğini öğrendiğinde, onun öfkesinin arkasındaki adamı yeniden görecek. Üstelik Alya’nın içinde artık sadece Cihan’a duyduğu aşk yok. Karnında Cihan’ın çocuğunu taşıyor, Deniz var ve birlikte kurmaya çalıştıkları bir aile var. Alya’nın asıl isteği de zaten Cihan’dan kaçmak değil; onunla gerçekten bir aile olabilmekti. Bir tarafta Ecmel, bir tarafta Kartal, Ateş-Nadim, Enver… Herkes Cihan’a ve onların kurmaya çalıştığı hayata savaş açarken Alya’nın artık bir seçim yapması gerekecek. Ve bence Alya o noktada kaçmayı değil, Cihan’ın yanında kalmayı seçecek. Cihan nezarethanede, Alya’yı tamamen kaybettiğini düşünürken Alya karşısına çıkacak ve belki de hayatında ilk kez bütün korkularını bir kenara bırakıp: “Seni buradan çıkaracağım. Ama tek bir şartım var… EVLEN BENİMLE.” DİYEEECEKKKK Çünkü Alya’nın Cihan’a dönüşü bence “dayanamıyorum, seni seviyorum” şeklinde olmayacak. Cihan’ın hayatındaki gerçeği gördükten, kendi ailesini ve karnındaki bebeğini düşündükten sonra vereceği bilinçli bir karar olacak.

COMELY

26,815 görüntüleme • 17 gün önce

“Set aşkları yasaklanmalı mı?” tartışmasını görünce aklıma Faruk Turgut’un haftalar önce İzzet Çapa’nın programında söylediği bir şey geldi: Setlerde insanların birbirlerinden hoşlanmasının, aralarında elektrik oluşmasının çok normal olduğunu; çünkü insanların aylarca, hatta yıllarca çok uzun saatler boyunca birlikte çalıştığını söylemişti. Aslında düşününce gerçekten de çok normal. Arafta’nın başrol oyuncuları Emin Günenç’in röportajlarından bir derleme yaptım. Emin dizinin ilk zamanlarında verdiği bir röportajında İlsu’dan tatlı bir şekilde bahsediyor, yaşının kendisinden küçük olduğunu ve ona yardımcı olduğunu söylüyor; başka bir röportajında ise sabah spordan sete, gece yarılarına kadar uzanan ve haftanın altı günü devam eden çalışma temposundan bahsediyor. “Aşka nasıl vakit ayırayım?” dediği bir dönemden, bugün kendisini heyecanlandıran biri olduğunu ama bunu henüz açıklamak istemediğini söylediği bir noktaya geliyor. Partneri sorulduğunda da gülümseyip net bir cevap vermiyor ama biz cevabı anlıyoruz. Elbette burada “kesin birlikteler” demek değil mesele. Zaten bunu yalnızca onlar açıklayabilir. Ama bana ilginç gelen şey şu: Bir insanın haftasının altı gününü, sabahından gece yarısına kadar aynı insanlarla geçirdiği bir ortamdan bahsediyoruz. Üstelik bu kişi ekrandaki partneriniz. En yoğun, en stresli, en yorucu anlarınızı birlikte yaşıyorsunuz. Birbirinizin başarısına seviniyor, kötü gününde yanında oluyor, aynı sahnelerde defalarca aynı duyguları yaşıyorsunuz. Böyle bir ortamda birinden hoşlanmak, arada elektrik oluşması hatta bunun aşka dönüşmesi bana hiç şaşırtıcı gelmiyor. Ama bence asıl soru başka: Set bittiğinde ne oluyor? Çünkü set devam ederken ilişkinin çok büyük bir kısmını besleyen şey, zaten birlikte geçirilen o inanılmaz uzun zaman. Dizi bittiğinde ise o ortak dünya ortadan kalkıyor. (Eğer birlikte yaşamaya başlanmadıysa) Her sabah aynı yerde olmak, aynı sahneleri çekmek, aynı ekiple gece yarılarına kadar çalışmak bitiyor. Geriye yalnızca iki insanın birbirine duyduğu gerçek bağ kalıyor. Belki de bu yüzden set aşklarının “gerçek mi, değil mi?” sorusunun cevabını setin kendisi değil, set bittikten sonraki hayat veriyor. O yüzden ben “set aşkları yasaklanmalı” fikrinden ziyade şunu merak ediyorum: Setin yarattığı yoğun yakınlıkla gerçek hayattaki aşk arasındaki çizgiyi insanlar ne zaman fark ediyor? Çünkü birine günde 12-14 saat maruz kalmakla, o insanı hayatının geri kalanında da gerçekten seçmek aynı şey değil. Zaten set aşklarının en büyük sınavı, setin bitmesi :)

Televizyoncu Adam

123,421 görüntüleme • 2 ay önce

#HalefKöklerinÇağrısı Bu sahne beni gerçekten ağlattı. Herkes Yıldız’ı Serhat’a karşı davranışları yüzünden suçluyor ama Serhat’ın da bu noktada ne kadar bencilce davrandığını görmezden geliyor. Yıldız böyle davranıyor çünkü artık Serhat’ı sevmediği için değil, hâlâ derinliği anlaşılamamış bir travmanın içinde olduğu için. İki çocuğa bağlanması doğal; ancak bu dünyaya bu kadar sıkı tutunması, travmadan sonra kaybettiği aidiyet ve istikrar duygusunu yeniden bulmuş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Evlendikten sonra bile gerçek anlamda sahip olamadığı bir aile hayatını şimdi kaybetmekten korkuyor. Rami’nin hayatındaki varlığı da bu yüzden önemli. Yıldız’ın en savunmasız olduğu dönemde ona şefkat gösteren, anlamakta zorlandığı bu yeni dünyada yanında olan kişi Rami’ydi. Oysa sevdiği ve bütün dünyası hâline getirdiği Serhat, ilişkinin ilk dönemlerinde onu her zaman koruyamadı. Sultan’ın, Nurgül’ün ve konaktakilerin hakaretlerine ve şiddetine maruz kalırken çoğu zaman kendi acılarıyla baş başa kaldı. Evet, son bölümlerde Serhat’ın Yıldız’ın arkasında durduğunu görüyoruz. Ancak onun değişmiş olması, Yıldız’ın geçmişte yaşadığı acıları silmiyor. Serhat için geride kalmış olaylar, Yıldız’ın duygularını ve güvenini şekillendirmeye devam ediyor. Beni en çok üzen ise Yıldız’ın aileye tutunması. Çünkü onun tek ailesi Serhat’tı ve bütün dünyası olsun diye seçtiği kişi oydu. Şimdi ise yeni hafızasında bir kocası, iki çocuğu ve paylaşabildiği sıradan bir hayat var. Başkalarına önemsiz görünen birlikte oturmak, çay içmek ve birileri tarafından beklenmek gibi küçük anlar, Yıldız için daha önce hiç yaşayamadığı bir aileye sahip olmak demek. Bence Serhat’ın en büyük hatası, doktor olmasına rağmen Yıldız’ın yaşadıklarını anlamakta zorlanması. Onun davranışlarını inatlaşma olarak görmek yerine sabır ve anlayışla yaklaşması gerekiyor. Yıldız’ı geri istemesi anlaşılır ama kendi acısına o kadar odaklanıyor ki Yıldız’ın şu an sahip olduğu dünyayı kaybetme korkusunu göremiyor. Geçmişte Serhat, Yıldız’ın tek dünyasıydı. Şimdi ise Yıldız’ın tutunabileceği başka bir hayat var. Belki de Serhat’ı en çok yaralayan şey, artık onun hayatında eskisiyle aynı yere sahip olmadığını fark etmesi. En çok korktuğum şey, Serhat’ın onu kaybetme korkusuyla kısırlığı gibi son derece acı verici bir gerçeği bile Yıldız’ı geri kazanmak için kullanması. Çünkü mesele yalnızca Yıldız’ın hafızasını geri getirmek değil; onun kendisini güvende hissetmesini sağlamak. Serhat geçmişi hatırlatmaya çalışırken Yıldız’ın şu anki dünyasını yıkarsa, onu gerçekten anlamış olacak mı? Buna rağmen Yıldız’ın Serhat’a karşı hislerinin tamamen kaybolduğunu düşünmüyorum. Ona bakışları, Rami’ye bakışlarından farklı. Rüyaları da Serhat’ın hâlâ bilinçaltında bir yere sahip olduğunu düşündürüyor. Belki zihni, yaşadığı acılarla yeniden yüzleşmemek için geçmişini hatırlamayı reddediyor ama duyguları henüz Serhat’ı unutmamış. Belki de Serhat, Yıldız’ın hafızasını geri kazanmasına yardımcı olabilecek kişidir. Ancak bunun yolu onu geçmişine dönmeye zorlamak değil, yeniden güvenebileceği bir gelecek sunmaktan geçiyor. Çünkü Serhat onu seviyor olabilir ama aşk, sevdiğimiz kişiyi anlamanın yerini tutmaz. Serhat tanıdığı kadını geri kazanmaya çalışırken Yıldız, kendisinin gerçek olduğuna inandığı dünyayı korumaya çalışıyor. İkisinin de acısı gerçek; ancak birbirlerini yeniden bulabilmeleri için Serhat’ın yalnızca Yıldız’ı geri istemesi değil, onun neye ihtiyaç duyduğunu da anlaması gerekiyor.

𓇢𓆸

15,546 görüntüleme • 9 gün önce

“Birbirlerinin yarasıydılar, yine de şifayı birbirlerinde aradılar..” Konuşmanın en dikkat çekici yeri başlangıç, Ben senin için dünyanın öbür ucuna gelirim. Bu cümle Harvard konuşmasının gölgesinde kalıyordu. Aslında sahnenin duygusal merkezlerinden biri bile olabilirdi. Çünkü dünyanın öbür ucu mesafe değil, fedakarlığın ölçüsü olarak kullanılıyordu. “Nereye gidersen git, gelirim” anlamı taşıyordu.. Konuşmanın görünen konusu olan Harvard’a gitme kararı ile alttaki asıl konu olan ayrılık korkusu arasındaki fark. Eleni’nin tarafında konuşma oldukça netti. “Ben kendi geleceğimi düşünmeliyim.” “Harvard’a gidiyorum ben.” “Sağlık ocağı beni kesmiyor.” Bunlar mantıklı gerekçeler gibi görünse de aslında Eleni kendini ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü konuşmanın başında, “Ben annemi arıyordum. Biliyorsun.” diyerek hayatında yaşadığı kırılmaları hatırlatıyordu. Annesini bulma süreci, kaçırılma travması ve yaşadığı belirsizlikler onu artık kendi yolunu çizmeye itmiş gibi duruyordu. Harvard burada sadece bir okul değil; kendi hayatını sahiplenme arzusu. Oruç’un tarafı ise farklı. O, Harvard’ın kendisini tartışmıyor. Sürekli geride kalacak insanları konuşuyor. Onlar sensiz yapamaz, dayanamaz. Bu önemli. Çünkü bazen bir insan gitmesini istemediği kişiye doğrudan “Gitme” diyemez. Bunun yerine başkalarını öne sürer. Oruç’un cümlelerinde biraz bu hissediliyor. Sanki “Ben sensiz ne yaparım?” demek yerine “Onlar sensiz ne yapar?” diyordu.. Gidecek mi gitmeyecek mi?” sorusundan çok, gitme kararını ilk kiminle paylaştığıydı dikkatimi çeken. Eleni gerçek ailesini bulmuş. Bunu Oruç’a söylememiş. Ama Harvard’a gitme fikrini de anne babasına değil, Oruç’a söylemiş. Eleni ne kadar kırgın olursa olsun, hayatındaki en önemli kararları hala Oruç’un bilmesini istiyor. Çünkü insan gerçekten kopardığı kişiye önce gidip geleceğini anlatmaz. Özellikle ailesine söylemeden gidip ona söylemesi, Oruç’un hala hayatındaki en özel kişilerden biri olduğunu gösteriyordu. Ben bu köyde bir doktora aşık oldum.. Çok büyük bir an aslında. Çünkü Eleni ilk kez duygusunu saklamıyordu. Üstelik bunu bir başkasına anlatmıyor; doğrudan o duygunun sahibinin karşısında söylüyor. Oruç’un adını anmıyor ama aslında herkesin bildiği gerçeği dile getiriyor. Bu cümlede beni etkileyen şey aşkın kendisi değil, sadeliği. Sanki Eleni uzun zamandır içinde taşıdığı bir şeyi sonunda masanın üzerine bırakıyor. Ve hemen ardından o aşkın karşılık bulmayacağına inandığını söylüyor. İşte orada insanın içi burkuluyor. Çünkü Eleni’nin derdi “Acaba beni seviyor mu?” değil artık. O aşamayı geçmiş.. Sanki kendini çoktan ikna etmiş, “Ben sevdim ama o beni seçmeyecek.” Bu yüzden sözlerinde umut değil, kabulleniş vardı. Eleni’nin istediği şey küçüldükçe aslında trajedi büyüyordu.. Bir insan sevdiği adamdan ömür istemeyi bırakıp bir gün istemeye başlamışsa, umudunun ne kadar azaldığını anlarsın. Eleni o gün Oruç’tan aşk istemedi. Çünkü aşkın zaten orada olduğunu biliyordu. Sorun buydu. Oruç’un onu sevmediğinden korkmuyordu. Oruç’un onu sevip de seçmeyeceğinden korkuyordu. Ve insanın kalbini kıran şey çoğu zaman sevgisizlik değildir. Sevilip seçilmemektir.. Eleni’nin istediği şey, Bir ömür değil, bir gelecek değil, bir gün. Sadece bir gün.. Bu sahneyi izlerken insanın boğazını düğümleyen yer burası. Çünkü bir kadın sevdiği adamdan sadece bir gün istiyorsa O adamdan umudunu yavaş yavaş kesmiş demektir. Eleni’nin “bir gün” istemesi sıradan bir romantik istek gibi durmuyordu. Çünkü burada mesele sadece sevdiği adama kavuşamamak değil. Aynı zamanda sevdiği adam tarafından derinden hayal kırıklığına uğramış olmak.. #orel

PSİKOLOGROZA

28,832 görüntüleme • 4 ay önce