Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

“Baladin bana Jaqueline'in 2012 Londra finalindeki performansını hatırlattı. Rakip Sheillaya odaklanmıştı ama aslında yıldızlaşan isim Jaqueline'di inanılmaz bir oyun sergiledi ve takımı gerçekten sırtladı. O, arka alan oyununda her zaman üstün başarı göstermiş bir oyuncudur.”

15,394 views • 1 month ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Miami Miami’de güzellik standartlarını konuşan sosyal medya fenomeni: Miami'deki güzellik standartları gerçekten çılgınca, çünkü son iki haftada başıma gelen ve paylaşmak istediğim iki hikaye var: 🔹 Şöyle başlayayım, Miami'ye geldiğinizde zaten herkesin inanılmaz güzel ve inanılmaz fit olduğunu biliyorsunuz. 🔹 Miami'ye geldiğinizde bunu beklemeyi zaten biliyorsunuz, ancak korkarım ki bir BBL ve göğüs estetiğiniz yoksa, o zaman iyi şanslar. 🔹 Bu bir şikayet bile değil, yani kendimi gerçekten seviyorum ve kendimde hiçbir şeyi değiştirmek istemezdim, ama size ilk gelen şeyi anlatacağım. 🔹 Yani ben ve arkadaşlarım gerçekten çok ünlü bir adamın yayınına gittik, büyük bir malikane evindeydi falan, bununla ilgili paylaşım yapıştım. 🔹 Yayın sırasında, yani en sonda, zaten ayrılmayı planlıyorduk ama adam biraz sinirlendi çünkü "BBL çeteleri" nerede diye soruyordu ve korkarım ki ben bir BBL çetesi değilim. 🔹 Şöyle ki, yayında dedi ki, "Şey, onlar ayrılıyorlar ama yeni kızlar geliyor ve onlar BBL çetesi, o yüzden iyi olacağız." 🔹 Bilmiyorum, belki sadece bana öyledir ama bence BBL yaptırmak çekici değil. 🔹 Yani, belki bazı insanlara göre öyledir ama ben bütün gün bebek bezi takıyormuş gibi görünmektense doğal görünmeyi çok daha fazla tercih ederim. 🔹 Bilmiyorum, bu bana sadece tuhaf geldi, her neyse. 🔹 İkincisi, tanıtımcılarımdan biriyle ilgiliydi, ki kendisi aslında en sevdiğim tanıtımcıdır — bu ona bir nefret değil, onunla birlikte olan insanlara yönelik bir nefret. 🔹 Ama bana, "Tekne, baddiler, yerinizi alın, kızlar yerinizi alın" dedi. 🔹 Tabii ki yerimi alacağım, teknede olmak istiyorum. 🔹 Tam olarak ne mesaj attığını unutuyorum ama şöyle bir şeydi: "Sadece büyük kalçalı hatunları istiyorlar." 🔹 Tamam, Allah korusun, benim hiçbir şeyim yokken ben de eğlenebilirim ama eğer gidip köşede oturacak ve ilişkiye girmek için sana 10.000 dolar ödetecek büyük kalçalı hatunlar istiyorsan, o zaman tamam, bunu elde ettin. 🔹 Kusura bakmayın, şu an gerçekten kin kusuyorum ama erkeklerin bebek beziyle dolaşmayı çekici sanmasının çılgınca olduğunu düşünüyorum. 🔹 Anlıyorum, anlıyorum, büyük bir kalça istiyorsun ama ben bunu gerçekten anlamıyorum. 🔹 Bunu hiç anlamıyorum. 🔹 Ve bence Miami'ye taşınınca çok insan — denemek bile değil, çok insanın yüzüne ve vücuduna bir şeyler yaptırdığını görüyorsunuz. 🔹 Şu his oluyor: "Lanet olsun, ben de böyle görünmeliyim." 🔹 Oysa gerçekte 20-25 yaşında bir insanın BBL, göğüs estetiği ve yüzüne bu kadar çok şey yaptırmış olması normal değil. 🔹 Bu normal değil, insanlar böyle görünmez ama bunun bu kadar kanıksandığı bir yerde olmak insana şunu düşündürtüyor: "Neden ben normal görünüyorum da onlar yapay zeka gibi görünüyorlar?" 🔹 Bilmiyorum, sadece bunu düşünüyordum. 🔹 BBL yaptıranların sayısı gerçekten çılgınca, yani bilmiyorum, bu beni korkutuyor.

Netlog Medya

25,391 views • 1 month ago

Hasan Şaş, Lucescu ile olan anısını anlatırken gözyaşlarını tutamadı: Gözlerimde yaş olmadan, dimdik durarak söylemek istiyorum… Mircea Lucescu 80 yaşında hayatını kaybetti. Futbola son 50 yılını vermiş, Türk futboluna damga vurmuş çok büyük bir teknik adamdı. Ben o dönem hayatımın en zor süreçlerinden birini yaşıyordum. Askerdim, 18 ay görev yaptım. Lucescu, Galatasaray’a teknik direktör olarak geldiğinde ben ancak izin alabildiğim zamanlarda antrenmanlara katılabiliyordum. Hem takımın hem de benim için sıkıntılı bir dönemdi. Açıkçası ne yapacağımı çok da bilmiyordum. Sezonun ilk haftası Denizlispor deplasmanı vardı. Kadroya bile alınmamıştım. Maç toplantısından önce, yanında Turgay Vardar ile birlikte beni odaya çağırdı. Beklemediğim bir andı… İnsan o an ilgi ve güven bekliyor. Bana aynen şunu söyledi: Senin kaliteni biliyorum. Neler yapabileceğini biliyorum. Bu takımda ne yapmak istiyorsan onu yap. Çalım mı atmak istiyorsun, at. Dribbling mi yapmak istiyorsun, yap. Ama sahada kendin ol ve bana bir sinyal ver. Bundan sonra sana görev vereceğim. O konuşma bana inanılmaz bir özgüven verdi. Çünkü askerlikten dönmüş, ritmini kaybetmiş, mental olarak zor bir süreçten geçen bir oyuncuydum. Sonrasında UEFA Champions League maçları geldi. O dönem oynadığımız AC Milan karşılaşmaları hâlâ aklımda. Kafalar sıfır, saçlar stresten gitmiş… Ama sahada bambaşka bir karakter ortaya koyduk. Lucescu’nun istatistikleri de zaten her şeyi anlatıyor: 106 maçta 64 galibiyet, 21 beraberlik, 21 mağlubiyet. Gerçekten inanılmaz bir tablo. Bir anımı daha anlatayım… İç sahada Paris Saint-Germain ile oynuyoruz. Teknik direktörleri Luis Fernández. Maçı 1-0 kazandık ama ben o maçta inanılmaz bir efor sarf ettim. O dönem koşu mesafeleri ölçülmüyordu ama ben kendimden biliyorum, sahada basmadığım yer kalmadı. Maç bitiminde tünele giderken Fernández yanıma geldi ve bana You animal dedi. Yani bu kadar nasıl koştun der gibi… Sonra bir şey daha oldu. Arkadan kolumdan tuttu ve formanı bana verebilir misin dedi. Şampiyonlar Ligi maçından sonra rakip takımın hocasının senden forma istemesi… Tarif edilemez bir gurur. Formayı hemen verdim. Meğerse oğlu Răzvan Lucescu için istiyormuş. İşte Lucescu böyle bir insandı… Oyuncusunun formasını, oğluna götürmek için isteyen bir teknik direktör. Bu, onun ne kadar farklı bir karakter olduğunu anlatmaya yeter. Galatasaray ile şampiyon oldu, Beşiktaş ile şampiyon oldu… Ama bir tek fenerbahçe ile olamadı. Çünkü olmadı, nasip olmadı. Zaten UEFA Cup 2000 Final de onların stadında kazanıldı… Kaderin ayrı bir cilvesi. Bir gün İtalya’dan getirdiği çok şık bir pardösü giymişti. Hepimiz çok beğenmiştik. Bir süre sonra antrenmana geldik… Tam 24 tane aynı pardösü almış ve bütün takıma dağıtmıştı. İşte böyle bir adamdı. Onu kelimelere sığdırmak gerçekten zor. Bana kattıkları, bana verdiği değer, kurduğu o baba-oğul ilişkisi… Hepsi için minnettarım. Türk futbolu çok büyük bir değerini kaybetti. Mekânı cennet olsun.

Harrry Kewelll 10 🇳🇬

80,899 views • 5 months ago

“Ölmekten beter…” Depremin üstünden kaç gün geçmişti hatırlamıyorum… Bir kadın ağlayarak, bu cümleyle isyan ediyordu… O isyanı izledikten sonra anladım ve asla unutmadım aslında ne kadar boş bir hayat yaşadığımızı… Kaç kişi ayrıldı aramızdan… Kaç sevgili, kaç anne, kaç evlat, kaç eş, kaç baba… Bir daha hangimiz için aynı olabilir bu hayat? Bir muhabir “enkaz altında insanlar sesimi duyup umutlanmasın diye sessiz yürüyorum” sözleriyle yaşadıklarını anlattıktan sonra… Enkazın üstünde bir babanın, ölen kızının elini tuttuğunu gördükten sonra… Olamaz… Unutamayız… Devam edemeyiz… Orda hala insanlar ağlıyorken biz burda gerçekten gülemeyiz. Hatay’a gittim, çocukları gördüm, anneleri gördüm… En başta söylediğim “Ölmekten Beter” hissini yaşadım. Deprem enkazında bir not bulunmuştu “özür dilerim sevgilim, seni seviyorum” yazan… O notun fotoğrafını bana biri gösterdi. Haklıydı, hayat bu kadar kısayken küs kalınmamalı, insan sevdiğine,seni seviyorum diyebilmeliydi ama gerçekten sevenler… Çünkü bunu da bu felaketle öğrendim; seven sevdiğini ölüm anında bile bırakmıyor, bırakamıyor… O değil yanında, hayatta olmasa bile seviyor… Elini bırakmıyor… Vazgeçmiyor… Vazgeçmemek ne demek orada o felaketi yaşayan insanlar öğretti… Çok ağladım, küs gidenlere, aşık gidenlere, sevdiğine doyamadan gidenlere… Her şey gitti, bitti… Bir daha oralarda ne zaman gerçekten bir çiçek açar, ne zaman gerçekten biri kahkaha atar… Sanıyorum hiç bir zaman… Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Adana, Kilis ve Elazığ sizi hiç unutmadık. Allah’a dua ediyorum bir daha böyle bir acı yaşamamak için… Acılarınızın hafiflemesi için… Dua ediyorum…

HADİSE

143,737 views • 2 years ago

🚨"Vedat Muriqi'yi Lukaku'ya tercih ederim" 🗣️Uğur Karakullukçu: "Ben Vedat'ı her zaman beğeniyorum. Ben hatta şöyle bir şey açabildim. Rizespaspor'dan şimdi Galatasaray da istiyordu o dönem. Fenerbahçe alınca o dönem Fenerbahçelilerde daha yüksek profil bir beklenti vardı. Daha büyük bir isimli bir yıldız. Ben tepki görmüştüm ya Vedat çok iyi olacak. Fenerbahçe acayip bir adam aldı falan. Bayağı bir tepki görmüştüm. Onu hatırlıyorum ben. Vedat bir kere gerçekten tam klasik santraforu biraz daha hareket uzun boyu hava hakimiyeti var tamam ama fiziksel kuvveti, bunun yanı sıra servisçiliği, hakikaten o dönem çok büyük çıkış yakalamıştı. Biraz hatta prime'ını yani çıkışını geç yakaladığı için dediğim gibi imaj olarak haksızlığa da uğramıştı ama Fenerbahçe'de çok net bir performansla Lazio'ya transfer olmuştu. Ama o dönemde prime İmmobile artık hani Lazio'nun artık en büyük efsanesi gibi bir muamele görürken gol kralıydı. Doğal olarak orada istediği ortamı bulamadı. Çok kolay değildi ama kısa sürede transfer yaptı. Mallorca'da da bu yaşına kadar her zaman La Liga'da fark yaratan bir oyuncuydu. Varlığıyla stoperleri rahatsız ediyor. Servisi var. Müthiş bir bitirici olmayabilir ama her zaman doğru vuruşu yapıyor. Kuvvetli takım oyuncusu. Bencil değil. Arkadaşlarına alan açıyor. Yani daha bir santrafordan ne bekler insan? Bence daha fazlası çok da kolay değil. Şöyle söyleyeyim ben. Yani eğer bir bana diyorsan ki ya Uğur bugün Fenerbahçe'nin bütün yıl boyunca en çok katkı verecek santraforuna karar ver. Lukaku mu? Lukaku da çok büyük bir isim. Hakikaten sanılandan daha hazır gördüm ben. Ama ona rağmen ben Vedat'a daha güvenilir buluyorum. Ya Vedat sayesinde sen Lukaku'nun ya acaba olur mu olmaz mı tereddüne düşmüyorsun. Sezon boyunca Fenerbahçe'nin santraforunu bence garanti altına alan bir ikili. Ama temelde Vedat ya ben çok benim beğendiğim bir oyuncu Vedat."

Fener Global

23,856 views • 19 days ago

Filipe Luis, kendisini en çok etkileyen ve oyun anlayışına en çok etki eden teknik adamları anlatıyor. ''Kariyerimin büyük bölümünü Simeone ile geçirdim. O, futbola bakış açımı ve hayata bakışımı tamamen değiştirdi. Daha rekabetçi biri oldum. Şampiyon olmayı gerçekten istemeye başladım çünkü o bu duyguyu kalbime yerleştirdi. Onunla çalışmadan önce böyle hissetmiyordum. Beni en çok değiştiren kişi o. Ama kariyerim boyunca birçok teknik adamla çalıştım. Her biri bana yeni bir şey öğretti. Mourinho ile çalıştık, o harikaydı. Ondan çok şey öğrendim. Oyunculara davranış biçimi, kim olursa olsun fark etmiyordu; herkesle konuşur, herkesten aynı disiplini isterdi. Sözlerinde büyük bir kararlılık vardı, bu da hoşuma gidiyor. Taktiksel olarak her teknik direktörden bir şeyler öğrendim. Jorge Jesus’un oynattığı futbolu çok sevdim. Çok yoğun bir baskı sistemi ve savunma anlayışıyla ilgili bana çok şey öğretti, ayrıca geriden oyun kurma konusunda da katkısı oldu. Futbolun her sezon değiştiğine inanıyorum ve bu yüzden çok çalışıyorum. Her sezon bazı hocalar yeni şeyler yapıyor ve onları örnek alıyoruz. Ben biraz kopyacıyım, açık konuşayım; ne Cruyff’um ne Guardiola, yeni bir şey icat etmiyorum. Birbirine yakın olan, birbirini hisseden oyuncuları çok seviyorum. Birlikte oynarken keyif alan oyuncular gerçekten çok önemli. Oyuncuların her zaman bir çözüm bulabileceklerini bilmeleri hoşuma gidiyor. Hiç kimse toptan kaçmamalı. Oyuncularımdan en çok istediğim şey bu. Bu anlayış ilk kez Simeone ile çalıştığım dönemde yerleşti. Sahada ne yapmam gerektiğini, her durumda neyi nasıl yapacağımı gayet iyi biliyordum. Taç kullanacaksam nasıl atmam gerektiğini bilirdim, kornerde nerede durmam gerektiğini bilirdim. Şimdi oyuncularıma da aynı şekilde bildiğim her şeyi öğretmeye çalışıyorum.''

Dolmabahçe Post

88,705 views • 3 months ago

Şampiyon Galatasaray Yağız Sabuncuoğlu: Aslında sadece geçen haftanın reyaveti değil, geçtiğimiz haftadan da bu haftaya böyle bir küçük pasaj sunulacaksak, Talisca'nın kaçırdığı penaltıya kadar da zaten derbiye iyi başlayan bir Fenerbahçe vardı ama ondan sonra tam anlamıyla darma duman oldu ve Galatasaray o maçı kazanarak buraya geldi. Şimdi ben reyavet konusuna katılmakla beraber şunu da söyleyeceğim. Bence artık miyadını dolduran oyuncu sayısı çok arttı Galatasaray'da. Biz yıllardır Galatasaray'ın iskeletinin hep iyi olduğunu, Fenerbahçe'nin şampiyon olmak istiyorsa kale, orta saha, stoper, center forward bu dört yerde Galatasaray gibi bir iskelet kurması gerektiğini söylerken ama Galatasaray'ın artık mevcut iskeletinde süre aşımına uğrayan oyuncular var. Geçtiğimiz sene Mustera gitti, Uğurcan geldi. Yerine iskelet değişimi çok başarılıydı ama onun dışında bir iskelet çok fazla bozulmadı. Yine işte tandemde Davinson bugün bence sahanın en kötülerindendi. Torreira sakatlandı ama birkaç haftadır hatta belki de iki ay falan olabilir. Uzun süredir yoktu. Geçen haftayı sadece biraz ayırıyorum. Son bir ayda derbi müthiş oynadı. Onun dışında hiçbir maçta yok. En ileri uca bakıyorsun. Victor Osimel sakatlık dönüşü çok fazla bir şey yapamadı ama şunu da görmek lazım. Bu sezon Galatasaray evet iki hafta kaldı ve şampiyonluğu verme ihtimali yok denecek kadar az ama Galatasaray bu sezondan dersler çıkartması gerekiyor. Yoksa önümüzdeki sezona giderken problemli bir oyunla gidecek. Son 3 sezonda Galatasaray dominant futbol artık alışkanlık haline getirmişti. Özellikle o 102'ye 99 biten sezonda inanılmaz bir futbol, inanılmaz bir oyun ama bu sezon gerçekten Galatasaray şampiyon olursa son 4 senedeki açık ara en kötü oyun planına sahip ve çok çok çok fazla kötü maç oynayarak bunu alacak. Taraftarı ayıp ediyor dedin ya bence başta burada ayıp ediyor çünkü Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'yi mağlup ettikten sonra. Samsun Spor kazansaydı Avrupa potasına girme ihtimali vardı. Bu bir motivasyondur. Ama Galatasaray'ın motivasyonu daha büyüktü. Ben burada hep teraziye koyarım yani iki takımı. Şampiyonluk motivasyonu olması gerekiyordu. Ama bugün Yunus'un inanılmaz golü varken iyi de bence mücadele etti bugün. Onun dışında gereken hiçbir oyuncuda ekstra bir şey yoktu. Günay Güvenç'in de bence kariyeri bugün. belki de son maçına çıktı Galatasaray'da. Yani ilerleyen dakikalarda konuşuruz ama bugün gerçekten Galatasaray iyi oyundan öte böyle ruhsuz dersin ya, ruhundan uzak, şampiyonluk motivasyonundan uzak ve yıllar sonra mesela ben çevremi de biraz analiz ediyorum. Bütün Galatasaraylı arkadaşlarım böyle Mart'ta falan başlarlardı liderken Mayıslar bizim demeye. Bu sezon Galatasaray'ın oyunda oyun hiçbir zaman Mayıslar bizim dedirtemedi ki unutmayalım şunu şampiyonluğu büyük ihtimalle Galatasaray olacak buna rağmen. Ya öyle bir şey...

Galatasarayultrataraftar

24,942 views • 4 months ago

Yusuf Demir: "Yani, sisteme alışmam, nasıl işlediğini anlamam biraz zaman aldı. Çünkü orası gerçekten bambaşka, bambaşka bir dünya. Ve evet, ilk zamanlar aslında çok, çok iyiydi, çok, çok güzeldi. Sonra U21 Milli Takımı ile Avusturya'da bir kampımız oldu, Galler'e karşı ve sanırım Karadağ da vardı. Sonra Galler maçından sonra döndüm, bileğim böyle, şişmiş, sakatlanmış. Sonra aslında Adana'ya uçmamız gerekiyordu. Yani ben bir gün sonra tabii ki İstanbul'a gittim. Sabah antrenmanımız vardı ve ben 'Ayağımı ayakkabıma sokamıyorum, antrenman yapamıyorum. Orada nasıl oynayacağım?' dedim. Sonra takım doktoru dedi ki: 'Evet, tamam, içeri gir. Kabine gir, hemen geliyorum.' Ben de: 'Evet, böyle bileğe ne yapabilirsin? En fazla bana ağrı kesici verebilirsin.' 'Yok, yok, onu enjekte ederiz ve o zaman seninle birlikte gelirsin.' Bunu tabii ki kabul etmedim. O konuda da çok problem oldu, tıbbi açıdan, öyle diyeyim, ah, gerçekten çok şaşırdığım noktalar oldu." Sunucu: "Yani senin için de zor bir dönem oldu bu yüzden." Yusuf Demir: "Evet, yani Galatasaray'ın kırk milyondan fazla taraftarı var, tüm dünyada. Ama içeride yaşananlar, bunu bence çok az kişi görmek ister." Sunucu: "Galatasaray'a dönersek, çok başarılı geçmemiş olsa da, bu adımı attığın için pişman mısın, yoksa bu, yanında götürdüğün bir deneyim mi?" Yusuf Demir: "Hayır, pişman değilim. Şimdi üç yıl kaldım, yani toplamda dört yıl oradaydım, ama hani bir yıllık olarak geçirdim. Dört ya da beş kupa kazandım. Yani, tabii ki pişman değilim." (SK Rapid Podcast)

Peşindeyiz Galatasaray!

45,396 views • 1 month ago

"Clarence, Ajax'tan gelmişti, Şampiyonlar Ligi'ni kazanmıştı ve o yüzden her şeyi bilen biri gibi davranıyordu. Harika bir kişilik ve bir profesör havası... Antipatik mi? Tam tersi, harika bir adam! Takım sunumları bir otelde yapıldı. Otel girişinde gösterişli taytları, çok belirgin popoları ve renkli tişörtleri olan bir dizi iri siyah adam gördüm. İçeri girdim ve meşhur patavatsızlığımla 'Dışarıdaki karnaval da ne?' diye bağırdım. — Kapa çeneni! Hepsi Seedorf'un yakını!.. Ne salağım. Sonra arkadaki iki siyah adamı işaret ettiler. Neyse ki beni duymamıştı. Kendimi tanıtmaya gittim. Onu daha önce hiç görmemiştim, omzuna vurdum: Hoş geldin, ben Sinisa! Tercüman araya girdi: Bu babası. Clarence diğeri! İkinci salaklığım... Seedorf'un inanılmaz bir fiziği vardı, kas yığınıydı; yontulmuş karın kasları, meşe ağacına benzeyen kalçaları vardı ama yine de bok gibi yiyordu: cipsler, sosisli sandviçler, hamburgerler, soslar... Tüm o fiziği Tanrı vergisiydi. Birkaç ay sonra kendine siyah camlı, içi siyah, kömür grisi bir araba aldı. Araba akşamları ortaya çıktığında kendi kendine gidiyor gibiydi. Sonra Clarence gülümserdi, aniden zifiri karanlıkta bembeyaz dişleri ortaya çıkardı ve ancak o zaman fark ederdik: Seedorf gelmişti... Bacaklarında güç, üstün bir oyun görüşü, uzaktan şutları ve vizyonu vardı. Yavaş görünüyordu ama bir şekilde ilerlemeye devam ediyordu ve siz onu yerinden kıpırdatamıyordunuz. Eğer topu size nişan alırsa on defadan dokuzunda mahvoluyordunuz... Bire bir oynadığımızda Eriksson onu markaj için hep önüme koyardı. Bir keresinde itiraz ettim: Mister, neden hep o? Onu durdurmak için yapabileceğiniz tek şey, onu dövmekti..." - Mihayloviç

calciolog

43,212 views • 1 year ago

Inzaghi’nin doğum gününde onu Galliani’den dinliyoruz: "Inzaghi'nin önemli teknik noksanları vardı ancak hiç kimse kafaca ondan daha güçlü değildi, hiç kimse onun konsantrasyon ve irade kapasitesine sahip de değildi. Kimse takım arkadaşlarının niteliklerini ve rakiplerinin zaaflarını onun gibi inceleyemezdi. Bir Stasi ajanından daha beterdi: Herkesi fişliyordu. Rakip stoperin büyükannesinin ne iş yaptığını bile bilirdi. Bana hangi takım arkadaşı frikik kullanırsa ilk, hangi takım arkadaşı frikik kullanırsa ikinci direğe gideceğine kadar açıklardı. Rakibinin menisküs ameliyatı olduğunu ve sola dönmekte zorlandığını bilirdi, bu sayede ona o tarafından hücum ederdi. Bir keresinde bana şöyle demişti: 'Ben topa doğru gitmiyorum, top bana doğru geliyor...' Verdiği his tam olarak buydu çünkü çalışması ve konsantrasyonu sayesinde Pippo her zaman doğru zamanda doğru yerdeydi. 2002-03 Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde San Siro'da Ajax'a karşı oynadığımız meşhur maç… Yarı finale çıkmak için kazanmak zorundaydık ama 90'ıncı dakikada durum hala 2-2 idi. Maldini'nin gönderdiği topa Ambrosini kafayı uzattı. Chivu erken davrandı ama Pippo yine de ceza sahasına doğru koştu çünkü Rumen savunmacının sık sık kaydığını biliyordu. Chivu gerçekten de düştü, top Inzaghi'ye geldi ve o da hafif bir dokunuşla topu kalecinin üstünden aşırdı. Tomasson'un topu kale çizgisinden ağlara gönderdiğini gördüğümde gerçek bir dehşet yaşadım. Yan hakeme baktım ve bayrağını kaldırıp ofsayt vermemesi için dua ettim. Orta hakem, Tanrı'ya şükür, santrayı gösterdi. Ama ne zaman o maçı düşünsem o dehşet anını yeniden yaşıyorum. Hangi forvet rakibinin kayıp düşeceğine dair bahis oynar? Bir sonraki maçta hangi takıma karşı oynayacağını bile bilmeyen oyuncular var..."

calciolog

154,407 views • 1 month ago